“Kendi kendimizin doruğuna yükseldiğimiz zaman; hayattan, ölümden, sonsuzluktan konuşmak ne kadar kolay, ne kadar doğal gelir. Sonradan, o izlerin üstüne yeniden düştüğümüzde, böyle konuşmuş olduğumuza nasıl şaşarız. Hayır, iyice farkındayım, Creezy ile beraber olduğum sürece beni bir öte dünyanın, sadece sisler içinde belli belirsiz seçebildiğim bir acunun eşiğine kadar götüren bir şeylere dokunuyordum. Ama neydi o dokunduğum? Bilmiyorum. Belki de hiçbir zaman bilmeyeceğim. Biz hepimiz metnini bilmediğimiz ya da metni bizim için okusak da anlaşılmaz kalan bir piyeste oynuyoruz; deney bir işe yaramıyor bu oyunda. Mutluluk ya da mutsuzluk elimizden kaçıp giden o şeyin iki karanlık yüzünden ibaret.

Bu oyunun adı: öteki kişi.”

Félicien Marceau’nun Goncourt Ödülü alan Bir Tanem romanında evli ve iki çocuk babası bir milletvekilinin, güzel ve güzel olduğu kadar da gizemli olan genç bir modelle yaşadığı tutkulu aşkı, Cemal Süreya’nın şiir tadında çevirisiyle okuyacaksınız.

12,80 ₺ KDV Dahil
16,00 ₺ KDV Dahil

Sıra dışının krallığına hoş geldiniz! Casus, savaş pilotu, çikolata tarihçisi ve tıbbi buluşlar yapan bir mucit: Roald Dahl, yazdığı kitaplar kadar renkli bir yazar. Charlie’nin Çikolata Fabrikası ve diğer çocuk kitaplarıyla tanınan Dahl’ın yetişkinlere anlattığı hikâyeler de bir o kadar sihirli.

Roald Dahl, bu kez sürpriz ve gerilim dolu öyküleriyle yetişkinlerin aklına ve yüreğine sesleniyor. Kocasından intikam alan kadın eve gelen polislere ne ikram eder; sol elinizin serçeparmağına gerçekten ihtiyacınız var mı; şarap bilginizi nasıl geliştirip bahse girersiniz; bahçeden kopardığınız çiçek çığlık mı atar ağlar mı – bu soruların cevaplarını bu kitapta bulacaksınız.

Roald Dahl’ın alışılmışın dışındaki öyküleri, intikamlar, umutsuz arayışlar, acı anılar, tiksindirici fantezilerle garip ve beklenmeyen olayları dile getirerek tüylerinizi ürpertmeyi başarıyor.

20,40 ₺ KDV Dahil
25,50 ₺ KDV Dahil
Bu yıl 80. yaşını kutlayacak olan Mıgırdiç Margosyan’ın tüm eserlerini bir araya getiren Fıllaname tek sefere mahsus özel baskısıyla yayımlanıyor. Özellikle Diyarbakır’ı anlattığı öykü ve anlatı metinleriyle bilinen Margosyan’ın eserleri, ilk kez Türkçe olarak basıldığı 1992’den bu yana büyük beğeni kazanmış, geniş bir okur kitlesine ulaşmıştı. Fıllaname, usta yazarın o günden bugüne kaleme aldığı beş kitabı bir araya getirirken, sanatçı Emre Zeytinoğlu’nun Margosyan’ın öykülerinden esinlenen çizimleri ve sunuş metniyle zenginleşiyor. Kalın kapaklı ve renkli olarak basılan kitap, sadık Margosyan okurları ve usta yazarın edebiyatıyla tanışmak isteyenler için büyük bir fırsat sunuyor. 
Gâvur Mahallesi ve çevresindeki günlük yaşantıyı 1915’lerden 1940’lara, oradan bugünlere taşıdığı rengârenk öyküleriyle yörenin yitip gitmekte olan toplumsal hafızasına adeta bir cansuyu veren, bölge insanına, gelenek ve göreneklerine dair birbirinden değerli tanıklıklarıyla adeta ayaklı bir Diyarbakır ansiklopedisi olan Mıgıdiç Margosyan’ın edebi verimi Diyarbakır için daima çok değerliydi. Ancak, özellikle son yıllarda yürütülen operasyonlarla adeta yeryüzünden silinen, içinde Gâvur Mahallesi’ni de barındıran Sur’un yürek yakan son halinden sonra Margosyan’ın öyküleri ve anlattıkları, bir başka anlam, bir başka değer daha kazanıyor. Yazarın tüm eserlerini bir araya getiren Fıllaname de, bu koşullar altında salt bir kitap olmaktan çıkıyor, adeta geçmişin kayıp seslerini yarınlara taşıyan ve halen çağıldamakta olan bir kaynak halini alıyor. Ancak edebiyatın saf ve temiz suyunun yüklenebileceği türden bir sorumluluk bu. Mıgırdiç Margosyan’ın eserleri, Diyarbakır’a, Gâvur Mahallesi’ne, hepimize, hal ve ahvalimize dair çok şey anlatmaya devam ediyor.
64,00 ₺ KDV Dahil
80,00 ₺ KDV Dahil

Altı yaşındaydım; çok karlı bir gece, Kars’ta, gece saat 3’te annem başka bir arabaya bindi ben başka bir arabaya. Onlar öndeydi, biz arkada. Kırmızı ışıklarını takip edecektik ve böylece bilecektik. Neyi? Güvende olduklarını, yaşadıklarını... Kırmızı ışıklar gözden kayboldu, tedirgin oldum, küçücük yaşıma rağmen anladım, ama sanki boğazıma bir şey geldi oturdu, konuşamadım. Ne çırpınabildim ne ağlayabildim. Ve bu konuda, o gece hakkında yıllar yılı hiçbirimiz konuşmadık.

Flamingolar Pembedir benim alternatif hayat hikâyem. Küçük bir kız çocuğu hiç konuşmadan, hep dinleyerek, bütün varlığıyla hayatı anlamaya çalışır. Onu teselli eden tek bir yer vardır, kayığı, yani annesinin kayıp kucağı. -Aslı Perker

“Seviyorum. Ama insan sevdiğini öldürür mü?”

“Ahhh. Sen nasıl bir soru sordun Bahriyeli? İnsan sevdiğini öldürür. Hem de her gün.”

19,20 ₺ KDV Dahil
24,00 ₺ KDV Dahil

Mario Levi’nin Size Pandispanya Yaptım romanının başrolünde

15. yüzyılda İspanya’dan Osmanlı topraklarına göç eden Sefaradların günümüze dek taşıdıkları yemek kültürü var. Gizemli olaylar, yıllarca yaşatılmış bir aşk, eski defterler, mektuplar ve efsanelerle ilmik ilmik örülmüş bu roman bizi aynı zamanda bir ailenin tarihinde yolculuğa çıkarıyor. Mutfakta pişen yemeklerin, o kalabalık sofraların tadı damağınızda kalacak. Merak etmeyin, tarifler de Mario Levi’nin usta kaleminden yerini almış romanda…

23,20 ₺ KDV Dahil
29,00 ₺ KDV Dahil

Kültür sanat dünyasının medya ayağından bilirdik Sibel Ateş Yengin’in imzasını. Şimdi, kurgu dünyasına gözü pek bir giriş yapıyor. Mırıldanarak.

Sibel Ateş Yengin’in ilk öykü kitabı Bu Evde Kimse Yaşamıyor yaşamda küçük inceliklerin hâlâ yaşadığını iddia ediyor. Küçük, incecik, sessiz, belki köşede.

Bu bir ilk kitap. Şifasını kendi buluyor. Derdine derman oluyor.

O evde kim yaşıyor?

“O ilk gece buz gibiydi yanakların. Ellerin… Ellerin soğumamıştı henüz. Anne. Çok yalnız kaldım anne. Bak sana ilk kez anne dedim. An. Ne. Anne. Annn ne! Anne. Aaannne.Duydun mu beni anne. Anne. Elimi tutmasan da gözüme bakmasan da saçlarıma dokunmasan da bu evin bir annesi vardı. Beni sensizliğe alıştırmanın bir yoluydu bu. Biliyorum. Sevdiğindendi uzak durman. Değil mi anne. Çok sevdiğindendi. Ölü de olsa bir anneye sarılmak huzur verir. Öyle değil mi anne… Öyleyse derdime derman olacak, şifamı kendim bulacağım…”

12,00 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil

Başımı göğsüne dayayıp

Ağlamamı bekleme benden

O baş çoktan ayrıldı gövdesinden

Ruhun bedenden ayrılması gibi

Sessizce, ama onurlu

Gitme kal, diyemem

Git…

Bu baş bunu da atlatır

Ama…

Yürek için söz veremem!

19,20 ₺ KDV Dahil
24,00 ₺ KDV Dahil

O KENDİ GÜÇLERİNİ KABUL ETMESE BİLE TÜM DÜNYANIN O GÜÇLERE İHTİYACI VARDI

Güneşin Elçisi Alina Starkov, Karanlıklar Diyarı’ndaki karmaşayı ardında bırakarak bambaşka topraklara doğru yola çıkar, ancak kaderinden ve geçmişinden kaçmak sandığı kadar kolay olmayacaktır. Karanlıklar Efendisi tüm gücü ve ölümcül planlarıyla yeniden karşısına çıkmaya hazırlanmaktadır.

Alina, Karanlıklar Efendisi’ni yenmek ve ülkesini özgürlüğüne kavuşturmak için gereken güce ulaşmak zorundadır. Bu sebeple de uzun ve tehlikelerle dolu bir yolculuğu göze almalıdır.

“Eşsiz ve büyüleyici tasvirlerin her sayfasında kendini hissettirdiği Kuşatma ve Fırtına’nın kendine özgü dünyası onu benzersiz kılan etkenlerden sadece biri.”

-Booklist-

“Mükemmel bir kurgu ve aksiyonla harmanlanmış bu sürükleyici roman okurların hayal gücünü harekete geçirmekte oldukça başarılı."

-The Los Angeles Times-

“Bardugo yine fantastik edebiyatın nasıl yazılması gerektiğini ispatlar nitelikte bir romana imza atmış.”

-The New York Times-

“Kuşatma ve Fırtına’yı bitirdikten sonra onun daha önce okuduğunuz hiçbir kitaba benzemediğini anlayacaksınız.”

-Publishers Weekly-

23,20 ₺ KDV Dahil
29,00 ₺ KDV Dahil
Yirminci yüzyıl edebiyat ve felsefe tarihinde Yeraltından Notlar kadar büyük etki yaratmış, sık referans gösterilmiş ve üzerinde durulmuş çok az metin vardır. “Yeraltı Adamı” kısa sürede çağdaş kültürün söz haznesinin ayrılmaz bir parçası oldu ve Hamlet, Don Quixote, Don Juan, Faust gibi ölümsüz kahramanlar arasında yerini aldı. Nietzsche felsefesi, Freudizm, ekspresyonizm, sürrealizm, varoluşçuluk gibi pek çok çağdaş düşünce akımının taraftarı Yeraltından Notlar’ın adsız kahramanını kendi yandaşı olarak gördü. 
Hem felsefi ve politik bir polemik metni, hem toplumsal bir hiciv, hem de nörotik bir bireyin psikolojik tahlili olan Yeraltından Notlar, Dostoyevski’nin olgunluk dönemine ait büyük ideolojik romanlarının âdeta bir girişi, prelüdüdür. Burada ortaya atılan pek çok soru ve tez, Suç ve Ceza, Budala, Ecinniler, Delikanlı ve Karamazov Kardeşler romanlarının konularını oluşturacaktır. 
Nuri Yıldırım’ın Rusça aslından yaptığı yepyeni çeviriyle Yeraltından Notlar, okunmayı hak eden kitaplardandır. 
Bildiğiniz gibi, akıl güzel bir şeydir, beyler, buna şüphe yok, fakat akıl yalnızca akıldır, o kadar! İnsanın yalnızca düşünme, akıl yürütme melekesini kullanmasına fırsat verir, onu tatmin eder; halbuki arzu bütün bir hayatın, yani, aklıyla, dürtüleriyle, hevesleriyle bütün bir insan hayatının tezahürüdür. Gerçi hayatımızın bu tezahürü kısmen değersiz, sefil bir görünüm sergileyecektir, ama ne olursa olsun yine de hayattır, sadece bir karekök alma işlemi değildir.
14,40 ₺ KDV Dahil
18,00 ₺ KDV Dahil

Avaz avaz bağıracak gücümüz varken, suskunluklar peydah olur dilimizde. Onsuzluğu hatırlatan sokaklardan sessiz sedasız geçerek, kendimizi unuttuğumuz çıkmazlara gireriz.

Bir gece yarısı yutkuna yutkuna düşünürken maziyi, beyaz kağıtlara fısıldar, yıkık dökük cümleler toplarız harf harf.

Açığa vurdukça kutsallığı kaybolur bazı şeylerin.

Kayboluruz ama kaybetmeyiz sevdasını sırtına yüklenmiş onurumuzu. Sevmekten, hep sevmekten, çok sevmekten bahsedenlerin aksine, güzel severiz, çok güzel severiz, en güzel biz severiz!

Ve kimsenin haberi olmaz bundan...

Muhammet Recep Arar’ın kaleminden, tıpatıp kelimelerin bilindik hikayelerde anlattığı aynılaşmış sevdaların uzağında, başka cümlelerle, sessiz ama çığlık çığlığa sevmiş yüreklere...

“Ya Biz Ya Hiç” diyebilecek kadar derinden sevebilenlere...

15,20 ₺ KDV Dahil
19,00 ₺ KDV Dahil
GÖZBEBEKLERİNİN BÜYÜMESİNİ, YANAKLARININ ARZUYLA PEMBELEŞMESİNİİZLİYORUM. BENİ İSTİYOR. BEN DE ONU İSTİYORUM. DUDAĞINI ISIRIYOR. ARTIK DAHA FAZLA DAYANAMIYORUMKARANLIĞIN ELLİ TONU… BU SEFER ANLATMA SIRASI CHRISTIAN GREY’DE… 

E L James, tüm dünyada milyonlarca okuru peşinden sürükleyen aşk masalına daha derin ve karanlık bir boyut vererek Christian’la Anastasia’nın hikâyesine geri dönüyor. 
TUTKULU VE YAKICI ilişkileri kalp kırıklığı ve suçlamalarla sona erdi ama Christian Grey, Ana Steele’i ne aklından ne de teninden atabiliyor. Onu geri kazanma azmiyle en karanlık arzularını ve mutlak kontrol ihtiyacını bastırmaya, Ana’nın istediği şekilde onu sevmeye çalışıyor. Yine de çocukluğunun korkuları hâlâ peşinde. Sırdaşı ve terapisti Dr. Flynn, Christian’ın şeytanlarıyla yüzleşmesine yardım edebilecek mi? Yoksa baştan çıkarıcı Elena’nın sahip olma arzusu ve eski kölesi Leila’nın kendini adamışlığı Christian’ı geçmişine mi sürükleyecek?Ve Ana’yı gerçekten geri kazansa bile, bu kadar karanlık ve arızalı bir adam onu elinde tutabilecek mi?
31,20 ₺ KDV Dahil
39,00 ₺ KDV Dahil

Muzaffer Oruçoğlu’nun dört ciltlik roman dizisi Grizu, Türkiye’de kömür madenleri odağında işçi sınıfının gelişimini her bir ciltte ayrı bir tarihsel döneme odaklanarak ele alıyor. Yazarın başyapıtı olarak görebileceğimiz bu eseri bir çeşit belgesel roman olarak okumak da mümkün. Fakat Oruçoğlu Grizu’da da esrarlı, delişmen, taptaze roman dilinden ödün vermiyor.

Grizu, müthiş ayrıntılı saha anlatımına, madencilikle ilgili yakından gözlemlerle beslenen gerçekçiliğine, romanın arka planında her biri yakın dönem Türkiye tarihini şekillendirmiş büyük tarihsel olayları ele almasına rağmen özenli dili, etkileyici karakter çizimleriyle okura bir roman, hem de büyük bir roman olduğunu her satırda hatırlatıyor.

Oruçoğlu çok az çiğnenmiş bir patikaya saparak yazdığı bu “işçi sınıfı romanı”yla çileli madenkeşlerden, grizu yanığı işçi ve katır bedenlerinden, zorla çalıştırılan Batı Karadeniz köylüsünden, akıl almaz çalışma koşullarından, sermayeyle kolluk güçlerinin iç içe geçmiş eza uygulamalarından söz açarken işçi sınıfından aldığı emaneti okura “roman” görünümüyle sunuyor. Üstelik bunu yerel söyleyişleri, mesleki jargon ve terminolojiyi güçlü birer roman malzemesine dönüştürerek yapıyor.

