Dağlar ve Rüzgâr’ın bu özel baskısında Sabahattin Ali’nin şiirlerinin farklı arşivlerde bulunan el yazmalarıyla, kitap olarak yayımlanan biçimleri karşılaştırılarak farklılıklar gösterildi.



Şiirlerin sonuna eklenen Notlar’da şiirlerin yazıldığı tarih, yer, yayımlandığı dergi, gönderildiği kişiler vb. bilgilerle birlikte Sabahattin Ali’nin mektuplarında şiirleri hakkında yazdıklarına da yer verildi.



Sabahattin Ali’nin yaptığı değişikliklerin izini sürmek ve şiirlerini el yazısından okumak isteyenler için Dağlar ve Rüzgârhoş bir sürpriz.



Bütün gayretime rağmen kendimi lirik bir mecradan boşaltmak ihtiyacını duydum: İşte böylece şu son aylar içinde beş on manzume meydana geldi. Belki kıyamadığım için, bunları, eskilerden de birkaç tane ilave ederek neşrettim. Bunu yapmakla sahamın haricine çıkmadığım kanaatindeyim, çünkü bu şiirler de uzun bir hikâyenin parçalarıdır, uzun ve ebedi bir hikâyenin... -Dağ Şiirleri, 1932


₺14,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
“Bence Eylül, tek başına, bir yazarın ismini edebiyat tarihine silinemeyecek şekilde nakşetmek için kâfidir.”

- Halid Ziya Uşaklıgil - 

Fakat her şey boş değil mi? Ne olsa, ne yapılsa kış gelmeyecek mi? Ya gelinceye kadar... Hiç mi, hiç mi bir şey yapılamaz? Böyle görerek, anlayarak, bile bile hayat ve saadetten feragate tahammülden başka bir şey mümkün değil mi?

Yüz yılı aşkın bir süredir bazen mutlulukla bazen gözyaşlarıyla okunan Eylül, edebiyatımızda derin izler bırakmış, birçok farklı metinde tekrar tekrar karşımıza çıkmış bir roman. Üç ana karakter etrafında gelişen, İstanbul’un da dördüncü bir karakter gibi dahil olduğu, Mehmet Rauf’un başyapıtı olan bu romanda kişiler, ruhsal dünyaları en ince ayrıntılarına kadar incelenerek karşımıza çıkarılıyor.

Yasak aşk temasının dönemine göre oldukça cesurca işlendiği bir aşk ve karasevda romanı olan Eylül, metin üzerinde yapılan kapsamlı bir çalışmayla, orijinal diline müdahale edilmeden yayına hazırlandı. “Psikolojik roman” denince akla gelen ilk eser olan Eylül’ü şimdi eski hataların tek tek ayıklandığı yeni çevirisi, yazarla yapılan “Eylül’ü Nasıl Yazdım” söyleşisi ve notlandırılmış, döneme ait harita, fotoğraf ve kartpostallarla zenginleştirilmiş baskısıyla okurlarımıza sunuyoruz.

E, sonbahar bu… artık bu kadar letafet ve hararet verdikten sonra! Eylülden daha ne beklenir? Eylül, malum ya, hüzün ve matem ayıdır.
₺14,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Düşünüyorum da aşk sözcüğünü de biraz eksik bulu­yorum şu senlen ben arasındaki ilişkiye. Daha büyük, daha sağlam bu bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte, ama yer yer, zaman zaman onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var bizde. Seni seviyorum; ve senin için her şeyim. Beni sevi­yorsun; ve benim için her şeysin. 

Bir insan için şu kısa hayat­ta bundan daha büyük ne olabilir ki.

Cemal Süreya, Temmuz 1972’de Okmeydanı SSK Hastanesi’ne yatan eşi Zuhal Tekkanat’a hastanede kaldığı on üç gün boyunca mektuplar yazmıştı. Zuhal’e ve oğulları Memo’ya olan sevgisini, hayallerini ve özlemlerini, mutluluk ve kaygılarını anlattığı, şiirinden tanıdığımız içtenlikle kaleme alınmış bu mektuplar, Süreya’nın ölümünün ardından Erdal Öz’ün sunumuyla kitaplaştırıldı. Kitabın ikinci kısmını oluşturan 1967-1978 tarihli mektuplarla birlikte On Üç Günün Mektupları, bir büyük aşkın “sevda sözleri”yle bezeli tanıklığı ve tarihçesi.
₺14,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Honore de Balzac (1799-1850): 19. yy Fransız edebiyatının büyük ismi. Edebi kariyerine oyun yazarak başladı. Ancak aldığı eleştiriler neticesinde romana yöneldi. Yirmi yılda 85 romanı tamamladı, öldüğünde arkasında 50 roman taslağı bıraktı. 1830 yılında kurmaca eserlerini Dante’nin İlahi Komedya’sına atıfla İnsanlık Komedyası başlığı altında topladı. Bir kısmı zamanla edebiyatın arketiplerine dönüşen 2000’i aşkın karakter yarattı, tüm bu karakterleri önyargıdan uzak analitik bir yaklaşımla, toplumsal sınıfından yalıtmaksızın ele aldı. Romana kattığı toplumsal ve gerçekçi çerçeve ona gerçekçi romanın kurucusu unvanını kazandırdı. İnsanlık Komedyası’nın Töre İncelemesi ayağında Taşra Yaşamından Sahneler başlığı altında yer alan Eugenie Grandet ilk kez 1834 yılında yayımlandı. Roman, zengin fakat cimri babasının gölgesinde aşkı, yası, acıyı tadan Eugénie’nin dokunaklı hikâyesini anlatıyor.
₺12,00KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
Sevgili Erdal: Erdal Öz’e Mektuplar yazar, yayıncı ve örnek bir aydın olarak Erdal Öz’ün belki de en samimi portresini sunuyor. Başlarda heyecanlı bir üniversite öğrencisi, sonraları kuşağına yön veren bir yayıncı, iyi bir arkadaş ve düşünceli bir yazar olarak bu kültür insanını tüm yönleriyle gözler önüne seriyor. 

Yaklaşık 40 yılı kapsayan bu mektuplarda, Erdal Öz ve dönemin yazarları, sadece edebiyat ve yayıncılık alanındaki düşüncelerini aktarmakla kalmıyor, günlük yaşamlarını, mücadele ve dertlerini de içten bir dille paylaşıyorlar. Sevgili Erdal bu yanıyla, 50 kuşağını yakından tanımak isteyen okurlar, yazarlar ve yayıncılar için hazine değerinde bir belge niteliği taşıyor.

Sevgili Erdal: Erdal Öz’e Mektuplar’ın ilk cildinde Bilge Karasu, Salâh Birsel, Onat Kutlar, Gülten Akın, Aziz Nesin, Yaşar Nabi Nayır, Yaşar Kemal, Metin Demirtaş, İlhan Berk, Konur Ertop, Behçet Necatigil, Talip Apaydın, Ali Püsküllüoğlu, Edip Cansever, Cahit Külebi, Ülkü Tamer, Cevdet Kudret ve Yusuf Atılgan gibi edebiyatımızın devlerinin mektupları yer alıyor.
₺29,25KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil

İstanbul… Her köşesinde başka başka hikayeler, sırlar, hayatlar taşıyan şehir... Mario Levi, yedi kitaplık yeni İstanbul yolculuğu Gördüklerimiz Göremediklerimiz’e bu kitapla başlıyor. İlk durağı Kadıköy’de bir cuma günü. Sonraki kitaplardaysa okuru haftanın farklı günlerinde farklı semtler bekliyor.

Teğet geçen hayatlar, geleceğe dair kaygılar, kalmakla gitmek arasında bocalayışlar ve söylenemeyen gerçeklerle iç içe geçen hikâyeler… Bugüne ait hikayeler… Ayrıca bu kitapta Levi tarafından çekilmiş, semte ait siyah beyaz fotoğraflar da çıkacak karşınıza. Yazar bu fotoğrafları zamanın tanıklığı olarak görüyor.

Bir Cuma Rüzgârı İstanbul’un ruhuna dokunan bir roman.

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Bilinmeyene yolculuk eden unutulmaz karakterlerin romanı

Mutlu sonlardan hoşlanıyorsanız, başka yerde arayın. Bu hikâye mutlu bitmiyor. Bu hikâyede insanlar ölüyor ve o insanların kurduğu şöhret düşleri de onlarla birlikte ölüyor. Ama bu, kahramanca başlangıcından trajik sonuna dek, anlatmaya değer bir hikâye.

Robert Falcon Scott Mart 1912’de, Ross Buz Sahanlığı’ndaki bir çadırda her şeyini kaybetti. Arkadaşları yanında ölü yatarken, Güney Kutbu’na ilk varan kişi olma hedefine ulaşamayışını ve küçük ekibini emniyet altına alma konusundaki başarısızlığını düşündü. Kendisi de birkaç saat sonra ölecekti ama yüz sene sonra bile adı hatırlanacaktı.

Beyaza Doğru, Terra Nova keşif gezisini, Scott’la birlikte güneye yelken açan o maceraperest adamları ve hayatta kalma mücadelelerini konu alıyor.

Joanna Grochowicz, yaşanmış bir hikâyeyi anlatırken gerçeklerin acımasızlığını ve büyüleyiciliğini ustalıkla harmanlıyor.

₺20,25KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil

Daha anlamlı yaşamak için İlber Ortaylı’dan tavsiyeler…

“Cesur olun. Kendinizi rahat hissettiğiniz alanın dışında pencereler açın. Farklı dünyalarla ancak böyle tanışırsınız. Ben hep yerimde dursaydım, dünyamı değiştirecek insanları aramasaydım, bugün tanıdığınız ben olmazdım. Bir insanın bittiği an, miskinliğe esir olduğu andır. İnsan, konforundan vazgeçmeyi göze almalıdır. Kendi dünyasını yerinden kendisi oynatmalıdır.”

- İlber Ortaylı

İlber Ortaylı, yediden yetmişe herkesin faydalanacağı, bilge şahsiyetinden ve yaşam tecrübesinden süzülen tavsiyelerden oluşan bir eserle karşımızda. İlber Hoca bu kitapta, bir insanın, çocukluktan itibaren hayatın hemen her alanında ihtiyaç duyacağı çözümleri nasıl bulabileceğini örnekler vererek anlatıyor. “Herkes kendi talihinin mimarıdır” sözünü hatırlatarak, kendi yolunu çizmenin ne anlama geldiğini tüm kritik noktalarıyla yorumluyor.

  • Bir ömrü hakkıyla yaşayabilmek ve yaşanan her andan tat alabilmek için önce ne lazımdır? 
  • İnsan hayatı kaç dönemden oluşur ve her bir dönemde neleri tecrübe etmek gerekir? 15, 25, 40 ve 55 yaşları neden birer eşiktir?
  • İnsan kimden, ne öğrenebilir? Kendi kendini yetiştirmek nasıl mümkün olur? 
  • Kişi mesleğini neye göre seçmelidir?
  • Bir işin uzmanı olmak ve o uzmanlık bilgisiyle çalışmak için nelere ihtiyaç vardır? 
  • Bir dil, en iyi nasıl ve ne zaman öğrenilir? 
  • En verimli sonucu alabilmek için nasıl çalışmak gerekir?
  • Sorumluluk sahibi bir insan, kendisi veya çocukları için nasıl bir eğitim modeli aramalıdır?
  • Hayata değer katmak için ne tür insanları arayıp bulmak gerekir? 
  • Doğru kararları alabilmek için en çok kimleri dinlemek gerekir? 
  • En iyi nasıl seyahat edilir; bir şehir nasıl dolaşılır? Hangi müze, hangi meydan, hangi sokakları görmek için dünyanın bir ucuna kadar gidilebilir?
  • İyi film, güzel müzik, doğru kitap nedir? Hangi temel eserleri dinlemeli, okumalı ve seyretmeliyiz?
  • İnsan yaşadığı şehirden tam manasıyla nasıl yararlanabilir?

“Bir Ömür Nasıl Yaşanır?”, ülkemizin medarıiftiharı olmuş bir tarihçinin gözünden, insanın hayattaki anlam arayışına, bu arayışın tadını nasıl çıkaracağına ve süreç boyunca karşılaşacağı zorluklarla nasıl baş etmesi gerektiğine dair çok özel bir kılavuz…

₺23,76KDV Dahil
₺29,70 KDV Dahil

Yedi Deli Adam, kendisine sürekli acı veren ruhunu görüp anlamaya çalışan bahtsız bir adamı ve etrafında şekillenen karanlık, absürd olaylar silsilesini anlatıyor. Delilik nöbetleriyle, ruhun ve zihnin tikleriyle, birbirinden ilginç karakterlerle, devrimci, anarşist yaklaşımlarla dolu, yazıldığı dönemin Buenos Aires’inin çarpıcı bir portresini çizen roman, Roberto Arlt’ın başyapıtı kabul ediliyor.

“Acizane, Arlt’ın İsa olduğunu varsayalım. Dolayısıyla Arjantin İsrail, Buenos Aires de Kudüs’tür... Arlt keskin zekâlı, tehlikeyi göze alan, koşullara ayak uydurabilen, doğuştan hayatta kalma becerisine sahip biri... hiç kuşkusuz Arjantin ve Latin Amerika edebiyatının önemli bir parçası.”

- Roberto Bolaño -

“Kitaptaki karakterler okurun ruhuna adeta musallat oluyor.”

- Julio Cortázar -

“Bu kıyılarda edebiyat dâhisi olarak adlandırılacak biri varsa o Roberto Arlt’tır... sanattan ve büyük, tuhaf bir sanatçıdan... doğduğu şehri herkesten daha iyi, muhtemelen ölümsüz tangolar yazmış olanlardan bile daha derin anlamış birinden bahsediyorum.”

- Juan Carlos Onetti -

₺35,00KDV Dahil

"Gülün Adı" adlı bu dev romanıyla bir anda dünyanın dört bir yanında ünlenen İtalyan yazarı Umberto Eco, aslında çok yönlü bir bilimadamı. İtalya'da, Bologna Üniversitesinde öğretim üyesi, semiolog, tarihçi; filozof, estetikçi, ortaçağ uzmanı ve James Joyce üzerine derin araştırmalar yapmış biri. Umberto Eco'nun bu ilk romanı, 1980'de İtalya'da ilk yayımlanışından bu yana sayısız basım yaptı ve dünyanın pek çok diline çevrildi. Dünyada olağanüstü bir ilgi uyandıran bu romanın yankıları hala sürüyor. Filmi de dünyada büyük yankılar uyandırdı. Bu romanın başarısında, kuşkusuz, yazarın ortaçağ konusunda derin ve dolaysız bilgisinin büyük payı var. Tam anlamıyla ve her bakımdan ortaçağ dünyasını yansıtmakla birlikte "Gülün Adı" kesinlikle çağdaş bir roman; çağdaş romana yepyeni ve uzun soluk getiren özgün bir roman. Bir anlamda ortaçağda geçen, Hıristiyanlık düşüncesini tartışan tarihsel bir roman, bir anlamda da ustaca kurulmuş polisiye ve sürükleyici bir öykü. Ve en önemlisi olağanüstü bir dil ve benzeri az bulunur bir sanat yapıtı. Bu ünlü romanı İtalyanca aslından başarıyla Türkçeye çeviren Şadan Karadeniz'in titiz ve uzun çalışmasını da burada hayranlıkla belirtmemiz gerekiyor. Umberto Eco'nun yayınlarımız arasında çıkan ikinci dev romanı "Foucault Sarkacı" da, "Ortaçağı Düşlemek" adlı deneme kitabı da yine Şadan Karadeniz'in çevirisi...
₺25,20KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil

Yollar...

