Vasconcelos’un kuşaktan kuşağa aktarılan kitabı Şeker Portakalı 50 yaşında, dalından koparılmış bir portakalı andıran özel tasarımıyla ve özgün çizimlerle karşınızda.
₺45,00KDV Dahil
₺60,00 KDV Dahil
Hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. Senin şu anda bu satırları okuyor olmanın tesadüf olmaması gibi, benim Afrika’ya araştırma yapmak için gidip orada bir sufiyle karşılaşmam ve ondan öğrendiklerimi bu kitapta derlemiş olmamın da tesadüf olmaması gibi. Dert insana daima yol gösterir der sufiler. Önemli olan yolu yürümekten vazgeçmemek. Yolda olan için umut var demektir. Kader her an yeniden yazılır çünkü. Kiminle ne zaman karşılaşacağını, neyi ne zaman bulacağını bilemezsin. Bazen istediğin şeyi aramakla bulamazsın ama bulanlar hep arayanlar olmuştur. Mevlana’nın dediği gibi: Sen yola çık, yol sana görünür. Yoluma ortaklık eden hocalarımın ilhamıyla karşına çıktığım bu kitapta sıkıntılarından kurtulman, ilişki problemlerini ç&oum l;zmen ve hayata daha olumlu bakabilmen için sufilerin kullandığı pratik yöntemleri kendi deneyim süzgecimden geçirerek sunuyorum. Kitapta yer alan öğretiler bugüne kadar binlerce insana yardımcı oldu, sana da olacağına inanıyorum. Şunu sakın unutma yol arkadaşım, kaç yaşında olursan ol, başından ne geçmiş olursa olsun; kalbin temizse hikâyen mutlu biter. İYİ BENİ BULUR.
₺19,20KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

“Ne yapalım?” dedi kendi kendine, kararlı bir şekilde. “Bu ne demek? Bu meseleye dosdoğru yaklaşmaktan korkuyor muyum? Ne yani? Bu genç subayla aramızda, diğer tanıdıklarımla ilişkimden başka bir ilişki mi var, böyle bir şey olabilir mi?” Küçümsercesine gülümsedi ve yeniden kitabı aldı ama artık okuduğunu kesinlikle anlamıyordu. Kitap açacağını cama tuttu, sonra onun pürüzsüz, soğuk yüzeyini yanağına koydu ve onu nedensizce saran ani bir mutlulukla neredeyse duyulacak şekilde güldü. Sinirlerinin iki çivi arasında gerdirilen bir tel gibi gittikçe daha çok gerildiğini hissediyordu.

Anna Karenina, tüm dünyada roman denince ilk akla gelen iki-üç kitaptan biri. Tolstoy’un eşsiz bir gözlem gücüyle Moskova ve Petersburg soylu yaşamına odaklandığı eser, 19. yüzyıl Rusya gerçekliği ve önemli toplumsal sentezlerle örülü. Aynı zamanda aşka ve ilişkilere dair yazılmış belki de en başarılı roman olan Anna Karenina’da Tolstoy, zengin karakter ağıyla dönemin insan haritasını çıkarıyor.

“Mutluluk bir kenara, acı çekmeden yaşayabilir miyim? Hayır, yine hayır!” diye yanıtladı kendini hiç tereddüde düşmeden. “İmkânsız! Bizi ayıran hayatın kendisi, ben onun mutsuzluğunun kaynağıyım, o da benim, ne onu ne de beni değiştirmek mümkün. Yapılması gereken her şey yapıldı ama vida yerinden oynadı. İşte çocuğuyla dilenci bir kadın. Ona acıdığımı düşünüyor. Birbirimizden nefret etmek ve dolayısıyla hem kendimize hem de diğerlerine acı çektirmek için gönderilmedik mi bu dünyaya?

Değer yargılarına, ezberlere yöneltilmiş en sert eleştirilerden biri olan Anna Karenina’da Tolstoy, sosyeteden köy hayatına, dönemin siyasal olaylarından psikolojik sentezlere geniş bir çevrede gezinir. İlk bakışta 19. yüzyıl Rus toplumunun karnesini çıkarıyormuş gibi görünse de bu romanda yaptığı aslında tüm zamanları ve bütün insanlığı bir ahlak sınavına sokmaktan başka bir şey değildir.

₺25,60KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil

SET İÇERİSİNDEKİ CAN YAYINLARI MİNİ KİTAPLARI:

BÜYÜK UMUTLAR - CHARLES DICKENS

JANE EYRE - CHARLOTTE BRONTE

UĞULTULU TEPELER - EMILY BRONTE

YÜZYILLIK YALNIZLIK - GABRIEL GARCIA MARQUEZ

PARIS VE LONDRA'DA BEŞ PARASIZ - GEORGE ORWELL

PAPAZIN KIZI - GEORGE ORWELL

BOĞULMAMAK IÇIN - GEORGE ORWELL

BURMA GÜNLERI - GEORGE ORWELL

1984 - GEORGE ORWELL

ATEŞTEN GÖMLEK - HALIDE EDIB ADIVAR

MARTIN EDEN - JACK LONDON

MANSFIED PARK - JANE AUSTEN

USTA ILE MARGARITA - MIHAIL BULGAKOV

GÜNAHA SON ÇAĞRI - NIKOS KAZANCAKIS

EL GRECO'YA MEKTUPLAR - NIKOS KAZANCAKIS

PIEDRA IRMAĞININ KIYISINDA - PAULO COELHO

VERONIKA ÖLMEK ISTIYOR - PAULO COELHO

SIMYACI - PAULO COELHO

BILINMEYEN BIR KADININ MEKTUBU VE ÜÇ ÖYKÜ DAHA - STEFAN ZWEIG

ŞEKER PORTAKALI– VASCONCELOS

NOTRE DAME'IN KAMBURU - VICTOR HUGO

Bu set sınırlı sayıda üretilmektedir.

₺375,00KDV Dahil
₺500,00 KDV Dahil
… Kendi öz değerlerimi, dilimi ve birlikte doğup büyüdüğüm insanların durulmaz bir coşkuyla bana taşıdıkları sevgiyi koruyabilmek için direndim. Elinizdeki roman bu direnişim için aralarında büyüdüğüm insanların bana armağanıdır.
Bu sözlerle anlatıyor Latife Tekin ilk romanı Sevgili Arsız Ölüm’ü. Yazarının yaşadıklarından damıttığı, sözlü kültürle harmanladığı bu benzersiz roman ilk kez 1983’te yayımlanmıştı. Aktaş ailesinin köyden kente göçünü, yaşama çabalarını, korkularını, aile bireylerinin giderek yalnızlaşmasını konu edinen Sevgili Arsız Ölüm, yoksulların yaralı bilincini benzersiz bir şekilde yansıtmakla birlikte, masallar, türküler, mâniler ve halk hikâyeleriyle örülmüş anlatımı nedeniyle eleştirmenlerce “büyülü gerçekçilik” akımına dahil edilmiştir.
Yayımlandığında büyük yankı uyandırarak edebiyatımıza damga vuran Sevgili Arsız Ölüm, birçok dile çevrilmesinin yanı sıra tiyatroya da uyarlandı.
₺20,00KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Yoksulların hakikatli düşmanı yazı! Seni pılık pırtık hayatımızın muammasını daha da koyulaştırmak için kullandım.
Buzdan Kılıçlar üç kardeşin; Hazmi, Mesut ve Halilhan ile onun en yakın dostu Gogi’nin hikâyesini anlatıyor. Varoşların bu “pılık pırtık adamları”, batık şirketlerini yeniden canlandırmak için didinip dururlar. Ancak Halilhan’ın hem dert ortağı haline gelen hem de gözü gibi baktığı Volvo marka arabası, kardeşler arasında hep sorun olur. Varsılların dünyasının kıyısında, bir gecekondu mahallesinde yaşayan bu karakterler, hayatın karşılarına çıkardığı güçlüklere, hayal kırıklıklarına, dışlanmalara ve küçümsenmelere buzdan kılıçlarla karşı koymaya çalışırlar. Gelgelelim Volvo’sunun aldığı darbelere bile göğüs geren Halilhan için, en yakın dostu Gogi’nin ondan yüz çevirdiği gerçeğiyle yüzleşmek, hiç de kolay olmayacaktır.
İlk kez 1989 yılında yayımlanan Buzdan Kılıçlar için, “Yoksulların, kendilerini küçümseyici bakışlarla süzen insanlara keşfedilmedik bir bilinçle numara yaptıkları düşüncesiyle yazdım,” diyor Latife Tekin. Ve ekliyor: “Yoksullardan yakınanların aklına nedense, yoksulluk içinde yaşayan insanların aklı fikri olabileceği düşüncesi gelmiyor.” Buzdan Kılıçlar, görmezden gelinenlerin dünyasını derin bir duyarlıkla ele alıyor.
₺14,40KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
Ama sen, kendine ait bir hayat parçasını ele geçirme hayaline çarpıldın ve gözleri köpükler içinde yüzen karanlık perileriyle düşüp kalkmaya başladın.
On sekiz yaşındaki Gülfidan, “Sekreter Rüzgâr” kod adıyla solcu bir örgüte katılmıştır. Ancak aykırı kişiliğini bastırıp uyum sağlamakta güçlük çeker. Örgüt liderlerinden biriyle evlenen Gülfidan, tüm üyelerin karşı çıkmasına rağmen çocuğunu doğurur. Gelgelelim örgütte kalmak için kendine uyguladığı baskı, ruhunda derin yaralar açar. 12 Eylül Darbesi’yle örgüt üyelerinin gizlenmesine tanık olan Gülfidan zamanla kendisinin de hem örgütten hem kendinden gizlediği bir yaşamı olduğunu fark edecektir. Bu gizli hayata son vermek içinse elinde tek bir silah vardır: yazmak…
İlk kez 1986 yılında yayımlanan, yazarının “kısacık bir romanın uzun şiiri” olarak tanımladığı Gece Dersleri, parçalı ve boşluklu yapısıyla benzersiz bir üslup denemesi olarak karşılanmıştı.
₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Şeker Portakalı’nın sevimli küçük kahramanı Zezé, yine karşınızda. Gözlerinin içi yine ışıl ışıl, yüreği yine sevgi dolu. Bununla birlikte büyümek, ona yeni hüzünler getirmiş. Dahası, küçüklüğündeki şeker portakalı fidanı da yok artık. Zezé'yi zengin ve kuralcı bir aile evlat edinmiştir. Bu sayede kardeşlerine göre çok daha iyi maddi olanaklara kavuşmuş, ancak sevdiklerinden uzak kalmıştır. Sevgisizlikle başa çıkabilmesini sağlayan birkaç arkadaşı vardır: Evdeki aşçıları Dadada, okuldaki öğretmenlerinden Fayolle, yüreğine sokulup yerleşen, her ihtiyacı olduğunda ona cesaret veren bir kurbağa ve bir filmde görüp gerçek babasının yerine koyduğu ünlü Fransız şarkıcı Maurice Chevalier. Çok parlak bir öğrencidir Zezé. Şimdi ergenlik dönemindedir; sinirlidir, huysuzdur. Üstelik sırılsıklam âşıktır.

Şeker Portakalı’nın devamı olan Güneşi Uyandıralım Zezé’nin serüvenlerinin sonu değil. Delikanlı olarak Delifişek’te bir kez daha karşımıza çıkacak.

₺22,40KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

Tüm zamanların en büyük tiyatro yazarı WILLIAM SHAKESPEARE, yüz yıllardır okurlarını ve seyircilerini büyülemeyi sürdürüyor.

Güzelliği ve hüznüyle dünyanın dört bir yanındaki müzisyenlere, ressamlara, sanatçılara ilham veren ROMEO VE JÜLYET’in bu uyarlamasını okumanız ve sahnelemeniz için sizinle buluşturuyoruz.

₺17,60KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
“George Orwell’in bugüne kadar tüm dünyada yüzü aşkın farklı basımı yapılmış romanı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ü bu benzersiz tasarımıyla sunmaktan gurur duyuyoruz. ”
₺76,00KDV Dahil
₺95,00 KDV Dahil
“George Orwell’in bugüne kadar tüm dünyada yüzü aşkın farklı basımı yapılmış romanı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ü bu benzersiz tasarımıyla sunmaktan gurur duyuyoruz. ”
₺71,25KDV Dahil
₺95,00 KDV Dahil

İsmini açıklamayan bir müşteri, çeviri bürosunda çalışan Dmitri Alekseyeviç’ten, Mayaların kutsal kitaplarını ele geçirmekle görevlendirilen İspanyol işgalcilerden birinin kaleme aldığı, 1562 tarihli bir metni İspanyolcadan Rusçaya çevirmesini ister.

Metnin sayfaları bir günlüğe aittir. Dmitri, her zamanki işlerden biri olduğunu düşünür ancak peyderpey eline geçen belgeleri okudukça, anlatılanlar ilgisini çeker. Çevrisini yaptığı her bölümün sonunda kendini daha fazla kaptırır. Günlükte yer alan olaylar, zamanla gerçeğin bir parçası hâline gelir. Jaguar çığlıkları duyar, evinin dış kapısında gizemli çizimler bulur ve etrafındaki insanlar ölmeye başlar. Moskova’da tuhaf şeyler yaşanmaktadır.

Bu esnada, dünyanın çeşitli bölgelerinde ürkütücü doğa olayları meydana gelir. Olayları radyodan ve gazete başlıklarından takip eden çevirmen, binlerce insanın hayatını yitirdiğini öğrenir. Yaşananlar ve İspanyolca belgelerde anlatılanlar, birbiriyle bağlantılı mıdır? Aradaki ilişkiyi göremeyecek kadar kör değildir fakat aklındaki sorular cevapsız kalmaktadır. Acaba hayatı tehlikede olanlardan biri de kendisi midir? Dmitri, olayların girdabına kapılır.

Yavaş yavaş aklını mı yitirmektedir, yoksa çevirdiği metin dünyanın sonunun habercisi midir? Mayaların bu konudaki öngörüleri nelerdir? Gizemli günlükte yazılanlarla Moskova’da yaşananlar arasında nasıl bir ilişki vardır? Dmitri Alekseyeviç, zihnindeki soruların cevabını bulabilmek için zamana karşı yarışmak ve alacakaranlık çökmeden önce gizemi çözmek zorundadır…

Metaforlarla dolu bu romanda, hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Bir an önce son sayfaya ulaşmak isteyecek, kitabı bitirdikten sonra da okuduklarınızı asla unutmayacaksınız.

₺28,00KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil

Kore 1943. On altı yaşındaki Hana, tüm hayatını Japon istilası altında geçirir. Yaşadığı adanın bir geleneği olarak dalgıç olan Hana, çoğu Korelinin bilmediği özgürlüğü denizde tadar. Ta ki Japon askerlerinin güvenilir gördüğü ada sahiline ayak basana kadar… Hana, küçük kız kardeşini korumak için kendini feda eder ve Japon askerlerine esir düşer. Ailesini, sevdiklerini, evim diye bildiği toprakları ardında bırakmak zorunda kalan Hana, Japonya ordusuna hizmet etmek için Mançurya’ya gönderilir. Artık o bir Sakura’dır ve hayallerinde yuvasına dönmek vardır.

Güney Kore 2011. Emi son altmış yılını yaşanılanları unutmaya çalışarak geçirse de kız kardeşinin onun için yaptığı fedakârlığı bir türlü zihninden silemez. Bu vicdan azabından kurtulmak için geçmişiyle barışmaya kararlıdır. Tüm ailesini kaybetmesine, korkunç bir evlilik yaşamasına rağmen çocukları için bu saplantıdan kurtulmak zorundadır. Acaba Emi kendini affetmek için savaşın korkunç sonuçlarıyla yüzleşebilecek midir?

İkinci Dünya Savaşı döneminde yaşanan ve günümüzde hâlâ etkisini gösteren gerçek olaylardan esinlenilerek kaleme alınan Beyaz Kasımpatı, koşullara rağmen kardeş sevgisinin her şeyden üstün olduğunu ortaya koyan bir başyapıt. Merak uyandıran, umut dolu bu romanı soluksuz okuyacaksınız.

“Beyaz Kasımpatı muhteşem olay örgüsüyle hem tarihi detayları barındırıyor hem de duyguyu tamamen hissettiriyor.” Publishers Weekly

₺22,40KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

Amerikan Ulusal Kitap Ödülü Finalisti

Ursula K. Le Guin, bilimkurgu ve fantazi edebiyatına damga vurmuş en büyük yazarlardan. Kitapları ve fikirleriyle hem okurlara hem de yazarlara ilham veren Le Guin, yalnızca türün değil tüm yirminci yüzyılın en önemli edebiyatçılarından.

Orsinya… ortaçağ kalelerinin, surlarla çevrili şehirlerin ve kadim tanrıların mesken tuttuğu dağlara uzanan tren raylarının diyarı. Hayatın sert, düşlerin kırılgan ve bilinmedik güçlerin parçalamaya çalıştığı halkın akıl bütünlüğünü yitirmeme uğraşı verdikleri bir ülke burası.

Le Guin’in kendi için yarattığı bir Doğu Avrupa ülkesi olan Orsinya’da geçen ve yaklaşık sekiz yüz yıllık bir tarihten kesitler sunan Orsinya Öyküleri, yazarın kelime işçiliğinin ve karakter yaratımının başarısını gözler önüne sermekle kalmayıp modern edebiyattaki en sıradışı başkaldırı, devrim, şiddet ve aşk öykülerini de bir araya getiriyor.

₺20,80KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil

Mia, Winchell ailesinin en normal görünen bireyidir. Kardeşi Zack yediği hamburgerlerin sayısının kaydını tutar. Ablası Beth her hafta saç rengini değiştirir. Babasıysa çatıdan inmeden sürekli evi tamir eder. 

Ama Mia aslında çok sıradışı olduğunu fark eder. Herkesten sakladığı bir sırrı vardır. Onun için sesler, sayılar ve harfler renklidir. Bu sebeple okulda yaşadığı problemler onu sırrını açıklamak zorunda bırakır ve aklını yitirdiğini düşünmeye başlar. Tüm bunlar Mia’nın hayal ürünü olabilir mi?

Sorununun ne olduğunu anlamaya çalışan Mia’yla birlikte renkli bir dünyayı keşfetmeye hazır olun.

“Mia’nın dünyayı kendine özgü algılayışı heyecan verici.”

School Library Journal

 

“Fazlasıyla orijinal ve iyi kurgulanmış bir eser.”

-Washington Post-

 

“Gerçekçi karakterleri ve diyaloglarıyla merak uyandıran bir hikâye.”

-Publishers Weekly-

 

“Birinci ağızdan anlatımla bir gizeme ışık tutan etkileyici bir öykü.”

-Booklist-

 

“Yazar, Mia’nın sıradışı renk algısını yakından anlamamızı sağlayacak bir üslup kullanmış. Umut verici bir hikâye.”

-Kirkus Reviews-

 

“Bu etkileyici deneyimin eşsiz anlatımından keyif almamak mümkün değil. Mutlaka okunmalı.”

-VOYA-

₺31,92KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil

Ölümlüler Diyarı’na Kaçıp Salgın Hastalıklar Bulaştıran Nosoi, Esrarengiz Cinayetler, 

Bir Araya Gelemeyen Eva İle Alek Ve Tehlikeli 

Bir Durumun Üstesinden Gelmesi Gereken Sıradan Ölümlüler. 

 

Nosoi serbest kalıp Ölümlüler Diyarı’na kaçmıştır ve zeki, koşullara ayak uydurabilen sinsi bir salgın bulaştırmaktadır. Eva ile Alek, Nosoi’yi yakalayıp Yeraltı Diyarı’ndaki zindanlarına geri göndermek zorundadır ancak Eva bu kadar güçlü bir düşmanı yenme konusunda yeteneklerini henüz tam olarak kontrol edememektedir ve Alek onları yakalamaya çalışırken korkunç yaralar almıştır. Nabız gibi atan kanlı bulutlar ve sağanak halinde yağan kızıl yağmurlar, insanların aklını kaçırmasına sebep olurken, en azından salgını yavaşlatmak istiyorlarsa Dedektif James Graham’a ve Eva’nın en yakın arkadaşı Bridget’e güvenmek zorundadırlar. Peki, ölümsüz kahramanlarımızın arkadaşları dünyayı bu zor durumdan kurtarabilecek mi? 

 

“Uzun zamandır okuduğum en iyi paranormal roman. Kızıl Yağmur’un karakterleri son derece başarılı bir şekilde geliştirilmiş ve olay örgüsü baş döndürücü. Bu sürükleyici romanı bir gecede soluksuz okuyacaksınız.” 

-Romantic Times-

 

“Sihri ve eğlenceyi tam kıvamında kullanan çarpıcı bir roman. Muhteşem bir iş çıkarmışsın, Kristin Cast!” 

-The New York Times çoksatan yazarı Kresley Cole-

₺31,92KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil
Cengiz Aytmatov’un Yüzyüze isimli hikâyesi, bir Kırgız köyündeki erkeklerin askere alınması neticesinde hayatlarını tek başlarına idame etme mecburiyetinde olan kadınları, onların çektiği çileleri anlatır. Bu kadınlardan hele bir tanesi vardır ki o, cesaret ve fedakârlık timsali olarak karşımıza çıkar: Topladığı buğday tanelerinden ekmek yapmaya çalışan, her türlü meşakkate rağmen yılmayan Seyde… Ve buna karşılık savaştan kaçıp mağaraya saklanan, cephede savaşan erkeklerin cesaretinden nasiplenmemiş İsmail… Seyde’nin aşkı İsmail… Aytmatov’un, yayımlandığı zaman hayli ses getiren hikâyesi Yüzyüze okuyucuya birçok duyguyu tattırırken, aynı zamanda devlet ve fert çatışmasından da bahseder. Yazar bu hikâye için şöyle der: “Yüzyüze'de anlatmaya çalışılan ana konu devlet otoritesi ve bireyin karşı karşıya gelmesi olgusudur. Bu sadece Sovyetler Birliği’nde olan bir olgu değildir; bütün savaşlarda devlet ve birey çatışması vardır.”
₺5,60KDV Dahil
₺7,00 KDV Dahil

İki isimsiz karakter arasında gelişen incelikli ve dokunaklı dostluğun hikâyesi…

Genç bir üniversite öğrencisi, tatil yerinde tanıştığı ve “hocam” diye söz ettiği adamla günden güne güçlenen bir dostluk kurar. Yıllardır taşıdığı sırrın ağırlığıyla kendini dış dünyaya ve hayata kapatan hoca, yavaş yavaş genç dostuna içini dökmeye başlar. Natsume Soseki, bu iki karakterin ilişkisini ve gencin hocasını anlama çabasını anlatırken yirminci yüzyılın başlarında Japonya’da gerçekleşen kültürel değişimin sonucunda doğan kuşaklar arası farklılıklara da ışık tutuyor.

Dostluklar, aile ilişkileri ve insanı ebedi yalnızlığından kurtarabilecek her şeyi irdelerken insanoğlunun karmaşık ruhsal durumuna unutulmayacak bir incelikle yaklaşıyor.

Natsume Soseki, modern Japon romancılığının sembol ismi.

- Haruki Murakami -

₺20,00KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Ayağa kalkıp etrafıma bakındım, bu denli hoş bir görüntüyle daha önce karşılaşmadığımı itiraf etmeliyim. Etrafımdaki kırlık alan kesintisiz bir bahçe gibi görünüyor, genellikle dört metre kare büyüklüğündeki etrafı çitle çevrili tarlalar da çiçek kümelerine benziyordu. Bu tarlalar yarım dönüm büyüklüğündeki korularla iç içe geçmişti ve tahminime göre ağaçların en uzunu iki metre boyundaydı. Sol tarafımdaki şehir, bir tiyatrodaki kent dekorunu andırıyordu... 

Ünü kendi çağını aşan her eser gibi, Gulliver’in Seyahatleri de çok farklı okur kitleleri tarafından verimli bir şekilde, zevkle okunuyor. Yirminci yüzyılın ağırlıklı kurmaca yazımına alışkın okurlar onu bir roman türü olarak okudular. Bu metinde ana karakter olan Gulliver’in dört seyahati boyunca başından geçen maceralarını, deneyimlerini, başarılarını, gelişimini ve hayatta kalma becerilerini ilgiyle izliyoruz. Gulliver’in Seyahatleri’nin ekranlar, çocuk kitapları ve çizgi romanlar için birçok başarılı uyarlaması, bu türden bir okumanın ürünüdür ve kitabın süreğen başarısı da büyük ölçüde bu nedene bağlı olabilir. Swift şüphesiz ki okurun masallara olan kadim arzusuna hitap etmekte ve bununla eğlenmektedir; öyle ki masal okumaya yeterince tutkulu olanlar, bu kaygısızca çiziktirilen modern Ulysses’in uzun ve tehlikeli seyahatlerine ara verdiğinde veya son verdiğinde döndüğü Bayan Gulliver’de bir Penelope bulabilirler. Gulliver’in Seyahatleri hem bir hikâye kitabı hem de bir roman olarak okunabilir zevkli bir metin...

₺20,00KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

“Ama sen nasıl konuşabiliyorsun?” diye sordu Ben.

“Bilmem, sen nasıl konuşabiliyorsun?” diye karşılık verdi yengeç.

Aile babası Ben, iş gezisi için gittiği Pennsylvania kırsalında, akşam yemeğinden önce kısa bir yürüyüşe çıkmaya karar verir. Otelin arkasındaki ormana girmesinden hemen sonra, seçtiği patikadan kolayca dönemeyeceğini anlayacaktır. İlerlemekten başka çaresi kalmayan Ben, kendini bir anda insan yiyen devlere, acayip iblislere ve devasa böceklere ev sahipliği yapan tuhaf  bir dünyanın içine sürüklenirken bulur.

Büyük bir ölüm kalım mücadelesine dönüşen bu macerada, küstah bir deniz kabuklusu, bir dizi sihirli cisim ve iksir ona yardımcı olacaktır. Ailesine geri dönebilmek için her şeyi göze alan Ben’in onu bu patikadan kurtarabilecek tek kişi olan “Yapımcı”yı bulmaktan başka şansı yoktur.  

Drew Magary’nin baştan sona komik ve duygusal anlamda sürükleyici olan, klasik halk masallarından olduğu kadar bilgisayar oyunlarından da esinlenerek kaleme aldığı bu romanı, modern kurgu türüne dikkat çekici ve benzersiz bir katkı yapıyor. Magary, Büyülü Yol’da okuyucularını gündelik hayatlarından uzaklaştırıp cüretkâr bir yolculuğa çıkararak cesaret, hayal gücü ve hayatta kalma arzusu ile dönen bir dünyaya götürüyor.   

₺24,80KDV Dahil
₺31,00 KDV Dahil

Effi Briest, Thomas Mann’a göre, “şimdiye dek yazılmış en iyi altı romandan biri”dir.

 

19. yüzyılın Prusya’sında, katı toplum kurallarının geçerli olduğu bir dönemde, on yedi yaşına henüz basmış olan Effi kendisinden yirmi bir yaş büyük bir devlet memuruyla evlendirilerek başka bir kasabaya taşınır. O güne dek anne babasından gördüğü ilgi ve sevgiyle bolca şımartılan genç kız, benzer ilgiyi yeni eşinden de beklediğinde büyük bir düş kırıklığına uğrar. Bir süre sonra, mesleğinde yükselme hırsıyla kendisine yeterince ilgi gösteremeyen eşinden uzaklaşan Effi, eşinin yakın bir arkadaşıyla yasak bir ilişkinin içinde bulur kendini. Geleneklerine körü körüne bağlı bir toplumda, kısa süreli de olsa yaşadığı bu yasak ilişki, Effi’nin hayatında pişmanlık ve dram dolu bir sayfa açacaktır.

 

Sınırları toplum baskısıyla çizilen yaşantısında çocukluğu ve kadınlığı arasında sıkışıp kalan Effi’nin hayatı yalnızca 19. yüzyıl Prusya’sının değil, günümüzün de en önemli sorunlarından birine ayna tutuyor. 

₺23,20KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil

BEN AMY GUMM… VE KANSASLI ÖTEKİ KIZ BENİM.

Bir hortum, yaşadığımız karavan parkını altüst edince kendimi Oz Diyarı’nda buldum. Ama kitaplarda veya filmlerde gördüğümüz Oz gibi değildi. 

Dorothy geri dönmüştü ve artık acımasız bir diktatördü. Glinda’ya İyi Cadı diyebilmek mümkün değildi. Bir de şu Kötü Cadılar var ya... Devrimci Kötüler Birliği’ne katılmış, beni de aralarına almak istiyorlardı.

Peki hedefim neydi?

DOROTHY’Yİ ÖLDÜRMEK!

Eski Kötü Cadılar size bir şey yapmanızı söylediğinde hayır demek pek mümkün değildir. Ama suikastçı olmayı beceremedim. Dorothy hâlâ hayatta. Birlik kayboldu. Ve kaçıp kurtulmak için can attığım evim tehlikede olabilir.

Her nasılsa bu kadar garip ve bölünmüş bir diyarda, Birlik’i bulmalı, Oz’un gerçek hükümdarını korumalı, Dorothy ile yardımcılarını alt etmeli… ve aslında burada ne aradığımı çözmeliyim.

İyi ile kötünün arasındaki çizginin kuvvetli bir esintiyle bile yer değiştirebildiği bir yerde kime güvenebilirim? 

VE KİM GERÇEKTEN KÖTÜ?

₺31,92KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil

“Yarım uykuların iç çekişiyim. Geceye açılmış bir öfke, üzgün bir gölgeyim. Baştan ayağa özlem, dağınık bir taslak, derli toplu tutkuyum. Kış kaldırımlarında kasımpatılar durgun, bulutlar soğuk. Saçlarım daha kara. Bende birikenleri nasıl anlatsam sana?

Sonraki salı, iyiyiz diye bağıracağız oysa birbirimize, ellerimizi ayıran camın ardından. Uzak, tedirgin, yabancı.

Susup kalmayalım diye iyiyim, biz iyiyiz, diye bağıracağız: İstediğin bir şey var mı?

Yün çorap, dergi, kazak yastık kılıfı?”

İnci Aral Uykusuzlar’da hızlı toplumsal savrulmalardan bireylerin payına düşenleri anlatıyor. Sevinçleri, düşleri, umutları budanan insanlar, hüzünle ve sağır bekleyişler içinde yaşama tutunmaya çalışıyorlar. Hayatın gündemine yalnızlık, kaygı, korku ve kaçınılmaz biçimde uykusuzluklar hâkim olurken kimi içindeki aşkı sıcak tutmaya çabalıyor, kimi gecelerini her şeye rağmen gelecek düşleriyle dolduruyor. İnci Aral her zamanki akıcı, şiirsel anlatımı ve toplumsalla bireyseli iç içe kavrayan yazarlığıyla bitmemiş bir baskı döneminin ürkütülmüş, ezilmiş insanının ruh ve beden acılarına eğiliyor.

₺12,80KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
Müjdat Gezen, 2000’lerin hemen başında kaleme aldığı bu kitabında, geçmiş güzel anları, insanları ve yaşanmışlıkları anıyor. Andıkça anımsıyor, anımsadıkça daldan dala sıçrayarak, deyim yerindeyse ‘’fikri firar’’ ediyor. Andıkları hep mi güzel? Değil. Ama Gezen, kırılsa da gücense de, hakkı da yense ne yapıp edip güzel anmasını, güzel bağlamasını biliyor. Bize anmanın, anımsamanın kinci değil affedici, hırçın değil müşfik yanını gösterirken cümlesini hep şu sözle tamamlıyor: Öyle söyledim ki gülelim.
₺12,00KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

Tüm Hızıyla Devam Eden Bir Rüyagezer Avı

Paige Mahoney korkunç köle kampı I. Kabir’den kaçmıştır ama dertleri henüz başlamaktadır: Kaçanların çoğu kaybolmuştur ve kendisi Londra’nın en çok arananları listesindedir.

Harekete Geçen Şehir Çeteleri

Sion tüm gücünü rüyagezeri bulmaya harcarken şehrin çetelerinin mim patron ve patroniçeleri sıradışı bir Doğadışı Meclis toplantısına çağrılır. Jaxon Hall ve Yedi Mühür sahne almak üzeredir ancak durugörücü topluluğunda onarılmaz çatlaklar ve her köşe başında karanlık sırlar vardır.

Gölgelerden Çıkan Canavarlar

Refaimler gölgelerden çıkmaya başlamıştır ancak Gardiyan nerededir? Paige Yedi Mühür’den Camden’ın gizli yeraltı mezarlığına kadar şehrin her köşesini karış karış dolaşmak zorunda kalacaktır. Peki kimlere güvenebilecektir?


“Shannon yarattığı capcanlı, biraz kanlı ve gizemli dünyayla insanı merakta bırakıyor. Zekice kurgulanmış bu öykü okurları büyüleyecek.”
-BOOKLIST-

“Mim Hanesi, serinin en iyi fantezi, bilimkurgu ve distopik kurguların arasında yer alacağını gözler önüne seriyor.” 
-SHELF AWARENESS-

“Okurlar Shannon’ın aksiyon ve sürpriz dolu sahneler kaleme almasına alışkın ancak bu kitap sürprizleri 
bambaşka bir seviyeye taşıyor.” 
-LIBRARY JOURNAL-

“Shannon’ın kurduğu dünya orijinal ve ilgi çekici, özellikle de karmakarışık, hatta neredeyse mitik durugörücü yeraltı dünyası.” 
-PUBLISHERS WEEKLY-

“Eşsiz konusu, müthiş ayrıntılı dünyası ve önemli karakter detaylarıyla Mim Hanesi önceki kitaptan da güzel ve zekice yazılmış, maceralı bir öykü vaat ediyor.”
DESERET NEWS

“Yazarın hayranları, insanı soluk soluğa bırakan bu romanı almak için sıraya girecek.” 
-KIRKUS REVIEWS-

“Shannon’ın distopik evreni detaylarla dolu ve tutarlı. Shannon silinip gitmeyeceğini kanıtladı. Hayranları daha fazlasını isteyecek.”
-NPR.ORG-

“Merak uyandıran bir devam kitabı.”
-US WEEKLY-

₺47,99KDV Dahil
₺59,99 KDV Dahil
Bir deniz kazasından kurtulan Britanya donanması mensubu ChristopherHadley Martin, Atlantik okyanusunun ortasında bir ölüm kalım mücadelesinin ardından yalnızca hava durumu haritalarında görülen kayalık bir adacığa çıkar. Muazzam bir hırsla yiyecek ve temiz su bulmak, potansiyel kurtarıcılar tarafından fark edilmek için zekâsına ve eğitimine başvurarak hayata tutunmaya çalışırken geçmişin anı ve görüntüleri zihnine musallat olur. Adacığın tek sakini olarak kendi kendine konuşarak geçirdiği uzun saatlerden sonra korkunç yazgısını kavrayacaktır. Giderek akıl sağlığını yitirmeye başlamasıyla gördüğü halüsinasyonlar onu bir varoluş krizine sürükler. Golding’in kurduğu bu çok katmanlı dünyada yanılsamalar ve en çılgın hayaller bile gerçek gibi görünür. Roman sürekli yinelenen akıl sağlığı ve delilik, gerçeklik ve gerçekdışılık temaları eşliğinde okuru insan zihninin gizli kovuklarında gezindirir. Golding okuru bütün hikâyeyi yeniden gözden geçirmeye zorlayan sarsıcı finalde “teknik açıdan muazzam bir büyücülük” sergilemiştir.
₺14,40KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
"İyi hekimlik" için mücadele veren tabip odaları birer okuldur. Bu okullarda kimin öğrenci, kimin öğretmen olduğunun belli olmadığı gibi, buralar kimsenin mezun olamadığı, bitmeyen birer okuldur. Bu okulların her kademesinde binlerce hekim gibi yazar A. Özdemir Aktan da bulundu. 2006-2010 yılları arasında İstanbul Tabip Odası Başkanı olarak görev yaptığı dönemde birçok "tarihi" olaya bizzat içinde yaşayarak tanıklık etti. Aslında Türkiye'de gelişen olaylara baktığımızda hepimizin tarihe tanıklık ettiğini ama kolay da unuttuğumuzu görüyoruz. Kimi zaman eğlenceli, çoğunlukla düşündürücü, acıtıcı ve korkutucu olayları/gelişmeleri yazıya dökerken yazar bir boşluğu doldurmayı hedefliyor. Çünkü bizim gibi, yazma geleneği cılız olduğu için belleği zayıf toplumlarda anıların kaleme alınmasının önemli olduğunu düşünüyor.
₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Öykü ile şiirin birlikte uyuduğu bir kitap Panayırda!

