Kederin Doğusu & Suyun Ayak Sesi’nde gökyüzünden, yurdundan, bitkilerden, şehirlerden, insanlardan, kuşlardan, çiçeklerden, acılardan, kederden, sevinçten, bilgelikten, aşktan, inançtan, yoksunluktan, yaşamdan, ölümden şiir devşiren bir şairin sesi duyulur. İran’dan taşarak yakın komşulardan uzak kıtalara dek yayılan bir şiirin sesidir bu. 
Ne sen görüyorsun ne de dağ. Bu bağın meyvesi: Keder, keder… 
Dökülsün gam, susamış bir testisin sen. Düşsün çiçek, kokusun sen. 
Bu şevk sarmaşığı, sula onu, gider susuzluğunu. O korku çocuğu, masal anlat, uyut. 
Şu akıl lalesi, kopar sapından. Soldu, olsun. Islandı Tanrı’nın gözü, olsun 
Ve Tanrı senden yukarıda değil. Hayır, daha yalnız, çok daha yalnız 
Eş düzeyde gör yukarıları, aşağıları. Görüneni değil, gizliyi gör 
Bir kanat değil, bir uçuş ayetidir. Kimse yok, bir ses demeti var 
Bir yankı: Kanat çırpıp gitti bir düş. Aheste bir ayak sesi: Bir sırdı, çalıp kapıyı gitti. 
Düşünce: Bir samandı, ahırımıza koydular. Yalnızlık: Nasibimiz kıldılar. 
Bu akarsu, biz daha sadeyiz. Şu gölge, biz daha düşkünüz. 
Ne sen görüyorsun ne de ben. Aç ıslak gözlerini. Ölüm geldi, kapıyı aç. 
₺12,00
₺15,00
Her yolculuk ve göç, yazgının hareket hâlinde olduğunu gösterir; böler, katlar, geriye ya da ileriye doğru
fırlatır. Genellikle hızlı nüfus artışı, yolculuk ve göçlerin önemli bir nedeni olarak gösterilir ki bu bir yere
kadar doğrudur. Tabii bir de yoksullukla birlikte o güzelim toprağından koparılmış insanlar vardır ve
bunlar genellikle kitleler hâlinde taşra başkentlerine ve ardından ana kentlere akın etme eğiliminde
olmuştur hep. Meksico City, Kalküta, Delhi, Cakarta, Bağdad, Sanghay ya da Bombay... Fakat bir sanatçı
için yolculuk her zaman için ilhamdır ve bu da çoğu kez dışarıdan, öteki olandan gelir. Alnının tam
ortasına silahını dayayan birinin beynini delip geçen bir mermi gibi menzilini yerinden ederek geride
paramparça bir bilinç alanı bırakır. Freddie Mercury, Somebody to Love'un bir yerlerinde tasvir ettiği gibi
bu ne zaman ne de mekân tanımadan kendi gölgesine basarak daha öteye gider; sınırın da ötesine: Hayatımın her günü çok çalışıyorum. Kemiklerim sızlayana dek. Günün sonunda alın teriyle
kazandığımı eve götürüyorum. Tek başıma, dizlerimin üstüne çöküp dua etmeye başlıyorum. Gözlerimden
yaşlar süzülene dek.
Bendeki ağrımı duyumsamana rağmen bu sende hep öteki olarak kalmaya mahkûmdur. Yaşam benim
için bir sorunsa, ben de yaşam için bir sorunum. Çünkü anlatılan senin hikâyen!
Ve böyle şarkısını söyledi Zerdüşt.
₺28,00
₺35,00

“Ben onu hayatın en güzel yerlerine davet ettim, o beni en karanlık odalarına bırakacak. Biz adil bir düzlem üzerine inşa etmiyoruz postmodern ilişkimizi.”

“Geçmiş denen şey eski bayramlara benzemez. Çoğu zaman virüslüdür.”

“Bilirsiniz en büyük haltlar vicdan kelimesinin altında yenir.”

Uyandığında şehrin tamamını kaplamış bir beyazlık ve bu beyazlığın üzerinde hareket eden insanlar görmüştü Burak. İnsanlar mutlulukla ilgili çığlıklar atıyor, yerde birikmiş o beyaz şeyleri birbirlerine fırlatıyorlardı. Dehşete düşmüştü. Televizyonu açtığında bu şeyin bir yağış biçimi olduğunu anladı. O da ne? Burak, hayatındaki tüm kışları unutmuştu! Peki, ölmek üzere olan insanların kısa süreli kankası olduğu hatırlamak istediği bir şey miydi?

Eşofmanlı ve çok düşünceli insanların yaşadığı bir toplumda ölüm üzerine düşünmek kolay iş değildi. İnsanı ölüme hazırlayacak bir kankası olsa fena olmaz mıydı? Burak iç sıkıntısının başkenti olan evlerinden bir daha dönemeyecek bir biçimde çıktığında başına bunların geleceğini bilmiyordu, bilse ister miydi; o da muamma ama telefonu depresif insanların 900’lü hatlarına dönmüştü bile...

Kaan Burak Şen’in yüzünü absürd mizahın sonsuz dehlizlerine çevirdiği novellası sıradanlığın defterine dönüşü olmayan bir çentik atacak. Üşümenin, ağlamanın ve yalnızlığın teknik birer mesele olarak algılandığı Hayatındaki Tüm Kışları Unutan Adam ikliminde geçmişinizi temize çekme fırsatı yakalayacaksınız!

₺12,00
₺15,00

Altın hırsı insan yüreğini pençesine aldığında trajedi kaçınılmazdır. Atalarının Tanrısı, ilhamını usta yazar Jack London’ın bizzat katıldığı “altına hücum” dalgasında yaşadıklarından alıyor. Yüz yılı aşkın süredir hep aynı heyecanla okunan bu kısa öyküler şiirsel bir enerjiyle dolu. Jack London, romanlarında var olan gözlem yeteneği ile ayrıntı ustalığını öykülerine de taşıyor.

Kış mevsiminin çetin geçtiği, dev ırmakların donduğu, boğa gibi adamların açlıktan çöpe döndüğü kutup bölgesinde hayat, yazarın deyişiyle “buzdan bir cehennem”. Jack London’ı edebiyat dünyasının zirvesine taşıyan onca gerçek serüven, Yordam Edebiyat okurlarını da büyüleyecek.

₺12,48
₺16,00
₺10,92
₺14,00
Vahşetin Çağrısı, yazarı Jack London’ı çok genç yaşta edebiyat dünyasının zirvesine taşıyan bir serüven romanı; bir köpeğin ana karakter olarak işlendiği küçük bir başyapıt. Konforlu hayatından koparılıp, altın arayıcıları tarafından kızak köpeği olarak köleleştirilen Buck’ın hikâyesi, bugüne dek her kuşaktan okurun sevgi ve hayranlığını kazandı. Jack London’ın bakış açısı, evcil bir köpeği insanileştirmeden, onu yabanıl kalan doğasıyla da resmettiği için özgün. Okurlarını serüvene dahil etme yeteneği ise benzersiz. Görkemli fiziği ve zekâsıyla insafsız koşullara direnen Buck’ın hayatta kalma mücadelesi, Mete Ergin’in akıcı çevirisiyle soluk soluğa okunuyor.
₺7,80
₺10,00

Beyaz Diş, Jack London imzalı bir başyapıt; hem okurların sevgisini hem de eleştirmenlerin hayranlığını kazanmış olan nefes kesici bir serüven romanı. Usta yazar, romanın ana karakteri olan yarı evcil bir kurdun gözünden hem hayvanların hem de insanların şiddet dolu dünyasını ele alıyor.

Bir kurtla çiftleşen evcil bir köpeğin dünyaya getirdiği Beyaz Diş, vahşi doğası ile insana yakınlığı arasında sıkışıp kalmıştır. Onu bir kurt olarak algılayan köpekler tarafından dışlanırken zekâsı ve cesaretiyle insanların dikkatini çeker. Üstün fiziksel gücünden yararlanmak isteyenler tarafından dövüş köpeği olmaya zorlanır.  

Bu muhteşem romanı, “çırılçıplak, taptaze, vahşi ve özgür bir yaşam” düşlediğini söyleyen Jack London’ın otobiyografik alegorisi olarak okumak da mümkün. 

₺12,48
₺16,00

“Çolpa, serseriler dünyasında aceminin adıdır; deneyimli haytalardan ise sakınmak gerekir, özellikle sürü halinde gezdikleri zaman.”   

Jack London, on altı yaşındayken ABD’yi bir baştan öbür başa dolaşmak üzere uzun bir yolculuğa çıkar. Elbette beş parasızdır ve kullandığı başlıca ulaşım aracı, kaçak olarak bindiği posta trenleridir. İş bulduğunda çalışarak, bulamadığında kapıları çalıp yiyecek dilenerek, ahırlarda ya da parklarda geceleyerek sürdürür yolculuğunu. Yük vagonları, sokaklar, cezaevleri, kendisi gibi “kopuklar”la doludur.

Jack London’ın otobiyografik anlatısı, tarihe “1893 paniği” olarak geçen mali krizin yarattığı insani yıkıma ayna tutuyor. Mete Ergin’in çevirisi, zengin sokak jargonuyla hayranlığınızı kazanacak.

₺10,92
₺14,00

İstiridye Korsanları, Jack London’ın yeniyetmeliğinde yaşadığı serüvenlerden esintiler taşıyan, keyifli bir gençlik romanı.

Henüz on beş yaşında bir öğrenci olan Joe Bronson, okul ve aile hayatının monotonluğundan ölesiye sıkıldığı bir gün evden kaçar ve denizden kaçak istiridye toplayan korsanların arasına katılır. Joe denize açılmayı, yelken kullanmayı, kitaplarda okuduğu serüvenleri yaşamayı düşlerken, bu hayatın hiç de sandığı kadar “özgür ve mutlu” olmadığını anlar; derken başına türlü belalar açılır. Neyse ki kötülerle baş edebilecek cesareti ve yanı başında çok iyi bir dostu vardır.   

₺9,36
₺12,00
Benjamin, dört dörtlük bir hikâye anlatıcısı olan Proust hakkında şöyle der: Sıla özlemiyle kıvranır bir halde yatağında yatıyordu; benzerlikler durumu içinde çarpıtılmış bir dünyaya, varoluşun hakiki gerçeküstü yüzünün göründüğü dünyaya bir özlemdi bu.
Benjamin'in belli ilgi alanlarını biçimsel olarak nasıl sahnelediğini, canlandırdığını ve oynadığını ortaya koymak için bir araya getirilen bu kitaptaki metinlerini okuduğunuzda, Proust hakkında söylediklerinin kendisi için de geçerli olabileceğini fark edeceksiniz.
Bu kitap, Benjamin okumamıza çok şaşırtıcı yollarla yeniden yön verecek şahane bir hediye.
Judith Butler
Benjamin, hikâye anlatıcılığının bütün melek ve şeytanlarıyla muhataptı. Tam da bu yüzden hikâye anlatıcılığının edebi sırlarını bilirdi. Ona kulak verin.
John Berger
₺20,28
₺26,00
1839 yılındayız. Çin ve Batı arasındaki afyon gerilimi tırmanırken ufukta artık savaştan başka bir yol görünmüyor. 

Hind isimli gemi sefer gücüne katılmak üzere Hindistan’dan Çin’e doğru yola çıktığında, bu yolculuğa ölmüş kocasının itibarını ve afyon ticaretindeki kaybını geri kazanmak üzere Çin’e giden Şirîn Moddî; Dîti’nin ağabeyi ve Doğu Hindistan Şirketi sepoyu Kesri Singh ve hırslı genç denizci Zachary Reid de katılıyor. Onlar Çin’e ulaştıktan kısa süre sonra başlayan savaş, 
Çin topraklarında amansız bir ateş tufanı başlatıyor. 

Tarihi gerçeklerle kurguyu başarıyla harmanlayan Amitav Ghosh, üçlemenin son kitabı Ateş Tufanı’nda savaşın acımasızlığıyla savrulan hayatları, aşkı, sadakati, görev bilincini, hırs ve intikam duygularını etkileyici ve gerçekçi bir anlatımla işleyerek büyüleyici Ibis destanına unutulmaz bir son yazıyor. 
₺38,22
₺49,00
Hurşit Baran Mendeş’in yazdığı Kürt müziğinin en çok tanınan kadın sanatçılarından Meryem Xan’ın hayatı, sanatı ve şarkılarını konu alan kitap yayımlandı.
Kürt kültürü sözlü bir kültür, Kürtler iyi anlatıcı ancak kayıt olmayınca normal bir bilgiye ulaşmak da çok zor olabiliyor. 1904 doğumlu, Kürdistan’ın en iyi seslerinden birinin doğduğu yeri belirlemek bile neredeyse arkeolojik bir kazı kadar çaba ve özen gerektiriyor.
Kürt müziğinin en orijinal ses ve yorumcularından biri olan Meryem Xan’ın hayatı da şarkılarındaki hikayeler gibi gizemlidir. En çok dinlenen ve tanınan kadın sanatçıların başında gelen Meryem Xan’a ilişkin bildiklerimiz çok sınırlıdır. Gazeteci Hurşit Baran Mendeş uzun bir dönem Tur Abdin ve Botan’da sanatçının izini sürdü, doğduğu ve evlenip yerleştiği köyleri gördü, uzak-yakın akrabalarıyla sohbetler etti ve hayatı üzerindeki sis perdesini aralamaya çalıştı.
Meryem Xan Botan’dan Dicle üzerinde bir salla Musul’a gider. Orda Arap bir pilotla evlenir, mutlu bir hayat kurar, arada yakınları ziyarete gider. Pilot eşi sonraları bir uçak kazasında ölür, o da Bağdat’a gider, oraya yerleşir ve plaklar çıkarmaya başlar.
Bu kitabın Meryem Xan ve diğer sanatçılarla ilgili yeni çalışmaları teşvik etmesini umuyoruz.
₺17,94
₺23,00

Zamana meydan okuyan büyük aşk hikâyesi devam ediyor... Margaret Mitchell’ın kaleme aldığı Rüzgâr Gibi Geçti efsanesinin kahramanlarından Scarlett O’Hara’nın dünyasının perdesi aralanıyor. Etrafındaki herkesi tek tek kaybeden Scarlett, hayatının aşkı Rhett’in de onu reddetmesiyle ailesinin ve kendisinin geçmişine doğru uzun bir yolculuğa çıkar.
Amerika kıtasından İrlanda’ya uzanan bu arayışta, Scarlett yalnızca aile sırlarını aydınlatmayacak aynı zamanda kendini de bulacaktır.
Alexandra Ripley’nin, Margaret Mitchell’ın Rüzgâr Gibi Geçti’sinin kahramanlarına yeniden hayat verdiği bu romanda Scarlett O’Hara’nın gizli dünyasını keşfedeceksiniz.

“Alexandra Ripley, Scarlett ve Rhett aşkının ruhunu çok doğru yakalamış. Mitchell’ın tarzını saygıyla devam ettiriyor.”
-Chicago Tribune

Çoksatar kitapların yazarı Alexandra Ripley, Scarlett ile ününün zirvesine ulaşmıştır.
Yayınlandığı yıllarda sekiz milyondan fazla satan Scarlett, on sekiz dile çevrilmiş, çok sayıda okuyucuya ulaşmıştır. Ripley, 2004 yılında yaşama veda etmiştir.

₺35,10
₺45,00
Eyüp, roman ve efsane olmanın ötesinde, yalın, mükemmel şiirsellikte bir yapıt; çağdaşları olan bizlerin yaratıp yazdıklarından uzun ömürlü olacağı kesin. Yapısal birliği, duygusal derinliği, yalınlığı, dilinin ezgiselliği neredeyse aşılamaz.

- Stefan Zweig

Birinci Dünya Savaşı öncesi Rusya'sında,

Zuhnov isimli bir kasabada yaşayan basit, fakir bir Tevrat öğretmeni olan Mendel Singer'in şiirsel öyküsü.

Kutsal Kitap'taki Eyüp'ün acı dolu öyküsü modern zamanların savaş ve diğer acılarla dolu dünyasında Joseph Roth'un şiirsel öyküsüyle yankı buluyor.
₺14,82
₺19,00

Vakittir, dedim… Gördüğüm, geçirdiğim, yaşadığım, yaşattığım ne varsa yazmalıyım artık, dedim ve elinizdeki kitap çıktı ortaya…

Mesleğim diş tabipliği; uzun yıllar, mesleğimle müziği yan yana yürüttüm ve adeta iliklerime işleyen Anadolu ezgilerinden de hiç ayrı düşmedim. Ruhunun sesini dinlemekten vazgeçmeyenlerden olan Rus yazar Anton Çehov’un meşhur sözünü anmak isterim burada: “Mesleğim olan doktorluk karım, yazarlık metresimdir; ama son yıllarda karımı göremez oldum!”

Dünyamız, yeryüzüne değmemden itibaren güneş etrafında tam 73 tur attı ve ben kendimi bildim bileli türkülere can vermeye, onları terennüm etmeye doyamıyorum… Siz beni zaten bu yönümle tanıyorsunuz ve ömrüm olduğu sürece de sesimi size ulaştırmaya niyetliyim.

Sizi şimdi, biriktirdiğim anılar ve güzel dostlarla/dostluklarla baş başa bırakayım…

₺22,62
₺29,00
1930’ların bohem Paris’inde kocası Stephan’la avare bir yaşam süren Marya, hayatında ilk defa kendini mutlu hissetmektedir. Bir sonraki günü asla düşünmeden yaşayan çiftin bu hayatı, Stephan’ın birden hapse atılmasıyla tepetaklak olur. Beş parasız ortada kalan Marya’nın yolu, kültürlü bir İngiliz çift olan Heidler’lerle kesişir. Genç kadın, misafir olduğu bu çiftin yanında, kendini içinden çıkılmaz bir ilişkiler sarmalında bulur.
Dörtlü, modern edebiyatın her dem taze kalan yazarlarından Jean Rhys’den, kendi hayatından renkler taşıyan bir ilk roman. Paris’in soğuk sokaklarından ve dumanlı kafelerinden geçerek gırtlakta düğümlenen, tutkuyla ve hüzünle örülmüş vurucu bir öykü.
“Rhys’in inatçı kadınları acınası ya da ümitsiz değildir, daha iyi bir hayat için mücadele ederler. Hayatın olmadığı yerdeyse, daha iyi bir ölümü ararlar.”
Paris Review
₺15,21
₺19,50
“İnsan ruhunun derinliklerine ayna tutan en büyük yazar, hiç şüphe yok ki Melville’den başkası değildir.” 
LewIs Mumford 

Moby Dick, Kâtip Bartleby, Billy Budd gibi başyapıtlarıyla tanıdığımız, dünya edebiyatının en önemli isimlerinden Melville’in dehasına bu kez öyküleriyle tanık oluyoruz. 
Her öyküsünde bambaşka diyarlara yelken açan Melville, çok yönlü ilgisini ve zengin yaşam tecrübesini kendine özgü edebi diliyle birleştiriyor. 

Fukara Tatlısı ya da Bekâr Kızlar Cehennemi’nde toplumda giderek artan sınıfsal farkları gözler önüne seren Melville, Benito Cereno’da kölelik konusunu cesurca gündeme getiriyor. Ben ve Bacam’da Freudyen analizlere kapı aralarken, Elma Ağacı’nda Edgar Allan Poe’ya göz kırpıyor. 

Konusu ne olursa olsun hiçbir öyküsünde, yeni serpilmeye başlayan modern hayatın çatışmalarına ve karanlık dehlizlerine girmekten sakınmıyor. 
₺21,06
₺27,00
Katy ve uzaylı ruh öküzü Daemon'ın,hepimizi kalbinden vuran aşkını aratmayacak sıradışı bir maceraya hazır mısınız?

Lux dünyasını özleyen milyonlarca hayranını kırmayanJennifer L. Armentorut, seriden hatırlayacağımız Luc'uninanılmaz hikâyesini anlatıyor bu kez.

On yedi yaşındaki Evie Dasher, dünyalıların uzaylılarla savaşının yıkıcı sonuçlarını ilk elden biliyor. İnsanların ve Luxen'lerin özgürce buluşabildiği bir kulübe baskın düzenlendiğinde, Luxen olduğunu sandığı sıradışı yakışıklı Luc ile tanışıyor ama çok geçmeden Luc'unçok daha fazlası olduğunu anlıyor.

Lux evreninde sırlar, yalanlar ve aşkiç içe geçiyor ve romantik bilimkurgununyeni efsanesi başlıyor!...
₺26,72
₺34,25
“Şimdi bir ıslığın sarhoşluğunda senin beni bulacağın cehennemlere gönüllü gidiyorum. Neyin narıyla yandıysak, ondan doğacağız. Çünkü aşk bir insanı yeniden doğurmaktır. Aşk iki kişiyi tek ruhta akıtmaktır ya da iki ruhu tek bedende sınamak… Cennet bir insandır çünkü, cehennem de...” 

Hiçbir aşk hikâyesi, yaşayanlar ile onu izleyenler için aynı şey değildir. Dışarıdan bakanların gülüp geçeceği o coşkulu savruluşun hikâyesi bu. Bir ağacın toprağı kucaklayan kökleri gibi görülmeyen şeylerin masalını dinliyoruz bu kez. 

İstanbul’un altına tünel kazıp kayıp sevgilisini arayan bir adamın tutkulu aşkının hikâyesi, Ferhat ile Şirin’den Orpheus ile Eurydike’ye, masallara, hayallere ve rüyalara kadar, hayatımıza dahil olmuş birçok şeyi kucaklıyor. 

Yürüyen ağaçların, gerçekle aldanmayı reddeden Meryem’in, Pinokyo’yu sorgulayan emekli bir hayat kadınının büyülü hikâyesi Öksüz Ağaçların Çobanı… 
₺20,87
₺26,75
Martin Eden, bir yanıyla Jack London’ın ta kendisidir: Varlıklı bir ailenin üniversite öğrencisi narin kızına ümitsizce gönül veren; aradaki sınıfsal mesafeyi kapatmak için yazar olma hayalleri kuran; bu uğurda çalışarak nice uykusuz geceler geçiren; bakkal veresiyeyi kestiğinde aç kalan; onlarca yazısı editörler tarafından geri çevrilse de yazmayı azimle sürdüren; derme çatma bir eğitim görmüş, eli nasırlı genç denizci. Martin Eden, yükselmek için verdiği onca mücadeleden sonra mutlu olabilecek midir? Jack London, kahramanının başarı hikâyesi üzerinden içinde yaşadığı toplumun değerlerine keskin bir eleştiri getiriyor. 
Bir edebiyat klasiği olan Martin Eden, yazılışından bugüne dek tüm dünyada hiç eksilmeyen bir ilgiyle okundu. İnanıyoruz ki Mete Ergin’in özenli çevirisiyle, Yordam Edebiyat okurlarının da başucu kitabı olacak.
₺19,20
₺24,00
Yanan Gün, okurların en çok ilgi gösterdiği Jack London romanlarından biri. Doğal olarak film yapımcıları da bu ilgiyi paylaşıyor. Yanan Gün, sonuncusu 2010 yılında olmak üzere tam dört kez filme alındı. 
Romanda geçen olaylar, “altına hücum” yıllarında, Kanada’nın Yukon bölgesinde başlayıp New York’taki borsa spekülasyonlarına kadar uzanmaktadır. Jack London’ın “Günışığı” takma adıyla bilinen roman karakterini yaratırken, madencilikten zengin olan kimi gerçek kişilerin yaşamından esinlendiği düşünülüyor.
₺16,00
₺20,00
John Barleycorn, birçok nedenle müstesna bir kitap: Ölümünden üç yıl önce Jack London tarafından kaleme alınan otobiyografi, yazarın yaşam öyküsüne dair en güvenilir kaynak olma özelliğini taşıyor. Aynı zamanda bir romanın akıcılığına sahip. Yazarın, John Barleycorn adını verdiği alkolle kurduğu arkadaşlığı, hem eşine az rastlanan bir dürüstlükle hem de son derece renkli bir dille hikâye eden kitap, adını eski bir İngiliz halk şarkısından alıyor. 
İlk gençliğinde güçlü denizciler arasında erkekliğin ispatı olarak tezahür eden bu alışkanlık zamanla bir ihtiyaç halini almış: “Ben yaşlandıkça, başarım büyüdükçe, daha çok para kazandıkça, dünyaya sesimi duyurma olanaklarım arttıkça, John Barleycorn’un da yaşamımda tuttuğu yer aynı oranda büyüdü” diyor Jack London. John Barleycorn’u okurlarımıza Mete Ergin’in özgün çeviri diliyle sunuyoruz.
₺12,48
₺16,00
Avusturyalı yazar Joseph Roth (1894–1939), “gazetecilik” yıllarında kaleme alıp ilk defa 1927’de yayımlanan kitabı, Yahudiler Yollarda’nın önsözünde şöyle seslenir: “Bu kitabın beklentisi alkışlar ve övgüler değil!” Zira dönemin Avrupa’sını derinden etkileyen bir “göç” olgusu üzerinedir yazdıkları. 
Roth, bu sıradışı kitabında I. Dünya Savaşı’ndan önceki ve sonraki yıllarda, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, dünyanın çeşitli bölgelerine “göç etmek” zorunda kalan ve gittikleri yerlerde kendi cemaatlerince bile kabul görmeyen Doğulu Yahudilerin yaşadıklarını anlatıyor… 
Savaş sonrasının belirsizliğinde ve sonrası bir felakete dönüşecek Weimar döneminin ortasında Yahudilerin Viyana, Berlin, Paris, ABD ve Sovyet Rusya’da yaşadıklarını aktarırken satır aralarında çağdaşı birçok aydının fark edemediği Nazi tehlikesiyle ilgili öngörülerini de dile getiriyor yazar. 
Son yıllarda tüm dünya “göçmen” meselesi etrafında dönerken, Roth’un Yahudi göçmenler üzerine söyledikleri bugüne de ışık tutacak tespitler barındırıyor.
₺9,60
₺12,00
Hem gerçekliğe hem kurmacaya musallat, zihnin zifirini akıtan bir geceyazı. 
Hikâyesiz, insansız, yersiz, müzmin 
bir zamansız ama tam da bu yüzden zamanının insanı, kronik bir anakroniğin ters yoldan son sürat tiradı! 

Anakronik - Zamansız Bir Adamın Günlüğü Türkçenin ve dilin imkânlarını 
sonuna kadar kurcalıyor.
₺7,20
₺9,00
Mutlu Son, Çehov’un olgunluk döneminin başlangıcı kabul edilen 1887 yılına ait öyküleri bir araya getiriyor. 
Peterburgskaya Gazeta’da 1887 yılında yayımlanan öyküleriyle Anton Çehov, mizah yazarlığından öteye geçip 19. yüzyıl realist geleneği içinde kalıcı bir statü kazanmıştır. İnsan hayatının sonraki evrelerine, orta yaş deneyimine odaklanan öykülerin çoğunlukta olduğu Mutlu Son; kamusal ve özel hayat arasında mekik dokuyan çağdaş insanın deneyimlerini kesintisiz bir akış, toplumsal bir arka plan ve keskin bir estetik duyarlılık içinde betimliyor. Çehov’un öykü sanatında ustalığa ilerlediği dönemin ürünü olan Mutlu Son’da günlük hayatın sıradan görünen kesitleri özgün ve dokunaklı anlatılara açılıyor. Modern öykünün mucidinden modern insanın trajik açmazlarına dair bir başyapıt. 

“Koca bir yaşam tarzını belirli bir bireyin nitelikleri üstünden anlatmakta çok az yazar Çehov kadar başarılı olabilmiştir.” RAYMOND WILLIAMS 
Dünya edebiyatının başyapıtları İletişim Klasikleri dizisinde! 

İletişim Yayınları, Murat Belge yönetiminde edebiyat klasikleri yayımlamaya devam ediyor. İletişim Klasikleri dizisinden çıkan kitaplar, edebiyata karşı sorumluluğu okuma zevkiyle buluşturan bir anlayışla hazırlanıyor. Eserler orijinal dillerinden ve tam metin çevirileriyle yayıma hazırlanırken, ana metne eşlik eden ve yetkin isimlerin yazdığı önsöz ve sonsözlere yer veriliyor. Ayrıca her kitabın başında, yazarın hayatına ve yaşadığı döneme ışık tutan bir kronoloji bulunuyor. İletişim Klasikleri’nin içeriği eserin ilk baskı kapağı, el yazmasından örnek sayfalar, haritalar ve özel çizimlerle zenginleştiriliyor. Diziye özel olarak hazırlanan kapak tasarımında ise, resim tarihinden özenle seçilmiş görseller kullanılıyor.Zengin bir içerikle hazırlanan İletişim Klasikleri dizisi, güvenilir ve özenli bir edisyonla okurla buluşurken, alanında referans kaynaklar sunuyor. 
₺29,64
₺38,00

"Anneme ne diyebilirim? Teselli edecek hangi sözcükleri? Bak, bir aradayız ya da bunlar da geçecek, hatta babam ölmedi ya. Üzülsem, söylemek istesem bile ağzımdan böyle sözcükler çıkmıyor. Sessizce öylece duruyor, burnunu çeken, az önce ağladığı belli anneme bakıyorum. Niçin söyleyemiyorum? Çünkü haberi aldığımdan beri içimde bambaşka bir his ya da sezgi taşıyorum. Sanki asıl olay bu değil, asıl olay başımıza çok önce geldi. Annem yanlış yere ağlıyor, ben yanlış bir şeye üzülüyorum. Babamsa şimdikinin yanında çok ufak kaldığı çok daha büyük bir yanlışlıktan dolayı hapiste. Acılar zamanında asıl bu olay için çekilmeliydi, tüm teselli sözcüklerimiz zamanında onun için söylenmeliydi. Söylenmedi, acısı çekilmedi. Söylenmemişliğe, acısı çekilmemişliğe mahkûm oldu. Hangi olay bu, ne zaman oldu? Bilmiyorum, tek bildiğim şimdi bütün teselli sözcüklerini anlamsız, boş, saçma kılıyor…"

Bir Dava Ayhan Geçgin’in beşinci romanı.

₺18,72
₺24,00

Polisiyeden Western’e, bilimkurgudan büyüme öyküsüne kadar birçok farklı tür arasında belki de hiçbir yazarın yapmadığı kadar çok geçiş yaparak “yüksek edebiyat” ile popüler kültürü iç içe geçiren ve pek çok prestijli ödülün sahibi olan Jonathan Lethem, kendi jenerasyonunun en sıradışı yazarlarından. Kariyerinde dönüm noktası olan Öksüz Brooklyn ise edebiyat tarihinin en alışılmadık başkahramanlarından birini okurlara sunan, benzersiz bir suç romanı.

Tourette sendromlu “özel dedektif” Lionel Essrog, hastalığının sebep olduğu dürtüler, takıntılar ve sinir krizleri arasında ona hayatta en yakın olan kişinin ölümünü çözmek için Brooklyn’in altını üstüne getirmeye kararlıdır. İpuçlarının peşine düştüğü, çıkmaz sokaklarla ve belalı karakterlerle dolu bu yolculukta en büyük yardımcısı ise kararlılığı ve obsesif kompulsif bozukluğu olacaktır.

Oyunbaz dili, unutulmaz karakterleri ve özgün konusuyla benzerlerinden ayrılan Öksüz Brooklyn, hem klasik dedektif romanlarına bir saygı gösterisi hem de yakın dönem postmodern edebiyatta kilometre taşı.

“Bir dedektiflik hikâyesi okumak bile yeterince ilginçken Lethem’ın Tourette sendromlu bir karakterin de sırlarını açığa çıkarmasına şahit olmak çok daha eğlenceli.”

- Time -

“Tekinsiz bir hayal gücünün ve her okumada okuru etkileyen kurguların yazarı.”

- Colson Whitehead -

₺24,96
₺32,00

Berlin’e “düşen” bir Amerikalı gangster, Komiser Rath’ı, Berlin’in yeraltı dünyasından gayrı bir de uluslararası mafya işlerine karıştırıyor. Çok boyutlu, karmaşık bir entrika. Fonda ekonomik buhranın yıkımı veNazilerin yükselişi…

Goldstein’da suç ve cürüm yelpazesi, bu defa olağanüstü geniş! Küçük suçlar âleminin çocuk hırsızlarından boy boy mafyaya, uluslararası suç bağlantılarına ve ırkçı şiddete uzanıyor. Kutscher’in ustası olduğu şey
bu zaten: “zamanın ruhunun” müthiş zengin bir tasviri.

Berlin Babylon televizyon uyarlamasıyla uluslararası şöhret kazanan Komiser Rath dizisinin bu üçüncü romanı, “sert polisiye” stilindeki ustalığıyla da dikkat çekici. Yahudi-Amerikalı gangster figürü, sadece 30’lar Almanyası’ndaki antisemitizme değil, Amerikan mafya “töresine” de eğilmeye imkân vermiş.

“Kutscher, romanın uzunluğuna rağmen gerilimi 119 bölüm boyunca ayakta tutmayı başarıyor. Yozlaşma, cinayet ve nasyonal sosyalizmin yükselişi, karmaşık örgüsü içinde, çok yönlü olarak aydınlatıyor.”
Rheın-Neckar-Zeıtung

₺37,44
₺48,00

Aynı zamanda bir müzisyen ve şair olan Michael Lentz, canlı kelimesinin hakkını sonuna kadar veren anlatım gücü ve diliyle bugününün güvensizliği ve süfliliği arasında sıkışıp daralan ruhları anlatıyor, sızılarıyla zenginleşerek…

Nasyonal sosyalizm döneminde Almanya’dan iltica edenler arasında yazarlar, akademisyenler, sanatçılar özel ve ağırlıklı bir öbek oluşturuyordu. Onların yine önemli bir grubu, Amerika’nın Pasifik kıyılarına sığındı. Pasifik Sürgünleri, onların bu mülteci hayatını canlandırıyor.

Pireneler’i aşıp gelmiş Franz Werfel, ölen yardımcısına yanan Bertolt Brecht, zihninde Thomas Mann’la pelikanlar üzerine tartışan Lion Feuchtwanger, gazetecilerle cebelleşen Thomas Mann, karısını kaybetmenin mahzunluğu içindeki Heinrich Mann, berjer koltuğuna adeta abayı yakmış besteci Arnold Schönberg...


“Naziler’den kaçan büyük Alman yazar ve sanatçıların sürgündeki iç dünyaları...”
- Edo Reents -

₺33,54
₺43,00

Terry Eagleton’ın hem hayatını hem de düşüncelerinin gelişim seyrini gözler önüne seren bu söyleşi, sadece edebiyat kuramıyla değil kültürle, düşünce tarihiyle, sosyoloji ve Marksizmle ilgilenenlerin de dikkatini çekecek derinlikte tartışmalar barındırıyor. Eleştirmenin Görevi, siyasetten edebiyata, etikten estetiğe, Terry Eagleton’ın üzerinde durduğu hemen hemen tüm alanlarda, fikirleriyle deneyimlerinin birbirini nasıl beslediğini gösteriyor.

Bir edebiyat eleştirmeni ama aynı zamanda siyasi bir figür olarak Eagleton’ın sözleri, eleştiri ile güncel siyasetin birbirinden ayrılamayacağını ilan ediyor; izlediği yol, eleştirmene biçtiği rolle örtüşüyor: “Bence sosyalist eleştirmenin görevi, sadece Henry James’in Marksist özelliklerini açıklamak değildir ve özgürleşme umuduna dair hedefi, zihnimizin bir yerinde hep muhafaza etmeliyiz. Bu bağlamda eleştirmenin gerçek görevi geleceğe dairdir.”

Eleştirmenin Görevi, Eagleton’ın çalışmalarını anlamak, değerlendirmek, hem edebiyatı hem dünyayı yorumlamak üzere önerdiği kavramları yeniden düşünmek için bulunmaz bir anahtar kitap…

₺32,76
₺42,00
o ayaklarına bir değip bir değmeyen sularla oynuyor
o suyun dağılan berraklığındaki gülüşüne bakıyor
kış yaraların üstüne buzdan saraylar dikiyor
ve yara buzun içinde sonsuza dek kanıyor,
₺11,81
₺15,74
“Türk müziği ses dizgesi”ni, kaynağından başlamak üzere, günümüzdeki yapısına doğru ele alan bu çalışma, daha da ötesine geçerek, tartışmalı sorunlarına çözümler önermektedir.

Türk müziği ses dizgesi, onun temel yapısını saptayan Farabi’den (ö. 950), özellikle de Safiyüddin Abdulmu'min Urmevi’nin gösterdiği dizge üzerinde Maraga’lı Abdülkadir’in yaptığı düzeltmeden sonra 20.yy’a değin, taşıdığı aksaklıklar-eksiklerle birlikte hemen hemen hiç değişim geçirmemiştir. Rauf Yekta Bey ve H. Sadeddin Arel ile arkadaşlarınca Pisagorascı anlayışla, temelde beşliler sarmalından yola çıkılarak yeni bir dizge oluşturma yoluna gidilmiş ancak yenilik olarak sunulan dizge, eskisinin sorunlarını olduğu gibi taşıdığı için itirazların, tartışmaların önü alınamamıştır.

Dizgesel yöntemle sonuca ulaşılamayacağının anlaşılması üzerine, ya 53 komadan oluştuğu varsayılan sekizlinin komalarını, dizgesel yöntemle bulunamayan sesler için numaralandırarak, ya “halk müziği”nin sazda kullandığı perde yapısını “divan müziği” için de genelleştirmeyi önererek, ya da seslerin yerlerini (perdeleri) elektronik aygıtlarla belirleme yoluna giderek sorunların üstesinden gelinmeye çalışılmıştır.

Bu çalışmada başvurulan yöntem ise, müziğin kuramsal çalışmalarının başından beri bilinen, basit kesirlerlerde anlatımını bulan doğal sesleri, yedi-sesli (heptatonik) dizinin herbir perdesi üzerinden bulunabilecek biçimde dizimlemek, kullanım değeri olmayan sesleri ayıklamak olmuş, böylece tartışması süregelen “değişken” –buna “oynak” dendiği de olmuştur– perdelerin, adı var kendi belirsiz bir “mücenneb”in yerlerinin de belirlenebildiği bir dizge oluşturulmuştur.
₺28,50
₺30,00
Bu kitabın hazırlama sürecinde, klasik gitarın oda müziği konusunda basılı kaynak ve öğretici materyallerinin yetersiz olduğu gitar eğitimcileri olarak dikkatimizi çeken temel konu olmuştur. Bu konu, kitap yapılması kararını vermemizde etkili olmuştur. Kitabı hazırlama sürecinde oda müziği çalışmalarına bir başlangıç olarak düet eser seçimi çalışmalarımız hız kazanmıştır. Kitapta, eserler gitar repertuvarının tüm dönemlerini göz önüne almaya dikkat ederek seçilmiştir. Kitapta kullanılacak olan eserlerin, gitaristlere teknik ve müzikal açıdan faydalı olması açısından parmak ve pozisyonları yeterli ölçüde düzenlenmiştir. Kitabın hedef kitlesini belirlerken yaşam boyu öğrenme ilkesinden yola çıkarak gitarda temel başlangıç seviyesine sahip, başka müzisyenlerle de müzik yapmaya hevesli, kendini bu alanda genç hisseden gitaristleri temel alınmıştır. Bu çalışmanın, genç gitaristlerin müzikal becerilerini ve teknik becerilerini geliştirebilmelerinde etkin bir eğitim dağarcığı olacağı inancındayız.
₺26,60
₺28,00
Klasik Türk Müziği'nin perdesiz ve mızraplı enstrümanı olan udu öğrenmek isteyenler için hazırladığım bu çalışma; hiç müzik bilgisi olmayan, her yaştan herkesin kolaylıkla anlayabileceği bir şekilde hazırlanmış eğitim kitabıdır. Metodumuz 2 cilt kitap şeklinde; birincisi yeni başlayanlar için, ikincisi ileri seviye icracılar için tasarlanmıştır. 
Bu ilk kitap; uda yeni başlayan, müzik bilgisi olmayanlar için temel müzik bilgisi ve udun tanıtımıyla, ud icrası başlangıcından, basit makamlar, 2 zamanlıdan başlayarak 10 zamanlı usûllerin vuruluşlarını yazdığım uygulamalı etütler ve çeşitli eserlerle öğretmeyi hedeflemektedir. Metodun etüdlerinde ud ve usûl notaları alt alta gelecek şekilde yazılmıştır. Böylece Türk Müziği usûllerini de uygulamalı, anlaşılabilir bir şekilde öğretilmesi amaçlanmaktadır.
₺57,77
₺74,07

“Küçükken çekilen acıların ateşi kolay sönmüyor, kolay unutulmuyor ve izlerini hayatımız boyunca üstümüzde taşıyoruz.”

Aşk yakıyor
Ayrılık kavuruyor
Aldatılmaksa hep çok acıtıyor…

Bize çocukluk acılarını tekrar yaşatacak kişileri gözünden tanır, başkasına değil, ona âşık oluruz. Hayat onu kendi ellerimizle buldurur bize.

Kaderimiz aslında doğduğumuz evlerde yazılır. Yine o evlerde yaralanır, o yaralarla büyür, sonunda o yaraların bizi götürdüğü yere gideriz. Ancak mutluluk her zaman o yolda değildir…

“Bu kitapta her zamanki gibi gerçek bir yaşam hikâyesi anlatacağım sizlere. Hep lüks içinde yaşamış ama kaderi daha baştan kötü yazılmış Camdaki Kız ile bir varoş çocuğunun aşk hikâyesi bu.”

- Dr. Gülseren Budayıcıoğlu-

₺26,72
₺34,25
Arkadaşlık yıllarımız benim için büyük özgürlük yılları oldu. Olduğum gibi olabildiğim; uğurböceklerini umursamayan, her zaman nereye gideceklerini, ne yapacaklarını bilen, daima ulaşacakları hedefleri olan o büyük insanlar karşısında takmam gereken maskeden ari olabildiğim yıllar. 
Susanna Tamaro'nun çarpıcı ve dokunaklı yeni kitabı Bakışınla Aydınlanır Dünya yoğun bir dostluğun öyküsü. Yazar, on altı yaşında geçirdiği trafik kazası nedeniyle engelli olan ve 2017'de elli yaşında kanser yüzünden hayatını yitiren şair Pierluigi Cappello'yla arasındaki derin arkadaşlığı taşıyor kitabın sayfalarına. Bununla yetinmeyip kendi çocukluğu, ergenliği ve gençliği hakkında hayli dokunaklı ve kişisel itiraflarda bulunuyor. Böylece bu dostluğa adanan sayfalar olağanüstü bir samimiyetle ışıldıyor. Zira fazlasıyla duyarlı, kırılgan ve ürkek bir kişiliğe sahip, bu sebeple de arkadaşları tarafından hep dışlanmış olan Tamaro, bir de ailesinin duyarsızlığıyla karşı karşıya kaldığından çocukluğunda derin yaralar almış, karakteri esaslı bir imtihandan geçmiştir. Dünyaca ünlü bir yazar haline gelmesinde bu derin yaraların da payı vardır elbette. 
Gelgelelim Tamaro için sevgi, değişme yeteneği ve kurtuluş sözcüklerin ardında gizlidir. O büyülü sözcüklerle ilmek ilmek dokuduğu Bakışınla Aydınlanır Dünya, okurları üstü örtülmüş, unutulmuş yollara çağırıyor; sıcak bir dostluk ilişkisinin ışığında içdünyamızı, hayatın bizi saran gizemini ve varoluşumuzun derin anlamını irdeliyor.
₺13,26
₺17,00
Bir kaybın peşinde bir aile ve ailenin oğlu, Can... Can’ın peşinde şiir ve şiirin peşinde Can. Şiirle hayat arasındaki en kısa mesafe, nedir, nerededir? “An”dan şiir çıkaran emekle, şairanelik arasındaki mesafe? “Dış dünya” kıyıp geçirirken, poetikalar nasıl konuşur, bizimle ve birbirleriyle? Yoksa “bunlar”, beyhude mi? Barış Bıçakçı’dan şiir kadar yalın, hayat kadar karmaşık; şiir kadar karmaşık, hayat kadar yalın bir roman.
₺17,28
₺24,00
İnsan kazanmaya çalıştığında kaybetme riskiyle, kaybettiğini düşündüğü bir zamanda ise kazanma şansıyla karşılaşabilir.*Kendinde olmayanın pesine düşmek, azla yetinmeyip çok şeyin peşinde koşmak doğru muydu?*Ölüm kimine göre bir son iken, kimine göre bir başlangıçtı. Ama asla kaybetmek değildi. Kaybetmek, her an, her dakika ölmek için Tanrı’ya yalvarmaktı.*Peki, Celal kimdi? Her zaman içinde var olan, kendini yeni Celal diye tanımlayan mıydı? Yoksa eski Celal hiç var olmamış mıydı? İçinde iki ben, karakter çatışması yasarken hangisi asıl Celal’di? Aile babası olan mı? Yoksa bu yeni yasamı tercih eden mi?
₺21,84
₺28,00

"Tom McCarthy'nin yazdıkları arasında en sevdiğim kitaptır bu. Ziyan olmuş koca bir dünyadaki yalnızlığın romanıdır Boşluktakiler."

- Simon Critchley -

"İkinci vagona atlayıp doğruca arkaya ilerliyor. Aslında en kötü yer burası, çünkü pasosu artık geçerli değil ve sivil kıyafetli kondüktörler geldikleri zaman tramvayın arkasından önüne doğru hareket ediyorlar. Ama Nick dümen suyunda yolculuğa bayılıyor. Pencerenin önündeki parmaklığa dayanarak rayların tramvayın altından, sanki bunları yerden sürüp toplayan bizzat tramvayın kendisiymiş gibi görünmesini ve tramvay ilerledikçe tepesindeki kutunun, ipleri büken bir örümcek edasıyla telleri döndürerek kendisinde toplamasını seyrediyor böylece: Dünyayı, içinden geçerek oluşturuyor."

Sovyetler Birliği'nin dağılmasının hemen ardından dört bir yana savrulan insanlar: Mülteciler, sanat ve mafya işlerine karışmış bohemler, kimliklerini arayan Avrupalı gençler, eksantrik sanatçılar, uzayda asılı kalmış kozmonotlar... Kendi boşluklarında dolaşan tüm bu insanlar Sofya'dan kaçırılarak Prag'a getirilen bir Bizans ikonasının etrafında –bilerek veya bilmeyerek– kendi hikâyelerini inşa etmeye başlar. Zamanı gelince daralan, zamanı gelince genişleyen, çoğalan, eksilen ve nihayet boşlukta dağılıp giden bir elipsin içindedir hepsi.

Baş döndürücü kurgusu ve anlatımıyla son dönem İngiliz edebiyatının en iyi romanlarından olan Boşluktakiler, usta çevirmen Çiğdem Erkal’ın Türkçesiyle…

₺24,00
₺30,00
XIX. yüzyılın sonlarına doğru Fransa'da, Yahudi bir subayın, Yüzbaşı Alfred Dreyfus'ün haksız yere casuslukla suçlanmasıyla patlak veren Dreyfus Davası, yalnızca bir hukuk ve ayrımcılık skandalı değil, aynı zamanda başta ordu ve yargı olmak üzere ülkenin tüm kurumlarını temelinden sarsan toplumsal bir olaydır. Dava tam on iki yıl sonra Dreyfus'ün aklanmasıyla sonuçlansa da, III. Cumhuriyet ve çağdaş Fransa'nın tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu dava çevresinde gelişen çalkantıların keskinleştirdiği güç dağılımı, kilise ve devlet işlerinin ayrılması gibi sarsıcı önlemlerin alınmasına, milliyetçilerle antimilitaristler arasında uzun süreli bir çatışmanın doğmasına yol açtı.

Büyük romancı Émile Zola, 13 Ocak 1898 günü L'Aurore gazetesinde yayımladığı, Fransız Genelkurmay'ına yönelik Suçluyorum başlıklı açık mektubuyla, Dreyfus'e yapılan haksızlığın karşısına dikilen Fransız aydınlarının sözcüsü oldu. Ancak bu kez kendisi iftira etmekle suçlanarak yargılandı. 

Artık bir klasik niteliği kazanan ve onurlu aydın başkaldırısının görkemli bir örneği olan Suçluyorum'u, Tahsin Yücel'in çevirisi ve önsözüyle sunuyoruz.
₺4,82
₺6,02
Yakında büyük bir ucube yazmaya başlayacağım. Bir mujik tasviri yapacağım; eğitimli, mimar, düzenbaz, zeki, elbette yaşama tutkuyla bağlı olacak.
Maksim Gorki, 1899 yılında Anton Çehov'a yazdığı bir mektupta Mujik'in ortaya çıkışını böyle anlatıyordu. Gorki'nin bir taşra kentinde aydın olmanın nasıl bir şey olduğunu hassas bir gözle ve keskin bir eleştiri gücüyle ele aldığı bu kısa roman tamamlanmadan kaldı fakat sürekli yeni projelerle halk yararına işler yapmaya çalışan mimar Akim Andreyeviç Şebuyev portresi adım adım devrime yaklaşan Rusya'da ortaya çıkan insanın habercisi oldu.
₺7,41
₺9,26
Üsteğmen Franz Tunda, Doğu Cephesi'nde Ruslara esir düşmüştür. Kaçmayı başardığında kendini kanlı bir içsavaşın ortasında bulur; uçsuz bucaksız Sibirya taygalarında bir çiftliğe sığınır ve savaşın sona erdiğini ancak yıllar sonra öğrenir. Memleketi Avusturya'da kendisini bekleyen nişanlısına dönmenin yollarını arayan Tunda, çalkantılı savaş sonrası ortamında Bakü'den Moskova'ya, Viyana'dan Paris'e savrulur. Dünün dünyasının yerinde, artık Franz Tunda gibilere kapalı olan yeni bir Avrupa kurulmaktadır.
Joseph Roth, yok olan bir imparatorluğun kaybolan değerlerini ve yaşam biçimini özlemle yâd ederken, devrim Rusya'sının coşkulu kalabalıklarına ve Avrupa'nın yıkık haldeki sokaklarına da uğruyor. Savaşın söndürdüğü hayatları ve hayalleri anlatan Sonsuz Kaçış, parçalanmış bir dünyada evini arayan modern Odysseus'un yolculuğu.
₺12,00
₺16,00

İtalyan yazar Fioly Bocca’nın Kırmızı Mektuplar adlı 2016 yılı çok satan romanı, İpek Budak’ın çevirisinden, Kasım ayında Bal Yayınları aracılığı ile okurlarla buluşuyor!

Kırmızı Mektuplar, kaybetmenin acısını köşe başında bekleyen aşkla birleştiriyor. Bu, tekrar karşılaşmanın sihirli gücüyle ilgili bir roman.

Anita 33 yaşında, Torino’da yaşayan bir kadındır. On yıldan uzun bir sü­redir erkek arkadaşıyla birliktedir. Özel yaşamıyla, iş hayatı arasındaki dengeyi korumak için mütemadiyen didinir; oysa ilişkisinde heyecanı­nı yitirmiştir. Edebiyat ajanı olarak çalışmak da artık yeterince sıkıcı ve monoton gelmektedir. Annesi rahatsızlanınca, memleketi Trentino ya­kınlarındaki ufak bir kasaba olan Obra’ya gidip gelmeye başlar. Anne­sini ziyaret edemediğinde ise ona mektuplar yazar. Obra’ya yolculukları sırasında Anita, çocuk kitabı yazarı Arun’la tanışır ve içinde bir şeyler kıpırdar. Arun’un gerçekte kim olduğunu ise yakında öğrenecektir.

₺15,55
₺19,44

Bir ev kadını mutfağının penceresinden av tüfeğiyle vurulup daha yere yığılmadan ölmüştü.

İngiltere’de öldürülmüş olmasına rağmen Sofie Parker, neredeyse yirmi yıl önce kayıp ihbarı verilen Danimarkalı bir kadındı. Bu yüzden vaka ile ilgilenmesi için Louise Rick çağırılmıştı. Fakat beklenmedik bir şey gün yüzüne çıkmıştı; on sekiz sene önce kadının kayıplara karıştığını ihbar eden kişi Louise Rick’in iş arkadaşı ve sevgilisi Eik’ti.

Her zamanki gibi ani bir karar veren Eik, İngiltere’ye gitmiş ama Sofie’nin cinayetinden şüpheli bulunduğu için hapse atılmıştı. Eik’in vakayla bir bağlantısı olduğunu hiç beklemeyen Louise hem son derece tedirgin hem de endişeliydi. Fakat içinde dönen duygusal girdabı görmezden gelip şimdiye kadar üstünde çalıştığı en çekişmeli vakanın katilini bulmalıydı.

“Blaedel bir kez daha titizlikle yaratılmış karakterlerle, ustalıkla kaleme alınmış bir gizemi okurlara sunarak, romanlarının neden bu kadar başarılı olduğunu gözler önüne seriyor.”

Library Journal, starred review -

“Şefkatin suça, nezaketin soğukkanlı bir cinayete dönüşebildiği gri bölgeyi çok iyi betimliyor.”

New York Times Book Review -

“Danimarka’nın en popüler yazarlarından Blaedel karanlık gizemleri ile biliniyor ve bu romanında da her okurun farklı taraf tutacağı, karışık bir konuyu işliyor.”

Booklist -

“Polisiye yazarı Sara Blaedel’in en büyük yeteneği, aynı anda hem tek solukta okunacak bir hikâye kurgularken, Louise Rick gibi inanılmaz gerçekçi ve derin bir karakter yaratmak.”

- Oprah.com -

“Sara Blaedel durdurması zor bir güç. Muhteşem bir polisiye yazarı ve tekrar karşımıza her türden okurun beğeneceği sert ve sürükleyici bir romanla çıkıyor.”

- KARIN SLAUGHTER -

₺20,74
₺25,93

Genç ve güzel Irene her zaman duyduğu vicdan azabıyla âşığının evinden “kendi sakin burjuva hayatına” dönmek için acele ederken onu erkeğini çalmakla suçlayan bir kadın tarafından durdurulur. Bir korku girdabı içinde kadının günden güne artan taleplerini karşılarken kocasından, çocuklardan ve hizmetçilerden her şeyi saklamaya çabalamaktadır.

“Zweig’ın Sigmund Freud’la aynı zamanda aynı şehirde yazmasının rastlantı olmadığını hissediyorsunuz.”
- The Guardian -

₺7,41
₺9,26

XIX. yüzyılın en büyük romancılarından Stendhal’in başyapıtı Kızıl ile Kara, yoksul, yakışıklı ve yetenekli bir taşralı gen­cin Paris sosyetesinde yükselişi ve düşüşünü anlatır. Toplumda yükselmenin aracı olarak ordu ile kilise arasında kararsız kalan Julien Sorel, çok geçmeden başarıya ve güce ancak Fransız toplumunu saran ikiyüzlülük ve çıkarcılıkla ulaşılabileceğini görür. Önce evli bir kadın olan Madam de Rênal’i, sonra da kibirli aristokrat Mathilde’i baştan çıkarır ve Paris sosyetesinde saygın bir yer edinir. Ne var ki sınır tanımayan hırsı kısa zamanda mahvına yol açacaktır.

Stendhal’in Kızıl ile Kara’sının kahramanı çelişkiler ve tutarsızlıklarla dolu Julien Sorel, XIX. yüzyıl romanının en etkileyici karakterlerinden biri olmuştur. Kitap diğer bir yanıyla da, Napoléon sonrası Fransız toplumundaki yozlaşmayı son derece çarpıcı bir dille anlatır.

₺23,61
₺31,48
İnsanlar Arasında, Ana, Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken, Benim Üniversitelerim gibi yapıtlarıyla Rus edebiyatının en saygın yazarları arasında yer alan Maksim Gorki, 1890’larda daha yirmili yaşlarda yazdığı öyküleriyle olağanüstü bir başarı kazandı, ünü hızla yayıldı, neredeyse Tolstoy ve Çehov gibi yazarlarla bir tutuldu. Gorki’nin bu dönemdeki öyküleri 1898’de “Eskizler ve Hikâyeler” başlığı altında iki ciltte yayımlandı. Ataol Behramoğlu, bu eserden yaptığı bir seçkiyi Yaşanmış Hikâyeler başlığı altında topladı. Yaşanmış Hikâyeler’de Gorki’nin, başta “Makar Çudra”, “Çelkaş” ve “Yirmi Altı Adam ve Bir Kız” olmak üzere en iyi öyküleri yer alıyor. Gorki’nin Rusya’da ayaktakımını konu aldığı “serseri döne­mi”ne ait bu öyküler insan sevgisi ve özgürlük tutkusuyla dolu.
₺10,56
₺13,89
“Bence Eylül, tek başına, bir yazarın ismini edebiyat tarihine silinemeyecek şekilde nakşetmek için kâfidir.”

- Halid Ziya Uşaklıgil -

Fakat her şey boş değil mi? Ne olsa, ne yapılsa kış gelmeyecek mi? Ya gelinceye kadar... Hiç mi, hiç mi bir şey yapılamaz? Böyle görerek, anlayarak, bile bile hayat ve mutluluktan vazgeçmeye katlanmaktan başka bir şey mümkün değil mi?

Yüz yılı aşkın bir süredir bazen mutlulukla bazen gözyaşlarıyla okunan Eylül, edebiyatımızda derin izler bırakmış, birçok farklı metinde tekrar tekrar karşımıza çıkmış bir roman. Üç ana karakter etrafında gelişen, İstanbul’un da dördüncü bir karakter gibi dahil olduğu, Mehmet Rauf’un başyapıtı olan bu romanda kişiler, ruhsal dünyaları en ince ayrıntılarına kadar incelenerek karşımıza çıkarılıyor.

Yasak aşk temasının dönemine göre oldukça cesurca işlendiği bir aşk ve karasevda romanı olan Eylül, metin üzerinde yapılan kapsamlı bir çalışmayla, orijinal diline en az müdahaleyle sadeleştirilerek yayına hazırlandı. “Psikolojik roman” denince akla gelen ilk eser olan Eylül’ü şimdi eski hataların tek tek ayıklandığı yeni çevirisi, yazarla yapılan “Eylül’ü Nasıl Yazdım” söyleşisi ve notlandırılmış, döneme ait harita, fotoğraf ve kartpostallarla zenginleştirilmiş baskısıyla okurlarımıza sunuyoruz.

E, sonbahar bu… artık bu kadar güzellik ve sıcak verdikten sonra! Eylülden daha ne beklenir? Eylül, malum ya, hüzün ve matem ayıdır.
₺12,50
₺16,67
Fanny Price, Bertram ailesinin kır evlerinde onların yanında yetişmiş, pek ilgi gösterilmeyen, içine kapanık bir kızdır. Ancak roman geliştikçe gerçek bir kahramana dönüşecek, ahlaki yetkinliği sayesinde sonunda kendisini Bertram ailesine bütünüyle kabul ettirecektir. Ne var ki Fanny, hep mücadele etmek zorunda kalacak; bir yandan kendi duygularıyla yüzleşirken bir yandan da yakın çevresinden gelen baskılara karşı koyacaktır.

Mansfield Park, tıpkı Emma gibi Jane Austen’ın olgunluk dönemi eserlerindendir. Gerek anlatım biçimi, gerek din ve dinsel görev bilinci konularında bir tartışma başlatması bakımından Austen’ın en ciddi romanı olarak kabul edilir.
₺18,05
₺24,07

Besteci Johannes Kreisler’in anılarını kaleme aldığı elyazmalarını, Murr adında bir ev kedisi ele geçirir. Murr, edebi hırsları olan bir kedidir ve parlak fikirleri vardır. Sözgelimi bestecinin elyazmalarını, kendi hayat hikayesini kağıda dökmek üzere müsvedde olarak kullanmak, bunlardan biridir. Kedi Murr’un ve orkestra şefi Kreisler’in biyografileri işte böyle iç içe geçer, birbirine karışır.

Kedi Murr’un Hayat Görüşleri, E.T.A. Hoffmann’ın başyapıtı olarak kabul ediliyor. Kediler tarihine bürünerek edebiyat ve toplum eleştirisini de ihmal etmeyen Hoffmann’ın bu yapıtı, Alman Romantik edebiyatının zirvesini tutuyor.

₺13,89
₺18,52
Doktor Platon İlyiç Garin, gizemli bir salgının pençesindeki Dolgoye köyüne gitmek zorundadır. Bunun için güler yüzlü ve uysal kızakçı Perhuşa’yla beraber yola çıkar. Yanındaki aşı, bu korkunç hastalığın yayılmasını önleyecektir. Ancak aniden bastıran kar fırtınasıyla birlikte göz gözü görmemeye, tanıdık yollar örtülmeye başlar. Birkaç saatlik bir yolculuk, zamanın ve mekânın sonsuzluğa uzandığı, rastlantılarla hayallerin birbirine geçtiği destansı bir arayış halini alacaktır.

Çağdaş Rus yazınının en çarpıcı ve özgün kalemlerinden Vladimir Sorokin, hiçbir yere çıkmayan yolları izleyerek korku ve merak dolu bir dünya yaratıyor. Tipi, Tolstoy’a ve Turgenyev’e ait bir dünyada bilimkurgu öğelerle süslenmiş bir kabus, günümüze ışık tutan çağdaş bir kış masalı.

Çeviri edebiyat dünyasının en sevdiği çağdaş Rus romancı olan Vladimir Sorokin, ülkesinin amansız soğuğunu aynı acımasızlıkla anlatıyor. Tipi, Tolstoy’un öyküsü üzerine, manevi derslerin dâhice bir şekilde üzeri silinerek yazılmış delice bir fantezi.
₺14,59
₺19,45

Uzun zamandır ne yazacağını merakla beklediğimiz, birden fazla türde yazdıklarıyla oldukça geniş bir okuyucu kitlesine hitap eden Seray Şahiner’in yeni öykü kitabı Hepyek manifesto niteliği taşıyor...

Şimdiye dek Şahiner edebiyatında pek aşina olmadığımız sulara cesurca giriliyor Hepyek’te. Kır öyküsü çıkıyor karşımıza ama bu tanıdığımız bir kır değil. Erkek anlatıcılar, komiler, dansözler, babaanneler; hastane odaları, yetiştirme yurtları... Hepsi bir arada, kimsenin kurmadığı bir çetenin üyeleri… Hepsi bir arada, hepyek ile yüzleşmenin ne demek olduğunu tek başına anlatıyor. İnsanlık tarihi, biraz da iletişim araçlarının tarihi olarak okunabilir. Bu araçların neredeyse her biriyle kimi zaman sezdirerek, kimi zaman doğrudan anarak uğraşıyor Şahiner. Bunları edebiyatın meselesi haline getiriyor.

Hepyek; Haşim İşcan Geçidi’ne her girdiğinde bisiklet almaya karar verip geçitten çıkar çıkmaz bu hayali unutanların, fesleğen görünce gayrı ihtiyari okşayıp elini koklayanların, sokak çalgıcılarına para verenlerin, niyet etmedikleri dünyanın falına gaipten işaretlerle bakanların, hayatta kalma yolu olarak oyunu benimseyenlerin kitabı… Ama hakikaten “sadece” bu kadarı değil.

Şimdi, hepyek gelebilir!

“Şahiner insanların en aptalının bile artık çok enayi olamadığı bir dünyadan yazıyor: asgari bir sinizm, bir haşinlik belki, bir ‘külyutmazlık’, hem bu dünyada sağ kalmanın hem de yazının inandırıcılığının koşulu hâline gelmiştir.”

- Orhan Koçak - 

₺13,72
₺17,59

“Ailem, evim, kentim, yurdum, Allah’ım yok benim. Ben Süreyya’yım. Gökten de değil, başka bir yerden de. Bir başıma Süreyya’yım. Sü-rey-ya. Kendimi kendim var ettim. Ailemi, evimi, kentimi, yurdumu ve Allah’ımı ben yarattım. Günahsa günah, ayıpsa ayıp... Şimdi de bir güzel yıkacağım, bozacağım, vardan yok edeceğim hepsini.”

Geçmişle hesaplaşmanın ancak geleceği kurmakla mümkün olduğu dünyada, şimdiki zaman ne işe yarar?  İlk kitabı Aile Fotoğrafı ile adını duyuran Kerem Görkem, yeni romanında sıradan bir karakterin üzerinden gündelik hayatı anlatıyor. Kapıcı Süreyya, sıradan olduğu kadar sıradışı da: Çöp alıp aidat toplarken gözlemcilik yapıyor, kent ve kentlilik üzerine düşünüyor.

Süreyya’nın Saatleri, İstanbul’u ararken kendiyle karşılaşan yalnız bir adamın hikâyesi...

₺16,61
₺21,30

“Markaların durmadan, inanılmaz büyük işler başarmış kadınların hikâyelerini paylaşmalarını anlamıyorum. Onları kendi hayatıma davet etmek istiyorum. Bir rimelin daha çok satılması için verdiğim emeği görseniz, adıma şarkılar yazar, beni “işte kadının gücü” isimli reklam filmlerinize konu edersiniz. Ama varsa yoksa beyin cerrahları, sporcular, bir de şarkıcılar.”

Aslı T. Kızmaz, hayatının bir bölümünü “Benden ne olur?” sorusuyla geçiren gözü kara bir kadının her satırında şaşırtan hikâyesini anlatıyor.

Aşk, eğlence ve çalışma hayatının her adımını aktaran, gelgitlerle bezenmiş bir romanla karşı karşıyasınız. Aslı T. Kızmaz’dan eğlenceli ve muzip ama aynı zamanda ne olacağını asla kestiremeyeceğiniz sürprizli, leziz bir roman…

₺13,54
₺17,59

"Kalbimin ritmini en çok sevgiler, aşklar yükseltti. Ben de herkes gibi geçici hevesler, uçucu mutluluklar, kırılma ve yıkım anları yaşadım. En güzel yıllarımı, mektuplar yazarak geçirdim. Sözcüklerin bin bir anlam taşıyan yankısının, coşku ve özlemlerin yakıcı gelgitlerinin, kuşkular, suçlama ve çaresizliklerin sabırla satırlara döküldüğü uzun geceler yaşadım.

Sonraları, aşk üzerine çok şey söyledim, aşkın türlü görünümlerini, yaşanma biçimlerini anlatan romanlar, öyküler yazdım. Hayal ettiğim ya da yeniden kurguladığım her aşk sözcüklere dönüşürken gerçeği aştı ve yeni bir gerçeklik kazandı.

Aşk, kendi imgemizi yeni baştan yarattığımız, kendimize yeni ve anlamlı bir varoluş aradığımız bir süreç. Benzersiz güzellik ve zenginlikte bir olgu. Başka biriyle bütünleşmeye yönelik derin, evrensel bir arzu. Bir başkaldırı ve özgürlük eylemi olduğu kadar imkânsız bir sonsuzluk rüyası.

Bu kitap benim aşk üzerine düşünme ve yazma deneyimlerimden doğdu. Yazdıklarımdan örneklerle ilerlerken aşka dair bildiğim ne varsa içine aldı. Dilerim, yaşanmakta olan, yaşanıp bitmiş ya da yaşanacak tüm aşklara bir ayna ve armağan olur. "

₺11,25 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Doğuda uzanan dağlardı
Garp diyarında
Balıkçı limanını gözeten…
Yamaçlarına beyaz evler dizili,
Bahçelerinde nar ağaçları
Derelere bakan taşlı toprakta
Issız üzüm bağları.
Bir yanda denizin beri yakası,
Ötesi uzaklardaydı…
₺9,75 KDV Dahil
₺13,00 KDV Dahil
İçimde yıllar sonra memlekete dönmüş olmanın sevinci, ellerimde bavullar, havaalanının kalabalık telaşından kurtulup bir taksiye doğru yürürken azıcık terlemiş alnıma huzurun sessiz, sakin, ama garip bir şekilde ürpertici eli dokunuverdi...
Bavulları bıraktım, terimi sildim. Tam bu sırada o boz renkli kertenkele, ayaklarımın ucundan sessiz, sakin ama garip şekilde ürpertici bir bakışla süzülerek geçip gitti.
₺12,75 KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil
Namık Kemal için tiyatro, halka doğrudan ulaşabilmesi bakımından oldukça önemli bir türdür. Vatan yahut Silistre oyununda da vatan sevgisini türlü duygularla çarpıştırıp nihayet hepsinden üstün çıkararak halka vatan fikrini ve sevgisini aşılamak ister. Kırım Savaşı’nın yaşandığı yıllarda Zekiye ve İslam Bey arasında yeni başlayan aşk, İslam Bey’in cepheye gitmesiyle beklenmedik bir hal alır. Zekiye İslam Bey’in ardı sıra erkek kılığına girerek Silistre savunmasına katılır ve böylece savaş meydanında aşkın, vatan sevgisinin, millet fikrinin iç içe geçtiği olaylar yaşanır. Vatan yahut Silistre 1 Nisan 1873’te ilk kez sahnelendiğinde halk üzerinde gösterilere varan büyük bir coşku yaratmış, bu etkinin diğer bir sonucu olarak Namık Kemal’in gazetesi İbret kapatılmış, kendisi de Magosa’ya sürülmüştür. Yazarı hayattayken Rusçaya ve Almancaya çevrilen eser, daha sonra pek çok dilde yayımlanır.
₺5,60 KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil
Evrensel bir ezgidir Zülfü Livaneli, 
Ya da eşsiz bir film karesi, 
Belki de sonu gelsin istemediğimiz bir romandır o. 
Ama en çok da umuttur. 
Hep genç kalan, gençlikle çoğalan, her dokunduğuna çiçek açtıran umutlu bir rüzgâr. 
  
Abidin Dino’nun “Geleceğin kapılarını zorlayanlararasında ilk safta” dediği Zülfü Livaneli Sevdalım Hayat  
kitabında yer alan anılarını genç yürekler için bir kez daha kaleme aldı.
₺18,75
Cemo Baboş, Cemo Kurban
... biz dağlılar, gök gürültüsü "Gurgur Baba" ve çığla aynı soydanız. ...
… Malum ben öyle derin aydın değilim. İlkelim! Ama asla onursuzluğa yönelmiyecek, halkını ve hele misyonunu asla unutmayacak bir ilkel! ...
… Kapak için kullanacağın fotoğrafımı öyle suratımın yarısını kapkara boyamadan, aydınlık ve alnımın olanca aklığını belirtecek şekilde klişeye vermeni rica ederim. Ayrıca yüzümdeki Diyarbekir Çıbanı da olduğu gibi çıkmalıdır…
…Şehveti iki yaşında tattım. O zamandan beri şehvetin hep doruğuna çıkarım. ...Beş altı yaşında iken bazı türküler daha doğrusu türkülerde bazı mısralar beni sarhoş edecek kadar sardı.
“Bacısı güzele kardaş olaydım”
“Çayın öte yüzünde - ceylan oynar düzünde”
“Ben seni gizli sevdim. Bilmedim alem duyar!”
Şirin canıma gelsin, /size gelen kadalar.
₺10,50 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

Dağlar ve Rüzgâr’ın bu özel baskısında Sabahattin Ali’nin şiirlerinin farklı arşivlerde bulunan el yazmalarıyla, kitap olarak yayımlanan biçimleri karşılaştırılarak farklılıklar gösterildi.



Şiirlerin sonuna eklenen Notlar’da şiirlerin yazıldığı tarih, yer, yayımlandığı dergi, gönderildiği kişiler vb. bilgilerle birlikte Sabahattin Ali’nin mektuplarında şiirleri hakkında yazdıklarına da yer verildi.



Sabahattin Ali’nin yaptığı değişikliklerin izini sürmek ve şiirlerini el yazısından okumak isteyenler için Dağlar ve Rüzgârhoş bir sürpriz.



Bütün gayretime rağmen kendimi lirik bir mecradan boşaltmak ihtiyacını duydum: İşte böylece şu son aylar içinde beş on manzume meydana geldi. Belki kıyamadığım için, bunları, eskilerden de birkaç tane ilave ederek neşrettim. Bunu yapmakla sahamın haricine çıkmadığım kanaatindeyim, çünkü bu şiirler de uzun bir hikâyenin parçalarıdır, uzun ve ebedi bir hikâyenin... -Dağ Şiirleri, 1932


₺14,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
“Bence Eylül, tek başına, bir yazarın ismini edebiyat tarihine silinemeyecek şekilde nakşetmek için kâfidir.”

- Halid Ziya Uşaklıgil - 

Fakat her şey boş değil mi? Ne olsa, ne yapılsa kış gelmeyecek mi? Ya gelinceye kadar... Hiç mi, hiç mi bir şey yapılamaz? Böyle görerek, anlayarak, bile bile hayat ve saadetten feragate tahammülden başka bir şey mümkün değil mi?

Yüz yılı aşkın bir süredir bazen mutlulukla bazen gözyaşlarıyla okunan Eylül, edebiyatımızda derin izler bırakmış, birçok farklı metinde tekrar tekrar karşımıza çıkmış bir roman. Üç ana karakter etrafında gelişen, İstanbul’un da dördüncü bir karakter gibi dahil olduğu, Mehmet Rauf’un başyapıtı olan bu romanda kişiler, ruhsal dünyaları en ince ayrıntılarına kadar incelenerek karşımıza çıkarılıyor.

Yasak aşk temasının dönemine göre oldukça cesurca işlendiği bir aşk ve karasevda romanı olan Eylül, metin üzerinde yapılan kapsamlı bir çalışmayla, orijinal diline müdahale edilmeden yayına hazırlandı. “Psikolojik roman” denince akla gelen ilk eser olan Eylül’ü şimdi eski hataların tek tek ayıklandığı yeni çevirisi, yazarla yapılan “Eylül’ü Nasıl Yazdım” söyleşisi ve notlandırılmış, döneme ait harita, fotoğraf ve kartpostallarla zenginleştirilmiş baskısıyla okurlarımıza sunuyoruz.

E, sonbahar bu… artık bu kadar letafet ve hararet verdikten sonra! Eylülden daha ne beklenir? Eylül, malum ya, hüzün ve matem ayıdır.
₺14,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Düşünüyorum da aşk sözcüğünü de biraz eksik bulu­yorum şu senlen ben arasındaki ilişkiye. Daha büyük, daha sağlam bu bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte, ama yer yer, zaman zaman onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var bizde. Seni seviyorum; ve senin için her şeyim. Beni sevi­yorsun; ve benim için her şeysin. 

Bir insan için şu kısa hayat­ta bundan daha büyük ne olabilir ki.

Cemal Süreya, Temmuz 1972’de Okmeydanı SSK Hastanesi’ne yatan eşi Zuhal Tekkanat’a hastanede kaldığı on üç gün boyunca mektuplar yazmıştı. Zuhal’e ve oğulları Memo’ya olan sevgisini, hayallerini ve özlemlerini, mutluluk ve kaygılarını anlattığı, şiirinden tanıdığımız içtenlikle kaleme alınmış bu mektuplar, Süreya’nın ölümünün ardından Erdal Öz’ün sunumuyla kitaplaştırıldı. Kitabın ikinci kısmını oluşturan 1967-1978 tarihli mektuplarla birlikte On Üç Günün Mektupları, bir büyük aşkın “sevda sözleri”yle bezeli tanıklığı ve tarihçesi.
₺14,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Honore de Balzac (1799-1850): 19. yy Fransız edebiyatının büyük ismi. Edebi kariyerine oyun yazarak başladı. Ancak aldığı eleştiriler neticesinde romana yöneldi. Yirmi yılda 85 romanı tamamladı, öldüğünde arkasında 50 roman taslağı bıraktı. 1830 yılında kurmaca eserlerini Dante’nin İlahi Komedya’sına atıfla İnsanlık Komedyası başlığı altında topladı. Bir kısmı zamanla edebiyatın arketiplerine dönüşen 2000’i aşkın karakter yarattı, tüm bu karakterleri önyargıdan uzak analitik bir yaklaşımla, toplumsal sınıfından yalıtmaksızın ele aldı. Romana kattığı toplumsal ve gerçekçi çerçeve ona gerçekçi romanın kurucusu unvanını kazandırdı. İnsanlık Komedyası’nın Töre İncelemesi ayağında Taşra Yaşamından Sahneler başlığı altında yer alan Eugenie Grandet ilk kez 1834 yılında yayımlandı. Roman, zengin fakat cimri babasının gölgesinde aşkı, yası, acıyı tadan Eugénie’nin dokunaklı hikâyesini anlatıyor.
₺12,00 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
Sevgili Erdal: Erdal Öz’e Mektuplar yazar, yayıncı ve örnek bir aydın olarak Erdal Öz’ün belki de en samimi portresini sunuyor. Başlarda heyecanlı bir üniversite öğrencisi, sonraları kuşağına yön veren bir yayıncı, iyi bir arkadaş ve düşünceli bir yazar olarak bu kültür insanını tüm yönleriyle gözler önüne seriyor. 

Yaklaşık 40 yılı kapsayan bu mektuplarda, Erdal Öz ve dönemin yazarları, sadece edebiyat ve yayıncılık alanındaki düşüncelerini aktarmakla kalmıyor, günlük yaşamlarını, mücadele ve dertlerini de içten bir dille paylaşıyorlar. Sevgili Erdal bu yanıyla, 50 kuşağını yakından tanımak isteyen okurlar, yazarlar ve yayıncılar için hazine değerinde bir belge niteliği taşıyor.

Sevgili Erdal: Erdal Öz’e Mektuplar’ın ilk cildinde Bilge Karasu, Salâh Birsel, Onat Kutlar, Gülten Akın, Aziz Nesin, Yaşar Nabi Nayır, Yaşar Kemal, Metin Demirtaş, İlhan Berk, Konur Ertop, Behçet Necatigil, Talip Apaydın, Ali Püsküllüoğlu, Edip Cansever, Cahit Külebi, Ülkü Tamer, Cevdet Kudret ve Yusuf Atılgan gibi edebiyatımızın devlerinin mektupları yer alıyor.
₺29,25 KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil

İstanbul… Her köşesinde başka başka hikayeler, sırlar, hayatlar taşıyan şehir... Mario Levi, yedi kitaplık yeni İstanbul yolculuğu Gördüklerimiz Göremediklerimiz’e bu kitapla başlıyor. İlk durağı Kadıköy’de bir cuma günü. Sonraki kitaplardaysa okuru haftanın farklı günlerinde farklı semtler bekliyor.

Teğet geçen hayatlar, geleceğe dair kaygılar, kalmakla gitmek arasında bocalayışlar ve söylenemeyen gerçeklerle iç içe geçen hikâyeler… Bugüne ait hikayeler… Ayrıca bu kitapta Levi tarafından çekilmiş, semte ait siyah beyaz fotoğraflar da çıkacak karşınıza. Yazar bu fotoğrafları zamanın tanıklığı olarak görüyor.

Bir Cuma Rüzgârı İstanbul’un ruhuna dokunan bir roman.

₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Bilinmeyene yolculuk eden unutulmaz karakterlerin romanı

Mutlu sonlardan hoşlanıyorsanız, başka yerde arayın. Bu hikâye mutlu bitmiyor. Bu hikâyede insanlar ölüyor ve o insanların kurduğu şöhret düşleri de onlarla birlikte ölüyor. Ama bu, kahramanca başlangıcından trajik sonuna dek, anlatmaya değer bir hikâye.

Robert Falcon Scott Mart 1912’de, Ross Buz Sahanlığı’ndaki bir çadırda her şeyini kaybetti. Arkadaşları yanında ölü yatarken, Güney Kutbu’na ilk varan kişi olma hedefine ulaşamayışını ve küçük ekibini emniyet altına alma konusundaki başarısızlığını düşündü. Kendisi de birkaç saat sonra ölecekti ama yüz sene sonra bile adı hatırlanacaktı.

Beyaza Doğru, Terra Nova keşif gezisini, Scott’la birlikte güneye yelken açan o maceraperest adamları ve hayatta kalma mücadelelerini konu alıyor.

Joanna Grochowicz, yaşanmış bir hikâyeyi anlatırken gerçeklerin acımasızlığını ve büyüleyiciliğini ustalıkla harmanlıyor.

₺20,25 KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil

Daha anlamlı yaşamak için İlber Ortaylı’dan tavsiyeler…

“Cesur olun. Kendinizi rahat hissettiğiniz alanın dışında pencereler açın. Farklı dünyalarla ancak böyle tanışırsınız. Ben hep yerimde dursaydım, dünyamı değiştirecek insanları aramasaydım, bugün tanıdığınız ben olmazdım. Bir insanın bittiği an, miskinliğe esir olduğu andır. İnsan, konforundan vazgeçmeyi göze almalıdır. Kendi dünyasını yerinden kendisi oynatmalıdır.”

- İlber Ortaylı

İlber Ortaylı, yediden yetmişe herkesin faydalanacağı, bilge şahsiyetinden ve yaşam tecrübesinden süzülen tavsiyelerden oluşan bir eserle karşımızda. İlber Hoca bu kitapta, bir insanın, çocukluktan itibaren hayatın hemen her alanında ihtiyaç duyacağı çözümleri nasıl bulabileceğini örnekler vererek anlatıyor. “Herkes kendi talihinin mimarıdır” sözünü hatırlatarak, kendi yolunu çizmenin ne anlama geldiğini tüm kritik noktalarıyla yorumluyor.

  • Bir ömrü hakkıyla yaşayabilmek ve yaşanan her andan tat alabilmek için önce ne lazımdır? 
  • İnsan hayatı kaç dönemden oluşur ve her bir dönemde neleri tecrübe etmek gerekir? 15, 25, 40 ve 55 yaşları neden birer eşiktir?
  • İnsan kimden, ne öğrenebilir? Kendi kendini yetiştirmek nasıl mümkün olur? 
  • Kişi mesleğini neye göre seçmelidir?
  • Bir işin uzmanı olmak ve o uzmanlık bilgisiyle çalışmak için nelere ihtiyaç vardır? 
  • Bir dil, en iyi nasıl ve ne zaman öğrenilir? 
  • En verimli sonucu alabilmek için nasıl çalışmak gerekir?
  • Sorumluluk sahibi bir insan, kendisi veya çocukları için nasıl bir eğitim modeli aramalıdır?
  • Hayata değer katmak için ne tür insanları arayıp bulmak gerekir? 
  • Doğru kararları alabilmek için en çok kimleri dinlemek gerekir? 
  • En iyi nasıl seyahat edilir; bir şehir nasıl dolaşılır? Hangi müze, hangi meydan, hangi sokakları görmek için dünyanın bir ucuna kadar gidilebilir?
  • İyi film, güzel müzik, doğru kitap nedir? Hangi temel eserleri dinlemeli, okumalı ve seyretmeliyiz?
  • İnsan yaşadığı şehirden tam manasıyla nasıl yararlanabilir?

“Bir Ömür Nasıl Yaşanır?”, ülkemizin medarıiftiharı olmuş bir tarihçinin gözünden, insanın hayattaki anlam arayışına, bu arayışın tadını nasıl çıkaracağına ve süreç boyunca karşılaşacağı zorluklarla nasıl baş etmesi gerektiğine dair çok özel bir kılavuz…

₺20,00 KDV Dahil

Yedi Deli Adam, kendisine sürekli acı veren ruhunu görüp anlamaya çalışan bahtsız bir adamı ve etrafında şekillenen karanlık, absürd olaylar silsilesini anlatıyor. Delilik nöbetleriyle, ruhun ve zihnin tikleriyle, birbirinden ilginç karakterlerle, devrimci, anarşist yaklaşımlarla dolu, yazıldığı dönemin Buenos Aires’inin çarpıcı bir portresini çizen roman, Roberto Arlt’ın başyapıtı kabul ediliyor.

“Acizane, Arlt’ın İsa olduğunu varsayalım. Dolayısıyla Arjantin İsrail, Buenos Aires de Kudüs’tür... Arlt keskin zekâlı, tehlikeyi göze alan, koşullara ayak uydurabilen, doğuştan hayatta kalma becerisine sahip biri... hiç kuşkusuz Arjantin ve Latin Amerika edebiyatının önemli bir parçası.”

- Roberto Bolaño -

“Kitaptaki karakterler okurun ruhuna adeta musallat oluyor.”

- Julio Cortázar -

“Bu kıyılarda edebiyat dâhisi olarak adlandırılacak biri varsa o Roberto Arlt’tır... sanattan ve büyük, tuhaf bir sanatçıdan... doğduğu şehri herkesten daha iyi, muhtemelen ölümsüz tangolar yazmış olanlardan bile daha derin anlamış birinden bahsediyorum.”

- Juan Carlos Onetti -

₺35,00 KDV Dahil

"Gülün Adı" adlı bu dev romanıyla bir anda dünyanın dört bir yanında ünlenen İtalyan yazarı Umberto Eco, aslında çok yönlü bir bilimadamı. İtalya'da, Bologna Üniversitesinde öğretim üyesi, semiolog, tarihçi; filozof, estetikçi, ortaçağ uzmanı ve James Joyce üzerine derin araştırmalar yapmış biri. Umberto Eco'nun bu ilk romanı, 1980'de İtalya'da ilk yayımlanışından bu yana sayısız basım yaptı ve dünyanın pek çok diline çevrildi. Dünyada olağanüstü bir ilgi uyandıran bu romanın yankıları hala sürüyor. Filmi de dünyada büyük yankılar uyandırdı. Bu romanın başarısında, kuşkusuz, yazarın ortaçağ konusunda derin ve dolaysız bilgisinin büyük payı var. Tam anlamıyla ve her bakımdan ortaçağ dünyasını yansıtmakla birlikte "Gülün Adı" kesinlikle çağdaş bir roman; çağdaş romana yepyeni ve uzun soluk getiren özgün bir roman. Bir anlamda ortaçağda geçen, Hıristiyanlık düşüncesini tartışan tarihsel bir roman, bir anlamda da ustaca kurulmuş polisiye ve sürükleyici bir öykü. Ve en önemlisi olağanüstü bir dil ve benzeri az bulunur bir sanat yapıtı. Bu ünlü romanı İtalyanca aslından başarıyla Türkçeye çeviren Şadan Karadeniz'in titiz ve uzun çalışmasını da burada hayranlıkla belirtmemiz gerekiyor. Umberto Eco'nun yayınlarımız arasında çıkan ikinci dev romanı "Foucault Sarkacı" da, "Ortaçağı Düşlemek" adlı deneme kitabı da yine Şadan Karadeniz'in çevirisi...
₺25,20 KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil

Yollar...

Revan olduğumuz, ortasında kaldığımız, kendimizi unuttuğumuz, menzili şaşırdığımız, kaybolduğumuz yollar. Bazen seyyah bazen yolcu olduğumuz, sürüldüğümüz, kırıldığımız, acıyla, huzurla, kederle, hasretle, neşeyle çıktığımız yollar.

Birol Tezcan üçüncü öykü kitabıyla bizi bir yolculuğa davet ediyor. Ayağına Taş Değmesin bir yol kitabı. Fakat sıradan bir yol kitabı değil. Yolun değiştirdiklerinin, yoldan çıkanların, yolu bulamayanların, yola dönüşenlerin öyküleri var bu sayfalarda. Birbirimizi daha yakından tanıyalım. Yol açık, hadi yola çıkalım.

“Sustu. Bana baktı. Dinlediğime kanaat getirdi belki. Belki de ben öyle sandım. Sustu. Pencereden dışarı baktı. O bakınca ben de baktım. Dağlar geçti uzaktan. Ağaçlar geçti yakından. Sanki anlaşmışız gibi, sanki mizansenmiş gibi, aynı anda birbirimize baktık. Ben sustum. Bir yudum daha aldı içkisinden. Bana baktı. Beni görmeden baktı. İçime baktı. Ya da benden öte bir şeye baktı. Benden öte bir yere baktı. Ben yokmuşum gibi anlattı. Bana anlattı. Benden öte anlattı. Uzun bir ağıt gibi anlattı.”

₺16,20 KDV Dahil
₺21,60 KDV Dahil

Tarık Buğra, Kurtuluş Savaşı’nı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sorunsalını konu alan siyasal roman geleneğimizin Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Kemal Tahir ile birlikte önde gelen yazarlarından biri olmasının yanı sıra öykücülüğüyle de dikkat çeker. Öykülerinde çoğu zaman “sıradan” insanın başından geçenleri ya da geçmesi ihtimal dahilinde olanları kendine has bir duyuş ile anlatan Buğra, bazen bir hastalığın hüznünü, bazen bir aşkın tutkusunu, bazen de bir sohbetin neşesini kendimiz yaşıyormuşçasına içimizde hissettirir. Romanlarında olduğu gibi öykülerinde de taşrada olmayı, taşra insanıyla bir arada bulunmayı, sözün özü “taşranın ruhunu” anlatmayı ihmâl etmez.

Tarık Buğra’nın kaleme aldığı öykülerin ilk kısmını bir araya getiren bu kitap, daha önce Buğra’yı sadece romanlarından bilen okurları
“öykü de yazmış bir romancı” ile değil, her cümlesiyle başlı başına bir öykücüyle bir araya getirirken, aynı zamanda Buğra’nın metinleriyle
ilk kez karşılaşacak okurların Tarık Buğra edebiyatının büyük “giriş kapısını” aralamalarına bir imkân sağlıyor. “Buğra’nın, hikâyeciliğini belirgin iki çizgi üzerinde geliştirerek dönemin edebi tartışmalarına teoriyle değil, pratikle yanıt verdiğini düşünebiliriz. Buğra öykücülüğünün bir çizgisi Proust ve Tanpınar’la buluştuğu ‘zaman’ çizgisidir. Bu elbette Bergson sonrası modernist yazının da çizgisidir.

(...) Buğra öykücülüğünün başta sözünü ettiğim ikinci çizgisi hümanizmdir. Zamana ilişkin öykülerinde nasıl Tanpınar’la aynı yerdeyse, insancıl ve insancı öykülerinde de Sait Faik çizgisindedir.”

Jale Parla’nın Önsöz’ünden...

₺25,92 KDV Dahil
₺34,56 KDV Dahil
On altıncı yüzyılın ortalarında, Havel Nehri kıyılarında zamanının en namuslu ve aynı zamanda en korkunç adamlarından biri olan Michael Kohlhaas adında bir at tüccarı yaşıyordu. Bir köy öğretmeninin oğlu olan bu müstesna adam, hayatını otuz yaşına kadar örnek bir vatandaş olarak geçirmişti. Hâlen kendi adını taşıyan köyündeki çiftliğinde işiyle huzurlu bir şekilde geçinip gidiyordu. Eşinin ona bahşettiği çocuklarını Allah korkusu ile çalışkan ve sadık bireyler olarak yetiştirmişti. Komşuları arasında, onun yardımseverliğinden veya dürüstlüğünden nasibini almamış tek bir kişi dahi yoktu. Kısacası, bir erdemi uğrunda yoldan çıkmış olmasaydı, dünya onu hayır dualarıyla anardı. Ancak adalet duygusu, onu bir haydut ve katile dönüştürdü. 

HeinrichvonKleist, bir soylu tarafından iki atına haksız yere el konulmasıyla başlayan ve kendisi için adaleti yasal yollarla sağlayamayınca, intikam duygularıyla ağır bir meydan okuma sürecine giren Michael Kohlaas’ın hikâyesinde, hak ve haksızlık, iyi ve kötü kavramlarını sürekli karşı karşıya getirir. Her açıdan örnek bir vatandaşken, Kohlhaas’ı bir suçluya, korkunç bir kişiye dönüştüren aslında özünde yatan adalet tutkusu ve haksızlığa tahammül edemeyen kişiliğidir. Egemen sınıfın yolsuzlukları ve keyfiliği karşısında bireylerin yaşadığı çaresizliği çarpıcı bir şekilde gözler önüne seren bu ölümsüz eser hâlâ güncelliğini korumakta... 
₺7,50 KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil

Thad Beaumont yıllarca George Stark takma adını kullanarak romanlar yazdı; bu adla ün ve para kazandı, kitapları “çoksatanlar” arasında yer aldı. Fakat bir gün bu takma adın ifşa edilmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalınca, yıllardır yapmak istediği şeyi yapıp gerçeği kamuoyuna açıklama kararı aldı ve popüler bir dergiye verdiği röportajla birlikte Stark’ın cenaze törenini düzenledi. Artık George Stark yoktu. Thad bir daha bu isimle kitap yazmayacaktı. Ne var ki, Stark’ın “öldürülmesinde” katkısı olan kişiler birer birer cinayete kurban gitmeye başlayınca bunun o kadar da kolay olmayacağı ortaya çıktı. Thad Beaumont’un hayatında bir şeyler fena halde ters gitmeye başlamış, kâbuslar geri dönmüştü. Ve serçeler yine uçmaya başlamıştı…

Parmak izlerini ve ses-izlerini unutuyorsun. Thad ve Liz’in soğukkanlılıkla onun gerçek olduğunu, gerçek KALMAK için cinayet işleyeceğini iddia ettiklerini unutuyorsun. Onlara sadece intikam peşindeki bir hayalete değil, hiç var olmamış bir adamın hayaletine inanmanın ne kadar kaçıkça olduğunu söyledin. Ama yazarlar hayaletleri DAVET ederler. Onlar hiç var olmamış dünyalar yaratırlar, oraları hiç var olmamış insanlarla doldururlar, sonra da bu hayal dünyalarına katılmamız için bizi davet ederler.

₺28,50 KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil
“Müziğin doğuşu” konusu, müzikten çok, insanı anlatmayı öngörür. Müzik sanatının derinine indikçe “insan”ı anlamış oluruz. İnsanın biyolojik ve kültürel varlığı uzun yıllar öncesine dayanır. Peki müzik yaratma bilinci ne zaman ortaya çıkar, dersiniz? 19. yüzyılda, müziğin doğuşuna ilişkin teoriler ortaya atılmıştır: Herder’e göre, müzik “dil”den; Darwin’e göre, hayvan sesleri ve özellikle “kuş sesleri”nden; Stumpf’a göre, insanların birbirine “seslenmesi”nden; Spencer’e göre insanların duygusal ilişkilerinden kaynaklanmış ya da duygusal yakınlıklardan esinlenerek doğmuştur. Bizde, ilkokul kitaplarında yazılana göre ise insan, yaprakların hışıltısından, derelerin şırıltısından etkilendiği için benzetmeli olarak müziğe yönelmiştir… “Müzik nasıl doğdu dersiniz” diye soran yetkin bir müzik yazarı Ahmet Say, kaleme almış olduğu yazılarını “Müzik Üzerine” kitabında bir araya getirerek, okuru müziğin serüvenine bir kere daha davet ediyor. Düşünce tarihi ve müzik ilişkisi, Antik Yunan’da müzik kültürü, çağdaş müzik, halk müziğimiz ve müzik üzerine her şey…
₺11,25 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Ben bir sokak fahişesiyim. Telekız ya da onun gibi bir şey değil; hayır, gerçek bir kaldırım fahişesi, yüksek topuklu ve mentollü sigaralı. Bu sabah bir yere gidiyorum. Vermem gereken eski bir hizmet. Detaylarına girmeyeceğim. Size çocukluğumdan, aşklarımdan, acımdan bahsetmeyeceğim. Size buraya nasıl geldiğimi söylemeyeceğim, bu fazla hoşunuza giderdi. Bugünümden başka hiçbir şey alamayacaksınız. ecavüzden, terk edilmeden, HIV’den ve eroinden bahsetmemi beklediyseniz, defolun sapıklar. Burada sadece benim günüm olacak, yaşadığım tüm günlere, geberene kadar yaşayacağım tüm günlere benzeyen. Aile faciası, üçüncü sayfa haberleri ya da psikolojik çıkarımlar olmayacak. 

Paris’te bir sokak fahişesi, “telekız ya da onun gibi bir şey değil; hayır, gerçek bir kaldırım fahişesi” olan Nanou’nun günlük mesaisinden insan manzaraları: Mahkûmlar, bar işletmecileri, okul gözetmenleri, motorcular, yazarlık heveslileri, köpeğinden başka kimsesi olmayanlar... Ya hayallerini tüketmiş ya da zaten hiç hayal kuramamış, günlerin geçişini sayan, hepsinin derdi kendine özgü küçük insanlar, otelin asıl misafirleri... 
₺9,00 KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil

Mine Söğüt Gergedan’la unutulmaz Deli Kadın Hikâyeleri’nin izinden gidiyor. Yüksek gerilimli bir dille zihni kamçılayan öyküler kuruyor. Güncel olaylara yaşadığımız günlere getirdiği bakış açılarıyla okurunu derinden sarsıyor. Bir ateş yakıyor. Karanlık dağılıyor.

Arada bir kedi eziyorsun. Sonra bir sincap. Sonra bir kirpi. Sonra köpek. Sonra ne olduğu anlaşılamayan şey. Sonra bir gelincik. Geç. Bir tilki. Geç. Bir kaplumbağa. Geç. Bir tavuk. Geç. Bir kertenkele. Geç geç. Bir yılan. Geçiniz. Bir kunduz. Geçiniz. Bir ceylan. Bir gelincik. Onu da geçiniz. Bir inek. Geç. Bir koyun. Geç. Bir devekuşu. Geç geç geç. Bir ejderha. Geç geç.

Bir Zümrüdüanka eziyorsun.

Geçiyorsun.

Bir gergedan eziyorsun.

Geçiyorsun.

Yeryüzünün gerçek tanrıları tekerlerinin altında, bağırsakları dışarıda. Herkesle beraber irili ufaklı kan lekeleri bıraka bıraka ardında işe gidip geliyorsun.

₺11,20 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
₺10,43 KDV Dahil
₺14,90 KDV Dahil

11 Kitap 

Şair Evlenmesi

Vatan Yahut Silistre

Efsuncu Baba

Taaşşuk-u Talat ve Fitnat

İntibah

Mürebbiye

Felatun Bey ile Rakım Efendi

Küçük şeyler

Turfanda mı yoksa Turfa mı?

Mai ve Siyah

Refet

₺77,00 KDV Dahil

İnsanların Kendilerini Bu Kadar Aynı, Bu Kadar Kaba Ve Cahilce İfade Ettikleri Dünyada, Gerçek Bir Dilde, Gerçek Bir Kişi Tarafından Yazılmış Gerçek Bir Mektup Almak, Zor Bulunur Ve Çok Kıymetli Bir Şey.



Mektuplar, XX. yüzyılın Nobel Edebiyat Ödülü sahibi iki yazarının, mahvolan dünya için taşıdıkları kederin karşılığı... 1930’lu ve 1940’lı yıllarda savaşın saçmalığına, diplomatların basiretsizliğine, Nazilerin vahşetine, milliyetçilikten beslenen tecrit ve ötekileştirmeye karşı durdular, Almanya ve Avrupa’nın kaderi için düşündüler ve ürettiler. Akıl almaz bir korkunun hâkim olduğu karanlık zamanlarda hayatta kalmaya çalıştılar, ama asla karamsarlığa teslim olmadılar.



Hermann Hesse ve Thomas Mann’ın mektupları, bu iki edebiyat devi arasındaki büyük dostluk ve etkileşimin yanında dönemin edebiyat, sanat, yayıncılık dünyasına ve politik gelişmelerine de ışık tutuyor.



Volker Michels’in kapsamlı önsözü ve aydınlatıcı notlarıyla Mektuplar, okurken sizi özel bir odada bu iki yazarın sohbetine tanık olan ayrıcalıklı bir misafir gibi hissettirecek.



“Mann da Hesse de asla ümitlerini yitirmediler. Sanat galip gelecek, medeniyet galip gelecek; -bunda ısrarcılar. Müziğin gücü, silahların gürültüsünü bastıracak. Hayat, ölümü yenecek. Onlara kulak verin: Gerçeği dillendiriyorlar. Başka hiçbir şeyin önemi yok.”


-Pete Hamill-



“Kuzeyle güney, şehirle kırsal, epik anlatımla şiirsel üslup, sofistike kozmopolitlikle inzivaya çekilme; -aralarındaki büyük farklara rağmen Hesse ile Mann, koldaşlıklarından yola çıkarak ortak bir paydada buluştular.”


-Theodore Ziolkowski-

₺21,60 KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil
Saygın bir memur, sadık bir koca ve aile babası olan Friedrich Klein, kendini birdenbire hayali bir cinayet ve suçun yükü altında bulur: Karısı ve üç çocuğunun ölümü, sahte pasaport, bir tabanca, çantasına istiflenmiş para ve gösterişsiz saygınlığı. Kırklı yaşlarını süren Klein, her şeye en baştan başlamak, yeni, genç bir adam olabilmek için gücünü toplar. Klein ve Wagner anlatısını yazdığı dönemde Hermann Hesse, kendi özel yaşamında girdiği bunalımla C. G. Jung’a başvurmuş, bu kitapta, bilinçaltının işleyişine ilişkin dönemi için henüz yeni olan psikoloji bilgileriyle desteklediği bilimsel bir teknik kullanmayı denemiştir. “Peki, ne diye dikiliyordu şimdi burada, geceleyin, bu küçük yabancı odada, elinde bir ayna ve başında bir şapkayla, acayip bir soytarı gibi – neydi bu hali? Neydi niyeti? Masanın kenarına oturdu. Ne yapmak istemişti? Ne arıyordu? Bir şey aramıştı galiba, çok önemli bir şey aramıştı.”
₺6,00 KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

Hermann Hesse bu olağanüstü kitapta bir gezgin, bir şair, bir düşünür olarak çıkıyor karşımıza. Uzakların çağrısına uyarak evinden ayrılıyor, tek başına doğada dolaşıyor, defterine notlar alıyor, desenler çiziyor, şiirler yazıyor. Sınırları aşıyor, ötelerin, uzakların, yabancı dillerin, dağların ve güneyin kokusuna kanıyor;

her patika, her yol bir sapmaya dönüşüyor.

 

Gezi edebiyatının, doğada yürüyüş geleneğinin

nadide bir parçası olan, Hesse’nin belli başlı tüm temalarını içeren Görkemli Dünya, usta edebiyatçının doğayla, dünyayla, kendisiyle, varoluşla

hesaplaştığı derin bir tefekkür.

 

“Ben yaşamı içimde titrerken, dilimde, ayak tabanlarımda, arzularımda veya acı çekişimde hissediyorum. Ben ruhumun yüzlerce şekilde hareket edebilen, arayan bir şey olmasını istiyorum.

Ben kendimi rahipler, gezginler, kadın aşçılar, katiller, çocuklar, hayvanlar ve daha bir sürü şey olarak, kuşlar, ağaçlar olarak düşlemek istiyorum. Bu benim için gerekli, yaşamam için gerekli ve eğer bir gün bu olasılıkları kaybedersem ve dedikleri gibi gerçeğe mahkum olursam ölmeyi yeğ tutarım.”

₺14,40 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

“Üzgün olduğumuzda ve hayata katlanamadığımızda bir ağaç şöyle konuşabilir bizimle: Sus! Bak bana! Yaşamak kolay değil, yaşamak zor değil. Bunlar çocuksu düşünceler. Bırak konuşsun içindeki Tanrı, o zaman susacaklar. Yolun seni anandan ve yurdundan uzaklaştırdığı için endişelisin. Ama attığın her adım, her yeni gün seni anana yaklaştırır. Orası ya da şurası değildir yurdun. Yurt ya içindedir ya da hiçbir yerde.

Yollara düşme özlemiyle kederlenir yüreğim, akşamları rüzgârda uğuldayan ağaçları duyduğumda. Sessizce, uzun uzun dinlerseniz, bu özlemin esası da anlamı da çıkar ortaya. Sanıldığı gibi acıdan kaçıp gitme arzusu değildir bu. Yurda, ananın belleğine, hayatın yeni kıssalarına duyulan özlemdir. Eve götürür insanı. Her yol eve götürür, her adım doğumdur, her adım ölümdür, her mezar anadır.

Böyle uğuldar ağaç, çocuksu düşüncelerimizden ürktüğümüz akşam vakitlerinde. [...] Ağaçları dinlemeyi öğrenen, ağaç olmayı arzulamaz artık. Kendisi dışında başka bir şey olmayı arzulamaz. Yurt budur. Mutluluk budur.”

₺18,00 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

And Dağları'nın vahşi çorak topraklarında insanların dünyasından elini eteğini çekmiş bir vadi uzanır. Ancak korkunç boğazlar ve buz kaplı bir geçit aşıldıktan sonra ulaşılabilen Körler Ülkesi'dir burası. Vadiyi on yedi gün boyunca karanlığa gömecek bir yanardağ patlamasının ardından, vakti zamanında İspanyol zulmünden kaçarak vadiye sığınmış ve körlük belasıyla cebelleşen insanların dünyayla bağlantısı kopmuştur. Körlüğe derman bulmak için köyden ayrılmış ve koca dünyada mahsur kalmış bir adamın anlattıklarıyla bir efsane olarak varlığını sürdürür Körler Ülkesi. Ta ki Nunez adında genç bir dağcı elim bir kazayla vadide hapsoluncaya kadar...

H. G. Wells'in bu meşhur öyküsüne İspanyol çizer Elena Ferrándiz'in muhteşem resimleri eşlik ediyor. 

"… Ann Veronica, Zaman Makinesi, Körler Ülkesi… bunlar Wells'in çağdaşlarının üretebileceğinden çok daha iyi hikayeler."
-Vladimir Nabokov-

"Wells'i yüzyılın başında keşfettiğime çok üzgünüm. Keşke o baş döndüren, kimi zaman da dehşetli mutluluğu hissetmek için onu bugün keşfedebilseydim."
-Jorge Luis Borges-
₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
44 Dilde 100’ü aşkın ülkede okunan 
Türk romancı Serdar Özkan’ın kaleminden, dünyevi güzelliklerin, hedeflerin ve başarıların insana yetmediğini, yetmeyeceğini anlatan yeni bir roman. 

“Geçmiş hayatımız ile bu hayatımız arasındaki fark, görünürde fazla bir şey değişmemiş olsa bile, darlık ile genişlik, yer ile gök arasındaki fark gibiydi. Ne kadar büyük olursa olsun, fiziksel dünya çok dardı. Gökler bile dardı. Allah’ın dünyası ise sonsuz. 
Başka bir deyişle, fiziksel dünya her konfora sahip dar bir ev gibiydi. Bir süre sonra sığamıyordunuz içine, daha geniş bir yer istiyordunuz. İşte hayatımızdaki en büyük değişiklik bu olmuştu. O dar evdeyken, bir anda sonsuzluğa uzanan bir pencere açılmıştı önümüze.” 


“Serdar Özkan ismi şimdiden Paulo Coelho, Richard Bach ve hatta Antoine de 
Saint-Exupéry ile birlikte anılıyor.” -Corriere della Sera, İtalya
₺12,00 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Bir zihnin ve kalbin öyküsü 

Er ya da geç uyanıyor insan doğası gereği. Ama bu hayatta ama başka hayatlarda… Elinizde tuttuğunuz bu ince kitap, “bizzat deneyip hissetmeden, önce yıkıp sonra yaratmadan yaşanmıyor” dediğimiz o hayata ve gerçekliğe doğru atılmış küçük bir adım. Bunu ulu orta yapmamın sebebi, okuyana kendi adımlarını atabilmesi için ufak da olsa bir cesaret vermek. 

Hayatı tıkananlara “Bir de böyle düşünmeyi, buradan bakmayı deneyin” demek. Dürüstlüğün insanı eritip yok etmediğinin kanıtı olmak. 

Çok büyük hayallerin, aşkların, hazların ve acıların ancak ben, en şeffaf halimle “ben” olabilirsem, gerçekleşeceğine inandım. 

Ve bu amaç uğruna biraz dürüst olabilmeyi denedim. 

Hepsi bu. Olduğu kadar. Olabildiği kadar. Eylemlerim devam edecek.
₺14,40 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
TÜRKÇE EDEBİYATIN DEV İSMİ SABAHATTİN ALİ, TÜM ESERLERİYLE EPSİLON’DA! 

SABAHATTİN ALİ - TÜM ESERLERİ – OYUNLAR, ŞİİRLER, MEKTUPLAR, YAZILAR, TUTANAKLAR 

“Dünyada hayatın bir tek mânâsı varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek. Başka bir insanı bahtiyar edebilmek, kendini bahtiyar edebilmekten daha güç fakat daha insancadır. Bugün böyle düşünenlere saf, hatta enayi derler. Fakat ne derlerse desinler, biz kalbimizin ve kafamızın doğru bulduğu şeyleri etrafın ne dediğine bakmadan yapmalıyız.” 

1948 yılında, henüz 41 yaşındayken aramızdan ayrılan Sabahattin Ali, edebiyatın her alanında çalışan, eser veren bir yazardı. Yazarın kaleme aldığı tiyatro oyunlarını, şiirleri, mektupları, gazete yazılarını, mahkeme tutanaklarını, farklı mecralarda verdiği röportaj ve anket cevaplarını bir araya getiren bu yeni basım, yayınevimizin Sabahattin Ali külliyatının üçüncü cildini oluşturuyor. Dönemin yaşantısına dair notlar ve metindeki eski sözcüklere dair açıklamalarla, kimi metinlerin orijinal ve sadeleştirilmiş hallerinin karşılıklı basımıyla zenginleştirilen bu özel çalışma, Sabahattin Ali’nin eserlerinin ruhuna nüfuz etmenizi kolaylaştıran, özgün bir okuma deneyimi sunuyor.  
“Bence Sabahattin’in en kuvvetli tarafı kendine benzerliği, temiz ve metotlu bir edebiyat kültürüne dayanarak, en yaratıcı anlamında realist oluşudur... Sabahattin köyü, kasabayı, köylüyü, kasabalıyı çok iyi biliyor, duyuyor ve yaşatıyor. Dili pürüzsüz. Görünüşü dağıtıp yine bir noktada toplamasını büyük bir ustalıkla başarıyor.” 
Nâzım Hikmet 

“Sabahattin Ali anlattığı hikâyelere bizi inandırıyor... Muharrir çorak, zavallı köyün sefaletini, acılarını anlayıp anlatmaya çalışıyor. “Bir Gemici Hikâyesi”, “Kanal”, “Bir Firar”, “Kazlar”, “Candarma Bekir” hikâyelerini yazan bir muharrir gerçekten iyi bir sanatkârdır.” 
Nurullah Ataç 

“Sabahattin Ali imzası hikâye ve roman vadisinde son yıllarda hissedilen büyük boşluk içinde büyük bir ümit ışığı yakmaktadır.” 
Yaşar Nabi 

“Sabahattin Ali’nin, böyle devam ederse, Tanzimat’tan beri en iyi hikâyecimiz olabileceğini zannediyorum. Çünkü yazılarında benim istediğim şey var, iç var, görüş var. Sonra tekniği güzel, yeni bir şey yapayım diye garabete kaçan tarafı yok.” 
Suat Derviş 
₺29,25 KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil

Bu gece birini öldüreceğim. Kim olduğu fark etmeyecek. Kulağımı çekeni, ayağıma çelme takanı, kıçımı açıkta bırakanı, yüzüme tüftüf atanı, bana sidikli, bana aptal, bana moron, bana ezik diyeni, benim küçük parmağım terastaki oyun alanında demirin arasına sıkışıp morardığında hemen koşup acil yardım çağırmak yerine yüzüme katır gibi güleni. Önüme ilk çıkanı.

Yetimlik böyledir. Anan baban sağdır yine de yetimsindir. Şu dünyaya fırlatılmış da unutulmuşsun gibi. Hatırladıklarında çok geç olabilir, o zamana kadar kaç cinayet işlemiş, kaç okulu kundaklamış, kaç evden kaçmışsındır.

Hatice Meryem Yetim’i anlatıyor bu kez. Rüyalar gibi, masallar, cinai romanlar gibi. Film gibi. “Varlığı zaten başlı başına suç” olan bu küçük kızla birlikte bütün o zorlu yolu katettiriyor bize. Karanlık yokuşlardan, ıslak çarşaflardan, soğuk avlulardan, arka bahçelerden geçiyoruz, değişip dönüşüyoruz. Yetimlik nedir, anlıyoruz.

₺17,25 KDV Dahil
₺23,00 KDV Dahil

Şiirimizde "İkinci Yeni" hareketinin önde gelen şair ve kuramcılarından Cemal Süreya'nın (1931-1990), anı, otobiyografi ve deneme türlerini iç içe işlediği 993 günceden oluşan günlüğü.
"Cemal Süreya / Bütün Eserleri" dizisinin Sevda Sözlerinden (1995) sonraki ikinci kitabı.
Cemal Süreya'nın, pek çok şair, şiir ve dergi üstüne düşünce ve görüşleriyle birlikte...

₺20,30 KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil
'Atasözü dedim, burda hemen bir İran atasözü anımsayabiliriz; 'Türkçe bilenin işi rast gider'. Türkçe böylesine büyük bir dil. Ama dilimizin son yüzyılda kendisini iki kez yenileme çabasına girdiğini de unutmayalım. Türkçe dil devriminden sonra yeni yeni oturuyor. Bugün de tam oturdu sayılamaz. Belki de bazı yazarları 'şive taklidi'ne sürükleyen nedenlerden biri de o günlerde Öz Türkçenin getirdiği sorunlardı, dilin oturmamışlığıydı belki de. 1940 kuşağından olup şive taklidine yönelmemiş yazarların on beş yıl kadar önce yazdıkları bugün daha okunaklı değil onlarınkinden.'
₺4,20 KDV Dahil
₺6,00 KDV Dahil
Şair, deneme yazarı ve çevirmen Cemal Süreya’nın dergici yanı, sadece efsane dergi Papirüs’ün (kendi deyişiyle “Papo”) adını duymuş okurların bile kabul edeceği bir gerçek. Cemal Süreya, dergi çıkarmakla kalmamış, başka dergilerin ortaya çıkmasına da önayak olmuş, yazı kurullarında bulunmuş ya da yazılarıyla desteklemiştir. Cemal Süreya’nın dergicilik alanına önemli katkılarından biri de, Mart 1968’den Ekim 1975’e kadar Fransa’da çıkan önemli edebiyat-sanat dergilerini günü gününe tarayarak yaptığı seçmeler. Türk Dili dergisinde “Yabancı Yayınlar” başlığı altında yayımlanan bu yazıları Bahanur Garan Gökşen ile Erol Gökşen bir araya getirip kitaplaştırdı. Yabancı Yayınlar, Cemal Süreya külliyatının tamamlanmasına önemli bir katkı olduğu gibi, bugünün okurlarını yarım yüzyıl öncesinin dünya edebiyatı atmosferiyle, edebiyatın ve yayıncılığın –çoğu günümüzde de varlığını ve geçerliliğini sürdüren– çeşitli sorunlarıyla buluşturması açısından da önemli bir toplam.
₺21,00 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Masal bizi aslımıza kavuşturan efsunlu sözdür.

Biz yetişkinler ne zaman bir masal dinlesek içimizdeki çocuk uyanmaya başlar. Ne zaman bir masal anlatılsa iç evrenimizin karanlık odalarında kilitli kalan çocuğun kalbi güm güm atmaya başlar. Kalbin bu çağrısı o karanlık odanın kapısını açacak tılsımdır. Böylece kapı yavaş yavaş aralanır, içimizdeki çocuk çekinerek kafasını dışarı uzatır ve kapalı kaldığı o odadan masalın efsunlu sesine kulak vererek usulca dışarıya çıkmaya başlar. 

Çünkü masal bizi aslımıza kavuşturan efsunlu sözdür. Masal dinleyip, masal anlattıkça bizi terk etmiş olan içimizdeki çocuk, masalın cazibesine kapılıp yuvasına geri döner. Masal bilinçdışımız ile olan bağımızı güçlendirir. Dişil yanımızı büyütür. İçimizdeki kahramanı uyandırır. Özetle masal, insan olma serüveninde bize güç verir, el uzatır ve rehberlik eder.

2017’de Almanya’da “Thüringen Masal ve Efsane Ödülü”ne layık görülen, hikâye anlatıcısı ve eğitmen Nazlı Çevik Azazi; bizi masallarla dönüşeceğimiz, içimizdeki çocuğu uyandıracak, ruhumuzla yeniden bağ kurmamızı sağlayacak bir yolculuğa davet ediyor.

₺19,50 KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil

Yoğun, dosdoğru aşk şiirleri: Lavinia

Kendine özgü kısa, dokunaklı söyleyişiyle genç kuşak okurların her zaman ilgisini çeken Özdemir Asaf'tan aşkın tabiatına yaraşır, arzulu, dosdoğru, çelişkili, umutlu, gerçekçi, deli dolu, özlemli, romantik aşk şiirleri: Lavinia. 

Söz aramızda, 
İkimiz de herkes gibiyiz 
Çırılçıplak olduğumuz zaman.
₺5,60 KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

Elif Şafak’ın yayıncılığımızda bir fenomen olan, 1 milyona yakın satan romanı Aşk’ın en çok sevilen, en çok paylaşılan bölümü AŞKIN KIRK KURALI kitap oldu...

Ella ve Aziz’in aşkını, Mevlânâ ve Şems’in yoldaşlığını güzel ve büyülü bir çerçeve gibi saran AŞKIN KIRK KURALI, Şafak’ın aşk, tasavvuf ve anlam arayışı üzerine kaleme aldığı bir metin. Kitapta bu kırk kurala Aşk kitabında yer alan, aşka dair en güzel cümleler de eşlik ediyor.

Bu kitap için özel olarak yazdığı Sunuş yazısında Elif Şafak “Uçsuz bucaksız bir deryadır tasavvuf” diyor… “kiminin elinde bir kepçe, kiminin elinde bir çay kaşığı… herkes kendi yüreğinin kabı kadar çeker o denizden… hoşça bakın zatınıza…”

₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
Psikanalistler genellikle deneme yazmazlar; daha çok ders, makale, kitap bölümü yazar ya da iyimser bir adlandırmayla bunlara katkıda bulunurlar. (...) Deneme yazmak ve bir biçim olarak edebi deneme, en azından bu psikanalitik bağlamda bir direniş, protesto ve birtakım kriterlere uymayı reddetmedir. (...) Psikanalizde deneme kelimesinin bir sanat terimi olarak görülüp göz ardı edilmesi sadece ve basitçe psikanalizin kendisini dürüst bir şekilde bilimin kültürel prestijli alanında tutma çabasının sonucu değildir. (...) Psikanaliz ne olduğuna ilişkin durumunun belirsizliğinden dolayı çoğunlukla kendisini ne olmadığını söyleyerek tanımlamak zorunda kalmıştır. Psikanalistlerin bunu yapma yöntemlerinden bir tanesi de kararlı bir şekilde deneme yazmamaktır. (...) Denemeler ve onların yazarları nasıl şeylerdir ki kişi kendisini onlarla ilişkilendirmekten imtina etmek ister? Psikanalistler ne yazmaktadırlar ki deneme onlar için bu denli uygunsuz bir biçim olmaktadır? Bir deneme kişinin kendisini ilişkilendirmek istemediği ne gibi bir şeye onu dahil ediyor olabilir? 
Adam Phillips 

Adam Phillips psikanalizin temel meselelerinin yanı sıra, psikanalizin kendisini de yeniden tartışmaya açıyor. Psikanalizi ve psikanaliz yazınını şiirsel olarak tanımlayan Phillips’in denemeleri bir terapi yazını ya da vaka günlüğü değil, hayatla ve diğer insanlarla başa çıkabilmek için sürükleyici bir el kitabı niteliğinde. Phillips’in deneme janrının tüm nimetlerinden yararlandığı bu kitap, yazarın ustalıklı dili ile keyifli bir oto-analize dönüşüyor...
₺33,75 KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil
< 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 ... 33 >