Revan olduğumuz, ortasında kaldığımız, kendimizi unuttuğumuz, menzili şaşırdığımız, kaybolduğumuz yollar. Bazen seyyah bazen yolcu olduğumuz, sürüldüğümüz, kırıldığımız, acıyla, huzurla, kederle, hasretle, neşeyle çıktığımız yollar.

Birol Tezcan üçüncü öykü kitabıyla bizi bir yolculuğa davet ediyor. Ayağına Taş Değmesin bir yol kitabı. Fakat sıradan bir yol kitabı değil. Yolun değiştirdiklerinin, yoldan çıkanların, yolu bulamayanların, yola dönüşenlerin öyküleri var bu sayfalarda. Birbirimizi daha yakından tanıyalım. Yol açık, hadi yola çıkalım.

“Sustu. Bana baktı. Dinlediğime kanaat getirdi belki. Belki de ben öyle sandım. Sustu. Pencereden dışarı baktı. O bakınca ben de baktım. Dağlar geçti uzaktan. Ağaçlar geçti yakından. Sanki anlaşmışız gibi, sanki mizansenmiş gibi, aynı anda birbirimize baktık. Ben sustum. Bir yudum daha aldı içkisinden. Bana baktı. Beni görmeden baktı. İçime baktı. Ya da benden öte bir şeye baktı. Benden öte bir yere baktı. Ben yokmuşum gibi anlattı. Bana anlattı. Benden öte anlattı. Uzun bir ağıt gibi anlattı.”

₺16,20KDV Dahil
₺21,60 KDV Dahil

Tarık Buğra, Kurtuluş Savaşı’nı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sorunsalını konu alan siyasal roman geleneğimizin Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Kemal Tahir ile birlikte önde gelen yazarlarından biri olmasının yanı sıra öykücülüğüyle de dikkat çeker. Öykülerinde çoğu zaman “sıradan” insanın başından geçenleri ya da geçmesi ihtimal dahilinde olanları kendine has bir duyuş ile anlatan Buğra, bazen bir hastalığın hüznünü, bazen bir aşkın tutkusunu, bazen de bir sohbetin neşesini kendimiz yaşıyormuşçasına içimizde hissettirir. Romanlarında olduğu gibi öykülerinde de taşrada olmayı, taşra insanıyla bir arada bulunmayı, sözün özü “taşranın ruhunu” anlatmayı ihmâl etmez.

Tarık Buğra’nın kaleme aldığı öykülerin ilk kısmını bir araya getiren bu kitap, daha önce Buğra’yı sadece romanlarından bilen okurları
“öykü de yazmış bir romancı” ile değil, her cümlesiyle başlı başına bir öykücüyle bir araya getirirken, aynı zamanda Buğra’nın metinleriyle
ilk kez karşılaşacak okurların Tarık Buğra edebiyatının büyük “giriş kapısını” aralamalarına bir imkân sağlıyor. “Buğra’nın, hikâyeciliğini belirgin iki çizgi üzerinde geliştirerek dönemin edebi tartışmalarına teoriyle değil, pratikle yanıt verdiğini düşünebiliriz. Buğra öykücülüğünün bir çizgisi Proust ve Tanpınar’la buluştuğu ‘zaman’ çizgisidir. Bu elbette Bergson sonrası modernist yazının da çizgisidir.

(...) Buğra öykücülüğünün başta sözünü ettiğim ikinci çizgisi hümanizmdir. Zamana ilişkin öykülerinde nasıl Tanpınar’la aynı yerdeyse, insancıl ve insancı öykülerinde de Sait Faik çizgisindedir.”

Jale Parla’nın Önsöz’ünden...

₺25,92KDV Dahil
₺34,56 KDV Dahil
On altıncı yüzyılın ortalarında, Havel Nehri kıyılarında zamanının en namuslu ve aynı zamanda en korkunç adamlarından biri olan Michael Kohlhaas adında bir at tüccarı yaşıyordu. Bir köy öğretmeninin oğlu olan bu müstesna adam, hayatını otuz yaşına kadar örnek bir vatandaş olarak geçirmişti. Hâlen kendi adını taşıyan köyündeki çiftliğinde işiyle huzurlu bir şekilde geçinip gidiyordu. Eşinin ona bahşettiği çocuklarını Allah korkusu ile çalışkan ve sadık bireyler olarak yetiştirmişti. Komşuları arasında, onun yardımseverliğinden veya dürüstlüğünden nasibini almamış tek bir kişi dahi yoktu. Kısacası, bir erdemi uğrunda yoldan çıkmış olmasaydı, dünya onu hayır dualarıyla anardı. Ancak adalet duygusu, onu bir haydut ve katile dönüştürdü. 

HeinrichvonKleist, bir soylu tarafından iki atına haksız yere el konulmasıyla başlayan ve kendisi için adaleti yasal yollarla sağlayamayınca, intikam duygularıyla ağır bir meydan okuma sürecine giren Michael Kohlaas’ın hikâyesinde, hak ve haksızlık, iyi ve kötü kavramlarını sürekli karşı karşıya getirir. Her açıdan örnek bir vatandaşken, Kohlhaas’ı bir suçluya, korkunç bir kişiye dönüştüren aslında özünde yatan adalet tutkusu ve haksızlığa tahammül edemeyen kişiliğidir. Egemen sınıfın yolsuzlukları ve keyfiliği karşısında bireylerin yaşadığı çaresizliği çarpıcı bir şekilde gözler önüne seren bu ölümsüz eser hâlâ güncelliğini korumakta... 
₺7,50KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil

Thad Beaumont yıllarca George Stark takma adını kullanarak romanlar yazdı; bu adla ün ve para kazandı, kitapları “çoksatanlar” arasında yer aldı. Fakat bir gün bu takma adın ifşa edilmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalınca, yıllardır yapmak istediği şeyi yapıp gerçeği kamuoyuna açıklama kararı aldı ve popüler bir dergiye verdiği röportajla birlikte Stark’ın cenaze törenini düzenledi. Artık George Stark yoktu. Thad bir daha bu isimle kitap yazmayacaktı. Ne var ki, Stark’ın “öldürülmesinde” katkısı olan kişiler birer birer cinayete kurban gitmeye başlayınca bunun o kadar da kolay olmayacağı ortaya çıktı. Thad Beaumont’un hayatında bir şeyler fena halde ters gitmeye başlamış, kâbuslar geri dönmüştü. Ve serçeler yine uçmaya başlamıştı…

Parmak izlerini ve ses-izlerini unutuyorsun. Thad ve Liz’in soğukkanlılıkla onun gerçek olduğunu, gerçek KALMAK için cinayet işleyeceğini iddia ettiklerini unutuyorsun. Onlara sadece intikam peşindeki bir hayalete değil, hiç var olmamış bir adamın hayaletine inanmanın ne kadar kaçıkça olduğunu söyledin. Ama yazarlar hayaletleri DAVET ederler. Onlar hiç var olmamış dünyalar yaratırlar, oraları hiç var olmamış insanlarla doldururlar, sonra da bu hayal dünyalarına katılmamız için bizi davet ederler.

₺28,50KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil
“Müziğin doğuşu” konusu, müzikten çok, insanı anlatmayı öngörür. Müzik sanatının derinine indikçe “insan”ı anlamış oluruz. İnsanın biyolojik ve kültürel varlığı uzun yıllar öncesine dayanır. Peki müzik yaratma bilinci ne zaman ortaya çıkar, dersiniz? 19. yüzyılda, müziğin doğuşuna ilişkin teoriler ortaya atılmıştır: Herder’e göre, müzik “dil”den; Darwin’e göre, hayvan sesleri ve özellikle “kuş sesleri”nden; Stumpf’a göre, insanların birbirine “seslenmesi”nden; Spencer’e göre insanların duygusal ilişkilerinden kaynaklanmış ya da duygusal yakınlıklardan esinlenerek doğmuştur. Bizde, ilkokul kitaplarında yazılana göre ise insan, yaprakların hışıltısından, derelerin şırıltısından etkilendiği için benzetmeli olarak müziğe yönelmiştir… “Müzik nasıl doğdu dersiniz” diye soran yetkin bir müzik yazarı Ahmet Say, kaleme almış olduğu yazılarını “Müzik Üzerine” kitabında bir araya getirerek, okuru müziğin serüvenine bir kere daha davet ediyor. Düşünce tarihi ve müzik ilişkisi, Antik Yunan’da müzik kültürü, çağdaş müzik, halk müziğimiz ve müzik üzerine her şey…
₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Ben bir sokak fahişesiyim. Telekız ya da onun gibi bir şey değil; hayır, gerçek bir kaldırım fahişesi, yüksek topuklu ve mentollü sigaralı. Bu sabah bir yere gidiyorum. Vermem gereken eski bir hizmet. Detaylarına girmeyeceğim. Size çocukluğumdan, aşklarımdan, acımdan bahsetmeyeceğim. Size buraya nasıl geldiğimi söylemeyeceğim, bu fazla hoşunuza giderdi. Bugünümden başka hiçbir şey alamayacaksınız. ecavüzden, terk edilmeden, HIV’den ve eroinden bahsetmemi beklediyseniz, defolun sapıklar. Burada sadece benim günüm olacak, yaşadığım tüm günlere, geberene kadar yaşayacağım tüm günlere benzeyen. Aile faciası, üçüncü sayfa haberleri ya da psikolojik çıkarımlar olmayacak. 

Paris’te bir sokak fahişesi, “telekız ya da onun gibi bir şey değil; hayır, gerçek bir kaldırım fahişesi” olan Nanou’nun günlük mesaisinden insan manzaraları: Mahkûmlar, bar işletmecileri, okul gözetmenleri, motorcular, yazarlık heveslileri, köpeğinden başka kimsesi olmayanlar... Ya hayallerini tüketmiş ya da zaten hiç hayal kuramamış, günlerin geçişini sayan, hepsinin derdi kendine özgü küçük insanlar, otelin asıl misafirleri... 
₺9,00KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil

Mine Söğüt Gergedan’la unutulmaz Deli Kadın Hikâyeleri’nin izinden gidiyor. Yüksek gerilimli bir dille zihni kamçılayan öyküler kuruyor. Güncel olaylara yaşadığımız günlere getirdiği bakış açılarıyla okurunu derinden sarsıyor. Bir ateş yakıyor. Karanlık dağılıyor.

Arada bir kedi eziyorsun. Sonra bir sincap. Sonra bir kirpi. Sonra köpek. Sonra ne olduğu anlaşılamayan şey. Sonra bir gelincik. Geç. Bir tilki. Geç. Bir kaplumbağa. Geç. Bir tavuk. Geç. Bir kertenkele. Geç geç. Bir yılan. Geçiniz. Bir kunduz. Geçiniz. Bir ceylan. Bir gelincik. Onu da geçiniz. Bir inek. Geç. Bir koyun. Geç. Bir devekuşu. Geç geç geç. Bir ejderha. Geç geç.

Bir Zümrüdüanka eziyorsun.

Geçiyorsun.

Bir gergedan eziyorsun.

Geçiyorsun.

Yeryüzünün gerçek tanrıları tekerlerinin altında, bağırsakları dışarıda. Herkesle beraber irili ufaklı kan lekeleri bıraka bıraka ardında işe gidip geliyorsun.

₺11,20KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

11 Kitap 

Şair Evlenmesi

Vatan Yahut Silistre

Efsuncu Baba

Taaşşuk-u Talat ve Fitnat

İntibah

Mürebbiye

Felatun Bey ile Rakım Efendi

Küçük şeyler

Turfanda mı yoksa Turfa mı?

Mai ve Siyah

Refet

₺77,00KDV Dahil

İnsanların Kendilerini Bu Kadar Aynı, Bu Kadar Kaba Ve Cahilce İfade Ettikleri Dünyada, Gerçek Bir Dilde, Gerçek Bir Kişi Tarafından Yazılmış Gerçek Bir Mektup Almak, Zor Bulunur Ve Çok Kıymetli Bir Şey.



Mektuplar, XX. yüzyılın Nobel Edebiyat Ödülü sahibi iki yazarının, mahvolan dünya için taşıdıkları kederin karşılığı... 1930’lu ve 1940’lı yıllarda savaşın saçmalığına, diplomatların basiretsizliğine, Nazilerin vahşetine, milliyetçilikten beslenen tecrit ve ötekileştirmeye karşı durdular, Almanya ve Avrupa’nın kaderi için düşündüler ve ürettiler. Akıl almaz bir korkunun hâkim olduğu karanlık zamanlarda hayatta kalmaya çalıştılar, ama asla karamsarlığa teslim olmadılar.



Hermann Hesse ve Thomas Mann’ın mektupları, bu iki edebiyat devi arasındaki büyük dostluk ve etkileşimin yanında dönemin edebiyat, sanat, yayıncılık dünyasına ve politik gelişmelerine de ışık tutuyor.



Volker Michels’in kapsamlı önsözü ve aydınlatıcı notlarıyla Mektuplar, okurken sizi özel bir odada bu iki yazarın sohbetine tanık olan ayrıcalıklı bir misafir gibi hissettirecek.



“Mann da Hesse de asla ümitlerini yitirmediler. Sanat galip gelecek, medeniyet galip gelecek; -bunda ısrarcılar. Müziğin gücü, silahların gürültüsünü bastıracak. Hayat, ölümü yenecek. Onlara kulak verin: Gerçeği dillendiriyorlar. Başka hiçbir şeyin önemi yok.”


-Pete Hamill-



“Kuzeyle güney, şehirle kırsal, epik anlatımla şiirsel üslup, sofistike kozmopolitlikle inzivaya çekilme; -aralarındaki büyük farklara rağmen Hesse ile Mann, koldaşlıklarından yola çıkarak ortak bir paydada buluştular.”