Bu kitapta birbirine uymaz görünen tüm parçalar birleşiyor. Afrika’nın Tanrı Dağı’na tapan kabilesinden, Viktorya Dönemi İngilteresinde yaşayan bir uşağa; Balkan şarkıları yükselen köhne bir tavernadan, Anadolu’nun çay kokulu evlerine; Kuzey Avrupa’nın sık ormanlarından, Halep’in bakır cezvelerinde Türk kahvesi fokurdayan meydanına. Yüzyıllar öncesinden bugüne, bugünden yıllar sonrasına… Aysu Arslantürk, Batı’nın varoluşsal sancılarına, ümitsiz serzenişlerine sırtını dönüyor. Gerçek bir cevap arayışı ile yedi öyküde zihni zorlayan bir dünya gezintisine çıkarıyor okuru ve her öyküyü takip eden yedi şiirle, tasavvufu yeniden yorumlayarak coğrafyamıza bırakıyor.

Arslantürk, günümüzün sıkıntılı edebiyatından biraz olsun uzaklaşıp kadim sorgulamalar içeren Doğu kültürünün çok bilimli, çok kültürlü yapısına yaslıyor metnini. Biçimsel olarak yedi basamaklı düz bir çizgide ilerleyen kitabın sunduğu akıl oyunları sema etmenin yahut bir incirin yapısının içerdiği çokluğu önemsiyor. Panayırda, alt metinleri bağlamında zengin ve kat kat açılabilen bir öykü kitabı… Yazarın okurla da bir derdi var; okuyucunun kendini bırakmasını istiyor, tarlalarla gök yer değiştirinceye kadar hem de. “Mavi buğdaylar” ayırdığımız her şeyi birleştirmemiz için bir davet. Batı kültürü ve davranışına hâkimiyetini belli eden ve yüzünü Doğu’ya dönen metinlerde, bir ödünç alma değil yazarın yaptığı, tuttuğu kavrama, elinin izi çıkıyor.

Yazar ve okuru arasında muhteşem bir boşluk var; bir uyanış, bir aydınlanma, bir birlik daveti ile sunulan eserlerde okur, serbest! Düşünme alanı geniş ve katmanlı. Taverna öyküsü biterken kulağınızda üç el silah sesi ile kalıyorsunuz, karakterlerden kimi yaşatmak istediğiniz size bırakılıyor.

Kitabı bir panayıra çeviren, aslında eserlerdeki örtülü göndermeler. Tüccarların selamlaştığı “mülahham at sineği”nin Sokrates olduğunu, “Siyah ipliği olmayan kilimi dokuyan kimin annesi?” dizesini okurken Anadolu’da siyah ipliğin hüznü temsil ettiğini, Anma’yı okurken Kraliçe Viktorya dönemine hakim olmanın öyküyü ters yüz edebileceğini, “Berimsel yıkılacaklar” dizesindeki ‘berim’ sözcüğünün ODTÜ’lü bir hocanın bilişim alanında ‘computing’e alternatif olarak Türkçe’ye kazandırmaya çalıştığı bir sözcük olduğunu, Tanrı Dağı’nda tanrıların mabedi ile karşılaşmak için bu yüksek dağa tırmanan bir Afrikalının yaşadıklarının aslında dağcıların yüksek irtifada yaşadıklarına ne kadar paralel olduğunu fark etmek, yeni nesil edebiyatçılara bakış açısını değiştiriyor.

₺12,80KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

Marx, bir ad-oluştan fazlasıdır, şimdi sadece bir teorik metinler dizisinin yazarı olarak görünse de, büyük bir kavganın, dünyayı değiştirmek üzere harekete geçmiş makinenin parçası, bu parçaları eşsiz bir biçimde bir araya getirerek yaşadığı zaman içinde tarihsel dönüşümün siyasi imkânları için hareket etmekten kaçınmamış biridir. Hem kendisidir hem de onun adıyla anılan bir mücadeleye emek vermiş başkalarıdır. Tekil bir adı, bir çoğullukla (orkestra) birlikte düşünmeye çağıran başlık -MARX'IN ORKESTRASI- henüz okumaya başlamadan sınıf mücadelesini, farklı seslerden, araçlardan oluşan bir kolektiflik olarak gördüğünü söylemektedir bize.

Birbirinden farklı on yazar tarafından kaleme alınmış makalelerin her biri, seçtiği özneyi kendi mekânsallığı ve tarihselliği içinde biçimlerken, kesişen yolların da bir haritasını çizer. Hepsini okuyup bitirdiğimizde ise bu çoğul mekânlı sahnelerin devrimci mücadelenin eş-zamansallığıyla birleştiğini görürüz. İrlanda'nın özgürlük mücadelesi, ingiltere'deki işçi hareketleri, Almanya'da, Fransa'da yükselen toplumsal hareketler ve arka fonda başka ülkelerin silüeti. Merkezde ise zorunlu yer değiştirmelerle çok sayıda insanla temas halinde olan ve farklı mekânlarda vuku bulan hareketlere fiziksel ya da düşünsel-bir biçimde- dâhil olan Marx ve Engels durur.

 

₺20,00KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Önsevişmesiz Çocuklar,  normal şartlar altında (N.Ş.A) başka bir coğrafyada olsa gülünemeyecek bir dünyayı, tam da bize özgü sıcak, içten bir anlatımla okurun önüne seriyor. Yer Erzurum. Kahramanlar, Erzurum’da üniversite okumak zorunda (!) kalan öğrenciler! Gülecekken burnunuzun direğini sızlatacak, kahkahalar atarken gözyaşlarınızın boşanacağı, milli olmayan yerli bir roman. Aşkı, gençliği, eğitim sistemini, düzeni sorgulamıyor Önsevişmesiz Çocuklar; “Buyur buradan yak!” diyor. Gençliğin “memleket”le olan imtihanı, bu imtihanda sınıf geçmenin imkansızlığı…

  Palandöken eteklerinde çocukluklarıyla, en çok da babalarıyla hesaplaşan iki gencin, babalarının yaşamını tekrar etmemek için “Erzurum”la verdikleri dişe diş mücadelede kazanan kim olacak? Erzurum, kızlı erkekli gençliğe nefes aldıracak mı? Bir taşra üniversitesinde kendi dillerini, yollarını bulmaya çalışan kılavuzsuz çocukların büyüme sancıları; ilk sarhoşluk, ilk cinsellik, ilk aşk, parasızlık, arkadaşlık, rekabet, küçük kasaba sıkıntıları...

  Ertan Meyan, yarattığı anti-kahramanlarıyla, bu memlekette hayatla baş etmenin zorluklarını, yine de yılmadan, vazgeçmeden ayakta kalma çabası içinde olan “bizler”i anlatıyor:

  “Biz önsevişmesiz, çat çat dünyaya gelmiş çocuklarız. Gerçekten bak. Aşk meyvesi falan olduğunu mu düşünüyorsun? Yabani meyveyiz biz dostum. Yağmur yağmış, güneş çıkmışsa ne âlâ, yoksa Allah’a emanet büyümüşüz. Tadımız ekşi bizim, olmamışız. Anlıyor musun? Kötü babalar, kötü öğretmenler, kötü kadınlar düşmüş hep payımıza. İyi çocukların payından arta kalanlar…”

₺13,60KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil

Joyce, Proust ve Kafka ile birlikte modern edebiyatın en büyük isimlerinden biri olan Robert Musil’in efsanevi Günlükler’i nihayet Türkçe’de!

Musil’in, tamamlayamadığı başyapıtı Niteliksiz Adam üzerinde çalıştığı 1929-1941 yıllarını kapsayan Günlükler, bir yandan romanın ilerleyişine bir yandan da yazarın değişmeye başlayan modern dünyayla, yükselişe geçen faşizmle ve en çok da kendisiyle hesaplaşmasına tanıklık ediyor.

Musil’in, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu simgeleyen “İmpkralya” adlı hayali ülke aracılığıyla Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasının kültürel uyuşmazlıklarını, çatışmalarını, güvensizliklerini dile getirdiği Niteliksiz Adam’ın yanı sıra mutlaka okunması gereken eşsiz bir belge. Ahmet Arpad’ın usta işi Türkçesiyle!

“Dün Niteliksiz Adam’ın ikinci cildini uzun uzun gözden geçirdim. Akşam olduğunda müsveddeleri bir kenara kaldırırken kimi bölümlerin başarısız olduğunu görüp hüzünlendim. Bunun nedeni aceleciliğimdi. Yazdıklarımı bir kenara kaldırıp üzerinde bir süre düşünmem gerekirdi. Ulrich’le Agathe arasındaki ilişkiyi daha iyi ve biraz daha dikkatli anlatmalıyım. Yazdıklarım basılmadığı sürece biraz toparlar, sağından solundan biraz kırpabilirim!”

-ROBERT MUSIL-

₺28,00KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil

"Kent Yayınları’nda 1964’te bir kez basılan Martı çevirisi, bugün, elliyi aşkın yıl sonra, okurla yeniden buluşuyor. Necatigil, Martı’yı iki ayrı, ikisi de 1960 basımı, Almanca çevirisinden, iki çeviriyi de karşılaştırarak Türkçe’ye kazandırmış. Öyle sanıyorum ki, Martı’yı çevirmesi, Yıldız Kenter’le Kâmran Yüce’nin önerisi dolayısıyla.

1963’te, ortaokulda öğrenciyken seyretmiştim Martı’yı. Ne Çehov’dan haberim vardı, ne Martı’dan. Ama Ankara Devlet Tiyatrosu’ndan ayrılarak İstanbul’a gelen Yıldız Kenter’le Müşfik Kenter’in kurdukları Kent Oyuncuları, zaten ne oynasalar, edebiyatla, tiyatroyla, sinemayla, resimle, bütün sanatlarla esriyip gitmek isteyen bir yeniyetme için başlı başına odaktı. Her defasında Çehov’a sonsuz hayranlığım doruktan doruğa yol aldı. Martı’nın yalnızca Nina ve Treplev’in trajik serüvenleri olmadığını, yan kişilerin, örnekse Sorin’in ya da Maşa’nın bize çok şeyler söylediklerini zaman içinde alımladım.

Martı’da birinci perde açılırken “güneş yeni batmıştır.” Şimdi geçmişe dönüp bakınca, hele anılar da eşlik edince, o günlerdeki sanat duyuşunu/sanata saygıyı bir kez daha, keskin güneş ışığında mutlulukla duyuyorum, hâlâ duyumsayabiliyorum."

 

- SELİM İLERİ -

₺15,20KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
“Darmadağınım. Her nereye baksam, her nereye dokunsam, bir başka düşünce, bir başka davranış içindeyim. Ruhum yüzüme, yüzüm ruhuma çekiliyor. Ellerimle yokluyorum çoğu kez. Utancımın yüz çizgileri bir yere ulaştıracak beni,  ruhuma ayna tutacak, yüzümü göreceğim… Nelerle uğraşıyor, neler uyduruyorum. Oysa celladım yanı başımda bana sunduğu teklife ilişkin tek bir söz dahi söyleyebilme cesaretini gösteremezken, bu benim düşkünlüğüm, ayıbım olamaz. Yine de bunu tescilleyen benim. Ve bir yafta gibi hayatım boyunca taşıyorum. Olup biten orada kalmıyor. Sorular, sorgular, ömrünü yiyip bitiriyor. Biç bir şeyi umursamayan ben, neler söylüyorum böyle? Kendisinden başkasını düşünmeyen Tufan da ben olduğuma göre… Artık ben neye inanacağımı bilmiyorum. Sözüme güvensem, davranışım tutarsız, davranışıma hak versem sözüm boşa düşüyor. Kafası karışık biriyim. Alın işte ortada bir Tufan var mı yok mu? ‘o ve ben’ deyip duruyorum ya da ‘ben ve o’ deyip duran sesin, sesi içinde görmezden gelişimizi yok hükmünde sayışım, her türlü kötü muameleyi reva görüşüm neyle, nasıl açıklanır?”
₺20,00KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Aşk ve özgürlük üzerine beş Ferrara öyküsü

İtalya’nın en önemli yazarlarından Giorgio Bassani, Surların Dışında – Beş Ferrara Öyküsü ile 1956 yılında İtalya’nın önemli ödüllerinden Strega Ödülü’nü aldı. Çocukluğunu ve gençliğini geçirdiği, faşizmin koyu perdesi altında bütün halkın simgesi olarak yükselen Ferrara’yı mekân olarak kullandığı bu öykülerinde yazar, çağının meselelerini bireylerin hayatları üzerinden anlattı.

Yapı Kredi Yayınları daha önce önemli kitaplarını Neyyire Gül Işık ve Yelda Gürlek’in çevirileriyle yayımladığı Giorgio Bassani’nin bu eserini de Leyla Tonguç Basmacı’nın çevirisiyle Türkçeye kazandırdı.

“Daha yeni başlayan savaş kim bilir ne kadar süreceğinden, artık harekete geçmiş olan kapan ne şekilde olursa olsun kaçmayı imkânsız kıldığından, izlenebilecek tek yolun, herkesi ama herkesi umuttan yoksun bir geleceğe götüren yol olduğu besbelli olduğundan, en iyisi, en azından merhametten ve tevazudan, yol arkadaşlarına bakıp mastürbasyon yapan müebbetlikler gibi kendilerini gönüllü olarak tek başına hayallere, boş zaman meşgalelerine, zavallı, sefil hezeyanlara adamaya devam etmekti.”

₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

“Boş garlar, kuzey filmlerini andırır. Belki duygusunda vardır kuzey, ıssızlık, yalnızlık, kar, beyazlık, boşluk... Tren oysa yalnız garları değil, ovaları en çok da, bozkırları, ve karın adeta bir heykel durumu aldığı zamanları, kentleri, yolları doldurur. Beyazperdeyi de ilk trenin doldurduğunu, sinema salonundaki seyircilerin lokomotif üstlerine geliyormuş duygusuyla kaçıştıklarını okurken biraz şaşırmış, ama çokça gülmüşüzdür. Tren garlardan, yollardan sonra en çok öyküleri, romanları, filmleri, şarkıları, türküleri, mektupları doldurdu... (Trenin gelişi gibi cümlenin de gelişi ve gidişi belli. Siz bir zahmet benim yerime cümlenin devamını şöyle yazıverin: En çok da gönlümüzü doldurdu.)”

Bilen bilir, Haydar Ergülen’in yazı hayatını en çok trenler, yolculuklar ve Eskişehir doldurur. Belki bu yüzden İnce Tren’deki yazılar da lirik bir demiryolunda ilerlerken, Edip Cansever’in “Vakit vakit incelen vakit” dediği gibi “incelir” ve gönlümüzde kalır.

₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Asha Grant, Kerenza’ya geçmişinden kaçmak için gelmiştir. Ne yazık ki geçmişi peşini bırakmayacaktır.

Asha, BeiTech saldırısından sağ kurtulduğundan beri çok daha büyük bir kuvvete karşı savaşan direnişçiler için çalışmakta ve havalandırma tünellerine sakladığı sırla ne yapacağını düşünmektedir. Endişe kaynağı olmasını bekleyeceği son şey eski erkek arkadaşıyken Rhys Lindstrom gezegene gelir ve yeni BeiTech üniforması ona çok yakışmıştır. Rhys, Asha’nın çıkış yolu mu yoksa bu donmuş kaya parçasından kurtulamayacağının garantisi midir?

Sorunları olan sadece Asha değildir. Asha’nın kuzeni Kady ve hayatta kalmayı başarmış bir grup Kerenza’ya doğru yol almaktadır fakat yeterli oksijenleri yoktur. Ayrıca gemide isyan havası vardır. Ama böyle küçük şeyler Illuminae Grubu’nu ne zaman durdurabilmiştir?

Ne yazık ki zaman aleyhlerine işlemektedir. BeiTech hasarlı sıçrama istasyonunu tamir edip Kerenza’daki sivilleri öldürmeyi planlarken kurtulmaları mucizeye kalmıştır. Ve herkes bilir ki mucizeler sadece istatistiksel olasılıklardır, değil mi?

BRİFİNG NOTU: Çoksatan yazarlar Amie Kaufman ve Jay Kristoff ile günlük girdilerine katkılarıyla Marie Lu’dan, “stilistik açıdan büyüleyici” ve “dünya dışı muhteşem” olarak tanımlanmış üçlemenin kalp durduran ve kalp kıran finali.

ILLUMINAE ve GEMINA Analizleri:

“Türü yeniden tanımlayan, tam anlamıyla güzel bir eser.”

-Victoria Aveyard, Kızıl Kraliçe’nin çoksatan yazarı-

“Karakterlerin insanlığına odaklanması sayesinde zamanın ruhunu yakalayan ve kalıcı bir etki bırakan, adrenalin dolu bir aksiyon.”

-Kirkus Reviews-

“Sıkı tutunun. Bir daha ayrılmak istemeyeceğiniz bir zihin dünyasına girmek üzeresiniz.”

-Marie Lu, Efsane üçlemesi ve Genç Elitler’in çoksatan yazarı-

“Kalbinizi deli gibi attıracak ve sayfaları hiç durmadan çevirmenize neden olacak.”

-Beth Revis-

“Sıradan bir roman deneyimiyle karşılaşmayacaksınız.”

“İnanılmaz eğlenceli bir yolculuk.”

“Yeni bir soluk.”

-Shelf Awareness-

“Sürükleyici.”

₺79,92KDV Dahil
₺99,90 KDV Dahil

Arzular bir ilişkiyi nereye kadar ayakta tutar? Nathaniel ve Abby’nin kaderi bu sorunun cevabına bağlı…

Abby kusursuz bir itaatkâr olmayı kafasına koymuştur ve rolünü son derece iyi şekilde yerine getirir. Her gün Nathaniel West’in çılgın hayal gücünden çıkan ihtiyaçlarına cevap verir. Ama ne kadar çok denerse denesin hiçbir zaman bu yakışıklı milyonerin arzularını tam olarak karşılayamadığını hisseder.

Yine de Abby’nin vazgeçmeye niyeti yoktur. Ona göre Nathaniel’ın soğuk görünüşünün altında onu sevmek isteyen ama bunu nasıl yapacağını bilemeyen bir adam yatmaktadır. Onları ayıran engelleri aşmayı kafasına koyan ve karşısındaki adamın sırlarının farkında olan Abby onları dönüşü olmayan bir yola sokacak yeni bir erotik oyun oynamaya karar verir.

Artık eğitim tam anlamıyla başlamıştır… Ve acı hiçbir zaman bu kadar çekici, aşağılanmak hiçbir zaman bu kadar ödüllendirici, arzu hiçbir zaman bu kadar yoğun olmamıştır…

“Daha fazlasını isteyeceğiniz bir aşk hikâyesi.”

-Guilty Pleasures Book Reviews-

“Okuduğu kitaptan, biraz daha ateşli bir şeyler bekleyenler için bulunmaz bir hazine.”

-Los Angeles Times-

“İyi yazılmış ve keyifle okunan bir kitap.”

-Dear Author-

“Duygusallık ile erotizmin mükemmel bir karışımı.”

-Publishers Weekly-

“Yoğun duygular içeriyor, aynı zamanda da çok ateşli.”

-Harlequin Junkie-

₺39,92KDV Dahil
₺49,90 KDV Dahil

“İstediğin Kadar Gözlerini Değiştir.

Yaramızı Al. Saltanatımızı Parçala.

Bu, Özünde Kim Olduğunu Değiştirmeyecek

Darrow: Bir Köle.”

Artık Bir Baba Değildim.

Bir Koca Değildim.

Öfke Ve Nefretten İbarettim.

Ben Lykos’lu Cehennemdalgici, Savaş Lordu, Köle Krali, Kurtarici Ve Mars’in Azrail’i,

Savaşin Onuncu, Hayatimin Otuz Üçüncü Yilinda Altinlarin Son Büyük Savaş Lordunun

Canini Alacağim!

“#1 The New York Times çoksatan yazarı Pierce Brown çarpıcı uzay operasının yeni kitabıyla Kızıl İsyan serisinin çıtasını ve ivmesini yükseltiyor.”

-Entertainment Weekly-

“Yeni kahramanlar ve olayların aldığı farklı yönle Kızıl İsyan’ın dördüncü kitabı yeni bir üçlemenin ilk kitabı.”

-School Library Journal -

Onur Ve İhanet. Engel Tanımayan Bir Devrim.

On yıl önce Darrow, Toplum’un zincirlerini kırabileceğine inandığı devrimin kahramanı olmuştur. Fakat İsyan her şeyi parçalamış, barış ve özgürlük yerine bitmek bilmeyen bir savaş getirmiştir. Şimdi Darrow, uğruna savaştığı her şeyi riske atarak son bir umutsuz göreve çıkmalıdır. Herkesi kurtarabileceğine hâlâ inansa da kendini kurtarması mümkün müdür? Kaderi başka gezegenlerdeki insanların kaderleriyle kesişen Darrow ve etrafındakilerin hayatı geri dönülmez bir şekilde değişecektir…

Küçük bir Kızıl kız, mülteci kampında yaşanan trajediden kaçarak hayalini dahi kuramayacağı bir hayata atılır.

Kederden mahvolmuş eski bir asker, hayatı pahasına, galaksideki en değerli şeyi çalmaya zorlanacaktır.

Darrow’un değiştirdiği dünyanın kaybını sindiremeyen ve küllerinden doğmaya dair hayaller kuran sürgündeki vâris Lysander au Lune, akıl hocası Cassius’la yıldızların arasında hayalleri için doğru zamanı beklemektedir.

Bir evrenin sona erişinin öyküsü Kızıl İsyan’dan sonra Demir Altın’la yeni bir evrenin trajedi ve zaferlerle dolu destanı başlıyor.

“Macera, gizem ve insanlığa dair trajik öyküleri sevenler için birebir.”

-Publishers Weekly-

“Soluksuz okunan, detaylı ve muazzam bir öykü.”

-Kirkus Reviews-

₺63,92KDV Dahil
₺79,90 KDV Dahil

“Belki size tuhaf gelecek ama ben isminin duyulmasını isteyen biri değilimdir. İlgimi çeken şey şöhretten ziyade vakaların kendisidir.”

Hayali kahramanlar arasında, ünü dünyayı saran tümdengelimcilerin ustası Sherlock Holmes çağımızın tartışmasız en ünlü dedektifi olmaya devam ediyor. Beş kitaptan oluşan bu seride asosyal ve çılgın dedektif Holmes, kadim dostu Dr. Watson ile birlikte 56 farklı vakayı çözüme ulaştırarak maceradan maceraya atılıyor.

Hayal kırıklıklarıyla dolu 1920’lerde yaşanan bu hikâyelerde Sherlock Holmes, vakanüvisi Dr. Watson ile alışılagelmiş düşmanlarının dışında, garip davaların peşine düşer. Dosyalar çok karanlık ve korkutucudur. Gotik temalar, vampirler ve gece yarısı mezarlıklarda geçen bu hikâyelerde, meşhur ikili karşılaştıkları son davalarda akıl sınırlarını doğaüstü olayları çözmek için zorluyorlar.

Ünlü dedektif Sherlock Holmes ve onun muhteşem çıkarım yapma yeteneği karşısında hiçbir vaka çözülemeyecek kadar esrarengiz değildir.

₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

“Diğer ihtimaller çıkarıldığında elde kalan şey her ne kadar imkânsız görünse de gerçeğin ta kendisidir.”

Hayali kahramanlar arasında, ünü dünyayı saran tümdengelimcilerin ustası Sherlock Holmes çağımızın tartışmasız en ünlü dedektifi olmaya devam ediyor. Beş kitaptan oluşan bu seride asosyal ve çılgın dedektif Holmes, kadim dostu Dr. Watson ile birlikte 56 farklı vakayı çözüme ulaştırarak maceradan maceraya atılıyor.

Moriarty ve Irene Adler vakalarının üzerinden yıllar geçmiş, Kızıl Dosya kapanmış ve Baskervillerin Köpeği olayı çözülmüştür, fakat Holmes emekliliğinde bile dünyanın aradığı en zeki dedektif olmaya devam etmektedir. İngiltere hükümeti şu anda ona hiç olmadığı kadar ihtiyaç duymaktadır. Birinci Dünya Savaşı yaklaşırken, Alman ajanlar İngiliz ordusuna sızmıştır ve Alman casusları alt edebilecek donanıma sadece Holmes ve Watson sahiptir.

Ünlü dedektif Sherlock Holmes ve onun muhteşem çıkarım yapma yeteneği karşısında hiçbir vaka çözülemeyecek kadar esrarengiz değildir.

₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

“Eğer bir suçlu olsaydım oldukça iyi işler çıkaracağım şeklindeki düşüncemi sana itiraf etmekte sakınca görmüyorum, Watson.”

Hayali kahramanlar arasında, ünü dünyayı saran tümdengelimcilerin ustası Sherlock Holmes çağımızın tartışmasız en ünlü dedektifi olmaya devam ediyor. Beş kitaptan oluşan bu seride asosyal ve çılgın dedektif Holmes, kadim dostu Dr. Watson ile birlikte 56 farklı vakayı çözüme ulaştırarak maceradan maceraya atılıyor.

Sir Arthur Conan Doyle'un Sherlock Holmes serisinin üçüncü kitabında, öldüğü düşünülen danışman dedektifimizin gidişine tüm dünya ağıt yakmaktadır. Dr. Watson da üzerindeki şoku atlatamamıştır ki sokakta karşılaştığı kitap koleksiyoncusu kılığındaki yaşlı adam Holmes’un ta kendisi çıkar. İsviçre’de yaşananların ve tüm kanıtların aksine azılı düşmanını yenen Sherlock, etrafta dolaşan tüm suçlulara sinsi bir tuzak kurmanın peşindedir.

Ünlü dedektif Sherlock Holmes ve onun muhteşem çıkarım yapma yeteneği karşısında hiçbir vaka çözülemeyecek kadar esrarengiz değildir.

₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

“Avrupa’nın en maharetli ve tehlikeli suçlusunu yakalayarak ya da yok ederek kariyerimi taçlandırdığım gün senin yazıların da sona erecek, Watson.”

Hayali kahramanlar arasında, ünü dünyayı saran tümdengelimcilerin ustası Sherlock Holmes çağımızın tartışmasız en ünlü dedektifi olmaya devam ediyor. Beş kitaptan oluşan bu seride asosyal ve çılgın dedektif Holmes, kadim dostu Dr. Watson ile birlikte 56 farklı vakayı çözüme ulaştırarak maceradan maceraya atılıyor.

Sir Arthur Conan Doyle'un Sherlock Holmes serisinin ikinci kitabında, danışman dedektifimiz ağabeyi Mycroft ile bir araya geliyor ve kendisini danışman suçlu olarak tanıtan, suç tarihinin en azılı katili James Moriarty'yi Reichenbach Şelaleleri’nde alt ederek ve toplumu böyle bir adamdan kurtararak kariyerinin zirve noktasına ulaşmaya çalışıyor.

Ünlü dedektif Sherlock Holmes ve onun muhteşem çıkarım yapma yeteneği karşısında hiçbir vaka çözülemeyecek kadar esrarengiz değildir.

₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

“Elde bilgi olmaksızın tahminde bulunmak büyük bir hatadır. İnsanlar hiç farkında olmadan tahminlerinde haklı çıkmak için gerçekleri çarpıtırlar, oysa yapmaları gereken tahminlerini gerçeğe uydurmaktır.”

Hayali kahramanlar arasında, ünü dünyayı saran tümdengelimcilerin ustası Sherlock Holmes çağımızın tartışmasız en ünlü dedektifi olmaya devam ediyor. Beş kitaptan oluşan bu seride asosyal ve çılgın dedektif Holmes, kadim dostu Dr. Watson ile birlikte 56 farklı vakayı çözüme ulaştırarak maceradan maceraya atılıyor.

Sir Arthur Conan Doyle'un Sherlock Holmes serisinin ilk kitabında, danışman dedektifin büyük bir beceriyle çözdüğü esrarengiz olayları bir solukta okuyacak, onun toplumsal adaletsizlikleri dâhiyane bir biçimde çözüme ulaştırmasına; insanlara yeni ve çok daha ılımlı bir adalet anlayışı sunmasına tanık olacaksınız.

Ünlü dedektif Sherlock Holmes ve onun muhteşem çıkarım yapma yeteneği karşısında hiçbir vaka çözülemeyecek kadar esrarengiz değildir.

₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Yunanistan’da Olimpos Dağı’nın eteğindeki bir köyde Gerasimos ve Theodora arasında büyük bir aşk başlar. Tüm engellere rağmen evlenirler, nehir kıyısında bir evde hayat kurarlar ve beş kızları olur. Ancak kızların merakı, özgür ruhu ve hırsları onları nehir kıyısındaki evlerinden uzaklaştırıp dünyanın dört bir köşesine götürür. Her bir kardeş kendi kaderinin peşinden gider. İkinci Dünya Savaşı’ndan, Yunanistan’ın Nazi işgalinden ve kocasının ölümünden sonra hayatta kalmayı başarabilen Theodora şimdi kızlarının yokluğuna dayanmak zorundadır. Nehir kıyısındaki ev ise kızların dönüşünü sessizlikle bekler…

“Hiçbir anne çocuğuna kızmaz. Gitmek istedin ve bunu başardın. Sana da giderken kız kardeşine söylediklerimi söyleyeceğim: Bu ev hep burada olacak, seni bekleyecek. Yeni hayatında aldığın yaralardan acı çekersen sadece nehir kıyısındaki bu ev seni iyileştirebilir. Şu anda kaçmak ve ardına bile bakmamak istiyorsun. Ama bu bir gün değişebilir. Ve eğer değişirse evin her zaman burada olacak.”

“Yazar insan kalbinin derinliklerine iniyor… Etkileyici, şaşırtıcı bir hikâye ve dokunaklı bir son.” Booklist
“Etkileyici ve dokunaklı olan Nehir Kıyısındaki Ev oldukça akıcı ve sürükleyici, beklediğimden daha duygusal ve ilgi çekici.” Words Without Borders

₺36,00KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil

I. Nikola rejimine muhalif Petraşevski grubuna üye olduğu gerekçesiyle 1849 yılında tutuklanan, kurşuna dizilmesine karar verilen, cezası sonradan sürgün ve zorunlu askerliğe çevrilen Dostoyevski’nin Sibirya’da yaşadığı korkunç yıllardan dünya edebiyatına hazin bir armağan.

Dostoyevski’nin 1854 yılında cezasını tamamlayıp Petersburg’a döndükten sonra yazmaya başladığı, 1860-1862 yılları arasında Vremya dergisinde tefrika edilen, Tolstoy’a “Modern edebiyatta bundan daha iyi bir kitaba rastlamadım,” dedirten bir başyapıt.

Romanın başkarakteri üzerinden; hem Dostoyevski’nin hem de insanlığın içine düştüğü zalimliğe dair tarihe düşülmüş bir not.

Birbirlerine gevşek ilmeklerle bağlı anıların arasından Rus hukuk ve ceza sistemine derin bir eleştiri.

Tolstoy’un dünya edebiyatının büyük yazarını selamladığı bir eser:

“…Dostoyevski’ye söyleyin, ona bayıldım.”

₺22,40KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

“Ekmek! Ekmek! Ekmek!”

19. yüzyılda Fransa’nın kömür madenlerinde insanlık dışı şartlarda çalışan işçilerin sesi. Açlığın, sefaletin ve ölümün değdiği ailelerin sesi.

Germinal. Tohum anlamına gelen bu Latince kökenli kelime, üzerinde yaşadıkları toprağı çatlatacak ve insanların vicdanlarında yeşerip yüzyıllarca boy verecek bir bilinci ifade eder. Germinal, insanlığın merhamet ve umut duygularının sömürülmesi karşısında duyulan öfkenin ifadesidir. Zola’nın güçlü gözlem yeteneğiyle sunduğu yalnızca bir sınıf çatışması değildir, toplumdaki çatlakların tümüdür. Zola, ahlakın yalnızca alt tabakadan insanların sırtına yüklenecek bir vazife olmadığını vurgulamış, burjuvanın ve otoritenin alnındaki lekeleri de göstermiştir. Emeğin ve ekmeğin kitabı Germinal, yalnızca Fransız edebiyatının değil, dünya edebiyatının da en önemli eserlerindendir. Bir okur olarak okumaya başladığınız bu kitabı bitirdiğinizde belki bir maden işçisi olacaksınız. Söyleyin, başkaldırı zafere dönüşecek mi?

₺28,00KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil

Hepimiz hiç kimseye açamayacağımız sırlarla yaşıyoruz...

Dünya edebiyatının tartışmasız en büyük yazarlarından olan Haruki Murakami’den gerçek bir şaheser… İlmek ilmek örülmüş bir gizem hikâyesi… Kumandanı Öldürmek yalnızlığı bir yük olarak görmeyen, yeri geldiğinde yalnızlığını bir madalya gibi göğsünde taşıyanlar için yazılmış bir roman. Tıpkı bir dağ başında yalnız bir hayat süren, bu yalnız varoluşuyla gizemli bir şeyleri hayatına davet eden roman kahramanı gibi. Bu muhteşem romanı okurken yol arkadaşımız yine müzik olacak… Mozart’ın Don Giovanni’sini, Strauss’un Güllü Şövalye’sini başucu müziğimiz yapacağız. Kumandanı Öldürmek’in gizemli labirentlerinde kaybolurken Fitzgerald’ın Muhteşem Gatsby’sine selam gönderecek, Orwell’ın 1984’ü yazarken inzivaya çekildiği o adayı merak edeceğiz… Ve hepsinden önemlisi “büyülü bir dünya”da yaşadığımızı bir kez daha anlayacağız.

₺46,40KDV Dahil
₺58,00 KDV Dahil

“[Yazarların] en kötü suçları, kitaplarında, tarihsel süreçte kazananlarla işbirliği yapmayıp, aksine kaybedenlerin, anlatacak çok şeyi olduğu halde bir türlü söz alamayanların bir kenarda durduğu yerlerde dolaşmaktan keyif almalarıdır.”

Auschwitz uygarlık tarihinde bir kopuş ve onulmaz bir kırılma noktasıydı. Günter Grass, 1999’da yaptığı Nobel Edebiyat Ödülü konuşmasında, Adorno’nun o ünlü “Auschwitz’ten sonra şiir yazmak barbarcadır” uyarısının etrafından nasıl dolandığını anlatıyor: “Neyse, biz yine de yazdık.”

₺12,80KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

ÇOKLU EVRENLERİN KADERİ MARGUERITE’İN ELİNDE.

Şarkılar ve filmler âşık olacağınız insanla tanıştığınız anda dünyanın durduğunu, bulutların dağıldığını ve kalbinizin şarkılar söylemeye başladığını anlatır. Oysa gerçek biraz daha çetrefillidir. İşin aslı, her zaman yeni insanlarla tanışırız ama bizim için tam olarak ne anlam ifade edeceklerini hiçbir zaman bilemeyiz. Kimi unutacağımızı ve kime sonsuza dek ihtiyaç duyacağımızı asla kestiremeyiz.

“Yerinizde duramayacağınız kadar heyecan verici bu romanın son sayfasına kadar neler olacağına dair tahmin yürüteceksiniz.”

- Jennifer L. Armentrout -

“Bu eşsiz bilimkurgu macera ve sürprizlerle dolu.”

- ALA Booklist -

MARGUERITE CANE annesiyle babasının icat ettiği ve farklı evrenlere gitmeyi sağlayan Ateşkuşu’nu kullandığı günden beri tüm evrenleri ilgilendiren bir komplonun ortasına düşmüştür. Artık Triad isimli şirketin, en büyük silahını kullanarak yüzlerce evreni yok etmeyi planladığını bilmektedir. Bu silah, Marguerite’in başka bir evrendeki kötü niyetli ve hep bir adım önde olan versiyonudur.

Erkek arkadaşı Paul, hep Marguerite’in yanında olsa da Triad’ın son saldırısının ardından değişmiştir ve bir daha asla aynı kişi olamayacaktır. Marguerite tek başına Triad’ı durdurmalı ve çoklu evrenlerin yıkılmasına engel olmalıdır. Marguerite’ler savaşacaktır… ve yalnızca biri kazanabilir.

Bin Parça Sen’le başlayan ve nefes kesen serinin son kitabında kader ve aileler sorgulanacak, sevgililer bulunacak ve kaybedilecek, çoklu evren sonsuza kadar değişecek.

₺47,99KDV Dahil
₺59,99 KDV Dahil

Emile Zola, Fransa’nın İkinci İmparatorluk dönemini siyasetteki, toplumdaki, ekonomideki, birey yaşamındaki yansımalarıyla anlatmayı tasarlayarak yirmi kitaplık bir dizi oluşturmuş ve bu diziye “Rougon ve Macquart Aileleri: İkinci İmparatorluk Döneminde Bir Ailenin Doğal ve Toplumsal Tarihi” adını vermiştir.

Yıkılış, bu dizinin son kitaplarından biridir ve imparatorluğun çöküşünü anlatır. Zola’nın, kitapta kahramanlarından birinin ağzından “zincirlerinden kendisinin boşandırdığı açgözlülüğü, zevk düşkünlüğünü doyuramadığı an yerle bir olmaya hazır, kocamış bir imparatorluk” olarak tarif ettiği imparatorluğun çöküşü sırasında Fransız halkının yaşadığı acıları, Sedan Savaşı’nı, Paris kuşatmasını ve halkın bu acılara isyanı olan Paris Komünü’nü anlattığı Yıkılış, Türkçeye ilk kez çevriliyor.

Bu kitapta okurlar, Paris Komünü sırasında gazeteci olarak zaman zaman Paris’te bulunan Zola’nın Komün izlenimlerini, değerlendirmelerini ve eleştirilerini de okuma fırsatını bulacaklar. Tarihteki ilk işçi iktidarı deneyimi olan Komün’e yol açan koşullar, aslına bakılırsa Zola’nın yirmi kitaplık “Rougon-Macquart” dizisi boyunca anlattığı koşullardır.

Çağının tanıklığına ömrünü adamış olan Zola, büyük eseri boyunca olağanüstü bir gayret, azim ve ayrıntı zenginliğiyle bizlere çizdiği toplum resmini, bu kitapta bir Komüncünün ağzından dökülen şu cümleyle özetlemiştir sanki: “Çünkü çok fazla acı, çok fazla haksızlık, çok fazla utanç var!”

₺24,00KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Emile Zola, iki ailenin beş kuşak hikâyesi üzerinden Fransa’nın İkinci İmparatorluk dönemini (1852-1870) anlatan yirmi kitaplık bir dizi üzerinde çalışmaya başladığında yıl 1869’dur. Zola, hayatını yalnızca kalemiyle kazanmaya karar vererek ilk romanlarını yayımlamış olan 29 yaşında bir yazardır ve imparatorluk, kaçınılmaz çöküşüne doğru giden son çılgın günlerini yaşamaktadır. Sonrası, hakikate ve yazının gücüne inanan bir edebiyatçının çeyrek asır süren ağır işçiliğidir.

İçimizdeki Hayvan, Zola’nın “Rougon ve Macquart Aileleri: İkinci İmparatorluk Döneminde Bir Ailenin Doğal ve Toplumsal Tarihi” adını verdiği dizinin on yedinci kitabıdır ve Zola bu romanda, İkinci İmparatorluk döneminde olağanüstü bir gelişme gösteren ve kendisini büyüleyen demiryolu dünyasıyla imparatorluğun en yozlaşmış kurumlarından olan yargıyı karanlık bir cinayet öyküsü üzerinden bir araya getirmeyi tasarlar.

İhtirasın ve suçun sınırında yaşayan karakterleriyle, demiryolunun simgelediği gelişmenin, insanın içindeki hayvani, acımasız ve ilkel yönü yok edemediğini gösteren Zola, toplumun hiçbir kesimini bu keskin eleştiriden muaf tutmaz. İşin kötüsü, adaleti sağlaması gereken yargı, gücün yanında saf tutup hakikate gözlerini yumarak kendi kendisinin karikatürüne dönüşmüştür.

Romanın dramatik gücü sinemacıların da ilgisini çeker, büyük yönetmenler kuşağından Jean Renoir’ın aynı isimle 1938 yılında çektiği film Fransız sinemasının ilk kara filmlerinden sayılır.

Yordam Edebiyat, Emile Zola’nın romanlarını ülkemizin en yetkin Zola çevirmeni Hamdi Varoğlu’nun lezzetli Türkçesiyle okurlara sunuyor.

₺19,20KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

Çocuk edebiyatına yöntem kazandıracak kitap...

Çocuk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış; Amerika Birleşik Devletleri’nde çocuklarla ve kitaplarla çalışan ebeveyn, kütüphaneci, öğretmen ve üniversite öğrencilerine yönelik hazırlanmış bir inceleme ve araştırma kitabıdır. Çocukların kitaplarla ilişkisini kurmak ve geliştirmek ancak çeşitli format ve türlerdeki nitelikli edebiyat eserlerini eleştirel bir gözle okumalarıyla mümkün olabilmektedir.

Çocuk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış; tür, karakter, olay örgüsü, zaman ve mekân, bakış açısı, üslup ve ton, tema, şiir, biyografi, bilgilendirici kitap, resimli kitap gibi konularda seçilmiş nitelikli kitaplar üzerinden örnekler vererek, karşılaştırmalar yaparak, çocukların edebiyatla ilişkilerinin nasıl kurulması gerektiği ile ilgili kılavuzluk yapmaktadır.

Çocuk Edebiyatına Eleştirel Bir Bakış, ülkemizde bu alanda yapılan çalışmalara ve bu alanın ilgililerine farklı bir bakış açısı kazandıracaktır.

₺33,60KDV Dahil
₺42,00 KDV Dahil
Edebiyat du¨nyasının baş tacı Tolstoy’un en bu¨yu¨k hayranlarından birinin Gandhi olduğunu biliyor muydunuz? Pasif direnişçilerle beraber kurduğu kırsal yaşam topluluğuna “Tolstoy Çiftliği” adını verdiğini? Gandhi’nin Tolstoy’a yazdığı ilk mektubunun nedeninin, onun Hintli bir devrimciye yazdığı, Hindistan’ın özgu¨rleşmesi için tek yolun şiddeti reddetmek ve sevginin yasasına boyun eğmek olduğunu söyleyen mektubunu tercu¨me etmek ve yayımlamak için izin istemek olduğunu? Peki Gandhi mektup yayımlanırken hangi bölu¨mlerin çıkartılmasını istedi? Tolstoy ile Gandhi’nin mektuplaşmalarını okurken, ahlaki mu¨kemmeliyetçilikten ödu¨n vermeden nasıl mu¨cadele edilebileceğini göreceksiniz. Tolstoy’un dediği gibi kesinlikle direnmemek mi, yoksa Gandhi’nin öğu¨tlediği gibi pasif direniş mi doğrusuydu? Bu kitap, kötu¨lu¨ğe karşı direnerek bir hayat su¨rmenin çarelerini arayan bu iki bilge insanın bu yolda birbirine nasıl destek olduğunu merak edenler için…
₺14,00KDV Dahil
Bir kış gecesinde, gündüzleri kocaman tenekelerin şehrin çöpünü getirip boşalttıkları bir tepenin üstüne, çöp yığınlarından az uzağa, fener ışığında,sekiz kondu kuruldu. Sabah konduların üstüne yılın ilk karı düştü.
Bu sözlerle başlıyor Latife Tekin’in ikinci romanı Berci Kristin Çöp Masalları ve sanayi mahallesiyle geniş bir alana yayılmış çöp sahası arasında bitiveren bir gecekondu mahallesinin hikâyesini dillendiriyor. Bir yanda kırsaldan kente göç ettiği halde eski gelenek ve göreneklerine, söylencelerine tutunanları gözler önüne seren bu kültleşmiş roman, bir yanda da hayatta kalmak, şehre uyum sağlamak, fırsatlardan yararlanmak için yabancılaşanları, yıpranıp yozlaşanları anlatıyor. Hem de büyülü hikâyelerle, ağıtlarla, mânilerle ve tekerlemelerle örülmüş olağanüstü bir üslup, sakınmasız bir göz ve sımsıcak bir şefkatle.
İlk kez 1984 yılında yayımlanan Berci Kristin Çöp Masalları, edebiyat dünyasında büyük yankı uyandırmış, kısa sürede pek çok dile çevrilmiş ve uluslararası bir beğeniyle karşılanmıştı. Muazzam bir hayal gücü, dil ustalığı ve duyarlılığın ürünü olan bu benzersiz metin, Latife Tekin’in başyapıtlarından biri sayılıyor.
₺13,60KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil

20. yüzyılın en büyük şairlerindendir Louis Aragon. Dadaist olarak başlayıp sürrealist olarak sürdürdüğü yazın serüveni, 1927 yılında Fransız Komünist Partisi’ne girmesiyle toplumcu gerçekçi anlayışa yönelir. Bu anlayışın ürünü olan Basel’in Çanları, “Gerçek Dünya” başlığıyla yayımlanan dört ciltlik dizinin ilk romanıdır.

Romanda, burjuvazinin şaşaalı kent yaşamının yanı sıra yoksulların, işçi sınıfının en zorlu yaşam koşulları ve “hem coşturan, hem bezdiren” entelektüellerle örülmüş geniş bir panorama çizilir. Düzenin çok yönlü eleştirisi hâkimdir Basel’in Çanları’nda. Öyküleme ve tarihî motifler paralel akar. Güncel politik ortam ve tarihî olaylar uyum içinde aktarılır.

Sermaye sahipleri, burjuvazi, siyasiler çirkin yüzleriyle sergilenir; çıkarlar söz konusu olduğunda aniden yön değiştiren politik görüşler, grev entrikaları oyunun bir parçasıdır. Bütün pespayeliğiyle politika ve burjuvazi el eleyken aşk, para ve iktidar ekseninde yerini alır.

Yazar romanın akışı içinde ufak ufak çan seslerini duyursa da, Basel’in çanlarını asıl olarak son bölümde duyarız; Basel’deki Büyük Konsey’i, konseydeki Clara Zetkin’i buluruz birden karşımızda:

O gözler ki, tam da Hitler fırtınasının arifesinde, Reichstag Başkanlık kürsüsünden, tıklım tıklım düşman sıralarını bir bir dolaşıp yapılacak işin büyüklüğünü hesaplamışlardır... O gözler ki, gerçekten bu yaşlı kadının gözleriyle, aynı zamanda geleceğin bütün kadınlarının gözleri ve geleceğin gözlerinin gençliğidirler…”

Kalemini “gerçek dünya” ve anti-faşist direniş için kullanan Aragon’un bu eşsiz romanı, Attilâ İlhan’ın şiirsel çevirisiyle Yordam Edebiyat’ta.

₺22,40KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

Fikret Ürgüp, edebiyatımızın en sıradışı figürlerinden biri; öykücü, şair, denemeci, ressam, psikiyatr; Sait Faik’in dostu ve doktoru, Tanpınar’ın “Doktor Fikret”i, Orhan Veli, Cahit Sıtkı, Asaf Hâlet Çelebi, Mina Urgan, Cahit Irgat’ın yakın arkadaşı, Şizofreni adlı bilimsel monografinin yazarı bir hekim, yaşamı ve yapıtıyla özgün bir isim, marjinal bir sanatçı.

Fikret Ürgüp’ün bütün eserleri, nihayet, 4 cilt halinde bir araya geliyor. Van ve Kısa Lodos Hikâyeleri adlı yayımlanmış iki öykü seçkisinin yanı sıra, kitaplaşmamış öykülerini ve şiirlerini de içeren Çivili Sandıklar adlı bu ilk kitabı, yazar ve sanatçı portreleri, edebiyat ve sanat yazıları, denemeleri, Amerika yazıları, mektupları ve günlüklerinden oluşan diğer kitaplar takip edecek.

“Ayrı bir üslup sahibiydi Ürgüp, özgün, taze, çarpıcı biçimlerdeydi hikâyeleri. Sait Faik’in dostu ve doktoru olmuştu. Sait üzerine en içtenlik dolu, en aydınlık yazıların çoğu onun kaleminden çıkmıştır. O da Sait Faik gibi, dünyada rahatlıklar içinde hep bir yadırgamayı beslemiş, büyütmüş, kendi dünyasını boşluk, tedirginlik, uyumsuzluk alanında kurmuş bir sanatçıydı.”

-BEHÇET NECATİGİL-

“Fikret Ürgüp ‘Deliler Teknesi’nden başka bir şey olmayan dünyamızı yazdı. İnanılmaz gizli kültür birikimi ve kimselere benzemeyen kalemi hem bireyin hem toplumsal bilincin çeşitli alanlarından köklü örneklerle doludur. Bu görkemli hikâyelerin hiç eskimeyeceğini ve bir daha yazılamaz olduğunu düşünüyorum. Tıpkı Sait Faik’in, tıpkı Franz Kafka’nınkiler gibi...”

-LEYLÂ ERBİL-

“Fikret Ürgüp der demez de, onu hemen ünlü hikâyeci ve aynı zamanda düzenlenen her Türk şiiri antolojisine bir şair olarak da mutlaka alınması gerektiğini düşündüğüm Sait Faik’le bitiştiririm.”

-ECE AYHAN-
₺23,20KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil

İnsanlar aktı gönlümden

Ve beyaz kediler

İnsanlar acıda karardı

Kediler kaldı bembeyaz.

O vak’t bu vak’t oldu

Su dondu ömür duruldu

İnsanlar; akmakta kara’ya

Ve kediler; kırık/beyaz.
₺12,00KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
“Gırnatacı” romanıyla edebiyat çevresinin ve okurların dikkatini çeken, “Çellocu” ile bunu pekiştiren Ercüment Cengiz “Yazmaya Devam Et” romanında insan ruhunun karanlık noktalarına, kara deliklerine çeviriyor kaleminin ışığını. Hiçbir sorunu yokmuş gibi görünen ünlü kalp cerrahı Sarp Özkan bunaldığı rutin yaşamının dışına çıkmak için daha önce denemediği bir yol seçer ve roman yazmaya girişir. Yaşamın gerçeğini kurgunun gerçeği ile değiştirmeye kalkışarak, romanındaki kişilerin dolaştığı hayali mekânlarda dolaşarak ruhundaki ağrıları bu yolla dindirmeye çalışır. Ancak hiçbir şey düşündüğü gibi olmayacak, bir aşkın ve tutkunun güdümünde kendine yabancılaşırken tükenişe giden bir yola girecektir. İçsel depremleri hassasiyetle kaydeden, okurunu da bu dünyaya çeken Ercüment Cengiz, sarsıcı romanıyla bir okuma şöleni sunarken, “Yazmaya Devam Et” ile yaşamlarını yeniden gözden geçirmeye davet ediyor okurunu.
₺25,60KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil

“hangi dert hangi günün ayazı

hangi söz hangi aşkın avazı

her birinin tandaki kızıltı kadar

en sahi tanışıyım,

kimini çünkü için için yanarak

hüzünden biçtim

kiminin közünden çırçıplak geçtim”

₺79,20KDV Dahil
₺99,00 KDV Dahil

Heykelden taşa. Saramago’nun yıllar sonra kendi yazını ve zanaatına dönüp baktığında gördüğü seyrin veciz bir eğretilemesi. Saramago severlerin, okudukları kitapları yerli yerine oturtabileceği bir çerçeve ya da bir izlek önerisi de diyebiliriz.

Bu kitap Saramago’nun 1998’de Torino Üniversitesi’nde yaptığı “Heykelden Taşa” adlı konuşmayı yine aynı yıl İsveç Akademisi önünde gerçekleştirdiği Nobel Konuşması ile birleştirirken, eşi Pilar’ın başlığın öyküsünü anlattığı sunuşu, Fernando Gómez Aguilera’nın derinlikli analizi, yazarın kendi eliyle kaleme aldığı otobiyografisi ve en sondaki albümle birlikte dört başı mamur
bir Saramago haritası çıkarıyor.

₺10,40KDV Dahil
₺13,00 KDV Dahil

“… gazeteciliğin de evrensel kuralları vardır. Ben de meslek hayatım boyunca bunlara bağlı kalmaya çalıştım. (…) En iyi bildiğim şey de gazetecinin tüm iktidarlara karşı bireylerin ve farklı toplulukların ya-nında olması evrensel ilkesini hiç aklımdan çıkarmadığımdır. Ana akımda çalıştığım 12 Eylül ve sonrası dönemlerde de bu ilkeyi hiç göz ardı etmedim.”


Memleket gazeteciliğinin önde gelen isimlerinden Tuğrul Eryılmaz sıkı bir 68’li: O “isyan günleri”nin coşkusunu hep içinde duymuş, Mülkiye günlerinde Hüseyin Cevahir’den Mahir Çayan’a Deniz Gezmiş’e dönemin gençliğinin sahip olduğu “daha iyi bir dünya yaratma” hayalini hiçbir zaman yitirmemiş bir 68’li. Eryılmaz aynı zamanda iyi bir gazeteci: Gazeteciliğin “sessizin sesi olmak” manasına geldiğini bilen, güçlüye karşı eyvallahı olmayan, doğru bildiğinin peşinde giden bir gazeteci.


Tuğrul Eryılmaz, Asu Maro’yla yaptığı uzun söyleşide Türkiye’de ve dünyada 68’li olmanın anlamını, o dönemki arkadaşlıklarını, tanıklıklarını, TRT’den Nokta’ya, Yeni Gündem’den Sokak’a ve Radikal İki’ye gazetecilik serüvenini, tanıdığı onlarca insanı kendine özgü renkli, sivri dilli üslubuyla, hiç sakınmadan anlatıyor.
Bir 68’liyle gazeteciliğin nasıl yapılması gerektiğine dair ders kitabı olarak bile görülebilecek, bir vakitler gazeteciliğin nasıl yapıldığını, günümüzdeyse nasıl yapılamadığını örnekleriyle ortaya koyan keyifli bir söyleşi…

₺23,20KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil
Portekiz edebiyatının yetkin kalemi Fernando Pessoa’nın ölümünden sonra keşfedilmiş iki diyalog-metin, ilk kez Türkçeye kazandırılan Prensin Ölümü ile Şeytanın Saati bu kitapta bir araya geliyor. 

Dramaturjisi ve teatral dinamiğiyle ön plana çıkan, dramatik yapının adım adım zirveye yaklaştığı metinlerde kişiler sürekli kimlik, kimliklerse yer değiştirir. Zihinlerindeki imgelere dalınır, mitler ve metafizik düşünceler gözden geçirilir, diyaloglar harmonik bir yapıya bürünür. Baş döndürücü bir dinamiğe sahip fragmanlar arasından sızan ölüm sessizliği ve delilik, teatral ruhu koruyan muğlak bir sahnelemeye dönüşür. 

Tarihin ve mitolojinin derinlerinden uzayın derinliklerine, tanrılara ve şeytana uzanan bu yolculuk, şair sıfatıyla anılagelen Pessoa’nın dramaturg kimliğine iade-i itibar kazandırırken, okurunun zihninde de kapılar açıyor.
₺11,20KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

Sığmıyorum, haziran hızıyla gidiyorum

Vardığım her yere kar yağıyor

Benden yorgun savaş

Ayaklarım kesiliyor yerden

Ayrılıyorum aranızdan, sonunda dışınızdayım

₺7,20KDV Dahil
₺9,00 KDV Dahil

“Hikâye hep aynı aslında doktor. Fakir oğlan, kızı sever. Kavuşamaz. Çaresiz terk eder, ayrılır oradan. Kız başkasıyla evlenir. Oğlan döndüğünde zengin ve güçlüdür. İntikamı korkunç olur. Dünyada tüm filmler hâlâ aynı konuyla çekiliyor. Benim ‘Acı Hayat’ da böyle değil midir Allah aşkına?”

- METİN ERKSAN -


Susuz Yaz ve Sevmek Zamanı gibi iki kült filmin yaratıcısı olan, sinema tarihimizin en üretken ve özgün yönetmenlerinden Metin Erksan hakkında bir küçük kitap…


Ercan Kesal, usta yönetmenin hayatının son demlerine eşlik edişini, onunla arkadaşlıklarını, yaptıkları sohbetleri anlatıyor. Sadece sinema değil, insan halleri, memleket, İstanbul, her şey hakkındaki sohbetleri… Meslektaşlarına ve “sektöre” kızgın, zaten “huysuzluğuyla” maruf ama aklıyla, enerjisiyle hemfikir olmayanlara bile ilham ve can veren bir adam. Kesal, Erksan’ı adeta bir roman kahramanı gibi tasvir ediyor.


Kitabın sonunda Erksan’la yapılmış son mülakat yer alıyor - Sevmek Zamanı üzerine.
Ercan Kesal, “Abim, dostum, yad ellerde babam, arkadaşım, şahidim, hastam, hocam ve ustamdı” diyor Erksan hakkında. Bu kitap, aynı zamanda bir yarenlik, bir dostluk, bir muhabbet hikâyesi.

₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Kitabın kahramanı, küçük bir Fransız liman kentine iner. Gece trenini kaçırır, zamanını, ay ışığının aydınlattığı liman şehrindeki sokakları keşfederek geçirir. Bu esnada tesadüfen girdiği bir lokalde kadın garson kendine de bira sipariş eder ve sahte bir sırnaşmayla kahramanın yanına oturur. Kadın, lokale gelen başka bir müşteriye ise oldukça kaba davranmakta, ona hakaretler savurmaktadır. Kahraman, gittikçe şiddetlenen gerilimden rahatsız olur ve onları kendi hallerine bırakarak lokali terk eder. Hakarete uğrayan adam, Ay Işığı Sokağı’nda yürüyen kahramana yetişip esrarengiz hikâyesini anlatmaya başlar.
₺6,40KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

Yüzümüze ölümün gölgesi düştüğünde hayat ısrarla yaşama şansı tanımak istiyor bize, türlü biçimlerde uyarıp tekrar tekrar sınıyor bunun için.

Sürüklenme’nin isimsiz anlatıcısı görünüşte sivil toplum örgütü gibi işleyen bir oluşumun destekçisidir. Bir yolculuk dönüşü, önce uçakta karşılaştığı tekinsiz bir kişinin, sonra bir kâhini andıran karizmatik taksicinin, hatta gökyüzü ve yeryüzündeki tarifsiz güçlerin tesiri altında sürüklenip durur. Örgüte kaynak temin etmek için Türkiye’deki büyük şirketlerin yuttuğu beldelerde ve Rusya'dan İngiltere'ye, Yunanistan'dan Almanya'ya yolculuk eden anlatıcı, bir taraftan örgütün kuruluş amacı konusunda, lideriyle derin bir hesaplaşma içine girer. Öte yandan da kimsesiz, ayrıksı ve ele gelmez gençlere sahip çıkarak kendi hayatına anlam vermeye, yaşadığı derin hüsranı ve zamanımıza has yersiz yurtsuzluk hissini, sevgi açlığını tedavi etmeye çalışmaktadır.

Latife Tekin, Manves City’yle aynı anda yayımladığı Sürüklenme’de Türkiye’nin bu acımasız ve hoyrat günlerine ayna tutuyor. Manves City’yle birbirine el uzatan Sürüklenme, süregelen toptan yıkıma karşı yeni mücadele yollarının, çaresiz yetişkinlerin, sahipsiz, yoksul, yalnızlaştırılmış gençliğin ve onların yeni bir hayat kurma, sürüklenirken tutunma çabalarının romanı.

₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

… bizim gelincik tarlamız da bir dahaki bahara yok, Manves almış orayı da, üst yamacından çevirmeye başlamışlar bile, telefon fabrikası kuracaklarmış, Erice’nin yoksulu, sahipsizi bol nasıl olsa, işçi bulmaktan yana sıkıntı çekmiyorlar.

Manves City, Türkiye’nin büyük şirketlere teslim olan bir beldesinde, Erice’de yaşananları gözler önüne seriyor. Yıllar sonra hapisten çıkıp memleketine dönen Ersel, dev üretim tesislerinin ve fabrikaların ele geçirdiği bir Erice’yle karşılaşır. Yuvası dağılmış olan Ersel kayıplara karışan üvey kızının peşine düşer. Bu dokunaklı yolculuğunda, yerel bir gazetede yazılarıyla halkın sesi olan çocukluk arkadaşı Nergis, ona eşlik edecektir.

Sürüklenme’yle aynı anda yayımlanan Manves City, yoksullaşan insanların, yok edilen doğanın, katledilen kadınların, kirlenen derelerin, acımasız holdinglerin, günümüz Türkiye’sinin romanı. Latife Tekin, Sürüklenme’yle birbirine el uzatan Manves City'de yepyeni, duru bir dille işsizleri, yoksulları, ağaçları, çocukları; bu büyük yıkıma direnenleri yazıyor.

₺14,40KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

“Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı, yalnızlığın romanı, dostluk özleminin, iyi insan özleminin romanı. Ferit Edgü, Çakır’ı anlatırken, su yolunda kırılan testileri anlatırken, hepimizin yalnızlığını, hepimizin dostluk özlemini dile getiriyor. Şu iyice bunaldığımız koşullarda… Ve yalnızlığa, dostluğa, iyiliğe denk düşen bir anlatımla… Bir de bakıyorsunuz… Eylül’ün Gölgesinde Bir Yazdı, günümüz Türkiye’sinin gayriinsanileşmiş durumunun izdüşümü oluvermiş!”

Fethi Naci

₺15,20KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil

Füruzan’ın Kış Gelmeden-Sevda Dolu Bir Yaz adlı yeni kitabı Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. Daha önce defalarca sahnelenen oyunların metni ilk kez bir kitapta bir araya geldi.

Füruzan, 1997’de “Kış Gelmeden” öyküsünü, 2001’de ise “Sevda Dolu Bir Yaz” öyküsünü oyunlaştırdı. Devlet Tiyatroları’nda yaklaşık 200 kez sahnelenen bu oyunlar günümüzde de repertuarlarda yer alıyor ve sahnelendiklerinde ilgiyle izleniyor. Kitapta bu oyunların metinleri yazarın elinden çıktığı şekliyle yer alıyor.
Sevda Şener, Füruzan’ın Sevda Dolu Bir Yaz oyunu için şöyle der: “Oyunu seyrettiğim akşam yanımda oturan Füruzan, ‘Tek kişilik bir tiyatro yapıtı sayılır mı sizce?’ diye sordu. Oysa değerli yazar sorunun yanıtını çoktan vermiş, gerilimli ilişkileri yaşamın dramatik anlamını vurgulayacak biçimde, tıpkı çok kişili oyunda olduğu gibi, kurgulamıştı. Ayrıca Sevda Dolu Bir Yaz, yazın sanatının incelikleriyle donatılmış Türkçeyi ne kadar özlemiş olduğumu hatırlattı bana.”
Ayşegül Yüksel ise yazarın edebiyatını şöyle yorumlar: “‘Füruzan edebiyatımızda bir olaydır’ diyor Memet Fuat. Türk toplumunu oluşturan insan manzaralarını hem bireysel duyarlıklar özelinde işleyip, hem de bu duyarlılıkların örtüşüp ve çatışıp genel bir toplum portresini nasıl da yalın bir an¬latıma dökebilmiştir yapıtlarında. ‘Trajik’ olanı yaşandığı anda bileyip keskinleş¬tirmektense, akan zaman içinde koyultup bilince gülle gibi oturtan ‘Pathos’a, ona-rılmaz burukluğa, nasıl da dönüştürmüştür.” 

₺11,20KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

Edinburgh’da yaşayan uyuşturucu bağımlısı bir genç evinde ölü bulunur. Dedektif John Rebus olay yerine gittiğinde, karşısındaki manzaranın perde arkasında, aşırı doz kaynaklı bir ölümden daha fazlası olduğunu görür. Ceset yerde, iki mumun arasında, çarmıha gerilmiş İsa gibi kolları iki yana açık halde yatmaktadır. Yerde yatan bu genç bir tür ayinin kurbanı mıdır? Yoksa çok daha karmaşık ve özenle gizlenmiş bir suçun mu izlerini taşımaktadır?

Dedektif Rebus, bu soruların yanıtlarını ararken kendini hesapta olmayan bir dizi olayın tam ortasında bulur.

Biri veya birileri açıkça suyu bulandırmaya çalışmaktadır. Rebus, bu ölümün ardında yatan gerçeği çözmek isterken hiç ummadığı kişileri karşısında bulacaktır.

Kitapları yirmiden fazla dile çevrilen İskoç polisiye roman yazarı Ian Rankin, incelikle işlediği Dedektif John Rebus karakterinin bu yeni macerasında okuru da bir dedektif gibi düşünmeye davet ediyor.

₺21,60KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil

Şair, çevirmen Gökçenur Ç.'den yeni şiirler “Giderken Öpmeseydin Keşke”de bir araya geldi. Şiir okurlarına nefes almak için uzun bir yolculuk fırsatı...

Yağmur

çoktan dindi

sevgilim

gün ağardı,

şiir bitti.

 

Ama bak,

sözcükler

çırpınıyor hâlâ

anlatabilmek için seni.

₺14,40KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

Bir yaşam bu, özyaşam...

Bu güzel yaşamda benim pek çok dostum oldu. Bunların kimiyle birlikte çalıştım, kimi bana ustalık, öğretmenlik etti.

Bunların çoğundan özyaşam ciltlerinde söz ettim. Kiminin birer de bu portreler içine öykülerini koydum. Özyaşam’da söylediklerimi burda pek söylemedim. Zorunluk olmadıkça yapmadım bunu. Bu insanların gönlümde büyük yeri olduğu için öykülerini biraz geniş vermek istedim. Özyaşam’da yeterince geniş anlattıklarıma bu ciltte yeniden yer verme gereği duymadım.

Bunlardan kiminin ayrıca birer portresini yazmamın gerekçesini özetlemek isterim: Güzel öyküleri, örnek yanları var. Onlara gönül borcum var. Kendilerinden çok yararlandım daha geniş okur katında tanınmalarında yarar gördüm.

Fakir Baykurt

₺25,50KDV Dahil
₺34,00 KDV Dahil
Maksim Gorki’nin önemini ve değerini hiç yitirmeyen Ana adlı devrimci romanı, toplumcu gerçekçi edebiyat türünün en önemli başyapıtlarından biri. Ana, proletaryanın çara ve kapitalistlere karşı, sonunda Ekim Devrimi’ne varan mücadelesini, kendi halinde bir annenin ateşli bir eylemciye dönüşmesi bağlamında anlatır. Roman iki gerçek olayın ekseninde kurgulanır: 1902’de Sormovo’daki 1 Mayıs gösterisi ve bu gösteriye katılanların yargılanması. Gorki, hikâyeyi olayların eylemci kahramanları yerine, bir annenin bakış açısından anlatmayı seçmiştir. Bunun nedeni de işçi sınıfına daha kolay mesaj verme yaklaşımıdır. Gorki, herkesin eylemci olabileceğini ve devrime katkıda bulunabileceğini göstererek işçi sınıfı insanlarının ürkekliğini kırmayı, onları yüreklendirmeyi amaçlamıştır. Ayrıca burjuva sınıfının sağladığı olanaklara sırt çevirerek mücadeleye katılan başka kadınlar da romanda önemli rol oynar. Böylece devrimci mücadelenin, sadece erkeklerin değil kadınların da omuzlarında yükseldiğini Gorki’nin usta üslubundan okuruz.
₺16,90KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil

“Ben seni hiç unutmayacağım, sen beni hiç hatırlamayacaksın…”

Ayşe Kulin’in heyecan verici kaleminin, sürükleyici anlatımının doruk noktalarından biri SON!

Kulin’in daha önceki romanlarından tanıdığımız kahramanların sona eren hikâyeleri...

SON, içinde tuhaf bir sıkıntısı olanların, memleketin hallerine dertlenenlerin, birini hep son gördüğü haliyle hatırlayacağını bilenlerin, ülkeden ülkeye savrulanların, üstüne gidildiğinde gözü hiçbir şeyi görmeyenlerin, aşk yerine umutla yetinmek zorunda kalanların hikâyesi.

Denize doğru akarken birbirine karışan nehirlerin, tesadüflerin,

denk gelişlerin, kesişmelerin, hiç unutmayanların, kördüğümleri çözmeyi dileyenlerin romanı

SON!

₺18,85KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil
“Pencereden bakıyoruz kedimle. Dışarısı bir dünya curcuna. Ne acelesi varsa, açılmış kabak çiçeği gibi, soyunmuş dökünmüş pirüpak sabah. Şehrin çocuğu, yaşlısı, çalışanı dökülmüş sokaklara… Gün başladı ya, durmayın evlerinizde. Doldurun sokakları, otobüsleri, binaları. Akın akabildiğiniz kadar oluk oluk. Delin, deşin, parçalayın yerin yüzünü. Derinine temel atıp, bıçak gibi saplayın toprağın karnına binalarınızı. Camlar, metaller giydirin üzerlerine ki ışısın... Bahçe zararlıları gibi kıymık kıymık, parça pinçik her gün, her saat, düzenli yiyip bitirin dünyayı. Bu yüzden bu sabahın erkeninde kalkmalar.”
Metal Hayatlar’da, modern dünyanın insan hayatını kâbusa çevirişi; insanın mekanikleşip sistemin dönen çarklarından biri haline gelişi, kendine ve içinde bulunduğu topluma yabancılaşması anlatılıyor. Sert, eleştirel tonda anlatılmış, her biri ayrı tatlar bırakan derin, sarsıcı öyküler. Üzerine beton dökülmüş, metalle kaplanmış hayatlar… Berna Durmaz, günümüzün en özgün ve usta öykücülerinden… Şiirsel üslubu, baş döndürücü atmosferleriyle iz bırakan bir yazar. “Hayat” denilen aldatmacayı sorguluyor, sorgulatıyor.
₺12,00KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

Yalın ve aynı oranda yoğun anlatımıyla, romanlarında gösterdiği ustalığı öykülerinde de sergileyen bir yazar Erhan Bener. 1996 Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Öykü Ödülü’ne değer görülen Günbatımı Öyküleri  ve Denizaşırı Öyküler’in yer aldığı Bütün Öyküleri’nin ikinci cildinde Bener, insanı bütüncü bir biçimde ele aldığı olayları bu kez tam kıvamında bir “mizah”la daha da renklendiriyor. Hüzünle ironinin iç içe ilerlediği bu öykülerinde, gözlem gücünün derinliğiyle okurunda saygı uyandırıyor.

Erhan Bener, Türk edebiyatının büyük ustalarından biri…

₺39,20KDV Dahil
₺49,00 KDV Dahil

Açılışı 562 yılının sonunda gerçekleşen ve tam 1000 yıl boyunca Hıristiyan dünyasının en büyük ibadethanesi unvanını taşıyan Ayasofya: Yaklaşık 1500 yıllık geçmişi ve ilk günden beri göreni “büyüleyen” ihtişamıyla sadece dini açıdan değil, mimari, siyasi, kültürel ve toplumsal açıdan da benzersiz bir “abide”!

Bütün heybetiyle göğe yükselmesinden on beş yüz yıl sonra, İstanbul’un göbeğinde hâlâ ayakta olan Ayasofya, döneminin en büyük ozanlarından Paulos Silentarios, namı diğer Mabeyinci Pavlos, tarafından bizzat açıldığı gün, yaratıcılarının ona kazandırmak istediği tüm güzellik ve görkemle bezenmiş haliyle, bütün detaylarıyla ve esinleyici bir güçle betimlenmişti.

Belagatteki maharetini sergilerken, ihtişamıyla göreni büyüleyen mabedin yapımında kullanılan malzemelere dair detayları aktarır ve estetik simgeler gibi görünen şeylerin ardında gizlenmiş tanrıbilimsel motifleri de ilk kez dile getiren bir “rehber” esere imza atar Mabeyinci.

Bir yazın geleneği olarak dönemin mimarlık yapıtları için kaleme alınan övgü metinleri arasında “bizim” için en özeli Ayasofya’nın Betimi, Pierre Chuvin’in metnin ve yazarının önemini ortaya koyan önsözü, Samih Rifat’ın Mabeyinci’nin sesini kulaklarımızda çınlatan titiz çevirisi ve kendi objektifinden fotoğraflarıyla… 

₺18,00KDV Dahil
₺22,50 KDV Dahil

Sokaklar güvenli değil

Şehir merkezindeki bir otel odasında bulunan cesedin kimliğine ulaşılmıştı: sosyete fahişesi elena danya. Çok geçmeden başka bir seks işçisi daha ölü bulundu. Üstelik kız, elena’nın arkadaşıydı. Aristokrat bir aileden gelen kötü kız arabella ise kayıptı. Tesadüfe bakın ki o da elena’nın arkadaşlarındandı.

Şehrin karanlik yüzü

Kanıtlar röntgenci bir avcıyı işaret etse de müfettiş will wagstaffe o kadar emin değildi. Araştırmasını gaddar ve tehlikeli olarak bilinen üç adam üzerinden yürütüyordu: şehirde yaşayan bir banker, rus mafyasının liderlerinden biri ve türk bir playboy. Peki gölgelerin ardında saklanan başka güçler olabilir miydi?

Gerçeği öldüremezsiniz

Staffe’ın soruşturması onu ölümcül bölgenin derinliklerine doğru sürüklerken, aniden kendi çevresindeki kadınların da tehdit altında olduğunu fark edecekti.

₺23,20+ KDV
₺29,00 + KDV

Yazma nedenini tek bir şeye indirgememiz mümkün değil. Çoklu, parçalı ve bazen de yazarın kendisinin de anlam veremediği şeyler dünyasından ortaya çıkan bu istencin dışavurumu, her seferinde aklın sınırlarıyla açıklanamaz. Yazma serüveninde sezgi, nedensizlik ve bireyde var olan kör noktalar da işin içindedir.

Tüm bu karmaşanın içinde bir dil serüveni olan “Yazma Cesareti” özel bir durumdur. Bu duruma tahammülü sağlayansa, bireyin kendini yazınsal olarak gerçekleştirme ve anlamlandırma çabasıdır. Uzun soluklu bir yolculuk olacağını hemen kestirebileceğimiz bu çabanın karşılığı, ancak iyi bir ürünün ortaya çıkmasıyla mümkündür. İyi ürünse daha ilk adımda “Yaratma Cesareti”nin doğal sonucudur.

Ortalama bir metin okur için, iyi metinler ise metnin değeri için kurulur ve her iyi metin dilde de, düşüncede de toplumsallaşır. Metinde okurun her şeyi anlaması için bol bol açıklamalar yapılmışsa, okura alan bırakılmamış, her söylem sığlık ve açıklıkla kurulup öğreticiliğe dönüşmüşse, yazarın oyununa (yazarın kurduğu metne) dahil olmamız için hiçbir neden yoktur. “Okuma Cesareti” ancak nitelikli yapıtlarla başlayan bir durumdur.

Charles Bukowski’nin dediği gibi bir şeydir: “Yazmak uçmaktır benim için. Ateşler yakmaktır. Yazmak, ölümü sol cebimden çıkarıp duvara atıp tutmaktır.”

₺17,60KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

Yarım kalan öyküler, söylenmeyen sözler, beklenmedik darbeler... Kitapları otuzu aşkın dilde okunan büyük yazar David Grossman, ustaca kurguladığı bu çarpıcı metinde son sayfasına değin soluk kesen bir öykü anlatıyor ve okurunu, sahnesinde tuhaf bir adamın, Dovaleh G.’nin dikildiği komedi kulübünün kapılarından içeriye sokuyor. Dovaleh G., parlak spotların altında, onu meraklı gözlerle izleyen seyircinin karşısında hayatını temize çekiyor ve adeta bir psikiyatrın koltuğunda uzanmışçasına geçmişin loş dehlizlerine dalıyor. Ters köşelerle dolu bir gösteri bu; sahnedeki adam kendi hikâyesini anlatıyor ve bu hikâyede espriler, seyircinin suratında birer yumruk gibi, birer tokat gibi patlıyor.

Man Booker Uluslararası, Ödülü’ne layık görülen ve samimi, doğrudan anlatımıyla büyük övgü toplayan Bir At Bara Girmiş, herkesin derdinin kendine olduğu, her koyunun kendi bacağından asıldığı dünyada onca yalnızlığa rağmen görülmeye, duyulmaya, anımsanmaya duyulan ihtiyacın ve kahkaha ile gözyaşları arasındaki bir arpa boyu mesafenin romanı.

Soru su: Var olmak, bütün olmak için yeterli mi?

₺19,20KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

“Adanmışlık tek oturuşta bitirilecek kadar keyifli, kendini tekrar okutacak kadar tesirli. Kısa süreliğine de olsa, Patti Smith’le vakit geçirmek bir ayrıcalık.”

- Suzi Feay, Financial Times -

İnsan neden yazma mecburiyeti duyar? Başkalarının isteklerine rağmen neden kendini ayrı tutar, üzerine bir koza örer, yalnızlığa dalar? Virginia Woolf ’un odası vardı. Proust’un kapalı pencereleri. Marguerite Duras’ın sessiz evi. Dylan Thomas’ın mütevazı kulübesi. Hepsi de kelimelerle dolacak bir boşluk peşinde. Bakir topraklara nüfuz edecek, sahipsiz şifreleri kıracak, sonsuz olanı ifade edecek kelimelerle.

Adanmışlık’ta çağımızın en ilham verici sanatçılarından biri sakınmadan defterlerini açıyor, kendi yaratım sürecinin yanı sıra neden yazdığımızı da gözler önüne seriyor.

₺17,60KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

Sanat, fantastik, bilimkurgu, aşk, aksiyon, gerilim her şeyden tatmak isteyen bir obursanız bu sofra tam da size göre. Derin bir nefes alın ve okumaya başlayın, nefesinizi verdiğinizde kitap da bitmiş olacaktır. Sonra kapatın kitabı ve en ütopik hayalinizi düşünün. Göğüs kafesinizden çıkarın hayal kuşunuzu gökyüzüne doğru özgürce uçurun.

Hadi başla!

Oku, tat, öğren, hayal et, aşık ol, hüzünlen, düşün, sevin, şaşır ve sarhoş et kalbini...

Soframda kadehimi tüm hayalperestler için kaldırıyorum.

Afiyetle okuyun ve HOŞ geldiniz.

₺14,40KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

“Kendi kendimizin doruğuna yükseldiğimiz zaman; hayattan, ölümden, sonsuzluktan konuşmak ne kadar kolay, ne kadar doğal gelir. Sonradan, o izlerin üstüne yeniden düştüğümüzde, böyle konuşmuş olduğumuza nasıl şaşarız. Hayır, iyice farkındayım, Creezy ile beraber olduğum sürece beni bir öte dünyanın, sadece sisler içinde belli belirsiz seçebildiğim bir acunun eşiğine kadar götüren bir şeylere dokunuyordum. Ama neydi o dokunduğum? Bilmiyorum. Belki de hiçbir zaman bilmeyeceğim. Biz hepimiz metnini bilmediğimiz ya da metni bizim için okusak da anlaşılmaz kalan bir piyeste oynuyoruz; deney bir işe yaramıyor bu oyunda. Mutluluk ya da mutsuzluk elimizden kaçıp giden o şeyin iki karanlık yüzünden ibaret.

Bu oyunun adı: öteki kişi.”

Félicien Marceau’nun Goncourt Ödülü alan Bir Tanem romanında evli ve iki çocuk babası bir milletvekilinin, güzel ve güzel olduğu kadar da gizemli olan genç bir modelle yaşadığı tutkulu aşkı, Cemal Süreya’nın şiir tadında çevirisiyle okuyacaksınız.

₺12,80KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

Sıra dışının krallığına hoş geldiniz! Casus, savaş pilotu, çikolata tarihçisi ve tıbbi buluşlar yapan bir mucit: Roald Dahl, yazdığı kitaplar kadar renkli bir yazar. Charlie’nin Çikolata Fabrikası ve diğer çocuk kitaplarıyla tanınan Dahl’ın yetişkinlere anlattığı hikâyeler de bir o kadar sihirli.

Roald Dahl, bu kez sürpriz ve gerilim dolu öyküleriyle yetişkinlerin aklına ve yüreğine sesleniyor. Kocasından intikam alan kadın eve gelen polislere ne ikram eder; sol elinizin serçeparmağına gerçekten ihtiyacınız var mı; şarap bilginizi nasıl geliştirip bahse girersiniz; bahçeden kopardığınız çiçek çığlık mı atar ağlar mı – bu soruların cevaplarını bu kitapta bulacaksınız.

Roald Dahl’ın alışılmışın dışındaki öyküleri, intikamlar, umutsuz arayışlar, acı anılar, tiksindirici fantezilerle garip ve beklenmeyen olayları dile getirerek tüylerinizi ürpertmeyi başarıyor.

₺20,40KDV Dahil
₺25,50 KDV Dahil
Bu yıl 80. yaşını kutlayacak olan Mıgırdiç Margosyan’ın tüm eserlerini bir araya getiren Fıllaname tek sefere mahsus özel baskısıyla yayımlanıyor. Özellikle Diyarbakır’ı anlattığı öykü ve anlatı metinleriyle bilinen Margosyan’ın eserleri, ilk kez Türkçe olarak basıldığı 1992’den bu yana büyük beğeni kazanmış, geniş bir okur kitlesine ulaşmıştı. Fıllaname, usta yazarın o günden bugüne kaleme aldığı beş kitabı bir araya getirirken, sanatçı Emre Zeytinoğlu’nun Margosyan’ın öykülerinden esinlenen çizimleri ve sunuş metniyle zenginleşiyor. Kalın kapaklı ve renkli olarak basılan kitap, sadık Margosyan okurları ve usta yazarın edebiyatıyla tanışmak isteyenler için büyük bir fırsat sunuyor. 
Gâvur Mahallesi ve çevresindeki günlük yaşantıyı 1915’lerden 1940’lara, oradan bugünlere taşıdığı rengârenk öyküleriyle yörenin yitip gitmekte olan toplumsal hafızasına adeta bir cansuyu veren, bölge insanına, gelenek ve göreneklerine dair birbirinden değerli tanıklıklarıyla adeta ayaklı bir Diyarbakır ansiklopedisi olan Mıgıdiç Margosyan’ın edebi verimi Diyarbakır için daima çok değerliydi. Ancak, özellikle son yıllarda yürütülen operasyonlarla adeta yeryüzünden silinen, içinde Gâvur Mahallesi’ni de barındıran Sur’un yürek yakan son halinden sonra Margosyan’ın öyküleri ve anlattıkları, bir başka anlam, bir başka değer daha kazanıyor. Yazarın tüm eserlerini bir araya getiren Fıllaname de, bu koşullar altında salt bir kitap olmaktan çıkıyor, adeta geçmişin kayıp seslerini yarınlara taşıyan ve halen çağıldamakta olan bir kaynak halini alıyor. Ancak edebiyatın saf ve temiz suyunun yüklenebileceği türden bir sorumluluk bu. Mıgırdiç Margosyan’ın eserleri, Diyarbakır’a, Gâvur Mahallesi’ne, hepimize, hal ve ahvalimize dair çok şey anlatmaya devam ediyor.
₺64,00KDV Dahil
₺80,00 KDV Dahil

Altı yaşındaydım; çok karlı bir gece, Kars’ta, gece saat 3’te annem başka bir arabaya bindi ben başka bir arabaya. Onlar öndeydi, biz arkada. Kırmızı ışıklarını takip edecektik ve böylece bilecektik. Neyi? Güvende olduklarını, yaşadıklarını... Kırmızı ışıklar gözden kayboldu, tedirgin oldum, küçücük yaşıma rağmen anladım, ama sanki boğazıma bir şey geldi oturdu, konuşamadım. Ne çırpınabildim ne ağlayabildim. Ve bu konuda, o gece hakkında yıllar yılı hiçbirimiz konuşmadık.

Flamingolar Pembedir benim alternatif hayat hikâyem. Küçük bir kız çocuğu hiç konuşmadan, hep dinleyerek, bütün varlığıyla hayatı anlamaya çalışır. Onu teselli eden tek bir yer vardır, kayığı, yani annesinin kayıp kucağı. -Aslı Perker

“Seviyorum. Ama insan sevdiğini öldürür mü?”

“Ahhh. Sen nasıl bir soru sordun Bahriyeli? İnsan sevdiğini öldürür. Hem de her gün.”

₺19,20KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

Mario Levi’nin Size Pandispanya Yaptım romanının başrolünde

15. yüzyılda İspanya’dan Osmanlı topraklarına göç eden Sefaradların günümüze dek taşıdıkları yemek kültürü var. Gizemli olaylar, yıllarca yaşatılmış bir aşk, eski defterler, mektuplar ve efsanelerle ilmik ilmik örülmüş bu roman bizi aynı zamanda bir ailenin tarihinde yolculuğa çıkarıyor. Mutfakta pişen yemeklerin, o kalabalık sofraların tadı damağınızda kalacak. Merak etmeyin, tarifler de Mario Levi’nin usta kaleminden yerini almış romanda…

₺23,20KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil

Kültür sanat dünyasının medya ayağından bilirdik Sibel Ateş Yengin’in imzasını. Şimdi, kurgu dünyasına gözü pek bir giriş yapıyor. Mırıldanarak.

Sibel Ateş Yengin’in ilk öykü kitabı Bu Evde Kimse Yaşamıyor yaşamda küçük inceliklerin hâlâ yaşadığını iddia ediyor. Küçük, incecik, sessiz, belki köşede.

Bu bir ilk kitap. Şifasını kendi buluyor. Derdine derman oluyor.

O evde kim yaşıyor?

“O ilk gece buz gibiydi yanakların. Ellerin… Ellerin soğumamıştı henüz. Anne. Çok yalnız kaldım anne. Bak sana ilk kez anne dedim. An. Ne. Anne. Annn ne! Anne. Aaannne.Duydun mu beni anne. Anne. Elimi tutmasan da gözüme bakmasan da saçlarıma dokunmasan da bu evin bir annesi vardı. Beni sensizliğe alıştırmanın bir yoluydu bu. Biliyorum. Sevdiğindendi uzak durman. Değil mi anne. Çok sevdiğindendi. Ölü de olsa bir anneye sarılmak huzur verir. Öyle değil mi anne… Öyleyse derdime derman olacak, şifamı kendim bulacağım…”

₺12,00KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

Başımı göğsüne dayayıp

Ağlamamı bekleme benden

O baş çoktan ayrıldı gövdesinden

Ruhun bedenden ayrılması gibi

Sessizce, ama onurlu

Gitme kal, diyemem

Git…

Bu baş bunu da atlatır

Ama…

Yürek için söz veremem!

₺19,20KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

O KENDİ GÜÇLERİNİ KABUL ETMESE BİLE TÜM DÜNYANIN O GÜÇLERE İHTİYACI VARDI

Güneşin Elçisi Alina Starkov, Karanlıklar Diyarı’ndaki karmaşayı ardında bırakarak bambaşka topraklara doğru yola çıkar, ancak kaderinden ve geçmişinden kaçmak sandığı kadar kolay olmayacaktır. Karanlıklar Efendisi tüm gücü ve ölümcül planlarıyla yeniden karşısına çıkmaya hazırlanmaktadır.

Alina, Karanlıklar Efendisi’ni yenmek ve ülkesini özgürlüğüne kavuşturmak için gereken güce ulaşmak zorundadır. Bu sebeple de uzun ve tehlikelerle dolu bir yolculuğu göze almalıdır.

“Eşsiz ve büyüleyici tasvirlerin her sayfasında kendini hissettirdiği Kuşatma ve Fırtına’nın kendine özgü dünyası onu benzersiz kılan etkenlerden sadece biri.”

-Booklist-

“Mükemmel bir kurgu ve aksiyonla harmanlanmış bu sürükleyici roman okurların hayal gücünü harekete geçirmekte oldukça başarılı."

-The Los Angeles Times-

“Bardugo yine fantastik edebiyatın nasıl yazılması gerektiğini ispatlar nitelikte bir romana imza atmış.”

-The New York Times-

“Kuşatma ve Fırtına’yı bitirdikten sonra onun daha önce okuduğunuz hiçbir kitaba benzemediğini anlayacaksınız.”

-Publishers Weekly-

₺23,20KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil
Yirminci yüzyıl edebiyat ve felsefe tarihinde Yeraltından Notlar kadar büyük etki yaratmış, sık referans gösterilmiş ve üzerinde durulmuş çok az metin vardır. “Yeraltı Adamı” kısa sürede çağdaş kültürün söz haznesinin ayrılmaz bir parçası oldu ve Hamlet, Don Quixote, Don Juan, Faust gibi ölümsüz kahramanlar arasında yerini aldı. Nietzsche felsefesi, Freudizm, ekspresyonizm, sürrealizm, varoluşçuluk gibi pek çok çağdaş düşünce akımının taraftarı Yeraltından Notlar’ın adsız kahramanını kendi yandaşı olarak gördü. 
Hem felsefi ve politik bir polemik metni, hem toplumsal bir hiciv, hem de nörotik bir bireyin psikolojik tahlili olan Yeraltından Notlar, Dostoyevski’nin olgunluk dönemine ait büyük ideolojik romanlarının âdeta bir girişi, prelüdüdür. Burada ortaya atılan pek çok soru ve tez, Suç ve Ceza, Budala, Ecinniler, Delikanlı ve Karamazov Kardeşler romanlarının konularını oluşturacaktır. 
Nuri Yıldırım’ın Rusça aslından yaptığı yepyeni çeviriyle Yeraltından Notlar, okunmayı hak eden kitaplardandır. 
Bildiğiniz gibi, akıl güzel bir şeydir, beyler, buna şüphe yok, fakat akıl yalnızca akıldır, o kadar! İnsanın yalnızca düşünme, akıl yürütme melekesini kullanmasına fırsat verir, onu tatmin eder; halbuki arzu bütün bir hayatın, yani, aklıyla, dürtüleriyle, hevesleriyle bütün bir insan hayatının tezahürüdür. Gerçi hayatımızın bu tezahürü kısmen değersiz, sefil bir görünüm sergileyecektir, ama ne olursa olsun yine de hayattır, sadece bir karekök alma işlemi değildir.
₺14,40KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

Avaz avaz bağıracak gücümüz varken, suskunluklar peydah olur dilimizde. Onsuzluğu hatırlatan sokaklardan sessiz sedasız geçerek, kendimizi unuttuğumuz çıkmazlara gireriz.

Bir gece yarısı yutkuna yutkuna düşünürken maziyi, beyaz kağıtlara fısıldar, yıkık dökük cümleler toplarız harf harf.

Açığa vurdukça kutsallığı kaybolur bazı şeylerin.

Kayboluruz ama kaybetmeyiz sevdasını sırtına yüklenmiş onurumuzu. Sevmekten, hep sevmekten, çok sevmekten bahsedenlerin aksine, güzel severiz, çok güzel severiz, en güzel biz severiz!

Ve kimsenin haberi olmaz bundan...

Muhammet Recep Arar’ın kaleminden, tıpatıp kelimelerin bilindik hikayelerde anlattığı aynılaşmış sevdaların uzağında, başka cümlelerle, sessiz ama çığlık çığlığa sevmiş yüreklere...

“Ya Biz Ya Hiç” diyebilecek kadar derinden sevebilenlere...

₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
GÖZBEBEKLERİNİN BÜYÜMESİNİ, YANAKLARININ ARZUYLA PEMBELEŞMESİNİİZLİYORUM. BENİ İSTİYOR. BEN DE ONU İSTİYORUM. DUDAĞINI ISIRIYOR. ARTIK DAHA FAZLA DAYANAMIYORUMKARANLIĞIN ELLİ TONU… BU SEFER ANLATMA SIRASI CHRISTIAN GREY’DE… 

E L James, tüm dünyada milyonlarca okuru peşinden sürükleyen aşk masalına daha derin ve karanlık bir boyut vererek Christian’la Anastasia’nın hikâyesine geri dönüyor. 
TUTKULU VE YAKICI ilişkileri kalp kırıklığı ve suçlamalarla sona erdi ama Christian Grey, Ana Steele’i ne aklından ne de teninden atabiliyor. Onu geri kazanma azmiyle en karanlık arzularını ve mutlak kontrol ihtiyacını bastırmaya, Ana’nın istediği şekilde onu sevmeye çalışıyor. Yine de çocukluğunun korkuları hâlâ peşinde. Sırdaşı ve terapisti Dr. Flynn, Christian’ın şeytanlarıyla yüzleşmesine yardım edebilecek mi? Yoksa baştan çıkarıcı Elena’nın sahip olma arzusu ve eski kölesi Leila’nın kendini adamışlığı Christian’ı geçmişine mi sürükleyecek?Ve Ana’yı gerçekten geri kazansa bile, bu kadar karanlık ve arızalı bir adam onu elinde tutabilecek mi?
₺31,20KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil

Muzaffer Oruçoğlu’nun dört ciltlik roman dizisi Grizu, Türkiye’de kömür madenleri odağında işçi sınıfının gelişimini her bir ciltte ayrı bir tarihsel döneme odaklanarak ele alıyor. Yazarın başyapıtı olarak görebileceğimiz bu eseri bir çeşit belgesel roman olarak okumak da mümkün. Fakat Oruçoğlu Grizu’da da esrarlı, delişmen, taptaze roman dilinden ödün vermiyor.

Grizu, müthiş ayrıntılı saha anlatımına, madencilikle ilgili yakından gözlemlerle beslenen gerçekçiliğine, romanın arka planında her biri yakın dönem Türkiye tarihini şekillendirmiş büyük tarihsel olayları ele almasına rağmen özenli dili, etkileyici karakter çizimleriyle okura bir roman, hem de büyük bir roman olduğunu her satırda hatırlatıyor.

Oruçoğlu çok az çiğnenmiş bir patikaya saparak yazdığı bu “işçi sınıfı romanı”yla çileli madenkeşlerden, grizu yanığı işçi ve katır bedenlerinden, zorla çalıştırılan Batı Karadeniz köylüsünden, akıl almaz çalışma koşullarından, sermayeyle kolluk güçlerinin iç içe geçmiş eza uygulamalarından söz açarken işçi sınıfından aldığı emaneti okura “roman” görünümüyle sunuyor. Üstelik bunu yerel söyleyişleri, mesleki jargon ve terminolojiyi güçlü birer roman malzemesine dönüştürerek yapıyor.

9. Abdullah Baştürk Roman Ödülü’ne layık görülen Grizu, edebiyatımızın yüz aklarından biri olarak beliriyor. Her dönemde işçi sınıfına reva görülen uygulamaları ve işçi sınıfının verdiği/vereceği cevabı da hatırlatarak.

₺30,40KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil

Fransız Rivierası, 1956: Doğu Alman Gizli Polisi Stasi’nin Başkan Yardımcısı, eski Nazi Erich Mielke, Nice’te, farklı isim altında bir otelde çalışan dedektif Günther’in karşısına çıkar ve onu tehlikeli ve acımasız bir görevi kabul etmeye zorlar. Geçmişinden kurtulmaya çalışan Günther için ikinci tatsız sürpriz, eski asistanı, şimdiyse Stasi’nin adamı olan, hiç güvenmediği Korsch’la birlikte çalışacak olmasıdır. Korsch’la karşılaşması Günther’i 17 yıl geriye, 1939’a götürür.

Almanya, 1939: Adolf Hitler’in Bavyera’daki dağ evinde, düşük dereceli bir bürokrat ölü bulunur. Üçüncü Rayh’ın lideri ellinci doğum gününü kutlamak üzere bu eve gelmeden önce, istemeyerek Naziler için çalışan dedektif Günther’in Korsch’la birlikte katili bulmak için yalnızca bir haftası vardır.

Hikâye bu iki zaman arasında gidip gelirken Kerr bu ikili kurguyu ustalıkla harmanlıyor, gerilimin dozunu giderek artırarak okuru anlatımın içine çekiyor ve bütün olayı hem şaşırtıcı hem inandırıcı bir sona ulaştırıyor.

₺31,20KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil

İki baba ve her birinin oğullarıyla sessiz, neredeyse namevcut ilişkisi. Yabancı babalarının esrarını anlamaya çalışan iki aile. Anavatanlarından uzakta, anadillerini kullanamadıkları ülkelerde kendilerini yeniden yaratmaya çalışan göçmenler. Tutkuyla başka yazarların yapıtlarını okuyan ve bu yapıtlardan kalkarak kendi hayatlarındaki bir gizemi kazıp çıkartmaya çalışan yazarlar. Kilit altında tutulan, kolay paylaşılamayan sırlar.

Arjantinli yazar Eduardo Berti’nin otobiyografik öğeler de taşıyan romanı, yaklaşık yüz yıl arayla iki farklı zamanda ilerliyor. Göçmenlik, aile sırları, geçmişle hesaplaşma gibi kadim olduğu kadar günümüzde de yakıcılığını sürdüren meseleleri var. Karmaşık olay örgüsünde hiçbir ayrıntı tesadüfi veya rasgele değil.

₺25,60KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
Bir kadın ve bir erkek... 
Kâinatın yörüngesini değiştirecek kadar güçlü bir gezegen ve ona tabi olacak kadar boyun eğmiş bir yıldız. 
Yüreklerinde yalnızca vatan sevgisi var. 
Ölümden korkmuyorlar. 
Hedefleri, hayalleri köhnemiş ve yıkılmış bir imparatorluktan çağdaş, uygar ve özgür bir yeni ülke yaratmak. 
İki dev onlar... 
Ve devler âşık oluyor... 
Erkek kadına tabancayı uzatıyor, “Önce beni, sonra kendinizi vurun” diyor. 
Kadının rüyaları erkeğin sözleriyle doluyor. 
Birlikte intihar etmek ancak âşıkların işidir. 
Erkek hep ona benzeyen bir kadın hayal ediyor, ama ulaşmak imkânsız. 
Çünkü kadın evli... 
Hayalindeki kadına rastladığını sandığında da hayatının en büyük hatasını yapıyor. 
Büyük aşklar ulaşılmaz olunca nefrete dönüşür. 
Kadın erkekten, erkek kadından nefret ediyor, ama bu nasıl bir nefret? 

Mustafa Kemal Paşa ile Halide Edip’in aşkı elinizdeki kitabın satırları arasında gizli...
₺25,60KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
Fırtına gibi girdi yaşama... Öyle de sürdürdü kısa öyküsünü... Nefes nefese bir serüvendi onunki... Hep asi, hep aykırı, hep âşıktı... Yaşamla yarıştı, çok şey sığdırdı kısa ömrüne... Hapis yattı, acı çekti... Mutlu da oldu... 
Türk edebiyatının cesur ve güzel kadını Sevgi Soysal’ın sıra dışı kısa yaşamını, belgesel/biyografik roman biçiminde yazan Sevim Kahraman; bize sadece yetkin ve büyük bir yazarı değil, kendisini ülkesine ve topluma karşılıksız adayan bir aydın kuşağının acılarını ve umutlarını da anlatıyor. 
12 Mart 1971 faşist darbesine karşı yürütülen o soylu mücadeleye katılmakta bir an bile tereddüt göstermeyen savaşçı bir kadının öyküsü... Ele avuca sığmaz, hınzır, alaycı bir aydının, Sevgi Soysal’ın romanı... 
Orta sınıf bakışının anlayamayacağı bir tutkuyla yaşama ve aşklarına bağlı bir kadının çevresindeki herkesi etkileyen, dahası büyüleyen 40 yıllık çarpıcı yaşamı... 
Bu dünyada “yarım kalan türkü” olan SEVGİ’yi bir solukta okuyacaksınız.
₺14,40KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
“Yabanın sabrı; kararlı, yorulmak nedir bilmez ve inatçıdır. Bir örümceği ağında, bir yılanı yuvasında, bir panteri pusuda saatlerce kıpırtısız tutan, işte bu sabırdır.” 

Jack London’ın başyapıtları arasında sayılan VAHŞETİN ÇAĞRISI’nda, St. Bernard ve İskoç çoban köpeği kırması olan Buck’ın hayatta kalma savaşını okuruz. Alaska’da altın arayıcılarına satılan kızak köpeği Buck için yalnızca uyum sağlayanın hayatta kalabileceği bir savaş başlar. Zorluklarla dolu vahşi doğada Buck nasıl hayatta kalacaktır? Hem insanlar hem de diğer köpeklerle giriştiği mücadeleyi kazanabilecek midir? 
Ayakta kalmak için içgüdülerine mi ses verecektir yoksa kendini yeniden yaratmanın bir yolunu mu bulacaktır?
₺9,60KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil
Serpil Çağlayan çevirisi, 
Alfred Kazin’in önsözü, 
Barış Özkul’un sonsözü, 
Yazar ve dönem kronolojisi, 
Kitaba dair görsellerle. 
Ethan Frome, bastırılan duygulara, ruhsal ve fiziksel sefalete yazgılı 
bir yaşam döngüsü içinde ortaya çıkan trajik bir aşk üçgenine ilişkin bir 
başyapıt. 
Hastalık hastası karısı Zeena ile birlikte kapandıkları ıssız çiftlikte 
yıllardır kıt kanaat geçinen Ethan Frome’un günlük rutini, karısının 
kuzeni Mattie’nin çiftliğe gelişiyle değişir. Mattie çiftliğe yeniden 
mutluluk ve güzellik getirir. Ethan ile Mattie her geçen gün birbirlerine 
saplantılı bir şekilde bağlanırken Starkfield’ın marazi bir yalnızlık 
üreten amansız kışı umutlarını bir girdap gibi yutmaya başlar. Yalnızlık, 
umutsuzluk ve ölüm duygusunu 20. yüzyıl Amerikan edebiyatında en 
yoğun şekilde işleyen Ethan Frome, kasveti ve melankolisiyle insanın 
içine işleyen bir başyapıt. 
“Ethan Frome, klasik peri masallarıyla realist toplum eleştirisini 
birleştirmek konusunda en başarılı romanlardan biri.” 
ELIZABETH AMMONS 
“Ethan Frome, birçok eleştirmenin kafasını karıştırmaya aday, 
son derece karmaşık bir metin.” 
LIONEL TRILLING
₺16,40KDV Dahil
₺20,50 KDV Dahil