9. Abdullah Baştürk Roman Ödülü’ne layık görülen Grizu, edebiyatımızın yüz aklarından biri olarak beliriyor. Her dönemde işçi sınıfına reva görülen uygulamaları ve işçi sınıfının verdiği/vereceği cevabı da hatırlatarak.

30,40 ₺ KDV Dahil
38,00 ₺ KDV Dahil

Fransız Rivierası, 1956: Doğu Alman Gizli Polisi Stasi’nin Başkan Yardımcısı, eski Nazi Erich Mielke, Nice’te, farklı isim altında bir otelde çalışan dedektif Günther’in karşısına çıkar ve onu tehlikeli ve acımasız bir görevi kabul etmeye zorlar. Geçmişinden kurtulmaya çalışan Günther için ikinci tatsız sürpriz, eski asistanı, şimdiyse Stasi’nin adamı olan, hiç güvenmediği Korsch’la birlikte çalışacak olmasıdır. Korsch’la karşılaşması Günther’i 17 yıl geriye, 1939’a götürür.

Almanya, 1939: Adolf Hitler’in Bavyera’daki dağ evinde, düşük dereceli bir bürokrat ölü bulunur. Üçüncü Rayh’ın lideri ellinci doğum gününü kutlamak üzere bu eve gelmeden önce, istemeyerek Naziler için çalışan dedektif Günther’in Korsch’la birlikte katili bulmak için yalnızca bir haftası vardır.

Hikâye bu iki zaman arasında gidip gelirken Kerr bu ikili kurguyu ustalıkla harmanlıyor, gerilimin dozunu giderek artırarak okuru anlatımın içine çekiyor ve bütün olayı hem şaşırtıcı hem inandırıcı bir sona ulaştırıyor.

31,20 ₺ KDV Dahil
39,00 ₺ KDV Dahil

İki baba ve her birinin oğullarıyla sessiz, neredeyse namevcut ilişkisi. Yabancı babalarının esrarını anlamaya çalışan iki aile. Anavatanlarından uzakta, anadillerini kullanamadıkları ülkelerde kendilerini yeniden yaratmaya çalışan göçmenler. Tutkuyla başka yazarların yapıtlarını okuyan ve bu yapıtlardan kalkarak kendi hayatlarındaki bir gizemi kazıp çıkartmaya çalışan yazarlar. Kilit altında tutulan, kolay paylaşılamayan sırlar.

Arjantinli yazar Eduardo Berti’nin otobiyografik öğeler de taşıyan romanı, yaklaşık yüz yıl arayla iki farklı zamanda ilerliyor. Göçmenlik, aile sırları, geçmişle hesaplaşma gibi kadim olduğu kadar günümüzde de yakıcılığını sürdüren meseleleri var. Karmaşık olay örgüsünde hiçbir ayrıntı tesadüfi veya rasgele değil.

25,60 ₺ KDV Dahil
32,00 ₺ KDV Dahil
Bir kadın ve bir erkek... 
Kâinatın yörüngesini değiştirecek kadar güçlü bir gezegen ve ona tabi olacak kadar boyun eğmiş bir yıldız. 
Yüreklerinde yalnızca vatan sevgisi var. 
Ölümden korkmuyorlar. 
Hedefleri, hayalleri köhnemiş ve yıkılmış bir imparatorluktan çağdaş, uygar ve özgür bir yeni ülke yaratmak. 
İki dev onlar... 
Ve devler âşık oluyor... 
Erkek kadına tabancayı uzatıyor, “Önce beni, sonra kendinizi vurun” diyor. 
Kadının rüyaları erkeğin sözleriyle doluyor. 
Birlikte intihar etmek ancak âşıkların işidir. 
Erkek hep ona benzeyen bir kadın hayal ediyor, ama ulaşmak imkânsız. 
Çünkü kadın evli... 
Hayalindeki kadına rastladığını sandığında da hayatının en büyük hatasını yapıyor. 
Büyük aşklar ulaşılmaz olunca nefrete dönüşür. 
Kadın erkekten, erkek kadından nefret ediyor, ama bu nasıl bir nefret? 

Mustafa Kemal Paşa ile Halide Edip’in aşkı elinizdeki kitabın satırları arasında gizli...
25,60 ₺ KDV Dahil
32,00 ₺ KDV Dahil
Fırtına gibi girdi yaşama... Öyle de sürdürdü kısa öyküsünü... Nefes nefese bir serüvendi onunki... Hep asi, hep aykırı, hep âşıktı... Yaşamla yarıştı, çok şey sığdırdı kısa ömrüne... Hapis yattı, acı çekti... Mutlu da oldu... 
Türk edebiyatının cesur ve güzel kadını Sevgi Soysal’ın sıra dışı kısa yaşamını, belgesel/biyografik roman biçiminde yazan Sevim Kahraman; bize sadece yetkin ve büyük bir yazarı değil, kendisini ülkesine ve topluma karşılıksız adayan bir aydın kuşağının acılarını ve umutlarını da anlatıyor. 
12 Mart 1971 faşist darbesine karşı yürütülen o soylu mücadeleye katılmakta bir an bile tereddüt göstermeyen savaşçı bir kadının öyküsü... Ele avuca sığmaz, hınzır, alaycı bir aydının, Sevgi Soysal’ın romanı... 
Orta sınıf bakışının anlayamayacağı bir tutkuyla yaşama ve aşklarına bağlı bir kadının çevresindeki herkesi etkileyen, dahası büyüleyen 40 yıllık çarpıcı yaşamı... 
Bu dünyada “yarım kalan türkü” olan SEVGİ’yi bir solukta okuyacaksınız.
14,40 ₺ KDV Dahil
18,00 ₺ KDV Dahil
“Yabanın sabrı; kararlı, yorulmak nedir bilmez ve inatçıdır. Bir örümceği ağında, bir yılanı yuvasında, bir panteri pusuda saatlerce kıpırtısız tutan, işte bu sabırdır.” 

Jack London’ın başyapıtları arasında sayılan VAHŞETİN ÇAĞRISI’nda, St. Bernard ve İskoç çoban köpeği kırması olan Buck’ın hayatta kalma savaşını okuruz. Alaska’da altın arayıcılarına satılan kızak köpeği Buck için yalnızca uyum sağlayanın hayatta kalabileceği bir savaş başlar. Zorluklarla dolu vahşi doğada Buck nasıl hayatta kalacaktır? Hem insanlar hem de diğer köpeklerle giriştiği mücadeleyi kazanabilecek midir? 
Ayakta kalmak için içgüdülerine mi ses verecektir yoksa kendini yeniden yaratmanın bir yolunu mu bulacaktır?
9,60 ₺ KDV Dahil
12,00 ₺ KDV Dahil
Serpil Çağlayan çevirisi, 
Alfred Kazin’in önsözü, 
Barış Özkul’un sonsözü, 
Yazar ve dönem kronolojisi, 
Kitaba dair görsellerle. 
Ethan Frome, bastırılan duygulara, ruhsal ve fiziksel sefalete yazgılı 
bir yaşam döngüsü içinde ortaya çıkan trajik bir aşk üçgenine ilişkin bir 
başyapıt. 
Hastalık hastası karısı Zeena ile birlikte kapandıkları ıssız çiftlikte 
yıllardır kıt kanaat geçinen Ethan Frome’un günlük rutini, karısının 
kuzeni Mattie’nin çiftliğe gelişiyle değişir. Mattie çiftliğe yeniden 
mutluluk ve güzellik getirir. Ethan ile Mattie her geçen gün birbirlerine 
saplantılı bir şekilde bağlanırken Starkfield’ın marazi bir yalnızlık 
üreten amansız kışı umutlarını bir girdap gibi yutmaya başlar. Yalnızlık, 
umutsuzluk ve ölüm duygusunu 20. yüzyıl Amerikan edebiyatında en 
yoğun şekilde işleyen Ethan Frome, kasveti ve melankolisiyle insanın 
içine işleyen bir başyapıt. 
“Ethan Frome, klasik peri masallarıyla realist toplum eleştirisini 
birleştirmek konusunda en başarılı romanlardan biri.” 
ELIZABETH AMMONS 
“Ethan Frome, birçok eleştirmenin kafasını karıştırmaya aday, 
son derece karmaşık bir metin.” 
LIONEL TRILLING
14,80 ₺ KDV Dahil
18,50 ₺ KDV Dahil

“İnsanları kendilerine rağmen sevebilirdim.

Benim sevgimden ancak insanlıklarından vazgeçerek kurtulabildiler.

Ve işte sonunda, istedikleri gibi bir yabancı,

bir meçhul, bir hiç olup çıktılar.

Peki ya onlardan ve her şeyden kopartılmış

olan ben, ben kendim neyim?”

 

1778 tarihli Yalnız Gezerin Hayalleri Rousseau’nun son eseridir. Edebi ve felsefi bir vasiyetname sayılabilecek bu eserde yazar kendi çizdiği rota üzerinde, doğada ve kendi benliğinde gezintilere çıkar, kendi gerçeğine eğilir. İnce bir kırgınlık ve sorgulayıcı bir dille kaleme alınan bu metin modern bireyin oluşumuyla ilgili ilk örneklerdendir. Yalnız Gezerin Hayalleri’yle birlikte edebiyatta birey nesne olmaktan çıkmış ve özne konumuna yükselmiştir.

12,00 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil

Leydi Alyson MacGillivray bir gemi yolculuğuna çıkar ve inanılmaz bir şey keşfeder: İskoçya’nın gelecekteki kralıyla aynı gemidedir.

Fakat gemilerine korsanlar saldırıp prensi esir aldıklarında ve Alyson’ı boğulmaya terk ettiklerinde bu şaşkınlığı dehşete dönüşür.

Kurt adıyla bilinen Kaptan Jake Maxwell, Kral tarafından prensin gizli seyahatini takip etmesi için görevlendirilmiştir. Alyson’ın vahşi denizle mücadele etmek zorunda kaldığını görünce, onun hayatını kurtarmak üzere hızla harekete geçer.

Çok yakında aralarında tutku kıvılcımları çakmaya başlar ama prensin kaçırılışı sırasında orada bulunması genç kadını büyük birntehlikeye atacaktır.

Eğer aşklarının bir geleceğinin olmasını istiyorlarsa Alyson ve Jake ölümcül sonuçları olan bir plana dahil olmak zorundadırlar.

26,40 ₺ KDV Dahil
33,00 ₺ KDV Dahil

Gazeteci Defne Kaman hakkında ‘Neden Nükleer Enerji Değil?” yazısı nedeniyle soruşturma açılmıştır. Duruşmanın yapıldığı Kayseri’de Defne Kaman’a Türkiye’nin önemli çevre hukukçuları, gazeteciler, çevre ve hayvan hakları aktivistleri, STK temsilcileri destek vermektedir.

Kayseri’ye 13. yüzyılda hastaları müzikle tedavi eden bir şifahâne ve dünyanın ilk tıp okullarından birini yaptırtan Selçuklu kadın sultanı Gevher Nesibe’nin şehrin merkezindeki büstü gazeteci Defne Kaman şehre geldiği gün gizemli bir şekilde kaybolur. Duruşma sabahı yaşanan bir sürpriz gelişme sonrası bu kez Defne Kaman ortadan kaybolur. Gazeteci kadının Kapadokya’da bir sıcak hava balonunda görüldüğü haberi üzerine tüm dostları onu aramaya giderler.

Buket Uzuner, iklim değişikliğinin neden olduğu tabiat felaketlerinin sürdürülebilir temiz enerji çözümleriyle engelleneceğini savunan, hayvan, çocuk, kadın ve çevre hakları destekçisi kadın gazeteci Defne Kaman karakteriyle edebiyata bir iz düşüyor. Yazar, okuru binlerce yıllık kadim Kam geleneğimizin insanı tabiattaki tüm diğer canlılarla eşit kabul eden özünü hatırlamaya davet ediyor.

“Hava, Buket Uzuner’den biyotik dengeleri bozulan gezegenimizde nefesimize nefes katacak çarpıcı bir iklim-kurgu romanı.”

- Serpil Oppermann - EASLCE Başkanı (Avrupa Edebiyat, Kültür ve Çevre Çalışmaları Derneği)

“Buket Uzuner, [Tabiat Dörtlemesi] romanlarında bir eko-şaman gibi, Anadolu kültürü, mitoloji ve tarihten yararlanıp, günlük varoluşumuzla çevremizdeki dünyayı algılayışımız konusunda yüzleşmek için bir keşfe çıkıyor.”

- Pınar Batur, Vassar - College, USA Ufuk Özdağ, Hacettepe Üniversitesi

23,20 ₺ KDV Dahil
29,00 ₺ KDV Dahil
“Tüm bunları yaşayacağımı bilerek geçmişe dönsem, o asansöre yine binerim. Hem de koşa koşa binerim… Koşa koşa…” Evlendiğiniz gece başınıza gelebilecek en saçma şey nedir? Aklınızın sınırlarını biraz zorlayın... Şöyle düşünün, balayı için gittiğiniz otelde, o otele sizin gibi gelen diğer bir çiftin damadıyla asansörde kalsanız ne yapardınız? İnanın bana, asansörün kapısı kapanırken var olan hiçbir şey, o kapı tekrar açıldığında eskisi gibi olmayacak. Bu hikâyeyi, gülmekten okuyamayacaksınız… “Bir aydır seni düşünmeden geçirdiğim bir saniye bile olmadı. Yaptığın her hareketi takip ettirdim. Yaşadığın her şeyden haberdardım. Ben senin 49 kiloya düştüğünü bile biliyorum! Günlerce telefonuna gelen beslenme önerileri mesajları toplu mesaj değildi, onları ben attırdım, sadece sana atıldı. Pembesini bulamadığın o eteği, o mağazaya getirten bendim, her sabah kapına süt bırakılması binanın hizmeti değildi, sadece sana yapıldı, ben yaptırdım. Dışarı her çıktığında dağıtılan çiçekler belediyenin hizmeti değildi, onları ben dağıttırdım. Sana çiçek verebilmek için koskoca bir mahallenin insanlarına her gün çiçekler dağıttırdım. Seni hiçbir yerde işe aldırtmayan da bendim, şirkette açık pozisyon bırakan da, o pozisyona kimseyi aldırtmayan da bendim, çünkü sen gel istedim. Çünkü bana gel istedim. Bana geldiğinde bahanen olsun istedim. Sana bahane vermek istedim…”
22,00 ₺ KDV Dahil
27,50 ₺ KDV Dahil

Parmağını tetikten çek.

Namluyu ağzından çıkar.

Azrail’in işini, Azrail’e bırak.

Derin bir nefes al.

Gözlerime bak.

Kulaklarını dört aç.

Ve beni iyi dinle:

Titanik’tesin.

Yıl, 2019…

Dünyanın en lüks felaketinde başroldesin.

Şimdi…

1] Senin katilini enseleyeceğiz.

2] Seni dirilteni bulacağız.

3] Sen kimsin ahbap, onu anlayacağız.

Titanik’te hiçbir şey göründüğü gibi değil! Ve her an her şey olabilir!

Antika Titanik kahkaha dolu bir felsefi polisiye.

[Antika: Argoda enteresan, şaşırtıcı, sıra dışı.]

Hızlı ve edebî.

Bilgi dolu ve sarsıcı.

Komik ve sürprizli.

Çılgınca bir aşk ve görkemli bir suç hikayesi.

Murat Menteş’in en iyi romanı.

Diğer romanlarının birkaç adım ötesinde, üç-beş basamak yükseğinde.

Antika Titanik edebiyat ummanında, felsefe rotasında, kahkaha dalgalarını aşarak ilerliyor.

“Emsalsiz bir dil, müthiş bir macera.

Aşk, batacağı baştan belli bir geminin yolcusu olmak mıdır, bilinmez.

Bildiğim, Murat Menteş okurken Titanik’ten inilmez!”

ALPER CANIGÜZ

"Tam isabet!"

KAAN ÇAYDAMLI

24,00 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil
Alexandre Dumas (père) (1802-1870): On dokuzuncu yüzyılda Avrupa’yı saran siyasal ve sosyal çalkantıları yaşamasına rağmen daha çok on altıncı ve on yedinci yüzyılın tarihi olaylarını konu alan üç yüzden fazla roman yazdı. Yaşadığı dönemin sevilen ve en çok okunan romantik yazarlarından biridir. Monte Cristo Kontu ilk kez 1844 yılında Journal des Débats’da tefrika edilmiş, Batılı kültür dünyasına tüketilmesi imkânsız bir arketip armağan etmiştir. Sinemaya, tiyatroya, televizyona ve hatta bilgisayar oyunlarına uyarlanmış, hakkında besteler yapılmış bu eser, Fransa’nın, Kral ve taraftarlarının Napoléon’un dönmesinden endişelendiği Restorasyon Dönemi’nde geçer. İftiraya uğrayan Denizci Edmond Dantès, bu şüphe girdabında sevgilisi Mercedes’i, babasını, özgürlüğünü bir anda kaybeder. Acı, korkunç tecrübelerle dolu bu dönemden kaderin cilvesi ve azimle çıkmayı başarır. Artık güçlü, bilgili ve zengin biridir ve aklında tek bir şey vardır: Tanrı’nın adaletinin gereğini yapmak. Doğu’dan gelmiş gizemli bir kont kılığında bir intikam meleği gibi Paris sosyetesinin üzerinde dolaşır ama intikamı yalnızca düşmanlarının değil masumların hayatını da değiştirecektir.
36,75 ₺ KDV Dahil
49,00 ₺ KDV Dahil
Alexandre Dumas (père) (1802-1870): On dokuzuncu yüzyılda Avrupa’yı saran siyasal ve sosyal çalkantıları yaşamasına rağmen daha çok on altıncı ve on yedinci yüzyılın tarihi olaylarını konu alan üç yüzden fazla roman yazdı. Yaşadığı dönemin sevilen ve en çok okunan romantik yazarlarından biridir. Monte Cristo Kontu ilk kez 1844 yılında Journal des Débats’da tefrika edilmiş, Batılı kültür dünyasına tüketilmesi imkânsız bir arketip armağan etmiştir. Sinemaya, tiyatroya, televizyona ve hatta bilgisayar oyunlarına uyarlanmış, hakkında besteler yapılmış bu eser, Fransa’nın, Kral ve taraftarlarının Napoléon’un dönmesinden endişelendiği Restorasyon Dönemi’nde geçer. İftiraya uğrayan Denizci Edmond Dantès, bu şüphe girdabında sevgilisi Mercedes’i, babasını, özgürlüğünü bir anda kaybeder. Acı, korkunç tecrübelerle dolu bu dönemden kaderin cilvesi ve azimle çıkmayı başarır. Artık güçlü, bilgili ve zengin biridir ve aklında tek bir şey vardır: Tanrı’nın adaletinin gereğini yapmak. Doğu’dan gelmiş gizemli bir kont kılığında bir intikam meleği gibi Paris sosyetesinin üzerinde dolaşır ama intikamı yalnızca düşmanlarının değil masumların hayatını da değiştirecektir.
63,75 ₺ KDV Dahil
85,00 ₺ KDV Dahil
2015 Pen Türkiye Şiir Ödülü’nü alan Afşar Timuçin “Sonsuzluk Şarkısı”nda bu şiir kitabı için Sabahat Türel’in kendisiyle yaptığı söyleşide şöyle söylüyor: “Önemli olan yaşamak ve yaşadığını yazmaktır, şiir sözkonusu olduğunda da yaşadığının şiirini yazmaktır. Yaşarken olduğu gibi hiçbir şeyi gizlemeden yazmak, neredeyse mutlak bir içtenlikle yazmak. Kendilerini sakınanlar şiir diye bir takım belirsizlikleri bize sunabiliyorlar. Ne diyor bu adam, neyin şiirini yazıyor diyorsunuz. Ben böyle yaşadım ve böyle yazdım. Gizlisi saklısı olmayan, hilesi hurdası olmayan bir yaşam işte. Yaşadıklarımla övünmem ama yaşadıklarımdan hep hoşnut oldum. Özenli olmazsa kirlenebilir insan, kirlenirken ister istemez bir şeyleri de kirletir. Şiir bir sanattır ama yaşam daha büyük bir sanattır. Yaşamak sanatını beceremeyenler şiir sanatını hiç beceremezler.”
11,25 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil
Beş Şehir'in asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır. İlk bakışta birbiriyle çatışır görünen bu iki duyguyu sevgi kelimesinde birleştirebiliriz. Bu sevginin kendisine çerçeve olarak seçtiği şehirler, benim hayatımın tesadüfleridir. Bu itibarla onların arkasında kendi insanımızı ve hayatımızı, vatanın manevi çehresi olan kültürümüzü görmek daha da doğru olur. Bizden evvelki nesiller gibi bizim neslimiz de, bu değerlere, şimdi medeniyet değişmesi dediğimiz, bütün yaşama ümitlerimizin bağlı olduğu uzun ve sarsıcı tecrübenin bizi getirdiği sert dönemeçlerden baktı. Yüzelli senedir hep onun uçurumlarına sarktık. Onun dirseklerinden arkada bıraktığımız yolu ve uzakta zahmetimize gülen vaitli manzarayı seyrettik.
15,75 ₺ KDV Dahil
21,00 ₺ KDV Dahil
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiiri sembolist bir ifade üzerine kurulmuştur. Aynı anlatım tarzı romanlarına da zaman zaman sirayet eder. "Saatleri Ayarlama Ensitüsü" toplumumuzun bu değişme süreci içindeki durumunu, fertten yola çıkarak topluma varan bir teknikle anlatıyor.
28,50 ₺ KDV Dahil
38,00 ₺ KDV Dahil

Durgun denizin minik dalgacıkları üzerinde, güneşin altın gibi ışıldadığı pırıl pırıl bir sabahtı.



Sahilden bir mil uzaklıkta, denizi kucaklarcasına ilerleyen bir balıkçı teknesi, martılara kahvaltı zamanının geldiğini haber veriyordu. Binlerce martı, bir lokma yiyecek için mücadeleye girişmişti bile. İşte zor bir gün daha başlıyordu.

14,63 ₺ KDV Dahil
19,50 ₺ KDV Dahil

Ey ahalisi dikenli yerküre sorarım sana tek boynuzlu at olmak suç mudur?

26,25 ₺ KDV Dahil
35,00 ₺ KDV Dahil
Harry Potter ve Felsefe Taşı’nın yayımlanışının yirminci yılı şerefine sihir tarihini keşfetmeye davetlisiniz... 
Bu kitap, J.K. Rowling’in kişisel koleksiyonundan daha önce hiç görülmemiş parçalar da dahil olmak üzere British Library’nin arşivlerinden garip, müthiş ve ilham verici parçalarla dolu harika bir eser. Sizi Astronomi’den İksir derslerine, Tılsımlar’dan Kehanet’e Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’nun ders programını derinlemesine keşfetmeye davet ediyor. 
Uzmanlardan oluşan bir kadro, sizi British Library’den ve dünyanın dört bir yanındaki koleksiyonlardan itinayla seçilmiş nadide parçalar arasında gezdirerek, sihirle ilgili bütün konularda size rehberlik edecek. Kadim büyü kitaplarını inceleyecek, gökyüzü kürelerine hayret edecek, Yaşam İksiri’nin sırrını açığa çıkarmayı vaat eden tezhipli bir el yazmasını açacaksınız. Ejderha kanı şişelerine, yılan biçiminde asalara, acayip adamotu köklerine, renkli at-adamlara ve gerçek bir cadı süpürgesiyle karşılaşmaya hazır olun. Harry Potter hikâyelerinin sihir, tarih ve mitle kesişimi hem büyüleyecek hem de eğlendirecek.
90,00 ₺ KDV Dahil
120,00 ₺ KDV Dahil
Hayata gözlerimi açınca aklımda buluştum.Aklıma baktım, çok güzeldi. Beğendim.Aklımla yaşamaya başladım. O ne dediyse, nasıl istediyse öyle yaşadım. Birlikte çıktık yola. O nereye ben oraya…Sonunda çok yoruldum, hayata küstüm, kenara çekildim.Sığınacak başka bir liman, huzur verecek bir yol aradım.“Bir yerde bir eksiklik var” dedim, kendi kendime.“Akıldan başka bir şey daha olmalı” diye düşündüm.Ve Allah, kalbimi bana hatırlattı. Dur, dedim aklıma. Dur bekle! Ve kalbimi gösterdim. Kalbim aklımla arkadaş olunca, iki dünyam ihya oldu!Kitapta akıl ile kalbin birlikte hareket ettiğinde hayatın ne kadar güzelleştiğini okuyacaksınız. Ey dost gel aklının değil, kalbinin çocuğu ol ki, huzur bulasın!
16,50 ₺ KDV Dahil
22,00 ₺ KDV Dahil

Gazeteci Viljar Gudmundsson tüyler ürpertici hikâyelere aşinaydı. O yüzden bir gün, bedeli ödenmemiş suçları olan bir kadını öldüreceğini söyleyen birinden e-posta alınca, yazan kişinin kötü bir şaka yaptığını düşünmüştü. Sonuçta böyle şeyler sadece ucuz polisiye romanlarında olurdu. Fakat ertesi gün sokakta, pencereden atılmış bir kadının cesedi bulunmuştu. Hemen ardından Viljar’ın posta kutusuna da yeni bir mesaj gelmişti. Kendini hâkim, jüri ve infazı gerçekleştiren kişi olarak gören bu yabancı, suçlarının cezasını çekmemiş bir başka kurbandan bahsediyordu. Viljar’ın müfettiş Lotte Skeisvoll ile bir araya gelmesi gerekiyordu. Çok geçmeden katilin onlarla ölümcül bir oyun oynadığını fark edeceklerdi. İpuçlarının hepsi aynı yeri gösteriyor, cinayetler de tuhaf bir şekilde tanıdık geliyordu…

Arka planda ise orkestra şefi batonunu sallıyor ve kendi ağıtını çalıyordu. Ölüm senfonisini. Ellerinde notaları o tutuyordu. Maestro, kendisiydi…

“İskandinav suç romanları sevenler için mükemmel, gerilimli bir kitap.”

- Booklist -

“Karanlık ve biraz da tuhaf bir gerilim romanı. Elinizden bırakamayacaksınız.”

- Library Journal -

“Tüyler ürpertici, komik ve eğlenceli. Tangen hikâye kurgulamayı çok iyi biliyor.”

- Dagbladet, starred review -

“Okumanız gereken gerilim romanları vardır. Geir Tangen de okumanız gereken ustalardan biri.”

- Fyens Stiftstidene -

26,25 ₺ KDV Dahil
35,00 ₺ KDV Dahil

“İflas etmiş birinin elinde kalan en son araç şiddettir ya da eğer çok yumuşak kalpli biriyse, kendi bedeni üzerindeki tasarrufu. Üçüncü dünya ülkelerinde ay sonunu getirmek için bir böbreğini ya da bir gözünü satanlar var. Kendilerini parça parça satıyorlar.”

İspanya’da 2008 yılı sonlarında başlayan ve bütün ülkeyi kasıp kavuran ekonomik krizin yarattığı bireysel çürüme, insanların karakter yıkımını derinleştirirken, öngörülemeyen ahlaki sonuçlarıyla da toplumsal bir çöküşe neden oldu. Ekonomik krizin kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkan yenilgiler, aldatmacalar, en sevilenlerin bile terk edilmesi, göç ve sömürünün her türü, sevgisizlikle kuşatılan zihinlere “amaç için her araç mübahtır” düşüncesini yerleştirdi.

Rafael Chirbes, derin duygu aktarımları ve modern edebiyatın anlatım olanaklarıyla kurguladığı Bıçak Sırtındaromanında, insan türünün sefaletini bütün çıplaklığıyla, çarpıcı olduğu kadar son derece gerçekçi bir üslupla somutlaştırıyor. Süleyman Doğru’nun incelikli çevirisiyle Türkçeleşen roman, yenilmiş hayatların acı veren hikâyesini gözler önüne seriyor.

30,00 ₺ KDV Dahil
40,00 ₺ KDV Dahil

Zor bir hayata doğmuştur Xu Sanguan: Babası çocukken ölür, annesiyse başka bir adamla evlenip onu terk eder. Dedesi ve amcasının sahip çıkıp büyüttüğü Xu Sanguan artık şehirdeki ipek fabrikasında çalışan genç bir işçidir. Amcasını ziyaret ettiği bir gün, kan satmaya giden iki arkadaşının yardımıyla o da kanını satar. Eline geçen parayı sadece ailesi için harcaması gerektiğine inandığı için evlenmeye karar verir. Xu Yulan’la evlenir ve üç oğlu olur. Büyük oğlu Yile hakkındaki bir gerçeğin ortaya çıkmasıyla sarsılır. Kültür Devrimi, kıtlık yılları gibi zor ve toplumu altüst eden dönemlerde ne zaman başı sıkışsa bir kuyudan su çeker gibi damarlarından kan çektiren ve mücadeleden asla vazgeçmeyen Xu Sanguan’ın öyküsü, tüm bunların yanında yaşama dair birçok tuhaflığı da barındırır.

Kalbin tek bir atışıyla kanın tüm vücuda yayılması gibi, Yu Hua da basit fakat usta işi cümlelerle kurduğu bu olağanüstü öyküde, âdeta insan ruhunun ve yaşamın kılcal damarlarına ulaşır.

Daha önce Yaşamak adlı romanını yayımladığımız Yu Hua’nın en önemli eserlerinden Kanını Satan Adam’ı Erdem Kurtuldu Çince aslından çevirdi.

19,50 ₺ KDV Dahil
26,00 ₺ KDV Dahil

...Böyle insanların hiç yaşlanmayacaklarını düşünebilirsiniz. Hatta böyle isteyebilirsiniz. Zaman soluk ve yıkıcı ellerini uzattığında, hemen mitoloji yetişir imdada ve zamanın yarattığı hasarı önlemeye çalışır. Hayır olamaz, onlar olamaz! Onları yok edemezsiniz. Yaakov Markoviç son nefesine kadar aşkına ve günahına sadık kalacak. Aşk ve günah doğdukları ilk günkü tazeliğini koruyacak. Bella hayatında gördüğü en güzel kadın olmaya devam edecek ve Yaakov Markoviç’e olan öfkesi hiç azalmayacak. Zeev Feinberg ve Sonya yüksek sesle bağırmaya ve hatta daha da yüksek sesle sevmeye devam edecekler. Irgun komutan yardımcısı, günün birinde Irgun komutanı ya da ‘emekli komutan yardımcısı’ olmayacak, sonsuza kadar komutan yardımcısı kalacak... Her şeye rağmen devam ettiler ve yaşlandılar. Bu hemen olmadı. Asla hemen olmaz ve gücü tam da buradadır.

“Bekle, önce üstündeki şu şeyi çıkarmalıyım.”

26,25 ₺ KDV Dahil
35,00 ₺ KDV Dahil
Türk edebiyatının usta hikâyecilerinden Mustafa Kutlu’nun yeni kitabı Sevincini Bulmak okurlarıyla buluşuyor.
Kutlu, Sevinci Bulmak’ta “dış dünyanın hücumuna karşı kitapların dünyasına sığınan” Suna ile Elif’in hikâyesini
anlatıyor. Hikâye, Tanpınar hayranı bir akademisyen olan Suna’nın ve onun dert ortağı, sırdaşı Elif’in hayatlarına
giren insanların, yaşadıkları aşkların, ayrılıklarının, uğradıkları hayal kırıklarının, hüzünlerinin anlatılmasıyla
şekilleniyor. Kutlu, “sevincini arayan” ve bütün zorlukların üstesinden gelen kadınların dünyalarını okuyucuya
açıyor.
Kutlu, yeni kitabında insani ilişkilere değinmekle birlikte günümüz ilişkilerini de sorguluyor.
“Güz.
Nedir güzün güzelliği?
Yaprakların kızırması, sararması, ardından dala elveda diyerek ayva kokan esintinin kolları arasında, bir o yana bir
bu yana salınarak toprağa düşmesi. Şahane ayrılık, şahane ölüm. Toprak ve yaprak iki sevgili değil midir? Yahut
ana-oğul. Yaprak düşer, bin parçaya ayrılır, ana kucağında ölür. Bu dramatik kavuşma için yağmurun sayısız
bestesi vardır. Taze mezar üstüne yağar, yağar...
Ne zamana kadar?
Kara çevrilip tüm âlemi sessizlik kaplayana kadar. Sonra matem sona erer, güneş gülümser. Dallara su yürür ve
tomurcuk patlar. Toprak ana yavrusunu hayata uçurur. Devran böyle döner.
Pervane alevin etrafında döner döner, aşktan çıldırarak kendini ateşe atar.
Şimdi biz bir aşkın doğumuna şahit olmayacak mıyız? Buna bir şiir yazmayacak mıyız?”
18,00 ₺ KDV Dahil
24,00 ₺ KDV Dahil
“Evet. Genç bir adam ormanda kaybolmuş. Gu¨nler sonra yaşlı birine rastlamış. Yaşlı adam da uzun zamandır ormanda kayıpmış ve genç adama çıkış yolunu birlikte aramayı önermiş. Olmaz, demiş genç adam, seninle zaman yitiremem, çıkış yolunu bilseydin şimdiye kadar bulurdun. Ama, demiş yaşlı adam, ben çıkmayan yolları öğrendim. Hikâye böyleydi, değil mi?”
İntihar etmek isteyen genç bir müzisyen, gözünü hastanede açar. Hiçbir şey anımsamaz, şarkılarını bile. Toplumsal bellek ile kişisel belleğin birbirine karıştığı, her şeyin ölü bir tarihin parçası haline geldiği yerde, kuşku duymadığı tek gerçek vardır: Kaburgası kırık bedeni. Kendisine benzeyen bir kentte, unutmanın lanet mi yoksa lütuf mu olduğunu bilmeden, çıkış arar.Saatler, aynalar, deniz fenerleri. Labirent, yüzeyde hüzünle akan, derinde keskin akıntılara kapılan bir yeni çağ romanı.
12,75 ₺ KDV Dahil
17,00 ₺ KDV Dahil
Richard Brautigan’ın intihar etmeden önce kaleme aldığı son eseri olan Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp Götürmeyecek, insanın boğazına takılı kalan, sonsuz ferahlamadan önceki son yaşam belirtisinin romanı. 

Dünya savaşının gölgesinde, kendi iç savaşını yaşayan bir adamın, basit gibi görünen tercihlerimizin yaşamımızı nasıl değiştirdiğini çocukluğuna dönerek anlattığı bu hikâye, başka türlü olabilecek olanlara, büyümek denen ihtimaller denizinde boğulurken yiten masumiyete ve hafızanın can yakıcılığına duyulan saygının anıtı. Amerika’nın tüm modern trajedisini nüktedan bir şiirsellikle sunan Brautigan’ın, duygusuzlaşma ve yabancılaşmaya karşı aldığı son gard. Zamanda savrulan bir zihnin kâğıt kesiklerinden dökülen yaralarla dolu bir metin…
12,00 ₺ KDV Dahil
16,00 ₺ KDV Dahil
Metaforik anlatıların usta kalemi Jeanette Winterson, bu kez dünyanın yükünü tanrılar tarafından omuzlarında taşıma cezasına çarptırılan Atlas’ın Odysseia’da resmedilen epik öyküsünü yeniden ele alıp ona yepyeni bir son yazarak tanrıların, suçluların ve kahramanların hikâyesinden özgün bir modern zamanlar miti kurguluyor. 

Geçmişin yükü ile geleceğin ağırlığı arasında sıkışıp kalan insanın yaşamını, ideallerini ve kendi sınırlarıyla muhasebesini sorgularken, mitolojinin eşsiz mirasından; hayal gücünden faydalanarak bizleri kaderin boyunduruğunu kırmaya, hayata bir yük değil, her daim yeni güzergâhlara gebe bir yolculuk olarak bakmaya davet ediyor. 

“Atlas, kürekkemiklerinde dönüp duran eğik ekseni taşırken olduğu yerde kalmıştı. Bütün gücünü dünyayı sırtlamaya adamıştı. Hareketin ne demek olduğunu neredeyse unutmuştu artık. Rahat etmek için hafifçe kımıldaması bir şeyi değiştirmiyordu. O muazzam yüktü her şeye karar veren. Neden? Neden hemen bırakmasın onu?”
12,00 ₺ KDV Dahil
16,00 ₺ KDV Dahil

“Bradbury’nin öyküleri ve romanları, edebiyatımızın en nadide parçalarından. Ona sahip olduğumuz için şanslıyız.” –Kim Stanley Robinson

“Bradbury’nin öyküleri öylesine içinize işliyor ki bir daha unutamıyorsunuz.”

 - Margaret Atwood - 

Ulusal Kitap Ödülü

Pulitzer Onur Ödülü

Ulusal Sanat Madalyası

“BİZ DÜNYALILAR, BÜYÜK VE GÜZEL ŞEYLERİ YIKMAK KONUSUNDA HÜNERLİYİZDİR."

Ray Bradbury sadece bilimkurgunun değil fantastik edebiyatın ve korkunun da yirminci yüzyıldaki ustalarından biri. Bilimkurgunun “iyi edebiyat” da olabileceğini kanıtlayan belki de ilk yazar. 1950’de yayımlanan Mars Yıllıkları ise insana dair yazılmış en naif ve en karanlık eserlerden biri.

İnsanlık atom savaşlarının gölgesindeki, sorunlarla boğuşan Dünya’yı terk etmek için Mars’ta koloni kurmaya karar verir. İlk roketler umut dolu kızıl gezegene iniş yaptıklarında yolcular hiç beklemedikleri sorunlarla karşı karşıya kalır. Mars’ta yalnız değillerdir.

Marslılar şekil değiştiren, zihin okuyan, belirli bir gelişmişlik seviyesine erişmiş canlılardır ve gezegene gelen bu istenmeyen ziyaretçiler için orada yeni bir hayat kurmak hiç kolay olmayacaktır. Bradbury’nin yer yer ürkütücü yer yer dramatik anlatımı da burada sahne alır. Irkçılık ve hümanizm gibi fikirler Mars’ta kendine yer bulur. Yazar, âdeta tarihle ve insanlıkla yüzleşir.

Bilimkurgu edebiyatının en önemli eserlerinden Mars Yıllıkları, okura insanlığın nihai düşmandan nereye giderse gitsin kurtulamayacağını sert ve vurucu bir biçimde anlatıyor: Kendisinden.

Jorge Luis Borges’in önsözüyle

24,00 ₺ KDV Dahil
32,00 ₺ KDV Dahil

“Ben Yartu Tanak, ailemle birlikte Dünya isimli gezegenin 41. Kuzey paraleli ve 28. Doğu meridyeninde yer alan İstanbul şehrinde doğdum. Dedem, annem, teyzelerim, eniştelerim ve aile dostlarımızın neredeyse tamamı ise benden seneler evvel, Asya kıtasının 40. Kuzey paraleli ve 37. Doğu meridyeninde varlığını sürdüren Ordu şehrinde dünyaya gelmişlerdi. Bu paralel ve meridyenler, ülkemizde, kütüğümüzün neresi olduğu hayati önem taşıdığından, hayatımın akışında doğduğum yerden daha etkili olacaktı.”

Deadlinea yetişeceksin, müşteriden revize alacaksın, dur bunlar yetmez ne kadar yoğun olursan ol İnstegram’a havalı fotoğraf yükleyeceksin, heştegçokmugüzelizki, özel tasarım kahveler içeceksin, sakın şaşırma menümüzde Türk kahvesi yoktur. Türk dizisi izlemek yasak olmasa da ay çok banal, Netflix izleyeceksin, yüksek belli kot pantolon giyeceksin, ikinci el dükkânından aldığın rengarenk gömleği içine sokacaksın. Araya İngilizce kelimeler serpiştirdiğin cümlelerle müşterini etkileyeceksin, pek tabii zorlu processlerden geçeceksin. İşte sana Ajans İnsanı. Yirmi altı yaşındaki Yartu Tanak, tam da böyle bir Ajans İnsanı’ydı. Ama hayatın onun için hazırladığı birtakım sürprizler vardı. Eniştesigiller yoldaydı, onlara geliyordu. Hatta sanırım gelmişlerdi. Kapı çalıyordu.

 

Duygu Yazıcıoğlu’nun kaleminden 4 Enişte 1 Cenaze hayata, Ajans İnsanları’na ve eniştelere dair çıkarımlarıyla okurlarını kahkahaya boğacak…

13,50 ₺ KDV Dahil
18,00 ₺ KDV Dahil

Mary Shelley’nin yarı uyanık halde gördüğü bir kâbustan esinlenerek yazdığı Frankenstein, Lord Byron’la girdikleri bir iddia sonucu kısa bir korku hikâyesi olarak ortaya çıktı. Ardından, Percy Shelley’nin ısrarlarıyla roman haline getirildi.

Genç bir kimya öğrencisi olan Victor Frankenstein’ın yaratılışın kökenlerine duyduğu ilgi çocukluk yıllarında başlar. Adeta bir esrime halinde, ölü bedenlerden bir araya getirerek yarattığı “Canavar”ı gördüğü anda tiksinti ve dehşet duyguları içinde laboratuvarını terk eder. Bir ömür yaratıcısının peşinde dolaşacak olan “Canavar” içine düştüğü korkunç yalnızlık nedeniyle intikam duygularıyla dolar.

Bunun bedeli art arda yaşanan cinayetlerle ödenirken, iyi ve kötü arasındaki ayrım neredeyse kaybolacaktır.

15,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil

Aykırı düşünceleri, siyaset ve topluma getirdiği eleştirileriyle İngiliz edebiyatının sıradışı isimlerinden biri olan G. K. Chesterton’tan heyecan verici bir roman…

Yirminci yüzyılda, Anarşist Merkez Konseyi adında gizli bir örgüt kuran bir grup devrimci dünyayı yok etmek için yemin eder.

Konseyde yedi adam vardır ve bunların her biri haftanın günleriyle adlandırılmıştır. Şans eseri konseyin arasına sızan Dedektif Syme, toplantılara giderek örgütün eylem planlarını öğrenmeye çalışır. Fakat bu adamların kimliklerinin ortaya çıkmasıyla Syme’ın kafası karışmaya başlar. Muhteşem olay örgüsü ve şaşırtıcı karakteriyle Bay Perşembe, okura devletle anarşi ve şüpheyle gerçek arasındaki çatışmayı sorgulatan gizemli bir polisiye…

13,50 ₺ KDV Dahil
18,00 ₺ KDV Dahil

Türküler destansıdır...

Kimisi doğrudan bir olaya dayanır, kimisi bir olaylar toplamıdır.

Kimisi bir duyguyu aktarır: sevda gibi, kimisi bir duygular yumağıdır.

Türküler paylaşımcıdır ve paylaşılabilirdir, tüm şoven yaklaşımlara karşın.

Türküler kimsenin “mal”ı değildir, “herkes”indir.

Bu “herkes” ise tarihsel ve coğrafi ortamlarda var olagelen “insan”dır.

Kısacası türkü, “türkü” den fazla bir kültür ögesidir.

Bu nedenle türküler “teksesli”de olsalar “çoğul”u anlatırlar. Çünkü çoğul yoğurmuştur onların mayasını.

Türküleri “çokseslendirirken” hep bu düşünceler belirledi yaklaşımımı.

Anlam olarak yani, aktardığı duygu, düşünce ve olgular olarak türküler zaten çokseslidir.

Müzikal olarak ise, özlerindeki bu özellikleri biçimlerine yansır.

Ben türküleri “çokseslendirmeye” değil, içerik ve biçim olarak içerdikleri bu “çoksesliliği” belirginleştirmeye çalıştım.

Örneğin “Atım Araptır Benim”de olduğu gibi farklı varyantları birleştirirken, “Sarı Gelin”de olduğu gibi “farklı” kültürleri yeniden buluşturmaya çalıştım. “Çıktım Çamın Dorusuna”da ise aynı yöredeki değişik söylemleri harmanladım.

Bir bilim olarak armoninin teori ve uygulamasında belirli kurallar olabilir ve vardır da. Ama kültür olarak “armoni” resimdeki renkler gibi, kuralları aşar, bazen de görmezden gelir ve çok basit ya da karmaşık olarak kendini yeniden var eder, böylece yaşar ve belki yeni kurallar oluşturur.

Caz, insanlık kültürünün ortak malı olurken böyle olmadı mı?

Başarı, kolektif çabayla olur. Eğer birileri bu çalışmaları seslendirmeye çalışır ve yıllar önce iki türküyü birleştirerek yaptığım “Ötme Bülbül” örneğinde olduğu gibi başkalarınca da paylaşılır olursa, amacıma ulaşmış olurum.

Tabii ki beğenilmek için üretiyoruz. Ama tercihim belirleyici olanın “pop” kültüründeki gibi beğeni değil, eleştiriye değer bulunmaktır.

Bu çalışmayı değerlendirilmeleri dileğiyle tüm türkü dostlarına sunuyorum...

İsteğim, yorumlarıma yorum katmalarıdır...

21,75 ₺ KDV Dahil
29,00 ₺ KDV Dahil
Bu heyecan dolu destanın merkezinde Ibis var, bir gemi; İngiltere ile Çin arasında, 19. yüzyılda patlak veren Afyon Savaşları öncesinde, Hint Okyanusunu aşmaya çalışan geminin bu çalkantılı yolculuktaki mürettebatı denizcilerle birlikte kaçaklar, serseriler ve hükümlülerdir: Sömürgelerde ayaklanmaların yaşandığı bir dönemde kaderin Hintlilerle Batılıları, ailesinden kaçan köylü kadın Dîti’den Amerikalı melez bir denizciye, iflas etmiş bir racadan bir afyon tacirine kadar her kesimden, her ırktan insanı bir araya getirdiği bir dönem. Aileleriyle olan eski bağları silinip gittikçe onlar kendilerini gemi kardeşleri olarak görürler ve kıtalara, ırklara ve kuşaklara yayılan beklenmedik bir hanedan doğar. Ganj’ın kıyılarındaki yemyeşil haşhaş tarlaları, fırtınalı denizler, Kanton’un egzotik arka sokakları bu soluk kesici romanın fonunu oluşturuyor. Son yıllarda yıldızı parlayan, Hint asıllı Amitav Ghosh’tan unutulmayacak bir üçlemenin ilk kitabı.
26,25 ₺ KDV Dahil
35,00 ₺ KDV Dahil

Anna Karenina, Savaş ve Barış gibi görkemli başyapıtların yazarı Lev Nikolayeviç Tolstoy, hayatının son günlerini huzur içinde geçirmek amacıyla 1910 yılının soğuk bir sonbahar günü, meçhul bir yöne doğru trenle yola çıkar. Evinden, kırk sekiz yıllık karısından, on üç çocuğundan ve gazetecilerden kaçarken yanına sadece en sevdiklerini almıştır. Bu zorlu ve sıkıntılı yolculuk Astapovo İstasyonu’nda son bulur. Son İstasyon, Tolstoy’un karısı Sofya Andreyevna’nın, doktorunun, çocuklarının, can yoldaşı Çertkov’un ve sekreteri Bulgakov’un günlüklerinden ve mektuplarından yararlanılarak, tarihi gerçeklere dayandırılarak yazıldı. Kendisini hüzünlü bir son bekleyen ünlü yazarın hayatının son yılına, başarılı bir kurguyla, bu kişilerin gözünden bakan roman, Tolstoy’un dünya görüşünün, ideallerinin, aşklarının ve hayal kırıklıklarının derinine iniyor. Yalnız ‘yazar Tolstoy’u değil, ‘insan Tolstoy’u da acıklı ama gerçekçi biçimde tanıtıyor.

Son İstasyon, başrollerini Christopher Plummer ile Helen Mirren’ın paylaştıkları iddialı bir prodüksiyonla beyazperdeye de aktarıldı.

“İncelikli bir başyapıt.”

-Times Literary Supplement-

18,00 ₺ KDV Dahil
24,00 ₺ KDV Dahil
Çeviri yazılar, Türklük Bilgisinin yabancı araştırmacıları tarafından İngilizce veya Macarca yazılmış yazılardan oluşmaktadır. Türkler ve Türkçe üzerine değerli araştırma sonuçlarını sunan ve pek çok araştırmacının kaynak olarak kullandığı bu yazılar, yazıldıkları günden beri değerlerinden hiçbir şey yitirmemiş yazılardır.
21,00 ₺ KDV Dahil
28,00 ₺ KDV Dahil

Francis Bacon’ın Yeni Atlantis’i, halkın bilimle birlikte mutlu bir şekilde yaşadığı Bensalem adı verilen hayali bir ülkede geçen ütopyacı bir hikâyedir. Bacon’ın ölümünün ardından, ilk defa 1627’de yayımlanmıştır. Bacon Yeni Atlantis’te özellikle, devletin bilimi desteklemesine ve bunun önemine odaklanır. Tıpta, cerrahide, meteorolojide ve mekanikteki pek çok gelişmeyi öngörmüştür. Yeni Atlantis bir ideal devlet ve toplum modeli olmasının yanında Bacon’ın ideolojisini de temsil eder. Bensalem halkı, deneyimli bir politikacı olan Bacon’ın ideal niteliklere sahip yurttaş kavramını örnekler: cömert, aydınlanmış, haysiyetli ve dindar. Bunlar Bacon’ın 17. yüzyılda İngiltere’de görmek istediği niteliklerdir.

Bacon Yeni Atlantis’te Platon, Aristoteles ve diğer ilkçağ filozoflarının insanların arzularının peşinde daha az koşması gerektiği yönündeki görüşlerine katılmaz; çünkü ona göre, bilimdeki muazzam ilerlemeler sağladıkları şeylerle bedensel arzuları yatıştıracak ve insanın açgözlülüğünü tatmin edecektir. Bacon’a göre, insanı ahlaki olarak daha yüksek bir duruma getirmeye çalışmak enerji ve zaman kaybıdır. Sonuç olarak, Bacon bilimin ilerlemesini, insanlığın doğa üzerindeki kontrolünü artırmanın ve tüm insanların rahatını ve huzurunu sağlamanın en iyi yolu olarak görmekte ve bilimsel ilerlemeye adanmış İngiltere Kraliyet Topluluğu gibi kurumlar da Bacon’ın ütopyacı vizyonunun cisimleştiği kurumlar olarak kabul edilmektedir. Yeni Atlantis ütopyası, bilimin dünyadaki kötülüklere bir çözüm olduğu düşüncesinin altını çizmektedir.

7,50 ₺ KDV Dahil
10,00 ₺ KDV Dahil

“Fark edişlerin acımasız, cesur, yalansız, yalın paylaşımı. Tebrikler Ali Deniz Uslu...” - Erdal Beşikçioğlu -

“Dil mantık, sınır kullanmaz hayal rasyonel değildir, ancak gündelik hayata taşırken rasyonalize edilir. Ali Deniz Uslu’nun metinlerini, şiir ya da düz yazıdan ziyade, somut hayaller ve soyut gerçeklerden oluşan bir tutam hayal çevirisi olarak görebiliriz...” - Levent Kazak -

10,13 ₺ KDV Dahil
13,50 ₺ KDV Dahil
Rus öykü ve oyun yazarı Anton Çehov, Çarlık Rusyası’nın çöküş dönemindeki taşra yaşamını, insan ilişkilerinin kopukluğunu, bunalımlı bir toplumun bireylere yansıyan tedirginliğini şiirsel bir gerçeklik içerisinde dile getirdi. İnsan ruhunun en derinine inerek bireyin sınırsız yalnızlığını işlediği öykülerinde, yalın bir anlatım ve lirik bir duyarlılıkla sıradan insanların anlamsız gibi görünen yaşamlarına anlam kattı. İnce bir ironi duygusuyla harmanlanmış öykülerinde kaba ve çirkin olanı açığa çıkartarak, iyimserlik duygusunu ön plana alan Çehov, modern öyküye dramatik bir yoğunluk katmıştır. Anton Çehov’un öykülerinden yapılmış özenli bir seçkiyi, Yılmaz Gruda’nın ustalıklı çevirisi ile sunuyoruz.
11,25 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil

Bu kitabı neden eline aldın, bilmiyorum. Belki beni Youtube’dan tanıyorsun, belki ilk defa karşılaşıyoruz. Sebebi her ne olursa olsun buradasın. İlk cümleyi okudun. Artık bu anın geri dönüşü yok.

İçeride karşılaşacağın hikâyeler, benim hikâyelerim. Daha önce defalarca yaşanan, eşsiz veya benzersiz olmayan hikâyeler. Anlatmam lazımdı, çünkü anlatmazsam çatlardım. Ben Y kuşağına aitmişim; sen Z, onlar C, öbürleri T… Her neysek, çok yorgun bir geçmişin çocuklarıyız. Bizi kirli geçmişten, kavgalardan, darbelerden korumak için renkli dünyaların içine attılar. Sorumsuzuz, dünya umurumuzda değil diye de bizden nefret ettiler. Ne dünya umurumuzdaydı, ne de biz dünyanın umurundaydık. Mesele artık kendi meselemizdi. Yaşamak için bir yol bulacaksak bunu kendi başımıza yapacaktık. Güven mi? Güven kelimesi çoktan bankalara, sigorta şirketlerine satılmıştı, hem de yok pahasına… İnsana dair birçok kelime çoktan şirketlerin olmuştu. Herkes güvenilmezdi artık, her an sırtımızdan vurulabilirdik. Hem tek başımızayız hem paranoyağız.

Sana videolarımda hep dedim ki; “kendi cennetini yarat.” Ben o cennete gidene kadar cehennemden geçtim, iyi ki... Sana kendi hikâyemi olduğu gibi, dürüstçe anlattım; sen de anlat, başkasına değilse bile kendine anlat diye… Anlat ki rahatla, anlat ki tanış kendinle.

16,50 ₺ KDV Dahil
22,00 ₺ KDV Dahil

Ne yapacağımı düşünüp durmak, yapmaktan daha fazla yoruyordu beni. “Yap kurtul!” dedim. Yapamadığım her şeyin mezarıydı artık zihnim. Ben de tuttum sevdim. Çocukken de kötüydü zaten matematiğim. Bu yüzden hesapsız, rakamsız ve sorgusuz sevdim. Sahip olduğum en değerli hazinemi serdim ayaklarının altına.

Hayallerimi...

Ona hayallerimi gösterdim.

Böylece ele geçirildim.

Kalabalıkların arasında fark edilemez hale gelenler, yalnızlıktan kalbini kemirenler, cüzdanları şişkin yoksullar, hırkasız dervişler, şiirle sarhoş olanlar, saat kullanmayanlar, kalplerinin ucuna kuş sesli ziller asanlar, burkulan yerlerine buz basanlar, dertlerini cigaranın ucunda tellendirenler, sokakların gürültüsüyle iyice sessizleşenler...

Belli ki yanlış giden bir şeyler var...

Ne var ki hayat, yanlışı düzeltmek için değil, yanlışa katlanmak için var.

12,75 ₺ KDV Dahil
17,00 ₺ KDV Dahil

TANRI’YA SENİ BEN ŞİKÂYET ETTİM, gençlerle ilgili kanaatleri yıkıyor… Edebiyatın sınıra dayandığı bir zamanda, gençler sosyal medya kullanımıyla yeni bir edebiyat filizinin çıkmasını sağlıyor. Kısa, duygu yüklü, özlü ve şiirsel metinler… Nesir-şiir arası üslup dengesinin yüklendiği hikmet… Klasik kıssaların yeni şekli ve yorumu…

TANRI’YA SENİ BEN ŞİKÂYET ETTİM, iki açıdan önemli:

1) Gençler sosyal medyada edebî yaratıcılıklarını sergileyerek yeni bir edebiyat türünün oluşmasına katkıda bulunuyorlar.

2) Bu kitap bu türün ilk örneği. İlerde yapılacak akademik çalışmalar, bu türün miladı olarak bu kitabı görecekler.

11,25 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil

Cihan harbi sona ermiş, ülke teslim alınmıştır. Yunan işgal kuvvetleri, Yalova köylerine silahlarını teslim etmesi için haber göndermiştir.

Burhaniye Köyü’nden Rasim ve Abdülkadir bunun intihar etmek manasına geldiğini bilmektedir. Zaman onları haklı çıkaracak, silahını teslim eden bölgeler kıyımdan geçirilirken, bu iki kahramanın kararlılığı Burhaniye Müfrezesi’nin kurulmasını sağlayacak ve bu müfreze Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar ayakta kalacaktır.

Son Müfreze, Kuvayı Milliye hareketinin bilinmeyen bir safhasının romanı. Kurtuluş Savaşı’nın Yalova’daki safahatını anlatan ve gerçek hadiselere dayanan bir direniş ve kahramanlık destanı.

26,25 ₺ KDV Dahil
35,00 ₺ KDV Dahil
Lyon’da Düğün Fransız Devrimi sırasında yaşanan kargaşa ve zulüm günlerinde ölüme yaklaşan insanlara umut veren bir aşkın hikâyesidir. 1793’te kentte kurşuna dizilmeyi bekleyen karşı devrimcilerin toplandığı hapishane tuhaf bir nikâha sahne olur. İki Yalnız İnsan, acı çeken iki çaresiz insanı buluşturur. Birinin yüreğinden kopan çığlık diğerininkinde karşılık bulurken, farkında olmadan birbirlerinin yıllar süren yalnızlığına son verirler. Wondrak ise yazarın savaş karşıtı yapıtlarından biridir. Bohemya’nın küçük bir kentinde çirkinliğiyle sürekli alaya maruz kalan bir kadın tecavüze uğradıktan sonra doğurduğu çocuk sayesinde yaşama tutunmuştur, ama patlak veren Birinci Dünya Savaşı yüzünden oğlunu askere alarak ondan koparmaları söz konusudur. Zweig bu öykülerde toplum dışına itilmiş karakterleri üzerinden insanlık durumunu analiz eder. Karakterlerinin başlarından geçenler “yazgı” değil, insanlığın iflasının sonucudur.
5,25 ₺ KDV Dahil
7,00 ₺ KDV Dahil

Bu kitap, heykelden resme, mimariden şiire pek çok alanda eser vermiş, Rönesans denilince akla gelen birkaç isimden biri olan bir sanatçının, Michelangelo'nun seçme mektuplarından oluşmaktadır. Kimi mektuplar son derece sıradan, gündelik hayata dair konularda yazılmış olmakla birlikte, sanatçının yaşadığı dönemle ve sanatıyla bağlantılı bazı ilginç bilgilere de satır aralarından ulaşmak mümkün. Bu yönüyle mektuplar, herkes kadar sıradan ve elbette ölümlü olan bir “beşer” ve aynı zamanda sanatında deha seviyesinde olan bir sanatçının dünyasına nüfuz edebilmemize imkân sağlıyor.

Döneme ilgi duyan, Michelangelo'yu biraz daha yakından tanımak isteyen okurların, Attilâ Tokatlı'nın özenli çevirisi olan bu mektuplarda pek çok şey bulacaklarını tahmin ediyoruz.

9,00 ₺ KDV Dahil
12,00 ₺ KDV Dahil

“Dünyaya kuyruklu yıldız çarpacakmış!”

Emine Hanım, “tü, tü” diye birkaç defa yakasına tükürerek çarpıntısını gidermeye uğraştıktan sonra: “Aman, ben de korkacak bir şey sandım! Ne kadar telaşçısın kardeş... Çarpacaksa çarpsın. Ne var? Kapımı kapar, evceğizimde otururum. Bir yere çıkmam. Şimdi karılar, ‘Nasıl çarpacakmış, bakalım.’ diye sürü sürü seyre giderler... A, gitmem, gitmem... İt, köpek arasında çiğnenmeye vaktim yok!”

Bedriye Hanım, sinirli bir kahkahayla: “Emine kardeş... Sen ne kadar aptalmışsın! Hiç o koca mefret, o saçaklı Raziye bu dünyaya çarpar da senin evin kalır mı ki kapını kapayıp da içinde oturacaksın?”

“Hanım, benim evime bir şeycik olmaz. O, helal parayla yapıldı. Kazasker Efendi’nin Çarşamba’daki konağı yıkıldığı vakit onun kerestesiyle kuruldu. İçine kullandıkları yağhane direklerini sen göreydin şaşardın! Bu dünya yıkılır da gene bizim evimiz yerinde durur. Büyük zelzelede ne kâgir yapılar göçtü de evimizin bir kıymığı yerinden oynamadı. Tevekkülün gemisi batmaz. Sen merak etme...”

Edebiyatımızda doğalcılığın ve gerçekçiliğin en önemli kilometre taşlarından biri olan Hüseyin Rahmi Gürpınar, sanatı, halkı yüceltmek için bir araç olarak görmüş bu nedenle üzerine gitmediği, eleştirip alay etmediği hiçbir toplumsal kurum bırakmamış, sanat yaşamı boyunca hep aklın ve mantığın yanında olmuş, eserleriyle toplumun çağdaşlaşması yolunda yobazlığa, gericiliğe, bağnazlığa, sömürücülüğe karşı savaşmıştır; bunu yaparken mizah ögesini ustaca kullanmış, İstanbul’un kenar semtlerinde, mezarlıklarında, Çingene mahallelerinde, köşklerinde, Şirket-i Hayriye vapurlarında, gazinolarında, sayfiyelerinde dolaşmış, okurlarını da dolaştırmıştır. Eserlerinde yapmacıksız bir yerlilik vardır; konak hanımefendisinden gündelikçiye, mirasyedilerden iç güveyilere, dilencilerden dadılara, kalfalara, Çingenelerden Rumlara, Ermenilere, Yahudilere kadar kimi ve neyi konu almışsa onu yerli renkleriyle betimlemesini bilmiştir.

6,00 ₺ KDV Dahil
8,00 ₺ KDV Dahil
“Kocaman bir de ağzı vardı yazarın; gezegenin ağır uğultusunu öğütüp sindirmek için. Yaşamın kolay lokma olmadığını küçük yaşta anladığından, onu ufak anlara ayırıp ufalayarak üstesinden geliyordu. Ağzının içinde dönen dil değil de radulaydı sanki. Yaprakları öğüten, binlerce pütürcük sayesinde beslenebilen salyangozun ağzındaki o dişlidilden, o sadık kılıç kuşanmış ordudan. Sözcükleri parçalamasına, anlamları bir kazı makinası gibi delik deşik edip sindirime hazır hale getirmesine yardımcı olan radulası ile her şeyi ufalıyor, soruları geçiştiriyor, cevapları öğütüp havaya saçıyordu. Organik bir hayat hazım makinesi. Gereksiz sözcükler sarf etmekten onu alıkoyan bir de gardiyanı vardı bu ağzın: Kara bir pipo.”

Sevgi Can Yağcı Aksel salyangozları seviyor. Arkalarında bıraktıkları ışıl ışıl, pırıltılı yolları, sarmal biçimli sonsuz döngülü kabuklarını… Tıpkı küçük ve sihirli salyangozlar gibi kahramanlarının da yolculuğu otoyollarda yahut meşhur caddelerde, büyük sokaklarda değil, gözden kaçmış, haritalarda yer bulamamış sokaklarda, ansızın önlerine çıkan yollarda geçiyor. Bu yollarda kaybolmak da, yere kapaklanmak da mümkün, gördükleri karşısında şaşırıp mutlu olmak da. Bazen ağladıkça ufalanıp, kabukları aşınıyor, bazen de gümüş rengi izler bırakıyorlar. Aksel hepsini bize incelikli, hafif ve muzip bir dille anlatıyor. 
13,50 ₺ KDV Dahil
18,00 ₺ KDV Dahil
İngiltere’de huzur dolu küçük bir köy. İnsanlar işinde gücünde. Kimi sürüsünü otlatıyor, kimi tarlada ekin ekiyor, kimi atölyesinde çömlek yapıyor, kimi pansiyon işletiyor. Noel tatili için ailesiyle birlikte köye gelen on üç yaşındaki Rebecca’nın aniden ortadan kaybolmasıyla her şey değişiyor, köyde yaşam bir süre sekteye uğruyor. Kurtarma ekipleri, polis ve köy halkı her yerde küçük kızı arıyor. Göletler, fundalık arazi, eski taşocağı, ambarlar… Bakılmadık yer kalmıyor. Küçük kızdan hiç iz yok!
Mevsimler değişiyor, bebekler doğuyor, ergenler yetişkin oluyor, yaşlılar ölüyor, kuşlar göç ediyor... Kayıp kız hep akıllarda, bir gün bulunacağı, kendiliğinden ortaya çıkacağı umudu ise hep yüreklerde.     
Amazon, Barnes&Noble, Kirkus Reviews ve Los Angeles Review tarafından yılın kitabı seçilen ve 2017 Costa Roman Ödülü’ne layık görülen Gölet 13, okurun merakını sürekli canlı tutan, ritmik diliyle sarıp sarmalayan, sıcacık bir roman.
24,00 ₺ KDV Dahil
32,00 ₺ KDV Dahil

Kısa zamanda çok şey yaşandı ve bitti. Uğurlarına kurulan cümleler tükenmeden, gözlük yere düştü. Savruldu, parçalandı. Sonbahar yaklaşırken, küçük bir kızın iç çekişine, bir aracın siren sesine saklandı boğaz acıtan çığlıklar. Umudu arayan kalpler, sevgi ve arkadaşlık bağlarını tutan incecik iplere sardı titrek parmaklarını.

 

Gözlüğün camları kırılırken, nice kalpler de kırıldı beraberinde. Ateş düştü. Yaktı, kavurdu. Buhar oldu, havaya karıştı. Sonra herkes ateşi soludu. Bazen ciğerler yandı, bazen soğuk bedenler ısındı.

 

Kaybedişin boğazları düğüm düğüm ettiği bir gün, rüzgâr saç telleri ile dans ederken sarıldılar birbirlerine.

 

Sonra bir gün seçtiler kendilerine.

 

Onlar, sevilmeyeni sevdiler.

O güne ise, Lacivert Pazartesi dediler.

25,87 ₺ KDV Dahil
34,50 ₺ KDV Dahil

“Burada kimse gerçek safsatasının arkasına saklanmaz.”

 

Onur Selamet’in anlattıkları gerçekliğe açıkça cephe alan, sıkıcı hayatlarımızın sarsılmaz somutluğunu yerle bir eden öyküler. Selamet, güçlü imgelemleriyle buhranlı nefeslerimizin ağırlığını üstümüzden kaldırıyor. Bizi imkânsız diye bir şeyin olmadığı, henüz düşlemediğimiz diyarlara götürüyor. Balina midesinde dönüp duran mevsimler, korku kırıntılarıyla beslenen makineler, raydan çıkan trenlerin gittiği vahşi gezegenler, Sukubi Du ve patenli örümcekler… Hepsi yazarın tekinsiz ormanında birer başrol.

 

Okyanusu ciğerlerinize doldurmaya hazır mısınız?

 

 “Olanları hiçbir çizgi filmin ele alamayacağı bir ciddiyetle anlatacağım. Mantık kaçarsa çizgi filmlere sığının.”

11,25 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil

“Varsayımlarımı şu şekilde elde ederim.” diye başlamıştım söze, “Mümkün olmayan her şeyi eledikten sonra geriye kalan, her ne kadar imkânsız gözükse de gerçeğin ta kendisidir diye düşünüyorum. Bazı durumlarda birden fazla açıklama kalabilir. O zaman peş peşe deneme yanılma yolunu izleyerek en güçlü varsayımı ortaya çıkarmaya çalışırsınız. Şimdi bu ilkeden yola çıkarak bunu elimizdeki davaya uygulayacağız. Mesele bana ilk anlatıldığında, bu beyefendinin, babasının malikânesi dışında, başka bir ek binada inzivaya çekilmesi veya hapsedilmesi aklıma sadece üç tane sebep getiriyordu. Ya bir suç işlediği için saklanıyordu, ya delirmişti ve ailesi onu bir hastaneye yatırmak istemiyordu ya da bir hastalığa yakalanmıştı ve onu herkesten tecrit etmek zorunda kalmışlardı. Bunlardan başka ihtimal bulamamıştım. Bundan sonra, bu saydıklarımı gözden geçirip sonuca ulaşana dek elemek için uğraşmalıydım.

Ne Sherlock Holmes’u “tanıtmaya” ne de 1886 ile 1927 yılları arasında Arthur Conan Doyle’un onun hakkında yazdığı altmış hikâyeyi anlatmaya gerek var. Daha sonraki yıllarda Holmes karakteri ile arkadaşı ve tarihçi Dr. John H. Watson, âdeta gerçek kişiliklere bürünmüş ve bilim kurgu dünyasının en ünlü karakterleri olmuşlardır. Kaldı ki hikâyelerini hiç okumayanlar bile onları tanımaktadırlar.

Holmes’un ünü o derece yaygınlaşmıştı ki yanında taşıdığı malzemeler dahi polislik, dedektiflik ve suçluları bulma konusuyla bütünleşmiştir; örneğin, kıvrımlı piposu, uzun şapkası ve büyüteci Sherlock Holmes’un görüntüsünü canlandırmaya yetmektedir. İlk baskılarda kullanılmamasına karşın “Çok basit sevgili Watson.” cümlesi bir özdeyiş olarak dilimize girmiştir. Bu cümle, okuyucuyu şaşırtmakla beraber aslında her şeyin çok açık seçik olduğunu belirtmek amacıyla kullanılmıştır.

Londra’ya giden ziyaretçiler hâlâ akın akın Sherlock Holmes’un yaşadığı Baker Caddesi’ne gitmekte ve uzun yıllardır bu muhteşem dedektifin yaşadığı 221 B numaralı eve, Sherlock Holmes’un kendi problemlerine çözüm bulacağını ümit ederek dünyanın her bir tarafından mektuplar yağdırmayı sürdürmektedirler. Onun gerçek bir insan olduğunu ve yardım edeceğini düşünmektedirler hatta 2008 yılında UKTV GOLD tarafından yapılan bir ankette, İngilizlerin yüzde elli sekizinin Sherlock Holmes’un gerçek bir insan olduğuna inandığı ortaya çıkmıştır (Bunun aksine ankette Winston Churchill’in bir bilim kurgu karakteri olduğuna inananlar ise yüzde yirmi üçtü.).

14,25 ₺ KDV Dahil
19,00 ₺ KDV Dahil

Osmanlı’nın ilk Müslüman kadın oyuncusuydu Afife Jale. Babasından Şeyhülislam’a, Dahiliye Nazırı’ndan Şehremini’ne kadar kimler uğraşmadı ki onunla, yılmadı.

Teyzesinin oğlu çok âşıktı güzel kıza. O da seviyordu dünya yakışıklısı delikanlıyı. Aralarına önce sahne, sonra Afife’nin “beyninde taşıdığı hançer” girdi.

“Bir Bahar Akşamı” ikinci aşkı Selahattin’e (Pınar) rastladı Afife. Büyük bir aşkla sarıldı ünlü sanatçı güzel Afife’ye.

Paşa dedesinin de tutkusu olan tiyatroya beşikten mezara ve ölümüne bağlı kaldı Afife. Son nefesini Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde verirken, “gözlere yıldız tozu serpmeyi” sürdürüyordu kuşkusuz.

Osman Balcıgil, satış rekorları kıran CELİLE, YEŞİL MÜREKKEP ve İPEK SABAHLIK’ta olduğu gibi, NEFESİ TUTKU OLAN KADIN AFİFE JALE’de de yaşadığımız coğrafyanın tarihsel ve toplumsal derinliklerine büyük bir ustalıkla iniyor.

26,25 ₺ KDV Dahil
35,00 ₺ KDV Dahil

Osmanlı’nın hemen her alanda gerilediği, hem toprak kaybetmeye başladığı, hem ilimde durakladığı, Batı’nın koşar adım Osmanlı ile mesafeyi alabildiğine açtığı 18. yüzyıl­da yaşamıştır. Böyle olmakla beraber, bu dönem ilim ve sanatta, modernleşmede geri kalın­dığının fark edildiği bir dönemdir.

Matbaa, bu dönemde, 1730’da kurulabilmiş, ama akabinde itirazlar da yükselmiştir.

İlimde istenilen mesafe alınamamakla beraber, sanatta bir hareketlilik görülmüştür. Nedim gibi, Nahîfî büyük Divan şairleri bu denemde eser vermişlerdir. Yine bu dönemde birçok kitap tercüme edilmiştir.

Eğlencenin doruğa çıktığı dönem de bu yüzyıldır. Lale Devri bu dönemde Damat İb­rahim Paşa ile başlamıştır.

Yenileşme çabasını da her şeye rağmen bu dönemde görebiliriz. Geriden de olsa, çağı yakalama gayreti göze çarpmaktadır. III. Selim’in orduyu modernleştirmek için birtakım reformlara girişmiş, sonra hayatı pahasına Nizam-ı Cedid’i kurmuştur.

İleride kendilerinden bahsettirecek ilim, sanat ve devlet adamları, gerileme döneminde tesadüfen, münferit olarak ortaya çıkmazlar. Çevre ve çağın getirdikleri, ilim, sanat ve dev­let adamlarını olgunlaştırır.

Erzurumlu İbrahim Hakkı da, dönem içinde, temayüz etmiştir.

Erzurumlu İbrahim Hakkı, en çok Marifetnâme’siyle tanınır. Ancak o, Marifetnâme’nin dışında da eserler vermiştir. Hayatını anlatırken, bütün eserlerini tek tek ele alacağız.

“Giriş”i uzun tuttuk. Maksat, eser üzerinde ilim adamlarının yaptığı çalışmalarını bir bir ele alarak, açıklayıcı bilgileri vermek istememizdendir.

İbrahim Hakkı Marifetnâme’de, Divan’ından olsun, başka şairlerden olsun, çok sayıda şiirini serpiştirmiştir.

“Başka şairler” derken, İbrahim Hakkı, eserinde o başka şairlerin kimilerinin isimleri­ni vermemiştir. Şimdiye kadar yapılan yayınlarda da, başka şairlerden alınmış şiirlerin kime ait olduğu gösterilmemiştir. Böyle olunca, bu alıntı şiirleri İbrahim Hakkı’nın zannedilmiş­tir.

Biz tespit edebildiklerimizin asıl kime ait olduğunu gösterdik.

Marifetnâme’de, yine yer yer Arapça ve Farsça şiirler de bulunmaktadır. Bu şiirlerin kendisinin mi, yoksa Arapça veya Farsça yazan bir şairin mi olduğunu tespit etmek için ayrı bir çalışma gerekmektedir.

Erzurumlu İsmail Hakkı, dönemine yenilik sayılabilecek bir yol takip etmiş ve birçok konuyu şekillerle anlatmıştır. 30’dan fazla şekil yer almaktadır. Bazı yazmalarda bu şekiller renklidir. Biz metin içinde şekilleri göstermedik. Şeklin geldiği yerde numara koyarak en arkada sıraladık. Bütün şekilleri aslına uygun olarak renkli verdik.

75,00 ₺ KDV Dahil
100,00 ₺ KDV Dahil

… Baba deyince aklıma

Sabah evinden hüzünle çıkıp

Akşam omzunda çileyle dönen

Başköşeyi hak edenler gelir 

Baba deyince aklıma

Evinin orta direği

Gecenin ay ışığı

Yolların rehberi gelir 


Baba deyince aklıma

Bir kızın güvence odağı

Bir oğlanın güç kaynağı

Evlatların ilahi sevgisi gelir

Bu kitap; üretkenliğiyle dikkat çeken Sibel Karakız’ın yazın serüveninde iki öykü, bir roman ve bir çocuk kitabı çalışmasının ardından okurlarıyla buluşan ilk şiir kitabıdır.

12,75 ₺ KDV Dahil
17,00 ₺ KDV Dahil
… İlkin ne zaman gördüm seni, anımsayamıyorum. Serhad’ın bir kasabasındaydı. Dağlardan coşup gelen sular gibiydin, öylesine kendin ve içten. Kökünden koparılmaya çalışılan yabani güllerdik; asi ve direngen. Sonra İstanbul’da buluştuk, deniz kıyısında yürüdük. Homeros’un çakır dalgalı denizine akan şarap rengi gözyaşlarını konuştuk. “Gözyaşları da çiçek açar,” diyordu bir şair ve o açmaları ne çok bekledik.
10,50 ₺ KDV Dahil
14,00 ₺ KDV Dahil

Beyoğlu’nda bir dönemin panoraması...

Beyoğlu, 19. Yüzyıl ortalarında Avrupa devletlerinin sefaret saraylarının inşa edildiği bir bölgeydi. İstanbul’a gelen Levantenler de bu dönemde Beyoğlu’na yerleşmeye başladı. Bu yoğunlaşma sonunda, “Grande Rue de Pera” ve çevresi bir Avrupa semtine dönüştü. Batı tarzı pasajlar, oteller, balohaneler, birahaneler, pastaneler, tiyatrolar ve sinemalar ilk kez Beyoğlu Caddesi’nde sıralanmaya başladı. Caddenin tam ortasında yükselen Naum Tiyatrosu, Avrupa’daki önemli opera yapılarından biri haline geldi. Zaman içinde Beyoğlu, Osmanlı Devleti’nin çağdaş dünyaya açılan penceresi oldu.

Araştırmacı yazar Turan Akıncı, Beyoğlu’nda yaşanmış olayları, döneme damga vurmuş kurumları, yapıları, ünlü aileleri, mimarları ve sokakları ayrı ayrı başlıklar altında sunuyor.

33,75 ₺ KDV Dahil
45,00 ₺ KDV Dahil

Bu kitapta Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin değerli şefi ve besteci Mustafa Erdoğan tarafından tonal bir anlayışla flüt ve piyano için hazırlanan 12 halk türküsü yer almaktadır. Türkülerin isimleri ve yöreleri şöyledir: Ah Bir Ateş Ver (İzmir), Allı Turnam (Kırıkkale/Keskin), Kalenin Bedenleri (Tokat), Ben Giderim Batuma (Sinop), Bugün Ayın Üçüdür (Azeri), Fidayda (Ankara), Hastane Önünde İncir Ağacı (Yozgat), Karasar Zeybeği (Ankara), Makaram Sarı Bağlar (Diyarbakır), Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar (Edirne), Kırmızı Gül Demet Demet (Erzurum), Tabancamın Sapını Gülle Donatacağım (Rize)

Albüm piyano eşlik kitabı ve flüt partisyonu olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Kullanıcıların eser seçimini kolaylaştırmak ve piyano eşlikli çalışabilmeleri amacıyla her bir türkünün flüt ve piyano için hazırlanmış MP3 formatındaki ses dosyası ile sadece piyano eşliğini içeren MP3 dosyasını yayınevi web sitesine yüklenmiştir. Buradan ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Müzik Eğitimi Yayınları tarafından flüt ve piyano için ülkemizde ilk kez yayınlanan bu repertuvarın sevilerek seslendirilmesi dileğiyle

22,50 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil

Kanun, geçmişten günümüze, farklı çalım teknikleri uygulanarak ve geliştirilerek gelmiştir. Bu teknikleri, farklı müzik türlerini taklit ederken, değişik süslemeler uygularken ya da farklı armonik seslerden faydalanarak geliştirdiysek de armonik çalım konusundaki tekniğimizi aynı oranda bilgi ile desteklememiz kaçınılmaz olmuştur. Bu konuda mesleki müzik eğitimi kurumlarında verilen armoni derslerinin kanun sazına adaptasyonu sadece öğrencinin merakı ile desteklenmektedir. Herhangi bir müzik eğitimi kurumunda ders almadan kendi becerisi ve merakı ile kanun icra edenlerin, kendi beğenilerinden yola çıkarak buldukları dizi ve akorları, sadece beğeni ile değil basit armoni kurallarını düşünerek bulmasını sağlamak ancak bu tür kaynaklarla mümkün olmaktadır. Daha önce tarafımdan denenmiş, uygulanmış, kabul görmüş teknikleri ve temel armoni bilgilerini paylaşmak amacıyla yazdığım bu kitaptaki armonik uygulamalar, kadanslar ve diziler tekniği zorlamak için değil, armoni bilgisini, kurallarını ve basit parmak uygulamalarını öğretmek içindir. Kitapta klasik armoninin sadece temel kavramlarına ve bunlara ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Bu kitap bir armoni kitabı değildir böyle düşünülmemelidir. Kanun çalgısını öğrenmek isteyenlere ve çalanlara yararlı olması dileğiyle.

22,50 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil

Bu kitap piyano çalmaya yeni başlayan öğrencilerimizin eğitim süreçlerinde faydalanabilecekleri, farklı dönemlere ait eser örnekleri ve teknik zorluk içeren yerlerle başa çıkılmasını sağlamak adına sunulmuş yöntemlerden oluşmaktadır. İki ana bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde, yeni başlayan öğrenciler için uzun yılların deneyimiyle harmanlanmış, denenmiş ve işe yararlılığı kanıtlanmış özgün alıştırmalar, ikinci bölümünde ise Beyer, Czerny, Bach, Schumann, Tchaikovsky, Kabalevsky ve Bartók’tan seçme eserler bulunmaktadır. Bu metodun piyano öğrencilerine ve öğretmenlik yaşamına yeni başlayan genç piyano eğitimcilerine de yararlı olması, yol göstermesi hedeflenmiştir. Kitapta yer alan eserlerin yazar tarafından seslendirilmiş videolarına Ayça Aytuğ youtube kanalından erişebilirsiniz.

Piyano eğitimine doğru yöntemlerle başlamak çok önemlidir, çünkü ileri düzeyde karşılaşılabilecek teknik, stilistik ve polifonik problemlerin rahat çözümü için temellerin sağlam atılması gerekir. Ülkemizde genellikle kulaktan dolma bilgilerle ders verildiği gerçeği inkâr edilemez. Bu nedenle Ayça Aytuğ’un öneriler ve yöntemleri de içeren Seçme Eserler ve Çalışma Yöntemleriyle PİYANO EĞİTİMİ-I isimli kitabının yararlı bir hizmet olacağından eminim.

- Prof. Hülya Tarcan -

Mimar Sinan GSÜ. İstanbul Devlet Konservatuvarı Piyano Anasanat Dalı Öğr. Üyesi

18,75 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil

Fattah Nazarov’un Piyano Konc¸ertosu en popu¨ler eserlerinden birisidir. Besteci, bu eseri kızı Gu¨lnara Nazarova ic¸in yazmıs¸ ve sahnede ilk icralarını da O¨zbekistan başta olmak üzere, yurt dıs¸ında farklı u¨lkelerde yine kızı seslendirmis¸tir. Piyano konc¸ertosunun ilk icrası kızıyla birlikte, iki piyano du¨zenlemesiyle, 1964 yılında Tas¸kent’te “Tas¸kent Baharı” C¸agˆdas¸ Mu¨zik Festivali’nde O¨zbekistan Besteciler Birligˆi salonunda gerc¸ekles¸mis¸tir. Baba ve kızı eserleri Dmitriy S¸ostakovic¸, Aram Hac¸aturyan ve digˆer 20. yu¨zyıl mu¨zik sanatçılarının da hazır bulundugˆu festival gecesinde seslendirmis¸lerdir. Konc¸erto derin izlenimler bırakmıs¸, mu¨zik camiası tarafından c¸ok bu¨yu¨k takdir go¨rmu¨s¸ ve bu nedenle Moskova dinleyicilerine de dinletilmesi yo¨nu¨nde karar alınmıs¸tır.

Nazarov’un piyano konçertosu, son derece piyanistik ve aynı zamanda piyanonun özelliklerini çok derinden kavramak amacını güderek yazılmıştır. Bu konçerto, kompozisyonun kompakt özelliği, titiz bir klasik formunun bulunması ve bölümler arasında açık bir sınırlama olmasıyla ayırt edilmektedir. Besteci, konçerto bölümleri arasında net bir çeşitlendirme prensibini, yazım, ölçü, tempo gibi müzik ögelerini değiştirerek vurgulamıştır. Bu da icracıya, nota metnini hızlı bir şekilde öğrenme, bilme ve dramaturjisini idrak etme olanağı vermektedir. Konçerto, parlak melodik karakteri ve müzik dilinin zor olmaması nedeniyle geniş yelpazedeki dinleyiciler için anlaşılır olması ile kendini göstermektedir. Aynı zamanda parlak bir Özbek milli renkliliğine sahiptir ve bu da entonasyon, mod, ritmik ve yazım şekilleriyle vurgulanmaktadır. Orkestra, konçertoda bir eşlikçi olarak ve solistle yarış yapan katılımcı olarak önemli bir rol oynamaktadır. Orkestranın fonksiyonları çeşitlidir ve ifade gücüne sahiptir.

18,75 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil

Uyuşturucu bağımlısı Profesör Ezekiel Farragut, kardeş katlinden on yıl hapse mahkûm olur. Karısının azap verici ziyaretlerinin, hapishane yaşamının vahşi tekdüzeliğinin ve hafızanın ağır yükünün ortasında insanlığını korumaya, kefaretini ödemeye çabalamaktadır.

Falconer Hapishanesi’nde Cheever, edebiyatında önemli bir yer kaplayan banliyöden uzaklaşıyor. Ama parmaklıkların ardında bir hapishane romanından çok daha fazlasını yazıyor. Farragut’ın hikâyesinde kendi korkularıyla, kendi karanlığıyla yüzleşen yazar; özgürlüğü, insanın kendi zihninin ve bedeninin içinde özgür olabilme çabasını anlatıyor. Cheever’ın birçoklarınca başyapıtı sayılan ve hakkında en çok yazılan eserlerinden biri olan Falconer Hapishanesi, insanlık durumu üzerine büyüleyici bir kıssa niteliğinde.

“Falconer Hapishanesi, Amerikan ruhunun derin bir incelemesi – bir başyapıt.”

-  A.M. Homes - 

 

“Çağımızın en önemli romanlarından.”

- The New York Times - 

 

“John Cheever büyülü bir gerçekçi ve ışıltılı öykülerinde, Bullet Park’la Falconer Hapishanesi gibi eşsiz romanlarında karşılaştığımız üslubu, savaş sonrası Amerikan edebiyatının diğer bütün öncü yazarlarının üslubu gibi renkli ve özgün.”

- Philip Roth - 

13,13 ₺ KDV Dahil
17,50 ₺ KDV Dahil
Bu kitabı adam sandığı erkek yüzünden, yürek sandığında acılar ve hayal kırıklıkları biriktiren kadınlara ithafen yazdım.Ve sen de o adam sandığımız erkeklerden biriysen, lütfen o elindeki kitabı sakince rafa bırak…Zira içinde görmek istemeyeceğin gerçekler var.
12,75 ₺ KDV Dahil
17,00 ₺ KDV Dahil
Marjorie Weissman, kardiyolog olan kocası David’in davranışlarında bir takım gariplikler fark ettiğinde bazı şeylerin ters gittiğini anlamıştı. David de otuz sekiz yaşındaki karısı Marjorie’nin Manhattan’daki tiyatro kursuna katılmasının çok da normal olmadığının farkındaydı. Ancak her ikisinin de bilmediği şey, çekingen ve aşırı kilolu kızları Julie’nin hamile olduğuydu. İşte şimdi Weissmanlar için zorlu bir yaz başlıyordu. David’in romantik, Marjorie’nin çılgın düşleriyle, Julie’nin öz saygısını kazanma çabaları ortaya inanılmaz olayların çıkmasına neden olacaktı. 

Birazcık Evli; asla unutamayacağınız, güldürürken gözünüzden yaş getirecek nefis bir roman.
20,25 ₺ KDV Dahil
27,00 ₺ KDV Dahil
Kızıldeniz’i geçme hikâyesi ne derecede doğrudur? İbranilerin çölde hayatta kalmasını sağlayan kudret helvası nasıl bir yiyecektir? Yahveh’in Sina Dağı’nın zirvesinde görünmesine hangi doğaüstü olay neden olmuştur? 

Kutsal kitabın en maruf bilmecelerine cevap bulmak ve dahası, bu bilmecelere yeniden hayat verebilmek için Gerald Messadié’nin hem yazar hem de tarihçi bakış açısına ihtiyaç vardır. Ayrıntılı notlarla zenginleştirilen ve hikâyenin aslına bağlı kalan tarihi tabloda; sorunlu kardeş Harun, ilahi hırslara kapılan kız kardeş Miryam, ilk İsrail ordusunun kurucusu olan Yuşa gibi efsanevi kişiler de yeniden betimleniyor. Romanda her şeyden önce Musa’nın olağanüstü hayatı ve göç yolculuğu daha önce hiç bahsi geçmeyen bir biçimde anlatılıyor. 

Kahramanının gücünden esinlenilerek kaleme alınan bu roman, okuyucuyu, Musa’nın önderliğinde, Vaat Edilmiş Topraklar’a ve tektanrılı dinlerin başlangıcına doğru bir yolculuğu çıkarıyor.
21,00 ₺ KDV Dahil
28,00 ₺ KDV Dahil
Bugüne kadar Musa’yı sadece efsane olarak bilirdik. Fakat asıl gerçek neydi? 
Dünyanın çehresini değiştirmeye davet eden, bir dinin kurucusu olan bu dev kimdi? Gerald Messadié, Musa’yı yazarken tüm kaynakları derleyip toparladı, bu karakteri ve ortamı oluşturmak amacıyla mistik olayların vuku bulduğu diyarları dolaştı. 

Prens Ptahmos (Musa) M.Ö. 14. yüzyılda, 1. Seti’nin hükümdarlığı döneminde doğdu. Ünlü Kral 2. Ramses’in yeğeniydi. Gençliği boyunca, firavun toplumuna bulaşan yolsuzluk ve sinizme tanık olmuştu. Daha sonra Prens Ptahmos, annesi ile “Apiru” yani “İbrani” bir işçinin arasında geçen gizli ilişkiyi ve kendi doğumu hakkındaki gerçeği keşfetti… 

Kitabın ilk cildi, dört asır süren kölelikten sonra bu halkın isyanının izini sürmektedir. Bize genç prensin, nasıl bir lidere dönüştüğünü ve Kenan diyarına gitmek için Kızıldeniz’i geçerken nasıl mücadeleler verdiğini gösteriyor. Maceralar ve zengin karakterlerle dolu, didaktizm içermeyen, net anlatımıyla dikkat çeken bu roman, sonuna açıklamalar eklenerek zenginleştirilmiştir.
21,00 ₺ KDV Dahil
28,00 ₺ KDV Dahil
Diziyi sevdiyseniz kitaba bayılacaksınız! 

Cha Seung Jo, gaddar babasından ve onu terk eden eski sevgilisi Yoon Jo’dan intikamını alsa da hiçbir zaman tam anlamıyla mutlu olamaz. Fakat kaderin cilvesiyle Se Kyung, kadınlara güvenini kaybetmiş Seung Jo’nun karşısına çıkar ve onun kapalı kalbinden içeri sızmaya başlar. 

Ancak birbirlerine açıklamaları gereken onca sır varken ikisi de ilk adımı atmaya korkmaktadır. Dünyaya güvenmediği için aşkı reddeden Se Kyung’u ve kadınlara güvenmediği için aşkı reddeden Seung Jo’yu tekrar aşka inandırabilmek için onlara hiç de tahmin etmedikleri kişiler yardım edecektir. 

Modern zamanın Alice’i kendi hikayesinin sonunu acaba nasıl yazacak?
21,75 ₺ KDV Dahil
29,00 ₺ KDV Dahil

Bir kafesin içindeydim ve bu, içine tıkılacağım kafeslerin sadece ilkiydi...

Haiti’de sıkça görülen kaçırılma vakaları çoğu kez pazarlıklar sonucu kısa sürede son bulur. Ancak varlıklı bir ailenin kızı olan Mireille Duval Jameson için durum farklıdır. Babasının fidyeyi ödemeyi reddetmesiyle genç kadını kimliği dahil bütün varlıklarından arındıran esaret başlar.

O artık hiç kimsedir. Esareti boyunca kendisine dayanma gücünü ise artık “birisi” değil “hiç kimse” olduğu düşüncesi verecektir. Bu yüzden de iki farklı kadına dönüşür:

Her şeyi hatırlayan ile her şeyi unutan…

"Roxane Gay'in en büyük başarısı, hikâyesini oturttuğu temele pek çok farklı unsuru titizlikle dahil edebilmesidir."

-The New York Times

"Bu kitapta basit bir kaçırılma olayından çok daha fazlası var. Roxane Gay romanına politik ve sosyolojik gözlemlerini de katarak ortaya oldukça gerçekçi bir hikâye çıkmayı başarmış."

-Chicago Magazine

"Kafes'i okurken duygudan duyguya geçiş yapacak, Mireille'in hayatta kalma savaşına tanıklık ederken kendinizi çoğu kez 'onun yerinde olsam ne yapardım?' sorusunu sorarken bulacaksınız."

-Cosmopolitan

18,75 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil

Beş parasızdım, vatansız bir dilenciydim. Damarlarımdaki kan lanetimdi ve geleceğim, düşmanlarımın insafına kalmıştı.

Anne Neville, ülkedeki en önemli savaşçının, Kralyapan Warwick Kontu’nun kızıydı. Ölümcül politik entrikaların ortasında kalan genç kız, Neville, York ve Lancaster Hanedanları’nın piyonu hâline gelecekti. İngiltere’nin ihtişamlı, ihanet dolu sarayında Neville’lerin yükselişi önceleri kaçınılmaz görünüyordu. Ancak Warwick Kontu’nun hırsı ve gururu, krala sırt çevirmesine neden olacak ve bütün taşları yerinden oynatacaktı. İhanet unutulmadı, aile sürgüne gönderildi.

En büyük aşkından uzakta, yabancı topraklarda aşağılanmış ve güçsüz bir hayata mahkûm bırakılan genç Anne’in, erkeklerin dünyasında ayakta kalabilmesi için sahip olduğu tek şey, cesaretiydi.

Anne O’Brien, sürükleyici romanında Anne Neville’in efsanevi hikâyesini Philippa Gregory ve Alison Weir’ı hatırlatan bir tutku ve canlılıkla anlatıyor.

Anne O’BrIen dönem romanları yazma hayalini gerçekleştirmeden önce Yorkshire East Reading’de tarih dersi veriyordu. Yazar, eşiyle beraber, evleriyle, harabeleriyle, manastırlarıyla ve muhteşem kiliseleriyle tanınan West Marches’da, on sekizinci yüzyıldan kalma bir kulübede yaşıyor

26,25 ₺ KDV Dahil
35,00 ₺ KDV Dahil

Onlarınki mahalle aşkıydı, bilmeyen yoktu. Cemal ve Süreyya’nın hikâyesi, bizim alt sokaktaki Arma Pastanesi’nde, tezgâhta son kalan acıbadem kurabiyesini paylaştıkları gün başladı. Önce Cemal, biz centilmen adamız evelallah havalarında Süreyya’ya ikram etti kurabiyeyi. Süreyya ise, utangaç bir bakışla gözlerini yere indirerek kurabiyeyi tezgâhtan aldı ve tam ortadan ikiye böldü. Biliyorum, çünkü ben de oradaydım. Hayır, pastanenin içinde değil, dışında, diğerleri kadrosunda. Hani hayatta bir kahramanlar vardır, bir de diğerleri ya, aynen o hesap.

Kocan Kadar Konuş’un yazarı Şebnem Burcuoğlu’ndan sımsıcak bir mahalle hikâyesi!

İsmi bir zamanlar Tatavla olan, Kurtuluş semtine hoş geldiniz. Büyük mağazaların sıralandığı Rumeli Caddesi’yle, fanfirikli Nişantaşı kafelerinin hemen üstünde yer alan Kurtuluş’ta, bir liracı, çiğ köfteci, turşucu, yufkacı, yorgancı, overlokçu, son ütücü, kısaca ne ararsanız vardır. Ramazan’da pide, Noel’de kurabiye, Paskalya’da çörek pişer burada. Bu semtin sayısız hikâyesi içinde en kalplere dokunanı ise Cemal, Süreyya ve Feza’nınkidir.

21,00 ₺ KDV Dahil
28,00 ₺ KDV Dahil

“Hepsi benim yüzümden oldu diye geçirdi aklından. Geçmiş onun yüzünden düşmüştü peşlerine.”

50’nin üzerinde New York Times’ın çok satan romanın yazarı, Yol ve Nefes Al romanlarını yayınladığımız Jayne Ann Krentz yine nefesinizi kesecek bir romana imza atıyor.

Madeline’in çocukluğu ve Daphne ile arkadaşlığı, derinden sarsıcı bir gecede mahvolmuştur. Neredeyse yirmi yıl sonra ölmek üzere olan bir adamın son sözleri Madeline için önemli bir uyarı olur. Sonsuzluğa gömüldüğüne inandığı sırlar keşfedilmiştir.

Madeline Daphne’ye ve sonuna kadar yardım edeceğine güvendiği tek adama ulaşır: sapkın ve tehlikeli zihinleri iyi deşifre eden güvenlik uzmanı

Jack Rayner. İleri teknoloji uzmanı kardeşi de aralarına katılınca dörtlü, gerçeği saklamak için her şeyi göze alan bir katile karşı ittifak kurarlar...

21,75 ₺ KDV Dahil
29,00 ₺ KDV Dahil

Tory Brennan ve arkadaşları, kaçırılmış kurt yavrusu Cooper’ı kurtarırken nadir görülen bir parvo virüsüne yakalandıklarından beri sıradan çocuklar değillerdi artık. Suçluların peşine düşen bir sürüye dönüşmüşlerdi.

Ancak, bir araya gelmelerini sağlayan Loggerhead Adası Araştırma Enstitüsü mali sıkıntıları nedeniyle kapanmanın eşiğindeydi; tabii, Viraller enstitüyü kurtarmanın bir yolunu bulmazsa.

Tory, eski bir Charleston efsanesini, hazinesi bugüne dek bulunamayan kadın korsan Anne Bonney’yi öğrendiğinde şansına inanamadı. Gömülü bir hazine, tam da Loggerhead Enstitüsü’nü kurtarmak için ihtiyaç duyduğu şeydi! Ancak hazinenin peşindeki, yalnızca Tory ve arkadaşları değildi. Viraller’in süper güçleri, onları beladan kurtarmaya bu kez yetmeyebilirdi.

24,00 ₺ KDV Dahil
32,00 ₺ KDV Dahil
Setin İçindeki Kitaplar;

Göz
Tepki", "Medyum", "Hayvan Mezarlığı" gibi unutulmaz romanların ünlü yazarı...Stephen King'in kitapları tüm dünyada satış rekorları kırıyor...

Hayvan Mezarlığı
Bu eseri beyazperdeye de aktarıldı. Film, bütün dünyada yankılar yaratmaya devam ediyor.Dr. Louis Creed ve ailesi eski kızılderili mezarlığındaki ruhların gazabına uğramışlardı... Bunun elbette nedenleri olmalıydı!... Stephen King okurlarını, doğaüstü olaylarla bezenmiş heyecanların doruğuna götürüyor.

Sadist
Çok ünlü bir yazardı, ama bir gün, hayatta kalabilmek için kitap yazması gerekeceğini hiç düşünmemişti...
65,25 ₺ KDV Dahil
87,00 ₺ KDV Dahil

Set İçindeki Kitaplar;


 


Silahşör - Kara Kule Serisi 1. Kitap


Siyahlı adam tehlikeli büyülerle dolu ölüm yolunda kaçıyor, katil kovalıyordu. Bu kovalamaca yolun sonundaki KARA KULE'de sona erecek miydi? Çılgın bir kâhin, konuşan iblisler, ölmemiş bir çocuğun ruhu KARA KULE'de kimleri bekliyordu?...


 


Üç'ün Çekilişi - Kara Kule Serisi 2. Kitap


Kara Kule romanının sonunda Roland, yani Silahşor, Silahlı Adam'la karşılaşmıştı. Ardından Roland, Orta-Dünya'da Batı Denizi kıyısında uyanır. Karşısında her biri ayrı zamanlarda New York kentine açılan üç kapı görür. Roland, Kara Kule'ye ulaşmak için bu kapılardan üç kişiyi kendi zamanına çekmek zorundadır.


 


I. Kapı: Yıl 1987. Roland, Eddie Dean adlı eroin bağımlısı tutukluyla karşılaşır. Eddie çekilen kişilerden biridir.


 


II. Kapı: Yıl 1964. Gölgelerin Kadını, zenci Odetta Holmes bir metro kazasında bacaklarını kaybetmiştir. İçinde öfke ve nefretle yanıp tutuşan ikinci bir kadın yaşamaktadır ve o kadın Roland'la karşılaşır.


 


III. Kapı: Yıl 1977. Jack Mort insanları ölüme iten ve akıl almaz zalimlikler yapan bir canidir. Ve ne yazik ki Roland'ın çektiği son kişidir.


 


Sizce, arayış içindeki Roland ka-tet'ini tamamlamak için yeni arkadaşlar mı edinmiştir? Yoksa bilmeden tamamen farklı bir bela mı ortaya salmıştır?


 


Çorak Topraklar - Kara Kule Serisi 3. Kitap


Stephen King’in eşsiz hayal dünyasının ürünü; fantastik, bilimkurgu, korku ve western türlerinin iç içe geçtiği başyapıt olan “KaraKule”, Çorak Topraklar’la sürüyor.


 


Büyüleyici bir dünyanın kapılarını aralayan Kara Kule Serisi’nin buüçüncü kitabında, son silahşorun Kule’yi arayışı sürmektedir. Bukez yanına iki yol arkadaşı da katılır: Bağımlısı olduğu uyuşturu-cudan kurtulan Eddie Dean ile kopan bacakları gövdesiylebirleşen ve Susannah Dean’ın güçlü ve dengeli kişiliğine bürünenOdetta.Roland Deschain, yeni dostlarına silahşorluk eğitimi vermeyebaşlar. Fakat Silahşor eski dünyasında ölmüş olan Jake Cham-bers’ın hayatını kurtararak ka’nın yönünü değiştirir. ŞimdilerdeRoland ve Jake, farklı dünyalarda varlıklarını sürdürdükleri halde,aynı çılgınlıklarına devam etmektedirler.

76,50 ₺ KDV Dahil
102,00 ₺ KDV Dahil
Setin İçindeki Kitaplar;

Da Vinci Şifresi
Da Vinci Şifresi satışa çıktığı ilk haftanın sonunda büyük bir başarı kazandı. New York Times'ın 'en çok satanlar' listesine "1 Numara"dan girdi. Aynı zamanda Wall Street Journal, Publishers Weekly ve San Francisco Chronicle'ın 'en çok satanlar' listesinde ilk sıradaki yerini uzun süre korudu. Colombia Pictures kitabın film haklarını satın aldı. 

Harvard Üniversitesi Simge-Bilim Profesörü Robert Langdon, Paris'te iş gezisindeyken, gece yarısı, Louvre'un yaşlı müdürünün ölü bulunduğu haberini alır. Langdon ve yetenekli Fransız kriptoloji uzmanı Sophie Neveu, cesedin etrafındaki izleri takip ederek bu garip esrar perdesini araladıkça, ipuçlarının onları Da Vinci'nin tablosuna götürdüğünü keşfederler. Büyük usta bu sırrı herkesin görebileceği bir yere, ünlü eseri Mona Lisa tablosunun içine gizlemiştir.

Langdon bu garip bağlantıyı açığa çıkarınca tehlike artar. Cinayete kurban giden müze müdürü de, Sir Isaac Newton, Botticelli, Victor Hugo, Da Vinci ve aralarında diğer ünlülerin de bulunduğu gizli bir kuruluş olan Sion Manastırı Derneği'nin bir üyesidir. 

Langdon, aydınlatmaya çalıştıkları bu tehlikeli sırrın yüz yıllardır tarihin derinliklerinde gizlendiğinden şüphelenir. Böylece Paris ve Londra sokaklarında amansız bir kovalamaca başlar. Langdon ve Neveu, kendilerini, atacakları her adımı önceden bilen esrarengiz olduğu kadar da çok zeki olan bir adamla karşı karşıya bulurlar. Eğer bu karmaşık bilmeceyi çözemezlerse Priory'nin büyük yankılar uyandıracak bu çok eski gerçeği ebediyen kaybolacaktır.

Melekler ve Şeytanlar
Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon efsanevi gizli örgüt Illuminati'nin -Galileo zamanından beri Katolik Kilisesi'nin bağnaz inançlarını lanetleyerek bilimin yararlarını yücelten- hala faaliyette olup cinayetler işlediğini öğrenince şok geçirir. Parlak bir fizikçi olan Leonarda Vetra cinayete kurban gitmiştir. Tek gözü oyulmuş ve göğsü örgütün sembolüyle dağlanmıştır. Bilim adamının son buluşu güçlü ve çok tehlikeli enerji kaynağı karşımadde çalınmış ve yeni Papa seçiminin gerçekleşeceği gün Vatikan Şehri'nin altına saklanmıştır. Langdon, Vetra'nın meslektaşı ve aynı zamanda kızı olan Vittoria ile medeniyeti yok olmaktan kurtarmak amacıyla Roma sokaklarında, kiliselerde ve katakomplarda soluk soluğa koşuşturarak 400 yıllık izi sürerek Illuminati'nin izini bulmaya çalışırlar. 

Brown bu romanda tıpkı bir hokkobaz gibi havaya yüzlerce top fırlatıp hiçbirini yere düşürmeden okuyucuyu inanılmaz bir gerileme sürüklüyor.

Kayıp Sembol
Dan Brown; Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlar'dan sonra Kayıp Sembol'de insanlığın yüzyıllardır beklediği bir gerçeğin peşinde... Harvard Simgebilim Profesörü Robert Langdon, Kongre Binasında konferans vermesi için yakın bir arkadaşından davet alır. Ancak, Washington'a varır varmaz oldukça garip bir durumla karşı karşıya kalan profesör, kendini korkunç bir oyunun ortasında bulur. Kongre Binas'na bırakılmış olan bir sembolün -yakın arkadaşı Peter Solomon'ın kesik eli- varlığını haber veren bir telefon, Langdon'ı hiç de yabancısı olmadığı bir dünyaya davet etmektedir. Antikçağlarda kullanılan bu sembolik çağrı, daveti alan kişiyi ezoterik bilgeliğin hüküm sürdüğü, çok eskilerde kalmış kayıp bir dünyaya sürükleyecektir. Sonu belli olmayan bu mistik daveti arkadaşını kurtarmak için kabul eden Langdon, bir anda masonik sırların, saklı kalmış tarihin ve o güne dek görmediği yerlerin gizli dünyasında inanılmaz bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalır. Artık cevaplanması gereken sorular vardır: İnsanlığın Altın Çağı, açılmaması gereken bir kapının aralığından sırlarıyla birlikte yok mu olacak, yoksa hikmetin ışığında tüm soruların cevapları mı bulunacaktır?...

Cehennem
Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon başından vurulmuş bir halde hastane odasında gözlerini açar. Ne buraya nasıl geldiğini ne de nasıl vurulduğunu hatırlamaktadır. Camdan gördüğü manzara karşısında altüst olan profesör, evinden binlerce kilometre uzakta, Floransa'da olduğunu anlar. Yaşadığı korkunç baş ağrısına eşlik eden tek şey; sürekli kâbuslarında gördüğü kan kırmızısı bir nehrin karşısından kendisine seslenen gümüş saçlı güzel bir kadın ve toprağa baş aşağı gömülü can çekişen bedenlerdir. Langdon gördüğü kâbusları anlamlandırmaya çalışırken kadın bir suikastçı tarafından takip edildiğini, kendine tedavi uygulayan doktorlardan biri gözlerinin önünde vurulunca anlar. Hastanede görevli diğer doktorlardan biri olan Sienna Brooks'un o ölüm kalım anında yardım etmesiyle hayatta kalır. Simgebilim profesörü kendini bir anda ipuçlarını Dante'nin cehenneminde bularak çözmesi gereken korkunç bir senaryonun içinde bulur. Floransa'nın tarih kokan dar sokaklarından Venedik'in muazzam bazilikalarına uzanan semboller zinciri Langdon'ı insanlık tarihini sonsuza dek değiştirebilecek bir mekâna sürükler. Burası üç imparatorluğun merkezi olmuş, insanlık tarihi kadar eski, dünyanın incisi İstanbul'dur. Ve bu şehirde ya insanlık tarihi baştan sona yeniden yazılacak ya da bunu yazacak hiç kimse kalmayacaktır... 

.. Diz çök kutsal bilgeliğin yaldızlı mouseion'unda ve kulağını yere daya, dinle suyun şırıltısını. 

Batık sarayın derinliklerine in, orada, karanlığın içinde bekler khtonik canavar kan kırmızısı sularına gömülmüştür lagünün ki yansıtmaz yıldızları... 

... Dan Brown, dünyanın birçok ülkesinde çok satanlar listesine giren; Kayıp Sembol, Melekler ve Şeytanlar, İhanet Noktası ve Dijital Kale gibi kitaplarının yanı sıra tüm zamanların en çok okunan romanlarından biri olan Da Vinci Şifresi'nin yazarıdır. New England'da eşi ile birlikte yaşamaktadır.
124,50 ₺ KDV Dahil
166,00 ₺ KDV Dahil
Setin İçindeki Kitaplar;

Dersimiz Cinayet
Mösyö Renaud kendi kurduğu cinayet senaryosunun kurbanı olur. Bu işi çözmek de yine dedektif Poirot'ya düşer.

Doğu Ekspresi'nde Cinayet
Korku-gerilim edebiyatının klasiklerinden. Karlar atlında bir trende herkesden uzakta yaşanan entrika dolu bir yolculuk.

On Küçük Zenci
Yargıç Wargrave birinci mevki kompartımanında purosunu tüttürerek The Times gazetesinin politika haberlerini dikkatle okuduktan sonra gazeteyi bırakıp camdan dışarı baktı. Somerset'den geçiyorlardı. Daha iki saatlik yolları vardı.

Zenci adası hakkında şimdiye kadar gazetelerde okuduklarını düşünmeye başladı. Adanın deniz ve yat meraklısı bir Amerikalı milyoner tarafından satın alındığını, Devon sahillerine yakın olan adaya modern ve lüks bir köşk yapıldığını biliyordu; ama, anlaşıldığına göre, Amerikalı milyonerin yeni evlendiği üçüncü karısı denizi sevmiyordu ve adayı satışa çıkarmıştı. Satış için gazetlerde birçok ilan çıkmıştı. Sonunda adanın Owen adında biri tarafından satın alındığı duyulmuştu. Bu haberden sonra gazetelerin dedikodu yazılarının fısıldaşmaları başlamıştı. Zenci adası aslında Gabrielle Turl adında Hollywood'lu bir film yıldızı tarafından satın alınmıştı. Yıldızın bu adada kimse tarafından rahatsız edilmeden birkaç ay geçirmeyi düşündüğü ileri sürülmekteydi. Başka bir yazar ise, Zenci Adasının bazı gizli deneyler için İngiliz Amirallik Dairesi tarafından satın alınmış olduğunu iddia ediyordu...
42,00 ₺ KDV Dahil
56,00 ₺ KDV Dahil

Pasta kutusundan çıkan satırları okumak kadınlar için bir mutluluktu. “Bunları yazarken beni düşündü,” diyorlardı içlerinden (öyle olmadığını herkes bilse de) ve değersiz varlıklarına bir değer biçildiğine inanıp mutlu oluyorlardı. Belki de ilk kez var olduklarını hissediyorlardı. Bunu anlamayacak kadar aptal değildim.

Siparişle pasta yapan ve her birinin içine kişiye özel aşk metinleri koyan ama aşka inanmayan Faik Bey, kullandığı Mercedes’e âşık şoför, kırsalda saklanan babası hakkında atlılara ipucu vermemeye çalışan ufak çocuk, iki oğluna arı izleme projesi veren çapkın baba, eski kocasını bir sabah bir kafede, yanında yeni sevgilisiyle görüp işe geç kalan kadın, yabancı bir kadın gazeteciyi sınır kentindeki bombalanmış otel odasında alıkoyan adam…

Hikmet Hükümenoğlu, onu romanlarıyla tanıyan okurunun karşısına bir öykü kitabıyla çıkıyor – Aşka İnanmayanlar İçin Aşk Öyküleri. Tuhaf, patolojik, alışılmadık aşk hikâyelerinin yanında bildik durumları da ustalıkla, incelikli bir mizahla, merak duygusunu hep canlı tutarak anlatıyor. İnanıp inanmamak okura kalmış.

10,87 ₺ KDV Dahil
14,50 ₺ KDV Dahil

Nebula ödüllü bilimkurgu yazarı, editör ve müzisyen Michael Moorcock’un kahramanı Jerry Cornellius çoğulevrende çalkantılı bir serüvene çıkıyor. 1960’ların Londra’sında başlayan yolculuğunda Jerry, New Orleans, Guantanamo, California gibi duraklara uğrarken modern dünyanın belli başlı siyasi karakterleri ile olaylarını da es geçmiyor. Sünni-Şii çekişmesi, Ebu Garib cezaevindeki insanlık dışı uygulamalar gibi tartışma yaratan birçok konu Moorcock’un radarından kaçmamış.

Rüya nöbetleri gibi art arda gelen kısa bölümleri ile elden düşmeden okunabilecek bir maceranın ardından Moorcock’un bakış açısından Londra’nın 1940’lardan 1990’lara dek geçirdiği değişim tüm çıplaklığıyla aktarılıyor.

Son olarak da seri editörü Terry Bisson’un usta yazar Moorcock ile gerçekleştirdiği bilimkurgu, çoğulevren, yazarlık, okunabilecek kitaplar ve müzik gibi birçok konuya değinen samimi bir röportaj yer alıyor...

10,50 ₺ KDV Dahil
14,00 ₺ KDV Dahil

Sâdî-i Şirâzî’nin çağları aşan ve İran’dan yayılarak bütün dünyada yankılanan eseri Gülistan, Mehmet Kanar’ın yetkin çevirisi ve iki dilli baskısıyla okura sunuluyor:

 

“Yağmurun temiz tabiatında yokken aykırılık, bahçede lâle biter, kıraç toprakta diken.

İmkânsız görünen işlerin çekme kaygısını; olma umutsuz.

Karanlıktadır çünkü hayat suyu.”

30,00 ₺ KDV Dahil
40,00 ₺ KDV Dahil
Beklenmeyen Şahit, içinde Hercule Poirot’nun yeni bir macerasının da bulunduğu daha önce yayımlanmamış öyküleriyle okurlarla buluşuyor. 1920’lerin Londrası... Şehirdeki büyük bir evin tüylü halıları şok edici bir cinayetle lekelenir. Kurban, Emily French adında çok zengin, yaşlı bir kadındır. Tüm kanıtlar bu acımasız cinayeti kurbanın yüklü mirasını bıraktığı yakışıklı genç Leonard Vole’un işlediğini göstermektedir. Yaşlı kadının sadık yardımcısı Janet Mackenzie de mahkemede bu yönde ifade vermiştir. Leonard, gizemli eşi Romaine’nin tanıklığıyla temize çıkacağından emindir. Ne var ki zanlının eşinin mahkemedeki ifadesiyle davada akılalmaz bir dönüşüm yaşanır. Daha önce yayımlanmamış öykülerin de yer aldığı Beklenmeyen Şahit’te Agatha Christie’nin ilk defa karşılaşacağınız gizemli karakterleri sizi yine şaşırtacak! 
18,75 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil

This book brings together the short stories Ara Güler penned during his early period, and his photographs. Güler is known internationally as a photographer and considered the most important representative of creative photography in Turkey, however, he is a relative unknown as a short story writer, and the various aspects of Güler the writer appear in breathtaking range in We Will Live After Babylon. This new edition of three simultaneously published volumes in Turkish, Armenian and English, brings together Güler’s visual production with his texts, who appear to also take

photographs through the medium of the short story, to form a “photograph-short story album”. Güler thinks that his early period short stories have an important role in his ability to “capture meaningful moments and combine them in a narrative”, and describes these 13 short stories as “a kind of photography”. There is no doubt that Güler is a “man of the visual world” and We Will Live After Babylon is a solid proof of that.

90,00 ₺ KDV Dahil
120,00 ₺ KDV Dahil