-Theodore Ziolkowski-

₺21,60KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil
Saygın bir memur, sadık bir koca ve aile babası olan Friedrich Klein, kendini birdenbire hayali bir cinayet ve suçun yükü altında bulur: Karısı ve üç çocuğunun ölümü, sahte pasaport, bir tabanca, çantasına istiflenmiş para ve gösterişsiz saygınlığı. Kırklı yaşlarını süren Klein, her şeye en baştan başlamak, yeni, genç bir adam olabilmek için gücünü toplar. Klein ve Wagner anlatısını yazdığı dönemde Hermann Hesse, kendi özel yaşamında girdiği bunalımla C. G. Jung’a başvurmuş, bu kitapta, bilinçaltının işleyişine ilişkin dönemi için henüz yeni olan psikoloji bilgileriyle desteklediği bilimsel bir teknik kullanmayı denemiştir. “Peki, ne diye dikiliyordu şimdi burada, geceleyin, bu küçük yabancı odada, elinde bir ayna ve başında bir şapkayla, acayip bir soytarı gibi – neydi bu hali? Neydi niyeti? Masanın kenarına oturdu. Ne yapmak istemişti? Ne arıyordu? Bir şey aramıştı galiba, çok önemli bir şey aramıştı.”
₺6,00KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

Hermann Hesse bu olağanüstü kitapta bir gezgin, bir şair, bir düşünür olarak çıkıyor karşımıza. Uzakların çağrısına uyarak evinden ayrılıyor, tek başına doğada dolaşıyor, defterine notlar alıyor, desenler çiziyor, şiirler yazıyor. Sınırları aşıyor, ötelerin, uzakların, yabancı dillerin, dağların ve güneyin kokusuna kanıyor;

her patika, her yol bir sapmaya dönüşüyor.

 

Gezi edebiyatının, doğada yürüyüş geleneğinin

nadide bir parçası olan, Hesse’nin belli başlı tüm temalarını içeren Görkemli Dünya, usta edebiyatçının doğayla, dünyayla, kendisiyle, varoluşla

hesaplaştığı derin bir tefekkür.

 

“Ben yaşamı içimde titrerken, dilimde, ayak tabanlarımda, arzularımda veya acı çekişimde hissediyorum. Ben ruhumun yüzlerce şekilde hareket edebilen, arayan bir şey olmasını istiyorum.

Ben kendimi rahipler, gezginler, kadın aşçılar, katiller, çocuklar, hayvanlar ve daha bir sürü şey olarak, kuşlar, ağaçlar olarak düşlemek istiyorum. Bu benim için gerekli, yaşamam için gerekli ve eğer bir gün bu olasılıkları kaybedersem ve dedikleri gibi gerçeğe mahkum olursam ölmeyi yeğ tutarım.”

₺14,40KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

“Üzgün olduğumuzda ve hayata katlanamadığımızda bir ağaç şöyle konuşabilir bizimle: Sus! Bak bana! Yaşamak kolay değil, yaşamak zor değil. Bunlar çocuksu düşünceler. Bırak konuşsun içindeki Tanrı, o zaman susacaklar. Yolun seni anandan ve yurdundan uzaklaştırdığı için endişelisin. Ama attığın her adım, her yeni gün seni anana yaklaştırır. Orası ya da şurası değildir yurdun. Yurt ya içindedir ya da hiçbir yerde.

Yollara düşme özlemiyle kederlenir yüreğim, akşamları rüzgârda uğuldayan ağaçları duyduğumda. Sessizce, uzun uzun dinlerseniz, bu özlemin esası da anlamı da çıkar ortaya. Sanıldığı gibi acıdan kaçıp gitme arzusu değildir bu. Yurda, ananın belleğine, hayatın yeni kıssalarına duyulan özlemdir. Eve götürür insanı. Her yol eve götürür, her adım doğumdur, her adım ölümdür, her mezar anadır.

Böyle uğuldar ağaç, çocuksu düşüncelerimizden ürktüğümüz akşam vakitlerinde. [...] Ağaçları dinlemeyi öğrenen, ağaç olmayı arzulamaz artık. Kendisi dışında başka bir şey olmayı arzulamaz. Yurt budur. Mutluluk budur.”

₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

And Dağları'nın vahşi çorak topraklarında insanların dünyasından elini eteğini çekmiş bir vadi uzanır. Ancak korkunç boğazlar ve buz kaplı bir geçit aşıldıktan sonra ulaşılabilen Körler Ülkesi'dir burası. Vadiyi on yedi gün boyunca karanlığa gömecek bir yanardağ patlamasının ardından, vakti zamanında İspanyol zulmünden kaçarak vadiye sığınmış ve körlük belasıyla cebelleşen insanların dünyayla bağlantısı kopmuştur. Körlüğe derman bulmak için köyden ayrılmış ve koca dünyada mahsur kalmış bir adamın anlattıklarıyla bir efsane olarak varlığını sürdürür Körler Ülkesi. Ta ki Nunez adında genç bir dağcı elim bir kazayla vadide hapsoluncaya kadar...

H. G. Wells'in bu meşhur öyküsüne İspanyol çizer Elena Ferrándiz'in muhteşem resimleri eşlik ediyor. 

"… Ann Veronica, Zaman Makinesi, Körler Ülkesi… bunlar Wells'in çağdaşlarının üretebileceğinden çok daha iyi hikayeler."
-Vladimir Nabokov-

"Wells'i yüzyılın başında keşfettiğime çok üzgünüm. Keşke o baş döndüren, kimi zaman da dehşetli mutluluğu hissetmek için onu bugün keşfedebilseydim."
-Jorge Luis Borges-
₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
44 Dilde 100’ü aşkın ülkede okunan 
Türk romancı Serdar Özkan’ın kaleminden, dünyevi güzelliklerin, hedeflerin ve başarıların insana yetmediğini, yetmeyeceğini anlatan yeni bir roman. 

“Geçmiş hayatımız ile bu hayatımız arasındaki fark, görünürde fazla bir şey değişmemiş olsa bile, darlık ile genişlik, yer ile gök arasındaki fark gibiydi. Ne kadar büyük olursa olsun, fiziksel dünya çok dardı. Gökler bile dardı. Allah’ın dünyası ise sonsuz. 
Başka bir deyişle, fiziksel dünya her konfora sahip dar bir ev gibiydi. Bir süre sonra sığamıyordunuz içine, daha geniş bir yer istiyordunuz. İşte hayatımızdaki en büyük değişiklik bu olmuştu. O dar evdeyken, bir anda sonsuzluğa uzanan bir pencere açılmıştı önümüze.” 


“Serdar Özkan ismi şimdiden Paulo Coelho, Richard Bach ve hatta Antoine de 
Saint-Exupéry ile birlikte anılıyor.” -Corriere della Sera, İtalya
₺12,00KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Bir zihnin ve kalbin öyküsü 

Er ya da geç uyanıyor insan doğası gereği. Ama bu hayatta ama başka hayatlarda… Elinizde tuttuğunuz bu ince kitap, “bizzat deneyip hissetmeden, önce yıkıp sonra yaratmadan yaşanmıyor” dediğimiz o hayata ve gerçekliğe doğru atılmış küçük bir adım. Bunu ulu orta yapmamın sebebi, okuyana kendi adımlarını atabilmesi için ufak da olsa bir cesaret vermek. 

Hayatı tıkananlara “Bir de böyle düşünmeyi, buradan bakmayı deneyin” demek. Dürüstlüğün insanı eritip yok etmediğinin kanıtı olmak. 

Çok büyük hayallerin, aşkların, hazların ve acıların ancak ben, en şeffaf halimle “ben” olabilirsem, gerçekleşeceğine inandım. 

Ve bu amaç uğruna biraz dürüst olabilmeyi denedim. 

Hepsi bu. Olduğu kadar. Olabildiği kadar. Eylemlerim devam edecek.
₺14,40KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
TÜRKÇE EDEBİYATIN DEV İSMİ SABAHATTİN ALİ, TÜM ESERLERİYLE EPSİLON’DA! 

SABAHATTİN ALİ - TÜM ESERLERİ – OYUNLAR, ŞİİRLER, MEKTUPLAR, YAZILAR, TUTANAKLAR 

“Dünyada hayatın bir tek mânâsı varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek. Başka bir insanı bahtiyar edebilmek, kendini bahtiyar edebilmekten daha güç fakat daha insancadır. Bugün böyle düşünenlere saf, hatta enayi derler. Fakat ne derlerse desinler, biz kalbimizin ve kafamızın doğru bulduğu şeyleri etrafın ne dediğine bakmadan yapmalıyız.” 

1948 yılında, henüz 41 yaşındayken aramızdan ayrılan Sabahattin Ali, edebiyatın her alanında çalışan, eser veren bir yazardı. Yazarın kaleme aldığı tiyatro oyunlarını, şiirleri, mektupları, gazete yazılarını, mahkeme tutanaklarını, farklı mecralarda verdiği röportaj ve anket cevaplarını bir araya getiren bu yeni basım, yayınevimizin Sabahattin Ali külliyatının üçüncü cildini oluşturuyor. Dönemin yaşantısına dair notlar ve metindeki eski sözcüklere dair açıklamalarla, kimi metinlerin orijinal ve sadeleştirilmiş hallerinin karşılıklı basımıyla zenginleştirilen bu özel çalışma, Sabahattin Ali’nin eserlerinin ruhuna nüfuz etmenizi kolaylaştıran, özgün bir okuma deneyimi sunuyor.  
“Bence Sabahattin’in en kuvvetli tarafı kendine benzerliği, temiz ve metotlu bir edebiyat kültürüne dayanarak, en yaratıcı anlamında realist oluşudur... Sabahattin köyü, kasabayı, köylüyü, kasabalıyı çok iyi biliyor, duyuyor ve yaşatıyor. Dili pürüzsüz. Görünüşü dağıtıp yine bir noktada toplamasını büyük bir ustalıkla başarıyor.” 
Nâzım Hikmet 

“Sabahattin Ali anlattığı hikâyelere bizi inandırıyor... Muharrir çorak, zavallı köyün sefaletini, acılarını anlayıp anlatmaya çalışıyor. “Bir Gemici Hikâyesi”, “Kanal”, “Bir Firar”, “Kazlar”, “Candarma Bekir” hikâyelerini yazan bir muharrir gerçekten iyi bir sanatkârdır.” 
Nurullah Ataç 

“Sabahattin Ali imzası hikâye ve roman vadisinde son yıllarda hissedilen büyük boşluk içinde büyük bir ümit ışığı yakmaktadır.” 
Yaşar Nabi 

“Sabahattin Ali’nin, böyle devam ederse, Tanzimat’tan beri en iyi hikâyecimiz olabileceğini zannediyorum. Çünkü yazılarında benim istediğim şey var, iç var, görüş var. Sonra tekniği güzel, yeni bir şey yapayım diye garabete kaçan tarafı yok.” 
Suat Derviş 
₺29,25KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil

Bu gece birini öldüreceğim. Kim olduğu fark etmeyecek. Kulağımı çekeni, ayağıma çelme takanı, kıçımı açıkta bırakanı, yüzüme tüftüf atanı, bana sidikli, bana aptal, bana moron, bana ezik diyeni, benim küçük parmağım terastaki oyun alanında demirin arasına sıkışıp morardığında hemen koşup acil yardım çağırmak yerine yüzüme katır gibi güleni. Önüme ilk çıkanı.

Yetimlik böyledir. Anan baban sağdır yine de yetimsindir. Şu dünyaya fırlatılmış da unutulmuşsun gibi. Hatırladıklarında çok geç olabilir, o zamana kadar kaç cinayet işlemiş, kaç okulu kundaklamış, kaç evden kaçmışsındır.

Hatice Meryem Yetim’i anlatıyor bu kez. Rüyalar gibi, masallar, cinai romanlar gibi. Film gibi. “Varlığı zaten başlı başına suç” olan bu küçük kızla birlikte bütün o zorlu yolu katettiriyor bize. Karanlık yokuşlardan, ıslak çarşaflardan, soğuk avlulardan, arka bahçelerden geçiyoruz, değişip dönüşüyoruz. Yetimlik nedir, anlıyoruz.

₺17,25KDV Dahil
₺23,00 KDV Dahil

Şiirimizde "İkinci Yeni" hareketinin önde gelen şair ve kuramcılarından Cemal Süreya'nın (1931-1990), anı, otobiyografi ve deneme türlerini iç içe işlediği 993 günceden oluşan günlüğü.
"Cemal Süreya / Bütün Eserleri" dizisinin Sevda Sözlerinden (1995) sonraki ikinci kitabı.
Cemal Süreya'nın, pek çok şair, şiir ve dergi üstüne düşünce ve görüşleriyle birlikte...

₺20,30KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil
'Atasözü dedim, burda hemen bir İran atasözü anımsayabiliriz; 'Türkçe bilenin işi rast gider'. Türkçe böylesine büyük bir dil. Ama dilimizin son yüzyılda kendisini iki kez yenileme çabasına girdiğini de unutmayalım. Türkçe dil devriminden sonra yeni yeni oturuyor. Bugün de tam oturdu sayılamaz. Belki de bazı yazarları 'şive taklidi'ne sürükleyen nedenlerden biri de o günlerde Öz Türkçenin getirdiği sorunlardı, dilin oturmamışlığıydı belki de. 1940 kuşağından olup şive taklidine yönelmemiş yazarların on beş yıl kadar önce yazdıkları bugün daha okunaklı değil onlarınkinden.'
₺4,20KDV Dahil
₺6,00 KDV Dahil
Şair, deneme yazarı ve çevirmen Cemal Süreya’nın dergici yanı, sadece efsane dergi Papirüs’ün (kendi deyişiyle “Papo”) adını duymuş okurların bile kabul edeceği bir gerçek. Cemal Süreya, dergi çıkarmakla kalmamış, başka dergilerin ortaya çıkmasına da önayak olmuş, yazı kurullarında bulunmuş ya da yazılarıyla desteklemiştir. Cemal Süreya’nın dergicilik alanına önemli katkılarından biri de, Mart 1968’den Ekim 1975’e kadar Fransa’da çıkan önemli edebiyat-sanat dergilerini günü gününe tarayarak yaptığı seçmeler. Türk Dili dergisinde “Yabancı Yayınlar” başlığı altında yayımlanan bu yazıları Bahanur Garan Gökşen ile Erol Gökşen bir araya getirip kitaplaştırdı. Yabancı Yayınlar, Cemal Süreya külliyatının tamamlanmasına önemli bir katkı olduğu gibi, bugünün okurlarını yarım yüzyıl öncesinin dünya edebiyatı atmosferiyle, edebiyatın ve yayıncılığın –çoğu günümüzde de varlığını ve geçerliliğini sürdüren– çeşitli sorunlarıyla buluşturması açısından da önemli bir toplam.
₺21,00KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Masal bizi aslımıza kavuşturan efsunlu sözdür.

