İlk kadın ressamlarımızdan Hale Asaf, Osmanlı’nın son ve Cumhuriyet’in ilk yıllarına rastlayan kısa ve sıradışı hayatında İstanbul’da, Paris’te, Berlin’de ve kısa bir süre de Bursa’da yaşadı, çalıştı, az ama etkileyici eserler üretti. 
Hale Asaf’ın hayata ve sanata yaklaşımı, yaşadığı dönem ve toplumsal dinamikler açısından irdelenmesi gereken bir dönüm noktasına işaret ediyor. 
Sanat tarihçisi Burcu Pelvanoğlu Hale Asaf’ın hayatının ayrıntılarını, toplumsal konumunu ve yapıtlarını titiz bir araştırmayla günışığına çıkardı. Asaf’ın sanatını ve bohem kişiliğini yakın tanıklıklarla, belgelerle ve karşılaştırmalı olarak aktarırken resim kadar toplumsal tarihimize de pencereler açtı. 
Daha önce yayımlanmamış tablo ve belgeler içeren bu çalışmada Hale Asaf bir kez daha okurlarla buluşuyor, sanat tarihinde bıraktığı izlerle dikkatleri çekmeye devam ediyor.
₺59,03 KDV Dahil
₺78,70 KDV Dahil
Orhan Pamuk’un Edebi Dünyası, Orhan Pamuk’un 2006’da Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasının ardından yazar için düzenlenen ilk uluslararası nitelikte sempozyuma sunulan bildirilerin makalelerinden oluşuyor. 

14-15 Mayıs 2007 tarihinde Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen bu ilk uluslararası Orhan Pamuk Sempozyumu makalelerinin kimisi yazarın tek bir eseri ya da iki eserini, kimisi Orhan Pamuk’u çevirmeyi, kimisi de yazarın Nobel Ödülü’ne kadarki eserlerindeki ortak temalarını incelikle ve derinlikle ele alıyor. 

Orhan Pamuk’un Edebi Dünyası, Pamuk’un eserleriyle ilgili yapılan ilk makaleler derlemesi Kara Kitap Üzerine Yazılar’ı hazırlayan Nüket Esen ve Orhan Pamuk’u Anlamak’ı hazırlayan Engin Kılıç’ın ortak “Önsöz”lerindeki ifadesiyle “Orhan Pamuk okumalarını zenginleştiren değerli bir katkı”.
₺15,28 KDV Dahil
₺20,37 KDV Dahil
Dar Bir Çember İçinde, Behçet Necatigil’le Kâmuran Şipal’in 1948-1972 yılları arasında birbirlerine yazdıkları 32 mektuptan oluşuyor. 
Yaşamlarının, yazı ve çeviri uğraşlarının, edebiyat anlayışlarının yanı sıra dönemin edebiyat ortamının ipuçlarıyla, dahası giderek güçlenen bir dostluğun izleriyle dolu mektuplar, onların kişiliklerini yansıtan birer belge. 

Yazılmadan kaldı bazı şeyler, gene de yazılmış kadar oldu. 
Geldim, gelmek bir mecburiyeti yerine getirmek, bir şey ümid etmekse. İnsan bir yere giderken bavuluna bütün odasını, sası-durgun havasını, değişmez alışkanlıklarını koyabilmeli; olduğu gibi onlarla gelebilmeli. Yoksa– İlk günden gözümde tütmeye başladı tozlu penceresi, yükünü almış kitap ve kâğıtlarıyla odam, yılları paylaştıklarım. Hangi şartlarda olursa olsun gidip gelmeleri, ayrılışları göze alanlar yiğitleşti gözümde. 

*Kapak fotoğrafı: Kumkapı, 6 Nisan 1974 (Necatigil Arşivi)
₺8,33 KDV Dahil
₺11,11 KDV Dahil

Beyaz Diş 1906’da ilk yayımlandığında, Jack London dünyanın en ünlü ve en çok para kazanan yazarlarından biri haline gelmek üzereydi ve kitap yayımlandığında, Jack London ününe ün katmış ve şöhretini sağlamlaştırmıştı. London acımasız ve aman vermez Yaban’da, türlerin hayatta kalma savaşını tüm gerçekleriyle gözler önüne sermektedir. Beyaz Diş yarı kurt yarı köpektir ve onun başından geçenler aracılığıyla hem hayvan krallığının katı kurallarına hem de Yaban’daki insanların durumuna tanık oluruz. Beyaz Diş olağanüstü bir macera hikâyesi olmasının yanında Yaban’a uyum sağlamaya dair muhteşem bir anlatıdır.

 

₺12,00 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

Oligarşik yapılanmaya ve işçi sınıfının burjuvazinin ayakları altında çiğnenmesine karşı başkaldırının romanı olarak sayabileceğimiz Demir Ökçe'de olaylar ABD ile sınırlı kalmaz, zira Jack London irdelediği hak, eşitlik, adalet, emek ve sömürü kavramlarıyla bu sınıf mücadelesine evrensel bir boyut kazandırır. Başkahraman Ernest Everhard'ın, kendisine büyük bir hayranlık duyan ve en az onun kadar gözü pek karısı Avis Everhard'ın ağzından anlatılan bu öyküde, dinden metafiziğe, sosyalizmden materyalizme birçok konu kendisini bizlere en baştan sorgulatacaktır.

₺12,75 KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil

Kızıl Veba, medeniyeti dünya üzerinden silip süpüreli altmış yıl olmuştur. Hayatta kalmayı başaran bir avuç insan, vahşi yaşamın ortasında, kabileler halinde kendi medeniyetlerini ve toplumsal sınıflarını oluşturmuştur çoktan. Ancak sanattan bilime kadar her türlü bilgiden yoksundurlar. İlkel zamanlara geri dönülmüş, yaşam yine ‘yemek-çoğalmak-hayatta kalmak’ üçgenine hapsedilmiştir. Yetişen yeni nesil de dünyayı hurafelerden ibaret görmekte, her türlü batıla inanmaktadır. Yitip giden eski dünyanın sırlarını hatırlayan, hayatta kalan tek insan da yaşı artık bir hayli ilerlemiş olan Profesör James Howard Smith’tir ve onun da tek umudu yetişecek neslin bu barbarlığı, cehaleti ve umursamazlığı aşıp medeniyete yeniden erişmesidir.  Yaşlı adama kulak verin, o geçmişi ve yaşadığı günleri sadece torunlarıyla değil sizlerle de paylaşıyor. Medeniyet her bireyin ortak noktası… Peki, ya Kızıl Veba gibi baş edilemeyen bir mikrop onun sonunu getirirse, geriye insanlığa dair ne kalır?

 

₺9,00 KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil

Jack London’ın en önemli yapıtlarından biri olan ve kendi hayatından izler taşıyan Martin Eden, ünlü bir yazar olup deli divane âşık olduğu kızla arasındaki statü farkını ortadan kaldırmaya çalışan genç ve eğitimsiz bir denizcinin akıl almaz hırsını ve tutkusunu anlatıyor.

Martin Eden, Ruth Morse’u gördüğü ilk andan itibaren ona derin duygular beslemeye başlar. Onunla kıyaslanmayacak kadar kültürlü ve aynı zamanda zengin olan bu kız için insanüstü çabalar sarf ederek kendini her anlamda geliştirmeye çalışır. Okudukça öğrenir, öğrendikçe de yazma hırsı galip gelir. Öyle ki bu hırs aşkının da, ideallerinin de önüne geçer.

Bir gencin değişim mücadelesini 20. yüzyıl başlarında, ABD’deki keskin sınıf ayrımı ekseninde ele alan ve klasik eserlerden biri olan Martin Eden günümüzde hâlâ kalıcılığını koruyor.

₺21,00 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

Jack London’ın bu ölümsüz eserinde, bir St. Bernard ve İskoç çoban köpeği kırması olan inatçı Buck’ın maceralarını okuruz. Buck günün birinde kaçırılır ve tamahkâr altın arayıcılarına satılır. O andan itibaren, Buck’ı güçlü olanın hayatta kaldığı yabanda, zorluklarla dolu, çetin bir savaş bekliyordur. Yaban, doğanın ta kendisidir ve ancak uyum sağlayanlar hayatta kalabilir. Buck hayatta kalmanın bir yolunu bulmalı ve yalnızca acımasız insanlara karşı değil diğer köpeklere karşı da kendisini savunmalıdır.

₺9,00 KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil
“Naçar, yorgun, hapsedilmiş bir kabına sığmazlık... Bunun için en çok 
geceleri çöreklenir yüreğine insanın, tüm gerçekliğiyle ve en yoğun 
bir yaşamak ağrısı... (…) Geceler, elle tutulacak denli somut ve yoğun 
yaşam zamanlarıdır, tutsakken ve şiirini, şarkılarını, yitik duygularını 
aramaktayken nafile bir çabayla yüreğinin derin boşluklarında. (…) 
Gecelerle birlikte bir ömürdür akıp giden, ömürlerdir, güneşli mavi 
gelecekler aşkına yaşanmış ömürler...” 
Cafer Solgun, 12 Eylül dönemindeki uzun mahpusluğunun ardından, 
“Kürt sorunu” gündeminin belirleyiciliği altında yaşanan 1990’larda 
bu “sınavı” bir kez daha göğüslemişti. Solgun bu kitabında, yaklaşık 
on yıl boyunca Van, Muş, Diyarbakır, Adıyaman, Antep, Bursa ve 
Kaman hapishanelerinde yaşadıklarını, gözlediklerini, düşündüklerini, 
hissettiklerini hikâye ediyor. Fonda, dönemin yüklü gündemi… 
Bazen “Mahpusluktur, bazen olur… denen türden bir sıkıntı”... Bazen 
mizah... Bazen gündeliğin öğütücülüğü… Bazen kıyasıya mücadele… 
Siyasîler ve adliler… 
Mahpusluk yaşantısının içinden, genel meselelere dair gözlem ve 
düşüncelerini de aktarıyor Solgun. Sözgelimi, “‘örgüt’ün kendisini 
‘devlet’ yerine koyan bir anlayışla hareket etmesinin” trajikomik 
sonuçlarını, özgürlüğün gündelik pratikteki anlamını ve daha birçok 
şeyi tartışıyor. 
Solgun’un bu kitabı, 80’lerdeki mahpusluk deneyimini aktardığı 
Demeyin Anama İçerdeyim’le birlikte ele alındığında, 12 Eylül dönemi 
ile 90’ların koşullarının, hapishane yaşantısı ve ceza infaz rejimi 
bakımından etkileyici bir mukayesesi.
₺37,50 KDV Dahil
₺50,00 KDV Dahil
Mehmet Özgül çevirisi, 
D.S. Mirsky’nin önsözü, 
Charles E. May’in sonsözü, 
Yazar ve dönem kronolojisi, 
Kitaba dair görsellerle. 
Kırlarda Bir Gün, Çehov’un yazarlığında büyük bir atılım yaşadığı 1886 
yılına ait öykülerini derliyor. 
Çehov, 1886. 
Asıl mesleği olarak gördüğü doktorluğa devam etse de Çehov, 1886 
yılında yeteneği edebiyat çevrelerince fark edilmiş bir yazardı. Bu yılda 
ilk eserlerindeki komik eskizlerden uzaklaşmaya, Peterburgskaya 
gazeta ve Novoye Vremya gibi prestijli haftalık yayınlara daha uzun 
öyküler göndermeye başlamıştı. Çehov’un Rus okurunun hafızasında 
edindiği yeri hiç kaybetmemiş bu esprili ve dokunaklı hikâyeleri, her 
modern öykücünün borçlu olduğu eşsiz 
bakışının birer örneğidir. Rusya’nın orta sınıfını hicveden trajikomik 
vinyetlerin yazarın ilk deneysel çalışmaları ile yan yana geldiği Kırlarda 
Bir Gün, Çehov’un benzersiz dehasını ve ince bakışını sergiliyor.
₺29,25 KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil
Mayısın beşini altısına bağlayan o Hıdrellez gecesi, gül ağaçlarının 
dibinden değişik dilekler topladı Hızır ve İlyas. Kimi yaptığı küçük bir 
ev maketiyle, kimi çocuğunun oyuncak arabasıyla dile getirmişti sahip 
olmayı arzuladığı şeyi. Zarla oynanan bir oyunun kâğıt paraları da, 
bezden dikilmiş bir erkek bebek de ilginçti kuşkusuz. Ama hiçbiri, 
güllerinin üzerine barut kokusu sinmiş bir bahçede buldukları, 
kapağında Gökkuşağına İki Bilet yazan el yapımı kitap kadar şaşırtıcı 
değildi. Hızır ve İlyas iki yıl sonraki Hıdrellez’de, bu kez bir darağacının 
altında, üç gencin cesediyle karşılaşıncaya dek başka hiçbir şeye bu 
denli şaşırmadılar. 
Pal Sokağı’nda koşuşuyor çocuklar, 
uçan bir trapezci ta Ay’a seyahat ediyor. İç çekmeler, dillerde ergen 
yangınlar. Unutulmuş bir yaz akşamında kalan yazılmamış öyküler. 
Attilâ Şenkon, bir çocukluk şarkısı anlatıyor, babaya mektup, bir 
gündüz rüyası... 
Gökkuşağına İki Bilet, şefkatle geçmişe bakıyor. 
Hayat dediğin hatırlamak.
₺13,50 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
Bir zamanlar Bulikov kenti ilahların gücüne sahipti ve onlar bu gücü milyonları boyunduruk altına almak için kullandılar… ta ki o ilahlar öldürülene dek. Şimdiyse, Bulikov'un tarihi sansürlü ve yasaklıydı. Tüm kıta ise uzun yıllardır sömürdükleri ülke tarafından işgal edilmişti, Bulikov başta olmak üzere. Fakat artık mantık sınırlarının dışında işleyen, hiçbir yere çıkmayan sayısız merdivenle bezeli bu İlahi Kent, Kıta'nın eski görkemli günlerinin bir hayaletiydi yalnızca. 
  
Her günü ayrı kaosla geçen Bulikov'da beklenmedik bir cinayet işlenince, bu cinayetin yarattığı diplomatik karmaşayı çözmesi için Shara Thivani ve sekreteri Sigrud, Bulikov'a gelmekle görevlendirildi. Her ne kadar tehlikesiz görünse ve resmiyette bir kültür elçisi olsa da Shara aslında Saypur'un elindeki en başarılı ve tehlikeli casus, aynı zamanda da bir Kıta tarihi uzmanıydı. Bulikov'a asıl geliş amacı da işlenen cinayeti çözmek, Saypur'a karşı gelişen bir tehdit olup olmadığını belirlemekti. Ancak kentin altında komplolar dönmeye, ilahların öldürülmesinden beri şahit olunmayan mucizeler yeniden vuku bulmaya başlayınca, bir zamanlar öldüğüne inanılan tanrıların, gerçekten ölü olup olmadığı şüphesi Shara’nın aklını kurcalayacaktı.
₺34,50 KDV Dahil
₺46,00 KDV Dahil
Siyah gözlü kız kendi gökkuşağını ne yaptı bilmiyordum, yutmuştur belki diye geçirdim aklımdan, zamanı gelince çıkaracaktır da dedim, kimselere söylemeden umut ettim. Kızların neler yutabileceğini o zamanlar tam bilmiyordum ama benim kızımın o kızlardan olmadığını da bilmiyordum. O kendi gökkuşaklarını toplamak yerine başkalarınınkini toplamakla meşgul bir kızdı. Başka dünyadandı. 
Ayşen Bayazıt Melik bu sıkı örgülü romanında anlatıcı kahramanını hep aynı yerde tutuyor: hasta yatağında. Yaşamını zihninin “sinema”sında izleyen Doktor Osman için gençlik günlerinde yaşanan tutkulu aşkın da, meslek ve aile hayatının da açılıp kapanan perdeler gibi yanıltıcı bir yanı vardır: Sahnede hep aynı dekoru, hep aynı oyuncuları gördüğümüzü düşünürüz. Ama onlar her seferinde değişen suretlerdir… Perdeler’in savrulan kahramanları, Türkiye’nin son otuz yılda değişen ruh halini hikâye ediyor.
₺16,13 KDV Dahil
₺21,50 KDV Dahil
Kimdir Bolşevik Hayri? 
Bolşevik Hayri bir roman kahramanı değil! 
Etiyle, kemiğiyle, kanıyla devrimci hareketin yarattığı bir komünist! 
Hayatını içinden çıkıp geldiği insanlar kadar, hiç görmediği, tanımadığı insanların kurtuluşuna adamış 78 kuşağının bir neferi! 
12 Eylül 1980’nin zindanlarında çeliğe su verenlerden! 
Darbecilerin dayattığı tek tip elbiseye İstanbul’un dondurucu soğuğunda don gömlek kalarak cevap verenlerden! 
Teslim Olmayı kabul etmeyen, açlık grevi türküsü söyleyenlerden! 
Yarayı derin yerinden alanlardan! 
Yoldaşlığın değerini bilenlerden, yoldaşlarını satmayanlardan! 
Mehmet İnanç Turan
₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Gerçek bir sanatçının hayat hikâyesi ölümüyle noktalanmaz; ‘yaşarken vücuda getirdikleri’ ve ‘ardından bıraktığı izler’ diye iki evrede ele alınarak yıllar geçtikçe bereketlenir: Zira az ya da çok, kalburüstü sanatçıların iki perdelik hayat hikâyesi, değerinin sonradan anlaşılmasının da dahil olduğu bir kader ortaklığıyla çizilmiş gibidir. Öte yandan, her ne söylesek ya ondaki derinliğin yanında yetersiz kalacak ya da aşırı hayranlık hâlesinin hercümercinden asıl portresi seçilemeyecek hissi peşimizi bırakmıyor... Elinizdeki kitap, bu türden kaygıların bir verimidir. 

Vefatının 30. yılı vesilesiyle Cahit Zarifoğlu’na dair yeni bir şeyler söylemek istedik; onun zihin dünyasına bir adım daha yaklaşmak belki de... Bu çalışma, biyografik bir derleme değil, Zarifoğlu’nun sanatını ve düşünce dünyasını, kendi eserlerine odaklanarak farklı yazarların bakış açıları üzerinden anlamak için yeni soluklar arama çabasıdır. Zarifoğlu’nun bir şair ve yazar olarak meramını anlamanın yolu, ‘insan’a nasıl baktığını görebilmekten geçiyor kabulünden hareket ederek şiirleri ve kimi metinleri üzerinden onu yeniden ‘okumaya’ çalıştık. 

Umarız, Cahit Zarifoğlu’nun hakkıyla anlaşılmasına dair bu mütevazı çabamız makes bulur... 

Ahmet Zarifoğlu Hasanali Yıldırım Nermin Tenekeci 
Akif Emre Hasip Bingöl Osman Turhan 
Betül Zarifoğlu Hayriye Ünal Rasim Özdenören 
Cahit Koytak Kadri Akkaya Uğur Topal 
Fatih Altuğ Mehmet Sümer Ümit Yaşar Özkan 
Fatma Betül Tipi Özkan Metin Kaygalak Vefa Taşdelen 
Hanife Öz Mevlâna İdris Yalçın Armağan
₺26,25 KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
Adını Borges’in bir cümlesinden alan Ne Mutlu Mutlulara, artık hükmedemedikleri gündelik hayatın girdabına kapılmış on sekiz karakterin art arda söz aldığı çağdaş bir insanlık komedisi. 
Gelecek hayallerinden vazgeçmiş, arzularını yitirmiş, hayatla yenişemeyen sıradan insanların aşkla, iktidarla, dostlukla, hastalıkla, başarıyla, ölümle, aileyle ilişkilerini kimi zaman derin bir melankoliyle kimi zaman da keskin bir mizahla mercek altına alan Yasmina Reza birbirine değen bu hayatlara sızmış. Duygusal açmazlarıyla yüzleşen her yaştan kadınların ve erkeklerin boy gösterdiği on sekiz kişilik bu orkestrayı ustaca yöneten yazar ritim duygusunu hiç yitirmeden, ayrıntıları ince ince işleyerek bu aksak hayatların ve yaralı insanların öykülerini sarsıcı ve hayret verici bir gerçekçilikle aktarmış.
₺14,25 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
“Hey, cehenneme gidiyoz lan!” 

İki balıkçı güvertenin küpeştesine yaslanmış vaziyette, sümüklü böcek misali sırtını germiş, denizi kucaklayan Hakodate kentinin caddelerine bakıyordu. Balıkçılardan biri dibine kadar soğurduğu, neredeyse parmaklarını yakacak izmariti balgamıyla birlikte denize savurdu. Sarma sigara bir soytarı gibi taklalar attı, geminin yan cephesinden sekerek suya düştü. Adamın tüm bedeninden, insanın burnunun direğini kıran bir içki kokusu geliyordu. 



21. yüzyılın eşiğini geçeli henüz 8 yıl olmuştu ki Japonya’da mucizevi bir gelişme yaşandı. Geçen yüzyılın ilk yarısında, daha somut bir ifadeyle 1929’da yayımlanmış bir proletarya (işçi sınıfı) edebiyatı eseri “yeniden keşfedildi”. Neredeyse 80 yaşında olan bu eser o kadar müthiş bir enerjiye ve canlılığa sahipti ki muazzam bir ilgi gördü, yazarı Kobayaşi Takici (1903-33) adeta 21. yüzyıl Japon edebiyatı mozaiğinin önemli bir parçası gibi düşünülür oldu. Bir süredir üzerine örtülen “ölü toprağı”nı silkip “yeniden doğarak”, “bir kez daha ayağa kalkan” bu eserin adı Yengeç Konserveleme Gemisi’ydi...
₺9,00 KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil
Gorki, Arkadaş´ta, 19. yüzyıl gerçekçiliğinin en olumlu geleneklerini ilerici bir romantizmle birleştirerek toplumsal mekanizma tarafından dışlanmış ´´serserileri´´ konu almış; gerçekçiliği ve insansı bir sıcaklığı çarpıcı bir biçimde kaynaştırarak dünya edebiyatında yepyeni bir çığırın öncüsü olmuştur. 
Genç Gorki´nin bu gerçekçiliğinde yeni bir toplumsal bilincin uyanması ve insanca bir düzene duyulan ateşli tutku tüm çarpıcılığıyla yansır.Arkadaş, Gorki´yi anlamak için mutlaka okunması gereken bir kitap Okuyun´
₺5,99 KDV Dahil
₺7,99 KDV Dahil
“Harms, çağdaş öykünün en büyük öncülerinden biri olarak, Tolstoy, Çehov ve Babel’in yanında yer almalı… Bu üçlüyle kıyaslandığında en kısa, en komik ve bazı açılardan en hakikisi olarak öne çıkar onun hikâyeleri. Biçimsiz, üslupsuz görünümleri altında vahşi, hüzünlü, şiddet dolu, fevkalade komik ve ürkünçtürler…” 
GEORGE SAUNDERS 

Sovyet avangard edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Daniil Harms’ın eserleri, ancak o öldükten uzun süre sonra gün yüzüne çıkabilmiştir. Bu sürecin ardından kısa sürede birçok dile çevrilen kitaplarıyla dünya edebiyatında sarsılmaz bir yer edinen Harms, şiirleri, kısa öyküleri, çizgisel öykülemeyi reddeden deneysel piyesleri ve bazılarını bugün mikro-kurgu diye anlamlandırabileceğimiz sıradışı nesriyle kült statüsüne erişmiştir. Onun ilk bakışta kendini ele vermeyen, fazlasıyla orijinal, absürt hikayeleri, öyküleme olgusunu sorgulamakla birlikte varoluşun anlamsızlığını ve yaşadığı dönemde Stalin sultasında gittikçe muhafazakarlaşan Sovyet rejimi altındaki günlük hayatı da anlatmaktadır. Bugün Hiçbir Şey Yazmadım, George Saunders, John Ashbery, Martin McDonagh gibi yazarların hayranlığını kazanmış bu benzersiz yazarın öne çıkan eserlerinden kapsamlı bir seçki. 
Olağanüstü detaycılığı ve akışkan diliyle bu hikâyeler, herhangi  
bir kapı çalınmasının bürokrasi labirentinde kaybolmak, hatta ceza kamplarına yollanmak anlamına geldiği topraklardaki günlük yaşamın gerilimini yakalıyor.” 
NEW YORK TIMES BOOK REVIEW
₺23,25 KDV Dahil
₺31,00 KDV Dahil
Théophile Gautier, titizliğe varan estetik anlayışı ve ironik üslubuyla öykülerinde varlığı her an hissedilen bir yazardır. Seçkimizde yazarın 1831 tarihli Kahve Potu’ndan başlayarak 1852 yılına dek kaleme aldığı öyküleri yayınlanış sırasıyla yer alıyor, bu şekilde okur onun yazım tekniğinin geçen süre zarfında ne kadar kendine has bir özellik kazandığını gözlemleyebilecektir. 
Canlanan tablolar, hayaletler, mitolojik ve masalsı yaratıklar, yapay cennetler, vampirler, paralel hayatlar, ölümdeki yaşam, fantastik bir boyut ve daima romantik bir fon. Fantastik Öyküler’de, sıradan, bildiğimiz hayat, ansızın yahut adım adım doğaüstü bir kimliğe bürünür. Hayal ve gerçek, geçmiş ve gelecek iç içe geçer, tatlı hayaller boğucu kâbuslara dönüşür. Kahramanlar bu iki dünya arasında ne yapacaklarını bilemezler, elleri kolları bağlı gibidir, ne bedenen ne de zihnen kendilerine hâkim olabilirler. Ancak bu esrik evrenin çekici bir tarafı da vardır, zira Gautier’in edilgen kahramanları mantığın geçerli olmadığı bir dünyada, her an aşkla nefes bulma umudu taşır. Belki de bu yüzden hayal dünyasına adım atmaya daha dünden hazırlardır. 
Fransız edebiyatının önemli figürlerinden Théophile Gautier’in Fantastik Öyküler’iyle XIX. yüzyıl Paris’inden, geçmişin ve hayal âleminin derinliklerine egzotik bir yolculuğa çıkıyoruz.
₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Sanatçılar neden tablonun içinde başka bir tablo arama ihtiyacını hissetmişlerdir? Bir resmin içine başka bir resim yerleştirmenin anlamı nedir? Rembrandt, Vermeer, Velázquez ya da Magritte çerçeveyi kendi kompoziyonlarıyla bütünleştirmiş ve resimde devrim yaratmışlardır. André Chastel, bu “motif”ten hareketle bize tutkulu bir analiz ve resme bakmanın yeni bir tarzını sunuyor. 
Tablodaki Tablo André Chastel’in iki önemli metnini biraraya getiriyor. Resmin çerçevelenmesi üzerine bu iki metin, hem bir eserin varoluşunu hem de bir varlığın mevcudiyetini sınırlandıran bu çerçevenin bulunuşunu sanat tarihi üzerinden sorguluyor. Chastel bizi XV. yüzyılda başlayan ve XX. yüzyılda Braque ile sona eren gerçek bir soruşturmaya davet ediyor. Kitap yorumlanan eserlerin daha iyi somutlaşması için renkli illüstürasyonlar içeriyor. 
“niyetim ... tablodaki bir tablo, mekânın genişletilmiş ya da nesnel bir temsilinde yer bulduğu anda neler olup bittiğini incelemek, uyumlu bir ışık ve tiyatrocuların dediği gibi, hakiki bir yer birliği ihtiva eden zaten kurulu bir mekân ikiye bölündüğünde ya da küçültülüp indirgendiğinde ne olmaktadır? Bu, soruşturmanın 15. yüzyılla başlayıp 20. yüzyılda sonlanacağı anlamına geliyor... Tablo içinde resmedilen tablonun âdeta ikili bir yankılaması vardır: imge olarak, doğaya (biçime) gönderim yapar, bir imgenin imgesi olaraksa akla (fikre, ideaya) atıfta bulunur. Tablo-içinde-tablonun tefsiri, sanat üzerine incelemeye denk bir şey üretir.”
₺12,75 KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil
Mustafa Kemal Atatürk’ü bu kez “dışarı”dan bir gözle, tarihçi Fabio L. Grassi anlatıyor. Cumhuriyet’in kurucu liderinin nasıl yetiştiğini, sürdürdüğü askeri ve siyasi mücadeleleri, barışçı bir devlet adamı ve gözü pek bir devrimci olarak yaşadığı hayatı ele alıyor...  
“Fabio L. Grassi’nin kitabı İtalyanlar kadar Türk okuru için de önem arz etmektedir. Özellikle Cumhuriyet Türkiyesi üzerine getirdiği yorumlar geçmişimize farklı açılardan ışık tutmaktadır. Fabio L. Grassi’nin kitabı Atatürk’e odaklanan bir biyografi olmanın ötesinde Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türkiye’nin tarihini çok yönlü bir biçimde kapsayan, yepyeni açılımlar getiren önemli bir katkıdır.” 
Prof. Zafer Toprak
₺27,37 KDV Dahil
₺36,50 KDV Dahil

Bu kitap, Altan Öymen’in “anılı kitaplar”ının beşincisi... Öymen, şimdiye kadarki kitaplarında, Türkiye’de ve dünyada 1930’lu yıllardan 1960’a kadar yaşanan olayları, kendi anılarıyla birlikte anlatmıştı. Bundan önceki kitabı ...Ve İhtilal’de ise, 1960 Mayıs’ı öncesindeki gelişmeleri yazmıştı. Bu kitapta da o gelişmelerin sonunda gelinen “askeri yönetim” döneminde yaşadıklarımız var. 27 Mayıs öncesindeki son gösteriler... Ankara’daki 555K olayı... Devlet protokolünün ilk üç sırasındaki siyasetçiler ile Kızılay’daki gençlerin karşılaşması... 21 Mayıs Harbiye Yürüyüşü ve sonuçları... Menderes’in ünlü İzmir gezisi...Eskişehir’deki ihtilal gecesinin olayları... Ve 27 Mayıs’tan sonraki askeri komitenin kuruluş hikâyesi... Gelişmelerin akla getirdiği sorular: İhtilalciler kendi aralarında anlaşabilecekler mi? Birbirleriyle kavga mı edecekler? Ordudaki ve üniversitedeki tasfiye hareketlerinin sonuçları ne olacak? 401 sanıklı davada kararlar nasıl çıkacak? Ve Kurucu Meclis çalışmaları... Yeni anayasa ve “hemen seçim” hedefine zamanında ulaşılabilecek mi?.. O soruların sonuçları... Ve Türkiye’nin 9 Temmuz 1961 günü halkoyuyla onaylanan çağdaş anayasasının “idam cezası” yanlılarının gayretleriyle nasıl “etkisiz” hale getirildiğinin hikâyesi...Hepsi ve daha fazlası bu kitapta...

₺34,03 KDV Dahil
₺45,37 KDV Dahil
Gautier’i sıradışı bir yazar yapan, üslubu ve işlediği konuların birebir örtüşmesidir. Fantastik türdeki eserlerinde, ölümden sonra dirilmeye, doğaüstüne, okültizme çokça yer veren Gautier’in metinleri döngüsel bir içeriğe sahiptir; bir öyküsünde yer verdiği ufak bir detay yıllar sonra bambaşka bir öyküsünde yeniden ortaya çıkar. Yazarın üslubunun adeta damgası olan bu tarz, bazen bir obje, bazen bir deyiş, bazen de kişilerle kendini gösterir. Avatar’ın kahramanlarından Octave de Saville’in Arria Marcella’daki melankolik delikanlı Octavien’in reankarnasyonu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 
Budist bilgelerin yanında diz çürütmüş mesmerik bir doktor, umutsuz aşkı yüzünden yatağa düşmüş melankolik bir delikanlı, kocasını taparcasına seven hayran olunası güzellikte genç bir kadın, cepheden yeni dönmüş muzaffer bir savaşçı. Manyetizma, metapsikoz ve Hindu ritüellerinin yön verdiği bir olay örgüsü. Gautier’den XIX. yüzyıl Paris’inden, Floransa’dan ve Hindistan’ın derinliklerinden manzaralar sunan, kimi zaman komediye varan, çağdaş bir beden değiştirme ve ruh göçü hikayesi.
₺10,50 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

Atatürk hâlâ önemli mi bizim için? Çok önemli. Peki, akıl bizim için önemli mi, aklımızı kullanmak zorunda mıyız? Buna verilecek cevaptan, Atatürk’ün bugün bizimle ilgili olup olmadığı, onun adını hatırlayıp hatırlamamız, onun yaptıklarından ders alıp almamamız gerektiği ortaya çıkacaktır. Atatürk bize aklın neler yapabileceğini göstermiştir. Bunun mümkün olduğunu göstermiş; ama, “Ben böyle diyorum, böyle yapın,” dememiştir. Bilakis, “Ben hiçbir şey söylemiyorum, sadece aklınızı rehber edinin,” demiştir. Yaptığı bütün inkılâpların gayesi de aklın rehberliğinde Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağa uygun, bütün mana ve biçimiyle uygar bir toplum haline dönüştürmektir. 

 

Atatürk bir diktatör mü, değil mi? 

Son yıllarda yazılmış en iddialı Atatürk kitabı olmaya aday bu eserde bu ve daha birçok sorunun cevabını bulacaksınız.

₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

Türkiye bir bilim ülkesi değildir. Ürettiği bilim de birkaç kişisel istisna dışında dünya ölçeğinde tamamen ihmal edilebilir düzeydedir. Türkiye’nin bu bilim fakirliği, sanayisine ve ticaretine de yansımıştır. Özgün hemen hiçbir sanayi ürünü olmayan Türkiye; ticarette de, tarımda da gariban olup; örneğin yazılım oluşturmak gibi akıl ve bilgiden başka hiçbir sermaye istemeyen, son derece kolay ve getirisi büyük bir işi dahi yapamamaktadır. Türkiye’de (askerlik hariç) hemen hiçbir konuda bir ehil insanlar sınıfı yoktur. 

 

Bu korkunç cehalet denizini yaratanların arasında yaşamaya nasıl devam edebileceğiz? Atatürk Türkiyesi çoktan tarih olmuş, 1950’den beri kırsal kökenli zır cahil politikacılar elinde Osmanlı tüm dehşetiyle hortlamıştır. Ancak eskisinden çok daha hızlı gelişen dünyada yeni Osmanlı Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu kadar yaşamayacaktır. Aklımızı başımıza alıp, dünyayı yöneten bilgiyi edinip onu üretmeyi öğrenemezsek, bizlerin nesli bu yeni Osmanlı garibesinin parçalanarak tarih olduğunu ve Ön Asya’daki Türk varlığının silindiğini görecektir. 

 

Türkiye sonu pek feci bitebilecek olan bu cehalet temelli politikalarından derhal vazgeçerek aklını başına almalıdır.

₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
Şu anda Türkiye’ye egemen olan cehalet yönetimi, toplum olma bilincimizde büyük yaralar açmıştır ve açmaya da devam etmektedir. Öncelikle, toplumun bir grup olarak rasyonel düşünme yeteneğini silip süpüren yobazlık ve düşünceye değil korkuya dayanan cemaat yaşamının hortlatılması, toplumsal dokumuzu derinden yaralamıştır. Buna ilaveten eğitimimizde yaratılan kargaşa ve kalitesizlik, bir toplum olarak bilgi edinme ve değerlendirme yetimizi ortadan kaldırmak üzeredir. Tüm bunları yapanların eleştirilmesine, toplumda gerçeği aramak için oluşturulabilecek bir serbest düşünce ve tartışma ortamının oluşturulmasına imkân verecek basın özgürlüğünün alenen, fütursuzca tehdit edilmesi ve buna toplumdan en ufak bir reaksiyon gelmemesi ortaya konan yıkım projesinin toplumca algılanamamasına ve dolayısıyla bertaraf edilememesine neden olmaktadır. Bahsettiğim yıkım projesi, bir grup kötü niyetli insanın Türkiye’yi ortadan kaldırma projesi olarak algılanmamalıdır. Kuşkusuz, içimizde bu yıkım projesini yönetenleri dışarıdan destekleyenlerin böyle bir amaçları olabilir ve muhtemelen vardır da. Ancak bu projeyi içimizde (ve başımızda) bulunarak yürüten ve destekleyenlerin yaptıklarının tamamen farkında olduklarını sanmıyorum. Ortaya çıkan ve benim kısaca “proje” diye betimlediğim olgu aslında yalnızca cehalet ve aptallığın ortaya çıkardığı bir süreçtir. Tarih boyunca cehaletin ve aptallığın eline geçen toplumların kaderleri hep bizimki gibi olmuştur. Zira cahil, çevresiyle temasa geçemediği gibi bizzat kendisi hakkındaki bilgileri de değerlendiremez. Aptal ise bu veriler kendisine sunulsa bile bunlarla ne yapacağını düşünemez. Cahil ve aptal her türlü eleştiriden korkar; zira bellediği yolun dışında bir yolun varlığını bilmez, olabileceğini düşünemez ve kendisine gösterilse bile değerlendiremez. Bu durumda yapabileceği tek şey, bugün Türkiye’de olduğu gibi, toplumsal terör, yani korku yaratmaktan ibaret olur.
₺18,00 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

Kendi yaşadıkları topraklardan ayrılıp Avrupa’ya kaçmak için her şeyi göze alan, ellerinde avuçlarında ne varsa bilmedikleri, tanımadıkları, görünmeyen bir şebekeye yatıran Suriyelilerin arasına karışır Wolfgang Bauer. Sahte ama inandırıcı bir öykünün arkasına gizler kendi gerçek kimliğini. O da “onlar”dan, göçmenlerden biridir artık. Kahire’de başlar bu uzun ve çileli yolculuk. İskenderiye’de sıkıntılı bir bekleyiş hüküm sürer. Günlerce bir düzine sığınmacıyla daracık bir dairede yaşar. Yazar gibi göçmenler de başlarını çıkaramazlar yakalanmak korkusundan. Ve nihayet denize açılırlar. Deniz, hayat ve ölüm arasındaki ince çizgidir; Avrupa yolculuğunda hayatta kalanlar ve ölenler olacaktır…

 

Bu kitapta, zorlu varoluşlardan, hastalık ve yıkımlardan, daha da önemlisi ölümden kaçarken bilinmeyen bir yerlerde varsaydıkları umut ışığına koşan, ölümü göze alanların gerçek öyküsü anlatılıyor, tüm çarpıcılığıyla...

₺12,00 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

Orçun Ünal, ilk kitabı Dekadans ve Ölüm ile oldukça ilgi görmüştü. “Geleceğin 10 Yazarı”ndan biri olarak duyurulmuştu ve şunlar söylenmişti: “Daha ilk yazmaya başladığı 2006-2007 yıllarında ‘adını koyduğu’ ilk öykülerinde yalnızlık, ölüm, pişmanlık ve masumiyet ‘meselelerini’ daha çok ‘kişisel’ bir perspektifle ele alırken, kitabında aynı meselelere giderek toplumsallaşan bir yaklaşımla –elbette bireyselliğinden ödün vermeden– eğiliyor.” Bir sonraki kitabı ise şöyle muştulanıyordu: “Ölümü anlattığı ilk kitabından sonra zulme odaklandığını belirterek ‘insanın, doğanın, tarihin, talihin ve tanrının insana zulmü’nü ele alan ‘boşluk, hiçlik, sessizlik’ kavramlarının etrafında dönen öyküler üzerinde çalıştığını söylüyor.”

 

Bu Ben Değilim, Orçun Ünal’ın ikinci öykü kitabı. Boşluk, hiçlik ve sessizlik; önce öykü isimlerinden başlıyor: “Zemin’i Beklerken” mesela yahut “Sonsuzluk ve Bir An” ve hatta “Gönderilemeyen”. Deneyerek, tartarak, eşeleyerek, sarsarak yazıyor Ünal. Sessizliği, hiçliği, boşluğu ve dahasını.

 

Bir bir daha her zaman iki etmez. Bazen daha büyük bir bir eder. Bu Ben Değilim daha büyük bir bir olma iddiası taşıyor.

 

Senden hiçbir şey istemiyorum. Aramanı, sormanı ya da

 

cevap yazmanı... Sana yalnızca kolay unutulacak günler diliyorum. Zahmetsizce kayıp geçmeni diliyorum hayatın içinden. Çokyüzlü dostum, benzerim, kardeşim! Sen anlamazsan kim anlar beni? Sen sormazsan hâlimi kim sorar? Kim ağlar benimle? Kim güler? Kim küser bana?

₺14,25 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil

Marge Piercy’den unutulmaz bir eser daha.

Jill ve Donna. Çocukluklarında başlayan dostluklarına 1953 yılında Michigan Üniversitesi’nin bir yurdunda devam etme imkânı bulabilmiş iki kuzen. Biri orta sınıf bir ailenin Katolik değerlerle yetiştirdiğini düşündüğü, diğeriyse alt orta sınıf bir ailenin hangi değerler bütününe uygun yetiştireceği konusunda uzlaşamadığı iki kız. Ayın karanlık ve aydınlık yüzü gibi birbirlerinin zıttı olsalar da aynı maddeden yapılmalar; yani kadınlar.

Örülü Hayatlar’da kadınlığa özgü acıları, mutlulukları, dertleri ve hazları, kendini bir ağaç gibi cinsiyetsiz hisseden Jill’in ağzından dinliyoruz. Tur rehberimiz Jill bize kimi kendi gibi “sahte”, kimi “gerçek” onlarca kadın tanıtıyor, hepsini anlıyor, hepsine hak veriyoruz. Ona ilk erkek arkadaşıyla kol kola yürürken naifçe dayatılan; ilk diyaframını almak için gittiği jinekologdan alyansı olmadığı için geri çevrildiğindeyse çirkince dayatılan dişiliğini onunla beraber deneyimliyor, kendini sığdıramadığı bu kalıbın küçüklüğüne beraber şaşırıyor, ardından o günler çok eskilerde kaldığı için yine hep beraber derin bir oh çekiyoruz...

Kaldı mı sahiden?

₺41,25 KDV Dahil
₺55,00 KDV Dahil
Isolation Unity’de hayatta kalmak için yapmam gerekenler: 
- Odaklan 
- Rol Yap 
- Ölme 
- Ve James’i sev. James’i sevmekten vazgeçme. Kalbinin ağrısı dayanılmayacak kadar artsa da buna devam et. Onun seni sevmeye yeteneği olmasa bile onu sev. Ve ancak o ölürse öl. 

James ve Beren’in akıl almaz macerası hız kesmeden devam ediyor. 

Ailesi ile sürdürdüğü sorunlu hayattan kaçan Beren, kendini James Hunter’ın son derece gizli ve sır dolu dünyasında bulduğunda her şey için çok geçtir. 
Beren sırlarla dolu, lacivert gözlü genç adama çaresizce âşık olmakla kalmamış, hayatını onun ellerine teslim ederek tehlikeli bir oyunun içine sürüklenmiştir. 
Isolation Unity’nin James’e verdiği görev iyice karmaşıklaşırken, Beren’in gerçek kimliğini gizlemek her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. James tüm risklere rağmen, başladıkları oyunu sürdürür. Çünkü genç kızı koruyacağına söz vermiştir. 
Oysaki Beren tek bir şeyden emindir. Yuvanın tanımı artık James’tir. Bu yuvayı hangi hayatta kuracağı önemli değildir. 
Sıra dışı teknoloji, akıl almaz görevler ve çılgın evrenin içinde kaybolan Beren, James’in kalbine dokunmayı sonunda başarabilecek midir? Ve bunu başarsa bile, ikisi de hayatta kalabilecek midir?
₺29,25 KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil
Japonya ve yayınlandığı diğer ülkelerde 2014 yılından beri büyük ilgi uyandıran Kahramanlık Akademim, 2016 yılında animeye uyarlanması ile popülaritesini ülkemizde de artırmıştır. Hemen hemen bütün insanların kendilerine has bir süper gücünün olduğu bir dünyada süper kahramanlar yetiştiren bir okulda öğrenci olduğunuzu düşünün. Ve en sevdiğiniz hocanız ise dünyanın en büyük süper kahramanı. Tek problem ise sizin hiçbir süper gücünüzün olmaması. Dünyada çok okunan çizgi romanlar arasında yer alan Kahramanlık Akademim artık Türkçe. 
Kahramanlar güçlü inançlara sahiptir. Bu nedenle eğer inandıkları düşünceyi kaybederlerse yolu şaşırabilirler. Bu stajda öğreneceğiniz, nelere inanacağınız size kalmış. Haydi, mantıklı bir şekilde ilerleyelim! Plus Ultra!
₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Kaderin gerçekleşmesi için insanın aklının durması gerekiyor... 

Yirmi altıncı yaş günümde, 13.30 sularında kapım çaldı. Soğuktan sümüğü burnunda donmuş, kara kuru bir oğlan çocuğu, elinde tuttuğu zarfla eşikte belirerek, “Abla, bunu sana verecekmişim” dedi. İki kelam edemeden zarfı elime tutuşturan çocuk koşarak merdivenlerden inip sırra kadem bastı. 
Mektubu elime aldığımda, yıllar içinde maruz kaldığı nem sebebiyle ıslak gibi duran ucu yırtılmaya başlamıştı bile. Kelebeğin kanadını tutar gibi itinayla tutarak masaya serdim kâğıdı. Nakış gibi işlenmiş satırlar, Sevgili Neva, diye başlıyor, Reng-i Dil imzasıyla bitiyordu. Okudum, bir daha okudum, bir daha okudum. Okuduklarımdan geriye, Çin işkencesine benzer o meşum sual kaldı: “Ben kimim?” 
Neva’nın gerçekte kim olduğu sorusunun cevabını bulması için kalan son kapsül ustasına ulaşması gerekiyordu. Hiç tanımadığı, hayatta olup olmadığını dahi bilmediği annesinden aldığı mektuptan anladığı buydu. Hayatının sırrı, “telakigâh” denilen yerdeki bir zaman kapsülünün içinde saklıydı. 

Yazar Hakkında: 
3 Ocak 1972’de İstanbul’da doğdu. 1995 yılında İ.T.Ü. Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’ndan mezun oldu. Eğitiminin ardından müzik sektöründe profesyonel olarak çalışmaya başlayan yazar, uzun yıllar pek çok sevilen albümün yapımına imza attı, çeşitli albüm projelerinde yer alan yirmi şarkıya söz yazarı ya da besteci olarak katkı verdi. Kültür sanat programları ağırlıkta olmak üzere televizyonda metin yazarlığı ve proje yöneticiliği yaptı. 2010 yılında spor yazarlığına başladı. Çeşitli gazete ve dergilerde spor yönetimi, spor pazarlaması gibi konularda köşe yazıları yayınlayan yazarın 2013 yılında, Yitik Ülke Yayınları’ndan Evladıma Miras Bu Sevda isimli futbol-anı kitabı çıktı. Çeşitli derleme kitaplarda öyküleri öyküleriyle yer alan Dilek Neşe Açıker’in 2014 yılında ilk romanı Denizin Hikâyesi ve 2015 yılında ikinci romanı Gündüz Kelebeği yayımlandı.
₺17,36 KDV Dahil
₺23,15 KDV Dahil
Olympos’un sakinleri aramızda 
‘Panik atak’ nereden geliyor? Kadın-erkek ilişkileri ne zaman karışmaya başladı? Peki ya sirenler aslında kimin için çalıyordu? Erkekliğin kitabını hangi tanrı yazdı? Elinizdeki kitapta işte bu soruların ve çok daha fazlasının cevaplarını bulacaksınız, hem de mitolojik tanrıların tanıklığında. Pan ıssız yerlerde insanları kovalıyor, Zeus çocuklarına sert davranıyor, Athena örümcek korkusuna tutuluyor... Kadınlığın tarifini yapan Hera kıskançlık krizlerinin pençesinde kendini arıyor, Hades ölüm ülkesinde fazla mesaiye kalıyor… Olympos’un sakinleri bize bizleri anlatıyor. Tarih ve psikoloji ortak yapımı Tanrılık Halleri eğlenceli, sivri ve esprili diliyle kadınlık, erkeklik, cinsellik, şiddet ve özgürlük gibi temaları tartışıyor. Yunan Tanrısı olmayı sıradanlaştırıyor. 

İnsan olmayı yüceltiyor. Ya da zaman zaman tam tersini yapıyor. Tanrılık Halleri her ne kadar, insanların keyifle okumaları için yazılmış olsa da psikoloji ve tarih alanlarında kuramsal bir arka planı var. Mitoloji sevenler, psikolojiye ilgi duyanlar ya da bu konulara ilgi duymasa da keyifli vakit geçirmek isteyenler için…
₺15,98 KDV Dahil
₺21,30 KDV Dahil
Ölümün ucuz olduğu çağda yaşamı kutsayan kahramanlara ihtiyacımız var. 

Ucuz Ölüm, emniyette üst düzey görevlerde bulunmuş, kumpaslardan beraat etmiş Fırat Azad ve arkadaşlarının olağanüstü mücadelesini soluk soluğa anlatıyor.İntihar saldırısında iki kız kardeşini kaybeden Azad, bombalamanın faillerini ararken hiç hesapta olmayan kayıp bir avukat vakasının da sırrını çözmek zorunda kalacaktır. At izinin it izine karıştığını bir dönemde Fırat Azad kendi yöntemleriyle suçluların izini sürerken iki eski polis arkadaşı Oktay ve Yakup her zaman onun bir adım arkasında duracaktır.Fırat Azad’ın önündeki en büyük engel kirli işlere bulaşmış iki işadamı ve babasıdır.
₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Sorumsuzca yapılan bir kaza, neredeyse bir aileyi tamamen yok etmişti.Geride kalan genç adamın yüreğine kazınan yaralar, vücuduna mühürlenenlerden çok daha fazlaydı.Kaybettiklerinin büyüklüğü karşılığında, doğal olarak intikam istiyordu.Ve karşısına cesurca çıkan bu güzel sarışın, onun öfkesinin hedefi oluverdi.Genç kadın ailesine o kadar düşkündü kihiçbir şart onu yolundan geri çeviremezdi.Korkup geri adım atmadığı gibi,fedakârca intikamın yönünü değiştirdi.Kardeşi için yapabileceklerinin sınırı her ikisi için de şaşırtıcıydı.Çaresizliğe sınır olmadığında,sınırsız bir bilinmeyene kucak açılır.Belki de çaresiz acıların ilacı sınırsız bir aşktır.
₺26,25 KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
Hilmi Seçkin, kendi deyimiyle “mesleğinde olgunluğa erişmiş”, yıllarca Anadolu’nun dört bir yanında görev yapmış biri olarak adalet terazisini elinde tutarken “hakkaniyet”i tek ölçüt bilmiş, demokrasiye, kuvvetler ayrılığına inanmış bir Cumhuriyet hâkimi. Seçkin’in yaşamını kaleme aldığı bu kitap “Ben Cumhuriyet’le Doğdum…” diye başlıyor. Okurken satırlar sizi, Seçkin’in doğup büyüdüğü Siirt’e götürürken, o yılların yoksul ama onurlu insanlarını tanıyor; sonra genç bir hâkimle birlikte Ordu’yu, Gölköy’ü, Devrek’i ve Zonguldak’ı dolaşıyor, adalet dağıtan idealist bir kişiliğin emekli olana dek verdiği mücadelelere tanık oluyorsunuz. Bir Hâkime Yakışanı Yazdım adlı bu kitapta anılarını derleyen Seçkin, kitabını “sağduyuyu egemen kılalım, kenetlenelim, özgürlük alanlarını genişletelim, demokrasiye, aydınlığa, uzlaşma kültürüne sahip çıkalım ve en önemlisi hep birlikte, Atatürk’ün bıraktığı noktadan yola devam edelim” diyerek tamamlıyor.
₺21,75 KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil
Deleuze’den vampirlere, Cioran’dan Beckett’e, Casanova’dan Godard’a, Schopenhauer’den Sartre’a kadar uzanan geniş bir yelpaze ve savaş sonrası Fransız felsefe sahnesinin çığır açıcı, uzdilli üstadı Clément Rosset. Bazen arzu ve ukdelerinden, bazen hoşnutsuzlukları ve takınaklarından, bazen kişisel tanıklığı ve dostluklarından söz ediyor Rosset. Bunları yaparken edebiyatı, felsefeyi, müziği, hatta çizgi roman ve gastronomiyi boydan boya kat ediyor. İlk bakışta düzensiz gibi görünen bu yığının zenginliği kadar birçok paradigmayı tersyüz eden perspektif derinliği de şaşırtıcı. Rosset külliyatının karanlık odasından kapsamlı bir envanter dökümü.
₺7,43 KDV Dahil
₺9,90 KDV Dahil
Mehtap Erel’den “Yatır”dan sonra gerilim türünde yeni bir roman: “Sır” 

Şehirde yaşayan insanlar garip olaylar yaşamaz, okumuş insanlar doğaüstü güçlere inanmaz mı sanıyorsunuz? Çok yanılıyorsunuz. Mehtap ve Sinan’ın oğulları Berk’in, yaz okulu için Viyana’ya gitmesinin ardından ürkütücü olaylar birbirini kovalıyor. Tanıklık ettikleri hayatların dehşetinin onların da hayatını karartmasına engel olabilecekler mi? Çocukları eve dönmeden üzerlerine çöken sır perdesinden kurtulup normal yaşamlarına geri dönebilecekler mi? Sır, kimi zaman ürkerek, kimi zaman gülümseyerek okuyacağınız farklı bir hikâyeyi okura sunarken, toplumsal bir meseleyi de yeniden hatırlatıyor... Yatır’ın yazarı Mehtap Erel’den sürükleyici bir roman daha...
₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Evrensel Deha Leonardo Da Vinci'ninMuhteşem Buluşları Leonardo da Vinci'nin çalışmaları her zaman gerçek bir dehanın çalışmaları olarak kabul edilmiştir ve onun şifreli defterleri, çizimleri ve onların içindeki sırları gizem ve yanlış algılamalar içinde gömülü olarak kalmıştır; ta ki şimdiye kadar. Bu büyüleyici, eşsiz kitap çağdaş bilgisayar imgelerini özgün şifreli defterlerin çalışmalarıyla birleştirmektedir. Kitapta Leonardo'nun mekanik buluşlarından 30'dan fazlası daha önce hiç yapılmamış bir sanat çalışması seti şeklinde bir araya getirilmiştir.
₺118,06 KDV Dahil
₺157,41 KDV Dahil
%25 İndirim
%25İndirim
Ücretsiz Kargo
Kürtlük-Türklük, Alevilik-Sünnilik, 
Zenginlik-Fakirlik, Doğuculuk-Batıcılık, 
Dindarlık-Laiklik… 

Büyükada’daki bir evin karanlık odasında, soluk kırmızı ışığın altında, 61 yaşındaki gazeteci Osman Balcıgil ve ondan yedi yıl önce doğan 25 yaşındaki delikanlı Deniz Gezmiş, memleketin siyah beyaz klişelerine bakıyorlar. 
İşçiler, köylüler, öğrenciler, ekmek, toprak ve özgürlük… 
Osman Balcıgil, “bir ceza olarak idamdan” bahsettiği kitaplardan bağımsız bir ağabey, sembollüğünden haberdar olsa da bihaber kardeşi Deniz. 
Darağacına doğru yürüyen gencecik, pırıl pırıl insanlar ve onlar gittikten sonra olanlar küvetlere dolduruluyor; ama bu sohbet, dokunulmaz, mahrem, samimi bir iç döküş olarak satırlara düşüyor.
₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

– Beni anlıyorsun değil mi?

Anlamıyor ama, “Tabii, anlıyorum,” diyor. Son günlerin modası da bu. “Beni anlıyorsun, değil mi?” “Evet, seni anlıyorum.” “Hayır, beni anlamış olamazsın...”

Peki ya, Murat onu anlayacak mı?

 

1996 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazanan Hınzır Kız, Erhan Bener külliyatında birçok yönüyle farklı bir yere sahiptir. Ölümün eşiğinden dönmüş genç bir kadınla bir emekli valinin aşkı yavaş yavaş örülürken, toplumsal ve siyasi baskılarla boğulan bireyin portresi çizilir. Hınzır Kız, kadın kahraman üzerinden yapılan toplumsal cinsiyet eleştirileriyle dikkat çekerken; Sivas Katliamı, dönemin Kürt politikası ve 12 Eylül hakkındaki tespitlerle de ülke tarihine ışık tutar.

 

“Erhan Bener, edebiyattaki özgün yerini, popüler kültüre tutsak olmadan, kendi çizgisini koruyarak oluşturduğu hikâyelerle sağlar. Okurları için kimi zaman karamsar kurgular gibi dursa da bu yapıtlar, aslında insan gerçeğine yönelik bir arayışın sonucudur.”

IRMAK ZİLELİ 

₺18,00 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

Yıkımın başlangıcında, yok oluşa sürüklenen bir dünya…

Geç kalınmış bir isyan…

Dost ve düşman birbirine karışırken bütün bunların ortasında kalmış bir avuç genç insan…

Kelebek Serisi’nin üçüncü kitabı olan Koza’da, bu kez hiçbir şeyin geri dönüşü yok. Hayatta kalmak için ise tek bir çözüm yolu var: Savaşmak.

“Kim olduğunu senden iyi bilebilecek kimse yoktu. Sen de kim olduğunu bilmiyorsan, aynalarla yüzleşmeliydin. Çünkü en çok kendi mahkemesinden korkar insan.”

Bu savaşı kazanmak istiyorlarsa başka bir şeye dönüşmeliler. Kelebek kozasından çıkıyor. Olimposlular insanlığa acı çektirirken Jane, İnci, Hector, Siri, Tom, Olenka, Leonard, Frederick, Ted… Hepsi en büyük sınavlarını verecekler. Olimpos’un şanlı tanrılarına, akılları, dostlukları, keşfedecekleri yeni güçler ve sevgileriyle karşı çıkacaklar. Bu savaşı kazanmalılar. Yoksa gerçekleşecek kıyamet, kurtaracakları bir dünya bırakmayacak arkasında.

₺26,17 KDV Dahil
₺34,90 KDV Dahil

Görülüp bilindiği üzere, develerin hüküm sürdüğü, barıştan uzak coğrafyalarda savaşlar yüzyıllardır aynı canlılığıyla sürmektedir. Çünkü üreyip çoğaldıkları o kutsal, o sıcak ülke topraklarında henüz develerin nesli tehlike altında değildir. Silah üretimi sürünce, tüketmenin gereği malum olduğu üzere savaştır.  Bu gerçeği bilen yukarımahallelilerle, aşağımahalleli çocuklar, cephanenin kapanın elinde kaldığı o sıcak ağustos günlerinde develeri gördüler mi, yeni düşmanlar yaratıp, savaşlarını kaldıkları yerden aynı heyecan, aynı hırsla sürdürür, deneyimlerini geleceğe aktarırlar. Kazananın olmadığı, olmayacağı, acıyla dolu, aptalca bir savaş için bahanenin deve boku kadar çok olduğunu bilirler.

Aşk?

Aşk zaten acı’dır, savaş’tır. Kazananın olmadığı, yaralılarla dolu bir savaş.

İnci Gürbüzatik Antakya’da doğdu. İlk-orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra, Dil  ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne girdi, Tiyatro Bölümü’nü bitirdi.TRT Ankara Radyosu’nda prodüktör olarak göreve başladı.1989 yılında TRT Ankara Televizyon Drama Programları Müdürlüğü’ne atandı. Çok sayıda senaryo ve kısa dramalar yazdı. Çeşitli programların yapım ve yayınını gerçekleştirdi. Ağustos 2002’de emekliye ayrıldı. Evli ve iki çocuk annesi.

₺26,17 KDV Dahil
₺34,90 KDV Dahil

Bir kiz

Beş erkek kardeş

Bir ev

Üç ay

Bunlarin hepsi bir araya

Gelince ne olur?

Unutulmaz bir yaz tatili !

Aleyna’nın yaz tatili için, doğduğundan beri bir kez bile görmediği amcasının yanına gönderilmesi ve onun üvey çocuklarıyla tanışmasıyla başlayan kardeşlik, arkadaşlık ve biraz da romantizmle dolu bir hikâye…

₺26,63 KDV Dahil
₺35,50 KDV Dahil

Element ülkesi Shat’ta kendine ve geçmişine dair bütün sırları keşfeden Sarah, bu kez zorlu bir sürecin içine girmiştir. Geçmişi, sevdikleri ve kendisi için tehlikeyi göze alıp olacakları durdurmak zorundadır. Peki bunu başarabilecek midir?

“Sarah her adım attığında, etrafta daha farklı şeyler hissettim.

Havada bir değişiklik, bir sıcaklık ve suda bir farklılık vardı. Birkaç adım sonra durdu ve ellerini havaya kaldırdı. Sadece şatoda bir noktaya bakıyordu. Kafamı kaldırdım ve baktığı yere döndüğüm anda Hartes’in bizi izleyen gözleriyle karşılaştım.”

Element soyluların olayı buydu işte, hepsi inanılmaz güzel varlıklardı çünkü doğanın çocuklarıydı onlar. Biz büyücüler ise doğaya karşı geliyorduk. Büyücüler doğanın üvey evlatlarıydı.

₺26,17 KDV Dahil
₺34,90 KDV Dahil
“Levy'nin kalemi uçarı bir silah.” The Observer 

“Seni öpmek eski bir acı ve taze boya gibi. Kahve gibi, araba alarmları, loş merdivenler, bir leke ve duman gibi.” 
Viyana’da soğuk bir kadın, altüst olmuş bir adamı baştan çıkarır; Londra’da bir kuş telefon zilini taklit etmeyi öğrenmiştir; iş dünyasında, başarılı bir reklam yazarı bir tür şamandır aslında; bunalımlı bir genç kız cinsiyet değiştirme ameliyatıyla, hayatı hafife alan bambaşka bir genç kıza dönüşür… 
Man Booker’a iki kez aday gösterilen Deborah Levy,beraber ya da tek başınayken sevmek ve yaşamak üzerine düşünen bu on öyküde 21. yüzyıla özgü yaşamların izini sürüyor. Levy ait olma duygusunun giderek daha az hissedildiği,kültürler arası sınırlar gibi, kimliklerin ve ilişkilerin de muğlaklaştığı bir dünyanın uçucu kaçıcı karşılaşmalarını şiirsel bir üslupla yakalıyor.Karakterlerinden biri anadilinin ne olduğu sorulduğunda, bir serzeniş mi yoksa kutlama mı olduğu belirsiz bir cümleyle şöyle diyor: “Öyle çok dil var ki.” 

“Alışılmadık aşklara dair bu öyküler, Deborah Levy’nin güçlü bir çağdaş yazar olarak ününü pekiştiriyor.” The Independent
₺14,25 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
Başucunda duran tahta kutunun kapağını açtı Halide, kurumuş güle baktı. 
Derin bir “Ah!” çekti... 
Duvarlara çarpıp, tren raylarının tıngırtısına karıştı sesi. Mahzun gözleri ıslanmış, yüreğindeki yara tekrar kanamaya başlamıştı... 
Kutuyu dudaklarına doğru yaklaştırdı, gülü öpmek istedi ama zarar vermekten korktu. 
Ciğerlerini doldururcasına bir nefes çekti gül dudaklarının önündeyken. Sevginin taze kokusu yerini pişmanlıkların, vazgeçmişliklerin ve ayrı geçen zamanların isli kokusuna bırakmıştı. 
Kutunun sallanmasına tren neden olsaydı keşke... 
Gerçek olansa ellerinin titremesiydi. 
Kapağını dikkatlice kapattı anı yüklü kutunun. Eliyle üzerindeki tozu alır gibi sevdi ve yatak başındaki yerine bıraktı. 
Tuvalet etajerinin üzerinde duran kristal şişenin içerisinden avuçlarına bolca kolonya döktü, burnuna çekti... Derin bir nefesle... 
Arkasında bıraktığını sandığı yıkıntıları yıllarca yüreğinde taşımış olduğunu düşündü hayretle. Zamanın karmaşık akışında; bazen rüyalarında, bazen de bir çocuğun ışıltılı bakışlarında açmıştı o anılar kutusunun kapağını... Hep kapalı kalsın, açılıp canını acıtmasın istedi yıllarca...
₺20,14 KDV Dahil
₺26,85 KDV Dahil
Bu Kitap, sanat tarihinin genis bilgi evreninde, öncelikle sanat tarihiyle ilgilenmeye yeni baslayanlara, ögrencilere yönelik bir temel baslangiç kaynagi olma özelligini tasimakta ve baslangicindan 17. yüzyila kadar olan süreç içinde sanatin tarihini belli çaglara ve uygarliklara odaklanarak ele almaktadir.
₺20,62 KDV Dahil
₺27,50 KDV Dahil
Sevinç Çokum, İskele Gazinosu'nda bizi öncesi ve sonrasıyla 1960'ların İstanbul'una götürürken dönemin ruhunu, heyecan ve tutkularını nostaljik bir havayla değil de her defasında kendini yeni okumalara açan bir anlatıyla kaleme alıyor.
₺15,75 KDV Dahil
₺21,00 KDV Dahil
“Şimdi geri dönemeyeceği bir başka kapının daha kolunu çevirmek üzereydi. Daha önce hiç yaşamadığı zevklerden zevk aldığını fark ettiği o dehşete düşüren an. İçindeki gerçek isteklere, kaçtığı, sakladığı, saklandığı, görmezden geldiği arzulara teslim olma ânı. Ürküten, irkilten, tiksindiren o şehvetin kendinde de olduğu gerçeğine yenilme ânı…” 

Mehmet Bilâl bu kitaptaki öyküleriyle çevrilen kapı kollarını, kapıların arkasında karşılaşılan tutkuları, kapanmamış hesapları, tedirginlik duyarak takip edilen yolları, erkeklere arzu duyan erkekleri, cinsiyet kimliklerinin dışına çıkan bedenleri anlatıyor okura. 

Bedenlerimizde, kalplerimizde, zihinlerimizde yer alan arka sokakların dilini açığa çıkartıp, bazen sert, bazen tekinsiz, bazen bir gülümsemeyle o sokaklarda ilerlememizi istiyor. Çıplak ve içten, sert ve kopkoyu bir dille... 

Üveyolmayı hayatın her alanı için tanımlıyor bu öykülerinde Mehmet Bilâl. 

Üvey aşklardan, üvey ailelerden, üvey arkadaşlardan, üvey sevişmelerden, üvey sokaklardan, üvey mezarlıklardan bahsediyor yazdıklarında. Ve bedenlerimizin tekinsiz koridorlarında gezinirken, üvey hisseden herkesin, üveyleştirmek için yeni birilerini bulma çabasıyla da yüzleştiriyor bizi. 

Ayşe Akaltun
₺14,25 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
Çağdaş Amerikan edebiyatının en önemli temsilcilerinden ödüllü yazar Jonathan Franzen, Düzeltmeler ve Özgürlük’ün ardından bir kez daha “büyük roman” geleneğine bağlı kalarak modern bir klasik yaratıyor. 

Bir anne ve kızın “tuhaf” ilişkisiyle başlayan olayların üzerindeki perde kalktıkça sınırları aşan ve yıllara uzanan girift bir ilişkiler sarmalı açığa çıkıyor. Tatminsiz bir aşk yoldan çıkmaya, bir sırrın ağırlığı kontrolü kaybetmeye, intikamın çürütücü hazzı ise yeni krizlere yol açarken doğru ve yanlış, iyi ve kötü, haklı ve haksız arasındaki çizgiler bulanıklaşıyor. Dünyadaki tüm dengelerin değiştiği, Doğu Almanya’nın ilkel fişleme yöntemlerinin yerini dijital casusluğa bıraktığı, yıkılan duvarların doyumsuzluk da dahil yeni sınırlar inşa ettiği uzun bir kesitte, değişmeyen nadir olgulardan birini; aile kurumunun çöküşünü de incelikle örüyor Franzen. 

Başarılı olay örgüsü, derinlikli karakterleri ve sorgulatan bakış açısıyla Saflık uzun yıllar akıldan çıkmayacak, etkileyici bir roman.
₺27,78 KDV Dahil
₺37,04 KDV Dahil
Güfte”nin çakmasına “şarkı sözü” denir. Güfte, müzik eşliğinde söylenen şiir demektir; şarkı sözü hazır beste için üretilmiş ucuz söz kümesi… Şarkı sözü, şiirden “pop kültürü” çağında uzaklaştı. Oysa, ikiz kardeş olarak doğan ve gelişen şiirle müzik daima birbirinin gölgesinde yaşadı. Bir şeyin “sayesinde” olmak; olumlu bir anlam taşır; “saye” gölge demektir. Şiir müziğin; müzik şiirin sayesinde yaşayakaldı. Yunus nefesleri de, Köroğlu koçaklamaları da, Karacaoğlan güzellemeleri de, Nedim şarkıları da, Fuzûlî gazelleri de müzik sayesinde zirveye ulaştı. Pop kültürü, ucuzluk demektir. Pop müziğin şarkı sözleri de bu ucuzluğa maruz kaldı. Bu ayağa düşürülmeye karşı duran Barış Manço, Cem Karaca gibi ustaları Sezen takip etti; güfteyi “şarkı sözü”nden “güfte”ye yükselterek ikiz kardeşleri yeniden buluşturdu. Üç kuşağın Sezen tutkusunun kaynağı müzik ve şiirin kavuşmasının verdiği coşkudur… “Şiirsiz hayat düşünemiyorum” diyen Sezen, pop müziğin yolunu aydınlatan güçlü bir ışık olmuştur…
₺22,50 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
Gırgır, memleket tarihinin en çok satan dergilerinden biri olmakla kalmad›, toplumsal haf›zada yer tutan, ismen bilinen, nostaljisiyle bir baflar› hikâyesi hat›rlatan, halen tarz olarak taklit edilen bir mizah dergisi oldu. Gökhan Demirkol, Gırgır’› bir dergi, bir fenomen ve gündelik hayatla doğrudan iliflkili bir yay›n mecras› olarak inceliyor. Baflta yay›n yönetmeni Oğuz Aral olmak üzere üreticilerini, aktüel siyaset ve magazinle iliflkisini, derginin y›llar içindeki dönüflümünü irdeliyor. Gırgır, benzersiz bir popüler kültür baflar›s›n› anlatan önemli bir kitap...
₺24,00 KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil

Bozkırda kendi içine çekilmiş bir şehre, düşleriyle dokunarak o şehri düşleri kadar çoğaltmış ve çağdaş bi dünya şehrine dönüştürmüş ; düşler mimarı bir kültür insanı olan Yılmaz Büyükerşen’in özverilerle, başarılarla yüklü yolculuğu, etkili ve şiirsel bir yoğunlukla anlatılıyor. Bu kitap, idealist bir insanın, bir şehrin kaderini değiştiren örnek tutkularının tutanağı. İbrahim Karaoğlu Mehmet Sadık Bozkurt, sıra dışı anlatım tarzıyla okuyucuyu hoş bir duygu sağanağına uğratıyor ve edebiyat dünyamızda üreteceklerinin ipuçlarını veriyor. Bu kitabı okduktan sonra bildiğiniz çok ötesinde bir Yılmaz Hoca imajı oluştu beynimde. Yazarın duygu yüklü üslubu, Yılmaz Hoca’nın dehası sayesinde ilmek ilmek işlediği uygulamaları ve içe işleyen anekdotlarıyla muhteşem bir buluşma gerçekleştiriyor.

-Ergin İğdebeli-

₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

Cicero (MÖ 106 - MÖ 43): Romalı büyük devlet adamı, hatip ve düşünür. Gençliğinde felsefe ve hukuk eğitimi aldı. Hitabet sanatındaki ustalığıyla consul’lüğe dek yükseldi. Roma’yı birey, geleneksel toplum düzeni ve devlet üçgeninde ele alan konuşmaları, felsefi ve teknik eserleriyle her çağın insanını etkilemeyi başarmıştır.

Cicero, Platon’tan esinlenerek diyalog biçiminde yazdığı Dostluk Üzerine’de, Quintus Mucius Scaevola, Gaius Fannius ve bu ikisinin kayınpederi Gaius Laelius’u konuşturur. Başkonuşmacı Gaius Laelius, Scipio ile dostluğundan söz eder ve dostluğun mahiyeti, nasıl insanlara bahşedildiği, faydaları, sınırları hakkında bilgece yanıtlar ve öğütler verir.

 

₺7,50 KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil

Yaşamın kıyısında gezinen "kadın" öyküleri 
 

6-7 Eylül olaylarını arka plana aldığı Elenika ve bir mübadele hikâyesi olan Ah Mana Mu ile tanıdığımız Handan Gökçek, yeni kitabı Katre’de, sevgisizlik, yalnızlaşma, aile içi şiddet gibi konuları ele alan sarsıcı öykülere imza atıyor.
 
21 öykü ve bir tiyatro oyununun yer aldığı Katre, şaşırtıcı sonları ve metinler arası göndermeleriyle okurları farklı deneyimlerin sınırında gezdiriyor.
 
Katre, toplum tarafından “ötekileştirilen” kadınların hayatlarından kesitler sunuyor.

Ağırlıklı olarak kadın hikâyelerine yer veren Katre, fiziksel ve ruhsal şiddet, baskı, çocukluk travmaları, öteki olma durumu gibi güncel sosyal sorunlar üzerinde duruyor.

Kâh bez bir bebeği konuşturan kâh albino dünyalarımıza giren Handan Gökçek, Katre ile sevgisizlikten yitip gitmekte olan kadınlara cesaret ve umut aşılıyor.

Gözlerim düğüm benim, ağzım da. Çok oldu unutalı sesimi. Pencereme konan kuşlar bile fısıldıyor yalnızca. Konuşmak yasak burada. Ben yasakladım. Burada kimse inanmıyor masallara. Masallara inanmayanlar bana nasıl inanacaklar ki? Sustum, gözlerim düğüm benim, ağzım da…

₺13,50 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

Kumrucum, bugün bir yanlış anlaşılma olmuş. Kumrucum, otur bir dinle... Kumrucum, neden oturmuyorsun? Ben bu kızı tanımam etmem. Niyeti bozuk bu kızın. Allah bilir sana yalan yanlış ne anlattı, sen de inandın. Bize kesinlikle nazar değdi. Zaten öyle olsa burada neden durayım. Onu sevsem ona giderdim. Sen beni burada zorla mı tutuyorsun? Lütfen bir şey söyle! Ben ne yapıyorsam sizin için. Senin için, çocuklarım için. Ben bir fedakârım, ben bir cefakârım... Bir komploya kurban gittim... Kumrucum, anlıyorsun değil mi? Çocuklarım olmadan, sen olmadan ben ölürüm... Şevket konuşuyor Kumru dinliyor. İkisinin büyük aşkı önce evliliğin törpüsünden geçti, sonra aldatmayla duvara tosladı. Bakalım evlilikleri bu sınavı geçecek mi? Aşk (kaldıysa) her şeyi affedecek mi?

Ergen Erkekler Yalnız Kadınlar’da Aynur Tartan bir aşkın, bir evliliğin anatomisini çıkarıyor. Şimdiye dek denenmemiş bu kurguda ona alanında yetkin dört uzman, psikolog Perran Söğütlü, nöroloji uzmanı Timur Yılmaz, psikolog, aile ve evlilik danışmanı Serhat Yabancı ve psikoterapist Başak Tokatlıoğlu yorumlarıyla eşlik ediyor.

₺15,97 KDV Dahil
₺21,30 KDV Dahil

Kafkas Masalları adlı bu seçkide; Gürcü, İmer, Avar, Lak, Agul, Çeçen, Kabardey ve Ermeni masallarından bir demet bulacaksınız.

Kafkaslar en eski zamanlardan bu yana Avrupa’yla Asya arasında insanlığın anlattığı masallara köprü olmuştur. Her şey Kafkasya bölgesinin, halklar arası etkileşimlerin ırmağı içinde bir ada oluşturduğunu göstermektedir.

Bu ırmağın aktığı vadilerle düzlüklerde çok sayıda halk kümesi ve onlarla birlikte söylenceleri, inançları, gelenek görenekleri ve dilleri kalmıştır. İster dağlık bölgenin kuzeyinden ya da güneyinden doğu-batı doğrultulu ticaret ya da ordu güzergâhları üzerinden geçmiş olsun; isterse, arada duvar gibi yükselen dağları keserek aşan eski geçit üzerinden, ya da Hazar’ın batı kıyısı boyunca dağların çevresinden dolanan yollardan geçmiş olsun, sarp yamaçlarında insanlarla birlikte maddi ve düşünsel malzeme kalmıştır geride…

Bu kitaptaki masallar, derleyicisi; dilbilimci, etnolog ve Kafkasya araştırmacısı Adolf Dirr’in de belirttiği gibi, öncelikle bir halkbilim çalışmasıdır; bir kültür mirasıdır.

 

₺10,50 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
“Her filmin her aşaması, süreçle aynı anda, farkında olarak ya da olmaksızın yaşadığınız bir içsel yolculuğu da içerir. (…) Fakat işin kendisi o kadar öne çıkar ve her şey filmin çekilmesine o kadar tabi kılınır ki, bir süre sonra o işin ‘yolculuğunu’ gözden kaybeder, aklınızdan çıkarırsınız. Ancak iş bittikten sonra yolculuğun kıymetini fark edersiniz. Çünkü bitmiş bir işin sonunda, yolculuk boyunca yaşanan tüm hayal kırıklıkları, iniş çıkışlar, ümitler, vazgeçişler, kabullenişler ya da itirazlar adeta hiç yaşanmamış gibi unutulmuş ve bir kenara atılmıştır.  Ama, ‘öğrenmek’ denilen şey de budur!”
Bir film güncesi elinizdeki… Nuri Bilge Ceylan’ın yönettiği, 2011’de Cannes Film Festivali Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan Bir Zamanlar Anadolu’da filminin hikâyesi. Akla düştüğü andan itibaren… Hatta daha da gerisinden: Ercan Kesal’ın taşrada genç bir hekim olarak yaşadıklarının, bir film fikrine maya olmasından itibaren… Bir filmi doğuran, onun oluşumuna refakat eden gözlemlerin, düşüncelerin, duyguların, kısacası bir film deneyiminin kaydını tutuyor Ercan Kesal. Bu deneyim içinde filmin ve senaryonun nasıl canlı bir organizma gibi evrildiğini görüyoruz.
Basitçe “kamera arkası” değil; bir filmin seyrüseferi hakkında, film çekme macerası hakkında ve aynı zamanda Anadolu hakkında hevesli bir hikâye.
₺22,12 KDV Dahil
₺29,50 KDV Dahil

 

“Sizlere Carlo’nun içine düştüğü tuzağın sadece onu hedeflemediğini, parlamento dışındaki solun, silahlı mücadele yanlısı olalım ya da olmayalım, hepimizin mücadelesini itibarsızlaştırmayı hedeflediğini anlatmaya çalışıyorum. Yanılmayalım, kaderlerimiz artık birbirine bağlı. Eğer geçmişimizi kurtarmak için hep birlikte mücadele etmezsek bir kez daha kaybedeceğiz ve İtalya’nın mücadele tarihinden silinip gideceğiz.”

 

Gerçek Yaşananlarda mı Yoksa Anlatılanlarda mı Gizli?

İtalya’nın kurşunî yılları. Bir firarın hemen sonrasında, başarısızlıkla sonuçlanan kanlı banka soygunun ardında yatan gerçeklere, firara anlık bir kararla katılmış ve sonrasında Fransa’ya geçmiş olan genç bir adamın yazdığı başarılı romanı, Fransa’da mülteci olarak yaşayan İtalyan devrimcilerinin tartışmalarını ve faaliyetlerini ve İtalyan siyasi polisinin güdümündeki sivil faşist, paramiliter örgütleri izleyerek ulaşmak mümkün olabilecek midir?

Firar bir solukta okunacak türden sıkı bir polisiye…

₺18,00 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

Bir yaşam bu, özyaşam...

Anımsayacaksınız, 1965–71 yılları arasında bir TÖS vardı. Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın kısa adı böyleydi. Okulların “Uyu uyu yat uyu!” diye derse başlamasına karşı çıkıyor, “Uyan Alim, uyan Gülüm!” denilmesini istiyordu.

Bu kadar değildi elbet; öğretmenler adına eğitimin yönetimine katılıp onu yurdun ve halkın yararına çevirmek çabasındaydı.

TÖS, 1961 Anayasasına göre kurulmuştu;  o anayasa 1971’de askersel darbeyle kaldırılınca TÖS uzun yargılamadan geçerek aklandığı halde, öbür kamu personel sendikalarıyla birlikte kapatıldı.

Yurdumuzun ovasından, dağından yalımlar gibi geçen TÖS’ün güzel öyküsü içinde yer aldım. O nedenle özyaşam kitaplarım arasına onun öyküsünü de kattım. Emdiğim sütün, yediğim ekmeğin karşılığıdır bu; görevimdir.

₺35,25 KDV Dahil
₺47,00 KDV Dahil
Sana kelimelerden kaleler yaptım. Hendekli, balkonlu, eflatun bayraklı, girişi saklı kocaman kaleler. Bir odasında bıraktım yüreğimi. Merasimsiz, habersiz, tantanasız ve beklentisiz usulca düşürüverdim elimden, olur da bulursan belki sevinirsin diye, öylesine. 
Sana harflerden sarmaşıklar ördüm; geceleri gözlerini kapadığında, uyku ile uyanıklık arası o tekinsiz aralıkta durduğunda, cinlerin meşveret alanında yapayalnız kaldığında koklarsın belki, hatırlarsın diye. 
Sana alfabeden kaftan diktim; azametle giyesin ve hiç üşümeyesin diye, kalın kadifeden, sırma ipliklerle. İşledim üzerine isminin baş harflerini, sessiz ve derinden, kimse bilmeden, sadece Yaradan’ın duyduğu bir yemin gibi. 
Sana noktalardan güller, virgüllerden bülbüller, ünlemlerden yaylalar, noktalı virgüllerden dağlar ve ovalar yaptım. Her bir imla işaretini özenle ekledim isminin büyüsüne. Çünkü sevmek, yeni bir dil inşa etmek demek. İki kişilik bir dil. Çünkü aşkın olduğu yerde muhakkak kelam vardır, sessizlik değil.
₺20,14 KDV Dahil
₺26,85 KDV Dahil
"Can Yücel Sokakta yan yana yürüyorduk yine. Ama korkmuyordum artık. Can'a inandım. Can'a güvendim. Can'ın rızasıyla kalbimi açtım. Şükürler olsun verdiği güzelliklere, huzura ve sevgiye." 
*** 
İzmir'de, Can Yücel Sokaktaki bir kafede çalışan, kimliğini, benliğini ve kadınlığını unutmuş genç bir kadın... Aynı sokakta eğlenmeye giden; kimliğini ve hayatını ustalıkla saklamayı başarabilen genç bir adam... 
Yolları kesiştiren manalı bir sokak. Can Yücel Sokak... 
Ve Can Yücel'in gölgesinde doğan bir aşk... Usta şair Can Yücel'in hayatına ve şiirlerine atıflarla bezeli, hicivleriyle güldürürken dramatik kurgusuyla hem heyecanlandırıp hem de hüzünlendiren bir aşk hikâyesi... 
*** 
"Can Yücel Sokakta yana yana yürüyordum. Ama son kez yürüyordum. O'na inanmıştım. O'na güvenmiştim. O'nun rızasıyla kalbimi açmıştım. Küfürler olsun yaşattığı acılara, üzüntülere ve yıkımlara..."
₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Ruhu arafta kalmış bir genç kız... Bir ayağı cennete düşerken, diğer ayağı cehenneme zincirlenmiş. Nefsinin, şeytanın ve hak yolunun arasında kalmış, nereye gideceğini bilemeyen bir yolcu… Labirentin içinde koşarken, her defasında yeşil gözlere çarpıp sendeleyen minik bir kalp... Çimen gözlerin içinde cennetin fragmanını izlerken, karanlık bir uçurumun tepesinde cehennemin alevleriyle kundaklanan asi bir ruh... Peki o hangisini seçecek? Tövbe etmeyi mi, yoksa yoldan sapmayı mı? Bakışları doğanın şefkate yansımasından doğan bir güneş, yeşilin aktığı nehirlerden içime çağlayan bir merhamet gibiydi. Peki bende merhamet edilecek ne vardı? Bu aciz gözlerimde mahur bakışlarımda göremediğim neyi görmüştü? Kalbimi bana en çok hissettiren, dünyayı turlatıp kendime nerede olduğumu hatırlatan bir güç kaynağıydı. Bana baktığı her an yıllardır görmediğim baharı anımsıyordum; kışın en kör noktasında kaybolmuş bir yağmur olarak.
₺26,25 KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil

Franz Kafka, 1917’nin sonlarından 1919 Haziran’ına dek günlük tutmayı bırakmış, dört yapraklı defterler kullanmaya başlamıştır. Max Brod, 1948’de Kafka’nın Günlükler’ini yayımladığında bu defterleri Günlükler’e dâhil etmemiş, dolayısıyla bu defterlerin varlığı çok az kişi tarafından bilinmiştir.

Mavi Oktav Defterleri, Kafka’nın ruh halinden payını alan, öykülerden, fragmanlardan, kısa günlük kayıtlarından ve aforizmalardan oluşan gizli bir hazinedir. Franz Kafka’yı ve eserlerini daha iyi anlamak için başvurabileceğiniz en önemli kaynaklardan bir tanesidir.

₺12,00 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
Kafka belki de edebiyatımızın kâhinidir. Korku Çağı’nın adalet anlayışını, adalet eliyle uygulanan baskıyı ve faşizmi ilk sezen ve bunu edebiyata ilk aktarandır. Ortada bir suçlu vardır, ama suçun ne olduğu belli değildir. İnsan bilmediği ve işlemediği bir suçla çepeçevre sarılmıştır. Kendi suçunu kendisinin bulması istenmektedir. Kuşatılmış ve çaresiz bırakılmış yirminci yüzyıl insanı sizce de yirmi birinci yüzyılda hâlâ aynı şekilde bireysel ve toplumsal bir işkence sarmalının içinde kendine bir hava boşluğu aramıyor mu? Dava’yı okumak ve anlamak hem geçen yüzyılı hem de günümüzü anlamak olacaktır belki de.
₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Franz Kafka yalnızca iyi bir romancı değil aynı zamanda iyi bir öykücüydü de. Ceza Sömürgesi adını taşıyan bu derleme ise Kafka’nın, dehasının tamamını Şato ve Dava romanlarına akıtmadığının, öykülerinin aynı derecede olağanüstü olduğunun kanıtıdır. Kâh açlık sanatına kendini adamış bir adamı, kâh birinci ağızdan meraklı bir köpeği, kâh ise isimsiz bir ceza sömürgesindeki işkenceleri anlatır. Bu öyküler sayesinde, dillere pelesenk olmuş “Kafkaesk” sıfatını daha iyi anlama fırsatı bulacak, Franz Kafka’nın gerçeküstücü, tekinsiz, absürt dünyasına adım atacaksınız.

 

₺12,00 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
Tepedeki Şato’nun kontu tarafından çağırtılan genç bir kadastrocu, gecenin bir vakti karlarla kaplı, isimsiz bir köye varır. Gizemli Şato’nun sakinleri aynı zamanda köyü yöneten kuralcı memurlardan oluşmaktadır. Kadastrocu K’nın tek istediği işini yapabilmektedir ama daha ne olduğunu anlayamadan, kendini anlamsız bir bürokrasinin, çıkışsız bir labirentin içinde buluverir. Şato’da Kafkaesk kâbusun konusu, “ulaşamama hali”dir. K. sürekli Şato’ya gitmeye çalışır ve her defasında, ya köylülerle ya da memurlarla karşı karşıya gelir. Var olmanın ve her türlü otoritenin dayanılmaz ağırlığını hayatı boyunca içinde bir pranga gibi taşımış olan Kafka, otoriteyle bireyler arasındaki güç çatışmasını Şato’da bir kez daha gözler önüne serer ve “ölümsüz eser” tanımını sonuna kadar hak eder.
₺18,00 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

Güvenin Ölümü, Virginia Woolf’un dilimize ilk kez çevrilen denemelerinden oluşmaktadır. Bu metinler yazarın sanattan edebiyata, yazarlardan dostlarına kadar uzanan engin ve eşsiz düşüncelerini bir araya getiriyor. Olaylara ve insanlara bakışındaki tedirginlik ve eleştirel yaklaşımıyla, Virginia Woolf sevgili okurlarını keyifli bir yolculuğa davet ediyor.

 

₺18,00 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

Dünya edebiyatının üzerinde hâlâ en çok konuştuğu ve yeniden yeniden yorumladığı Dönüşüm, modern insanın sistem karşısındaki çaresizliğini dile getiren ve sezen ilk eserdir. Buradaki metaforik dönüşüm, insanın sistem karşısındaki çaresizliğinin ve sıkışmışlığının özetidir. Toplumdaki tüm beklentilerin insanın üzerinde yarattığı baskı giderek bireysel bir faşizme döner, bireyi yavaş yavaş insani olan tüm özeliklerinden uzaklaştırır ve böylece de geriye doğru bir evrim işlemeye başlar.

Dönüşüm, her okuduğunuzda insana ve insanın yarattığı sisteme yeniden ve hayretle bakmanızı sağlayacak, bahçıvanını eğiten bir bahçe gibi sistemin bizi nasıl dönüştürdüğüne şahit olacaksınız.

₺7,50 KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil
Will Trent, Grant County'ye ulaştığında, karşısında kendisini korumaya kararlı bir polis teşkilatı bulur. Polis memuresi Lena Adams'ın sakladığı sırların yanısıra, teşkilatın gözde polis şefinin ölümünün üzerindeki kuşkular henüz dağılmamıştır. Şefin ölümüyle dul kalan ve yıllar sonra Şükran Günü tatilinde ailesini görmeye kasabaya geri dönen Dr. Sara Linton, gözaltında yaşanan bir ölüm vakasını çözmek için Will Trent'in yardımına ihtiyaç duyar. Güvenlik güçleri bir yandan donmuş gölden çıkarılan bir genç kız cesediyle ilgili soruşturmayı yürütürken, Will Trent de kasabanın polis teşkilatını sanık sandalyesine oturtur. