“Doğduğu toprakların gu¨zellik ve gelenekleriyle, çağdaş Tu¨rkiye’nin değerlerini harmanlayan sevgili Hu¨sniye Kaya’yı tanımış olmanın gurur ve mutluluğu içinde kendisini kutluyorum. Yolu ve şansı her zaman açık olsun.” 
ÖNAY ALPAGO 
“O; ‘yu¨reği, kimliği ve kişiliği’, ‘“vatan ve Atatu¨rk’ sevgisiyle yoğrulmuş, gerçek bir ‘yurtsever’dir; tam bir ‘onurlu ve yu¨rekli Cumhuriyet kadını’dır… Bir siyasetçi ve tutkulu bir CHP’li olarak, iyi ki Hu¨sniye Kaya’yı tanımışım.” 
ALGAN HACALOĞLU 
“Haksızlıklara karşı ilk isyan bayrağını zaman kaybetmeden açan, içinde liderlik pasaportu gizli biri. Ülkemizin politikasının, ihtiyaç duyduğu ve karşısında daima 
saygı ile önu¨nu¨zu¨ ilikleyerek, ayağa kalkmanız gereken bir kadın başkan modeli.” 
ÖMÜR GÖKSEL 
“23. Dönem İstanbul 1. Bölgeden milletvekili adayı oldum. Listede çok renkli adaylar vardı, bunlardan biri de Hu¨sniye Kaya idi. Son sıralarda olmasına rağmen ön sıralarda olanlardan çok daha fazla çalışan Kaya’nın yumuşak u¨slubu ve ikna edici bir tarzı vardı…” 
BAYRAM MERAL 
“Herhangi bir sebepten dolayı birileri susarken, senin çığlık atman, şahsi endişeler yu¨zu¨nden birileri sinerken senin varlık göstermen, ataletin gölgesinde birileri teslim olurken senin mu¨cadele etmendir seni omurgalı yapan... Kundak bezi ile kefen bezi arasında iz bırakmaya gayretin olsun ki mezar taşında doğum tarihi ile ölu¨m tarihin arasında tire olmayasın.” diyen “O Kadın” Hüsniye Kaya’nın siyasi ve toplumsal mücadelesi, anlatılıyor bu kitapta.
₺12,50 KDV Dahil
₺16,67 KDV Dahil
₺8,27 KDV Dahil
₺11,02 KDV Dahil
Fikret onun solgun yüzüne bir öpücük kondurdu. “Sen hiç merak etme. Ölmek için değil, düşmanı ezmek için çıkıyoruz dağlara. Bir gün yanına sağ salim döndüğümde sana özgürlüğü getireceğim...” 

Aferdita sözünü kesti.  
“Unutma aşkım,” dedi yeşil gözlerinden yanaklarına yaşlar süzülürken.  
“Her tercih bir vazgeçiştir. Ama vazgeçilen hep alacaklı kalır!” 

O söğüt ağacının altında birbirlerine söz vermişlerdi kumrular gibi yuva kuracaklarına. Ama Naziler memleketlerini işgal edince gölge düştü mutluluklarına. Vatansız yaşanmazdı ki sevda! Bajgora Dağlarına doğru yollara düştü Fikret özgürlük uğruna... Kalbinde Aferdita’sı, aklında vatanıyla… 
  
İncir Kuşları, Piruze gibi çok okunan kitapların yazarı Sinan Akyüz, yürek yakan son romanı Solgun Karanfil’le aşkı anlatırken bizi savaşla yüzleştiriyor ve soruyor: “Yaşanmışlıkları kaybetmek mi daha zor, yoksa hayalleri mi?”
₺24,00
₺32,00
Masallarla doğar insan. Hikâyelerle büyür, romanlarla ölür. 
Nice masallar dinledim. Kulağıma fısıldanan hikâyelerle anladım her şeyin masallardaki kadar tozpembe olmadığını. En nihayetinde romanlarla öğrendim insanların göründüğü kadar masum olmadığını… 
Küçük bir çocuktum, masal gibi bir dostluk diledim, buldum. En güzel anları onunla yaşadım. Fakat… Artık çocuk değildim. Kazandım, kaybettim. Düştüm, kalktım. İnanmadığım aşkın en güzeline ulaştım. Masal gibi bir dostluğu da yaşadım, masallardaki gibi aşkı da. 

Bir mesajla hayatının tüm dengesini kaybeden Çınar Duman, bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bildiği halde her şeyi geride bırakıp gider. Öfkeyle aldığı bu kararının düşündüğü kadar kolay olmadığını, kafasının içinde susmak bilmeyen geçmişi ile anlamıştır. 
Eski hayatına yeniden döndüğünde hiçbir şey bıraktığı gibi değildir artık. Yalnızca Balın İmge… O günün enkazından kendisi gibi o da kurtulamamıştır hâlâ. Yaz projesiyle dostluklarına düşen gölgenin karanlığından kurtulmak için çabalayan ikili, ilişkilerindeki çatlakları onarmaya çalışırken olaylar yine hiç tahmin etmedikleri bir yönde gelişmeye devam eder. 

“SARILALIM. KALBİN SAĞ YANIMA DENK GELSİN. DENK GELSİN Kİ RUHLARIMIZ TAMAMLANSIN!”
₺33,75 KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil

Bazen içinde iki ayrı ses duyuyorsun. Zihnine dolan düşünceler seni kararsız bırakıyor. Bazen kendini çift kişilikliymiş gibi hissediyorsun. Biri kötüyü emrediyor, diğeri ise rahmani konuşuyor. Rahmani konuşan çok hafif fısıltı verip hemen kayboluyor ama şeytani olan hiç susmuyor, seni yoruyor. İşte o ses nedir biliyor musun? O senin nefsinin sesidir. Onu eğitirsen Evliya olur, şayet onu boş bırakırsan Eşkıya olur, bütün enerjini alır ve hayatı çekilmez hale getirir.

İçinde böylesine bir savaş varken Sen Evliya mı olmayı seçeceksin yoksa Eşkıya mı?

Niçin ilişkilerle (kalbimizle) imtihan oluyoruz?

Âşık olarak evlendiğin insanla gün gelir boşanmak için adaklar adarsın. “Seni çok seviyorum, sensiz yapamam...” dediklerine gün gelip “Yüzünü görmek, adını bile duymak istemiyorum!” diye haykırırsın. Bu hep böyle olmuştur, neden? Çünkü sen Allah’tan yanlış bir dille istiyorsun!

O halde doğru dilden istemelisin. Sen nefsinin kışkırtmasıyla dua ediyorsun. Ancak doğru bir dille istersen sana verilen şey bereketli, mübarek ve uğurlu olur.

Bakara Suresi 165. ayette Allah buyuruyor:

İnsanlardan bazıları da Allah’tan başka şeyleri O’na eş tutuyorlar ve onları, Allah’ı sever gibi seviyorlar.

İnsanlar dengesizce seviyorlar! Kalplerinin dış bahçesinde olması gereken kul sevgisini, kalbin en özel yerine, batini yani kalbin saray kısmına yerleştiriyorlar. Oysa kalbin iç kısmında Allah tecelli etmiş!

Bu yüzden Allah seni o insanlarla imtihan ediyor. Aldatılıyor yahut da yarı yolda bırakılıyorsun...

₺13,19 KDV Dahil
₺17,59 KDV Dahil

“Dünyayı değiştirmek için büyüye ihtiyacımız yok; ihtiyacımız olan gücü zaten içimizde taşıyoruz.”

J.K. Rowling Harvard Üniversitesi’nde mezuniyet konuşması yapmaya davet edildiğinde, çok değerli bulduğu iki konunun üzerinde durmayı seçti: başarısızlığın faydaları ile hayal gücünün önemi. Başarısızlığa uğramayı göze almanın, klasik tüm başarı ölçütleri kadar, güzel bir hayat için elzem olduğunu; kendimizi başkalarının –özellikle bizden daha talihsiz olanların– yerine koymanın geliştirilmesi gereken benzersiz bir insani özellik olduğunu vurguladı.

Rowling’in paylaştığı hikâyeler ve genç mezunlara sorduğu kışkırtıcı sorular o günden beri birçok kişiyi “güzel bir hayat” yaşamanın ne anlama geldiğini düşünmeye teşvik etti. Rowling’in sözleri hayatlarının dönüm noktasında duran her yaştan insanı harekete geçmeye itiyor ya da onlara teselli sunuyor.
Risk alıp belki bu yolda başarısızlığa uğrayarak ve hayal gücümüzü kullanarak hayatın karşımıza çıkardığı fırsatlara daha açık olabileceğimizin altını çiziyor.

“Hayat bir hikâye gibidir; ne kadar uzun olduğu değil, ne kadar güzel olduğu önemlidir.”

₺22,24 KDV Dahil
₺29,65 KDV Dahil

“Ömür, eskisi gibi yapmaya çalıs¸ırken Çin malına dönüs¸türdügˆümüz her s¸eydi. Yahut s¸öyle diyelim, dünya hayatı, nereden tutarsak tutalım elimizde kalacak bir kuruntuydu. Misafir olarak geldigˆimiz eve çekyat alma çabasıydı. Ya da bir kıskaç olsun yas¸amak, yol aldıkça acıtsın. Ama tam da böyle değildi, canımız kalabalık çekiyordu. Kuyruklarda bekles¸mek iyi geliyordu. Akbilimiz bitecekti, ötecektik herkesin içinde. Gözyas¸ları içerisinde çöp kamyonlarını bekleyecektik. Faturaları ödeyince ‘Oh valla üzerimden bir yük kalktı kız. Aç s¸u Mezdeke’yi de kurtlarımızı dökelim,’ diyecektik. Hasta olunca heyecanlanıp, sigortalarımızı sallaya sallaya halay çekecektik.”

Kaan Burak Şen’in kaleminden incelikle süzülen absürt öykülerin bir araya getirdiği Oh Kaos, gündelik yaşama tutulan, kenarı çatlak bir ayna gibi parlıyor. Bu öyküler metrobüste umutla oturmayı bekleyenlen delikanlı yüreklere, lirik şiirini yere düşürenlere, telefonunda Hayalet Sevgilim melodisi çalanlara iyi gelecek!

₺10,42 KDV Dahil
₺13,89 KDV Dahil
Ellerin üşür, birini diğeriyle ısıtırsın, yalnızlık böyledir... 
İçinde bir küçük çocuk, hayal kurar, heves kokar nefesi. 
Kurduğu her hayal gerçeğin kıyılarına çarptıkça büyürsün. 
Sonra yeniden hayal kurarsın, daha sağlam basarsın yere. 
Ve anlarsın. 
Umut, onun acısını kendi acın gibi sahiplenmektir. 
Umut, hayal kırıklıklarıyla döşeli bir yolda yürümektir, kursağına takılan sözlerdir, 
canını yakan ateştir. 
Anlarsın, 
Hayal kurmak ciddi bir iştir. En çok da kendi canını acıtır. 
Sonra kabullenirsin. 
Sonra yeniden hayal kurarsın. 
Acısı geçer, hatırası kalır… 
Çözülememiş, anlaşılamamış, baş edilememiş bir büyük acı ve bu acıyla yüzleşme çabası. Önceleri hayatta kalmaya çalışmanın, sonra bu acının altındaki sevgiyi açığa çıkarıp daha az acı verecek bir hayat kurmaya çalışmanın hikâyesi. Hayal terbiyeciliği gerçeğin işçiliğinden başka nedir ki?!
₺12,50 KDV Dahil
₺16,67 KDV Dahil
Yazılmış en iyi bilimkurgu romanı. İlk okuduğumda, yarattığı dünyayla kâbuslar görmeme sebep olmuştu. -Margaret Atwood

Öyle bir eser ki, hakkında ne söylesem eksik kalır. -Neil Gaiman

Hugo En İyi Roman Ödülü
Prometheus Şeref Kürsüsü Ödülü

Ray Bradbury sadece bilimkurgunun değil fantastik edebiyatın ve korkunun da yirminci yüzyıldaki ustalarından biri. Bilimkurgunun iyi edebiyat da olabileceğini kanıtlayan belki de ilk yazar. Yayımlandığı anda klasikleşen, distopya edebiyatının dört temel kitabından biri olan Fahrenheit 451 ise bir yirminci yüzyıl başyapıtı.

Guy Montag bir itfaiyeciydi. Televizyonun hüküm sürdüğü bu dünyada kitaplar ise yok olmak üzereydi zira itfaiyeciler yangın söndürmek yerine ortalığı ateşe veriyordu. Montag'ın işi ise yasadışı olanların en tehlikelisini yakmaktı: Kitapları.

Montag yaptığı işi tek bir gün dahi sorgulamamıştı ve tüm gününü televizyonla kaplı odalarda geçiren eşi Mildred'la beraber yaşıyordu. Ancak yeni komşusu Clarisse'le tanışmasıyla tüm hayatı değişti. Kitapların değerini kavramaya başlayan Montag artık tüm bildiklerini sorgulayacaktı.

İnsanların uğruna canlarını feda etmeyi göze aldığı bu kitapların içinde ne vardı? Gerçeklerin farkına vardıktan sonra bu karanlık toplumda artık yaşanabilir miydi?

Fahrenheit 451, yeryüzünde tek bir kitap kalacak olsa, o kitap olmaya aday.

Mutlu olmamız için gerekli her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Bir şey eksik. Etrafa bakındım. Ortadan kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, on-on iki yıldır yaktığım kitaplardı.
₺18,00 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

Ecevit’in Anıları, gazeteci Mehmet Çetingüleç’in Bülent Ecevit’le vefatından önceki son 3 yılda yaptığı söyleşilerden oluşmaktadır.

 DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetini ABD mi yıktı?

 ABD Kürt gruplarını neden Türkiye’ye tercih ediyor?

 Amerikalı ve İngiliz istihbaratçılar Ecevit’i nerede, nasıl sorguladı?

 ABD neden Türkiye’yi bombalayıp NATO’dan çıkarmakla tehdit etti?

 12 Eylül darbesinin arkasında ABD mi vardı?

 Atatürk’ün Musul vasiyeti Ecevit’e nasıl ulaştı?

 Kuzey Irak için ne önerdi?

 Anayasa kitapçığı ikinci kez nasıl fırlatıldı? Ecevit ve Sezer nasıl barıştı?

 Ecevit, kontrgerillayı deşifre edince başına neler geldi?

 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda hangi taktiği uyguladı?

 Arafat, Ecevit’i neden kaçırmak istedi?

 Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı kurtarmak için ne yaptı?

 Kürt asıllı olduğunu ne zaman, nerede öğrendi?

 Tarikatlar, din ve sol siyaset konusundaki yorumu neydi?

 MHP hakkında ne düşünüyordu?

 Erbakan, Demirel ve Evren hakkında ne söyledi?

 Kendisine âşık olan kadına ne dedi?

 Rahşan Ecevit’e nasıl evlenme teklif etti?

“Sayın Çetingüleç, her şeyi size anlattım. Artık anılarımı yazmama gerek kalmadı.” Bülent Ecevit

₺22,50 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

“Durdum çünkü bahçenin arka tarafı, küçük siyah kapının olduğu duvar iyiden iyiye karardı. Akşam çöktüğünden değil. Saat dört bile olamaz. Hava puslu olduğundan da değil. Başımı kaldırıyorum, deminki gibi mavimtırak gökyüzü. Sorun bahçede. Bahçe siliniyor.” 

Slade Geçidi’ne sap – dar ve rutubetli bir aralıktır, dikkat etsen bile göremeyebilirsin.  Sağ kolundaki duvarda küçük siyah demir kapıyı bul.  Sapı, anahtar deliği yok ama dokunduğunda açılır.  Eski bir köşkün dökük mahallesine göre fazla şatafatlı arsa sınırlarına göre fazla büyük, güneşle yıkanmış bahçesine gireceksin, sakın şaşırma. Bir yabancı adınla selamlayacak seni, içeri davet edecek.  Önce gitmek istemeyeceksin.  Sonra gidemediğini fark edeceksin.

En orijinal ve sürükleyici yazarlardan birinin kaleminden çıkan bu ince işlenmiş, sıkı ve ürkütücü öykü, 1979’da başlayıp sarsıcı sonuna 2015’in Cadılar Bayramı civarında varıyor.  Dokuz yılda bir ekim ayının son cumartesi günü Slade Köşkü’ne bir “misafir” getirtilir.  Ama o misafiri kim, neden, ne amaçla seçmiştir?  Cevapları, merdivenin başındaki uzun tavan arasında…

 

₺18,05 KDV Dahil
₺24,07 KDV Dahil

Vurun davulları, lavtaları dinleyin. Artık gerçeğin şarkısı çalacak. Ergenlik hayallerinin zamanı geçti. Artık Al’lar halkı büyümek zorunda. Dedelerinizin efsanelerini unutun. Kendinizinkini yazmalısınız. İnanç ailesinin istenmeyen çocuğu Şüphe doğdu ve İsimsizler Kalesi’ne gidiyor.

Zamanın kendisinden daha eski geleneklere uyulacak. Tekneler ölüm kayalıklarını aşacak ve şamanlar gerçeklik tohumlarını dağıtacak. Dolunay yükseldiğinde Al’lar halkı kadırgalarını buzlu denizlerin ötesine sürecek. 

Ölümü bulacak olanların yolculuğu yine başladı ama bu kez yolun sonu belirsiz

₺24,31 KDV Dahil
₺32,41 KDV Dahil
 

“Naimciğim, sevgili dostum, biraz deliliğe benzeyen bu ünlü-fan ilişkisine ne kadar neşeli bir ışık tutmuşsun. Daha da güzeli ne iyi etmiş de roman yazmışsın. Yolu açık olsun. Sevgiyle... ”

- Sezen Aksu - 

Tutkulu bir plak koleksiyoncusu... Koleksiyonuna yeni plaklar katmak için İstanbul’un muhafazakâr sokaklarında porno resimler/filmler pazarlıyor. Karısını, kızını, bütün dünyayı bir kenara bırakmış. Sezenak Su Çince bir plak mı yapmış ne, onun peşinde. O plak için yapmayacağı şey yok. Hatta...

Naim Dilmener, Obsesyon’da Selami ve onun Canının İçi’ni İstanbul sokaklarında gezdirirken, argo, küfür, para, racon, din, milliyetçilik ve erkeklikle kutsanan gündelik hayatın, bireysel ve toplumsal çöküşün “selfie”sini çekiyor

₺20,14 KDV Dahil
₺26,85 KDV Dahil
Kansere yakalanmış birinin hastalığı boyunca tuttuğu bir günlüğü okumak insanın içini mutlulukla, umutla, hayata, bütün canlılara, rüzgâra, denize, gökyüzüne karşı coşkuyla, aşkla doldurur mu? Yazan Fatih Erkoç ise sorunun cevabı evet olur. Şarkılarıyla, besteleriyle, yorumuyla milyonların gönlüne taht kuran, her birimizin kulağında sesiyle gürül gürül hayat bulan Fatih Erkoç, yakalandığı kansere nasıl çelme attığını anlatıyor günlüğünde. Öyle bir günlük ki bu, samimiyetin de bir adım ötesine geçmiş, sayfaları herkese açık.
₺14,25 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
Gerçek olaylardan esinlenerek yazılan Kırgın Çocuklar Mevsimi yakın Türkiye tarihinin en sert dönemlerinden birine ayna tutuyor. Doksanlardan kan donduran bir kesit sunan Aysel Sağır “Hayata Dönüş Operasyonu” diye isimlendirilen ve hâlâ boğaza bir yumru gibi oturan karanlık günleri gazeteci bir kadının tanıklığıyla ilk romanında cesurca anlatıyor. 
Acıların başka acılara karıştığı, gökyüzünün bildiğimiz gökyüzü gibi parlamadığı zamanlarda konfeksiyon işçisi bir gencin hapishaneyle ve sistematik şiddetle tanışmasını, oğlundan başka kimsesi olmayan yalnız bir annenin hayata tutunma çabasını tüm çıplaklığıyla ve sertliğiyle gözler önüne seriyor Kırgın Çocuklar Mevsimi. 

Acının dili ya kulak patlatır ya sessizliğe gömer; Aysel Sağır kimi zaman kulak patlatan, kimi zaman sessizliğe gömen acıların çoğrafyasında bir ağıt yükseltiyor.
₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
Hikâyenin peşini bırakma… 
“Hayat bu, bazen olur. Durur. Düşer. Yuvarlanır. Tepetaklak olur. Ayaklarını havada, başını yerde, kollarını düğüm bulursun. Bazı şeyler noktalanır. Böyle zamanlarda, sana söylediğim o içindeki ateşi yakacaksın. Başına oturacaksın, bağdaş kuracaksın. Ellerini ateşine tutup ısınacaksın biraz. Hikâyeni dinlemek isteyecek, içindeki tüm canlılar; kuşların, kurtların, böceklerin. Onlara taaa en baştan anlatacaksın. Böylece sen de hatırlamış olacaksın. Nereden geldin, nereye gidiyordun. En çok nelere gülüyordun. Dinleyince hatırlayıp, hemen atları hazırlayın sabah erkenden yola çıkıyoruz diyeceksin. Kovboy filmlerindeki gibi. Müziğin başlayacak. Hah, diyeceksin işte şimdi oldu. Kalbinin ritmiyle yola koyulacaksın tekrar. Anlayamayacaklar içlerindeki ateşi unutanlar. Anlam veremeyecekler hikâyelerini çabucak unutanlar. Hatta kızacaklar bile sana, gülmeyi kolayca bırakanlar. Sen ellerinde ateşinin sıcaklığı, kulaklarında kalbinin müziği, altında atın, hikâyenin devamına doğru yol alacaksın. Hayat unutturamamış olacak sana seni. Hazinenin yerini. Hazinen bugün, hazinen şimdi, hazinen sahip olduğun tek hayat.” 
(Hikâyenin Peşini Bırakma, s. 13) 

Modern zaman filozofu bir kadın. “Daha iyi nasıl yaşanır” diyen bir hayatsanatçısı. “Tek taşımı kendim aldım” diyen bir neo-feminist. Nil Karaibrahimgil sadece günümüzün en sevilen pop müzik sanatçılarından biri değil, tam 14 yıldır her pazartesi Hürriyet-Kelebek’teki köşesiyle hayatımıza yeni pencereler açan,  kitaplarının satışı yüz binleri bulan bir yazar aynı zamanda…Nil’e Hayat Dersleri onun üçüncü kitabı. Tekrar tekrar okumak, sevdiğiniz herkesle paylaşmak isteyeceğiniz bir hayat bilgisi kaynağı.
₺22,24 KDV Dahil
₺29,65 KDV Dahil
“Tao Te Ching’i yöneticiler için el kitabı olarak gören akademik çeviriler, Taocu “bilge”nin biricikliğini, erkekliğini, otoritesini vurgulayan terimler kullanır. Bense, günümüzün bilge olmayan, güç sahibi olmayan, muhtemelen erkek de olmayan ve kapalı bir çevrenin anlayabileceği sırlar peşinde koşmak yerine doğruca ruha hitap eden sese kulak kabartacak okuruna, ulaşabileceği bir Yol Kitabı sunmak istedim. Bu kitabın neden iki bin beş yüz yıldır sevildiğini görmesini istedim bu okurun. 

“Tao Te Ching büyük dini metinler arasında en sevilesi olanıdır; eğlencelidir, keskindir, iyicildir, mütevazıdır, durdurulamaz bir taşkınlığı, tükenmez bir yenileyiciliği vardır. Tüm derin kaynaklar arasında suyu en berrak olanıdır.” 

– Ursula K. Le Guin
₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
“Doku”nun yazarı Burcu Seçmeer’den yeni öyküler... 

Bu kitabın yaratıcısı Parlak Yazarlar Kafesi’nde kahvesini DNA’lı içer. Aynı anda yan masada sevgilisine mektup yazan kadının elinin hamurundan bir parça alıp Paulo Coelho böreği de yapabilir. Düş gücüyle bir çulluk sürüsünün kaderini değiştirebilir. Bir incir ağacı ile bir gökkuzgununu Datça’daki eski bir değirmende buluşturduğu gibi, isterse Ege ile Akdeniz’i yanak yanağa getirebilir. Bir sihirbazdan söz ettiğimi sanabilirsiniz. Eh, Burcu Seçmeer biraz öyledir. Ahtapotları pusula olarak kullanan bir yazardır o. Öykülerinde tren düdükleri bile yüksek topukludur. Onları tamamlarken yazdığı harfler marangoz olarak işe aldığı bir siyah karınca sürüsü tarafından zımparalanmış gibidir. 
Burcu Seçmeer biraz ateş, biraz çağlayan, biraz sis ve epey Alice’tir. Sınır tanımayan düşleri bu dünyaya sığmaz, gökadalar arasında gidip gelir. Bu kitabı okuyanlar da bu yüzden, “Biz bir kitaba binip uçtuk!” diyebilirler. “Çılgınca güzel bir gökyüzü tanığımızdır!” - AKGÜN AKOVA
₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
Ömer Seyfettin, konusunu günlük olaylardan, hatıralardan, tarih, masal ve efsaneden alan etkileyici hikâyeler yazmış, özellikle konu ve kahramanlarını Türk-İslam tarihinden aldığı çok sayıda hikâyesiyle milli bilincin uyanmasında son derece etkili olmuştur. Edebiyat alanındaki ününü 1911’de Genç Kalemler dergisinde yayımlanan hikâyeleriyle kazanan Ömer Seyfettin, edebiyat uzmanlarınca Türk hikâyeciliğinin Maupassant’ı olarak değerlendirilmektedir. 

Ömer Seyfettin’in hikâyelerinde işlediği temalardan biri de, canlarını hiç tereddüt etmeden devlet için feda eden destansı kahramanlardır. Serhat boylarında görev yapan Kuru Kadı adlı Osmanlı komutanının neferlerinden Deli Mehmet de bu kahramanlardandır. 

Kitapta "Başını Vermeyen Şehit" hikayesinin yanı sıra Ömer Seyfettin’in "Tarih Ezeli Bir Tekrardır", "Tuhaf Bir Zulüm", "İffet","Çirkinliğin Esrarı", "Acaba Ne İdi" adlı hikayeleri de yer alıyor.
₺8,25 KDV Dahil
₺11,00 KDV Dahil
Maksim Gorki’nin otobiyografik üçlemesinin ikinci kitabı olan Ekmeğimi Kazanırken, Aleksey’in çıraklık yıllarını anlatır. 
Aleksey, ailesinin yoksul düşmesinin ardından kâh bir ayakkabı mağazasında kâh gemide kâh ikon atölyesinde çalışır. Keskin gözleriyle insanları izlerken roman ve şiirle de tanışır ve okumak onun için gitgide bir tutkuya dönüşür. Yalnız, kitaplarda okuduğu insanlarla çevresinde gördükleri birbirine benzememektedir. 
İleriki yıllarda sosyalist gerçekçilik akımının öncülüğünü yapacak olan Maksim Gorki 19. yüzyıl Rusyasının ses ve imgeleriyle dolu bu yapıtında, toplumu saran şiddet, amaçsızlık ve düşmanlık için bir çözüm arama çabasını da anlatır. 
“Ben insanları çok seviyorum. Kimseye de acı vermek istemem. Ama duygusal olmak doğru değil; korkunç gerçek, güzel yalanların kelimecikleriyle gizlenemez! Hayata doğru! Hayata doğru! Yüreklerimizde ve beyinlerimizde bulunan bütün iyi ve insanca şeyleri hayatın içinde eritmek gerek!”
₺13,50 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
Maksim Gorki’nin otobiyografik üçlemesinin son kitabı olan Benim Üniversitelerim, ironik ismiyle üçlemenin diğer kitaplarından ayrılır. Çocukluk yıllarında yoksulluğu nedeniyle okulu bırakmak zorunda kalan Aleksey, bundan sonra da herhangi bir formal eğitim almayacaktır. 
O, öğrendiklerini doğadan ve insandan öğrenmiştir. Kazancakis’in deyişiyle hiyeroglifle yazılan hayatın anlamı, artık bir delikanlı olan Gorki için de gittikçe netleşmektedir. Fırında çalıştığı yıllarda devrimci öğrencilerle tanışan Gorki, o günleri, “Öğrencilerin sözlerinde, dilsiz düşüncelerimin çınladığını sık sık duyar gibi oluyordum. Ben bu adamlara kendisine hürriyet vaat edilmiş bir esirin sevinçli heyecanıyla bağlandım,” sözleriyle anlatacaktır. 
Benim Üniversitelerim, sayısız patron ve iş arkadaşıyla geçen ağır çalışma yaşamı sırasında toplumdaki saf kötülük ve cehaletle sık sık burun buruna gelen Gorki’nin bunlarla mücadelesini ve kendisini karamsarlık ya da yılgınlıktan, devrime ve insan gücüne olan inancıyla koruduğunu anlatan ilham verici bir yapıttır. Ona göre “Tanrıyı icat ettiğine bakılırsa, insan her şeyi başarabilir.” 
“Yeryüzündeki bütün gerici kuvvetlerin, barış ve milli bağımsızlık düşmanının, faşistin ve her çeşit yalancı, düzmece demokratın en korktuğu yazarlardan biri de Gorki’dir. Neden? Çünkü Maksim Gorki yalnız kendi halkına değil, bütün halklara yurtlarını, hürriyeti, barışı ve birbirini sevmeyi öğretir. Çünkü o, insanın, insanlığın geleceğinden, güzel günler göreceğinden emindir. Çünkü o, emekçi insanı, koluyla, kafasıyla çalışan insanı gerçek, biricik efendisi sayar. Gorki insanlar yaşadıkça yaşayacaktır. Çünkü yeryüzünün en büyük şairidir.” 
Nâzım Hikmet
₺10,50 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
Kitapsız, çiçeksiz, hayvansız, vicdansız, doğrusuz insandan uzak dur. 
Umudu öldürüp, nefreti toprağa dikmek isteyenlerden uzak dur. 
Hayatı sadece ideoloji ve düşünce olarak görenden uzak dur. 
Mutlu olmanı, sorgulamanı, düşünebilmeni kendilerine yapılmış bir tehdit olarak görenlerden uzak dur. 
Kendilerine duydukları yabancılık yüzünden karşısındakini kötü bilenlerden uzak dur. 
Nefreti evinin kapısına koyan, artık her dışarı çıktığında avucunda nefret taşıyanlardan uzak dur. 
İnsan hayatına olan saygısızlığı bir övünç madalyası gibi, gurur mekanizması gibi görenlerden uzak dur. 
Kelimeleri özenle seçmeyen, her cümlesi biat olan, her sözcüğü toz olandan uzak dur. 
Sesinin tonu kalbinin tonundan çok olanlardan uzak dur. 
Çünkü neye çok yaklaşırsan, neyi çok biriktirirsen, ona dönüşürsün.
₺14,25 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
Çağımızın sancılı ve tutkulu düşünürü Cemil Meriç, titizlikle derlenmiş söyleşileriyle bu defa yazmıyor, konuşuyor. Bu konuşmalar, onun fikirlerinin yanı sıra kişiliği ve özel hayatıyla ilgili ipuçlarını da ele veriyor. Cemil Meriç'in bilge sesine kulak verin. 
Antakya Lisesi'nden bir adam çıkıyor ve yalnız Avrupa Kültürü üzerinde değil, Hind kültürü üzerinde de, sadece Batı klasikleri üzerinde değil, bizim klasiklerimiz üzerinde de hakkaniyetle durarak önümüze cömert kapılarını açıyor kültür ve düşünce dünyasının. Balzac ile İbn Haldun kol kola onda. İhvan-ı Safa, adeta risalelerini yeniden yazıyorlar onun kalemiyle. Ali Şeriati ve Bediüzzaman Said Nursi de, Victor Hugo ve Proudhon da, Marx ve Weber de, Tevfik Fikret ve Mehmed Akif de beraber, dostça geziniyorlar onun binbir çiçekle müzeyyen bahçesinde. Clslubunun şimşeğinden yayılan kıvılcımlar atom parçaları gibi sayfaların arasına dağılıyor, sloganikmiş gibi görünen hikmet ve arzu yüklü cümlelerle soluğu alıyor ve yazılarını içenlerin kanına karışıyordu birkaç dakikada. Sonra damarlardan patlama sesleri duyuluyordu içten içe. İşte bu, halis muhlis Cemil Meriç üslubunun ta kendisiydi. 
Mustafa Armağan
₺24,37 KDV Dahil
₺32,50 KDV Dahil
20. yüzyılın ikinci yarısının en önemli bestecilerinden biri olarak kabul edilen Morton Feldman’ın bu derlemede bir araya getirilen yazılarıyla, hem bestecinin sıradışı müzik ve sanat anlayışının seyrini takip ediyoruz, hem de New York sanat camiasının bir dönemine tanık oluyoruz. Morton Feldman’ın John Cage, Earle Brown, Christian Wolff gibi bestecilerin yanı sıra Philip Guston, Robert Rauschenberg, Mark Rothko, Jackson Pollock, Franz Kline, Willem de Kooning gibi bir dönemin başta gelen New Yorklu ressamlarıyla, şair Frank O’Hara’yla ve daha pek çok isimle kurduğu dostlukların ayrıntılarını ve müziğine katkılarını ilk ağızdan dinliyoruz. 
Sekizinci Cadde’ye Selamlar, Morton Feldman’ın “kategoriler arasında, zaman ve mekân, resim ve müzik, müziğin inşası ile yüzeyi arasında” duran bestelerinin inceliğine varmak için kılavuz niteliğinde. 

Arka Kapak Yazısı : 
Karlheinz Stockhausen, bir sohbetimizde şöyle demişti: “Biliyorsun Morty, cennette değil dünyada yaşıyoruz.” Masaya vurmaya başlayıp devam etti: “Ses ya buradadır - ya burada - ya da burada.” Bana hakikati gösterdiğinden çok emindi. Yani o vuruşun ve ona dair seslerin olası yerleştirmesinin, bestecinin gerçekçi olarak tutunabileceği tek şey olduğunu. Konuyu bu kadar küçük bir alana indirgemiş olması, Zaman’ın istediği gibi idare edebileceği ve hatta taksim edebileceği bir şey olduğunu düşünmesine neden olmuştu. 
Açıkçası Zaman’a bu şekilde yaklaşılması canımı sıkıyor. Ben bir saatçi değilim. Zaman’ın yapılandırılmamış varlığını anlamakla ilgileniyorum. Yani bu vahşi yaratığın ormanda nasıl yaşadığını merak ediyorum - hayvanat bahçesinde değil. Zaman’ın pençelerimizi -zihnimizi, hayal gücümüzü- üzerine atmamızdan önceki varlığıyla ilgileniyorum.
₺21,00 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Lousa May Alcott, (born Nov. 29, 1832, Germantown, Pa., U.S.- diedMarch 6, 1888, Boston, Mass.), American author known for her children´s books, especially the classic Little Women. 
A daughter of the transcendentalist Bronson Alcott, Louisa spent most of her life in Boston and Concord, Massachusetts, where she grew up in the company of Ralph Waldo Emerson, Theodore Parker and Henry David Thoreau. Her education was largely under the direction of her father for atime at his innovative Temple School in Boston and, later, at home. Alcottrealized early that her father was too impractical to provide for his wife and four daughters; after thefallure of Fruitlands, a utopian community that he had founded, Lousa Alcott´s lifelong concern for the welfare of her family began. She taught briefly, worked as a domestic, and finally began to write. Alcott produced potboilers at first and many of her stories-notably those signed ´´A.M. Barnard´´ - were lurid and violent tales. The latter works areunusual in their depictions of women as strong, self-reliant, and imaginative. She volunteered as a nurse after the American Civil War began, but she contracted typhoid from unsanitary hospital conditions and was sent home. She was never completely well again. The publication of her letters in book form, Hospital Sketches (1863), borught her the first taste of fame. 
Alcott´s stories began to appear in The Atlantic Monthly, and, because family needs were pressing, she wrote the autobiographical Little Women (1868-69), which was an immediate success. Based on her recolections of her own childhood, Little Women describes the domestic adventures of a New England family of modest means but optimist outlook. The book traces the differing personalities and fortunes of four sisters as they amerge from childhood and encounter the vicissitudes of employment, society, andmarriage. Little Women created a realistic but wholesome picture of family life with which younger readers could easily edentify. In 1869 Alcott was able to write in her journal; ´´Paid up all the debts... thank the Lord´ She followed Little Women´s success with further domestic narratives drawn from her early experiences; An Old-Fashioned Girl (1870), Aunt Jo´s Scrap Bag, 6 vol. (1872-82); Little Men (1871); Eight Cousing (1875), Rose in Bloom (1876), and Jo´s Boys (1886).
₺9,74 KDV Dahil
₺12,99 KDV Dahil
Genç, güzel bir kadının cesedi çöplerle dolu, dar bir geçitte bulunur. Adli tıp uzmanı Kat Novak’ın önüne gelen isimsiz cesedin avucunda üzerine yedi rakam karalanmış bir kibrit kutusu vardır.  
İkinci kurban bulunduğunda Kat Novak ölümcül bir ilaçla sokaklarda dolaşan seri bir katilin varlığından şüphelenir. Polis kenar mahallelerde gerçekleşen bu ölümleri ciddiye almıyor gibidir, belediye başkanı da Kat Novak’ı dinlemeye hevesli değildir. Kendi kızı da kayıp olan, ilaç şirketi sahibi Adam Quantrell, Kat’in şüphelilerinden biridir. 
Kat ölümleri durdurmaya kararlıdır ancak çok geçmeden kendi hayatının da tehlikede olduğunu anlayacaktır.
₺24,00 KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
Sevilmemişlerin ve çok üzülmüşlerin tedirginliği vardı onda. 

“Ah be Sait...” dedi Mina Urgan. “Kendini yalnızlığa mahkûm etmişsin sen. Sevdiğin kadınlar bile seni daha fazla yalnızlaştırmak için hayatındalar. Paylaşmak için değil, savaşmak için seviyorsun onları. Kendinden alamadığın intikamı, onlar alsın istiyorsun. Bu sevmek değil ki...” 

İçi de, dışı da yaralıydı Sait’in. Havanın değdiği her yeri zonk zonk atıyordu. Ayağa kalkmayacağını düşündü bir an. Fena halde başı dönüyordu. 

“Haklısın...” dedi. “Sevmekten anladığım şey bambaşka...” 
* * * 
YALNIZ HATTA YAPAYALNIZ büyük hikâyeci Sait Faik Abasıyanık’ın sıkıyönetim mahkemeleriyle, sivil polislerle, ucuz Rum kızlarıyla, büyük aşklarla, derin yalnızlıklarla, meyhane masalarıyla, kıraathanelerle, arka sokaklarla, denizle, martılarla, balıkçılarla, sigara dumanıyla, hayal kırıklıklarıyla ama en çok da yazma tutkusuyla dolu, naif anlatımlı, sürükleyici bir dönem kitabı... 
Okurken elinizden bırakamayacağınız, Sait Faik Abasıyanık’ı yeniden keşfedeceğiniz, 1940’lı yılların siyasi havasını derinden koklayacağınız, sürükleyici kurgusuna kapılıp gideceğiniz bir roman...
₺21,00 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
Oscar Wilde İrlanda´nın tanınmış göz cerrahlarından olan Sir William Wilde ve başarılı bir yazar, genç İrlandalı devrimcilere örnek bir şair olan Jane Francesca Wilde´in ikinci çocuğu olarak Dublin´de doğdu. 
Oscar Wilde, Magdelen Koleji´ndeyken estetizm hareketindeki fikirleriyle tanındı. Saçlarını uzattı, "eril" sporlara karşı küçümsemesini her fırsatta dile getirdi ve odasını papatya, lale ve benzeri objelerle dekore etti. 
Söylentilere göre bu hareketi ona River Cherwell´de bir boğma girişimine ve odasının dağıtılmasına yol açtı, fakat estetizm fikri halk arasında daha tanıdık ve olağan bir hale geldi. Wilde hayatının büyük bir bölümü boyunca sosyalizmi destekledi. ayrıca özgürlükçü yanını da sonnet to Liberty şiiriyle gösterdi. 
İngiliz Edebiyatı´nın önemli yazarlarından Oscar Wilde´nin roman niteliğindeki tek kitabı Dorian Gray´in Portresi´dir. 
"Günümüzde Gotik korku janrının klasiği olarak kabul edilen roman" da kendi güzelliğini asla kaybetmek istemeyen sonsuz bir gençlik karşılığında ruhundan vazgeçen bir adamın öyküsünü anlatılmaktadır.
₺8,25 KDV Dahil
₺11,00 KDV Dahil
Modern Fransız edebiyatının en güçlü kalemlerinden Marguerite Duras’dan müzikal tarzda ritimlendirilmiş, dolup boşalan her şarap kadehinde kesintiye uğrayan kısa sahnelerin birbirine eklemlendiği, ölçülü, minimal bir metin, küçük bir başyapıt: Moderato Cantabile. 
Bir cinayet: Bir adam bir kafede sevgilisini öldürür. Bir karşılaşma: Burjuva bir kadın yine aynı kafede, kocasının yanında çalışan, belli ki uzun süredir peşinde olan bir adamla tanışır. Cinayetin nedeni üzerine başlayan sohbet hayata, aşka ve ölüme dair söylenmişlerle söylenmemişler, yaşanmışlarla yaşanmamışlar arasında akar. Koyulaşan diyaloglar ışığında açığa kavuşanın ya da gizemini koruyanın ne olduğunu okura bırakan Duras, son derece etkileyici üslubuyla hayatın ta kendisini anlatır. 
Marguerite Duras’ya yayınlandığı yıl Goncourt Ödülü’nü kazandıran, Peter Brook tarafından aynı adla sinemaya da uyarlanan yapıt, moderato cantabile ritminde, doruğa adım adım yaklaşan, taşkın bir anlatı.
₺8,33 KDV Dahil
₺11,11 KDV Dahil
Edebiyat tarihine armağan ettiği ölümsüz karakterler ve çarpıcı kurgularla dünya edebiyatının önde gelen isimlerinden, Nobel ve Pulitzer ödüllü yazar Toni Morrison ırk ve cinsiyet ayrımcılığını görünür kılan romanlarıyla okurların belleğinde eşsiz bir yer edinmiştir. 
Kadın olmanın kuşatılmışlığını birlikte, yoksulluk ve yoksunluk içinde büyürken öğrenen iki kız arkadaş üzerinden suçu dahi paylaşmanın, aşkın ve ihanetin çarpıcı hikâyesi Morrison’un şiirsel dilinde hayat buluyor. Toplumsal normları kabullenişle, kendini bulma ve özgürleşme çabasının çelişkisi dönemin 
çetin atmosferinde gitgide çözümsüz bir hal alırken, farklı olana karşı duyulan korkunun birleştirici gücü Morrison’un usta kalemiyle gözler önüne seriliyor. 
Güvendikçe yara almanın, sahiplenişin yarattığı esaret korkusunun, yaralara ama en çok da yaralayanlara duyulan özlemin, bütün olma, tamamlanma arayışının 
ve her şeye rağmen ayakta kalmanın; kadın olmanın incelikli hikâyesi: Sula.
₺12,50 KDV Dahil
₺16,67 KDV Dahil
“Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkündür.” Bu ve buna benzer pek çok özlü sözün sahibi Sakallı Celâl. Ne yazık ki, ardında hiçbir yazılı eser bırakmadığından bu sözleri ancak tanıkların, tanışıkların gözlem ve duyumlarından aktarabiliyoruz. Salt akıl dolu sözleriyle değil ama, yaşantısıyla, duruşuyla, ödünsüz, müdanasız tavrıyla başlı başına “sivil” bir karakter Sakallı Celâl. Bugünlerde çokça eksikliğini hissettiğimiz, doğru bildiğinden asla şaşmayan idealist aydın tipinin en saygın örneklerinden biri. İkbal değil kendini arayan münzevi bir bilge. Sabahattin Ali’den Melih Cevdet’e, İlhan Selçuk’tan Haldun Taner’e birçok yazarın zihninde yer etmiş, menevişli hikâyesiyle bir garip adam
₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
Beckett, zembereğinden boşanan dilin, bir daha asla kapanmayacak, asla susmayacak bir ağzın ve olanları durgun bakışlarla seyreduran bir çift gözün seslenmelerine, sessizlenmelerine indirgedi, karakter denilen asırlık illeti.
₺11,81 KDV Dahil
₺15,74 KDV Dahil
Casus romanları ustası John Le Carré’nin unutulmaz kahramanı George Smiley, seneler sonra geri dönüyor. 
Peter Guillam, emeklilik günlerini Bretagne’da huzur içinde geçirirken İngiliz İstihbarat’ı Circus’tan bir mektup alır. Geçmişin hayaletleri hesap sormaya gelmiştir. 

Zamanında alkışlanan operasyonların; Alec Leamas, Jim Prideaux, Peter Guillam ve George Smiley gibi karakterlerin baş tacı yapıldığı günlerin üzerinden uzun zaman geçmiştir. Soğuk Savaş’ın acımasız istihbarat savaşları ve gerekçeleri, o günleri yaşamamış yeni nesil tarafından hoş karşılanmayacak, masumların ölümü için adalet aranacaktır. 

John Le Carré’nin, Soğuk Savaş’la bugünü birlikte ele aldığı, Soğuktan Gelen Casus ve Köstebek gibi önemli romanlarındaki karakteri bir araya getirdiği son romanı! 

“Zamanının en önde gelen casus yazarı... Çok az yazar elli yılı aşkın süre birinci sınıf romanlar yazabilir.” 

Washington Post 

“Nefes kesici ve etkileyici – efsaneye tatmin edici bir son!” 

The Independent
₺17,36 KDV Dahil
₺23,15 KDV Dahil
Cüneyt Ülsever’i gazete sütunlarından ve televizyon ekranlarından tanıyoruz. Harvard Üniversitesi gibi ünlü bir eğitim kurumunda insan kaynakları konusunda doktora yapan ilk Türk. Çeşitli mali kurumlarda üst aşama yöneticilik yapıp sonunda gazetecilik ve yazarlıkta karar kılmış özgün düşünceleri olan bir aydın. Liberal bir aydın. Ancak soldan ve muhafazakâr kesimden devşirilen yandaş liberallerden değil. Hep doğru bildiklerini söylemeye çalışmış, gerekirse iktidarı karşısına almış ama inandıklarını yazmış; sonunda da kişisel bir manifestoyla gazete yazarlığını noktalamış biri. 
Ülsever makaleleriyle yetinmeyerek, Hacı (2003) romanıyla Türkiye’de pek denenmeyen siyasi- polisiye romanın ilk nitelikli örneklerinden birini de verdi, daha sonra da geleneksel çizgide polisiye romanlar kaleme aldı. Bunlar kurgusu sağlam, entrikası ve muamma öğesi başarılı yapıtlardı. 

Geçmişin de Seninle Gelir gizli servisler için çalışan bir tetikçinin, Salih Gökçetepe’nin, nâm-ı diğer Kemal Vatansever’in öyküsü. Yazar bu kez önceki romanlarından çok farklı bir kurgu içinde bir tetikçinin dünyasını ve geçmişinin izlerini anlatıyor. Satır aralarındaki çarpıcı iletilerle en soğukkanlı ama en kalleş cinayetleri devletlerin işlediği gerçeğini suratımıza bir şamar gibi vuruyor. 

Ülsever’in polisiye roman yazarlığını hiç bırakmamasını diliyorum. 

Erol Üyepazarc
₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Sevgili nasıl bulunur? Anan baban muhallebicide, okul çayında, üniversite kantininde veya edebiyat matinesinde tanışıp Bab Kafeterya’ya, Baylan’a, Pera Pastanesi’ne, Ataköy-Tarabya ve Kalamış plajlarına gitmişti. Gidecek yer kalmayınca da Belediye Sarayı ziyareti esnasında evlenmişlerdi. Gezme derdi bitmişti, bir yatakta güreşip, bir yastıkta kocayacaklardı, kısacası veren memnundu, alan memnundu… Peki, sen neden değilsin? Değilsin çünkü gördüğün anda “Aha! İşte bu benim kurtlu elmamın yarısı!” diyeceğin türde sevgili adayı yok. Dur gerilme ya! Artık ümitsizce aramana, karalar bağlama gerek yok, çünkü tüm cıvır kısmetler internette. 

 

Sevgili adayı bulunmuştur! O halde buluşmak ya da buluşmamak neden tüm mesele haline gelmiştir ki?

 

Kadın olmak, full+full kısmet arayışında sıklıkla madara olmak, toplum tarafından ayıplanmak, tüm o yargılamalara rağmen “doğru erkek”le beraber olma hayali doğrultusunda türlü cambazlığa imza atmak demek. İşte bu yüzden, tüm kadınların hayatı, hatta benim gibi anlı şanlı bir Kontes'in bile, alkışsız ve yasaklı bir sirktir. Tüm bu kısıtlamaların, dayatmaların, ayıplamaların içinde gerçek aşkı bulmak isteyen, uman tüm kadınlar için bu sirkte “ayıbın yolları kayıp”...

₺18,05 KDV Dahil
₺24,07 KDV Dahil

“Tüm Sherlock Holmes hikâyelerini okudum... her biri İngiliz edebiyatında daimi yerleri olan eserler.”

-Winston Churchill 

Arthur Conan Doyle, Kızıl Dosya'da Brixton Caddesi'nde işlenen bir cinayeti ve duvara kanla yazılı sözlerin gizemini araştıran dünyanın en ünlü dedektifinin ilk macerasını ve yoldaşı Dr. Watson ile tanışma hikâyesini anlatıyor.

İlk Sherlock Holmes macerası olarak büyük bir önem taşıyan eser, kendisinden sonra gelecek dedektif romanlarının esin kaynağı.

₺13,50 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

“Doyle'un eserlerindeki muazzam yeteneği, tutkusu ve edebi zekâsı ona İngiliz edebiyatında eşsiz bir yer kazandırıyor. Sütçüye yazdığı mektupları okumak için bile sıkan botlarla binlerce kilometre yol yürürdüm.” -Stephen Fry

221B Baker Sokağı'ndaki evinde melankoliye teslim olan Holmes'un hayatı birden ortaya çıkan gizemli ve güzel bir kadınla değişir.

Mary Morstan'ın babası on yıl önce kayıplara karışmıştır ve bu olayın ardından kendisine her yıl, içinde değerli bir inci olan paketler gelmeye başlar. Olayın esrarını çözmek için Sherlock ve Watson'ın yardımı gereklidir.

Hindistan’dan Londra’ya uzanan macera, Sherlock’un insani özelliklerinin ön planda olmasıyla dikkat çekiyor.

₺13,50 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

Dünya edebiyatının tartışmasız en büyük isimlerinden Dostoyevski’nin bahsettiği evrensel problemlerin önemli bir kısmını anlıyoruz, çünkü bunlar hepimize hitap ediyor. Ancak bunların tarihsel, politik, kültürel ve teolojik arka planları olduğunu da unutmamamız gerek.

Raskolnikov’u, Nastasya Filipovna’yı, Prens Mişkin’i yaratan büyük yazar, şu satırları da kaleme alabilmişti:

“Avrupa’da şimdi sürdürülen diplomatik görüşmeler ve anlaşmalar ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, önümüzdeki yüzyılda da olsa, İstanbul eninde sonunda bizim olacaktır!”

Adeta siyasi bir gündem belirleyen bu ifadelerin sahibi Dostoyevski ile evrensel karakterlerini döne döne okuduğumuz Dostoyevski’yi bağdaştırmak mümkün mü?

Bruce K. Ward’un kitabı, Dostoyevski’nin romanları için tuttuğu notları ve defterlerini de dikkate alarak, siyasi, felsefi ve teolojik görüşleriyle sanatı arasında kurduğu bağlantılar sebebiyle Türkçedeki Dostoyevski literatürüne önemli bir katkı niteliğinde…            

₺25,50 KDV Dahil
₺34,00 KDV Dahil

Doyumsuz ve sevgisiz bir ortamda büyüyen inançsız bir gencin, büyük açmazlar ve arayışlar içinde bocalayarak ölümü tercih edecek kadar içine düştüğü derin bunalımdan mucizevi kurtuluşunun, inanca ve hayata dönüşünün hikâyesi…

Bu ibretlik yaşam hikâyesi, sadece hayatın zorlukları ve mutsuzlukları karşısında bocalayan, umudunu yitiren, bunalıma girenler için değil; herkese yeni ufuklar açacak, yaşama gücü verebilecek nitelikte…

Hikâyemizin kahramanı öyle bir ustaya rastlamış, öylesine değerli dersler almıştır ki tüm dünya görüşü ve yaşam tarzı değişmiş, güç ve irade kazanmış ve en önemlisi de Allah’ın kendisine bahşettiği kutsal hayatının kıymetini kavrayarak, gerçek bir huzura ve sağlam bir dengeye kavuşmuştur.

₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Roma'nın ilk kralı Romulus tarafından düzenlenen takvimde bir yıl, Mart'la başlayıp Aralık'la biten on aydan oluşmaktaydı. Üç yüz dört günden oluşan bu takvimde bir yıl, altı ay otuz gün, dört ay otuz bir gün çekecek şekilde hesaplanmıştı.Roma'nın ikinci kralı olan Numa Pompilius, yürürlükteki bu takvimi düzenledi, takvime Ocak ve Şubat olarak adlandırılan iki ay daha ekledi ve bir yılı, on iki aya böldü. Böylece Romulus'un üç yüz dört günden oluşan eski takvimine elli gün eklenmiş ve bir yıl, üç yüz elli dört gün olarak düzenlenmiş oldu.Daha sonra Numa, bir yılın toplamının tek sayı olmasıiçin, yıla bir gün daha ekledi. Daha önce varolanon ay düzenlendi ve Ocak, yılın ilk ayı oldu.

Numa'nın düzenlediği ve üç yüz elli beş günden oluşan bu takvimde bir yıl, güneş yılı ile karşılaştırıldığında on gün eksikti. Bu nedenle Gaius Iulius Caesar yürürlükteki takvimi yeniden düzenledi ve ona son şeklini verdi. Publius Ovidius Naso'nun kaleme aldığı “Fasti” adlı eşsiz eser ve diğer antik kaynaklar incelenerek yazılan bu kitap, antik Roma takvimine göre Ocak ayından başlayarak ilk altı ayda kutlanan festivalleri, birbirinden değişik ve ilginç ayinleri gün ışığına çıkarmakta ve çok önemli bilgiler vermektedir.

₺30,00 KDV Dahil
₺40,00 KDV Dahil

Elinizde tutmuş olduğunuz bu kitap, gerçek olaylar üzerine kurgulanmış bir casusluk romanıdır. Kaynak bilgiler üzerinden gidilerek, Akıncıları ve Akıncıların çok önemli bir kolu olan Osmanlı Casusları’nı, Avrupa’daki faaliyetlerini, sarsıcı bir olay üzerine kurgulayarak size onları tanıtacak, replikleri ve konu akışı ile adeta size bir film izliyormuşsunuz gibi zevk uyandırarak, tarihin bu en sırlı dönemini akıcı bir üslup ile aktaracaktır.

Kitabın en güzel yanı ise; kapağı kapattığınızda sadece gerçek bir olayı değil, aynı zamanda bu konu hakkında yazılmış en ilginç satırları okumuş olmanız olacak.

‘’Bilhassa Fatih Mehmet’in İtalya’daki ajan şebekesi, çeşitli İtalyan devletlerinin en yüksek çevrelerine sızmıştı.’’

-Ünlü Tarihçi Franz Babinger Kaynak: Mehmet der Ero Beber S.502-

₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Acıyı gördüm. Gözlerinin ortasında bir çiçek gibi büyüyen irisin önce ağır ağır büzülmesini, ardından çığlık gibi ansızın patlamasını gördüm. Titreyen dudaklar, bal mumuna dönüşen yüzleri, çöken yanakları, irileşen elmacık kemiklerini, birer mağara gibi derinleşen göz çukurlarını, kurumuş ağızların içinde pelteleşen dilleri gördüm.

 

Anladım ki benliğimizin farkına vardığımız an, acının pençesinde kıvrandığımız andır.

 

Çığlık değil, ürperiş değil, evet, nereden geldiğini bilmediğim o vahşi iniltiyi kalbimin derinliklerinde duydum. Soluksuz kaldım, boğazım kupkuru, alnım ateşler içinde, tuhaf bir hülyaya kapılmışım gibi sürüklendim o dipsiz boşlukta. Hayatın en karanlık sırrıyla yüzleştim.

 

Karanlığın her aşamasından geçtim, akan kanın sesini duydum, ölümün serinliğini damarlarımda hissettim.

 

Geçmişin kamburunu çoktan söküp attım sırtımdan.

 

İnsanın insanı öldürdüğü o ilk ânı gördüm, katilin zafer haykırışını, kurbanın korku çığlığını işittim.

 

Her an uyanmaya hazır o muhteşem dürtüyü bastırmak, insanlığın en masum haline, en saf doğasına dönmemek için yıllarca ihanet ettim kendime. Kendimle birlikte bütün dünyayı da kandırdım. Neredeyse başaracaktım ama bırakmadılar, benim adıma onlar öldürmeye başladılar.

 

İşte bu yüzden geri döndüm...

 

₺20,14 KDV Dahil
₺26,85 KDV Dahil
₺10,50 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
Âlemlere Rahmet Efendimiz (sav), 
“Dil, kalbin tercümanıdır,” buyurur. 
Aynı ilkenin kişilik ve kimlik inşasındaki 
etkisine dikkat çeken Hz. Ali (kv) ise; 
“Her insan konuştuğu dilin evladıdır,” der. 

Benzeri diğer bildirimlerden de hareketle ikrar edebiliriz. 
Şuur dilde başlar, kalbe iner. 
Keza dil temizlenmeden kalp de arınmaz, aklediş de… 
Oysa üzülerek gözlemliyoruz. 
Yaşamakta olduğumuz sevgi-güven bunalımları, 
gitgide herkes(im)i kuşatan önyargı zırhları, 
benlikleri esir alan üstün gelme arzusu misali 
nefsânî-psikolojik baskılar veya sosyal savrulmalar, 
asırlık eğitim ve kültür sorunlarımızla buluştukça 
anlamın ve hikmetin tahtına 
sloganik-hipnotik imajlar oturmakta. 
Öyle ki; en geç bir nesil sonra 
konuşan ama anlaşamayan insanlar topluluğuna 
dönüşmemiz kaçınılmaz görünüyor. 
Haliyle böylesi bir iletişim-idrak krizinden kurtulmak için 
bir an evvel “dil-zihin” ve “dil-kalp” ilişkisi bağlamında 
kişisel ve toplumsal planda tadilata girişmek zorundayız. 
Nitekim böylesi bir ihya girişiminin ilk meyvesi, 
dile dair şuur ve ahlâk farkındalıkları olacaktır. 
Bu uğurda gayret bizden, tevfik Allah’tandır şüphesiz.
₺18,75
₺25,00
KİMSE DÜNYAYA GERÇEK YÜZÜNÜ GÖSTERMEZ. 

Kasaba halkı Finn’e pek çok şekilde seslenirdi ama hiçbiri kendi ismi değildi. Küçükken ona Uzaylı derlerdi. Şaşkın. Aysurat. Biraz büyüyünce Tatlı Çocuk dediler. Yalnızgezer. Kardeş. Ahbap. 

Fakat ona nasıl seslenirlerse seslensinler, şefkatli bir sesleniş olurdu bu. Onu da herkes kadar iyi tanırlardı. İhtiyar Charlie’nin, tavuklarını torun çocuklarına yeğlediğini ve kimi zaman evde kalmalarına izin verdiğini (çocukların değil, tavukların) bildikleri gibi bilirlerdi onu. Cordero ailesinin buzdolabına dadanmaktan hoşlanan hayaleti bildikleri gibi. Arıcının çirkin kızı Priscilla’nın tüm arılarınkinden sivri bir iğnesi olduğunu bildikleri gibi. Kasabada insanların arkalarında sadece hikâyelerini bırakarak gittikleri, yok oldukları uçurumların bulunduğunu bildikleri gibi. 

Fakat sonunda Finn’in acayip yüz ifadelerinin, dikkat dağınıklığının haklı bir nedeni olduğunu fark ettiler. Hiç kimsenin gözünün içine bakmamasının haklı bir nedeni olduğunu. 

Ne var ki o zaman çok geç olmuş, en çok sevdikleri ve en az tanıdıkları kız gitmişti… 

“Bakış açısının nasıl değişebileceğine dair bir öykü. Empati, farklılık ve sevdiğimiz insanları nasıl gördüğümüzle ilgili önemli sorular bilim, mitoloji, realizm ve sihrin rehberliğinde cevap buluyor.”  
The New York Times Book Review 


Kraliçe arı hareketlerinden anlaşılır. Daha özgüvenli yürür, planı olan bir kadın gibi. Zor bir işi vardır; besleyeceği bebekler, ilham vereceği işçiler, idare edeceği bir koloni. Onsuz bir koloni hayatta kalamaz. 
Bone Gap sakinleri kasabalarının takılıp düşecekleri ya da sonsuza dek kaybolabilecekleri uçurumlarla dolu olduğunu bilir. Bu yüzden birdenbire ortaya çıkan güzel Roza’nın yine birdenbire ortadan kaybolmasına kimse şaşırmaz. Hem zaten bu Finn ile Sean kardeşlerin ilk terk edilişi değildir. İnsanlara baksa da onları gerçekten göremeyen Finn, herkesin sevgisini kazanmış Roza’nın kendi isteğiyle gitmediğinden emindir. Yüzünü hatırlayamadığı tehlikeli bir adam tarafından kaçırılmıştır. Ama araştırmalar sonuç vermediği için kimse ona inanmaz. Hayat işte. Kimi suçlayabilirsiniz ki? 
Finn, Roza ve kasaba halkının melankolik geçmişlerinin, korkutucu bugünlerinin ve belirsiz geleceklerinin anlatıldığı, Laura Ruby’nin aşk ve kayıp, sihir ve gizem, pişmanlık ve affetme üzerine kurulu öyküsü dünyanın gördüğü yüzümüzün aslında gerçek kimliğimizin küçücük bir parçası bile olmadığını ortaya koyuyor… 

“Ruby’nin romanı tekrar tekrar okunmayı hak ediyor. Güçlü, güzel ve sıradışı bir eser.”  
School Library Journal 

“Derin karakterleri, etkileyici dünyası ve hikâyenin merkezinde yer alan sırla  
büyüleyici bir roman.”  
ALA Booklist
₺26,74 KDV Dahil
₺35,65 KDV Dahil

Ahşabı içeriden kemiren bir tahtakurusu gibiydi sakladıkları sır. Dışarıdan görünen heybetli, parlak ve güçlü bir bedendi, içeride ise un ufak olmuştu ruhları.

Richard Papen büyük hayallerle geldiği üniversitede Antik Yunanca profesörünün ve onun özenle seçilmiş öğrencilerinin cazibesine kapılıp bir şekilde aralarına girmeyi başarır. Fakat içlerine girdikçe bu cazibenin altında karanlık bir şeylerin yattığını fark eder. 
Antik Yunan felsefesinden, kültüründen ve mitolojisinden etkilenen gençlerin başına, gerçekleştirdikleri bir ayin sırasında korkunç bir olay gelir. Etik ve ahlak sınırlarının aşıldığı, masum ile suçlunun birbirine karıştığı ve hatta işlerin cinayete kadar varabileceği bir karmaşanın içinde bulurlar kendilerini. Gerçek dünyaya döndüklerindeyse artık saklamak zorunda oldukları büyük bir sır ve omuzlarında hayatları boyunca taşıyacakları bir yük vardır.

“Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sının kurgusunu alın, Euripides’in Bakkhalar’ının hikâyesiyle birleştirin ve arka plana da Bret Easton Ellis’in Çekim Kuralları’nı ekleyin. Çok güçlü bir yapıt.”
-The New York Times-

“Donna Tartt gençliğin seks, uyuşturucu ve rock and roll gibi bilindik yanlarını değil, bir Yunan trajedisindeki gibi karanlık ve gerilim dolu yanını almış. Tansiyon hiç düşmüyor.”
-Newsday-

“Bu kitap pek çok şeyi aynı anda vadediyor okura: psikolojik gerilim, popüler kültüre ve üniversite gençliğine bir eleştiri, yaşamlara felsefi bakış açısı…”
-Library Journal-

“Akıllardan çıkmayacak etkileyici bir roman. Edebiyatın önemli isimlerine yapılan göndermelerle dolu, yirminci yüzyıldan
çok on dokuzuncu yüzyılın o asil
havasını taşıyor.”
-The Times-

“Harika bir gerilim. Sineklerin Tanrısı ile Çekim Kuralları’nın birleşimi gibi. Bir Yunan trajedisi kadar güçlü.”
-New York Newsday-

“Bu romanın en harika yanı, yazarın bu karmaşık kurguyu bizlere tüm yeteneğini kullanarak aktarmış olması. İnsanı huzursuz eden bir hikâyeyi bile sonraki sayfayı merak ederek okutturuyor.”
-Cosmopolitan-

“Donna Tartt gerilimli ama basit bir kurguyu doğru atmosfer ve felsefeden detaylarla süsleyerek benzersiz bir iş haline getirmiş. Harika bir yazar.”
-The Washington Post Book World-

“Donna Tartt döneminin Edgar Allan Poe’su olmaya aday. Gizli Tarih, steroit almış bir kalp gibi gümbür gümbür atıyor.”
-Glam-

“Zekice kurgulanmış ve insanı duygudan duyguya koşturacak bir roman.”
-Time-

“Tartt, çağdaşı olan yazarlara hiç benzemiyor. Kullandığı güzel dil, çetrefilli kurgu, büyüleyici karakterler ve entelektüel enerji
bu kitabı diğerlerinin çok çok önüne taşıyor.”
-The Boston Globe-

“Başarılı bir psikolojik gerilim. Kesinlikle tüyler ürpertici. Tartt lirik dilin âdeta efendisi gibi.”
-The Village Voice-

“Başından sonuna kadar gerilimin dozu düşmeyen, harika kurgulanmış bir kitap.”
-Vogue-

“Arkadaşlık, kibir ve cinayetin kurnazca bir arada örüldüğü uzun bir masal. Tartt’nın yazarlığı hepimizi ağzı açık bırakıyor. İlahî olana ulaşabilecek gücümüzün olduğuna ve her günahın affedilebilir olduğuna inandığımız o okul yıllarına bir yolculuk gibi.”
-The Philadelphia Inquirer-

“Büyüleyici, insanı şaşkına çeviriyor. Bilgelik ve yetenekle dolu bir yazar.”
-Vanity Fair-

“Eğlenceli, üzücü, korkunç ve bitene kadar da elinizden bırakmayı istemeyeceğiniz bir roman. Büyük başarı!”
-John Grisham-

“Gizli Tarih, pastoral bir cazibeyle başlıyor ve tam da olması gereken yerde bitiyor. Daha az yetenekli bir yazar asla böyle son hazırlayamazdı. Donna Tartt çok etkileyici ve şaşırtıcı bir roman yazmış.”
-Jay McInerney-

“Müthiş bir başarı. Gizli Tarih, insanın kalp atışlarını hızlandıran zekâ ve keyif dolu bir gerilim.”
-The Virginian Pilot & Ledger-Star-

 “John Knowles'un Özel Bir Barış’ından bu yana çıkmış en güzel üniversiteli gençlik hikâyesi. Harika.”
-Houston Chronicle-

“Donna Tartt çok yetenekli bir yazar. Cümlelerindeki ahenk, bu kadar uzun olmasına rağmen sonuna kadar merak duygusunu körükleyen gizemiyle beraberinde çıkan bütün kitapları geride bırakıyor. İşe cinayet de girince tam bir Yunan trajedisini andırıyor.”
-The Miami Herald-

“Okurken nefesim kesildi, kusursuz.”
-Ruth Rendell-

“Donna Tartt öyle iyi bir yazar ki Yunan efsanelerinden dem vurup çağdaş toplumun incelemelerini etkileyici bir üslupla okura sezdirmeden kurguya yediriyor. Çok zekice.”
-Sunday Times-

“Gizemli bir cinayet, kafası karışık gençliğin romantik hayalleri ve eski ve modern geleneklere bir bakış… Tartt romanında harika bir tempo tutturmayı başarmış.”
-Independent-

“Tartt, kendimizi karakterlerin yerine koyma güdümüzü ve beklentilerimizi öyle iyi yönlendirmeyi başarıyor ki… Harika bir roman.”
-Spectator-

“Tartt bize şiddetin en gizli saklı yerde bile ortaya çıkabileceğini göstermeye cesaret ediyor. Çok etkileyici.”
-The Times Literary Supplement-

“Büyüleyici ve sapkın.”
-Elaine Showalter-

“Muhteşem. Gençliğin kibri, gerilim, kampüs alışkanlıkları ve Yunan göndermeleri… Okumaya doyamayacaksınız.”
-Evening Standard-

“Mükemmel bir başarı. Harika temposuyla güçlü bir kitap. Kusursuz bir şekilde yazarın kontrolü altında gelişen düşündürücü ve etkileyici bir roman.”
-The New York Times-

₺41,60 KDV Dahil
₺55,46 KDV Dahil

Her şeye rağmen hayallerinin peşinden gidip yazmaya devam etmek mi zor, en zorlu zirvelere çıplak elle tırmanmak mı? Kartal beslemek mi daha zor, laboratuvardan çıkmadan yeni formüller keşfettiğin halde adını bile geçirmeyen insanlarla mücadele etmek mi? Savaşın orta yerinde insanları kurtarmak mı zor, yoksa bir korsan gemisinde dalgalarla boğuşmak mı? Söz konusu dünyanın asi kızlarıysa tabii ki hiçbiri!
Agatha Christie, Alice Ball, Audrey Hepburn, Beatrix Potter, J.K. Rowling, Nadya Murad, Nefertiti, Sappho, Selda Bağcan ve niceleri. Hayatta prenses değil, kahraman olmayı seçmiş, bütün engellerin üstesinden gelmeyi başarmış yüz kadın! Dünyanın dört bir yanından elli kadın illüstratörün çizimleriyle görsel bir şölene dönüşen hayatlar. Elena Favilli ve Francesca Cavallo’nun yazdığı, ilk kitabıyla her yaştan kız ve erkeğin baş ucunda yerini alan, haftalarca çok satanlar listelerinden düşmeyen Asi Kızlara Uykudan Önce Hikâyeler macerası kaldığı yerden devam ediyor! 
Unutma: “Umut sensin, güç sensin. Geri adım atmazsan, herkes ilerler.”

 

₺33,75 KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil

1940 Kuşağı’nın özgün kalemlerinden Cahit Irgat, kuşağının diğer şairleri gibi siyasi iktidarlara karşı çıkan ve bu yüzden kitapları toplatılan, şiirlerinde yoksulluk, faşizm, kapitalist sömürü, sosyal adaletsizlik gibi temaları sık sık işlemiş ancak asla slogan atmayan bir şair. Can Yücel’in şiirinde “Cahit ki bu hasta düzende sağlıklı bir kanserdi” sözleriyle andığı, kendini önce aktör olarak tanımlayan bir şair.

II. Dünya Savaşı yıllarında çağının tanığı, sokak çocuklarından gemi leşlerine, gölgesinde uyuduğu ağaçlardan yağmurunda ağladığı bulutlara, herkese ve her şeye şiirinde yer açabilen, “haksızlığa karşı üreyen bir hücre”.

Cahit Irgat, Irgatın Türküsü’nde öfkenin, umudun şiirlerini yazıyor.

₺15,28 KDV Dahil
₺20,37 KDV Dahil

Eski İçişleri ve Milli Eğitim Bakanı Necdet Uğur (1923-2004), İsmet İnönü’yü anlatıyor. Türkiye’nin ikinci cumhurbaşkanına dair anılar, tanıklıklar, izlenimler… Çöken bir imparatorluğun ardından memleketi kurtarmaya adanmış gençlik yılları… Kurtuluş Savaşı verip Cumhuriyet’i kuran bir subay neslinin öyküsü… Bir devlet adamının ve politikacının portresi…

Necdet Uğur okurlara, Lozan’dan çok partili yaşama geçişe, CHP ve DP’den 12 Mart günlerine uzanan eşsiz bir anılar demeti sunuyor. 

“Yaşamının son 10 yılında İsmet İnönü’yle yakın çalışma ayrıcalığım olmuştu. İsmet İnönü ile yakın çalışmak bir mutluluktu. Bir yandan dost sıcaklığı, arkadaş yakınlığı içinde olurdunuz, bir yandan da kalıcı bir büyük adamın yaptıklarına ve söylediklerine tanık olmanın heyecan ve saygısını duyardınız.”

₺6,25 KDV Dahil
₺8,33 KDV Dahil

“Kuzeye doğru gökyüzünün rengi biraz açılmış ve ufukta ince bir pembe çizgi oluşmuştu. Okyanus gölün yüzeyi köpüklenmeye, İrma’da hıçkırır gibi hafif sarsıntılar duyulmaya başladı. O arada bir an için bir gökkuşağı belirdi ve kayboldu.”

Her an değişkendir deniz, gündüzü gecesi birbirini tutmaz. Karaya ayak basmadan geçer günler. Eski zaman gezginlerinin serüveni misali rüzgârın, denizin nabzı tutulur. Kuzey Atlantik’i, Saint Lawrence Irmağı’nı ve Büyük Gölleri bir şileple geçen Ömer Bozkurt’un yazdığı Güverte Güncesi doğa gözlemlerinin gemi yaşamına ilişkin gözlemlerle iç içe geçtiği, alışılmadık bir yolculuğun seyir defteridir.

₺18,05 KDV Dahil
₺24,07 KDV Dahil

Hüseyin Rahmi Gürpınar, o dönem dünyayı kasıp kavuran ve yoksulları kırıp geçiren İspanyol nezlesinden yola çıkarak işlediği Hakka Sığındık romanında, yoksul insanların kırıldığı bu salgın sırasında servetlerine servet katan Sultan Abdülhamit devri zenginlerini ve üfürükçülerden medet uman halkı bir polisin sorgulamaları biçiminde anlatmıştır. Romanın alt başlığı İşitilmedik Bir Vaka’dır.

Hüseyin Rahmi Gürpınar, Tanzimat, Servet-i Fünun, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde eser vermiş bir yazarımızdır. Gürpınar’ın romanlarındaki karakterler toplumun her kesiminden, her yaş grubundan seçilmiştir. Romanlarda bu karakterler gerçek hayattaki gibi konuşturulurlar. Eğitimlerine uygun söz dağarcıkları, ağız özellikleri, şiveleri, ifade biçimleri, kullandıkları argo sözler yazıya geçirilmiştir.

₺9,75 KDV Dahil
₺13,00 KDV Dahil

Goodreads okurlarına göre 2017'nin en iyi bilimkurgu romanı. 

Son yılların en iyi bilimkurgu romanlarından biri olan Marslı'nın yazarı Andy Weir'dan yepyeni, soluk soluğa bir kitap! 

Jazz Bashara hiçbir zaman kahramanlık peşinde koşmamıştı. Tek isteği zengin olmaktı. 

Artemis… Ay'daki tek şehir. Eğer çok zengin değilsen ya da bir turist olarak ziyaret etmiyorsan Ay ve Artemis, tabiri caizse "zalim bir sevgilidir". Haliyle hayatta kalmak için ufak tefek kaçakçılıklar yapmak pek de beklenmedik bir şey değil. Özellikle de çok borcun varsa ve alın terin bu borçları kapamaya yetmiyorsa. 

Ek iş olarak kaçakçılık yapan Jazz'in hayatı da karşısına reddedemeyeceği bir teklif çıkınca tamamen değişir. Küçük bir kaçakçı olarak kalkıştığı bu büyük sabotaj boyunu aşacak ve beklediğinin de ötesinde Jazz, tüm Artemis'in kontrolünü ele geçirmeyi ilgilendiren bir komplonun ortasında bulacaktır kendini. Bundan sonra alması gereken risk, işe ilk girdiği zamankinden çok daha büyüktür. 

Andy Weir, Marslı’da gösterdiği mühendislik, bilim ve teknoloji bilgisini Artemis’te de sergileyip yine fazlasıyla gerçekçi bir gelecek öngörüyor. 

“Marslı’dan sonra isteyebileceğiniz her şey bu kitapta: zekice, eğlenceli, adrenalini yüksek, elinizden düşüremeyeceğiniz bir öykü.”

–Ernest Cline, Başlat’ın yazarı. -

“Weir imkânsızı başardı – Ay’daki bir şehirde geçen bilimkurgu noir romanıyla Marslı’yı solladı.

Bu hayattan daha ne isteyebilirsiniz ki? Gidip okuyun şu kitabı.”

–Blake Crouch, Karanlık Madde’nin yazarı. -

“Heyecan verici, keskin zekâlı, adrenalin dolu bir macera… senenin en iyi bilimkurgu romanlarından biri.”

–Booklist (starred review) -

₺25,50 KDV Dahil
₺34,00 KDV Dahil

Bazı insanlar yeryüzüne geldikten sonra zorluklarla mücadele ederek yaşamını sürdürmekle yetinmez, o zorlukların üzerine binlerce zorluk ekleyerek yeryüzünde iz bırakmaya, var olmaya çalışır; bunun adı “var kalış”tır, iz bırakmaktır.

İz Bırakanlar’da işte bu “var kalış”ın insanlarını, yaşam hikâyelerini, hiç bilinmeyen yönlerini sizlere aktarmaya çalıştık. Neden mi? Takip ettiğiniz izlerin derinliği zamanın yıpratıcılığına karşı dirençlerinin göstergesidir, ama bu derinlik kadar izlerin sizi nereye götüreceği de önemlidir. Bu bir yolculuktur aynı zamanda. “Var olma” mücadelemizi, kaygımızı, yolculuğumuzu “var kalanlar”ın birikimlerini yüklenerek daha güzel ve anlamlı kılabiliriz.

O günkü “Savruluş”u bugüne getiren insani sürekliliği romanın satır aralarında sürekli okuyacak ve bugünkü savruluşlarımızın nedenlerini daha iyi kavrayacaksınız.

₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Söz Uçar öykücü, romancı, deneme yazarı Nedim Gürsel’in Jorge Semprun, Juan Goytisolo, Nathalie Sarraute, Etiemble, Alain Bosquet, Lawrence Ferlinghetti, Yaşar Kemal, Mahmut Derviş, Abidin Dino, Pertev Naili Boratav ve Peter Schneider’la çeşitli zamanlarda yaptığı söyleşilerden oluşuyor.
Nedim Gürsel, çağına tanık aydın ve sanatçılarla yüz yüze gelişini, söyleşi yapma amacını, ortak duygu ve düşüncelerin buluşma noktaları olarak açıklıyor ve şöyle diyor:
“Bu söyleşilerin ayrıntılara yönelen, yazın-toplum-siyaset-kültür arasındaki ilişkileri irdelerken dünyamızın sorunlarına da açılan niteliği, sanıyorum günümüzde de geçerliliğini koruyor. Konuştuğum kişilere yalnızca soru sormakla yetinmediğimi, yapıtlarını çözümleyici bir yaklaşımla ele alarak onları okurların gözünde daha anlaşılır ve görünür kılmaya çabaladığımı özellikle belirtmek isterim.”
Gürsel, kitapta yer alan ve farklı kültür coğrafyalarından gelen bu yazar ve sanatçıların renkli dünyalarının kapılarını okurlara açıyor.
₺17,62 KDV Dahil
₺23,50 KDV Dahil

Yeni yıkanmış bahçenin kokusu yok artık. 
İri iri doğranmış domatesin zeytinyağına karışan kırmızı rengi de. Parmaklarından akarak yediğin, pembe beyaz gofret arasındaki kaymaklı dondurma da. 
Geride kaldı. Hayır, sen gittin. 
Biz gittik oralardan. Biz uzaklaştık… 
Çünkü… Büyüdük…

Çocukluk denilen yitik ülkeye yolculuk… Küçük kızların kahramanları…  Kadın olma, kadın olarak hayatta kalma sınavları... Doğma Yavrum Dünya Çok Kalabalık’ta Armağan Portakal kısacık öykülerle koca koca romanların yapamadığını yapıyor… Hepimizin yüreklerine kök salmış hislere yeniden can veriyor… 

₺17,25 KDV Dahil
₺23,00 KDV Dahil
"Bir gün, öyle bir an geldi ki, kötü biri olmaya karar verdim. Taştan bir kalple kurtulurum sandım. Ama çok geçti artık, tüm vakitlerin sahibi silahına benden önce davranmıştı, şahane bir tebessümle bastı tetiğe, kurtulamadım, günaha girdiğimle kaldım. 
Şimdi önümarkamsağımsolumüstümbaşımyüzümgözüm tövbe..." 

Salya ve kan ve ter kuşatmasında hayatlar... 

Arka sokaklar, ışık girmez evler, batakhaneler... 

Hep kaybedenler, son gülenler, şahane gülenler...  

Murat Uyurkulak’tan bir cinayet romanı: Merhume.
₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
"İnsan çocukken bir büyük saadet ülkesinde yaşıyor, sağa sola şuursuzca koşturup neşeyle kişniyor. Sonra büyüyor, büyüdükçe salaklaşıyor, salaklaştıkça unutuyor o mesut diyarı, bir nevi ölüyor. Çocuklukla yaşlılık arasındaki dönem araf misali kitabesi ağır mesailerle, küçük hesaplarla, kesif mutsuzluklarla yazılan bir mezar taşının gölgesinde azap gibi boktan hayatlar. Yetişkinler zombilere benziyor..." 

Dükkânlar, kapalı kapılar ve örtük perdelerin ardındaki mezar evlerine varmadan önce alışveriş yapma derdindeki kasabalılar. 

Ş harfine bir tuhaf ilgi duyanlar, ürperenler, ürperdikçe suya girenler. 

Ağızlarında okkalı sigaralarla hayatı süzerken ekmek, memleket ve meşk hayalleri kuran taksiciler. 

Bir gözünü pembeye verenler, Rambo'nun bazukasından isteyenler, ille de  kenarı tırtıklı, kıçı hazneli bıçağından isteyenler. 

Murat Uyurkulak'tan memleket kadar netameli, memleket kadar güzel, memleket kadar sahici öyküler: Bazuka.
₺8,25 KDV Dahil
₺11,00 KDV Dahil
“Devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi.” 

Devletin, şiddetin, darbelerin darmadağın ettiği hayatlar... 

Inatla baştan kurulan hikâyeler, boyun eğmeyi reddeden hayalciler... 

Deliliğin sınırlarında dolaşırken, iyiliğe, direnişe, aşka, devrime inanmaktan vazgeçmeyenler... 

Murat Uyurkulak’tan bir intikam romanı: Tol.
₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Kaçtınsa kaçmışındır, dönemezsin, denklem bu! Unutma, her korkuda binlerce eminlik vardır, göz karasında onca aydınlık mevcut...  
  
Meselesi hiç bitmeyen, Ankaralı Erzurumlu Teyze. 
Evinin direği, canının paresi horoz Rıza. 
Koca bekleyen Ayla, mümkünse hiç evlenmesin Leyla, başlarında hanım ağa Havvanım. 
Mahallenin beyi, âlemin abisi Beyabi. 
Kaporta boyada, ayar azarda dünya devi Kirkor Usta. 
  
Ve Aspendos. Ve Leyla. Ve Misafir. Ve hayat. Ve ölüm.  
Şımarmak bu kadar mı yakışmaz böyle bir ahuya? 
  
Musa tüm lükslerini, ailesinin servetini, diplomasını geride bıraktı. Uzunharmanlar'da en baştan, bir kez daha hayata başlayacak. Sanki hiç yaşamamış, sanki hep burada yaşamış gibi. Saniye kadar uzun, ömür kadar kısa bir konaklama olacak bu. Bir de komşular bu kadar tuhaf davranmasa, bir de evden böyle tuhaf sesler gelmese, bir de geceleri akmış makyajıyla şu düşmüş peri bir görünüp bir kaybolmasa...  
  
Sezgin Kaymaz hayat kadar fantastik bir öykü fısıldıyor bu kez. Var olmaya, yok olmaya, bir olmaya dair modern bir masal anlatıyor. Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir, tekinsiz diyarlara edebi bir yolculuk. 
  
Gerçek arayışta... Önce bulacaksın, hakiki arama bulduktan sonra... 
Buldun mu? O zaman şimdi ara.  
  
Uzunharmanlar'da Bir Davetsiz Misafir, yazarlığının yirminci yılında Sezgin Kaymaz'ı bir kez daha keşfetmeye, dilin sınırlarını yoklamaya bir davet.
₺18,00 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

Aşk, Leyla ile Mecnun değil

Aşk; çöldür, yoldur, kayboluştur

Aşk, insandaki dünyaya çelme takar

Düşürür insandaki dünyayı

İradeyi alır bilinci uçurur

Âşıkları nesnesi yapar

Öznesi kendisidir

Yüklemi gurbettir, hasrettir

 

 

Aşkım Kapışmak varlık denizindeki en küçük noktayı, insanı yazdı, Kimim Ben? dedi. Aşkım Kapışmak’ın dizelerine

Gülden Mutlu müziğiyle soluk verdi.

 

Aşkım Kapışmak Kimim Ben? sorusuyla sizleri bir anlam arayışına, kişiliğinizi biçimlendiren iç dünyanızı keşfe yönlendiriyor.

 

Kimim ben? diye kendine her sorduğunda, varlığına tu-tulmuş aynanın aksini her daim içinde, yüreğinin en derininde hisset.

 

Benlik hastalığına yakalanmış pek çok insan göreceksin çevrende. Kibirli, ikiyüzlü, gerçek yüzünü senden gizleyen insanlar. Sana gösterilen her şey gerçek değildir, bunu unut-ma. Gördüğün suyun saf görünüşüne aldanma. Bil ki, her berrak suyun altında balçık balçık çamur da vardır.

₺48,75 KDV Dahil
₺65,00 KDV Dahil
Ezbere bildiğim insanlar omuzlarındaki yükü, birlikte büyüdüğüm insanlar dertlerini, bırakıp gidiyor. Ağrılar, sancılar. Böyle birikir insanın içine, diyorum. Sonrası bir çiçeğe fazlasıyla benzeyen insanla karşılaşma zamanı. Her şey olabildiğince güzel, bir sokak çocuğunu sevindirecek kadar.Umut oluyoruz beraber. Bir çiçeğe çiçek veriyorum. Sonrası büyük enkaz. Herkes birilerine kendi enkazını bırakıp kaçma derdinde, diyorum. Sonrası aylarca süren sancı, ağrı. Annem çay yapınca geçiyor ama. Aile değerli şey, diyorum. Sonrası babamın bıçakları. Huzursuzluk. İsyan biraz. Değiştiremediği şeyleri kabullenemediği için intihar eden bir adamın hikayesi üzüyor beni. Sonra geçiyor. Unutuyorum. Unutuyor herkes her şeyi. Parklarda artık çocukların değil de alkoliklerin olması garip gelmiyor kimseye, diyorum. Her güzelliğin cebinde bir dönüş bileti var sanırım, diyorum. Biraz daha içmek bunun sonrası.  Sarhoşken yeni insanlarla tanışmak.  Kafam bir yıldız kadar güzel, herkes gider mi,  diyorum. Bu sorunun herkesi kaçırdığını fark ettim. Bilmekten korkuyor insanlar, diyorum. Yok yok. Duymaktan. Her güzel şeyin bir sonunun olmasının bir sonu olmaması, korkutuyor insanları, diyorum. Sonrası biraz daha sarhoşluk. Cevapsızlık. Dayanılmaz bir döngü bu. Yalnız öleceğinin farkında olan herkes, yalnızlaştırmaya çalışıyor kendini. Her kalabalık cadde, eninde sonunda boşalacak, diyorum. En sevdiğim şarkılar bitecek, annem bile gidecek. Öleceğiz, diyorum. Korkunç bir gerçek bu. Farkına vardıklarımdan kaçmak bunun sonrası. Sonrası boş vermek ve içmek biraz daha, sarhoşluk. Hazır kafam bir yıldız kadar güzelken, soruyorum, herkes, gider mi?
₺14,25 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
Galata Kulesi’nin bir rivayeti vardır:

Galata Kulesi efsaneleri arasında yer alan belki de en ilginç efsane, en eski olanıdır. Bu efsaneye göre Romalılar şuna inanıyorlardı: Eğer bir kadın ve erkek, Galata Kulesi’ne ilk kez birlikte çıkarlarsa, onlar mutlaka evlenirler… Ama çiftlerden biri daha önce kuleye bir kere bile olsa çıktıysa bu, onlar için geçersiz sayılmaktaymış.

Elbet bir gün seninle İstiklal’de el ele yürüyüp sokak çalgıcılarını dinleyeceğiz. Kalabalığa aldırış etmeden Galata sokaklarında dans edeceğiz. Ellerin ellerime kokun gibi sarılmışken seni o Galata’ya çıkaracağım. 
Biraz daha zaman lazım, lütfen dayan…
₺14,25 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
Sen içimdesin… 
Saklı bir korku, 
Saklı bir sevgi, 
Saklı bir hasret, 
Saklı bir nefret, 
Saklı bir iyilik, 
Saklı bir kötülük, 
Saklı bir yoksulluk, 
Saklı bir zenginlik, 
Saklı bir çirkinlik, 
Saklı bir güzellik, 
Saklı bir kıskançlık, 
Saklı bir karanlık, 
Saklı bir sevinç… 
Çılgınlık, neşe, hüzün, ego, özgüvensizlik, ölüm, yaşam, galibiyet, yenilgi, hicaz şarkı, rüzgar, fırtına, beklenip de gelmeyen, dua, beddua, şahdamarı, bayram yeri, cehennem meydanı… 
Saklı binbir duygu gibi hep içimdesin sen. 
Ve aslında bütün Sen’ler Ben.
₺20,62 KDV Dahil
₺27,50 KDV Dahil
Bir Wattpad fenomeni & “Annemin Gelini Olur Musun?” kitabının yazarından! 

UYARI: 
Bu kitaptaki kişi ve kurumlar tamamen hayal ürünüdür. 
Gerçek kişi ve kurumlarla hiçbir ilgisi yoktur. Onun kadar trajikomiğiyse 
daha önce bulunamamıştır. 

Peki, o kim mi? 

O anlatılmaz, tariflere sığmaz, sadece ve sadece yaşanır! 
Bir Laçin Zenginer'i yaşama şerefi de 
yalnızca Devrim gibi adamlara mahsus kalır. 
Bize ise yalnızca onların yaşadıklarına 
eşlik etmek düşer... 

Buyurun efendim, önden sakarlar!
₺24,37 KDV Dahil
₺32,50 KDV Dahil

Her şey sanki bir anda gerçekleşmiş ve bitmişti.

Nehir, gözlerini dünyaya yeniden açtığında hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını yaşayarak anlamak zorunda kaldı. Aynı Nehir gibi Kıvanç’ın da hatırlamadığı acı gerçeğin gün yüzüne çıkmasıyla, karmaşık ilişkilerini sürdürmeye devam eden ikili, nedenlerin artık hiçbir öneminin kalmadığını anladı ve Nehir, geçen onca yılın ardından Kıvanç’a sorduğu o soru ile birlikte, tüm bu yaşanılanların unutulmasına ve her şeyin en baştan başlamasına neden oldu:

“Aşkın izi geçer mi?”

₺29,25 KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil
Bu kitap Çağdaş Çoksesli Türk Müziği ve Klasik Armoni Anlayışı ile bestelenen ve düzenlenen parçalardan oluşmaktadır. Kitaptaki parçalar, başlangıç ve orta düzey seviyesindeki piyano öğrencilerinin belirli teknik kazanımları edinebilmeleri düşüncesiyle özenle oluşturulmuştur. Kitaptaki 12 parçanın 8’i özgün çalışma 4 parça ise türkü düzenlemelerinden oluşmaktadır.
₺19,86 KDV Dahil
₺26,48 KDV Dahil
Şimdi Moda Pastel’in sevilen kahramanı Kimberley Long’un artık 
popüler kitap bloğunu yönetmek dışında bir hedefi daha var: Çocukluk 
hayalini gerçekleştirmek, bir yazar olmak! Yakışıklı avukat 
Nicholas’la ilişkisi de hiç fena gitmiyor. Dışarıdan bakıldığında 
tam puan verilecek bir hayat! Ta ki… 
Ta ki kitap yayımlatmanın, hatta onu temsil edebilecek bir edebiyat 
ajanı bulmanın o kadar kolay olmadığını anlayana dek. Bunun 
için eski düşmanı Hannah Marshak’tan yardım isteyip istememe 
çıkmazına düşene dek. Nicholas’ın onun en mutlu ve en kötü anlarını 
paylaşamayacak kadar yoğun olması da cabası! 
Kim’in kariyeri ve özel hayatı nasıl bir hal alacak? Kitabını yayımlatmış, 
mutlu bir yazar mı olacak yoksa yalnız ve yayınevlerinin 
reddettiği bir yazar mı? Her şey vereceği kararlara bağlı… 
Meredith Schorr Şimdi Moda Pastel’deki eğlence ve romantizme 
Artık Bir Kitabım Var’da da bir an olsun ara vermiyor, bize de Kim’in 
heyecanına ortak olmak kalıyor!
₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
“Dağların, ovaların, ırmakların, göllerin ve denizlerin arasında, 
havada, karada, suda ve toprak altında yaşayıp giden her çeşit varlığın 
orta yerinde dururdu bu koskoca kaya. Üzerinde bir adam oturur, 
oturur, otururdu.” 
Başka bir dünya, başka bir harita. 
Asırlar önce bırakmıştı insanlar hayvanları yemeyi. 
Uğur Erbaş, aklın ve kalbin yenilgisini anlatıyor. 
Her zaman olanla hiç olmayan arasında… 
Gozo ve Sagre, gün ışığını arayan fantastik bir grafik roman, 
trajik bir “dünya tarihi”. Yaklaşan karanlık, kaosun arifesi.
₺54,00 KDV Dahil
₺72,00 KDV Dahil
Şavkar Altıner çevirisi, 
L.G. Salingar’ın önsözü, 
George Whalley’nin sonsözü, 
Yazar ve dönem kronolojisi, 
Kitaba dair görsellerle. 
Coleridge’in en ünlü şiiri “Yaşlı Gemici”, yaşam ile ölüm arasında var 
olmaya mahkûm edilmiş bir gemicinin hazin yolculuğunun hikâyesi. 
İngiltere’de Romantizm akımının kurucularından kabul edilen Samuel 
Taylor Coleridge, eserlerinde agresif bir sanayi dönüşümünün 
arefesindeki imparatorluğun karanlık, kasvetli ve düşkün bilinçaltına 
yolculuk ediyor. En ünlü şiiri “Yaşlı Gemici”de uzun ve felaket dolu bir 
deniz yolculuğundan dönen gemici, bir delikanlının yolunu keserek ona 
başından geçenleri anlatır. Güney Kutbu’na yolculuk eden gemi türlü 
doğal ve doğaüstü afetlerden geçecektir. Coleridge’in muazzam hayal 
gücünü sergilediği “Yaşlı Gemici”, şiirin modernleşmeye doğru attığı 
önemli adımlardan birini temsil ediyor. 
“Coleridge’in metafiziğe olan ilgisi son derece hakikiydi; metafiziğe 
olan ilgi de çoğunlukla görüldüğü gibi, duygularının bir tezahürüydü.” 
T. S. ELIOT 
“Bulutların çevrelediği bir meteor; gözlerini kırpıştıran baykuşların 
arasında gözü bağlı bir kartal.” 
PERCY BYSSHE SHELLEY
₺19,12 KDV Dahil
₺25,50 KDV Dahil
Bir romanda nelerden bahsedilmesini beklemeyiz? Tuvaletlerden mesela. Sineklerden. Bitkilerin üreme biçimlerinden. Gündelik hayatın sıradan detaylarından. Bunlar her ne kadar “doğal” şeyler olsalar da romanlara giremeyecek kadar yersiz ya da önemsiz görülürler genelde. Bulgar yazar Georgi Gospodinov ise bütün bu dışlanmış konulara kucak açarak “muzip” bir roman çıkarmış ortaya: “Sineğin bakışını anımsatan çokyönlü bir roman. Ve onun gibi, ayrıntılarla, sıradan gözün görmediği küçücük şeylerle dolu bir roman.” 

Bir boşanmayla başlıyor hikâye: Bir yazar olan anlatıcı, karısından ayrılıyor ve eski hayatıyla birlikte görünüşe göre akılcı benliğini de geride bırakıyor. Kahramanımız dış dünyadan giderek koparken, biz de onun iç dünyasının dolambaçlı dehlizlerine çekiliyoruz. “Doğal” bir romandan bekleneceği üzere, anlatı çizgisel bir doğrultuda değil zikzaklarla ve fragmanlarla ilerliyor; iç içe geçen kurmaca katmanları kimi zaman gerçekliğe göz kırpıyor. 

“Kendi hayatımızı anlatmanın imkânsızlığı hakkında bir kitap,” diyor Gospodinov, Doğal Roman için – ama yaratıcı bir yazarın yapacağı gibi, bu imkânsızlığın içindeki imkânları keşfedip kullanmayı iyi başarıyor.
₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

İbn Haldun denilince İslam düşünce tarihine tam sekiz yüzyıl sonra “dönüp şöyle bir bakmanın” ifadesi anlaşılmalıdır. Çünkü o ünlü “Mukaddime”siyle İslam kültür ve medeniyetinin siyasi/sos-yal/kültürel bir analizini yapmış, “Buraya kadar olanların anlamı nedir?” sorusunu sormuş, sonraki nesillere “Buradan çıkarılacak dersler şunlardır” diyerek yepyeni bir çığır açmıştır. 

 

Bu açıdan, İslam düşüncesindeki yenilikçi damar¬ların en güçlü temsilcilerinden olan İbn Haldun, kararmaya yüz tutan İslam semasının âdeta son yıldızlarından birisidir.

₺10,42 KDV Dahil
₺13,89 KDV Dahil

Gerçek aşklarımı yazarım. Yaşamak istediğim aşkları yazarım. Başkalarının yaşayıp da yazamadığı, anlatmak istedikleri aşkları, acıları, sevgileri, hasretleri yazarım. Üç parmağımın arasına kalem tutuşturulduğu günden beri yazarım, yazarım.

Şarkılarım bana aşklarımı getirir. Benden aşklarımı götürür.

Yazarken güzelleşirim gencecik olurum.

Beni kim dinlerse benden oluyor. Bana kim dokunursa kendini hissediyor. Fanatik hiçbir şeye itibar etmem. Tek inandığım şey insan denen mucize.

 

Aklım yetmiş gönlüm on beş yaşında

Aysel adım deli çıktı boşuna

Dünya deli ben kaldım bir başıma

Evliya soyundan yazın taşıma

Hey Allahım ben ne biçim insanım

 

Savaş barış ne masalmış bitmedi

Gençler öldü ihtiyarlar seyretti (gitmedi)

İnsanlığa kimse tohum ekmedi

Hey Allahım ben ne biçim insanım

 

O “çocuk şairin” dizeleri aramızdan ayrılışının onuncu yılında çok da ihtiyacımız olan bir dönemde umarız hepimize iyi gelir… Hepimizin yaralarını sağaltır, kendi müziğimizi yeniden Aysel’in sözleriyle bulmamıza yardımcı olur.

Biz de bir kez daha Aysel’in hatırası ve bıraktıkları önünde selama duruyoruz; Ne Sevdası Ne de Kavgası Biten tüm kadınlara…

₺22,92 KDV Dahil
₺30,56 KDV Dahil

Gezegenimiz değiştiğinde değişmeden kalacak olan şey nedir? Yoksa her şey aynı kalırken sadece isimler mi değişecek? İnsanlığın o büyük birikimine gelecekte ne olacak? Yoksa geleceğe sadece kör bir iktidar savaşı mı miras kalacak? Büyük bir çöküntü mü yoksa başka bir dünya mümkün mü? Dünün, bugünün ve Maymunlar Gezegeni’nin cevapları şaşırtıcı derecede aynı olabilir mi? Peki şimdilik… SAVAŞ?

 

₺26,25 KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
- Yakın Türkiye Tarihinde Hapishane Firarları - 

Monte Kristo Kontu gibi romanlarda veya Esaretin Bedeli gibi filmlerde anlatılan firar hikâyeleri, barındırdıkları zekâyla daima ilgi çekmiştir. Yaşanmış gerçek firarların, roman ve filmlerden daha ilginç olabilmesi ise ancak anlatıcının diliyle mümkündür. Deneyimli bir gazetecinin kalemine ve ciddi bir yazarın diline sahip olan Adnan Gerger, Firar Öyküleri’nde ilginç kaçış hikâyelerini aktarırken, militanların, suçluların ve gizli servislerin dünyasındaki olayların perde arkasına dalıyor ve pek çok karanlık noktaya da cesaretle ışık tutuyor. 
Burhan Sönmez – Yazar, Uluslararası PEN Yönetim Kurulu Üyesi 

Adnan Gerger, solcuların büyük emek ve özveri gerektiren firarlarından sağcı, devlet destekli militanların kaçırılış öykülerine, oradan da mafya ‘baba’larının satın alınmış firarlarına kadar bir yelpazeye eğiliyor ve bunların arka planlarını açığa çıkarıyor. 
Hüseyin Kıran – Yazar 

Adnan Gerger, haberciliğinin yanı sıra ince mizahi anlatımıyla usta bir yazarlık da sergiliyor. Tüm zamanlardan firar eden bu kitabı, okumalısınız. 
Ünsal Ünlü – Gazeteci, Yazar 

Hapisteyken Firar Öyküleri’ni okumuştum. Firar etme duygusu öylesine gariptir ki, insan bin kez aynı şeyi düşünür, dünya durur, bütün koğuşta derin bir sessizlik olur... Hayali dahi insanı böylesine meşgul eden başka hiç duygu görmedim, yaşamadım. Bu kitap, her mahkûmun ve kendini mahkûm hissedenlerin başeseridir. 
Haydar Karataş – Yazar
₺16,67 KDV Dahil
₺22,22 KDV Dahil

Şimdi şehre dönmemiz gerekiyor değiştirmek için çamurun kaderini
yüzyılların kısa tarihi isimli kitapların editörlerini
saatleri,
not defterlerini,
katliamları,
diyarbakır'da dayımı
görmem gerekiyor.

yaslarımı çünkü

yıkılan bir şehirle anlatabilirim ancak
şehrin çıkışında biten gençliğimi de
nasıl çevirebilirsem başka dillere, öyle.
insan isminde bir şeyin nasıl dönüştüğünü silaha
büyüyen ağrıya yırtıldığım kaygı
anlaşamadığım için harabeler ortasında zamanla
boşluğun dibindeyim.

değdiği yerdeyim, boşluğum ruhuma.

 

₺11,25 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
"Ne zaman bir şair hakkında yazmak ya da konuşmak sorumluluğunu üstlensem, o anda başlayan bir tedirginlik karıncalanıp durur içimde. Bunun nedeni o şairin kurduğu dünyanın kapılarını ya bulamazsam kaygısı, biliyorum. Bulamazsam, afaki sözlerle havada birkaç silik çizik bırakmak, görevi savıp geçme oyununa düşmek korkusu... Bu korkuyu duyacağıma, şunu sormayı tutum edindim: Şiire giriş için bir kapı var mıdır gerçekten?" sorusuyla başlıyor çözümlemelerine Mahmut Temizyürek. Eleştirel bakışını disiplinler arası okumaları gözeterek sağlamlaştıran yazar sadece şairler üzerine değil, aynı zamanda olgulara da odaklayarak ilerliyor. Kitap, Nazım Hikmet’ten Ahmed Arif’e, Melih Cevdet’ten Behçet Necatigil’e, Can Yücel’den İlhan Berk’e, Hulki Aktunç’tan Kemal Varol’a, Şükrü Erbaş’tan Selim Temo’ya toplam 22 şair hakkında eleştirileri yazılarından oluşuyor. Kadrosu bunlarla da sınırlı değil, kitabın bütünü bir bakıma modern Türkçe şiir tarihi niteliğinde. Boşluktan Doğan, Kürt kökenli şairin ikinci dili ile yazıyor olmasının sonuçları üzerine düşünen, Ergin Günçe gibi sükût suikastine maruz kalmış bir şair üzerindeki sis bulutunu dağıtan ilk yazıları da kapsayan bir kitap. Şiirin kendinde özgü evreninde yıllardır çalışan yazarın bu emeği gözetilerek 2008 Memet Fuat Deneme Ödülü verilen Boşluktan Doğan, ikinci baskısıyla Edebi Şeyler’de…
₺24,75 KDV Dahil
₺33,00 KDV Dahil
₺13,50 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

Avustralyalı Elizabeth Costello yaşlanmakta olan seçkin bir romancıdır. Dünyanın çeşitli üniversitelerini dolaşarak konferanslar verir. Ancak bu konferanslar, yazarın ahlaki, estetik ve felsefi sorunlarla ilgili düşüncelerinin yanı sıra kendi yaşamöyküsünden kesitler de içermektedir. J.M. Coetzee, Romancının Romanı’nda kurgusal yöntemlerle kurgu dışı yöntemleri ustaca birleştirerek son derece özgün bir yapıt sunuyor okuyucuya. Roman bir kadının anne, kız kardeş, sevgili ve yazar olarak yaşamının öyküsü. Ama Coetzee, asıl ustalığını, öykü anlatma sanatının derinliğinde gösteriyor. Romanın şaşırtıcı sonu ise Coetzee çapında bir yaratıcı yazarın hayal gücüne yaraşır düzeyde.

₺19,88 KDV Dahil
₺26,50 KDV Dahil

ÜRÜN AÇIKLAMASI

“Geceler korkunç, çünkü görüyorum... Rüyada kör değilim ki…” 

2015 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Svetlana Aleksiyeviç’in önemli eserlerinden Çinko Çocuklar, SSCB-Afgan Savaşı sırasında ve sonrasında yaşananlara dair etkileyici bir sözlü tarih çalışması… 

İsveç Akademisi, Svetlana Aleksiyeviç’e Nobel Ödülü verdiğinde yazarın “yeni bir edebi tür” yarattığını belirtmiş, eserlerini de “duyguların ve ruhun bir tarihi” sözcükleriyle betimlemişti. Aleksiyeviç uzun bireysel monologları farklı seslerin duyulduğu bir kolaja dönüştüren özgün dokümanter tarzıyla, kendilerine nadiren konuşma fırsatı verilen, yaşantıları da çoğu zaman ülkenin resmi tarihine karışarak yitip giden sokaktaki insanların hikâyelerini kayıt altına alıyor. 

Çinko Çocuklar’da Aleksiyeviç 1979 ile 1989 arasında on yıl kadar süren, Sovyetler Birliği’nin çöküşündeki en büyük etkenlerden biri olan ve 15.000’e yakın Sovyet askerinin ölmesine, on binlercesinin yaralanmasına, Afganistan tarafında da çok büyük kayıplara yol açan Sovyet-Afgan Savaşı’nı merkeze alarak bu savaşta savaşmış 500.000’i aşkın Sovyet keşif erinin, piyadenin, pilotun, subayın, cephe gerisindeki hastanelerde görev yapmış cerrahların, hemşirelerin bireysel tanıklıklarına ve savaş tüm hararetiyle devam ederken Sovyetler’de evlatlarının, babalarının, eşlerinin sağ salim geri dönüşünü hasretle beklemiş olan annelerin, eşlerin, evlatların acılarına, trajedilerine ses veriyor. Eserin son kısmındaysa, Aleksiyeviç bu kitap yüzünden “onur ve haysiyetlerinin” hakarete uğradığını söyleyen tanıklarının sonradan kendisi aleyhinde açtığı davadan çarpıcı bölümler sunuyor. Çinko Çocuklar savaşın sayılardan ibaret olan “kayıplarını” birer birey olarak; hayalleri, ümitleri, sevenleri, sevdikleri olan bireyler olarak tekrar ortaya çıkarırken, yurtlarına çinko tabutlarda gönderilmiş olan “kahramanlara” insanlıklarını geri veriyor.

₺26,25 KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil

“Hammerstein’ın Suskunluğu, araştırma, habercilik ve hayalgücünü ustalıkla harmanlıyor. Elimden bırakamadım.”

-Eric Hobsbawm The Guardian-

 

II. Dünya Savaşı’ndan önceki Almanya’da Reichswehr [Alman Ordusu] başkomutanı olan Kurt von Hammerstein, karizmatik bir kişilik, muhafazakâr bir isyancı, ruhu çelişkilerle dolu son derece zeki bir adamdı. 1933 yılında, Hitler’in iktidarı ele geçirmesinden kısa bir süre sonra görevini bıraktı. Bu kitap onun ve en az onun kadar başına buyruk olan çocuklarının yaşamlarını anlatıyor.

Geniş bir ailesi olan Hammerstein’ların çocuklarının kimi komünizm adına ajanlık yapmış, kimi de Albay Stauffenberg yönetimindeki Hitler’e suikast girişimi ekibinde yer almıştı – kısaca hepsi de sınırötesi faaliyet gösteren, maceracı ve başkaldıran kişiliklerdi.

Tarih, anı, inceleme, yer yer de kurgu gibi farklı yazın türlerini muazzam bir beceriyle lehimleyen bu sıradışı eser, Hitler’in yükseldiği dönemdeki Almanya’ya, Nazi karşıtı muhalefete ve Hitler’e karşı ayaklanmanın perde arkasına büyüleyici bir açıdan bakan, olağanüstü bir araştırma ürünü, Alman tarihinin sürükleyici bir öyküsüdür.

“Enzensberger, Grass ve Walser’le birlikte savaş sonrası Alman edebiyatının kutsal üçlüsünü oluşturur.”

-Philip Oltermann-

₺27,00 KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil

Benim hayat filmimin senaristinin de herkesinki gibi Tanrı olduğunu biliyordum. Yapımcısı da, yönetmeni de Tanrı’ydı. Bir de başkahramanı biliyordum. Herkes gibi, ben de kendi hayatımın başkahramanıydım. 

Her film bir hikâye anlatır. Tanrı bana bu hikâyeyi niye anlatmak istemişti, önemli olan buydu. Bu hayat filmiyle bana anlatılmak isteneni ıskalamamalıydım. 

Tanrı her kuluyla özel bir sohbet gerçekleştirmek ister. Her insana diğer kullarına söylemediği yeni bir söz söyler. Bu söz, kulu için yazdığı hayat senaryosundan başka bir şey değildir. Başka bir deyişle, her birimizin hayatı aslında Tanrı’yla gerçekleştirdiğimiz bir sohbettir. Eğer Tanrı’nın size seslendiğini duyuyor ve onun söylediklerini anlıyorsanız, daha başka ne istersiniz ki?

 

“Serdar Özkan ismi şimdiden Paulo Coelho, Richard Bach ve hatta Antoine de Saint-Exupéry ile birlikte anılıyor.” –Corriere della Sera,  İtalya 

 

₺14,25 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil

“Biz bittik.” demişsin. Fakat sen, bitmenin ne demek olduğunu bilememişsin. Bitmek değildi bizimkisi, başlayamamaktı. Bitmek için başlamak gerekirdi biriciğim. Biz hiç başlamadık ki… Sen beni güzel sevmedin.
Sana her adım attığımda beni biraz daha sensizliğe ittin. Ben seni her şeyim diye sevmiştim.

Meğer sende koca bir hiçmişim. İnsanlara “Ben ondan çoktan gittim.” deme, sen bana hiç gelmedin. Ben senin varlığını hiçbir zaman hissetmedim. Fakat bir gün olsun vazgeçeyim de demedim.

Şunu unutma; bizden ben vazgeçmedim, senin tarafından vazgeçirildim.
Ama rahat olsun için çünkü sensiz daha rahat artık benim de içim!

Kabul olacak dua olsan, açılmayacak uğruna ellerim…

₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

Müzik Eğitimi Yayınları tarafından dördüncü basımı yapılan Klasik Gitar İçin Popüler Dağarcık adlı kitabımın büyük ilgi görmesi beni çok mutlu etti. Bundan aldığım cesaretle elinizdeki kitabı hazırladım. İçinde toplamda 46 eserden oluşan rengârenk bir klasik gitar dağarcığı bulacaksınız. Bu nedenle kitabın “İçindekiler” sayfasını mutlaka inceleyiniz.

 

Aslında her iki kitabımın hedef kitlesi, amatör müzik eğitimi alan öğrenciler, amatör gitarcılar ve bu eğitimi veren kurum ile öğretmenler idi. Ama memnuniyetle gördüm ki birinci kitabıma müzik okullarımız ve bu okullarımızın gitar öğrencileri ile hocaları da büyük ilgi gösterdi. Bunun üzerine yayıncım Süleyman Tarman ile birlikte bu kitapta Türk gitaristlerin daha önce hiç yayınlanmamış ya da çok ilgi gören eserlerinin de yer alabileceği düşüncesiyle gitarcı dostlarımıza bir çağrıda bulunduk. Çağrımızı olumlu karşılayarak eser veren değerli dostlarımız Ahmet Kanneci, Bekir Küçükay, Mesut Özgen, Savaş Burak Özkan, Sefa Yeprem ve Tolgahan Çoğulu’ya buradan teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

₺30,00 KDV Dahil
₺40,00 KDV Dahil

 

Yetenekli bir yazardan çarpıcı ve büyüleyici bir roman.” 

-Kirkus-

Geleceği stop tuşu ile durduramazsınız. Geçmişi geri saramazsınız. Sırrı öğrenmenin tek yolu  ... play’e basmak.

Hannah Baker ölmeden önce birkaç kaset doldurmuştu. İntiharının nedeni olarak gördüğü kişilerin adları bu kasetlerde gizliydi. ClayJensen, Hannah’nın doldurduğu kasetlerle ilgili hiçbir şeye karışmak istemiyordu. Hannah ölmüştü. Sırları da onunla birlikte gömülmeliydi.

Ancak Hannah’nın sesi, Clay’e kasetlerde onun da adının geçtiğini söyledi. Clay gece boyunca kasetleri dinledi.

... Öğrendiği şey, hayatını sonsuza dek değiştirecekti.

 

ClayJensen’ın ilk aşkının son sözleri.

₺24,00
₺32,00
Odasında ölmeyi bekleyen yaşlı bir adam ve zihnin gözeneklerinde gezineduran kaygan bir monolog. Beckett’ten roman ile dramanın arakesitinde duran, ya da duramayan, baş döndürücü bir deney.
₺9,72 KDV Dahil
₺12,96 KDV Dahil

Balkanların bir parçası olarak hâlâ bir vampir kahramanımızın olmaması tuhaftı doğrusu. Artık bir Osmanlı vampirimiz var. Öteki’leri bol Osmanlı tarihine bu kez de vampirler dahil oluyor. XIX. yüzyılda doğup günümüze kadar yaşıyor olmanın zengin hatıra ve tecrübelerine sahip bir vampir bu. Erken ölmüş bütün “rock star”lar gibi o da hâlâ 27 yaşında. Üstelik köçeklik yapması söz konusu bu hatıra ve tecrübeleri hayli renkli kılıyor. Resimli tarih kitaplarına özgü canlı kanlı sahnelerle, sürükleyici bir anlatımla ilerleyen eğlenceli bir roman Osmanlı’da Bir Vampir. Kitabı bitirdiğinizde kahramanın yeni maceralarını merak ediyorsunuz.

-Murathan Mungan-

 

******

Mehmet Bilâl, “çok satanlar” üslubunu mizahı, argosu, jargonuyla harmanlayarak gerçekten bir solukta okunacak bir roman yazmış. Her vampir çalışmasında karşılaşacağımız kimi klasik ayrıntıları da atlamamış; onları bu topraklara özgü anlatmış.

-küçük İskender-

 

Ve o kadar sevdiriyor ki kendini bu vampir, dediğim gibi sıradaki macera için sabırsızlanıyorsunuz. Mehmet Bilâl elini çabuk tutsa iyi olur, aksi halde Stephen King’in “Misery”sindeki gibi kendisini rehin alıp yeni Béla romanını yazdırmaya niyetli fanatik okurları olduğunu biliyorum!

-Asu Maro-

 

 

Bir öteki hikâyesinin anlatıldığı kitapta Béla, yeni yaşamla nasıl mücadele edileceğini biraz küstahça belki ama hiç karmaşık hesaplara girmeden anlatıyor. Yaşlı adamla olan çatışması dozunda; bir ötekinin dünyayla, bir oğlun babayla çatışması gibi veriliyor. Diğer vampirler gibi itici değil, aksine sempatik, duygusal ve neredeyse gerçek hayatta olsa arkadaş olmayı isteyeceğimiz bir karakter. Hele Béla’nın, aşkını cümlelere döktüğü cümleler edebiyatla fantastiğin birbirine nasıl da yakıştığının en iyi örnekleri.

-Nihan Bora-

 

“Üçüncü Tekil Şahıs”, “Adresinde Bulunamadı” ve “Üvey” gibi kitaplarıyla tanıdığımız Mehmet Bilâl şimdi heyecan verici bir kitapla yeniden okur karşısında. “Béla: Osmanlı’da Bir Vampir” cesur ve tutkulu bir proje. Mehmet Bilâl’in sohbetimiz sırasında çaktırmadan müjdelediği gibi bir fantastik roman dizisinin de ilki…

 

-Gülenay Börekçi -

₺21,00 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

Durgun Don, edebî dehası Tolstoy ile kıyaslanan Nobel Ödüllü yazar Mihail Şolohov’un başyapıtı; Ekim Devrimi ve Sovyetler’de İç Savaş gibi önemli tarihsel olayları hikâye eden bir epik roman.

Şolohov, devrim öncesi ve sonrasındaki Rus yaşamını, özellikle de feodal değerlere ve Çar’a bağlılığını sürdüren Kazakları betimlerken anlatısını tarihsel belgeler üzerine kurmakla kalmayıp birey ve toplum ilişkilerini de yoğun bir dikkatle irdeliyor. Karşı safta olanlara yapay olarak yaratılmış bir düşmanlık besleyen Kazaklar, aslında değişen bir dünyanın içinde yaşadıklarının da ayrımındalar.

Durgun Don’un ana kahramanı Gregor Melehov bilincinde iki temel eğilimi yan yana ve çatışma halinde barındırıyor. Bunlardan biri, köylü yaşamına, çalışmaya, doğaya, bilhassa durgun Don ırmağına duyduğu derin sevgi ile bağımsızlık tutkusu; diğeriyse, haklarını almak için başkaldıran milyonlarca köylüden biri olduğuna dair bilince çıkarmakta zorlandığı sınıfsal farkındalık.

Romanın önemli bir meselesi de Gregor ile Aksinya arasındaki imkânsız aşk. Durgun Don’un bu iki ilginç kahramanı geleneklerin baskısına boyun mu eğecek yoksa kendilerini dışlayan toplumsal çevrede kalıp savaşacaklar mı? Oysa Ekim Devrimi çemberin dışına çıkarak yepyeni bir yaşam biçimini seçmeleri için onlara bir fırsat sunuyor.

Yordam Edebiyat’ın okurlarına 4 cilt halinde sunduğu Durgun Don çevirisi üç değerli çevirmenin imzasını taşıyor. Mete Ergin ve Gani Yener’in dilimize kazandırdığı metin Hasan Âli Ediz tarafından Rusça aslıyla karşılaştırıldı. Rus halk edebiyatı ile Rus klasik edebiyatını kaynaştıran Şolohov’un parlak edebî biçemini bu titiz çeviriden zevkle takip edeceksiniz.

₺90,00 KDV Dahil
₺120,00 KDV Dahil
%25 İndirim
%25İndirim
Ücretsiz Kargo

Mihail Şolohov’un başyapıtı Durgun Don’un her bir cildinde farklı bir tarihsel kesit öne çıkar.

İlk ciltte, Don Kazaklarının geleneklere bağlı yaşamları canlı tablolar halinde anlatılırken, bir yandan da havada yaklaşmakta olan I. Dünya Savaşının ölüm kokan nefesi duyulur. İkinci cilt, Şubat ve Ekim Devrimleri ile birlikte eski Rusya’nın çöküşünün hikâyesidir. Don Kazakları, bütün halklar gibi barışı özlemektedir ama İç Savaş da hemen kapıdadır. Üçüncü cildin tarihsel arka planında, General Krasnov’un, Bolşeviklerin yenilgisi halinde bağımsız bir Don’un mümkün olabileceği yalanıyla Ataman seçilişi ve Kazakları ayaklanmaya ikna etmesi vardır. Dördüncü ve son cildin arka planı ise, Ekim Devrimi sonrasında yaşanan İç Savaşın sona erişidir. Uzun ve çetin çatışmalardan sağ çıkanların eve dönüş hikâyeleri, bu büyük romanı okuyanların âdeta hafızalarına kazınır.

Bu büyük eser Türkçeye, üç çevirmenimizin ortak ve yoğun emeğinin bir ürünü olarak kazandırıldı. Mete Ergin ve Gani Yener’in birlikte yaptığı çeviriyi Hasan Âli Ediz Rusça aslıyla karşılaştırdı. Okurlar, Rus halk edebiyatı ile Rus klasik edebiyatını kaynaştıran Şolohov’un parlak edebî biçemini bu titiz çeviriden zevkle takip edecekler...

• • •

Karanlıktır Don’da haziran geceleri. Kasvetli sessizlik içinde altın rengi yaz şimşekleri çakar bileğitaşı karası gökyüzünde, yıldızlar kayar, ırmağın hızlı akıntısı üzerinde yansır. Bozkırdan esen kuru, ılık bir rüzgâr, çiçeklenen kekiğin ballı kokusunu taşır evlere. Alçakta kalan yalı boyunda nemli ot, ıslak kum ve rutubet kokusu vardır. Yelve kuşları öter hiç durmadan ve ırmağın kıyısındaki ormanı sis, tıpkı peri masallarındaki gibi, sırma işlemeli gümüşi bir örtüyle örter.”

₺25,50 KDV Dahil
₺34,00 KDV Dahil

 “Nehir roman” tanımına, içeriği ve uzunluğuyla olduğu kadar romanın adıyla da böylesine uyan bir roman daha bulmak zordur.

Mihail Şolohov’un ve Rus edebiyatının başyapıtlarından Durgun Don, akıcı anlatımıyla da nehir gibi akıp giden bir romandır.

Romanın ana kahramanı Gregor Melehov, bilincinde iki temel eğilimi yan yana ve çatışma halinde barındıran bir karakterdir. Bunlardan biri köylü yaşamına, çalışmaya, doğaya, bilhassa Don Irmağına duyduğu derin sevgi ile bağımsızlık tutkusu; diğeriyse, haklarını almak için başkaldıran milyonlarca köylüden biri olduğuna dair bilince çıkarmakta zorlandığı sınıfsal farkındalıktır.

Durgun Don’un odağında yer alan önemli meselelerden bir diğeri de, kahramanlarımız Gregor ile Aksinya arasındaki imkânsız aşktır. Don nehriyle birlikte romanın sayfaları aktıkça, okurun zihninde şu soru sıklıkla dolaşmaya başlar: Bu iki ilginç kahraman, geleneklerin baskısına boyun mu eğecek yoksa kendilerini dışlayan toplumsal çevrede kalıp savaşacaklar mı? Peki ya, Ekim Devrimi çemberin dışına çıkarak yepyeni bir yaşam biçimini seçmeleri için onlara bambaşka fırsatlar sunuyorsa?

Bu büyük eser Türkçeye, üç çevirmenimizin ortak ve yoğun emeğinin bir ürünü olarak kazandırıldı. Mete Ergin ve Gani Yener’in birlikte yaptığı çeviriyi Hasan Âli Ediz Rusça aslıyla karşılaştırdı. Okurlar, Rus halk edebiyatı ile Rus klasik edebiyatını kaynaştıran Şolohov’un parlak edebî biçemini bu titiz çeviriden zevkle takip edecekler...

• • •

Yoldaşlar, ‘komün’ ne demek oluyor?”

Biz de katılabilir miyiz, izin verirler mi?”

Peki, Komünist Partisi nedir?”

Konuşmacı elini göğsüne bastırıp sabırla açıklıyordu:

Yoldaşlar! Komünist Partisi bir gönüllü işidir. Halk partiye, işçilerle köylüleri, kapitalistlerle toprak ağalarının baskısından kurtarmak gibi yüce bir dava uğruna mücadele etmeyi istediği için gönüllü olarak katılır.”

₺21,00 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

Rus ve dünya edebiyatının başyapıtlarından Durgun Don’da Mihail Şolohov, devrim öncesi ve sonrasındaki Rus yaşamını, özellikle de feodal değerlere ve çara bağlılığını sürdüren Kazakları betimlerken, anlatısını tarihsel belgeler üzerine kurar.

Ancak yazarına Nobel ödülünü getiren bu büyük yapıt, kesinlikle bir “belge-roman” değildir. Şolohov, tarihsel olayları nesnel bir biçimde aktarırken çok canlı portreler çizmiş, yaşadıkları toprakların ve dönemin özelliklerini yansıtan güçlü karakterler geliştirerek, birey ve toplum ilişkilerini yoğun bir dikkatle irdelemiştir.

Romanın sayfaları ilerledikçe anlarız ki, karşı safta olanlara yapay olarak yaratılmış bir düşmanlık besleyen Kazaklar, aslında değişen bir dünyanın içinde yaşadıklarının da ayrımındadırlar.

Bu büyük eser Türkçeye, üç çevirmenimizin ortak ve yoğun emeğinin bir ürünü olarak kazandırıldı. Mete Ergin ve Gani Yener’in birlikte yaptığı çeviriyi Hasan Âli Ediz Rusça aslıyla karşılaştırdı. Okurlar, Rus halk edebiyatı ile Rus klasik edebiyatını kaynaştıran Şolohov’un parlak edebî biçemini bu titiz çeviriden zevkle takip edecekler...

• • •

Eskiden Ataman Alayında askerliğini bitiren Kazakları evlerine gönderirken donatırlarmış. Kazaklar sandıklarını, atlarını, eşyalarını trene yüklermiş. Tren yola çıkar, tam Voronej’e gelince, hattın Don’u ilk geçtiği yerde, makinist ağırlaştırırmış treni... Tren köprüye varır varmaz... Vay babam vay! Görülecek şey! Kazaklar hepten çılgına dönermiş: ‘Don! Don! Durgun Don! Babamız, Don’umuz! Hurra!’ Ve pencerelerden dışarıya, köprünün üstünden suya kasketler, eski gömlekler, pantolonlar, mintanlar, daha Allah bilir neler uçarmış! Askerden dönüşleri şerefine Don’a hediyeler verirlermiş. Bazen öyle olurmuş ki, suya baktığında, Ataman Alayının mavi kasketlerini kuğular ya da çiçekler gibi yüzer görürmüşsün... Çok eski bir görenekmiş bu.”

₺21,00 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

Durgun Don, edebî dehası Tolstoy’la kıyaslanan Nobel ödüllü yazar Mihail Şolohov’un başyapıtıdır.

Ekim Devrimi’nde ve sonrasında yeni kurulan Sovyetler Birliği’nde iç savaş koşullarında yaşanan tarihsel olayları hikâye eden bu epik roman, büyük Rus roman geleneğinin 20. yüzyıldaki doruklarından biridir.

Büyük yıkım ve yoksunlukların ortasında insanlığa umut saçan yeni ve eşitlikçi bir sistemin kuruluşunu, sadece tarih, siyaset ve teori kitaplarından değil, Şolohov gibi usta bir yazarın canlandırdığı karakterlerle ve edebî anlatımın eşsiz keyfiyle öğrenmek isteyenler için de müthiş bir kaynaktır.

Bu büyük eser Türkçeye, üç çevirmenimizin ortak ve yoğun emeğinin bir ürünü olarak kazandırıldı. Mete Ergin ve Gani Yener’in birlikte yaptığı çeviriyi Hasan Âli Ediz Rusça aslıyla karşılaştırdı. Okurlar, Rus halk edebiyatı ile Rus klasik edebiyatını kaynaştıran Şolohov’un parlak edebî biçemini bu titiz çeviriden zevkle takip edecekler...

• • •

Demek savaşa gidiyorsunuz askerler?”

Evet dede, savaşa gidiyoruz.”

Türk Savaşına benzemeyecek bu galiba, hiç sanmıyorum benzeyeceğini. Şimdiki silahlar başka!”

Hepsi bir. Hepsi de aynı bokun soyu. O zamanki silahlar nasıl adam öldürdüyse, bu seferkiler de öldürecek.” 

₺22,50 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
Aphra Behn’in 1688’de yazdığı unutulmaz dünya klasiği “Oroonoko”, ilk kez Türkçede! 

Elinizdeki kitap, İngiliz edebiyatının ‘ekmeğini yazarak kazanan’ ilk kadın yazarı Aphra Behn’e ait. “Oroonoko, Jean-Jacques Rousseau’nun yaygınlaştırdığı 'soylu vahşi' temasını işler: Afrikalı bir kralın torunu olan yiğit ve erdemli Oroonoko, kendisi gibi kara ırktan gelen Imoinda ile sevişmektedir. Ne var ki, yüz yaşını aşmış olmasına karşın Imoinda’ya göz koyan dedesi, gençlerin birleşmelerini engeller, kızı köle olarak sömürgecilere satar. Derken, Oroonoko da köle tüccarlarının eline düşer. Tutsak yaşamaya katlanamayan Oroonoko’nun önderliğinde, köleler efendilerine karşı başkaldırırlar. (…)” 
2000 yılında kaybettiğimiz çok değerli Prof. Dr. Mîna Urgan, yazar ve eseri üzerine bu yorumda bulunuyor İngiliz Edebiyatı Tarihi adlı eserinde. 
1600’lü yıllarda kadınların çalışması, hele de yazar olması çok büyük bir ayıpken, yaşamını bu yolla kazanan Aphra Behn, Oroonoko adlı kısa romanını 1688 yılında yayımlamış. Yazar hayattayken pek rağbet görmeyen eser, günümüzde en başarılı eseri olarak değerlendiriliyor. Sappho’nun halefi olarak da nitelenen Behn, Afrikalıların acımasız Avrupalı sömürgecilerin elinden çektiklerine ilk değinen, öyküsünü anlatırken kullandığı ifadelerden ve canlı betimlemelerinden de anlaşılacağı gibi köleliğe ilk karşı çıkan İngiliz yazar olma özelliğini de taşıyor.
₺12,00 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

Bir yaşam bu, özyaşam...

Kavacık, 1948’de başlayan öğretmenliğimin ilk basamağıdır. Delikanlı gücümü bir yandan köyüme, bir yandan yazın çalışmalarına veriyorum; şiirler, öyküler yazıyorum. Tatilde Ankara, İstanbul, İzmir dolaşıp yazarlarla tanışıyorum. Çiçeği burnunda derler; öyleyim, başım da göklerde.

Öte yandan baştaki yönetim köy enstitülü öğretmenlere cephe almış. Karakol peşimizde. Issızlıklar içinde yapayalnız çalışıyoruz. Halk bizi tutsa da karakış sert, karanlığın gücü bastırıyor.

Dereköy’de süren öğretmenliğim “Yoksullar Üniversitesi” dediğimiz Gazi Eğitim Enstitüsünde yüksek öğrenime kaydı. Bir yanıyla acı, bir yanıyla tatlı yıllarım benim! Çabalarımı ikiye, dörde katlayıp bir yerlere ulaşmaya çalışıyorum.

Fakir Baykurt

Duisburg

2.2.1995

₺33,75 KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil

Bir yaşam bu, özyaşam...

1943-1948 arası; köy enstitüsünde geçen delikanlılık yıllarım. Köylere öğretmen yetiştirmek için açılan o kurumlarda 17.000 köy çocuğu okuma olanağı buldu. Onlardan biriyim. Açtıklarına pişman olmuş gibi on yıl içinde her şeyi ters türs ettiler. Bu yüzden oradaki öğrenciliğimin yarısı cennet, yarısı cehennemdir. O yıllar Türkiye’nin çok partili demokrasiye geçtiği kırağılı yıllardı. Yaşadıklarımı öykü öykü yazdım. Tıpkı öbür yıl salkımlarım gibi bol biberli bir romana benzedi.

Fakir Baykurt

Duisburg

2.2.1995

₺28,50 KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil

Fakir Baykurt, 65 yaşına kadar olan yaşamını bölüm bölüm yazdı. Pek çok olayı, insanı özenle anlattı. Acısıyla tatlısıyla bir nehir roman çıktı ortaya. Yazınımızda örneği az. Akçaköy'de o yüksek göklerin altında doğan, yoksulluk yüzünden köyün sığırını sıpasını güden çocuk, evlerinde bir tek kitap olmadığı, anası babası okuma yazma bilmediği halde nasıl ünlü bir öğretmen; yapıtları sahneye, perdeye aktarılan, yabancı dillere çevrilen bir yazar oldu? O öğretmen, o yazar nasıl çalıştı, savaştı? Fakir Baykurt doğruları ve yanlışlarıyla birlikte hepsini ortaya serdi. 

₺24,00 KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil

 Etkinlik gösterdiği bütün alanlarda devrimci ve yenilikçi olan Çernişevski, bilimi devrimci mücadeleden ayırmadı. Hazırladığı tez (Sanatın Gerçeklikle İlişkileri- 1855), felsefe ve estetikte materyalizmi, sanatta gerçekçiliği yüreklice savunan bir tezdi. İnsanın politik ve sosyal baskıdan kurtuluşu için mücadeleye çağrı, sanatın toplumsal öneminin materyalist temelde tanımlanması, gerçekçi yöntemin tanıtlanması tezin içeriğini oluşturan ögelerdir.

Çernişevski’nin tez savunması büyük bir toplumsal olay oldu. Tez üzerine yapılacak tartışma çok sayıda dinleyiciyi konferans salonuna çekmişti. Devrim yanlısı gençlik temsilcileri, Çernişevski’nin konuşması sırasında onu onayladıklarını ve takdir ettiklerini açıkça gösterdiler. “Fazla geniş olmayan konferans salonu, tezi savunulmasını engellemek için tıklım tıklım doldurmuştu. İçeride öğrenciler vardı ama galiba daha çok konuyla doğrudan ilgisi olmayan kimseler, subaylar ve sivil gençler doldurmuştu salonu. İçerisi o kadar kalabalıktı ki dinleyiciler pencere önlerinde ayakta duruyorlardı. Ben de bu ayakta duranlar arasındaydım, yanımda da Serakovskiy (Genelkurmay’da görevli bir subay, sonradan Polonya ayaklanmasına katılmış ve Muravyev’in emriyle asılmıştı.) dikiliyordu. Tartışma sırasında Serakovskiy sevinçten kabına sığmaz oldu, büyük bir heyecan yaşadı...” diye anlatır Şelgunov. Çernişevski, tezine karşıt düşüncelerle itiraz eden akademisyenlere sıkı ve kuşkuya yer bırakmayacak yanıtlar verirken, profesörlerin oturduğu koltuklarda gözle görülür bir hareketlenme yaşanıyordu. Tez, idealist estetiğin taklitçilerine korkunç bir darbe vurdu.

₺8,33 KDV Dahil
₺11,11 KDV Dahil

Nebula Ödülü’ne layık görülmüş bu çalışmada, kılıç ve ipek toplumunda esir alınmış, adaleti bulma azimleri onları şiddetli ve aşkla dolu bir sona kavuşturan iki “toprak çocuğunun” hikâyesi anlatılmaktadır. Kitapta aynı zamanda şirketleşmiş yayıncılığın iddialarını ve kapitalizmin temel varsayımlarını çürüten “Okurken Uyanık Kalmak” adlı bir deneme; bunun yanı sıra Amerika’nın en tanınmış bilimkurgu yazarı olan Le Guin ile yapılmış ve onun bilinmeyen yanlarını gözler önüne seren “Açıksözlü Bir Söyleşi” başlıklı bir mülakat da yer almaktadır...

 

“Fantezi Âleminin Kraliçesi”

—Washington Post-

 

“Kurmacanın bütün büyük yazarları gibi, Ursula K. Le Guin bizi yeniden canlandıran, yüreklerimizi hafifleten hayali dünyalar yaratıyor.”

—Boston Globe-

 

 “Onun karakterleri karmaşık ve akıldan çıkmayan ve yazarlığı güçlü sezişiyle dikkat çekicidir.”

—Time-

 

 “Kalemini nadiren görülen bir ahlaki ve psikolojik entelektüellikle kullanıyor. Gerçekten yaptığı şey fabllar yazmaktır: Hayat, ölüm, aşk ve cinsellik gibi dünyevi meseleler hakkında olağanüstü bir şekilde çapraşık ve muazzam yaratıcı masallar.”

—Newsweek-

 

 “Kendine has ve inandırıcı olmaları itibariyle, Le Guin’in karakterleri uzun soluklu bir yaşama sahiptirler.”

—Publishers Weekly-

 

 “Onun dünyaları katı bir sanatkârlıkla biçimlenmiş psikolojik önsezileri akla kazıyor.”

—Library Journal-

 

 “Aşırılık, risk ve zekâ istiyorsanız, Le Guin’i deneyin.”

—San Francisco Chronicle-

 

₺10,50 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
Hatırat yazarı, kendi yakınları için bir hain, en azından bir mezar kazıcıdır, der Amin Maalouf. Bence hatırat yazarının kendisi için de öyledir. Bu kitapta kendimi anlatıyorum.  

Gazeteci Hasan Cemal kimdir? Ama kendimi anlatırken, kendi kendimle kim bilir kaçıncı kez yüzleşirken yalnız dünü değil, bugünü de yazıyorum. Çünkü bu âlem memlekette geçmiş bir türlü geçmiş olamıyor, tarih bir türlü tarih olamıyor. Ve tarih her zaman paçalarımızdan çekmeye devam ediyor. Geçmişi yazarken bugünden kurtulamıyorsun.  

Bu on üçüncü kitabımda, hem hayat hikâyemi hem de dünün ve bugünün siyasetini yazıyorum.  

Hasan Cemal
₺37,50 KDV Dahil
₺50,00 KDV Dahil

Bir zamanlar, bir ülkenin en güzel denizine bakan bir evde üç kız kardeş yaşardı. İsimleri Türkân, Dönüş ve Derya idi. Babaları Sadık Bey ve anneleri Nesrin Hanım’la birlikte geceleri kucak kucağa oturur, gelecekte onları bekleyen şahane yılların hayallerini kurarlardı.

Türkân, Dönüş ve Derya’nın, Ayvalık’ın çam kokulu sokaklarında geçen masal gibi çocukluğu, onları yetişkin dünyasının acımasızlığına hazırlamamıştı belki. Hiçbir hayatın, hiçbir seçimin göründüğü kadar kolay olmadığını, bazen en büyük, en akla gelmeyecek sırların en güvendiklerimizin kalbinde saklandığını, en korkulacak hastalıkların gün gelip geçmişi derleyip toplayabileceğini anlamak zaman istiyordu.

Ve zamanın ilaç olmadığı bir yara var mıydı dünyada?

Ayvalık’ın denize uzanan taş sokaklarından, nice yaşamlar görüp geçirmiş zeytin ağaçlarından, hayatın kaynağından akan suyundan, eski evlerinden doğmuş bir aile hikâyesi Üç Kız Kardeş. Bir mutsuzluk hikâyesi değil; neşeli günleri yâd ede ede iyiliğe dönüşün hikâyesi. İyileşmenin yolculuğu…

₺21,75
₺29,00