Biz yetişkinler ne zaman bir masal dinlesek içimizdeki çocuk uyanmaya başlar. Ne zaman bir masal anlatılsa iç evrenimizin karanlık odalarında kilitli kalan çocuğun kalbi güm güm atmaya başlar. Kalbin bu çağrısı o karanlık odanın kapısını açacak tılsımdır. Böylece kapı yavaş yavaş aralanır, içimizdeki çocuk çekinerek kafasını dışarı uzatır ve kapalı kaldığı o odadan masalın efsunlu sesine kulak vererek usulca dışarıya çıkmaya başlar. 

Çünkü masal bizi aslımıza kavuşturan efsunlu sözdür. Masal dinleyip, masal anlattıkça bizi terk etmiş olan içimizdeki çocuk, masalın cazibesine kapılıp yuvasına geri döner. Masal bilinçdışımız ile olan bağımızı güçlendirir. Dişil yanımızı büyütür. İçimizdeki kahramanı uyandırır. Özetle masal, insan olma serüveninde bize güç verir, el uzatır ve rehberlik eder.

2017’de Almanya’da “Thüringen Masal ve Efsane Ödülü”ne layık görülen, hikâye anlatıcısı ve eğitmen Nazlı Çevik Azazi; bizi masallarla dönüşeceğimiz, içimizdeki çocuğu uyandıracak, ruhumuzla yeniden bağ kurmamızı sağlayacak bir yolculuğa davet ediyor.

₺19,50KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil

Yoğun, dosdoğru aşk şiirleri: Lavinia

Kendine özgü kısa, dokunaklı söyleyişiyle genç kuşak okurların her zaman ilgisini çeken Özdemir Asaf'tan aşkın tabiatına yaraşır, arzulu, dosdoğru, çelişkili, umutlu, gerçekçi, deli dolu, özlemli, romantik aşk şiirleri: Lavinia. 

Söz aramızda, 
İkimiz de herkes gibiyiz 
Çırılçıplak olduğumuz zaman.
₺5,60KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

Elif Şafak’ın yayıncılığımızda bir fenomen olan, 1 milyona yakın satan romanı Aşk’ın en çok sevilen, en çok paylaşılan bölümü AŞKIN KIRK KURALI kitap oldu...

Ella ve Aziz’in aşkını, Mevlânâ ve Şems’in yoldaşlığını güzel ve büyülü bir çerçeve gibi saran AŞKIN KIRK KURALI, Şafak’ın aşk, tasavvuf ve anlam arayışı üzerine kaleme aldığı bir metin. Kitapta bu kırk kurala Aşk kitabında yer alan, aşka dair en güzel cümleler de eşlik ediyor.

Bu kitap için özel olarak yazdığı Sunuş yazısında Elif Şafak “Uçsuz bucaksız bir deryadır tasavvuf” diyor… “kiminin elinde bir kepçe, kiminin elinde bir çay kaşığı… herkes kendi yüreğinin kabı kadar çeker o denizden… hoşça bakın zatınıza…”

₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
Psikanalistler genellikle deneme yazmazlar; daha çok ders, makale, kitap bölümü yazar ya da iyimser bir adlandırmayla bunlara katkıda bulunurlar. (...) Deneme yazmak ve bir biçim olarak edebi deneme, en azından bu psikanalitik bağlamda bir direniş, protesto ve birtakım kriterlere uymayı reddetmedir. (...) Psikanalizde deneme kelimesinin bir sanat terimi olarak görülüp göz ardı edilmesi sadece ve basitçe psikanalizin kendisini dürüst bir şekilde bilimin kültürel prestijli alanında tutma çabasının sonucu değildir. (...) Psikanaliz ne olduğuna ilişkin durumunun belirsizliğinden dolayı çoğunlukla kendisini ne olmadığını söyleyerek tanımlamak zorunda kalmıştır. Psikanalistlerin bunu yapma yöntemlerinden bir tanesi de kararlı bir şekilde deneme yazmamaktır. (...) Denemeler ve onların yazarları nasıl şeylerdir ki kişi kendisini onlarla ilişkilendirmekten imtina etmek ister? Psikanalistler ne yazmaktadırlar ki deneme onlar için bu denli uygunsuz bir biçim olmaktadır? Bir deneme kişinin kendisini ilişkilendirmek istemediği ne gibi bir şeye onu dahil ediyor olabilir? 
Adam Phillips 

Adam Phillips psikanalizin temel meselelerinin yanı sıra, psikanalizin kendisini de yeniden tartışmaya açıyor. Psikanalizi ve psikanaliz yazınını şiirsel olarak tanımlayan Phillips’in denemeleri bir terapi yazını ya da vaka günlüğü değil, hayatla ve diğer insanlarla başa çıkabilmek için sürükleyici bir el kitabı niteliğinde. Phillips’in deneme janrının tüm nimetlerinden yararlandığı bu kitap, yazarın ustalıklı dili ile keyifli bir oto-analize dönüşüyor...
₺33,75KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil
Kızıl Dosya, Sir Arthur Conan Doyle’un ilk Sherlock Holmes romanı olmasının yanında “Sherlock Efsanesi” diyebileceğimiz, bütün o karmaşık ve ardındaki anlaşılmaz detayları görmeyi gerektiren, okuru adeta bir suç mahallinin tam ortasına atıp bırakan maceraların sadece başlangıcıdır. Diğer bir değişle bu kitap, okurun Baker Sokağı, 221B’deki daireye ilk ziyaretidir. Dörtlerin İmzası Sir Arthur Conan Doyle’un bir ay içerisinde yazdığı ve kitap haline getirmeden önce öyküler halinde dergide yayımladığı ikinci Sherlock Holmes romanı. Baskerville’lerin Köpeği, Sir Arthur Conan Doyle’un en gözde öykülerinden biridir. Öyle ki, sonraki yıllarda bu devasa köpeğin üzerine makaleler yazılmış, pek çok eser için ilham kaynağı olmuştur. Korku Vadisi’nde yaşananlar, Sherlock Holmes’e, onun büyütecinin altına kadar uzanmış, Londra sokaklarında birbirini tetikleyen suçlar dizisinin son halkasından Sherlock Holmes tutmuştur.
₺39,90KDV Dahil
₺68,00 KDV Dahil

Ülkemiz edebiyatının “Bilge”sini 1995 yılında yitirdik. Bilge Karasu Aramızda, 1950'li yılların başından beri edebiyatımıza ve düşünce dünyamıza çok büyük katkılarda bulunmuş olan yazarımızın anısına armağan olarak, eleştirmenlerine, dostlarına, öğrencilerine yaptığımız açık çağrı ile hazırlandı.

Bilge Karasu, okurla metin arasına –yazarın sonradan söyleyecekleri de dahil– başka seslerin girmemesi gerektiğini düşünürdü. Bizim de bu kitabı hazırlarken niyetimiz, Bilge Karasu'yu okura tanıtmak ya da açıklamak değil, onu özleyenlere bir el vermekti.

Aradan geçen yirmi küsur yılda Bilge Karasu hep aramızdaydı, yeni kuşaklar bu büyük yazarın yapıtlarıyla buluşmayı sürdürdü. Bu anma kitabının yeni baskısını da işte bu genç okurlarımız için yapıyoruz.

₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil

Tuncay Birkan büyük bir emeğin ürünü olan kitabında 1930-1960 yılları arası çıkan gazete ve dergileri tarayarak, kitaplaşmadan, okura sunulmadan kalmış satırlar arasında gezerek Cumhuriyetin erken dönemlerinde –Refik Halid, Peyami Safa, Halide Edip, Necip Fazıl, Nahid Sırrı, Nurullah Ataç, Sabiha Sertel gibi– yazarların devlet ve piyasa karşısındaki tutumlarını ortaya koyuyor.

“Edebiyatta, sanatta, bilimde, düşüncede, yanlış veya eksik öncüllerden yola çıkmış olsalar da, bir şeyler kurmaya, kurulanı daha insani hale getirmeye çalışmış, içlerinde hakikaten memleket sevgisi olan” bu insanların, “düne kadar memleketin tek hâkimi olduğu iddia edilen ‘İttihatçı-Kemalist zihniyet’ denen asli aktörün figüranları derekesine düşürülemeyecek kadar karmaşık tepkileri, arzuları, hayalleri, kanaatleri, fikirleri ve toplumsal bağlılıkları” olduğunu hatırlatıyor bize.

“Geçmiş, olgulardan oluşan statik ve tamamlanmış bir tablo değil, hem olguları hem de olgulara dair yorumları içeren, belli perspektiflerden, belli değer yargılarını öne çıkararak bakıldıkça sürekli değişen ve hep bir yerleri soluklaşıp silindiğinden asla tamamlanamayacak hareketli bir resimdir. Aynı şey geçmişten tevarüs edilen miras için de geçerli,” diyerek yola çıkan Birkan, “geçmişe bakışımızı taşlaştıran, orada sadece yeknesak bir çoraklık, devasa bir çöl gören toptancı perspektiflerin hegemonyasını sarsmayı”, “yeni kuşak okurlarda, kendi acılı ve kasvetli tarihimizden işlenebilecek bir mirasın tohumlarını bulma arzusunu kışkırtmayı” hedefliyor.

₺40,50KDV Dahil
₺54,00 KDV Dahil
yüzüme karşı kapanmış bütün kapılar
yüzümüze de karşı kapanmış bütün kapılar
iniyor kapı çıkıyor kapı
adımız bir yabancının cebinden çıkıyor
iniyor kapı çıkıyor kapı
o yabancıyı biz nasıl tanıyalım
yüzüme kapanıyor bütün kapılar
kapılar bütün kapanıyor yüzüme de karşı
denizler mürekkep oluyor
ağaçlar kalem
iniyor kapı çıkıyor kapı
hepsi yüzümüze kapanıyor
lokman’ın bir adet ömrü var
onu yaşayamıyor.
₺10,00KDV Dahil
₺12,50 KDV Dahil
Bu ciltte yer alan eserler, öncelikle Tolstoy'un yirmili yaşlarında bir genç olarak savaş ortamında verdiği kararları, dünyayı yorumlama tarzının özgünlüğünü ve karakterini sergiliyor. 
Tolstoy daha o ünlü sakalını bırakmaya başlamamış, ince bıyıklı, zayıf, üniformalı bir gençtir. Toplu imha silahlarıyla şekillenen yeni savaş biçiminin ortaya çıktığı bir dönemde, insan hayatının değersizleşmesini, savaş alanında ve dinlenme yerlerinde uğruna savaşılan şeyin anlamsızlaşmasını yaşayan bir delikanlıdır karşımızdaki. 
SERİNİN DİĞER KİTAPLARI ÇOK YAKINDA!.. 
Hikayeler 1852-1856 (Baskın, Markacı, Orman kesimi, Tipi, İki Süvari, Kafkasya Anıları, 
Çiftlik Sahibinin Sabahı) 
Hikayeler 1857-1863 (Albert, Üç Ölüm, Polikuşka, Dekabristler, Aile Mutluluğu, Kazaklar, Savaş, ve Barış, Anna Karanina, Dört Okuma Kitabı) 
Hikayeler 1885-1902 (Holstomer, Bir Delinin Notları, Üç Oğul, Surat Kahvehanesi, Fransuaza, Pahalı, Karma, Genç Kralın Oğlu, Üç Masal, Ev Sahibi ve Uşak) 
Drama Tiyatro (İlk İçki, Karanlığın İktidarı, Aydınlanmanın Meyveleri, Işık Karanlıkda da ışıtır, Canlı Cenaze) 
- Sergi Baba - Şeytan - İvan İlyiç'in Ölümü - Kroyçer Sonat
₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
Tolstoy ilk kez 1852 yılında, 24 yaşında kesin bir şekilde yazar olmaya karar vererek, Yasnaya Polyana’da geçen yıllarının hatıralarından yola çıkan Çocukluk’u yazmaya başladı. Tolstoy 1854 yılında Ergenlik ve 1855 yılında Gençlik’le yazmaya devam etti. 
Taşrada, bir çiftlikte başlayan bir hayatın şiirsel anlatımı olan bu romanlarda, 19. yüzyıl Rus hayatının canlı bir havası hakimdir. Tolstoy’un yazarlıkta kararlı olduğu ve üstelik Rus edebiyatında daha önce yazılmamış şeyleri yazacağı belli olmuştu. 
SERİNİN DİĞER KİTAPLARI ÇOK YAKINDA!.. 
Hikayeler 1852-1856 (Baskın, Markacı, Orman kesimi, Tipi, İki Süvari, Kafkasya Anıları, 
Çiftlik Sahibinin Sabahı) 
Hikayeler 1857-1863 (Albert, Üç Ölüm, Polikuşka, Dekabristler, Aile Mutluluğu, Kazaklar, Savaş, ve Barış, Anna Karanina, Dört Okuma Kitabı) 
Hikayeler 1885-1902 (Holstomer, Bir Delinin Notları, Üç Oğul, Surat Kahvehanesi, Fransuaza, Pahalı, Karma, Genç Kralın Oğlu, Üç Masal, Ev Sahibi ve Uşak) 
Drama Tiyatro (İlk İçki, Karanlığın İktidarı, Aydınlanmanın Meyveleri, Işık Karanlıkda da ışıtır, Canlı Cenaze) 
- Sergi Baba - Şeytan - İvan İlyiç'in Ölümü - Kroyçer Sonat
₺25,60KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
22 OCAK’TA ÇIKIYOR!.. 
Bedenimin içindeki canı gör, sadece etimi değil. 
Gözlerimin içindeki hayatı gör, sadece bakışımı değil. 
1.BASKI 
100.000 ADET 
Hissettiklerimi gör, sadece tepkilerimi değil. 
Beni gör. 

Derinliğimde boğulmadan, 
Sorularımda kaybolmadan,   
Korkularında yok olmadan, 
Gör Beni.  

Bir fısıltıya koydum kendimi. 
Kalbine soruyorum yerimi: 
Başarabilir misin beni görmeyi?  
Cesaretin yeter mi? 
Topla cesaretini ve Gör Beni. 

Birileri bizden fırtına bekliyor,  
onlara gökkuşağı vermeye hazır mısınız?
₺29,25KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil

Mayıs 1891

Sherlock Holmes, Reichenbach Şelalelerinde amansız düşmanı Profesör Moriarty’yle karşı karşıya geldikten sonra ortadan kaybolmuştu. Gazeteler öldüğünü söylüyordu! Oysa işin aslı, Holmes sapasağlamdı ve sözde ölümünden faydalanıp dünyayı gezmeye karar vermişti. Sıradan ölümlüleri kandırmak kolay olsa da diğerlerini inandırmak pek de kolay değildi ve Birleşik Krallık’ta baş gösteren bir vampirizm salgını ünlü dedektifin planlarını suya düşürecekti...

₺19,20KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
Jean Cornbutte, oğlunun ve birkaç tayfasının başka bir gemiyi zor durumdan kurtarmaya çalışırken denizde kayboldukları haberini alır. Bunun üzerine bir keşif gezisi düzenlemeye ve bu cesur adamları kurtarmaya karar verir. Yılların deneyimli denizcisi Baba Cornbutte, yanına yardımcı kaptanı Penellan’ı, oğlunun nişanlısı Marie’yi, yiğit tayfalarını ve kızak köpeklerini de alarak Kuzey Kutbu’na doğru yelken açar. Ne var ki kış erken bastırınca Grönland buzullarının arasında mahsur kalırlar. Bahar gelip de buzlar eriyene kadar mürettebat hem kayıp dostlarını arayacak hem de kendilerini içerideki ve dışarıdaki tehlikelere karşı koruyacaktır.
₺9,38KDV Dahil
₺12,50 KDV Dahil

“En sağlam direniş kalbi temiz tutmak” dedi:

“Ne kadar düşünsen boş, cevaplar zihinde değil kalpte.”

İbnü’l Arabî ya da Victor Hugo’nun olduğu söylenecekti bu sözlerin;

Mevlana’nın ne hikmetse gözden kaçmış vecizeleri ya da.

Oysa, içimdeki konuşuyordu:

“İçinde, hiçbir gürültünün elinden alamayacağı bir sessizlik var.

O, senin mutluluğun.”

Hem bendim bu sözlerin sahibi hem de o yabancıydı.

Bildim bileli derinlerimde konuşan, tanımadığım.

₺12,00KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Kalpaklılar, Samim Kocagöz’ün belgelere dayanarak işlediği bir destan: İşgal altındaki topraklardan Kuvayı Milliye’nin doğuşuna, cephelerdeki çarpışmalardan gerici ayaklanmalara kadar Kurtuluş Savaşı’nın, bir ulusun bağımsızlık için verdiği mücadelenin gerçek destanı. 

Kalpaklılar’ın yazılışından bu yana neredeyse 70 yıl geçti. 

Kurtuluşun, bağımsızlığın heyecanını günümüz boyutlarında genç kuşaklara duyumsatabilmek için “kısaltılmış” bir baskıyı hazırlamak kaçınılmaz oldu. 

Yoğunlaştırılarak kısaltılmış olan Kalpaklılar’ın bu sürümünü babası Samim Kocagöz’ün sağlığında eserin tiyatro metnini birlikte hazırlamış olan oğlu Şükrü Kocagöz hiçbir olayı, hiçbir kişiyi metin dışında bırakmadan, hiçbir sözcüğü değiştirmeden, bir televizyon dizisi ritmi ve tadında yaptı.
₺23,20KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil

Bir insan elli yıldan fazla bir zamandır, editörlük, yayınevi ve dergi yönetmenliği, hele gazetecilik gibi başka uğraşlara da dalmasına karşın çeviri yapmadan edememişse, önüne gelen kitabı çevirmemiş, belirli bir beğeniye yaslanmaya özen göstermiş olsa da yarım yüzyılda doksana yakın kitap çevirmişse, ona “çevirgen” denmez de ne denir!

Usta bir çevirmen kadar bir kültür insanı ve edebiyatçı kimliğiyle de öne çıkan Celâl Üster’in bu uğurda yarım yüzyılı aşan serüvenine tanıklık ediyor Bir “Çevirgen”in Notları. Bu serüvenin anılar kısmında “çevirgen”liğe kendini ilk kez kaptırdığı çıraklık günlerini, Memet Fuat gibi bir ustanın yanında yetişmesini, Mamak Cezaevi’nin zorlu koşullarında çeviri uğraşında nasıl ısrar ettiğini anlatıyor. Bundan başka edebiyat sevgisine, tutkuyla çevirdiği yazarların kendisine verdiği esrikliklere, ustaların dünya şiirinden olağanüstü dizelerin olağanüstü çevirilerine ve bazı çeviri analizlerine de yer veriyor bu yazılar. Ayrıca Karl Marx, James Joyce, J.L. Borges, George Orwell gibi büyük yazar ve düşünürlerin eserlerinin ülkemizdeki çeviri ve yayımlanma serüvenine ışık tutuyor.

“Bir ‘Çevirgen’in Notları’nın çeviri üstüne kuramsal bir kitap olmasından özellikle kaçındım,” diye yazıyor Celâl Üster, kitabın öndeyişinde.

“Notlar, daha çok, yarım yüzyıllık bir çevirmenin bu uğraş için yelken açtığı dalgalı denizlerde geçirdiği ömrün bellekteki izdüşümleri…”

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Canın sıkkın olduğunda okunacak kitaplar var. Hem de pek çok. Sakin olduğun zamanlar için de bir edebiyat var. Bence bu tür en güzeli. Bir de hüzünlü olduğun zamanlar için bir edebiyat. Ve neşeli olduğun zamanlar için bir başka edebiyat. Bilgiye susadığın zamanlar için de bir edebiyat var. Ve umutsuz olduğun zamanlar için de ayrı bir edebiyat var. Ulises Lima ile Belano’nun üretmek istedikleri edebiyat işte bu sonuncu türden bir edebiyattı.

1975’in son gününde “damardan gerçekçilik” akımının kurucuları Arturo Belano ile Ulises Lima ödünç aldıkları bir arabayla Meksika’dan ayrılırlar. Amaçları, uzun yıllar önce Sonora Çölü’nde kayıplara karışmış gizemli şair Cesárea Tinajero’nun izini bulmaktır. Belano ile Lima’nın kovalamacaya dönüşen arayışları ve sonraki yirmi yıla yayılan maceraları hem yakın dostları hem de dünyanın dört bir yanında yollarının kesiştiği kişiler aracılığıyla aktarılınca ortaya bir kuşağın öyküsü çıkar.

Çağdaş Latin Amerika romanının en önemli örneklerinden Vahşi Hafiyeler, sınırların ve türlerin birbirine karıştığı bir dünyada genç ve şair olmak hakkında: Latin Amerikalı ve sürgün olmak, yaşama ve ölüme olduğu kadar edebiyata da inanmak…

Tıpkı Cortázar’ın Seksek’i gibi çığır açıcı, muhteşem bir eser. İki binli yılların yeni edebî akımları bu eserin açtığı yolu takip edecekler.

- Enrique Vila-Matas

₺37,50KDV Dahil
₺50,00 KDV Dahil

Burada, bu tepede yeni bir not defterine başlamam isabet oldu. Yeni çevre, yeni fikirler, yeni bir başlangıç. Temiz hava.

Ötede buz mavisi dağların yükseldiği ücra bir tepede, puslu ormanlar arasındaki kiralık bir evde, Gitmeliydin’in anlatıcısının günlüğüne yazdığı ilk satırlar bunlardır.

Aralık ayı, Noel yakın. Çocuklu genç bir çift, bu tatil evini kiralar. Amaçları, hayatları üzerindeki baskıdan uzaklaşıp tazelenmektir. Adam senaryosunu yazacaktır; kadın ile çocuk ise onunla daha fazla vakit geçirmeyi arzu etmektedir. Fakat işler bekledikleri gibi gitmez; istemelerine rağmen dünyadan bir türlü kopamazlar. Nihayet koptuklarında ise geri dönmek için çok geçtir. Adam ile kadının evliliklerindeki kriz derinleşmiş, çocuk tuhaf hikâyeler anlatmaya başlamıştır; evde bazı eşyalar kaybolmaktadır ve sanki tüm odalar birbirinin aynıdır.

Gitmeliydin, Daniel Kehlmann’dan tekinsizi deneyimlemek üzerine küçük bir kurgu; aşk ve evlilik, kimlik buhranları ve psikozlar üzerinden kolayca kâbusa evrilen derin bir öykü. Sonsuz evrende zamanı ve mekânı kırıp gerçekliği bir labirente hapseden öyküsüyle Gitmeliydin, okurunu karışık, şaşırtmacalı bir döngünün içine çekiyor.

“En sevdiğim Alman romancı.”

- Ian McEwan, The Sunday Times

“Kehlmann günümüzün en parlak, okuması en zevkli yazarlarından biri.”

- Jeffrey Eugenides

₺9,00KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil

18. yüzyıl sona ererken iki genç Alman birbirinden habersiz aynı hayali kurar: Bilimin ışığında dünyayı ölçmenin peşindedirler. Coğrafyacı Alexander von Humboldt bu uğurda Güney Amerika'nın balta girmemiş ormanlarında, sarp dağlarda, ilkel kabileler arasında mücadele eder, zehirler tadar, obruklara, mağaralara, maden ocaklarına girer, volkanlara tırmanır. Bulduğu her gölü, her ırmağı, her dağı, her çukuru ölçer. Matematikçi ve astronom Carl Friedrich Gauss ise yaşadığı şehirden hiç çıkmaz; yaşamı formüllerden, hesaplamalardan ibarettir. Yıldızların tüm hareketlerini tek satırlık kısa bir formülde toplamayı düşler, zamanın bükülebileceğini müjdeler.

Çünkü dünyayı ölçmek onun sırlarını çözmek, dahası ona hükmetmek demektir, insan aklı bunu başarabilir. Bu iki biliminsanının çabaları dünyayı değiştirir. Gelgelelim 1828’de Berlin'de bir bilim kongresinde karşılaştıklarında dünyanın onlara bir sürprizi olacaktır.

Daniel Kehlmann, romanlarında varoluş ile görünen arasındaki uyuşmazlıkla oyun oynamayı seven bir yazar ve yirmiden fazla dile çevrilen bu romanında bilimsel aklın egemenlik düşleri üzerinden kuruyor oyununu. Dünyanın Ölçümü, iki dâhinin arzularına ve zaaflarına mercek tutarken bilimin gerçeklik tasarımını da sorgulayan bir roman; katıksız hırslara nüktedan bir cevap.

“En sevdiğim Alman romancı.”

- Ian McEwan, The Sunday Times

“Kehlmann günümüzün en parlak, okuması en zevkli yazarlarından biri.”

- Jeffrey Eugenides

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Bir cümlenizle kırılan, bir cümlenizle yelkenleri suya indiren, bir cümlenizle affeden adam değilim ben artık.

Yoruldum.

Her şeyi geçiştirmek, sadece gülmek istiyorum.

Bir zamanlar hayatın getirdigˆi her s¸eyin üzerine iyi ya da kötü daha çok kafa yorardım. Uykularım kaçardı düs¸ünmekten. Anı yakalayamazdım. En mutlu olmam gereken anda bile, ya geçmis¸ için üzülür, ya gelecek için kaygılanıyor olurdum.

Bu saatten sonra kendimi yormayacagˆım hiç.

Gülüp geçecegˆim.

Böyle tertemiz delirdim is¸te, sizi de beklerim, burası çok egˆlenceli...

Türkiye’nin en çok takip edilen fenomeni Çağrı Taner’den, bilinen ama adlandırılamayan, hissedilen ama dile dökülemeyen, yanımızda olan ama yüzleşilemeyen ne varsa, hayatımıza, sustuklarımıza, anlatamadıklarımıza dair içten, duru bir sesleniş.

Bir erkeğin içinden, sadece erkeklere değil, hepimize…

₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Yakın geleceğe atılan keskin bir bakış, bildiğimiz dünyada bilmediğimiz numaralar, elektronik cüzdanlara aktarılan kôinler, şokatar tabancalarla edilen intiharlar, geçmişi yakalayan kasklar, videoportlar, monokopterler, şirket cennetleri, mikrocehennemler, YeniYaşamcılar, baş imamlar ve halifeler… 
Bilimkurguyla distopyanın kesiştiği noktada, bazen günümüzde bazen biraz uzakta, daha acımasız, daha mekanik, daha karanlık bir dünya: Hissiz Kumpanya. 

Volkan Yalçın, yerli bilimkurguda yapılmayanı yapıyor ve iddialı öykülerle sahneye çıkıyor. 

“Ben doğduğumda bir şeylerle savaşıyorduk, öldüğümde de bir şeylerle savaşıyorduk. Nefesim, şaibeli müsabakanın sürpriz ve düşsel finalini görmeye yetmedi. Bu çekişmede bir şeyleri tutuyordum, bir şeylere inanıyordum. 
Ben öldüğümde Mars’taki ilk cinayet çoktan işlenmişti. 
Ben öldüğümde öğretmenler mütemadiyen yalan söylüyordu. 
Ben öldüğümde keyifler kapsama alanı dışındaydı. 
Ben öldüğümde halife hâlâ hayattaydı, bağlı bulunduğu yaşam destek ünitesinden emirler vermeye devam ediyordu.”
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
KAFES KİTABININ ÇOKSATAN YAZARI JOSH MALERMAN'DAN UYUYAN GÜZEL MASALI İLE VAHŞİ BATI ÖYKÜLERİNİ USTACA HARMANLAYAN GERİLİM DOLU BİR ROMAN: CAROL GÖMÜLMEDEN 

Carol Evers'ın karanlık bir sırrı vardı. Bazen komaya giriyor ve komaya girdiğinde bir ölüden farksız oluyordu. Nabzı ve kalbi duruyor, nefes aldığı belli olmasa da bilinci asla kapanmıyordu. Ancak doktorlar bile onun öldüğünü düşünüyordu. 
Bu sırrı bilen iki kişiden biri olan ve ondan kurtulup servetine konmak isteyen kocası, Carol komaya girdiğinde onu diri diri mezara gömmek için yaptığı planı hayata geçirmeye koyulur. Komadaki Carol çevresinde olan her şeyi duyup hissederken, Harrows adlı kasabada cenaze hazırlıkları başlar. 

Bu sırrı bilen diğer kişi, Carol'ın eski sevgilisi, meşhur kanun kaçağı James Moxie ise haberi aldığında Carol gömülmeden Harrows’a yetişmek için yola çıkar. Tehlike ve gizemle dolu Yol'da yolculuk ederken eski düşmanlarla, ürkütücü varlıklarla ve peşindeki kiralık katillerle başa çıkmak zorundadır. 

“Fevkalade zekice yazılmış bir roman. Çoktan kaybedilmiş bir hayatı kurtarmak için yapılan tehlikeli bir yolculuğu ve ölümün bazen sadece başlangıç olduğunu anlatan bir eser.” –J. D. Barker, Çoksatan Dördüncü Maymun ‘un yazarı 

“Carol Gömülmeden, hepimizin içinde var olan tuhaf Batı'da cereyan eden bir Poe öyküsü, roman sadece yeri yerinden oynatmakla kalmıyor, yeri deliyor da. Bir tabutun sığacağı kadar.” –Stephen Graham Jones, Melezler’in yazarı
₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
Locus En İyi Fantazi Romanı Ödülü Adayı 
Hugo En İyi Seri Ödülü Adayı 

İlahi Kentler serisi, ikinci kitabı Kılıçlar Kenti’yle devam ediyor. 
Bir zamanlar Voortyashtan kenti Ölüm ve Savaş Tanrıçası Voortya’nın gücüne sahipti ve onlar bu gücü bilinen dünyayı boyunduruk altına almak için kullandılar… ta ki İlahları, iki ulus arasında tüm dünyanın seyrini değiştirecek bir savaşın ilk zayiatı olarak suikasta uğrayana dek. 

Bir zamanlar dünyanın en büyük ve en işlek limanına sahip olan Voortyashtan, Voortya’nın ölümüyle hem limanını hem de kentin büyük kısmını kaybetmişti. Voortyashtan’ın eski kabileleri, şehirde huzuru sağlamaya çalışan Saypuri yönetimi ve burada yeni bir liman inşa etmeye çalışan yeni Dreyling ülkesi arasında kırılgan bir denge vardı. 

Eski Bulikov vilayet valisi, savaş kahramanı Turyin Mulaghesh, Bulikov’da yaşananlardan sonra emekli olmayı seçmişti. Fakat Shara Komayd’ın emriyle Voortyashtan’a gönderildiğini öğrendiğinde hiç de mutlu olmayacaktı. Elinden hem emekliliği alınmıştı hem de Kıta’nın en tehlikeli kentine gizli bir görevle gönderiliyordu. Üstelik bir asker olarak değil, bir casus olarak. Mulaghesh’in hayattan istediği şeyse, ömrünün kalanını sahil boyu kulübesinde sarhoş bir halde geçirmekti. 

Okyanusun derinliklerinde uyanan bir şeyler vardı. Ve Turyin Mulaghesh’in en istemediği şey ölmüş ve gömülmüş olması gereken şeylerle bir kez daha yüzleşmekti. 

Fakat bu sefer bir seçme şansı olmayacaktı.
₺33,75KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil
“Eğer Wells olmasaydı, çağdaş bilimkurgu da olmazdı.” –Kingsley Amis 

“Geleceğin, insanların hayal ettiği gibi parlak olmayacağını öngören Wells’i okumak, yaptığım en iyi keşiflerden biriydi.” –George Orwell 

H. G. Wells, bilimkurgunun atası, türe adını altın harflerle yazdırmış en büyük yazarlardan. Zaman Makinesi, Görünmez Adam, Doktor Moreau’nun Adası ve Dünyalar Savaşı gibi eserleri ve düşünceleriyle âdeta zamanın ötesinden gelen bir yazar olan Wells, Tanrıların Tohumu’nda ters giden bilimsel gelişmelerin, kırılgan bir ırk olan insanlığı nasıl yıkıma sürükleyeceğini anlatıyor. 

Sevimsiz oldukları söylenebilecek iki biliminsanı Profesör Redwood ve Bay Bensington gözden uzakta çalışmalarını sürdürüyorlardı. Bu sırada keşfettikleri Herakleophorbia, namı diğer Devtohumu ile insan evrimindeki en büyük gelişmenin altına imza attılar. Bu tohum sayesinde daha zeki, daha güçlü süper insanlar geliştirilebilecekti. 

Ancak göz ardı ettikleri bir şey vardı: Bilim, insanlığa boyun eğmeyecekti. Bu icat sayesinde insanlar ve hayvanlar kontrolün ötesinde büyüyecek, bu besini tüketen devler ile normal toplum arasına sınırlar çekilecek ve bu farklılığın getirdiği kaos, insanlığı yavaş yavaş ele geçirecekti. 

Wells’in 1904 yılında, yani genetiği değiştirilmiş besinlerin tüketilmeye başlamasından uzun yıllar önce yazdığı Tanrıların Tohumu, bilimkurgunun günümüz biliminin dahi kafa yorduğu konulara değinen gizli hazinelerinden biri.
₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Şiir? Bir ihtimal.

Aforizma? Belki! Yazı uçları?

Kim bilir... En çok “müspet”

bir kazâ’dan arta kalan

“kırpıntı metinler”.

₺26,25KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
Ah Min-el Aşk, Ferit Edgü’nün yayımlanan ilk şiir kitabıdır (Ada Yayınları, 1978). İlk baskı, Fikret Muallâ’nın metindışı 20 deseniyle birlikte, numaralı olarak yayımlanmıştı. Edgü’nün dostu, üzerine sayısız yazı yazdığı sıradışı sanatçı Semiha Berksoy, bu kitaplardan birini baştan sona resimlemiş ve ölümünden kısa bir süre önce “aynen” yayımlanması dileğiyle Ferit Edgü’ye teslim etmişti. Elinizdeki bu kitap, Ah Min-el Aşk’ın ilk baskısının Semiha Berksoy eliyle resimlenmiş halinin tıpkıbasımıdır. 
₺35,25KDV Dahil
₺47,00 KDV Dahil

“O’yu [Hakkâri’de Bir Mevsim] sadece gerçekçi bir roman olarak saymak yetmez, gerçeğin inanılmaz bir düşe dönüştüğü, şaşırtıcı bir öyküdür bu. Ferit Edgü’nün gerçek bir yaşamı, bir roman yaşamına çevirmesindeki beceriye hayran oldum. Çünkü ‘O’ gözlem gücünü, anlatı ustalığından alıyor.”

Melih Cevdet Anday

₺21,75KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil
Belli bir sürede (bir karakış boyu) belli bir noktada (ülkemizin doğusunda on üç haneli, yüz on dört nüfuslu Pirkanis adlı dağ köyünde) anmak, ansımak, anlamak, sormak, karşılık aramak ve özellikle yaşamı sürdürebilmek için yapılmış konuşmalardan seçmeler ya da bir monolog’un, diyalog’a dönüştürülmesi çabalaması.
₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

“Doğu, iletişimsizliğin anayurtlarından. Hem de Doğu’nun dağ köylerinde, genç bir aydını kim anlayabilir? Yakınlıkların yabancılıkları, yabancılaşmayı çoğalttığı bir dünya, iki kutup arasında bir öte – üçüncü – dünya da doğurmaya başlar. İki ayrı kimlik arasında oluşan, kimliksiz, belirsiz, tanımlanması güç bir dünyadır bu… Ferit Edgü, Doğu serüvenini yıllar sonra yeniden taşırken bugüne, o iletişimsizlik karabasanını da dağıtmaya çalışıyor gibidir.”

- Semih Gümüş -

₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

Ferit Edgü, ilk kez 1977’de yayınlanan O [Hakkâri’de Bir Mevsim] adlı romanında, Türkiye’nin doğusuna, sarp dağlarına, umarsız insanlarına bir ağıt yakmıştı.

Melih Cevdet Anday’ın “gerçeğin inanılmaz bir düşe dönüştüğü, şaşırtıcı bir öykü” diye nitelediği O’dan tam o otuz yıl sonra, Edgü Yaralı Zaman’la yeniden Doğuya dönüyor.

Bu kez, Hakkâri’de hiç de düşsel olmayan bir yolculuğa çıkıyor.

(Tanıtım Bülteninden)

₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
…CANIM CANIM CAN ÇİÇEĞİM 
SENDEN NE DENLİ SÖZ ETSEM ACİZİM 
CANIM CANIM ÖTELERDEN GELMİŞ 
ETEKLERİNDE DÖRT MEVSİM ŞENLİK 
CANIM CANIM TOPRAĞINI DENİZLERİN ÖPTÜĞÜ 
YAĞMURUN AŞKLA YAĞDIĞI LODOSUN BAŞTAN ÇIKTIĞI 
ERGUVANLAR ÇİTLENBİKLER FISTIKÇAMLARI 
MİMOZALAR VE AT KESTANELERİYLE 
CANIMA CAN BAĞIŞLAYAN… 

ÖMER ERDEM’DEN ‘KENT,EV VE ÜLKE’ İÇİN…
₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
İlk baskısı 1978 yılında yayınlanan Bir Gemide, 1979’da Sait Faik Hikâye Armağanı’nı aldı.  
  
Yaşadığı toplumun zihin bulanıklığını, iletişim sorunlarını, duyarsızlık, tepkisizlik sarmalını sorgulayan 
bu 8 öykü, yazarın, kitabın ilk baskısının arka kapağında Tolstoy’dan alıntılayarak yazdığı gibi “toplumsal ve  
bireysel felaketlerle dolu” günlerde yazıldı.
₺10,50KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
“Yaşamın ve sanatın anlamıyla ilgiliyseniz ve önünüzde Ferit Edgü’nün son denemeler kitabı Şimdi Saat Kaç duruyorsa, daha ilk satırlarda güvenilir 
ve bildik kıyılardan uzaklaşacağınızı, çarpıcı ve ters sorunların akıntıları ile karşılaşacağınızı hiç unutmayın.  

Sığ ve durgun sulardan hoşlanmayan biriyseniz, kitabı bitirdiğinizde önemli bir serüven yaşadığınızı göreceksiniz.”  

Onat Kutlar
₺26,25KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil

“HAKLI OLMAK DEĞİL, MUTLU OLMAK İSTİYORUM.”

Arda Erel, ilk romanı Sarsıntı ile okurlarını derin bir aşkın doruklarına çıkarıyor; geçmişin, şimdinin ve geleceğin kusursuz birlikteliğini anlatırken, içsel yolculuklara bir ayna tutuyor…

“Ben Derin.

Takvime göre 28 yıl önce dünyaya geldim ama sadece anne karnından çıkmakla doğmuyor insan. Hayatta bir acının içinden geçince de doğabiliyorsun, kendi içinde başka bir “sen”le tanıştığında da. Ve belki de en önemlisi, aşk denen mucize kapını çalıp karşına oturduğunda da yeniden doğmuş gibi hissedebiliyorsun. İşte bu yüzden sana anlatmam gereken bir hikâyem var.

Çünkü ben ilk kez âşık oldum ve aşkla yeniden doğmanın bu kadar büyük bir sarsıntı olacağını bilmiyordum.”

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Aşk, tutku, dehşet, savaş, fedakârlık, şefkat, korku ve güzellik… Yüzyıllara yayılan yedi öykü ve aralarında gizemli bir bağ…
Tuhaf keşifler yapan bir arkeolog, kendini evinden çok uzakta bulan bir pilot, bir ressam,
bir hayalet, bir vampir ve ejderhaya benzeyen bir çiçek. Cenneti andıran Kutsal Ada’da hangi sırlar 
saklı?

Kurban törenleri. Hep kaybedenler. Gözlerini bambaşka hayatlara açanlar. Çağlara yayılan bir döngüyü bozacak kadar güçlü ne var hayatta?

“Bu korku dolu roman akla Zaman Yolcusunun Karısı ve Lost’u 
getiriyor."

-Kirkus Reviews-

₺22,12KDV Dahil
₺29,50 KDV Dahil
Yazdıkça sevdim. 
Sonra dönüp tekrar okudum, adına AŞK dedim. 
Kırılgan bir baharın yazını aradığı gecelerde başladım seni yazmaya. 
Önce birkaç dörtlük satırlar, ardından doldu sayfalar. 
Her sayfada bir ilmek aşk, her sayfada senden sonra unutulmaya yüz tutmuş çocukluğum, 
hatıralarım ve sen; birbiri ardına sıralandı mazi. 
Seni dokudu kalemim. 
Özlerken yazdım, yazarken özledim bir nevi. 
Özledikçe yandım ve yine yazdım. 
Sonra saman kâğıdı bir zarfın içinde biriktirdim yangınlarımı. 
Ne zaman özlesem, bir sayfa daha sen ekledim. 
Yazdıkça sevdim. 
Sonra dönüp tekrar okudum, adına AŞK dedim. 

Bu kitap sana... 
Yüreği burkulan, canı yanan, yarıda kalan sana... 
Dile getirilmeyen yarım kalmışlıklara...
₺12,75KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil
Fantastik Edebiyatın kraliçesi Nazlı Eray’dan şaşırtıcı, düşlerle yüklü, gerçeğin içinde ve fantezinin doruklarında bir roman.  
Üstünde eski Avusturya İmparatoriçesi Elisabeth’in resmi bulunan çakmakla yakılan bir sigaranın dumanlarında başlayan romanın coğrafyası Viyana’yı, Berlin’i, Amerika’yı; Bodrum yolundaki ‘Yalnızlıklar Ormanı’nı; geçmişi ve bugünü; Viyana gecelerinde Dr. Sigmund Freud’un yaptığı rüya analizleri ile insan ruhunu kapsayan geniş bir alana yayılıyor. Malta’da şehit düşmüş Boyabatlı Tayyareci Nuri Bey, ormandaki ‘Soğuk Savaş Ustası’, evin duvarındaki Japon Noh Tiyatrosu’na ait bir eleştirmen maskesi; Mayerling Av Köşkü’nde sevgilisi Marie Vetsera’yı ve kendini vurmak üzere olan Arşidük Rudolf von Hapsburg, striptizci Melanie, billur sesi ile 1938 Berlin kabarelerinden fırlayan Rosita Serrano ve diğerleri… 
Nazlı Eray, tarihin kalın tozunu üfleyip onu aydınlık, pırıltılı, gizemli ve şaşırtıcı bir şekilde gözümüzün önüne seriyor.
₺14,40KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
“Herkes asılmasına bir gün kaldığını bilen bir ölüm hükümlüsünün gözüyle değerlendirebilseydi geçen zamanı, dünyanın görünüşü muhakkak ki bambaşka olurdu.”   

Erhan Bener’in 1961’de Ara Kapı adıyla kaleme aldığı, sonraki baskılarda adını Kedi ve Ölüm olarak değiştirdiği romanı, ölümcül bir hastalığı olduğunu öğrenen resim öğretmeni Zahit’in, kalan üç aylık süreçte tüm yaşamını, yaşamla ölüm arasındaki bir “ara kapı”da sorgulamasını anlatır. Fransız yayınevi Albin Michel’in Büyük Tercümeler dizisinde yayınlanmasıyla Fransa, Belçika ve Almanya’da da büyük beğeni kazanan Kedi ve Ölüm, kusursuz dili ve çözümlemeleriyle hayat üzerine kısa, sert, sarsıcı bir yapıt. 


“Erhan Bener’in Kedi ve Ölüm’ü kısa, veciz, yoğun ve çok başarılı bir denge içinde kurulmuş bir roman. Yazar, öyküsünü güçlü ve kusursuz bir mükemmellikle yürütüyor, ayrıntı sayılabilecek noktalarda bile, her seferinde bize insan ruhunun en erişilmez derinliklerini göstermeyi biliyor. İçimize bıçak gibi saplanan, hayran olunacak şekilde işlenmiş, heyecan yüklü ve güçlülüğüyle güzel bir roman...” 
N. Presl, La Nouvelle Gazette de Charleroi (Belçika) 
“Ölümün beklenişi konusu birçok kez ele alınmıştır. Ancak bu romanın övünülecek yanı konusu değil, sanat yönüdür... Erhan Bener sanatıyla bizi büyüleyip tasalandırıyor. İnce bir ruh incelemesi, sağlam ve güçlü bir üslup, gereksiz zorlamalardan uzak bir anlatış... bizde, kendisinden başka çeviriler okumak isteği uyandıran bir yazar.” 
Celaine, Tageblatt (Lüksemburg)
₺12,00KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

Duygularının niteliği aynı akorun parçasıymışçasına uyum içinde titreşip devasa içsel yankılar üreten, şeylerin özüyle kalıcı bir birlik içinde olacak denli hassas bir tabiata sahip olan, acıyı da hazzı da en yoğun şekilde hissetmek ayrıcalığına sahip o az sayıdaki yaratıklardan değil miyiz? Böyle uyumlu yaratıkları her şeyin uyumsuzluk içinde olduğu bir dünyanın orta yerine bırakırsak, korkunç bir biçimde ıstırap çekeceklerdir, tıpkı onları besleyen bir fikre, bir duyguya ya da kendileriyle türdeş birine denk geldiklerinde duyacakları mutluluğun devasa büyüklükte olması gibi...”

Balzac, roman kişilerine kendi toplumsal yaradılışlarından kaynaklanmayan ve gerek soyut belirlemeler gerekse özel belirlemeler açısından söz konusu toplumsal yaradılışlarla tam bir uyum göstermeyen şeyler söyletmez, düşündürtmez, hissettirmez, yaptırtmaz. Ama içeriği kesin düşünce ya da duyguların anlatımı söz konusu olduğunda, kendini özel bir sınıfa ait insanların ortalama anlatım olanaklarıyla da sınırlamaz. Toplumsal açıdan kesin olan ve iyice anlaşılmış bulunan içeriği yansıtacak en açık seçik, en kesin anlatımı araştırır ve her zaman da bulur.”

Georg Lukács

₺24,00KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

“Son üç yıl içinde ve küçük hikâyeci sıfatıyla haklı bir isim kazanan Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf ’la birlikte ilk romanını veriyor. Güzel, şiirli ve sürükleyici bir eser ki, muharririn hem müfrit romantizminden, hem müfrit realizminden aynı zamanda müstefit ve mutazarrır olmaktadır.”

-Nahit Sırrı Örik, 1937

“Kuyucaklı Yusuf, Türk romanında ufuk açan girişimlerden birini haber vermektedir. [...] Denebilir ki bütün bundan sonraki Anadolu romanlarının yapısında Kuyucaklı Yusuf ’tan mutlaka bir şeyler vardır.”

-Rauf Mutluay, 1973

“Kuyucaklı Yusuf, kişilerin canlılığıyla, ayrıntıları kullanmadaki ustalığıyla, olay örgüsündeki mükemmellikle, mahalli renkleri vermedeki üstün başarısıyla, sosyal gerçeklikle insani gerçekliği tam bir uyum içinde, dengeli olarak yansıtmasıyla eskimeyecek, tazeliğini sürdürecek bir roman.”

-Fethi Naci, 1990

“O kadar sert, öfkeli, bir yandan da sonsuz merhamete özlemli anlatımı, çözümlemeleriyle Kuyucaklı Yusuf bugün de yaşayan bir başyapıttır bence.”

-Selim İleri, 2015

₺9,38KDV Dahil
₺12,50 KDV Dahil

“Bu eser muharririn şimdiye kadar roman sahasında bastırmış olduğu iki eserini gölgede bırakan bir kuvvet ve mükemmellik taşımaktadır. Sıkılgan, kendi içine kapanmış, pısırık denebilecek bir adamın hayat macerasını anlatan bu eserde, müellif şaşılacak bir psikoloji kuvveti göstermiş ve bize, unutulmayacak bir insan portresi çizmiştir.”

-Varlık, 1943

“Gayyur ve olgun romancı Sabahattin Ali’nin en son çıkan bu romanı, daha çok muharririn karakter tahlilindeki hünerinin güzel bir örneğidir. Kürk Mantolu Madonna, mevzuunun aleladeliğinde harikulade bir insan kafasının didiklenişi, kapanık duygulu, çekingen bir tipin karanlık fikir âleminin aydınlanışıdır.”

-Yürüyüş, 1943

“Bir zamanlar unutulmuş olan neredeyse 75 yıl önce yazılmış bir Türk romanı Kürk Mantolu Madonna, bugünlerde Nobel ödüllü Orhan Pamuk’tan bile çok satar bir roman oldu.”

-New York Times, 2017

“Ali’nin kitabı sadece 1943 yılında yazıldığı kendi ülkesinde geniş bir popülerlik kazanmış olmasıyla değil, 80 milyondan az nüfuslu bir ülkede üç yılda 1 milyondan fazla kopya satmış büyük ve beklenmedik bir olaydır.”

-Washington Post, 2017

₺7,50KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil

İlk kez tek ciltte bir araya gelen Geçmiş, Bir Daha Geri Gelmeyecek Zamanlar, 2. Abdülhamid döneminden 1980’ler Türkiye’sine bambaşka bir tanıklık…

Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın’la başlayan, benim çocukluk anılarımdan izlenimlerle örülü anlatışı sürdürüyordum.

Bir yandan da yitip giden, daha 1955’lerde yitip gitmeye başlamış İstanbul’u artık bir hayal-şehir olarak yansıtmaktı isteğim.

Gramofon Hala Çalıyor’u yazarken görece bir mutluluk dünyası oluşturmaya çalışmıştım. Geçmişin sıkıntılarını, acılarını sonradan, yaşanıp sona erdikten hayli sonra daha kıymıksız, dikensiz hatırlarız; sanki öyle. Geriye kalanı yazdım. Belki de hepsi, ölmüş insanların defterlerimizden bir türlü silemediğimiz, artık çevrilmeyecek telefon numaralarıdır.

Yürek Burkuntuları için, “Bir tek hikaye, sizi siz yapabilecek, yolunuz oradan gidecek, ötekileri boş verin,” demişti Edip Cansever. Belki uzun yıllar o çizgide gitmedim, sanırım Solmaz Hanım, Kimsesiz Okurlar İçin’le başlayarak, o çizginin derin etkisi altında kaldım.

İtiraf edeyim ki, Kafes’te ondan derin izler var. Cemil Şevket Bey’i düşünerek yazdığımı söyleyememm’i. Fakat hep gözümün önündeydi. Bir roman kişisi yarattığımı sanıyor, öyleyken, Cemil Şevket Bey’in hayatını çalıyordum... Düşünüyorum da, roman yazmak, hayatlar çalmak değil mi?

Kendi hayatın olmadı; roman kişilerinin hayatından kendine bir hayat. Okuyup gittiğin her yerden –önceleri romanlar, sonraları öykü, sonraları şiirler; sonra belki hep şiir – dirimler ve ölümler kuşandın. Yırtığını söküğünü dikebilirim diyordun, ölümlerin dirimlerin. Dikebildin mi? Yeniden başla!

₺93,75KDV Dahil
₺125,00 KDV Dahil

“Hakan İşcen’in yeni romanı Borges Çetesi çağdaş edebiyatımızı da enikonu etkilemiş ünlü Borges’in izleklerinden esinli bir roman mı? İşcen simgeler ve düşlemlerle yol alarak, Borges edebiyatı çerçevesinde, bütünüyle yerli, bize ait bir dünyaya mı yol alıyor? Ya da, Borges, şimdiyi, bugünümüzü dile getirmek, yansıtmak için, görkemli bir aracı mı; aracı, araç, olanak… Bir türlü karar veremiyorum. Bununla birlikte, Hakan İşcen’den çok severek okuduğum Yaratıcı Yazarlık Kursu’ndan sonra, Borges Çetesi’nden daha çok tat aldığımı açık seçik ayırt ediyorum. Edebiyata, edebî değerlere gerçekten bağlılığını her yeni eseriyle kanıtlayan Hakan’ı okumak, yalnız benim için değil, başka birçok okur için de mutluluk olacak.”

-Selim İleri

“Edebiyatın her türünde eserler veren, şiir, öykü, deneme ve romanlarıyla tanıyıp sevdiğimiz Hakan İşcen’in yeni romanı Borges Çetesi, birbirine benzemeyen, ortak geçmişleri olmayan, farklı yaşlarda ve farklı kişiliklere sahip bir grup insanın gelişen dostluklarını ve gizemli suç ortaklığını anlatıyor. Bu farklı bir çete...”

-Asuman Kafaoğlu - Büke

₺20,00KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

“Babam, tamı tamamına yirmi beş yıl sonra, bir elinde yıllanmış üç telli bağlaması, diğer elinde ahşap bavulu, kapımın önünde diz çökmüş, gece vakti aniden ortaya çıkmış mahcup bir konuk veya geçip giden zamandan borcunu mahsup etmeye gelmiş eski bir alacaklı gibi öylece beni bekliyordu.”

Evvela, baba-oğul hesaplaşmasına dair bir roman bu… Kırgınlığın, kızgınlığın, suçluluk duygusuyla, hayatından çıkartma arzusunun kopamamakla boğuştuğu bir hesaplaşma. Romanın kahramanı avukatın “Her oğul gibi, ne kadar direnirsem direneyim daha en başından babama karşı yeniktim” hissinin hep orada durduğu bir hesaplaşma.

Bir yandan da kırık bir aşk hikâyesinin bulutu dolanıyor babasıyla “meselesini” halletmeye çalışan adamın üzerinde… Yoksa, iki aşk hikâyesinin mi?

Roman, aynı zamanda bir yol hikâyesi… Hem, düz anlamıyla bir yol hikâyesi: Diyarbakır’dan Kars’a yolculuk ediyoruz. Uzun yolun menzilleri, konaklama tesisleri, aramalar, kontroller, ıssız taşra köşeleri… Memleket hastaneleri…

Ama bir yandan da hafıza içinde bir yolculuğun hikâyesini dinliyoruz. Zihnin kuytularına, bilincin dehlizlerine de uzanan bir yolculuk. Her konakta çırak ve hayranlarının adeta onu beklediği saz aşığı babanın müphem ilişkilerinin ve evvel hayatındaki kadınların sırrına doğru
yolculuk… Asıl uzun yol, o işte…

Okurları, Kemal Varol’un önceki eserlerine de uğradığını sezecektir bu yolculuğun.

Aşıklar Bayramı içli bir türkü…

₺20,80KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil

Sabahattin Ali, toplumcu gerçekçi yeni Anadoluculuk anlayışının hikâyede ilk örneklerini veren bir yazardır. Kuşağını ve kendinden sonraki kuşakları etkiler. Modern Türk hikâyesine yeni bir kapı açar. Hikâyelerinde yoksul, kimsesiz, gariban, hasta, suçlu, mahkûm; küçük insanların, yani toplumun “öteki” ve çevrede kalmışlarının hayatlarını anlatır. Olayların geçtiği yeri; köy, kasaba veya Anadolu’nun bir şehri, mekânı, eşya ve nesneleri olanca yalınlığıyla tasvir eder. Dili sadedir; hiçbir fikrin ön kabulleriyle hareket etmez. Anlattığı olayları zamanın ve kahramanlarının doğal diliyle anlatır. Esasında o, anlattıklarıyla çağının sosyal hayatına tam bir ayna tutmuş olur. İnsanların ruh dünyasını; acımasızlık ve merhametini, hayalleri ve korkularını, yalnızlık ve çaresizliğini en ince ayrıntısına kadar dile getirir. Onun sosyal gerçekçiliği, çektiği insan ve toplum fotoğrafı kurulu düzene ve statükoya karşı derin bir tepkidir.

Yayınevimiz, Sabahattin Ali’nin bütün eserlerini yeniden yayımlarken onun düzenlemesini ve eserlerinin sağlığında yapılan ilk baskılarını esas aldı ve onları, hatırasına saygı göstererek çarpıtmadan basmayı kendine ilke edindi.

₺9,60KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil

“[İ]nsanda bazı ufak şüpheler bırakmasına rağmen roman kuvvetli ve canlı... Ancak bütün kahramanları Sabahattin Ali gibi düşünüyor. Yahut hepsi de Ömer gibidir. Ve sanki hepsinin içinde birer şeytan var. Romanın kahramanlarını şeytanlar idare ediyorlar. O kadar birbirlerine yakınlar. Üslup taze ve sürükleyici. Lisan hatasız...” Şahap Sıtkı, 1940

“Mevzu üslup hareket itibariyle hakikaten lisanımızın en güzel romanlarından biri...” Suat Derviş, 1940

“Edebiyatımızda örneklerine çok az rastladığımız bir aydın sorunu vardır bu kitapta; halktan kopmuş, ülküsünü bulamamış, burjuva kurumlarına inanmaz, kendi doğruları uğruna çatışmaktan kaçınan korkak ve yenik bir kararsızlık. [...]
Öteki romanlarında yarattığı kişilere birçok ipliğiyle benzeyen Ömer, Sabahattin Ali’nin canlandırdığı en içten roman kişisidir. Üstünde durarak incelemeye değer. Çünkü onun yapısında yaşamanın küçük yanlışlıklarına yenile yenile kutsallarını yitiren bütün bir kuşağın dokumasını, birleşimini bulabiliriz. Ve bu az şey değildir.”
Rauf Mutluay, 1973

“İçimizdeki Şeytan, bireysel ve toplumsal, içsel ve dışsal,
büyük fırtınaların kol gezdiği bir romandır. Art arda ülkü ve düş bozumları romana irkiltici bir atmosfer sağlar.”
Selim İleri, 2015

₺10,50KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

“Esirler” adlı oyununda fantastik bir kurguyla eski Türk-Çin çatışması ve Çin sarayından adam kaçırmak isteyen ve imparatorun kızına âşık olan bir Türk’ün kahramanlık hikâyesini anlatır. Tam bir Turancı kurgudur bu. Ancak kahramanlık, aşk ve ölüm, böyle fantastik bir kurguda ilginç bir gerçeklik kazanır. Hikâye ve romanlarındaki toplumcu gerçekçi kimliği bu defa kurguda değil, konuda kendini gösterir. Ne var ki o, bir yazar olarak bu tarzı sürdürmez. Bir deneme olarak kalır bu; elbette ilginç bir denemedir. Bu bağlamda “Kağnı” hikâyesine yazdığı opera denemesi de ilginçtir. Evet, bunlar birer denemedir ve Sabahattin Ali için esas olan hikâyedir.

Yayınevimiz, Sabahattin Ali’nin bütün eserlerini yeniden yayımlarken onun düzenlemesini ve eserlerinin sağlığında yapılan ilk baskılarını esas aldı ve onları, hatırasına saygı göstererek çarpıtmadan basmayı kendine ilke edindi.

₺8,00KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil

Elinizdeki kitap, 2016 yılında yitirdiğimiz Prof. Dr. Yaman Örs’ün geniş ve renkli dünyasını tüm boyutlarıyla tanıtıyor, zengin birikimini genç kuşaklara aktarıyor.

• Eleştirmek Aydınların Sorumluluğu mudur?
• Felsefe mi, Felsefeler mi?
• Atatürk ve Eleştirel Gerçeklik
• Atatürk’ün Felsefeye Yaklaşımı
• 27 Mayıs Bir Devrim mi?

Yaman Örs, Cumhuriyet’e bağlılığıyla bilinen çok yönlü bir aydın…

Zamanının Ötesinde Bir Aydın-Yaman Örs, bitmesini hiç istemeyeceğiniz bir ders niteliğinde.

“Atatürk olağanüstü bir düşünürdür; onun askerliği, kahramanlığı, eylemciliği, devlet adamlığı; düşüncelerini uygulamaya koyması, yaşama geçirmesi için birer araç olmuşlardır. Bu bağlamda, onun bir etik devrimcisi olduğunu da söyleyebiliriz.”

₺20,80KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil

Bir zamanların süvari yüzbaşısı olsa da, artık beş parasız olan Richard, iş bulmak için ordudan arkadaşı Twinnings’in yardımına başvurur.  Fakat artık devir değişmiştir: Atların yerini tanklar, kahraman askerlerin yerini iş adamları almıştır. Neyse ki Twinnings, Richard için gizemli bir mucit ve iş adamı olan Zapparoni ile bir görüşme ayarlar. Zapparoni otomat üretiminden film endüstrisine birçok alanda muazzam bir güce sahiptir ve bazı işler için Richard gibi birine ihtiyacı vardır.  Görüşme, Zapparoni’nin hem teknoloji harikalarıyla dolu hem de tamamen doğayla bütünleşmiş malikânesinde yapılacaktır.

Richard böylesine güçlü ve zeki bir adamın kendisiyle neden görüşmek istediğini merak ederken, geldiği bu büyülü mekânın gizemini de fark eder: Teknolojinin yeni dünyası ile bir askerin eski dünyasının karşılaşmasıdır bu.

Distopik kurgusu, felsefi derinliği ve insan ruhunun yeni dünyayla karşılaşması sonucu yaşadığı travmayı tasvir gücüyle türünün en iyileri arasında yer alan Cam Arılar, (1957) adeta bir kâhinin şaşkınlığa uğratan öngörülerinin de romanı. 

Yirminci yüzyıl Alman edebiyatının en tartışmalı ve özgün yazarlarından Ernst Jünger’in bu sıradışı eserini Mert Moralı Almanca aslından çevirdi.

₺17,25KDV Dahil
₺23,00 KDV Dahil

Çöken bir imparatorluktan cumhuriyete giden süreçte vatan savunması ve kurucu bürokrasi içinde yer alan Dr. Lütfi Kırdar, Balkan Savaşları’ndan 27 Mayıs 1960 Darbesi’ne kadar çok çeşitli ve kritik görevler üstlenmiştir. Yarısından fazlası İkinci Dünya Savaşı’na denk gelen zorlu süreçte gerçekleştirdiği İstanbul Valiliği ve Belediye Başkanlığı, bakanlık görevi; başarılı çalışmalar, İstanbul’un siluetini değiştiren eserler ve diplomatik görevlerle doludur.

Siyasi hayatı boyunca partizanlığa karşı duran Dr. Lütfi Kırdar, 27 Mayıs Darbesi ile birlikte yalnızca siyasi hayatına değil, aynı zamanda dünyevi hayatına da veda etmiştir.

Efsane Vali, Dr. Lütfi Kırdar’ın yaşam öyküsünü, ülkeye hizmetlerini, demokrasiye inancını ve siyasi ilkeleri uğruna verdiği mücadeleyi tarihin tozlu raflarından gün ışığına çıkarıyor.

₺20,80KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil

“Gözümde tüten ne şehirler, ne insanlar, ne de kırlar ve ormanlardı. Açık denizleri, etrafında duvar olmayan, uçsuz bucaksız yerleri arıyordum. Ama ruhumuz böyle gökyüzlerinde uçup dururken birdenbire yere inip insan küçüklüğü ile karşılaşmak ne tuhaf oluyor.”

İlk kez 1947’de yayımlanan ve kısa süre sonra toplatılan Sırça Köşk, Sabahattin Ali’nin düzeni ve iktidar sahiplerini eleştiren öykü ile masallarını bir araya getirir. Sabahattin Ali’nin öyküleri bugün hâlâ aynı derecede sarsıcı ve anlamlı…

₺5,60KDV Dahil
₺7,00 KDV Dahil

“Hayatta hiçbir şey ona kıymetli görünmemiş, peşinden koşmak, erişmek, sahip olmak arzusunu vermemişti. Etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış, hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamış, bu yalnızlığının gururu içinde memnun olmaya çalışmıştı. Şimdi ilk defa bir şey istiyor, hem de korkunç bir şiddetle istiyordu.”

Sabahattin Ali’nin en etkileyici romanlarından biri olan Kuyucaklı Yusuf, taşrada geçen imkânsız bir aşkın hikâyesi. Aşkın karşı konulmaz gücüyle yüzleşen ve dönüşen bir erkeğin portresi.

₺6,40KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

“…İçimdeki bu melun şeytan... Her şeyi imkânsızlığı nispetinde bana cazip gösteren, beni olmayacak şeylerin hasretiyle kavuran bu korkunç his...”

Sabahattin Ali, bir genç erkek ile eşinin yaşadıkları üzerinden “aydın” çevreyi, ilişkileri ve toplumsal düzene teslim olmuş bireyin çıkmazlarını ele alıyor. İçimizdeki Şeytan aydına, bireyin “içindeki şeytan” olarak nitelendirdiği âcizliğine ayna tutuyor…

₺7,20KDV Dahil
₺9,00 KDV Dahil

Bu harikulade güzel rüya ne kadar çok devam ederse o kadar iyiydi. Onu kesmeye, yarım bırakmaya, hakikat pahasına da olsa uyanmaya hakkım yoktu.”

Sabahattin Ali, başyapıtı Kürk Mantolu Madonna’da, geçmişin günlüklerinden dirilerek günümüze uzanan ölümsüz bir aşk öyküsü anlatır. Kendini bu hayatta yalnız kabul eden bir adamın sergide gördüğü bir portreyle başlayan aşkı, tutkulu bir arayışa dönüşerek hayatında silinmez bir iz bırakacaktır.

₺5,25KDV Dahil
₺7,00 KDV Dahil

Hikâyelerin içine girip dolaşabilen okuyucuların –hakikaten becerebilenlerin diyorum– bu kitabın kapağını açtıktan sonra çıkacakları yolculukta karşılaşacaklarına ne ölçüde aşina olduklarını bilemiyorum. Sonuçta bütün seyahatler sürprizler barındırır. Ya da şöyle söylemeli; ‘karşı tarafın’ okuyucusu olarak bu şenlikli sokaklarda dolaşmaktan benim payıma düşen hem neşeli, hem hüzünlü ama illa ki tuhaf tanışıklıklar oldu.

TAYFUN PİRSELİMOĞLU

Yönetmen / Senarist / Yazar / Ressam

 

Bu kitabın başrollerinde sinema, edebiyat ve Kadıköy var. Murat’ın öykülerinde, insan yüreğine dokunan şeyler ve bir semte karşı yıllarla oluşmuş “tutku” var... Her öyküsü derinleşen anlamlarıyla insan yüreğine dokunuyor. Yalnızca yüreğimizle görebileceğimiz şeyleri anlatıyor. Sokakları adeta bir sinema sahnesi, sinemayı bir öykü, sevdiklerini de bir şiir gibi anlatıyor. Tüm bunlar onun kaleminin ne kadar güçlü ve yüreğinin de ne kadar duyarlı olduğunu gösteriyor.

SELİM GÜNEŞ

Yönetmen / Senarist / Fotoğraf sanatçısı

 

Sistemin dayatmalarını reddederek, beyazperdede gördükleri ve çerçevenin dışında hissettikleri, kırılgan yüreğinden süzülüp gelen dokunuşlarıyla daha bir anlam kazandığında “Evet” diyoruz, “hayat dediğin bu işte.” Bir film karesi, bir hikaye içinde yer alan insanlığımız, dostluğumuz, sevgilerimiz…Yani, Murat Erşahin’in hikayeleri. İyi okumalar.   

ALİ ULVİ UYANIK

Sinema Yazarı 

 

Murat Erşahin’in satırlarını okurken geçmişle bugün arasında dönüp duran sarmal bir hafızanın, şiirsel bir coğrafyanın içinde dolaşıyoruz. … geçip giden zamanın hüznü, bellek ve dil, bir araya gelip çağımızın hoyratlığına adeta isyan ediyor.

MEHMET AÇA

₺15,12KDV Dahil
₺18,90 KDV Dahil
İDİLİKLER 
Haydar Ergülen 

Buralarda bahçe diye bir kadın 
gördünüz mü hiç ağzı şiirden 
bazen bir üzümün buruk tanesi 
bazen kızılca bir narın annesi 
bazen bir ıslığın çapkın mavisi 
bazen de balı bir hınzır incirin 
ve canı yeni açmış bir eriğin 
sevişmesi gibi suyla yepyeni 
işte öyle canım çekiyor seni 

Harflerin açtığını senin bahçende gördüm!
₺9,60KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil
KARGANIN ELYAZMASI 
Jacobo’nun Hikayesi 


Jacobo bir karga; meraklı, zeki, gözlemci bir karga üstelik. Kendi türünün yararına insan yaşamına dair çeşitli notlar düşmüş defterine. Akıl yürütme şekline bakılırsa feraset sahibi bir kargaymış. Ama eserini tamamlamaya vakit bulamadan ortadan kaybolmuş. Elinizde tuttuğunuz kitapta bu elyazmasının dilimize çevirisini bulacaksınız. Anlatılanlar Fransa toprakları içinde yer alan bir toplama kampında geçiyor. Zamanında Max Aub diye bir yazarın da yatmış olduğu bir kamp.
₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Yıl 1945. Londra hâlâ Almanların hava saldırılarının bıraktığı tahribatın ve savaş yıllarının yıkımını yaşıyor. On dört yaşındaki Nathaniel ile ablası Rachel’ın anne ve babası, onları Gece Kelebeği adını taktıkları tuhaf bir adama emanet ederek ve Singapur’a gittiklerini söyleyerek Londra’dan ayrılırlar. Yasadışı işler yaptığından kuşkulandıkları Gece Kelebeği, iki kardeşi hiç alışık olmadıkları tiplerle tanıştırır. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı bu yeni ortamda, iki kardeş ortak bir hikâyeleri olan bu insanların çevresinde hayatı öğrenirler. On iki yıl sonra İngiliz Gizli Servisi tarafından savaş yıllarına ait dosyaları incelemekle görevlendirilen Nathaniel, eskiden bilmediği ve anlayamadığı her şeyin üzerindeki örtüyü, belleğinin ve araştırmalarının yardımıyla kaldıracak, annesinin geçmişinin izini sürecek ve onu ancak o zaman tanıyacaktır. Michael Ondaatje bu yolculuğu, bellek, sadakat ve insan ilişkilerine dair unutulmaz bir romana dönüştürüyor.
₺21,00KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
Orhan Kemal’in gazete sayfalarında tefrika edilip kitaplaştırılmayı bekleyen metinlerini tek tek yayınlayıp okurla buluşturmuştuk. Şimdi bu üç roman, Kaybolan Romanlar adıyla, Everest Keşif’te, ilk kez bir araya geliyor. Kaybolan Romanlar, Orhan Kemal edebiyatının ne kadar derin, usta yazarın yaratıcılık gücünün sınırlarının ne kadar sonsuz olduğunu gösteriyor, hayatın içinden süzülüp gelen olayların hâlâ yaşanabileceği gerçeğini bir kez daha gözler önüne seriyor.  

 “Sonsuz hayranlık duyduğum Orhan Kemal’i başkalarının çalakalem yazılmış dedikleri -incelik dolu- eserlerinde yakaladım. Bu eserler, romancının geniş okur kitlesine ses yöneltişi ve ‘uyarı’sıdır. Hafif edebiyatın verilerinden yararlanmış, ama gayeleri bakımından bambaşka boyutlar edinebilmiş bu romanlar üzerinde yazık ki pek durulmadı. Asıl Orhan Kemal’i, başarıları vurgulanmış eserleri ölçüsünde, bence, melodram kokan, ne var ki gerçeklikleri bugün de süren romanlarında aramak gerekir.” 
Selim İleri
₺31,50KDV Dahil
₺42,00 KDV Dahil

“Yakasında bir çiçek gibi intiharı ile birlikte gezen bir adam.” Jacques Rigaut’yu kendisinden daha iyi kim tarif edebilirdi ki! Kısa ömründe sürekli ölümü, intiharı düşünmüş, kendi deyimiyle intiharı meslek edinmiş, sonunda da bunu gerçekleştirmişken, ondan başka kim yaşamı bu denli ciddiye alabilirdi ki!

“Ne gerçekleştirmişsem, ister uyuşuk ister atik, hiçbir şey görmüyorum ki bunlar arasından muhakkak farklı olabilirdi densin, benden olup da kaderciliğe sürüklenmek suretiyle gerçek kişiliğimi gözler önüne sersin. Hep başka türlü davranarak da yine aynı kalabilirdim. Beni en iyi yansıtan kararsızlığımdır kuşkusuz.”

₺5,60KDV Dahil
₺7,00 KDV Dahil

Şükrü Erbaş’ın ilk şiiri Varlık dergisinin 
Şubat 1978 sayısında yayımlandı.

Burak Abatay, Semih Gümüş, İlknur Özdemir, Haydar Ergülen, Ahmet Telli, Semih Poroy, Ethem Baran, Aydın Çubukçu,

Abdullah Ataşçı, Bedia Koçakoğlu, İsmail Mert Başat, Şehmus Ay, Eray Canberk, Hüseyin Şahin, Deniz Durukan, Betül Dünder, 
Rahmi Emeç, Şeref Bilsel, Mahmut Temizyürek, C. Hakkı Zariç, Fatin Kanat, Kenan Kocatürk, Zeynep Altıok Akatlı, 
Mehmet Özer, Eren Aysan, Emel İrtem, Didem Gülçin Erdem, Gökçenur Ç., Selahattin Yolgiden

40.yıl İçin Yazılar

₺14,63KDV Dahil
₺19,50 KDV Dahil

Eskiden, çok eskiden

Tanrımız yoktu. Korkumuz yoktu.

Günahımız yoktu. Yapraklar gibiydik.

Öpüşler gibiydik. Köpükler gibiydik.

Yapamadık. Güzellik boğdu

İyilik zayıf düşürdü hepimizi.

 

İçimizden birisini göklerin ardına gönderdik.

 

Şimdi hepimiz huzurla birbirimize kötülük ediyoruz.

Şimdi hepimiz korkuyla acımızı seviyoruz

Şimdi hepimiz dünyayı bir tanrıya değiştik

Şimdi hepimiz cehenneme dua ediyoruz.

₺9,00KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil