“Bütün dünyanın ortak dili olan müzik dili ile başka kültürdeki insanlarla kolaylıkla anlaşabilir, duygularınızı aktarabilirsiniz.”

-Ergün Çağlar-

Başarılarla dolu müzik hayatına 1980 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarının açmış olduğu yetenek sınavını kazanarak Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konzertmeisteri Prof. Dr. Murat Tamer’in öğrencisi olarak başlayan Ergün Çağlar, müzik dünyasında pek çok ünlü isim ile çalışmıştır. Bale ve operetlerde konzertmeisterlik yapmış olan keman sanatçısı, yurtdışında da ülkemizi temsil etmiştir. Şimdi ise 2004 yılında kurmuş olduğu Çağlar Çocuk Senfonisi Orkestrası’yla hem yurtiçinde hem de yurtdışında çalışmalar yapmakta, konserler vermektedir. Yazar halen Çağlar Müzik Kursu’nda eğitim vermeye devam etmektedir.

Ergün Çağlar’ın uzu yıllara dayalı bilgi birikimi ve deneyiminin sonucunda ortaya çıkan bu kitap sayesinde çocuklar müzik ve kemanın renkli dünyasına giriş yapacak. Müzik yazımında kullanılan işaret ve sembolleri oyunlar ve bulmacalarla kavrayacak olan çocuklar, notaların renklerle eşleştirilerek işlenmesi ve kitabın sonundaki renk çıkartmaları sayesinde, notaları ve keman çalmayı çok kolay ve eğlenceli bir biçimde öğrenecek.

₺30,00

Sait Faik Abasıyanık ile Sabahattin Ali Üzerine Yazılar

“Sanki iki yazar birbirlerini tamamlamak üzere yazmışlardır. Köyleri, kasabaları, adaları, kentleri paylaşmışlar ve ikisi de gerçekliklerini en çok da yazarken kavramışlar, varlıklarına en çok yazarken inanmışlardır. Yazmak için yaşamak kadar, yaşamak için yazdıkları da doğrudur.

‘Yazmasam deli olacaktım!’ diyen Sait’tir ama ‘yazmasam nasıl ölecektim?’ diye yazının karşısına ömrünü koyan da Sabahattin’dir...”

₺10,14
₺13,00
Daha fazla gecikmesem iyi olacak. Uzun zamandır bir peri masalı anlatmak istiyordum, ama perilerin devri kapandı, artık kimse onlara inanmıyor, üstelik dogru söyledigimi iddia etsem de bana gülerseniz hiç ssanmam. Sonuçta benim sözüme karsşı sşehrin bir milyon sakinininki var. Öyleyse sandalımızı suya indirelim, kürekler yolunu bulsun.
₺18,72
₺24,00

Uzayzaman Hizmetleri’nin korkusuz ajanları Valerian ile Laureline Bin Gezegen İmparatorluğu’nun merkezi Syrte’e gönderilmiştir. Amaçları, kimliklerini belli etmeden bu gezegenin Dünya için bir tehdit olup olmadığını araştırmaktır. Geldikleri gün şehri tanımak için gezerlerken binbir çeşit ürünün satıldığı pazarda gördükleri bir nesne hoşlarına gider. Ama bunun başlarına açacağı dertten habersizdirler...

Pierre Christin ile Jean-Claude Mézières’in olağanüstü hayal gücünden, Valerian ile Laureline karakterleri ilk kez 1967 yılında Pilote dergisinde hayatlarına başladı. Bu zamanın ötesinde yaratıcı ve cesur eser kısa sürede bilimkurgu seven okurun olmazsa olmaz çizgi romanları arasında yerini aldı.

₺12,00
₺16,00
Uysallığa çok alışmış ve bir aralık öfkelenip, karşı koymaya, kararlı ve tutarlı davranmaya kalkışan zayıf ve basit karakterli insanlar için, kararlılıklarının ve tutarlılıklarının asla aşamayacağı bir ara çizgi, bir sınır vardır. Karşı çıkmaları önce çok şiddetli olur. Hatta şiddet, çılgınlık derecesine kadar varır. Gözlerini sımsıkı kapatıp, karşılarına çıkan engellere saldırırlar ve kaldıramayacakları yükleri omuzlarlar. Ama belli bir noktaya gelince, kendi kendilerine şaşarlar ve yıldırım çarpmış gibi durup kendilerine o korkunç soruyu sorarlar: ''Ne yaptım ben?'' Sonra hemen gevşerler, sızlanmaya başlarlar, açıklamak isterler, diz çöküp bağışlanmayı dilerler, her şeyin eskisi gibi olmasını isterler!..
₺15,60
₺20,00

 İki baba ve her birinin oğullarıyla sessiz, neredeyse namevcut ilişkisi. Yabancı babalarının esrarını anlamaya çalışan iki aile. Anavatanlarından uzakta, anadillerini kullanamadıkları ülkelerde kendilerini yeniden yaratmaya çalışan göçmenler. Tutkuyla başka yazarların yapıtlarını okuyan ve bu yapıtlardan kalkarak kendi hayatlarındaki bir gizemi kazıp çıkartmaya çalışan yazarlar. Kilit altında tutulan, kolay paylaşılamayan sırlar.

Arjantinli yazar Eduardo Berti’nin otobiyografik öğeler de taşıyan romanı, yaklaşık yüz yıl arayla iki farklı zamanda ilerliyor. Göçmenlik, aile sırları, geçmişle hesaplaşma gibi kadim olduğu kadar günümüzde de yakıcılığını sürdüren meseleleri var. Karmaşık olay örgüsünde hiçbir ayrıntı tesadüfi veya rasgele değil.

₺24,96
₺32,00

Bir türlü çalıştırılamayan aile yadigârı bir transfer makinası, dünyayı dev bir et besi çiftliği olarak gören uzaylı bir yaratık, sigaranın tamamen yasaklandığı Dünyadan kaçan bir tiryaki, insanoğluna âşık olan bir peri kızı, tüm yaşayanların acısını çekmesi için yapılmış bir robot, başka bir olasılık düzeyinden gelen ve Dünyalı erkeklere bayılan bir kadın, uzaydan geldiğini iddia eden bir ayyaş, dünyanın yok olan yüzeyinden yeraltına kaçan ve orada “mükemmel” bir düzen kuran insanlar...

Son Tiryaki’nin masal-bilimkurgu evreninde tanışacaklarınızdan bazıları. “Hardcore” bilimkurgudan peri masalına, Aziz Nesin hikâyelerinin tadını andıran ve son derece Türkiye’ye özgü mizahi bilimkurgu öykülerinden karanlık bir anti-ütopyaya kadar değişik alt türlerde yirmi üç öykü.

İlk kez 1996’da yayımladığımız kitabın bu genişletilmiş basımı özellikle yeni kuşak okurlarımız için...

₺20,02
₺26,00
"Tıpkı izleyenler gibi ben de, bu filmdeki rolümü yaşamım boyunca hatırlayacağım."
-DAVID BOWIE-

Dünyaya düşen insan kılığında bir uzaylı; gezegeni susuzluğun ve türlü savaşların sonucunda yok olmanın eşiğine gelmiş bir Anthea'lı, üstün teknolojik bilgisini kullanarak kısa zamanda dünyadaki en büyük şirketlerden birini kuracak ve kazandıklarıyla kendi "insanlarını" kurtarabilmek için bir uzay gemisi inşa edecektir. Fakat ziyareti uzadıkça bütün planları tersine işlemeye başlar. Alkol, televizyon, yozlaşma... insanlık onu ele geçirmektedir. Dünyaya Düşen Adam hem Walter Tevis'in romanıyla hem David Bowie'nin hafızalara kazınan bir performans sunduğu sinema uyarlamasıyla iki kez kült mertebesine erişmiş bir modern klasik. 

"Muhteşem güzellikte bir bilimkurgu... Başka bir gezegenden gelen bu ziyaretçinin dünyamız hakkında söyleyecek pek çok sözü var."
-THE NEW YORK TIMES-
₺13,00
₺16,67
“Kader, insanoğluna bir dereceye kadar özgürlük tanır, ama sonra onu uyarır ve sonunda darbeyi vurur.” E. M. Remarque

Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok romanıyla savaş edebiyatının başyapıtlarından birine imza atmış olan Alman edebiyatçı Erich Maria Remarque’tan aşk, ölüm ve göç üzerine gerçekçi, heyecan dolu, dokunaklı ve etkileyici bir roman: Lizbon’da Bir Gece.

Hüzün verici 1942 yılı: dünya yavaş yavaş savaşa doğru ilerlerken herkes Avrupa’yı terk etme derdinde. Pek çok kaçış yolu kapatılmış durumda. Lizbon’un karanlık rıhtımında fakir bir genç adam, büyük bir hevesle gemilere bakıyor. Hedefi Amerika. Ama ne vizesi var ne parası. Derken yabancı bir adam kendisine iki gemi bileti sunuyor. Bu bir hediye, ancak adamın bir şartı var: bu gece yalnız kalmak istemiyor, karşısındakine kendi hayat hikâyesini anlatmak istiyor; kaçışının öyküsünü. Tüm Avrupalı mültecilerin 1933 yılında Osnabrück’te başlayan ve o gece Lizbon limanında sona eren kaçış macerasını. Dışarıda, Tejo nehrinin denize döküldüğü kısımda beklemekte olan gemi belki de onun kurtuluşuydu ama artık bir şey ifade etmiyor. Çünkü özgürlüğe kavuşturmak istediği kadını çoktan kaybetti.

Lizbon’da Bir Gece tarihle kaderi çarpıştıran, özenle yazılmış, klasik bir "hayatta kalma" romanı: Nazilerden kaçarken rastlantı eseri karşılaşan iki kişinin, uzun bir gece boyunca yakınlaşmalarının; geçmiş yaşamlarını, kaçış planlarını, aşkı, kötülüğü, ölümü, cesareti, tanrıyı, insanın varoluş nedenini, özellikle de 20. yüzyılda insanlığın ayaklar altına alınışını sorgularken yavaş yavaş sarsılmaz bir bağ kurmalarının yürek parçalayıcı hikayesi.

“Nefret, ruhu eriten bir zehirdir; ister kendinizden nefret edin, ister başkasından; hiç fark etmez.” E. M. Remarque
₺19,50
₺25,00

Lacivert Taşından Tabletler ile 2006 yılında Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’nü kazanan Armağan Ekici, denemelerinin bu ikinci cildinde 2015-2018 arasındaki yazılarını derliyor. Homeros, Shelley ve Ambrose Bierce’dan başlayıp, Lewis Carroll, James Joyce, Flann O’Brien, Ahmet Hamdi Tanpınar, Antonin Artaud, Nikos Kazancakis, Behçet Necatigil, Oktay Rifat, Enis Batur üzerinden edebiyatın bugünün dünyasıyla bağlantılarını arıyor, çeviri meseleleri üzerine okurla birlikte düşünüyor.

“Bazen, yakın arkadaşlarımın bana (hayır, Joyce ile ilgisi olmayan bir konuda) ‘bu yaptığımız delilik mi?’ diye sordukları oluyor. Şimdiye kadar hep aynı cevabı verdim: “Bırak delilik olsun, akıllılardan ne hayır gördük?”

Evet: arkadaşlar, buyrun bakın, ‘akıllı’lara göre kurulmuş dünyanın hali ortada. (Beckett’ın da sevdiği ‘Dünya ve Pantalon’ fıkrasını hatırlayın.) Bıærakın akıllılar bildiklerini okusunlar; hayatımıza katılan pek çok güzellik, birilerinin delilik etmesi sayesinde ortaya çıkıyor.”

₺20,67
₺26,50
Fantastik edebiyatın ve bilimkurgunun renkli, şaşırtıcı, efsunlu dünyasında dolaşmaya hazır mısınız?

Yerli fantazyanın öncüsü Barış Müstecaplıoğlu bu kez öyküleriyle okurları düşsel dünyalara taşıyor: Distopik bir İstanbul’a, gizemli gezegenlere, hayal gücünün sınırlarını zorlayan Perg ve Delkarna diyarlarına… Büyücüler, uzaylılar, hayaletler, şamanların yol arkadaşlığında türün tüm zenginliğini yansıtan şahane bir yolculuk Gerçekler Kırıldı… Bu sıra dışı öyküler, bizlere günümüze ve insanlık hallerine yepyeni açılardan bakma özgürlüğü sunuyor.
₺20,28
₺26,00

Bugün hala kendime şu soruları soruyorum: Kimim? Ne istiyorum? Varoluşum ne? Bunlara içtenlikle cevap verebilmek için kime döndüm? Sartre’a. Çünkü o kendi varoluşunu ölümüne dek sorgulamaktan hiç vazgeçmez ve “insan, kendisini oluşturduğu varlıktan başka hiçbir şey değildir” diye yazar. Ben de onunla birlikte, onun yolundan giderek, varoluşumu tüm çıplaklığıyla bir kez daha sorgulamak istiyorum.

Özgürlük, yaratıcılıkta ortaya çıkar.

Okuma, özgür bir düştür ve bu özgürlük ruhsal yapının en derin, en karanlık noktalarına giderek değişimi, gelişimi gerçekleştirir ve okuyan insan giderek artan bir duyarlılığa kavuşur.

Edebiyat Terapi, yoksunluktan varoluşa, özgürlüğe kavuşma isteğidir.

Özgürlüğüme bağlanmıştım.

₺17,16
₺22,00
Hayat Cesurları Sever...

Bir Günah Bir Sevap, sadakatin sınırlarını zorlayan erkeklerin bir hayat oyunu üzerinden ibret verici bir şekilde cezalandırılma çabasını anlatıyor. Romanın içine girdikçe yazar beyaz yalanlar gibi beyaz günahların da olabileceğini sorgulatıyor. Günahın yakıcı yıkıcılığını sevgi sözcüğünün arkasına saklayabilir miyiz? İçine bir tutam sevgi karışan kara günahlar beyazlaşır mı? Naz’ın bulduğu bir mektupla içine girdiği bu hayat oyunu, Uğur’a âşık olmasıyla içinden çıkılamaz bir hale gelirken, en büyük destekçisi yan komşusu 80 yaşındaki Maria olacaktır. Hayatı yaralarını sarmak yerine yaralarına sarılmakla geçmiş Maria ve Naz, bu hayat oyunu sayesinde çok güçlü bir dostluk kurarken birlikte yaralarını sarmayı da öğreneceklerdir.  Hayat bir şekilde günahı ve sevabıyla dengesini kuracaktır.
₺20,87
₺26,75

Vampir efsanesini başlatan Drakula’yı Bram Stoker’a yazdıran kimdi? 19. yüzyılda Venedik operaları hangi aşk skandalıyla çalkalanmıştı? 1970’lerde İtalyan modasının merkezi Floransa’da yalnızca geceleri ortaya çıkan gizemli kadın kimin peşindeydi? 

Aylin Doğan, Murakami’nin Kedisi ile başlayan “V Kadınları” serisinin ikinci kitabı Bram Stoker’ın Masası’nda, dünya edebiyatına damgasını vurmuş bir ismin daha sırrını açığa çıkarıp okurunu yeniden büyülü ve eğlenceli bir dünyanın içine çekiyor.

₺18,72
₺24,00
Kaz Düşü yok oluşlara, bozulmalara, düşmanlıklara, şiddete karşı dünyaya yeni gelmiş insan düşünü öne çıkaran, yanı sıra yeryüzünün ışığını, toprağın sesini, zamanın gücünü duyuran bir roman. Tuncer Erdem yazı ve çizgisiyle Hay bin Yakzan gibi ütopik romanlara özgü masalsı bir dil, şiirsel bir dünya yaratıyor. 
Bir sabah kendini göl kıyısında bulan, geçmişini yitirmiş bir insan yüzü; yanı başında sazlıklara sığınıp düşlere dalmış bir yabankazı; dertlerine derman arayan yalnız yolcular... Gölün ötesinde görünen köydeyse ölüm ve şiddet kol geziyor. 
“Bense sımsıkı sarılmışım yerkabuğunun üst tabakasına. Hayatı bilmediğimden. Dünyayı tanımadığımdan. Farkında olmadan geldiğim bu yere bağlanıp kalmışım. Küçücük bir yeryüzü parçasının içinde debelenip duruyorum. Sonsuz dünyaya, yerkürenin ufuktaki eğimine doğru bakınca, yeraltına kulak verince daha iyi anlıyorum bunu. 
Sonuçta acemisiyim bu dünyanın. Kanatlanamayan puhu yavrusu, göç yolunda görülen kaz düşüyüm...”
₺16,50
₺22,00
Erken Cumhuriyet Dönemi’nde Sinemanın Politik Gücü 

Sinemanın 1923-1938 yılları arasında Türkiye’nin izlediği dış politika üzerindeki etkilerini ve bu alanın politik hamlelerden nasıl etkilendiğini resmi belgelere ve dönemin basınına yansıyan haber ve yorumlara dayanarak anlatan bu inceleme, SSCB, ABD, Almanya, Yugoslavya ve Bulgaristan’la ilişkilere odaklanıyor. Erken Cumhuriyet Dönemi’nde, sinemanın Türkiye’nin dış ilişkilerindeki rolüne dair önemli gelişmeler, “Türk-Sovyet”, “Türk-Amerikan”, “Türk-Alman”, “Türk-Yugoslav” ve “Türk-Bulgar” ilişkileri bağlamında, beş bölüm halinde ele alınıyor. 

Hariciye Koridorlarında Sinema - Erken Cumhuriyet Dönemi’nde Sinemanın Politik Gücü, dönemin kırılgan diplomatik dengelerine rağmen, hem kendi içinde refahı ve huzuru sağlamanın hem de “dışarıda” güçlü ve bağımsız bir devlet olarak tanınmanın mücadelesini veren genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kültürel alandaki eğilimleri ve atılımları çerçevesinde şekillenen bu ilişkileri, belgeler ve görseller eşliğinde, derinlikli bir incelemeyle sunuyor.
₺21,00
₺28,00
“Hayatı boyunca kendini Rum ya da Türk olarak değil sadece bir ressam olarak tanımlayan İvi Stangali, 1950’lerin İstanbulu’nda oldukça hareketli ve renkli bir dönemde varlık göstermişti. Çok sayıda dostu olmasına rağmen, yaşam öyküsü neredeyse hiç dillendirilmemişti. Onu nasıl yazmalı, nasıl anlatmalıydık? Sula Bozis’in girişimiyle İvi’nin kızı sevgili Maya Stangali’nin arşivinde bulunan sanatçıya ait defterler, kartpostallar, mektuplar vb belgelerden hareketle bir çalışmaya koyulduk. Uzunca bir araştırmanın sonunda erişebildiğimiz tüm bilgileri değerlendirdik. İzini sürebildiğimiz ölçüde ve tabii ki onun bize hissettirdiklerinin derinliğine inebildiğimiz kadarıyla İvi’yi anlatmaya, hatırlatmaya ve yeniden doğmasına, bilinirlik kazanmasına yönelik bir çaba sarf ettik. Masalların başında duymaya alıştığımız ‘bir varmış bir yokmuş’ sözünün İvi Stangali’nin yaşamı için ne kadar da acı verici bir gerçeğe dönüştüğünü hiç unutmadan, onu kaybolduğu yerden alıp, vatanı olarak gördüğü yere, sahip olduğu en önemli kimliği ressamlığıyla, ait olduğu zamana, hak ettiği şekilde yeniden yerleştirmek istedik. 
Çünkü, bunu ona borçluyduk.”
₺19,50
₺26,00
"...kadının yüzüne doğru, yılan gibi tısladı: 
Geber Anne!” 

Depremlere karşı durabilecek kadar sağlam, 
bir kanat hareketiyle yıkılacak kadar hassas bir ilişki. 
O aşkî hali tek hamlede nefrete dönüştüren bir şüphe. 
Sonrasında yeni hayatların olduğu bir ölüm... 
Ölüsü dirisiyle, Sarı’sı Çomar’ıyla, birliği felaketiyle, 
Ankaralı İsmailoğlu ailesinin zamandan 
bağımsız hikâyesi. 

Geber Anne, 
Sezgin Kaymaz’ın alameti farikalarından…
₺30,03
₺39,00
Zygmunt Bauman ve Riccardo Mazzeo arasında gerçekleşen bu diyalog kitap, iki kız kardeş olarak edebiyat ve sosyoloji arasında mekik dokuyor, bu iki söylem alanının bağlantı noktalarına, ayrı düştükleri sınır bölgelerine eleştirel bir perspektiften hareketle derinlikli ve tartışmaya açık yorumlar getiriyor. Edebiyata Övgü hem edebiyatın hem de sosyolojinin çağdaş sorunlarını titiz bir bakışla masaya yatıyor...

Zygmunt Bauman: 1925'te Polonya'da doğan Bauman sırasıyla faşizmi, sosyalizmi ve kapitalizmi eleştirel bir mesafeyi koruyarak yaşamış ve hiçbir zaman bağımsız entelektüel kişiliğinden taviz vermemiştir. 1968'de Polonya'dan sınır dışı edilmesinin ardından İsrail'e, oradan da Leeds Üniversitesi Sosyoloji Kürsüsü'nün başına geçmek üzere Britanya'ya gitmiştir. Bu görevini 1971-1990 arası sürdüren Bauman, ilk yıllardan itibaren hemen her konuda sosyolojik bakışın çerçevesini genişleten eserler vermiştir. Bauman genellemeleri seven bir yazardır; ama yöntembilim ve kavram tartışmaları yerine doğrudan toplumla ilgilenir. Eserleri bir sorun ve teşhis etrafında döner. Bu anlamda Britanya geleneğinden kopar. Göçmenliği, öncelleri K. Mannheim, A. Löwe, N. Elias gibi ona da, ampirik ve pragmatik bir geleneğin şekillendirdiği ada kültürüne dışarıdan bakma imkânı vermiştir. Ayrıca onlar gibi, hakikat ve ahlakı sosyolojiye taşır. Bauman kültür ve iktidarın çözümlemesine özel önem vermiş ve bu çerçevede toplum, ideolojiler, milli kimlikler, devlet, ahlaki seçim, modernizm ve postmodernizm konularını ele alarak sosyolojiye yeni bir soluk getirmiştir. Uzun yaşamına pek çok değerli çalışmayı sığdıran Bauman, 9 Ocak 2017'de hayatını kaybetti.

RIccardo Mazzeo: 19 Ocak 1955 İtalya Lecce doğumlu, evli ve iki çocuk babasıdır. Bologna Üniversitesi modern yabancı diller ve edebiyat bölümünden yüksek notlarla mezun olmuş ve ardından Modena'da üç yıllık Gestalt Therapie all'Aspic danışmanlık yüksek lisans derecesini almıştır. Zygmunt Bauman ile birlikte Eğitim Üzerine adlı, yine söyleşi biçiminde bir çalışması daha bulunmaktadır.
₺12,67
₺16,67
Akademisyenler, amatör tarihçiler ve oyuncular tiyatro tarihini farklı şekillerde, farklı zamanlarda ve farklı yerlerde biçimlendirdi. Bu kitapta öğrencilere, tiyatro meraklılarına ve elbette genel okurlara tiyatro tarihini incelemenin ve yazmanın en önemli yönleri hakkında kolay anlaşılır ve ilgi çekici bir dizi makale sunuluyor. Farklı konularda katkıda bulunanlardan oluşan uluslararası bir ekip, tiyatro tarihinin nasıl oluştuğunu araştırırken, tarihsel olgularla siyasi ve sanatsal gündemlerin birbirine nasıl bağlandığını gösteriyor ve tarihin bizim için neden önemli olduğunu açıklıyorlar. 
₺31,67
₺41,67

2004 senesinde Tansel Korkmaz editörlüğünde Düşler, Düşünceler, İşler ismiyle Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan kitabın devamı olan bu kitap, Nevzat Sayın’ın mimarlık pratiğinin ürünleri ile birlikte kurmaca işlerini ve düşünce biçimini de açığa çıkarıyor. Korkmaz’ın, Nevzat Sayın’ın “yaşamsal uğraş”ı olarak adlandırdığı mimarlık üretiminin bir araya geldiği kitabın adı bu kez Düşünceler/İşler.

Kitap; 2004’ten bu yana Nevzat Sayın’ın mimarlık eğitiminin içinde varlığını yaz okulları, konferanslar, jüriler, yazılar, atölye çalışmaları ile devam ettirirken sürdürdüğü mimarlık üretimini derliyor. Kütle, topografya ve programın kurduğu ilişki ile biçimlenmiş, “mimarlığın temel meselesi” olan etkileyici bir atmosferin peşindeki projeler; teknik çizimler, fotoğraflar, metinlerle destekli. Türkiye modern mimarlık tarihinin kurucu mimarlardan birinin son on beş yıllık üretiminin arşivi.

₺91,20
₺120,00

Burada bir sokak var. Uzun, ağaçsız ve derin derin uyuyan arabalarla dolu karanlık bir sokak. Birazdan gün, süt mavi örtüsünü sokağın üzerine serecek, evler ağaracak. Gün, köşeden sokağa girecek. Sahiplerini bekleyen atlar gibi sıra sıra dizili arabalar bir bir uyanacak, silkelenip yollara düşecek. Bugün bir cenaze kalkacak bu sokaktan.

Mahir Ünsal Eriş altı yıl aradan sonra yeniden okurların karşısına çıkıyor. Kara Yarısı’nda, yaşadıkları yerlerin küçük dünyalarına, aşamadıkları içsel sınırlara yahut muhitin kalıplarına hapsolanları ele alıyor. Kimi öykülerde kasabaların dar sokaklarında gezip tutucu, küçük, hiçbir gelecek vaat etmeyen yerlere sıkışıp çırpınanları resmediyor. Kimilerinde de bir kaza ya da alın yazısına kurban gidenlerin yahut ademoğlunun kara yarısına; yani hasede, fesada, çekememezliğe hatta basbayağı içindeki şerre kaptıranların peşine takılıyor. Lakin aydınlığı da zifiri karanlığı da okurlarının yakından bildiği o canlı, iştahlı, yaşam fışkıran üslubuyla anlatıyor.

₺14,44
₺19,00

Şimdilerde o günleri ananlar hep “Sarıyaz” diyorlar adına. Haziranın gevreyen toprak üstünde buram buram tüttüğü son demlerinde, topu topu on iki günlük bir zamandı oysa. Ama bütün bir mevsim, yıllar boyu hatırlanacak kadar yüklü geçmişti.

Tarihe “Sarıyaz” diye düşüldü o günler.

Her şey havanın lodosa dönmesiyle başladı. Rüzgar, Afrika’dan aldığı sapsarı çöl kumunu yanına katıp körfeze doldu, ortalık sarıya kesti. Her şey ama her şey öyle bir sarardı ki, sanki dünya sarı bir camın arkasına saklandı gibi oldu.

Yöre halkını tedirgin eden bu tuhaf doğa olayının ardından bir de deprem gelir. Lakin bu “aşağıdan aşağıdan vuran” deprem halka halka büyüyecek, Sarıyaz’ın büyüklü küçüklü karakterlerinin hayatlarında meydana gelen şiddetli sarsıntılarda yankı bulacaktır.

Mahir Ünsal Eriş altı yıl aradan sonra yeniden okurların karşısına çıkıyor. Aynı olayın etrafında dönen ve birbirine bağlanan sekiz öyküden oluşan Sarıyaz’da, yine küçük bir kıyı şehrindeki sözümona sıradan insanların dünyalarına ışık tutuyor. Onların aşklarına, hüsranlarına, isyanlarına, hezeyanlarına, kalp yaralarına ve her şeye rağmen hayata tutunma çabalarına tercüman oluyor… Her zamanki sakınmasız, dürüst ama merhamet dolu, hayat dolu tavrıyla. Her zamanki gibi sokağı dillendirerek…

 

₺13,68
₺18,00
Eskiden Bâbıâli Caddesi dediğimiz şimdi Ankara Caddesi, her yerde, her şeyde olduğu gibi gün geçtikçe değişiyor. Bir sistem, metot dahilinde neşriyatı beceremeyen kitapçılar bile tozlu, köhne camekânlarını temizlemeye, şeklen olsun asrileşmeye özeniyorlar. Fakat asıl değişiklik bunda değildir. Ankara Caddesi birçok eski hususiyetlerini kaybetti, ediyor ve edecek de.
Mahmut Yesari bu defa yıllarını geçirdiği Bâbıâli'yi, yayıncılık âlemini anlatıyor bizlere. Telif hakkı uğruna çekilen çileler, gazetelerin yazı işleri masalarında dönen kimi eğlenceli kimi üzücü olaylar... Reşat Nuri'den Mehmet Rauf'a, Bâbıâli'nin meşhur kalemlerine dair hatıralar Yesari'nin kaleminde bir kez daha hayat buluyor.
[Mahmut Yesari'nin] asıl kıymeti hayatında kavranmış değildir, ölümünden ve nesillerden sonra değeri artacak ediplerdendir.
Refik Halid Karay
Mahmut Yesari, kendisinde ve benzerlerinin şahsında zürriyeti kurumaya yüz tutmuş bir bohem neslinin son mümessillerindendi. (...) Mahmut Yesari'nin ölümü, Türk edebiyatını ve gazeteciliğini benzeri az bulunur bir rikkat ve fazilet örneğinden mahrum bıraktı.
Peyami Safa
₺16,34
₺21,50
John Stuart Mill, 19. yüzyılın en önemli düşünürleri arasında yer alıyor. 1860 yılında yayımlanan Özgürlük Üzerine adlı yapıtı, haklar ve özgürlükler konusunda yazılmış klasiklerden biri.
Düşünce ve Tartışma Özgürlüğü Üzerine, yanlışlığından en emin olduğumuz düşüncenin bile özgürce dile getirilip tartışılabilmesinin toplum açısından neden gerekli olduğunu ortaya koyuyor.
İfade özgürlüğünün tüm dünyada giderek daha da hor görüldüğü bu dönemde okunmasında yarar var.
₺6,08
₺8,00

“Ivan Yefremov, modern bilimkurgunun nasıl yazılması gerektiğini gösterip Sovyet bilimkurgusunun altın çağını başlattı.”

- Boris Strugatski -

Aynı zamanda bir biliminsanı olan Ivan Yefremov, Sovyet Rusya’da bilimkurgu edebiyatının öncülerinden biri. Başta Strugatski Kardeşler olmak üzere birçok Sovyet yazara ilham veren ve onlara yol gösteren belki de en önemli yazar. Andromeda Nebulası da sosyal içeriği ve Yefremov’un sahip olduğu bilimsel bakış açısıyla ilk modern Sovyet bilimkurgusu olarak kabul ediliyor.

Kimsenin aç kalmadığı, fakirliğin yok olduğu, sınıf ayrımının ortadan kalktığı, insanların potansiyellerinin zirvelerine ulaşmak için tüm imkânlara sahip oldukları klasik bir komünist ütopya anlatısı Andromeda Nebulası. Zamanın bilimsel gelişmelerini sonuna kadar kullanmakla kalmayıp geleceğin toplumları hakkında çağdaşı bilimkurguların ötesinde şeyler söylemeyi de beceren, bunu yaparken macera dolu bir hikâye anlatmayı ihmal etmeyen bir kitap.

₺24,63
₺32,41
Sinema: Tarih-Kuram-Eleştiri, yedinci sanatın doğuşundan günümüze kadarki yolculuğunu önemli kuramcıların yazıları eşliğinde masaya yatırıyor. 
Kitabın "Kuram ve Tarih" başlığını taşıyan ilk yarısı, sinema tarihine, kuram ve ideoloji bağlantısına, görsel biçime ve alımlama çalışmalarına yer veriyor. Eleştirel yaklaşımlara ayrılan ikinci kısımdaysa psikanalitik ve feminist eleştiriler ile tür eleştirisi yer alıyor. Seçil Büker ve Y. Gürhan Topçu’nun hazırladığı eser, sinemayı anlama yolunda değerli bir kaynak. 
Güney Birtek'in sunumuyla. 
₺28,88
₺38,00

TIME’ın seçtiği “1923-2005 Yılları Arasında Yayımlanan En İyi İngilizce 100 Roman”dan biri.

Afrika edebiyatının en büyük ismi Chinua Achebe gerçekçi tarzda yazdığı ve çoğunlukla Batı’nın Afrika’yı kolonileştirmesi üzerine kaleme aldığı romanlarıyla her ne kadar yerel bir hikâye anlatsa da yarattığı karakterler ve kurgularıyla evrensel meselelere değinmeyi başaran nadir yazarlardan. 2007’de dünya edebiyatına yaptığı katkılardan dolayı Man Booker Uluslarası Ödülü’nü kazanan Achebe’nin ilk romanı Parçalanma ise hem yazarın hem de bir kıtanın başyapıtı.

Okonkwo kendi döneminde yaşayan en büyük güreşçi ve savaşçıdır. Ünü bir yangın gibi tüm Batı Afrika’ya yayılmıştır. Fakat bir gün istemeden bir kabile üyesini öldürür ve o andan itibaren her şey parçalanmaya başlar. İşlediği bu suçtan dolayı gittiği sürgünden yıllar sonra geri döndüğünde, köyünde misyonerleri ve sömürge idarecilerini bulur. Artık kontrolünü tümden yitirdiği hayatı, hızla yok oluşa sürüklenir.

Parçalanma, klasik bir kahramanlık anlatısı olmakla birlikte klişelerden uzak, son derece özgün bir roman. Modern edebiyatın belki de en büyük trajedisi.

“Büyüleyici bir yazar. Yirminci yüzyılın en iyilerinden.”

- Margaret Atwood -

“Achebe’nin eserleri olmadan Afrika edebiyatını düşünmek olanaksız.”

- Toni Morrison - 

“Achebe insanı sarsıyor... Sert üslubunu, sıradan insanlara duyduğu gerçekçi ve kararında bir şefkatle hafifletiyor.”

- Anthony Burgess -

₺15,20
₺20,00

Modern Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan, sıklıkla Herman Melville ve William Faulkner gibi ustalarla kıyaslanan Cormac McCarthy kariyeri boyunca Güney gotiği, Western ve postapokaliptik türlerde verdiği birbirinden başarılı eserlerle Pulitzer, National Book, National Book Critics Circle ve MacArthur Fellowship gibi ödüllerin sahibi oldu. 2009 yılında sinemaya da uyarlanan Pulitzer ödüllü Yol, kıyamet sonrası edebiyatının en önemli örneklerinden.

Bir baba ve oğlu yanıp kül olmuş Amerika topraklarında sonu asla gelmeyecekmiş gibi görünen bir yolculuğa çıkar. Niyetleri orada onları bir şeylerin bekleyip beklemediğini dahi bilmedikleri sahile ulaşmaktır. Rüzgârda uçuşan kurşuni küller her yeri ele geçirmiştir. Bu yıkım sonrası yolculukta kendilerini savunabilecekleri bir tabanca, yağmaladıkları yemekler ve birbirleri dışında hiçbir şeyleri yoktur.

Hiçbir umudun kalmadığı bir gelecekte bir baba ile oğulun hayatta kalmak için verdiği mücadeleyi anlatan Yol nihai yıkım, umutsuz azim ve bunlara rağmen kaybolmayan şefkatin anlatıldığı bir şaheser.

₺16,72
₺22,00

Kalpsiz bir ölüm makinesi olarak tam bir başarısızlık abidesiydim. Uzay araştırmalarının kurumsallaştığı bir gelecekte, araştırmalarda kullanılacak tüm malzemelerin Şirket’ten kiralanması gerekmektedir. Buna, araştırma yapacağınız gezegene gitmek için kullandığınız uzay gemisinden, sizi koruması için gönderilen GüvBirim androidi de dahil.

Uzak bir gezegende, yüzey testi yapan bir grup biliminsanına da kendine “Katilbot” diyen ve kendi idari modülünü hacklediği için bilinç kazanmış bir GüvBirim androidi kiralanmıştır. İnsanlardan çekinen ve dikkatleri üzerine çekmek istemeyen Katilbot’un tek yapmak istediği görevini başarıyla yerine getirip insanların onu rahat bırakmasıdır.

Ancak komşu bir araştırma ekibinden haber alınamadığında gerçeği ortaya çıkarmak Katilbot’a kalacaktır.

Katilbot Günlükleri, Tüm Sistemler Çöktü ile başlıyor…

₺11,40
₺15,00

Günler Haritası’nda Bayan Peregrine’in vesayeti altındaki çocuklar Amerika’da yepyeni bir maceraya atılıyorlar.

Tuhafların dünyasını yerle bir eden savaştan sonra döngüler ve tuhaf halk hayatlarını yeniden kurmaya çalışmaktadır. Jacob Portman da savaştaki rolünden sonra evine, Florida’ya dönmüştür. Hayatının normale döndüğünü sanan Jacob, arkadaşlarının sürpriz ziyaretiyle aslında tuhaflıkların peşini bırakmayacağını fark eder. Tam da istediği gibi.

Dedesi hakkında daha önce hiç bilmediği yeni şeyler öğrenen Jacob, bir gölge avcısı olarak dedesinin izinden gitmeye ve Amerika’daki tuhaflara yardım etmeye karar verir. Yepyeni tuhaflıklara ev sahipliği yapan Amerika, tuhaflar için kanunsuz bir kıtadır. Jacob ve arkadaşları kendilerini eskisinden bile daha büyük bir tehlikenin içinde bulacaklardır.

 

₺44,84
₺59,00

Döneminin en çok okunan yazarlarından Nevil Shute’un iki dünya savaşını da gören bir uçak mühendisi olduğunu bilince, edebiyatındaki, mesleğini seven, çalışkan, iyi niyetli ama dünyanın korkunçluğuyla karşı karşıya kalan çaresiz karakterlerini daha iyi anlayabiliyoruz. Ancak Nevil Shute sadece karamsar değildi, mühendisliğin, bilimin insan hayatını nasıl daha iyiye götürebileceğini de düşünen bir yazardı. Yayımlandığı zamanın korkularını açıkça görebileceğimiz Kumsalda, günümüzde de kendini unutturmayan “büyük savaş” endişesini ve bu savaşın kazananı olmayacağını anlatıyor.

Dünyadaki son nesil. Üçüncü Dünya Savaşı’nın masum kurbanları. Gittikçe yaklaşan radyoaktif bulut. Medeniyetin son günleri. Avustralya’ya sığınan Amerikan denizaltısı Scorpion’ın kaptanı Dwight Towers, eşiyle çocuklarının hala yaşadığına inanmak istiyordu. Yeni istihbarat subayı Peter Holmes ise kaçınılmaz sonu ailesiyle nasıl karşılayacağını düşünüyordu. Hayatını çalışarak, birçok arzusunu gerçekleştirmeye cesaret edemeden geçiren biliminsanı John Osborne ise kalan zamanını elinden geldiğince güzel geçirmeye kararlıydı.

Sonra bir umut: Seattle yakınlarından gelen bir sinyal. Belki de hayatta kalan birileri daha vardı. Son bir göreve çıkan bu adamlar ne olursa olsun pes etmeden kıyametle yüzleşeceklerdi.

 

₺22,80
₺30,00
“ŞE7T4N capcanlı, sürprizli ve çarpıcı.”
– Jeff VanderMeer -

Bram Stoker En İyi Roman Ödülü Adayı
Locus En İyi Fantastik Roman Ödülü Adayı
August Derleth En İyi Roman Ödülü Adayı

Unutulmayacak bir canavar yaratmak, her korku yazarının hayalidir. Adını günümüzün en tekinsiz korku yazarları arasına yazdıran, İtfaiyeci, Boynuzlar gibi çoksatan, ödüllü romanların yazarı Joe Hill de ŞE7T4N’da, çocukluğunuzun kâbuslarından fırlayan, sadece kendisinin yazabileceği bir canavarla tanıştırıyor bizi: Charlie Manx. Oyun, mutluluk, merhamet gibi kavramları çok yanlış anlayan, ergen akıllı, kadın düşmanı, ruh emici bir adam. Yanına topladığı psikopatlarla ülkeyi gezerek çocukları kaçıran, kötücül bir kuvvet. En büyük silahı: Düşüncenin yarattığı yollarda ilerleyen, istemediği kimsenin fark edemediği, sürücüsünün izdüşümü olan Wraith model bir Rolls Royce. Plakası: ŞE7T4N. Mesken bellediği doğaüstü, tüyler ürpertici o diyar: Karın yağmayı hiç bırakmadığı, sadece eğlencenin, şekerin ve sivri, kancaya benzer dişlerin olduğu NOELİSTAN.
Ancak dünya sadece canavarlardan ibaret değil.

Victoria McQueen’in bir yeteneği var. Evet, cesur, asi, akıllı bir kız ama asıl yeteneği bambaşka. Kaybolmuş şeyleri bulabiliyor: bilezikleri, fotoğrafları, bazı soruların cevaplarını. Bisikletine bindiği zaman, karşısına hep o üstü kapalı köprü çıkıyor. Köprüyü geçtiğinde ise nereye gitmesi gerekiyorsa orada buluyor kendini. Gizemli bir kestirme yol. Mesela Vic belayı bulmak istediği bir gün kapalı köprüyü geçince Manx çıkıyor karşısına. 90’lı yıllardan, 2000’lere kadar ilerleyen bu acayip serüven de o gece başlıyor.

Locke & Key’in ödüllü çizeri Gabriel Rodriguez’in illüstrasyonlarıyla bezeli ŞE7T4N’ın dolaştığı yollarda dikkat edin. Her an kendinizi hiç beklemediğiniz bir yerde bulabilirsiniz.

“Masumiyet de aslında göründüğü gibi bir şey değildir. Masum küçük çocuklar sineklerin kanatlarını koparır, bunda sakınca görmezler. Masumiyet bu işte.”
₺39,52
₺52,00
Safveti Ziya’nın ilk romanı olan Salon Köşelerinde 1898’de Servet-i Fünun dergisinde tefrika edilmiş, sansürün hışmına uğramıştır. Yazar, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra sansürün çıkardığı bölümleri ekleyerek, romanını asıl biçimiyle 1912’de kitap olarak yayımlamıştır. Otobiyografik özellikler de taşıyan Salon Köşelerinde yüzyıl başında gündelik yaşamdaki Batılılaşmayı yansıtması açısından önemli bir eserdir. Tahir Alangu’nun nitelemesiyle “Türkiye’de yabancı aileler çevresindeki bir Türk’ün yaşayışını tasvir etmesi bakımından bütün o dönem romancılarının eksik bıraktıkları bir tarafı başarıyla tamamlamaktadır.”

Safveti Ziya (1875-1929) Servet-i Fünun edebi topluluğuna bağlı roman, öykü ve oyun yazarlarındandır. Tanzimat dönemi maliye ve evkaf nazırlarından Musa Safveti Paşa’nın torunu, Maadin (madenler) Müdürü Ahmet Ziya Bey’in oğludur. Dedesi ve dedesinin babası Kırımlı Ebubekir Rıfat Efendi şairdi. Safveti Ziya İstanbul’da doğdu. 1892’de Mekteb-i Sultani’yi bitirdi. Hariciye Nezareti’nde kâtip olarak başladığı resmi görevinde Cumhuriyet döneminde teşrifat umum müdürlüğüne kadar yükseldi. Bir ara Şûra-yı Devlet üyeliğinde de bulundu. 1929’da Büyükada’da Yat Kulübü’nde verilen bir baloda kalp sektesinden öldü. Edebiyat yaşamına Servet-i Fünun dergisinde öyküler yazarak başlayan Safveti Ziya’nın ilk romanı Salon Köşelerinde 1898’de gene bu dergide tefrika edildi. Aynı yıllarda Yıldız Böcekleri adlı romanı Resimli Kitap dergisinde tefrika edilmeye başlandıysa da yarım kaldı. Servet-i Fünun döneminde kaleme aldığı öykülerini Bir Tesadüf, Bir Safha-i Kalp, Hanım Mektupları ve Kadın Ruhu adlarıyla kitaplaştırdı. Bundan sonra yazdığı öykülerini ise Silinmiş Çehreler Beliren Simalar adlı kitapta topladı. 1890’larda Beyoğlu’ndaki eğlence dünyasını konu aldığı Haralambos Cankiyadis adındaki oyunu döneminde beğenildi ve tiyatro tekniği bakımından da başarılı bulundu. 1911’de Ziya adıyla bir de günlük gazete çıkaran Safveti Ziya’nın son kitapları olan Adab-ı Muaşeret Hasbihalleri ile Nasıl Giyinmeli ise Hariciye Nezareti’ndeki görevinin bir uzantısı olduğu kadar edebi eserlerine de yansıyan yaşam biçiminin bir ifadesi sayılabilir. Yazarın seçme eserlerine Türk Edebiyatı Klasikleri dizimizde yer vermeyi sürdüreceğiz.
₺9,36
₺12,00
İstanbul Treni 20. yüzyılın en çok okunan İngiliz yazarlarından Graham Greene’in romancı kimliğini bulmaya başladığı yapıtıdır. Aynı zamanda akıcı olay örgüsüyle bir gerilim romanı tadında olup, aslında daha derin ahlaki temeliyle dikkat çeken romanlarından ilkidir. Sadakat, insanın kendisine ve başkalarına karşı görevleri, ülkesine bağlılığı, Greene’in ırkçılık ve komünizm üzerine kafa yorduğu romanının başlıca temaları arasındadır. Roman, Ostende’den İstanbul’a uzanan bir tren yolculuğuna çıkan bir grup insanın başından geçenleri anlatır. Bu yolcuların her biri 30’lu yılların dünyasında kabul görmüş toplumsal değerlere aykırı düşmektedir: Antisemit Avrupa’da seyahat eden bir Yahudi, komünist bir devrimci, o güne dek yakayı ele vermemesiyle övünen bir hırsız ve katil, cinsel yöneliminin onaylanması o dönemde mümkün olmayan alkolik bir kadın gazeteci ve kadınların değerini güzelliğin belirlediği bir çağda güzellikten pek nasibini almamış bir revü kızı. Trene farklı amaçlarla binen bu insanların yazgıları yolculuk boyunca iç içe geçecektir.
₺14,04
₺18,00
Bir annenin ruh çağırma seansında gelen ama geri gitmeyen ruhunun açtığı yaralar.
Hayalî seçmenlerin gündelik hayatları.
Kentsel dönüşümün ev içlerine kararlı girişi.
Parasını alamadıkça belaya bulaşan sıvacılar.
Ara sokaklarda kusarken ağlayan gençler.
Her yenilgide bir daha aşka inanan âşıklar.
Moldovalı göçmenin evinde telefonunu unutan hırsızın öfkesi.
Pek çok incitici sevişme ve bin bir başka insanlık durumu.

Süreyyya Evren, Türkçe edebiyatın en şaşırtıcı ve çalışkan sihirbazlarından biri. Evsel Dönüşüm (Toplu Öyküler 1990-2019), onun kaleminden çıkmış sayısız tavşan barındırıyor.
₺30,03
₺39,00
1915 öncesinde Ermenice edebiyatın en büyük şairlerinden biri olan Taniel Varujan, halkının yaşantısını şiir sanatının en yüksek zirvelerine ulaşan eserleriyle anıtlaştırmıştır. 24 Nisan 1915 akşamı İstanbul’daki evinde tutuklandığında polis tarafından el konulan evrakı arasında yer alan ve maceralı bir şekilde kurtarıldıktan sonra ancak 1921’de yayımlanabilen (Hatsin yerkı - Ekmeğin Şarkısı), onun köy yaşamını lirik bir üslupla ölümsüzleştiren şiirlerinden oluşan destansı eseridir. Dizeleriyle Anadolu’da yaşayan Ermeni çiftçiye, köylüye, rençbere, sadece insana değil, hayvanlara, iş aletlerine, bir çiğ damlasına dahi can ve ruh veren Varujan, hayatı her gün yeniden yaratanların ve onların yaşam kaynağı ekmeğin şarkısını daha önce hiç söylenmemiş ve daha sonra hiç söylenmeyecek bir şekilde söyler Ekmeğin Şarkısı’nda. Türkçede ilk kez Ohannes Şaşkal’ın büyük emek eseri ustalıklı çevirisiyle yayımlanacak olan Ekmeğin Şarkısı, Aras Yayıncılık tarafından aynı zamanda Ermenice olarak da, 1921’deki yayımın tıpkıbasımı olarak sunulacak okura. 
₺26,25
₺35,00

Sözüm ona ben toplumun eğitimli, özgür, hatta marjinal bir yüzünü temsil ediyorum. Peki ya gördüğüm şiddete susmamı neyle açıklayacağız? “Sevgi”, “cinsellik” ve “şiddet” zihnimde hep kol kola gezmiş. Bir araya gelmemesi gereken bu üç kavramın kurbanı olduğumu anladığımda, zaten çoktan etlerim çürümüş, kalbim kırıklarla dolmuş ve zihnim bulanmıştı. Çocukluğumdan beri böyle öğrenmiş, bunun üzerine inşa etmişim kendi gerçeğimi. Yanlış yapmışım. En büyük yanlışım ise şiddeti kabullenmek olmuş.

Bana kızacaksınız! “Sahiden yaşamış mı bu kadın bunları, yok artık daha neler?” diyeceksiniz. “Aptal!” diyenleriniz bile çıkacak biliyorum çünkü bunları vaktiyle kendime söylemiş olan benim. Ama bir farkla. Zor öğrensem de öğrenebildiğim için mutluyum. Acı çeksem de acılarımı dindirebildiğim ve güçlü biri haline dönüştüğüm için mutluyum. Zorlansam da, zorlukların hayatıma kattıklarının değerini görebildiğim için mutluyum. Mutluyum... Geldiğim noktadan memnun olduğum için mutluyum.

Erkekler! Karşınızdaki kadın kim olursa olsun, cinsel fantezisi şiddet eylemi görmek bile olsa siz ona el kaldıramazsınız. Kaldırırsanız bir suç işlemiş olursunuz, bir insanlık suçu...

Ve kadınlar! Gördüğünüz şiddete susarak, onu kabullenerek, başkasından çözüm bekleyerek “Kadına şiddete hayır!” sloganları atmanız bir işe yaramaz. Önce kendi devriminizi yapacak, bayrağınızı sonra dalgalandıracaksınız.

- Bennu Gerede

Sanki cam kırıklarının üzerinde çıplak ayakla yürümüş yıllar boyu. Onun yaşadıkları, toplumda örneğini gördüğümüz, gazetelerin üçüncü sayfalarında okuduklarımızla benzerlik gösteriyor. Yaşadıklarının adını koyması zaman alsa da o, savaşını verme kararı almış. Bu kitapta “Sevgi, fiziksel ve duygusal şiddeti kabullenmeyi gerektirmez” diyor ve şiddete maruz kalmış herkes için başkaldırıyoruz. Bunu yaparken hiçbir konuda anlatım tarzımıza sansür koymadık çünkü şiddetin dili zaten yeteri kadar pornografik ve taciz ediciydi...

₺17,25
₺23,00

Sonucunu hiç kimsenin öngöremediği korkunç bir yanlış anlaşılma…
Bir aileyi temelinden sarsacak büyük bir sır…
Ve bu sırrın acımasız yalanlarla sarmaladığı imkânsız bir aşk…

Başarısını, kuralcı ve muhafazakâr bir adam olmasına borçlu olan Selim Atahan, uzun yıllar sonra ilk kez bir kadından etkilendiğinde, bu masum görünen güzelin, ailesinden birinin metresi olduğu gerçeğiyle başa çıkabilecek miydi?

Annesinden yadigâr köşkü geri alabilmek için hiçbir kural tanımayan Leyla Saral, daha önce yaşamadığı nefes kesici duyguların girdabına düştüğünde, canına emanet edilmiş bir bebeğin kaderi için aşkını feda edebilecek miydi?

Kördüğüm olmuş ilişkilerin gölgesinde kalan bu aşk, kuralları, tabuları ve yanlış anlaşılmaları aşabilecek kadar güçlü müydü?

₺27,78
₺37,04
Selina Kyle Catwoman’dır. 
Yarasa yokken meydan Kedi’ye kalır. 
Bakalım bu kedinin gerçekte 
kaç canı var. 
 
 SELINA KYLE BİR HIRSIZ 
Selina Kyle, Gotham’ın kenar mahallelerinden kaçtıktan iki sene sonra gizemli ve varlıklı Holly Vanderhees olarak geri döner. Çok geçmeden Batman’in önemli bir görev için şehirden ayrıldığını ve Gotham’ın savunmasız olduğunu öğrenir. 
 
LUKE FOX İSE KAHRAMAN 
Luke Fox ise Batwing olarak insanlara yardım edebileceğini kanıtlamak istemektedir. Poison Ivy ve Harley Quinn’le işbirliği yapan yeni bir hırsızın peşine düşer. Üçlü, şehirde karmaşa yaratmaktadır. Catwoman isimli hırsız zekidir ve Batwing’in sonunu getirebilir. 
 
GOTHAM’DA KİMSE GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİL 
Üçüncü DC İkonlar kitabında Selina tehlikeli bir oyun oynuyor, beklenmedik arkadaşlıklar kuruyor, geceleri Batwing’le, gündüzleriyse yakışıklı komşusu Luke Fox’la yakınlaşıyor. Fakat geçmişinden gelen bir tehdit kuyruğunu kapmak üzereyken kalbinden geçen planı gerçekleştirebilecek mi? 
₺50,70
₺65,00

Prenses.
Tutsak.
Kimsesiz.
İsyankar.

“Annem ateş kraliçesi’ydi. Bense kaderin bir cilvesi olarak kül prensesiyim.”

Ülkesi işgal edilip Ateş Kraliçesi olan annesi gözlerinin önünde öldürüldüğünde Theodosia henüz altı yaşındadır. Kayzer o gün Theodosia’nın ailesini, ülkesini ve ismini elinden almıştır. Theo artık esir olarak yaşayacağı yeni hayatında bir utanç gibi taşıyacağı Kül Prensesi unvanıyla anılmaktadır. On yıl boyunca kendi sarayında tutsak hayatı yaşar. Kayzer ve sarayındakilerin acımasız tacizlerine ve aşağılamalarına maruz kalır. Eskiden olduğu kızı içine gömüp yeni dünyasında güçsüz bir prenses olarak hayatını sürdürür. Ta ki bir gece, Kayzer akla hayale gelmeyecek bir şey yapana kadar. Ellerini kana bulayınca, kaybettiği tahtını bir gün geri alma umudunu da yitiren Theo için artık kurtuluş yoktur. Ancak bir silahı vardır: Zekâsı kılıçtan keskindir. Ve güç, her zaman savaş meydanında kazanılmaz. Kül Prensesi on yıl boyunca ülkesinin nasıl yağmalandığını, halkının nasıl köleleştirildiğini görmüştür. Ama bu böyle bitmeyecektir. 

“Politik entrikalar, insanı elden ayaktan düşüren gizli güçler ve sömürgecilik zulmünü anlatan bir hikâye. Kül Prensesi, okurlarını sürükleyici ve büyüleyici bir yolculuğa çağırıyor.”

- Kirkus Reviews -

“Yazın en çok okunan kitaplarından biri olacak. Elinizden bırakamayacağınız kadar sürükleyici ve büyüleyici bir roman.”

- Bustle -

“Büyük bir hayal gücüyle ustaca örülen bu hikâye, gözden düşmüş ancak intikam almak isteyen bir prensesi ve eski gücünü yeniden ele geçirmek için nasıl adım adım isyana gittiğini anlatıyor. Kül Prensesi, düşmüş bir kahramanı anlatan klasik anlatıların aksine zeki ve feminist kahramanıyla saray entrikaları, aşk ve yalanlarla örülü bir dünyayı baş döndürücü bir hızla anlatıyor. Gözünüz kesiyorsa onu alt edin bakalım.”

- Virginia Boecker -

“Bu öykü, kılıç ustası bir kadın gibi savrulup dönerken her kılıç darbesiyle karakterlerini de baştan yaratıp kendileriyle karşı karşıya getiriyor. Bu sürükleyici ve yakıcı roman hem kötülüğün hem de direnmenin zorlu sınavını anlatıyor.”

- Sarah Porter -

“Laura Sebastian, Kül Prensesi’nde karanlık ve muhteşem bir dünya yaratmış. Kendinizi hazırlayın çünkü yaralı, hırslı ve ölümcül Theodosia Huzzara gelip kalbinizde kendine bir yer açacak.” 

- Sara Holland, The New York Times çoksatan kitabı Everless’in yazarı -

“Özellikle de güçlü kadın kahramanları seven fantastik hayranları bu kitaba bayılacak. Theo sert, gururlu ve herkesin kendinden bir şeyler bulacağı bir karakter ve elbette Laura Sebastian çok katmanlı ve müthiş bir dünya yaratmış.” 

- VOYA -

“Asi bir kraliçe, isyan ateşini yakar. Theo’nun birinci şahıs anlatımı sayesinde hem duygularını daha derinden hissederiz hem de entrikaların ve vaatlerin hızına ayak uydururuz.” 

- Kirkus Reviews -

“Beklenmedik müttefikler ve tehlikeli kaçış planlarıyla Theodosia’nın mazlum prensesten kraliçeliğe giden yolculuğu fantastikseverlerin bayıldığı heyecanı sunuyor.”

- Suzanne Collins, SLJ -

“Sebastian, Tehodosia’nın iç çatışmalarını tırnak yedirten bir maceraya dönüştürüyor. Okurlar, devrime giden ikinci kitabı büyük bir sabırsızlıkla bekleyecek.”

- Bulletin -

₺50,70
₺65,00
Dostoyevski ilk önemli öykülerini yazdıktan ve az çok tanınır olduktan kısa süre sonra, birtakım siyasi faaliyetlerinden dolayı çar rejimince yargılanıp kürek cezasına çarptırılmıştı. Bu nedenle yaklaşık on yıl edebiyattan da, edebiyat ortamlarından da uzak kaldı. Ölüler Evinden Notlar, Dostoyevski’nin, cezasını çekmek üzere gönderildiği Sibirya’daki kamptan gözlemler içeriyor. Mahkûmların hikâyeleri, kişilikleri, günlük hayatları, korkuları, dostlukları ve düşmanlıkları... Dostoyevski her zamanki güçlü psikolojik tahlilleri, sıra dışı bakış açısı ve çarpıcı yorumlarıyla ele alıyor mahkûmları; onları adeta birer gözlem odasına koyuyor ve bir biliminsanı tavrıyla izliyor. Çarlık Rusya’sının gerçek yüzünü, yaşadığı ve tüm yurttaşlarına yaşattığı korkunç adaletsizliği aktarıyor. Suç nedir, suçlu kimdir? Bunu ortaya koyacak evrensel hukuk nerede bulunur? 
Ölüler Evinden Notlar, Fyodor Dostoyevski için on yıl aradan sonra edebiyat dünyasına görkemli bir dönüş anlamına geliyordu. Bugünün okurları içinse her şeyden önce vazgeçilmez bir klasiği işaret ediyor.
₺15,60
₺20,00
XVI. yüzyıldaki ekonomik kriz sebebiyle İspanya’nın her köşesinde açlık ve sefalet kol gezmekteydi, bu durumun bir ahlaki çöküntüyü de beraberinde getirmesi kaçınılmazdı. İspanyol toplumundaki bu maddi ve manevi çöküntünün ortasında, 1554 yılında, sonradan pikaresk roman adı verilecek olan yeni bir anlatı türünün ilk örneği olan Tormesli Lazarillo ortaya çıktı. Din adamlarının ahlaksızlıklarına bolca yer veren bu eser, engizisyonun hışmına uğramamak için imzasız olarak basıldı. 
Sefiller, dilenciler, dolandırıcılar ve kimsesiz çocuklarla dolu bir dünyayı tüm çıplaklığıyla sergileyen Tormesli Lazarillo, dönemin İspanyol toplumuna ayna tutan bir klasik.
₺6,40
₺8,00
Yıl 1989. Berlin Duvarı yıkılır. Önce şaşkınlık, sonra kuşku, sonra korku, sonra çözülme, dağılma ve çökme. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Yıllardır Türkiye'den uzakta, sürgünde yaşayan bir devrimcinin gözüyle, sosyalist blokun çöküş öncesi umutları ve çöküşten sonra sürgünden Türkiye'ye dönüşte yaşadığı şaşkınlıklar, acılar, hüzünler. Aşktan ve devrimden konuşulan, uğruna her şeyin göze alındığı dönem çöküp yok olmuştur. Artık hiçbir şeye, hiçbir yere geri dönülmeyecektir. Bu dünyayı değiştirip bir yeryüzü cenneti kurmayı hayal edenler, yenilmiş orduların yenik askerleri gibidirler. Oysa yıllar öncesinde 68 kuşağı olarak gençtiler, haklıydılar, umutluydular, aşıktılar. Henüz kuşku, ihanet, korku, dağlara, yaylalara çıkmamıştı. Devrim türküleri, fabrikalar, grevler, bildiriler, haklılığa ve zafere olan inanç doruklardaydı. Oya Baydar, bu son romanında aşktan ve devrimden konuşuyor. Yıkılış öncesi umut ve aşk dolu gencecik insanların yıkılış sonrası çektiği acıları dile getiriyor. Bu roman, Oya Baydar'ın doruğa ulaştığı bir kitap. Hiçbiryere Dönüş, bir dönüşün öyküsüdür. Dönülen her şeyin hiçbir şey, her kişinin hiçkimse her yerin hiçbiryer olduğu bir dönüşün öyküsü.
₺16,67
₺22,22
Bilmek İstemediğim Şeyler, George Orwell’in 1946 tarihli Neden Yazıyorum? adlı denemesine, çağdaş edebiyatın ödüllü yazarlarından Deborah Levy’nin verdiği feminist bir cevap. Levy çıkış noktası olarak Orwell’in yazma nedenlerini alsa da, apartheid Güney Afrika’sında geçen çocukluğu, İngiltere’ye göçtüğü gençlik yılları ve her şeyi bırakıp İspanya’ya kaçtığı orta yaş krizini ender bir içtenlikle anlatırken bambaşka bir üslup ve bakış açısı yakalıyor. 
Metin otobiyografik bir anlatı olsa dacinsiyet rolleri, annelik, göçmenlik gibi kavramlar üzerine düşünürken evrenselleşiyor. Levy kadın yazar olma deneyiminin erkek bir yazarınkinden farkını açıklarken Simone de Beauvoir, Marguerite Duras, Sylvia Plath ve Virginia Woolf gibi öncü feminist yazarları selamlamayı da unutmuyor. 
Bilmek İstemediğim Şeyler kendi sesini bulmak ve yüksek sesle konuşmayı öğrenmek üzerine. 

“Bilmek İstemediğim Şeyler, George Orwell'in denemesine bir cevap ama aynı zamanda Kendine Ait Bir Oda’nın güncel bir yorumu da. Virginia Woolf’un ünlü denemesi gibi bu da önümüzdeki yıllarda sık sık alıntılanacak bir metin.”  ?TheIrish Examiner 

“Bir yazarın hayatının en sıradan detaylarının bile edebi bir metinde nasıl güç kazanabileceğini gösteren capcanlı bir anlatı.” ? New York Times Book Review
₺13,20
₺16,50

Dizilerini sevdiyseniz kitaplarına bayılacaksınız!

Orijinal dilden çevrilen birbirinden güzel ve eğlenceli kore kitapları sizi sürükleyip zamanın nasıl geçtiğini unutturacak.

₺226,85
₺324,07
“Merhamet sessiz fakat dünyayı değiştirebilecek kadar güçlüdür...” 
Yağmurlu, soğuk bir günde pencere kenarına sığınan tekir kedi, patileriyle kapıyı çalarcasına cama tıklıyor. Sesinde miyavlamanın en naif tınısı, beyaz bıyıklarla süslü yüzünde gülümsemeye benzer bir ifade. Her haliyle sanki sevilmek için var edilmiş. Belli ki o sevimli patiler, insan kalbine bir çağrıda bulunuyor, merhamet başta olmak üzere iyilik hislerini uyandırarak, yürekleri ısıtıyor. Belki de bu yüzden insan ruhuna iyi geliyor. 

İnsanın binlerce yıllık yoldaşı kedi, hayatımıza öyle köklü bir şekilde yerleşmiş ki sadece bir evcil hayvandan ibaret değil. İnsan ve kedi arasında yalnızca kedi severlerin, yaşamlarının bir bölümünde kedi besleyenlerin anlayabileceği bir sır var şüphesiz... 

Bu kitapta yer alan, çoğu gerçeğe dayanan sımsıcak öyküler, kedi ve insan ilişkisine ve bu iklimde gelişen güzel duygulara birer vurgu niteliğinde. Vefa, sadakat, asalet, karakter sahibi olmak, sevgi, iyilik ve en önemlisi de merhameti eksenine alıyor. Elbette başrolde yer alan kedilere hakkını teslim ederek…
₺11,20
₺14,00

Bu kitabı yayınlama gerekçemi, birinci bölümün girişine alınlık yaptığım George Orwell’in sözü anlatıyor en çok da.

Yurdumuzda ve geniş coğrafyamızda derin acılar çekiliyor, bir grup insan olabildiğince mutsuz, yer yer umutsuz.

Şiirse, büsbütün kimsesiz ve Eflatun’un ülkesinden kovulduğundan bu yana, hâlâ kovulmakta hayattan ve hâlâ sahipsiz, yapayalnız!

Söz, etkisini neredeyse yitirmiş durumda. Aynı dili konuştuğumuzu söylüyor kimileri, fakat hiç kimse bir diğerini anlamıyor. Herkesin birbirine “anlatabildim mi?” diye sormasının gerekçesi bu olmalı.

Bütün bu olumsuzluklar ve kamplaşma içerisinde yazılar yazmayı, şiirler sezdirmeyi sürdürüyoruz elbette, çünkü yazmak ve sezdirmek varlık nedenimiz bir yanıyla da.

Bu kitaptaki yazılar; Sol ve Yurt Gazeteleri, ABC Gazetesi ve kimi dergilerde yayınladığım yazılardan seçilerek, yeniden düzenlenmiş ve elinizdeki kitabı oluşturmuştur.

Bu kitap; bir umudu yeniden çağırmak ve çoğaltmak için yayınlansa da, Fuzuli’nin 1500’lerde söylediği “Söylesem Tesiri Yok, Sussam gönül Razı Değil” sözüne yaslanmış ve bu sözdeki derinliği anlayarak kendine ad yapmıştır.

- Tuğrul Keskin

₺15,00
₺20,00

Bir zamanlar Amerika Birleşik Devletleri’nin Batı kıyısı olarak bilinen Cumhuriyet, artık komşusu Koloniler’le sürekli savaş halinde bir ulustur. 

Cumhuriyet’in en varlıklı bölgelerinden birindeki zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen June bir askerî dehadır. İtaatkâr, tutkulu ve ülkesine bağlı olan June, Cumhuriyet’in en üst makamlarında başarılı olacak şekilde yetiştirilmektedir. 

Cumhuriyet’in Lake Bölgesi’nin gecekondu mahallesinde doğan Day ise ülkenin en çok aranan suçlusudur. Fakat göründüğü kadar kötü niyetli olmayabilir. 

 

Son derece farklı dünyalardan gelen June ile Day’in yollarının kesişmesi için hiçbir sebep yokken, günün birinde June’un erkek kardeşi Metias cinayete kurban gider ve Day de bu cinayetin bir numaralı şüphelisi oluverir. Day, ailesinin hayatta kalabilmesi için çabalarken June da çaresizce Metias’ın intikamını almanın peşindedir. 

İşler şaşkınlık verici bir biçimde sarpa sararken ikili onları gerçekte neyin bir araya getirdiğini öğrenir. Ülkeyi yönetenlerin, sırlarını koruma pahasına ne kadar ileri gidebileceklerini görürler. 

Dur durak bilmeyen bir aksiyon, gerilim ve aşk hikâyesine sahne olan Marie Lu’nun bu eseri nefes kesecek. 

 

₺27,99
₺39,98

June ve Day, Cumhuriyet’in Los Angeles karargâhından kaçtıktan sonra isyancı Vatanseverler tarafından bir anlaşmaya mecbur bırakılır ve böylelikle özgürlüğün bir bedeli olduğunu öğrenirler. 

Koloniler’e güvenli geçiş ve Day’in kardeşini kurtarmak için alacakları destek karşılığında sadece devrimin yönünü değiştirmekle kalmayacak, aynı zamanda sonsuza dek hayatlarını da değiştirebilecek bir görevle karşı karşıya kalacaklardır. 

June bu teklifin sonuçlarını değerlendirirken, Vatanseverler’in yanılmış olma ihtimallerini de düşünmeye başlar. Belki de devrim kayıptan, intikamdan, öfkeden ve kandan fazlası olmalıdır. 

Seçmen Primo ölmüştür. Başa geçen oğlu Anden’in iktidarı altında Cumhuriyet kaosa adım adım yaklaşmaktadır. Artık June ve Day’in Vatanseverler denen isyancı gruba katılmaktan başka çareleri kalmamıştır. Ama taraf seçmenin bir bedeli olacaktır... Vatanseverler’in onlara güvenebilmesi için June ve Day’in yeni Seçmen’i öldürmeleri gerekir. 

June ve Day devrim hakkında daha çok şey öğrendikçe kuşkuları artar. Ya Anden, Seçmen babasına hiç benzemiyorsa? Ya bu yeni bir başlangıç yapmaları için büyük bir fırsatsa?

 

₺27,99
₺39,98

İnsanların düşünce şeklini anlamakta Muchamore'un üstüne
yok. Rock Savaşları bir hız treni akıcılığıyla ilerliyor ve nefes
kesici sürprizlerle dolu. 
-The Express  - 

CHERUB isimli casus romanlarıyla bilinen yazarın bu yeni
serisi, rock müziğin ve maceranın mükemmel bir karışımı.
-The Daily Mail - 

Jay, Summer ve Dylan ile tanışın! 
Jay gitar çalıyor, şarkı yazıyor ve rock yıldızı olma hayali
kuruyordu. Fakat yedi kardeşi ve grubundaki korkunç bir
baterist yüzünden bu hayali suya düşmek üzereydi.
Summer derslerine çalışıyor, büyükannesine bakıyordu.
Milyonda bir görülen bir sese sahipti. Ancak gerginliği ve
korkuları yüzünden yeteneğini kimselere gösteremeyebilirdi. 
Dylan ise kendi başına kaldığında mutlu oluyordu ama
okuldaki ragbi koçu onu takıma almak istiyordu. Bu durumdan
kaçabilmek için bir müzik grubuna katılmıştı.
Üçü de hayatlarının en önemli yarışına katılacaktı. Ya her şey
sona erecek ya da tüm kapılar ardına kadar açılacaktı. 
Müzik eşliğinde başınızı sallatacak kadar inanılmaz. 
-The Independent - 

Muchamore gerçekçi genç karakterler resmetmekte tam bir
usta. Okuru hikâyenin içine hemen çekip alıyor. Umut vadeden
bir seri.
- Books for Keeps -

Sürükleyici ve eğlenceli bir roman.
-The Daily Telegraph - 

Genç okurlar için yazılmış bu heyecanlı roman, hayallerinin
peşinde koşan bir grup gencin hikâyesinden çok daha fazlası.

-School Librarian - 

₺27,30
₺35,00

Tarihi aşk romanlarının sevilen yazarlarından
Rita Hunter'ın yeni kitabı Bahar Kokusu
Epsilon'da!
Geçmişi ile bugün arasında sıkışmış bir kadın ve ona hem
korkuyu hem de tutkuyu vadeden gururlu bir adam...
Hiç kimse sır saklamanın önemini Alison Taylor'dan daha iyi
bilemez. Düşmüş kadınlar için barınak olan Umut Evi'nin erdem
kraliçesi, ketum ve gösterişten uzak kimliği sayesinde kendini
adadığı bu sahte dünyanın içinde neredeyse görünmezdir.
Hayatının değiştiği fırtınalı gecede onu sevdiği herkesi geride
bırakmaya zorlayan tehdit yeniden hayatına girince Alison
Taylor, kaçmak yerine doğrudan soruna odaklanmaya karar
verir. Ancak hesap edemediği şey, Alison'ın varlığını sevdikleri
için hakaret olarak gören kibirli bir adamın öfkesidir.
Aristokrasinin kusursuz temsilcilerinden biri olarak görülen
Wakefield Markisi Tristan Talbot, ahlaki yozlaşmanın
süzgecinden geçemeyen kişilere karşı gösterdiği katı tutumuyla
da tanınmaktadır. İki sene önce son derece uygunsuz şartlarda
dikkatini çekme hatasına düşen kadın, yeniden karşısına çıkarak
ve daha kötüsü ailesine yaklaşmaya çalışarak öfke ve merakını
harekete geçirir.
İlginç tesadüfler çok geçmeden kaçınılmaz karşılaşmalara
dönüşürken, geçmişte aralarında parlayan kıvılcım yerini hızla
büyüyen bir ateşe bırakır.

Siz ağlıyor musunuz Bayan Taylor?

Hayır, ben ağlamam.

Tristan bu hızlı yanıtın saçmalığı karşısında gülmek istedi ama kadının pürüzsüz yanağından yuvarlanıp çenesinin altında kaybolan gözyaşının geride bıraktığı ize bakarken gülmek içinden gelmiyordu. Yavaşça onu kendine çevirdi, gözlerini görmek istiyordu ve... Lanet olsun.

Huysuz bir çocuk ya da histerik bir kadın... ağlayan kim olursa olsun, gözyaşlarından önce yüzün¸ acıklı hisleri kaplardı. Fakat Alison Taylor'ın yüzünde donuk bir üzüntü ve taptaze bir pembelik dışında sadece sicim gibi yaşlar vardı. Ne yüzün buruşturuyor ne de titriyordu. Buna rağmen Tristan... daha önce bu kadar kederli bir yüz görmediğini düşünüyordu.

₺27,30
₺35,00

1950’li yılların başında, daha sonra en şöhretli serileri Vakıf ve Robot’a öncülük edecek Gelecek Tarihi öykülerini yazdıktan hemen sonra Isaac Asimov ilk romanlarını kaleme aldı. Artık hem okurlara hem de yayıncılık dünyasına kendini kabul ettirmiş büyük ustanın neredeyse tüm külliyatına egemen olan Galaktik İmparatorluk evreninin ilk uzun kurguları da böylece ortaya çıktı. Nükleer felaketin Dünya’yı yerle bir etmesinden binlerce yıl sonrasını anlatan Galaktik İmparatorluk Serisi insanlığın, galaktik medeniyet ve ilk Galaktik İmparatorluk’un doğuşuna uzanan yolculuğunun başlangıcı.

1949 yılında Joseph Schwartz, emekli, mutlu bir terziydi. Sonra bir anda kendini bambaşka bir zamanda buldu. Artık ilk Galaktik İmpartorluk’un en şaşaalı döneminde, Dünya’da çaresiz bir yabancıydı. Üstelik Dünya, galaksinin varoşu olarak görülüyordu, gökyüzünde bir çakıl taşıydı ve İmparatorluk’un 200 milyon gezegeni tarafından nefret edilen bir yerdi. Çünkü hiç kimse Dünya’nın, insanlığın doğduğu yer olduğuna inanmak istemiyordu. Joseph Schwartz, topraklarının çoğunun radyoaktiviteyle mahvolduğu, altmış yaşını aşan herkesin ötanazi yapmaya zorlandığı bu yoksul Dünya’da fena bir maceraya atılacaktı. 

Bir de şu sorun vardı tabii: Joseph Schwartz altmış iki yaşındaydı.

₺21,00
₺28,00

Tezer Özlü’yü çocuk yaşta tanıyan Ferit Edgü, zaman içinde dostu, (zaman zaman) dert ortağı ve yayıncısı olmuştur.

Bu kitapta, bu iki yakın dostun, İstanbul/Paris/Ankara ekseninde (çoğu Tezer’in hastalığının depreştiği zor günlerde) birbirlerine yazdığı mektuplar yer alıyor. Yazmayı bir varoluş sorunu olarak gören iki yazarın yayımlamayı hiçbir zaman düşünmedikleri bu mektuplarda, özellikle Tezer Özlü’nün Çocukluğun Soğuk Geceleri ve Yaşamın Ucuna Yolculuk kitaplarından tanıdığımız çırılçıplak dünyasıyla karşı karşıyayız.

“Bu sabah mektubunu bulmak, okumak, bana hem yaşamı hem de sonundaki ölümü daha dayanılır kıldı. Birden yüksek dağlar, henüz boz rengi olan yamaçlar, tepelerdeki beyaz kar, sessiz, küçük İsviçre köyleri anlam kazandı ve buraya geldim geleli ilk kez ayağım yere değdi. Yaşamımın bu önemli döneminde beni hiçbir şey sözlerin kadar yüreklendiremezdi.”

- Tezer Özlü -

₺10,92
₺14,00

Kör Baykuş hayalle gerçeğin, aydınlıkla karanlığın, umutla umutsuzluğun iç içe geçtiği eşsiz bir edebi yolculuk…

İran edebiyatını uluslararası edebiyatın bir parçası haline getiren ve “Doğu’nun Kafka’sı” olarak kabul edilen Sâdık Hidâyet’in, Kör Baykuş’u tek kelimeyle “benzersiz” bir metin: Zihni yavaş yavaş parçalanan, benliğini kaybeden kahramanıyla; neyin gerçek, neyin hayal olduğunun anlaşılamamasıyla; geçmişin ve şimdinin iç içe geçmesiyle; afyon dumanları arasında değişen, dönüşen atmosferiyle; melankolik, kötümser, karanlık ruh haliyle; huzursuz ediciliğiyle…

Okuru adeta sürrealist bir tablonun karşısındaymış gibi hissettiren Kör Baykuş hayatla, çocuklukla, anılarla, aşkla, cinsellikle, varoluşla, Tanrı’yla ve ölümle büyük bir hesaplaşmanın romanı.

“Başyapıt diye bir şey varsa budur!”

- André Breton -

“Sâdık Hidâyet’in yarattığı karakterin kalbinde iki itici güç yatıyor: Yaratma arzusu ile unutulmak ve ölüm arzusuyla kabuğuna çekilme.”

- Deırdre Lashgar -

₺10,92
₺14,00

Saliha Nilüfer çevirisi,
David Gruves’un önsözü,
Julie Fenwick’in sonsözü,
Yazar ve dönem kronolojisi,
Kitaba dair görsellerle.

Bağışlanmış Bir Günahkârın Özel Anıları ve İtirafnamesi, 19. yüzyıl İskoç romantizminin başyapıtlarından kabul edilen sürükleyici bir dinî fanatizm anlatısı.

Yeryüzünde kurtuluşu Kalvinizmde ve onun seçilmiş kullarına sunduğu dinî kariyerde arayan Robert Wringhim, İskoçya’da karşılaştığı gizemli yabancıya tekinsiz bir yakınlık duyar. Bu yakınlık zamanla onu bir din adamı olmaktan uzaklaştırıp en yakınlarını bile katleden bir seri katile dönüştürecektir. Robert’ın karşılaştığı gizemli yabancı şeytanın ta kendisi midir yoksa Robert psikotik bir kişilik bölünmesi mi yaşamaktadır? James Hogg’un bir günahkârın derin bunalımı etrafında ördüğü teolojik kurmacası 19. yüzyılın en güçlü Aydınlanma parodilerinden biri.

“James Hogg, benden çok farklı bir tarzda yazsa da tanıdığım en yetenekli edebiyatçılardan biri.”

- Walter Scott -

“Hogg’un romanı, orijinalliği, sofistikeliği ve alaycı enerjisiyle kült bir kitap olma şöhretini hak ediyor.”

- Ian Parker -

₺21,45
₺27,50

Fazla erkekler, fazlasını isteyen kadınlar, komşular... Plazaların oksijen vakitleri, otobanların çiçekleri, ailelere mahsus adım sürüyüşleri... Gökyüzünden yağan kapılar, kendi bahçemizde biten beterotları... Şehre inen ve zaten şehirdeki yabaniler... Büyüyen bir çukur, nükseden bir ağrı, yükselen bir alarm. İyi, kötü, beter...

Pınar Öğünç kendi içinin mutfağına geçiyor, kıvamlı öyküler hazırlıyor… Zamanı yakalıyor, anlıyor, hünerli bir dille anlatıyor.

Beterotu, günümüz Türkiyesi’nin aslından da fazlasını sunan fotoğraf kareleri. Muazzam bir gözlem heyecanının süzgecinden geçen hikâyeler.

Hazırlıksız yakalandığımız çok şey var, sevdiğin biri bindiği trenden inmeyebiliyor, kaldırımda yürürken bir kamyon ezebiliyor, bekler misin, tepesine yıldırım düşebiliyor. Bir bomba patlıyor, öldürmeyecek kadar uzakta. Ya da evin yıkılıyor, dümdüz, belki her şeyin yanıyor. Ya da âşık olduğun insan birden hayatından gidiyor, görünmez bir organın eksilmiş, çok sevmenle kalıyorsun. Ya da bir cinayete tanık oluyorsun, önünde oluyor her şey, kan pembe değil, tam kan rengi… Ölmüyorsun ama aynı da kalamıyorsun. O sabah bunları hiç bilmeden yüzünü yıkamışsın, aynaya bakmışsın.

₺15,60
₺20,00

Toz duman kenarlardan, taşradan ve kuytulardan, memleketten yoksulluk halleri. Utananlar, üzülenler, âşıklar, yevmiyeciler, küçük kasabalar, hazin ve uzakta kalan hayatlar.

Devran, inatçı neşesiyle geçip giden zamanın çarpıklığını anlatıyor. Umut umut, cümle cümle… Evvela mahsus selam ediyor doğan güne.

Selahattin Demirtaş, yaralıların, umarsızların, kalbi hızla çarpanların hikâyecisi. Sofrasında konuk ağırlayan, durup durup konuşan…

Doksanların başı, ziraat fakültesini yeni bitirmişim, iş güç yok henüz. Günün çoğunu evde iş projeleri ve gelecek planlarıyla geçiriyorum. Dile kolay, her gün elli tane iş kuruyorum kafamda. Hemen para kazanmaya başlamam lazım diyorum. Acayip zengin olasım gelmiş, yerimde duramıyorum. Fakirlik içinde büyümüşüz, fakir fakir okuyup üniversiteyi de bitirmişiz. Ama her şeyin bir sonu olduğuna göre fakirliğin de bir sonu var değil mi?

₺14,25
₺19,00

Mrs. Stone’un Roma Baharı, 20. yüzyılın en başarılı Amerikan oyun yazarlarından Tennessee Williams’ın kısa roman türünde verdiği kusursuz bir örnek.

Karen Stone güzelliğiyle nam salmış Amerikalı bir tiyatro oyuncusudur. Ancak orta yaşı geçmektedir ve yaşlandığını kabullenmemekte direnmektedir. İşini bırakıp eşini de kaybedince yeni bir hayat kurmak üzere Roma’ya yerleşir. Burada bir yandan gücü ve parasıyla her şeyi elde etmeye çalışırken bir yandan da genç ve yakışıklı Paolo’yla bunlardan uzak bir ilişki kurmaya çalışır. Kendisine olan saygısını yitirmemek ve kapılıp gitmemek için savaşır ve zamanı durdurmanın yolunu arar. Tennessee Williams, Mrs. Stone’un geçmişiyle ve kendisiyle hesaplaşmasını eşsiz bir biçimde anlatıyor.

“Göz alıcı bir düzyazı, her kelimesi düşünülmüş, kısa, eksiksiz, usta işi.”

- Gore Vıdal -

“Keyifli, tedirgin edici, cinselliği akıl karıştırıcı ve tehlikeli biçimde eğlenceli.”

- John Waters -

₺14,82
₺19,00

Benim de hatalarım vardır elbet. Elbet ben de kırmışımdır kalp, ben de yerli yersiz cümlelere esir olmuşumdur.

Bazen harika cümleler kuramasam da iliklerime kadar hissetmişimdir. Korktuğumdan değil, kaybederim diye susmuşumdur. Güneş doğduğunda her şeyin harika olacağına inanmış, güneş batarken boş yere umutlanmışım diye hayıflanmışımdır. Hedefler koymuşumdur kendime, kimine ulaşmış, kimini bertaraf etmiş, kiminin yollarında da yerle yeksan olmuşumdur. Umutlarımı filizlendirmişimdir, kaldırımın arasından güneşe selam eden çimenler gibi garip diyarlarda. Ama hiçbir zaman kötü olamamış, kötü olmaya ant içsem de tuz buz etmişimdir yüreğimi.

Bu satırlar iyiliğe sarılıp kötülerin dünyasında nefessiz kalanların isyan tohumudur. 
Ekilen her nefret tohumu da, bilirim, sahibini bulur. Dilerim öyle de olur…
Siz! Kötü insanlar! Siz! Yalanları yaşam tarzı sananlar!
Unutmayın Allah var!

Murat Tavlı ilk kez bir kadının ağzından yazdığı bu romanında, ihanetin yakıcı ateşiyle çok küçük yaşlarda tanışıp, yaşadığı acılarla güçlü bir kadına dönüşen Aslı’nın sarsıcı hikâyesini etkileyici bir dille anlatıyor. “Hangi kadın ihaneti unutur?” sorusu daha önce hiç böyle sorulmamıştı…

₺17,25
₺23,00
Naçar dağı’nda sis vardı kimse kimsesini görmüyordu
Kimsenin kimsesi yoktu
Burada öleceğim dedi öldü
Ölüden sonra evi gömmeye gittik
Bilinsin istedik isim koyduk kuşa kurda
₺20,00
₺25,00

Londra, 1898. Victoria Devri sona ererken yirminci yüzyıl yaklaşıyor. Yaşanan büyük değişikliklerin yanında bir durgunluk çağı bu. Bir iffet düzeninin yanında bayağı bir karmaşanın hüküm sürdüğü bir çağ. Kahramanlara ihtiyaç duyan bir devir bu.

Allan Quatermain, Kaptan Nemo, Hawley Griffin, Dr. Henry Jekyll, Bay Edward Hyde ve Mina Murray işte o kahramanlar. Beraber, Olağanüstü Beyefendiler Cemiyeti’ni teşkil ediyorlar.

Esrarengiz “M”nin emri altındaki gizemli Campion Bond tarafından işe alınan bu altı maceracı, yardıma muhtaç imparatorlukları tarafından biraz da zorla hizmete alınıyor. Karşılarındaysa alçak Doktor’un dünyaya hâkim olmak için yaptığı rezil planı var. Ama işler tam olarak göründüğü gibi değil; gizli ve hücresel başka etmenler de işin içinde. Böylece, sıradışı bir hikâye doğuyor.

₺21,84
₺28,00

Elbette sırlarım var. Olmaz mı? Eminim benim sırlarım da herkesinki kadardır, daha fazla değil. Üstelik öyle büyük sırlardan söz etmiyorum. Her günkü sıradan şeyler. İşte ilk aklıma gelenler: Kate Spade çantam çakma.

NATO’nun açılımını bilmiyorum. Hatta neyi temsil ettiğini de. Elli sekiz kiloyum, erkek arkadaşım Connor’ın sandığı gibi elli iki değil. Evdeki balığımız Sammy annemle babamın Mısır’a giderken bakmam için bana bıraktığı balık değil. İş arkadaşım Artemis beni gerçekten çok sinir ettiğinde, yani hemen hemen her gün, saksı çiçeğini portakal suyuyla besliyorum. Derinlerde bir yerde her zaman, herkesten farklı olduğuma ve muhteşem, yepyeni bir hayatın beni hemen köşede beklediğine dair güçlü bir inanç taşımışımdır. Şu gri takım elbiseli herifin deminden beri neler anlattığı hakkında hiçbir fikrim yok. Artı, adını da unuttum. Ve daha onunla tanışalı on dakika oldu. Emma Corrigan’ın hepimiz gibi sırları vardı. Ama bir gün hepsini uçakta tanıştığı bir yakışıklıya anlatıverdi. Aslında sırlarımızı bir daha hiç görmeyeceğimiz birine anlatmamız oldukça doğal. Tabii onun bir yabancı olmadığını öğrenirsek işler biraz karışabilir.

 

“Alışverişkolik serisinin yazarından, markası olan zekası ve eşsiz mizahıyla dolu, muhteşem bir roman.”
Booklist

₺23,09
₺29,60

Nursel Duruel ikinci kitabı Yazılı Kaya’da öykünün sınırsız olanaklarını araştıran, yeni biçimler yaratan, kısa, kıvrak, vurucu metinler ortaya koyuyor. Bilinçaltımızda yer etmiş kültürel simgelerle, geleneksel metaforlarla, kısacası tarih, arkeoloji ve mitolojiyle beslenen öyküyü şiirsel bir dile kavuşturuyor, masalsı bir havaya sokuyor. Dokunulmamış zamana, gidilmemiş yere, gizemli söze, anlaşılmamış insana ilişkin duyarlıklar geliştiren, imgeler üreten zengin bir kitap Yazılı Kaya.

1982 yılında ilk kitabı Geyikler, Annem ve Almanya ile çağdaş öykücülüğümüzün ustaları arasına giren Duruel’in yazarlığını eleştirmen Füsun Akatlı şöyle değerlendirmişti: “Öykücülüğümüzün sessiz ve derinden kaynayan, ama bir o kadar güçlü ve sağlam akan bir ırmağı sayıyorum bu yazarı. Titiz, ince eleyip sık dokuyan, ayrıntılara yaşarlık kazandıran bir öykücü ile karşı karşıyayız.”

₺7,02
₺9,00

Etgar Keret’in yepyeni kitabı!

Çağdaş edebiyatın en hınzır, en yaratıcı ve en kıvrak kalemlerinden Etgar Keret’ten pırıltısıyla göz kamaştıran bir kitap: Uç Artık. Umduklarına kavuştuklarında bulduklarını yitirenler, kanatlanmak isterken sertçe yere inenler ve insanların günü birlik savaşlarına daima kayıtsız kalan bir dünyada düşlerin değerini bilenler Keret’in yeni, yenilikçi ve eğlenceli öykülerinde bir araya geliyor. Hayal kırıklığıyla bilenmiş ruhlar, ritmi aksak kalpler ve hükmen kaybedenler bu sayfalarda teselli arıyor; insanlık iflas etse bile insanlar, bu öykülerde yaşamlarına devam ediyor. Burada kahramanlar, olay yerine asla vaktinde yetişemiyor, gaddarlık cihazlarla ölçülemiyor, aşkın ömrü bir saniyeden uzun sürmüyor ama umut hep, hep bir yerde yeşeriyor. Etgar Keret, benzersiz icatları ve incelikli anlatımıyla yine yapacağını yapıyor ve hakikatle hayali buluşturan sihirli dokunuşuyla yaşam ilhamı ile dolup taşan öyküler anlatıyor.

Bir ihtimal daha var... Uç Artık!

“Kara mizahı seviyorsanız, bundan iyisini bulamazsınız”

- Baltimore Sun -

“Keret, müthiş bir yazar. Yeni kuşağın sesi”

-Salman Rushdie - 

 

₺16,38
₺21,00

Kim kimin hayatını yaşıyor belli mi bu, adaletiniz adalet olsa yapacağımı bilirdim ya, neyse... Hepinize sahte kimlik davası açardım, düşerdiniz topluca içeri, yeterince iyi olsan anlardın ne söylediğimi, yaşadığı hayata inanarak benim diyebilecek kaç kişi çıkar aranızdan acaba?

Muinar, kendisine ses verdiği Elime sayesinde, başka zamanlarda başka başka insanların hikayelerini dillendiren bir ruh, bir iç ses. Dayak yiyenler, hor görülenler, köleler, tanrılara kurban edilenler kimler yok ki ses verdiği bu insanlar arasında. Ancak ortak noktaları, elbette hepsinin birer kadın olması…

Bunu yankılarcasına iki büyük derdi var Muinar’ın: insanın doğaya, erkeğin kadına hükmetmesi… Ya da daha genel anlamda iktidar üzerine kurulu ilişkiler…  Kim bilir, tarihin derinlerine inerek bu iki izleği gün yüzüne çıkaran Muinar, binlerce yıldır süregiden bir kültürü alaşağı etmeye kararlı mı kararlı, yerkürenin ölmeye pek niyeti olmayan dişil ruhudur belki de. Kimi zaman ağzı bozuk, kimi zaman dediğim dedik ve hayli ters. Gelgelelim alabildiğine sevgi dolu, duyarlı ve canlı…

Bir nesir şiir, kısa, parçalı öykülerle örülen çetin bir anlatı ya da dişil dilin hakim olduğu ekofeminist bir roman olarak da okunabilen Muinarilk olarak 2006’da yayımlanmıştı. Latife Tekin, yüzyıllardır kabul edegeldiğimiz tabuları hedefe aldığı bu benzersiz metinde, gerek insanlar gerekse doğayla ilişkimizin hükmetmeyi değil uyumu esas alması gerektiğini gösteriyor.

₺18,72
₺24,00

Sahicilik, yanmış ormanlardan artakalan kül yamaçların kederiyle soluklanmaktır diyelim, yapayalnız ve bir başına soluklanıp iç geçirmek; ama kilometreler boyunca arabalardan fırlatılmış pet şişelerin, meşrubat kutularının pisliğine bulaşır kederin, naylon torbaların yarattığı iç bulantısında boğulur...

Rüyalar ve Uyanışlar Defteri’nde Latife Tekin’in yıllarca koyun koyuna yaşadığı defterine düştüğü notlar var. Onun ta en başından edebiyatını besleyen ve giderek kristalleşen söylemlerini, politik tavrını ortaya koymakla yakın tarihe not düşen bu metinler kirlenen siyaseti, iktidar peşindekileri, sesi kısılanları ve elbette insanın doğadan kopuşunu belgeliyor. Dağın etine girmiş iş makinelerinin, yanmış ormanlardan artakalan kül yamaçlarının, nükleer santrallerin yolduğu ovaların, kuşların terk ettiği gökyüzünün kaydını tutarak yaşamakta olduğumuz kaygı verici ekolojik yıkımı gözler önüne seriyor.

Kadınların ne zaman mağlup olduğu üzerinde düşünüp çocukluğun manifestosunu yazmaya girişen Tekin, hepimizi özellikle insan merkezli dünya görüşüne ve tüm dünyaya hakim olan eril dile itiraz etmeye çağırıyor.

Latife Tekin’in muhalif tavrını en dolaysız şekilde sergilediği Rüyalar ve Uyanışlar Defteri, en başta edebiyatın özgürleştirici gücünü hatırlatıyor okurlara; tabulara, rant peşinde koşan siyasilere, siyanürlere, buldozerlere… kısacası haksız güce meydan okuyor.

₺15,21
₺19,50

Bir bakışı unutmak istediğimizde, büyük bir yitimi göze almak zorundayız. Ancak böyle bir yitimin neden olacağı yıkımın altından kalkabilirse insanın yeni bir yaşamı olabilir ve insan bu yeni yaşamına çok derin bir bilgiyle, kaybın bilgisiyle sahip olur.

Bir grup arkadaş, doğayla uyumlu bir yaşam arayışındaki Şeref’in önderliğinde, şehir hayatının kargaşasından, toplumsal kalıplardan uzak yepyeni bir dünya yaratmaya koyulur. Erdemli ve özgür bir yaşam peşindeki bu karakterlerin amaçladığı dünya, kötülükle, kargaşayla, günlük dayatmalarla bağlarını koparmış bir ada, bir tür cennet bahçesi olacaktır. Ancak karakterlerin yaşadığı derin çelişkiler, böyle bir yaşam biçiminin ne denli olanaklı olduğu konusunda soru işaretlerine yol açar. Bir tek romanın anlatıcısı Tebessüm bu derin çelişkilerin farkındadır. Çünkü insanların kolay kolay geçmişlerini arkalarında bırakamadıkları, “unutma isteğiyle dolanların, unutulmaya hiç de razı olmadıkları” sarsıcı gerçeğini görebilmektedir.

Unutma ve hatırlama gibi hayati önemdeki kavramları sorgulayan ve kent hayatından, toplum kurallarından uzakta, doğayla uyum içinde yeni bir yaşam tasavvuru üzerine kurulu olan Unutma Bahçesi, kolay yanıtlar vermeyi reddeden bir metin. Yayımlandığı 2004 senesinde Sedat Simavi Ödülü’ne değer görülen roman belki de en genel anlamıyla doğa ile kültür arasındaki ikiliği ve bu ikiliğin insanın derinlerinde yansıyan tezatlarını gözler önüne seriyor.

₺20,67
₺26,50

Ta eskiye git, çok önceye… Dünyada rüzgarlar esmeye başladığında ağaçlar yoktu değil mi? Yaprakların biçimine bak! Dalların saçılışına… Ağaçların rüzgarı bilerek oluştuğu anlaşılıyor.

Ormanda Ölüm Yokmuş resim yapmayı bırakmış Emin ile öyküler yazan ama bunları kendine saklayan Yasemin’in hikâyesi. Emin, aşık olduğu kadından ayrı düşmenin acısı içinde ormana sığınır. Geçmişle hesaplaştığı bu içsel yolculuğunda ona kendisi de aşk acısı çeken Yasemin eşlik eder.  İkili, acılarını, rüyalarını, aşklarını uzun diyaloglar halinde paylaşırlar. Ağaçlar, bulutlar, rüzgar ve yaprakların da konuk olmasıyla bu söyleşi alabildiğine derinleşip zenginleşecek, giderek varoluşsal bir sorgulamaya dönüşecektir.

Latife Tekin’in duru, dingin bir anlatım benimsediği Ormanda Ölüm Yokmuş doğa methiyesi olduğu kadar bir kültür eleştirisi olarak da okunmalı. Zira kent yaşamının insanda yol açtığı duygusal ve zihinsel sorunlar resmedilirken, doğayla uyum üzerine kurulu bir ilişki kurmanın kaçınılmazlığı da vurgulanıyor. Büyük bir ekolojik yıkım yaşadığımız, korkunç bir gürültünün yerkürenin tüm seslerini boğduğu, can çekişen doğayı kurtarmak için milyonlarca gencin kolları sıvadığı bugün, doğadan yabancılaşmanın kaydını tutan Ormanda Ölüm Yokmuş’un çağrısı, hiç şüphesiz daha da önem kazanıyor.

₺15,21
₺19,50

Onda doğaüstü bir güç var. Ucuz bir araba kokusunu ümitsizce kapanmış güneşten, kükreyen rüzgârdan daha önemli kılabiliyor!

Dilinin görünmez ışığıyla büyülenip içine düşeceğimiz havai tuzağını örüyor! Varlığının nedeni bu.

Metropolün kıyısında yaşayan bir grup yoksul genç, hayata karışmak için önder belledikleri çekici, karizmatik bir liderin, ağabey bildikleri Nezir’in peşine takılır. Ancak “havanın içindeki gözenekleri” bile hizaya soktuğuna inanan, kelimelerin “çarpıcı bir düzenle diline döküldüğü” Nezir kendini yol gösterici olmakla sınırlamaz. Elde ettiği gücü bırakmaya, hükmetmekten vazgeçmeye niyeti yoktur. Gelgelelim dört gençten sadece biri onun ezici cümlelerinin karşısında duracaktır. O da, “Onu hissetmekten kendime eğilemiyorum,” diye yakınan ve iktidarın değil de aşkın dilini konuşan Cihan’dır.

Aşk İşaretleri dil ustası Latife Tekin’in dille hesaplaştığı, karanlık bir roman. Meselesi, yazarın kendi sözleriyle: “Etkileme, büyüleme, dille iktidar kurma, gücü ele geçirme… Hayatı anlamlandırarak başkaları hakkında konuşma önceliğinin insana geçirdiği güç, iktidar… Kimsenin cümle kuramadığı bir yerde, cümle kurup kabile reisi olmak…”  İlk baskısı 1995’te yapılan, Tekin’in “dilsizliğe, sessizliğe övgü romanı” olarak tanımladığı Aşk İşaretleri, belki de bugün yayımlandığı günden daha güncel…

₺11,31
₺14,50

Derviş Zaim’in ikinci romanı olan Rüyet geçmiş ve gelecek, özgürlük ve zorunluluk, arzu ile gerçeklik arasında sıkışmış insanın kendisine bir anlam, bir kimlik, bir hikâye, tutarlı ve bütünlüklü bir “metin” yaratma çabasını anlatıyor.

Amcalarının inşaat şirketinde mimar olarak çalışan Sine mesleğinin günümüzde büründüğü biçimden rahatsızdır. Asıl istediği, insanların rüya anlatımlarını temel alan bir çağdaş sanat performansı düzenlemektir. Şirketin maddi durumundan,

hayatına giren iki erkek arasında kalmaktan bunalan Sine bir çıkış yolu ararken eline geçen Osmanlıca bir hatıratı okumaya ve amcasının ricası üzerine, günümüz Türkçesine çevirmeye başlar. Anılarda Hüsn-ü Aşk mesnevisine yapılan göndermeler ve bu iki metin arasındaki paralellikler dikkatini çeker...

Kendi oluşturduğu metin de, ister istemez, bağlama göre inşa ediliyordu. O nedenle benlik dediğimiz şeyi, baştan sona kalıcı bir şey olarak tahayyül etmek tehlikeliydi.

Etrafa yolladığımız işaretler değiştiği zaman benlik de, metnin özü de değişebiliyordu. ... Tam bu nedenle, insan hayatının değişen taraflarının içindeki değişmeyen örüntüleri bulmak ya da değişmez gibi duran şeylerin arasına sinmiş farklılıkları keşfetmek önem kazanıyordu.

₺18,75
₺25,00
“Namık Kemal’in adını taşımaya çalışan bu eser önceden verilmiş hükümlerin, memnun olmak ve etmek için yazılan kasidelerin ve hicivlerin, onun şöhretini hırpalamak veyahut o şöhretle yan yana durmak emellerinin neticesi değildir: Vesikaların Namık Kemal’ini yazmaya çalıştım. Ve bu türlü çalışırken, içimdeki Namık Kemal’i saygıyla bir tarafa koydum, vesikaların Namık Kemal’ini aradım. ... Ve «vatan» kelimesini bulan Namık Kemal kadar, sevdiği yemeği yediğine memnun olan Mehmet Kemal’i de devamlı bir sabırla aradım. ... Namık Kemal’in hayatı kalabalıktır. Onun kırk sekiz yılına birçok adam girdi çıktı: Taçlı, kalpaklı, şapkalı, sarıklı, fesli... O, sarayda şehzadeyle oturdu, zindanda katille yattı; İstanbul’a sığmaz muharrir oldu, redingota sığan memur oldu, «zindandayken sözüm Sultan Aziz kadar geçerdi» diyecek derecede nüfuzlu kalebent oldu; ... Avrupa’da saatini satmayı hatırlayacak kadar parasız kaldı; İstanbul’da gazetesinden ayda üç yüz altın alacak kadar paralı oldu; ... velhasıl, onun kısa hayatına çok şey ve çok kimse sığdı. ... İnsanın yüzünü, biraz da etrafındakilerin yüzleri teşkil eder; ve insanın hayatı kendinin ve başkalarının vakalarından ibarettir. ... Kemal’in olduğu kadar başkalarının hadiseleriyle de uğraştığımın sebebi budur. Bu esere onun için şu ismi verdim: Namık Kemal - Devrinin İnsanları ve Olayları Arasında.”
Alfa Yayınları, Türk edebiyatında çok fazla örneği olmayan yaşamöyküsü çalışmalarının üzerinde en fazla uğraşılmış, en parlak, hatta belki de en ünlü örneği olan ve yüzlerce fotoğrafla desteklenen bu devasa boyuttaki eseri yeniden Türk okurlarına sunmaktan kıvanç duyar…
₺104,99

“Bohemya’da Bir Skandal,” “Kızıl Saçlılar Kulübü” ve “Benekli Kordon” gibi ünlü 12 hikâyede Sherlock Holmes ve Dr. Watson çözülemeyen vakaların peşinden giderek olayları aydınlatıyor. İlk kez 1891 yılında Strand Magazine’de yayımlanan Sherlock Holmes’un Maceraları’nı Sidney Paget illüstrasyonlarıyla canlandırıyor.

“Doyle’un dildeki mütevazılığı, insanın karmaşıklığına dair derin bir hoşgörüyü gizliyor. Holmes ve Watson ikilisinin edebiyatta en çok taklit edilen ikili olmasına şaşmamalı.”
– John Le Carre -

“Holmes büyüleyici bir karakter ve Arthur Conan Doyle usta bir hikâye anlatıcısı.”
– The Times - 

“Arthur Conan Doyle, taklit edilip değiştirilse de hiçbir zaman aşılmamış bir yazım biçimine öncülük ederek bir dönemin perdesini kapatırken bir diğerininkini de açıyor.”
– Stephen Fry -

“Holmes’un zafer ve başarısızlık hikayelerinin hepsi çok eğlenceli.”
- The Guardian -

₺21,06
₺27,00
Sherlock Holmes’un Anıları, Dr. Watson’ın kaydettiği hikâyelerle ünlü dedektif Sherlock’un üstün becerilerini sergilemeye devam ediyor. 
Bir yarış atının ortadan kayboluşunu araştırdığı “Gümüş Alev”, muhteşem çıkarım gücünü ilk kez uyguladığı “Gloria Scott” ve şeytani rakibi Profesör Moriarty ile karşılaştığı “Son Vaka” dahil 12 macera bu kitapta. 

“Hikâyelerin muhteşemliği, Holmes ve 
Watson arasındaki hem eğlenceli hem de dokunaklı ilişkide yatıyor.” 
- Jonathan Coe -

“Arthur Conan Doyle’un eserlerindeki muazzam yetenek, tutku ve edebi ihtişam ona İngiliz edebiyatında eşsiz bir yer veriyor.” 
- Stephen Fry  -

“Holmes hâlâ tüm dünyada konuşuluyor, 
saygı görüyor ve seviliyor.” 
- The Guardian -
₺21,06
₺27,00

“Cleave kelimeleri ölümcül bir silah gibi kullanıyor.” 
NEW YORK TIMES BOOK REVIEW

“Daha dün gibi hatırlıyorum,” dedi fısıldayarak. 
“Hiç kimse ilk kurbanını nasıl öldürdüğünü unutmaz.”

Henry Cutter çok insan öldürmüştür, hem de pek çok. Ama bu cinayetler yalnızca onun hayal dünyasındadır çünkü o ünlü bir polisiye yazarıdır. Aslında Henry Cutter, on yılı aşkın bir süredir gerilim dolu hikâyeleriyle okurları büyüleyen Jerry Grey’in polisiye roman yazarken kullandığı takma adıdır. Fakat Grey bir gün bütün o cinayetleri kendisinin işlediğini itiraf eder ama kimse ona inanmaz çünkü bir süre önce kendisine Alzheimer teşhisi konmuştur. Ancak o sıralarda etrafında korkunç cinayetler işlenmeye başlar, hepsi de tıpkı Grey’in kitaplarında anlattığı gibidir. Polis, Grey’in öykülerini gerçek olaylardan esinlenerek yazdığından şüphelenmeye başlayınca işler karışır. Elbette gerçek, her zamanki gibi herkesin düşündüğünden tamamen farklı ve daha korkunç olacaktır. 
Kim yazar, kim onun yarattığı bir karakter; hangisi gerçek, hangisi kurgu… İnsan hafızasına da güvenemezse kime güvenebilir ki? Paul Cleave, okurlarını büyük bir muammanın tam ortasına atıyor.

“Polisiyeyi kanlı ve karanlık seven herkes Paul Cleave’i okunacaklar listesinin başına almalı.”

-MARK BILLINGHAM-

“Beklenmedik sonuyla bu gerilim akıllara kazınacak.”

-NY JOURNAL OF BOOKS-

“Cleave’in gerilim dozu yüksek olay örgüsü insanı büyülüyor.”

-PEOPLE MAGAZINE-

“Sürükleyici bir gerilim. Hafızasını kaybeden ve sık sık nerede olduğunu unutan bir yazarın öyküsünü anlatan bu roman, bizi gerçeğin sanrılara karıştığı bir dünyaya çekiyor. Elimden bırakamadım.”

-MEG GARDINER-

₺38,98
₺49,98
“Bu eser muharririn şimdiye kadar roman sahasında bastırmış olduğu iki eserini gölgede bırakan bir kuvvet ve mükemmellik taşımaktadır. Sıkılgan, kendi içine kapanmış, pısırık denebilecek bir adamın hayat macerasını anlatan bu eserde, müellif şaşılacak bir psikoloji kuvveti göstermiş ve bize, unutulmayacak bir insan portresi çizmiştir.”
(Varlık, 1943)
“Gayyur ve olgun romancı Sabahattin Ali’nin en son çıkan bu romanı, daha çok muharririn karakter tahlilindeki hünerinin güzel bir örneğidir. Kürk Mantolu Madonna, mevzuunun aleladeliğinde harikulade bir insan kafasının didiklenişi, kapanık duygulu, çekingen bir tipin karanlık fikir aleminin aydınlanışıdır.”
(Yürüyüş, 1943)
“Bir zamanlar unutulmuş olan neredeyse 75 yıl önce yazılmış bir Türk romanı Kürk Mantolu Madonna, bugünlerde Nobel ödüllü Orhan Pamuk’tan bile çok satar bir roman oldu”
(New York Times, 2017)
“Ali’nin kitabı sadece 1943 yılında yazıldığı kendi ülkesinde geniş bir popülerlik kazanmış olmasıyla değil, 80 milyondan az nüfuzlu bir ülkede üç yılda 1 milyondan fazla kopya satmış büyük ve beklenmedik bir olaydır.”
(Washington Post, 2017)
₺24,31
₺32,41

“Neden ille de Küba?”

“Çünkü şu sıralar çok merak uyandıran bir ülke,” diye cevap verdim beni devrim romantizmiyle ya da kiç bir Küba saplantısıyla suçlayan arkadaşlarımın sorularına. “Çünkü Fidel Castro aktif siyasetten çekildi ve sosyalizmin son kalelerinden birinde, Kuzey Amerika‘nın böğründeki bu mızrak ucunda, bir değişim yaşanmaya başladı.” Ayrıca, Küba adının benim için hep çekici bir tarafı vardı. Macera. Uzaklara özlem. Şans oyunları. Çöküş.

Reinhard Kleist, Küba deneyimini ve izlenimlerini spontan çizgiler, yoğun resimler ve canlı portrelerle anlatıyor. Son derece kişisel, eşsiz bir gezi günlüğü.

₺23,01
₺29,50
1915 yılında yayımlandıktan yalnızca altı ay sonra, toplum ahlakını tehdit ettiği gerekçesiyle yasaklanmış bir Lawrence klasiği olan Gökkuşağı, çağının çok ötesinde olan ve kendi kendini özgürleştirmiş bir eserdir. 

Lawrence, İngiltere’nin kırsal bir kesiminde yaşayan Brangwen ailesinin üç kuşağının kadınları ve erkekleri üzerinden hem bir toplumun dönüşümünü hem de tek başına bireyin karmaşıklığını anlatır. O kadınlar ki kendini tanımak için büyük sancılar çeker, kadın olmanın geleneksel rolünü reddeder, bir yandan sonsuzu arar ve başka yerlerin özlemini çekerken bir yandan da durulmak ister. O erkeklerse kadınlar karşısındaki güçsüzlüklerini sonsuz bir kayıtsızlıkla gizlemeye çabalasa da aşağılanan duyguları onlarda derin bir öfkeye sebep olur.

Ev içlerine giren Gökkuşağı’nın renkleri sevgisizliğin, tutkunun, iradenin, bencilliğin ve sadakatin üzerine düşer. Birbirlerinin iradelerine üstün gelmek için verdikleri savaş da aşkın eliyle buldukları barış da onları yorar, sonsuza dek sürecek bir çatışmayı içlerinde duyarlar.
₺25,35
₺32,50
Geçmişte yaşayanlar bize oranla devdiler, ama bizler cüce olsak da omuzlarına oturarak, yani onların bilgeliğinden yararlanarak onlardan daha iyi görebiliyorduk.

Devlerin Omuzlarında, 2016 yılında aramızdan ayrılan Umberto Eco'nun, Milano'da yapılan sanat ve kültür festivali Milanesiana için hazırladığı dersleri bir araya getiren son kitabı. 

Medeniyetin kökenleri, güzellik, çirkinlik, paradokslar, aforizmalar, yalancılar, sahtekârlar, kusurlu sanat yapıtları, edebi metinler, roman kahramanları, sırlar, komplolar, mitler ve kutsallık temsilleri gibi, Eco okurlarının tutkunu olduğu pek çok konu ve kavram, yazarın eşsiz heyecanıyla kitapta bir kez daha gözler önüne seriliyor.

Bir devin omzunda yükselerek ufku daha iyi görebilmek isteyenler için, Umberto Eco'nun anlam evreninden on iki ders.
₺44,85
₺57,50
Beatrice ve beş yakın arkadaşı, Darrow-Harker Okulu'nun en havalı öğrencileriydiler; herkes onları kıskanırdı.Ta ki gruplarının müzik dehası ve Beatrice'in erkek arkadaşı Jimölene dek... Bu, mutlu günlerin sonu oldu.

Mezun olduktan bir yıl sonra Beatrice, Jim'in ölümüne dair sırları açığa çıkarmak için, pek çok kez birlikte eğlenceli günler geçirdikleri sahil kasabasındaki o eve gitti.Bu kez gece tekinsiz sessizlikler ve gergin şakalarla geçti. Tam her şey yoluna giriyordu ki, gizemli bir adam kapılarını çaldı.Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında kupkuru, sakince gülümsüyordu.Zamanda sıkışıp kalmışlardı. Ve ancak, hayatlarındaki en korkunç kararı verebilirlerse, Yokdünya'dan kurtulacaklardı.

Marisha Pessl yineimkânsızı başarıyor ve okuru korkunç bir labirentte tek başına bırakıyor.
₺21,45
₺27,50
Hayat geçici bir gölgeden başka bir şey değil. Ölüm de gelip geçen bir gölge. Yalnızca acı kalıcı. Sürüp gidiyor. Daima...

Şmuel Aş, doktora öğrencisi, duygusal genç bir adamdır. Sevgilisi tarafından terk edilip babası da harçlığını kesince öğrenimini yarıda bırakır. Kalacak yer ve maaş karşılığında ihtiyar, kötürüm bir adama refakatçilik yapmaya başlar. Günde birkaç saat onunla sohbet eden Şmuel aynı evde yaşayan, yaşlı adamın gelini Atalia'yla tanışır. Çok geçmeden bu esrarengiz kadının çekimine kapılır.Yahuda gerçekte bir hain midir, yoksa İsa'nın en sadık havarisi mi? sorusu Şmuel ile yaşlı adamın sohbetlerinin en önemli konularından biri haline gelir.

Şmuel bu gizemli evde yaşadığı üç ayda bildiği her şeyi sorgulamaya başlayacaktır.

Hayatı boyunca İsrail-Filistin barışı için kampanyalar yürüten, çağımızın en önemli edebiyatçılarından biri olan Amos Oz'dan uzun süre etkisinden kurtulamayacağınız bir roman.
₺24,96
₺32,00

Fantastik edebiyatta hiçbir karakterin yapamadığını yapan, takipçisi eserleri kökten etkileyen yegâne karakter: Moorcock'ın fiziksel olarak zayıf, zihinsel olarak sorunlu, bir uyuşturucu bağımlısı gibi kılıcına tutkun, rock'n'roll tarzı anti-kahramanı Elric!

Michael Moorcock’ın yarattığı efsanevi karakter Melnibonéli Elric, serinin altıncı ve sonuncu kitabı Kılıçlar ve Güller’de bizi çokluevrende bir maceraya götürüyor. Kitabın ana öyküsü olan Gül’ün İntikamı’nda Rüya Gören Şehir’e dönen Elric’in babasının hayaletiyle karşılaşmasını ve hem kendi ruhu hem de babasının ruhu için çokluevrende cehennemin sakinleriyle girişeceği mücadele anlatılıyor.

Gül’ün İntikamı’na ek olarak Fırtınayaratan için yazılmış bir film senaryosunun taslağıyla Siyah Taç Yaprakları isimli bir Elric novellası da kitapta bulabileceğiniz metinlerden. Michael Moorcock önceki ciltlerde başladığı “Fantazi Suretleri” isimli fantastik edebiyat tarihi üzerine makalesini bu ciltte sona erdiriyor.

Önsöz ise bir fantazi devi olan Tad Williams’tan.

₺34,65
₺45,00
Perdedeki gölgeler aynı insan gibi ses çıkarıyordu. Hayalînin ustalığına verdiler. Aniden kocaman bir canavar belirdi perdede. İnsanlar bunu da gerçek mi değil mi ayırt edemediler; derken perde yırtıldı. Yanı başında Lami müstehzi sırıtmasıyla halka bakıyordu. Yırtılan bezin arkasından tepegözler, şahmaranlar, câzûlar, cinnîler, yılanlar, çıyanlar çıkmaya başladı. Halk ne olduğunu anlayamadı. Bu da neyin nesiydi. Tepegözler ağızlarından ateş saçmaya başlayınca bir vaveyla koptu. İnsanlar sağa sola kaçışmaya başladı. Acı bir seda kapladı meydanı. Ahali ne olduğunu anlamasa da can havliyle sağa sola kaçışıyordu. Kafalar kopmaya, işkembeler, bağırsaklar ortalığa saçılmaya başladı. Ortalık kan revan oldu. Lami kahkahalar atıyordu. 
₺12,48
₺16,00
Aşk ve Gurur, taşralı bir beyefendinin kızı olan Elizabeth Bennet ile varlıklı ve soylu toprak sahibi Fitzwilliam Darcy arasındaki çatışmayı anlatır. Jane Austen bu iki karakteri birbirlerinin tuzağına düşmüş kişiler gibi sunsa da, bu ilk izlenimi tersine çevirmekte gecikmez. Soylu bir aileden gelen ve önemli bir servet sahibi olan Darcy, Elizabeth’in ailesinin soylu olmayışı nedeniyle mesafeli davranır. Elizabeth’in davranışında da hem özsaygının uyandırdığı gurur hem de Darcy’nin züppeliği karşı­sındaki öfkesi etkili olur. Zeki ve coşkulu Elizabeth yalnızca Aus­ten’ın en çok sevdiği kadın kahramanı değil, aynı zamanda tüm İngiliz edebiyatının en çok ilgi uyandıran kadın roman kişiliklerinden biridir.
₺17,83
₺23,15
“Bu kitap bir masal kitabı. Masal ve hikâyelerin çoğu bir tûtî, yani bir papağan tarafından anlatıldığı için de adı Tûtînâme, Tûtî kitabı. 
Tûtînâme hikâyeleri, gene Doğu’nun ünlü edebiyat verimlerinden Binbir Gece hikâyelerine benzer. Büyük bir çiftliği sınırlandıran ana çitler, yarım duvarlar gibi bir büyük çerçeve içinde; masallar, öyküler, efsaneler, kıssalar, fıkralar, hayvan hikâyeleri ve bir görüşe, bir düşünceye kanıt, ‘temsil getirme’ler toplamıdır. Bu kitapta çerçeve, otuz gece süren bir oyalayışın hikâyesidir: Mâh-ı Şeker adında genç güzel bir kadın, kocası ticaret için başka bir yere gidince, bu yokluktan yararlanıp âşıkıyla buluşmak, sevişmek ister. Fakat evdeki tembihli tûtî, her gece masallar, hikâyeler anlatıp oyalamak suretiyle genç kadının bu niyetinin gerçekleşmesine engel olur. 
Ümmet Çağı Müslüman Doğu edebiyatları, genellikle, belirli, kesin bir yaşama biçimi öğretme amacı güder. Bu ahlakın oluşması için dünya hazlarından feragat ve kanaat gerekir; şeytanın ve bedenin ayartışlarına karşı uyanık ve tedbirli olmak gerekir. İnsanın zaaf ve kusurları nasıl önlenir; o edebiyatlar daha çok bu noktalar üzerinde durur. Temel doğrultu, bilgeliktir. Eskilerin hayat görüşleri, hayal dünyaları nereye kadardı; inanılır, akla uygun, yakıştırma, önemsenecek, gülüp geçilecek taraflarıyla nasıl bir düşünce ve tasarı ortamını kucaklıyordu; bu kitapta bunları bulursunuz.”
Behçet Necatigil’in aydınlatıcı sunuş metniyle zenginleştirdiği ve Türkçeye kazandırdığı bu eşsiz eseri okurlarımıza sunuyoruz.
₺14,81
₺18,51

Yazı yoktu ama o vardı.

Tekerlek icat edilmemişti ama o yerli yerindeydi.

Dünya yaratılmamıştı ama o kasılıp gevşiyordu.

İnsan henüz cennetteyken onunlaydı ve içindeki her şey de sevgi, aşk, vefa, iyilik, şükür, hamd, dostluk gibi erdemler üzerineydi…

Âdem ata onun sesini dinleyip arzusunu giderme gayretine düşmeseydi belki de yolu yeryüzünde tövbelere, pişmanlıklara ve umutlara hiç evrilmeyecek; çevresi daralmalar ve genişlemeler, arınmalar ve kirlenmeler, yangınlar ve donmalarla hiç kuşatılmayacaktı.

Şimdi?

Aşk ve nefret, iyilik ve kötülük, saadet ve keder, iman ve inkâr... İnsana insan olduğunu artık bunlarla hissettiriyor. Bazen aydınlık, bazen karanlık; gören göz veya işiten kulak bazen… Göğüs kafesinde ahenkle her büzülüp genişlemesi bizi içten içe süratle değiştiriyor ve hâlden hâle döndürüyor.

Bud-dub... bud-dub… bud-dub…

Sesindeki ters-yüz oluş bile adıyla örtüşük: “Bir şeyi bir yönden öteki yöne çevirmek; renkten renge giriş, kararsızlık, durmadan dönüşüm ve değişim = KALP.”

Kalbe dair ne varsa…
İskender Pala’nın her zamanki yetkin kaleminden…

₺23,40
₺30,00

Barok Döngü devam ediyor.

1689 yılında, Vagabondlar Kralı Jack Shaftoe ve Berberi kürek mahkûmlarından oluşan bir grup hem özgürlüklerini hem de bir servet kazanmak için bir plan yapar. Amaçları bir gemi dolusu gümüşü elde etmektir. Gemiyi ele geçirdiklerinde bir sürprizle karşılaşırlar; gemi gümüşle değil altınla, üstelik efsanevi altınla doludur. 

Avrupa’da ise, güzel ve zengin Zeur Kontesi Eliza, büyük servetini Fransa’nın en cesur korsanlarına kaptırır ve kendisini uluslararası bir entrika ağının içinde bulur.

Bu sırada Newton ve Leibniz, meşhur rekabetleri sürerken, büyük teorilerini ortaya atmaya devam ederler, inatçı simya doğa bilimleriyle savaşır, adi komplolar kurulur. Daniel Waterhouse ise içine düşmeye başladığı delilikten kaçma umuduyla Massachusetts kolonisine girmenin yolunu arar.

 

“Mükemmel…

Macera, büyük fikirler ve entrika bir arada.”

- Locus

 

“Stephenson modern ekonomi, bilim, politika, para birimi, bilgi teknolojisi, ticaret, din ve kriptografinin başlangıcını ustaca aydınlatıyor. Okurlara böyle bir şölen sunan ve onların daha da fazlasını istemesine sebep olan bin sayfalık bir roman yazmak nadir görülen bir özellik.”

- Daily Yomiuri

 

“En etkileyicisi de Stephenson’ın ana konusunu, paranın doğasını büyük bir cesaretle keşfetmesi.”

- Time Out

₺56,25
₺75,00

On bir yaşındaki Michael, Sri Lanka’dan İngiltere’ye üç haftalık gemi yolculuğunda bütün zamanını gemide tanıştığı iki çocukla ve geminin en değersiz masası olan kedi masasında oturan yetişkinlerle geçirir. Gemi, Hint Okyanusu boyunca Akdeniz’e doğru yol alırken, o ve iki arkadaşı edebiyattan müziğe, kadınlardan bitkilere, hayata dair pek çok bilgiyi kedi masasının yetişkinlerinden öğrenirler. Bu eşsiz deneyimin izlerini ömür boyu taşıyan Michael için bu mavi yolculuk âdeta hayat yolculuğunun bir provası olacak ve yıllar sonra bile hatıralarında yer edecektir.

Man Booker ödüllü yazar Michael Ondaatje’nin, yer yer gençliğinde yaptığı yolculuktan otobiyografik izler de barındıran romanı Kedi Masası; dostluk, aile bağları, sınıf farkı, tutsaklık ve özgürlük gibi kavramları, yolculuğa tek başına çıkan Michael’ın iç dünyasındaki çocukluk ve yetişkinlik süzgeçlerinden geçirerek, yalın ve samimi bir anlatımla yorumluyor.

₺19,50
₺25,00

Yazar Jean Daragane, Paris karmaşasını ardında bırakıp inzivaya çekildiği bir hayat yaşar. İnsanlardan mümkün olduğunca uzak durduğu, nadiren dışarı çıktığı bir düzen kurmuştur kendine.

Eylül ayının sıcak bir gününde Daragane'ın huzur dolu dünyası, hiç tanımadığı birinden gelen tehditkâr bir telefonla altüst olur. Arayan kişi bir yabancıdır ve yazara, onun eski bir telefon rehberini bulduğu söyleyip, rehberdeki bir isim hakkında bilgi almak ister. Yabancıyla yüz yüze gelmeyi kabul eden Daragane, rehberdeki bu isimle ilgili hiçbir şey hatırlamaz. Oysa eldeki veriler, kesin bir şekilde geçmişte hayatlarının kesiştiğini göstermektedir.

Bir anda kendini bu gizemli yabancıyla onun güzel ve narin genç yardımcısının hayatına dolanmış bir halde bulan Daragane, münzevi yaşantısını bir kenara bırakıp iç dünyasının derinlerine gömülmüş ağır bir travmayla yüzleşmeye zorlanır.

2014 Nobel Ödüllü Patrick Modiano bu nostaljik, duyarlı ve şiirsel romanında, büyüleyici kurgusu ve benzersiz atmosferiyle unutuşun derinlerine iniyor.

“Canlı, zeki, incelikli ve girift… Yeni Roman akımı kadar ‘Yeni Dalga’nın karafilmlerini de andırıyor.”

Boyd Tonkin, Independent

“Romandaki kesintisiz keşifler Proust’u andıran bir tavırla, en saplantılı ve büyüleyici kayıp zaman arayışlarından biri haline geliyor.”

Jérôme Garcin, Le Nouvel Observateur

₺11,20
₺14,00

Tess Gerritsen’den soluk soluğa bir Rizzoli & Isles öyküsü

Maura Isles şık bir partiye gider. Yakışıklı bir adam ona yanaşır; hoş ve kibardır.

Maura adamla flört edip şampanya içer. Ancak sonrası kocaman bir boşluktan ibarettir.

Ertesi gün bildiği sadece iki şey vardır: Bir adam öldürülmüştür ve adamın cebinde Maura’nın üzerinde ev adresi yazan kartviziti bulunmuştur…

₺26,72
₺34,25

“Susmak bazen anlamaktır.”

Çağdaş şiirimizin yaşayan ustalarından Yüksel Pazarkaya’nın yeni şiir kitabı

St Louis Günleri Yapı Kredi Yayınları şiir dizisinden çıktı.

Şiir, öykü, roman, tiyatro, inceleme ve çocuk kitaplarıyla, yanı sıra Almancadan Türkçeye, Türkçeden Almancaya çevirileriyle tanınan Yüksel Pazarkaya’nın öncelikli uğraşı her zaman şiir ve şiir çevirisi oldu. İlk kitabı Koca Sapmalarda Biz Vardık (1968) ile başlayan şiir serüveni St Louis Günleri ile sürüyor. St Louis Günleri şairin ‘Writer in residence’ olarak bir süre yaşadığı St Louis Washington Üniversitesi’nde geçen günlerin izlerini ‘şiirgünce’ olarak yansıtıyor.

₺13,50
₺18,00

“Her ülkenin zenginliği başka yavrum. Ama haklısın, kimileri bütün dünyayı kendinin sayıp her yere el atıyor.”

Hasan Gören, ses getiren ilk romanı Zan’ın ardından bu sefer daha geniş bir coğrafya ve zamana yayılan ve yine bir suç hikâyesi olarak okunabilecek romanıyla çıkıyor okurunun karşısına.

Jürgen, İkinci Dünya Savaşı sırasında Bulgaristan’da konumlanmış Nazi birliklerinde görevli bir askerdir. Elinde bir define haritasıyla Türkiye’ye geçer ve ormanda gizlenerek gömü arayışına girişir. Jürgen bu haritayı zamanında Türkiye’de Truva hazinesini bulup yurtdışına kaçıran Schliemann’ın ekibinde doktorluk yapmış dedesi Marcus’tan temin etmiştir. Gözünü bürüyen zenginlik hırsıyla insanlığını günbegün yitiren Jürgen, emeline ulaşmak için masumların canına kast etmekten hiç çekinmez.

İki nesle yayılan ve dönemin koşulları içinde Alman yayılmacılığının Anadolu toprakları üzerindeki arsız emellerinin bir alegorisi olarak okunabilecek roman, kurduğu tekinsiz atmosferin üstüne basarak yükseliyorsa da Trakya köylüsü, köy yaşamı, Türk insanının saflığı ve çaresizliği üzerine iç burkan, sıcak ayrıntılar da taşıyor.

₺16,50
₺22,00
Türkçede ilk kez 1984 yılında yayımlanışının 35. yılı dolayısıyla, sert kapaklı özel bir baskıyla okurlarına ulaşan Yaşamın Ucuna Yolculuk, Tezer Özlü’nün günlük biçiminde yazdığı bir anlatı. Türkçesinden önce Auf den Spuren eines Selbstmords (Bir İntiharın İzinde) adıyla 1982’de Berlin’de Almanca yayımlanan bu modern klasik 1983’te de Marburg Kenti Yazın Ödülü’nü almıştı.
 
“Dünya acılı olduğu için” yazdığını söyleyen Tezer Özlü’nün bu müthiş kitabı otuz beş yıldır okurunu sarsıyor.
₺18,75
₺25,00
Ne büyük acılar ne de büyük sevinçler öldürür insanları; bu yüzden bu acı ve sevinçler, küçük küçük değersiz şeylerden oluşmuş muazzam bir sisle sarılı gözükürler. Evet, işte hayat dediğin; bir sis olup olacağı! Hayat bir sistir. 

Şair García Lorca'nın, yurttaşı Miguel de Unamuno'yu ilk İspanyol diye nitelemesi, yazarın, eserlerinde İspanya insanının psikolojisi ve karakterini ustalıkla belirlemesinden gelir. Unamuno'ya göre hayat ölümlüdür ama sanat hayatı ebedileştirir. Belki tek teselli de budur. Sis'in kahramanı Augusto Perez, bu teselli imkânına işaret etmektedir. Unamuno bir sabah kapısının açıldığını, içeri Perez'in girdiğini hayretle görür. Ve onu öldürmeye karar verir... 

Behçet Necatigil'in çevirisiyle sunduğumuz Sis, Unamuno'nun başyapıtlarından. 
₺9,63
₺12,04
Yvette, rahip olan babası, kız kardeşi, büyükannesi ve halasıyla birlikte bir köyde yaşamaktadır. Annesinin genç ve beş parasız bir adamla kaçmasından sonra buraya taşınmışlardır. Yvette ve kardeşi Lucille'in, tekdüze köy yaşamı son derece sıkıcıdır. Ne var ki Yvette bir süre sonra bir Çingene'yle tanışacak, o güne kadar hiç bilmediği duyguların tadına varacak, bu olay onun tüm yaşamını değiştirecektir.
Modern çağ İngiliz edebiyatının en büyük yazarlarından David Herbert Lawrence'ın, ünlü Lady Chatterley'in Âşığı'ndan hemen önce kaleme aldığı Bakire ile Çingene, çok geçmeden yazarın en önemli eserlerinden biri kabul edilir oldu. Bu kısa romanda Lawrence, çoğu kez olduğu gibi cinselliği olanca içtenliğiyle ele alıyor. Bakire ile Çingene, yazarın özgürleşmenin öncüsü olarak görülmesine yol açan yapıtlarından.
₺6,66
₺8,33
Guy de Maupassant'ın yaşamının son yıllarında kaleme aldığı Ölümden Acı, yaşlılığın eşiğine gelmiş bir ressamın, sevgilisinin kızına yönelen aşkını, şaşırtıcı bir ayrıntı zenginliğiyle anlatır. Roman, yitip giden gençliğinin izini soylu sevgilisinin güzel kızında sürmeye çabalayan ressam Olivier Bertin'in gelgitlerle örülü yaşamına olduğu kadar, metresi Guilleroy kontesinin yaşlanmaya karşı umutsuz direnişine de ayna tutar.
Maupassant'ın en iyi romanlarından biri sayılan Ölümden Acı, yazarın ilgisinin randevuevleri ve fahişelerden, aristokrasiye ve soylu sınıftan kadınlara yöneldiği dönemin ürünüdür. Alışılmış bir aşk serüveni anlatmanın çok ötesinde, insanoğlunun karmaşık yapısını ele veren bu XIX. yüzyıl romanını, Tahsin Yücel'in çevirisiyle sunuyoruz. 
₺14,07
₺17,59
Kederin Doğusu & Suyun Ayak Sesi’nde gökyüzünden, yurdundan, bitkilerden, şehirlerden, insanlardan, kuşlardan, çiçeklerden, acılardan, kederden, sevinçten, bilgelikten, aşktan, inançtan, yoksunluktan, yaşamdan, ölümden şiir devşiren bir şairin sesi duyulur. İran’dan taşarak yakın komşulardan uzak kıtalara dek yayılan bir şiirin sesidir bu. 
Ne sen görüyorsun ne de dağ. Bu bağın meyvesi: Keder, keder… 
Dökülsün gam, susamış bir testisin sen. Düşsün çiçek, kokusun sen. 
Bu şevk sarmaşığı, sula onu, gider susuzluğunu. O korku çocuğu, masal anlat, uyut. 
Şu akıl lalesi, kopar sapından. Soldu, olsun. Islandı Tanrı’nın gözü, olsun 
Ve Tanrı senden yukarıda değil. Hayır, daha yalnız, çok daha yalnız 
Eş düzeyde gör yukarıları, aşağıları. Görüneni değil, gizliyi gör 
Bir kanat değil, bir uçuş ayetidir. Kimse yok, bir ses demeti var 
Bir yankı: Kanat çırpıp gitti bir düş. Aheste bir ayak sesi: Bir sırdı, çalıp kapıyı gitti. 
Düşünce: Bir samandı, ahırımıza koydular. Yalnızlık: Nasibimiz kıldılar. 
Bu akarsu, biz daha sadeyiz. Şu gölge, biz daha düşkünüz. 
Ne sen görüyorsun ne de ben. Aç ıslak gözlerini. Ölüm geldi, kapıyı aç. 
₺12,00
₺15,00
Her yolculuk ve göç, yazgının hareket hâlinde olduğunu gösterir; böler, katlar, geriye ya da ileriye doğru
fırlatır. Genellikle hızlı nüfus artışı, yolculuk ve göçlerin önemli bir nedeni olarak gösterilir ki bu bir yere
kadar doğrudur. Tabii bir de yoksullukla birlikte o güzelim toprağından koparılmış insanlar vardır ve
bunlar genellikle kitleler hâlinde taşra başkentlerine ve ardından ana kentlere akın etme eğiliminde
olmuştur hep. Meksico City, Kalküta, Delhi, Cakarta, Bağdad, Sanghay ya da Bombay... Fakat bir sanatçı
için yolculuk her zaman için ilhamdır ve bu da çoğu kez dışarıdan, öteki olandan gelir. Alnının tam
ortasına silahını dayayan birinin beynini delip geçen bir mermi gibi menzilini yerinden ederek geride
paramparça bir bilinç alanı bırakır. Freddie Mercury, Somebody to Love'un bir yerlerinde tasvir ettiği gibi
bu ne zaman ne de mekân tanımadan kendi gölgesine basarak daha öteye gider; sınırın da ötesine: Hayatımın her günü çok çalışıyorum. Kemiklerim sızlayana dek. Günün sonunda alın teriyle
kazandığımı eve götürüyorum. Tek başıma, dizlerimin üstüne çöküp dua etmeye başlıyorum. Gözlerimden
yaşlar süzülene dek.
Bendeki ağrımı duyumsamana rağmen bu sende hep öteki olarak kalmaya mahkûmdur. Yaşam benim
için bir sorunsa, ben de yaşam için bir sorunum. Çünkü anlatılan senin hikâyen!
Ve böyle şarkısını söyledi Zerdüşt.
₺28,00
₺35,00

“Ben onu hayatın en güzel yerlerine davet ettim, o beni en karanlık odalarına bırakacak. Biz adil bir düzlem üzerine inşa etmiyoruz postmodern ilişkimizi.”

“Geçmiş denen şey eski bayramlara benzemez. Çoğu zaman virüslüdür.”

“Bilirsiniz en büyük haltlar vicdan kelimesinin altında yenir.”

Uyandığında şehrin tamamını kaplamış bir beyazlık ve bu beyazlığın üzerinde hareket eden insanlar görmüştü Burak. İnsanlar mutlulukla ilgili çığlıklar atıyor, yerde birikmiş o beyaz şeyleri birbirlerine fırlatıyorlardı. Dehşete düşmüştü. Televizyonu açtığında bu şeyin bir yağış biçimi olduğunu anladı. O da ne? Burak, hayatındaki tüm kışları unutmuştu! Peki, ölmek üzere olan insanların kısa süreli kankası olduğu hatırlamak istediği bir şey miydi?

Eşofmanlı ve çok düşünceli insanların yaşadığı bir toplumda ölüm üzerine düşünmek kolay iş değildi. İnsanı ölüme hazırlayacak bir kankası olsa fena olmaz mıydı? Burak iç sıkıntısının başkenti olan evlerinden bir daha dönemeyecek bir biçimde çıktığında başına bunların geleceğini bilmiyordu, bilse ister miydi; o da muamma ama telefonu depresif insanların 900’lü hatlarına dönmüştü bile...

Kaan Burak Şen’in yüzünü absürd mizahın sonsuz dehlizlerine çevirdiği novellası sıradanlığın defterine dönüşü olmayan bir çentik atacak. Üşümenin, ağlamanın ve yalnızlığın teknik birer mesele olarak algılandığı Hayatındaki Tüm Kışları Unutan Adam ikliminde geçmişinizi temize çekme fırsatı yakalayacaksınız!

₺12,00
₺15,00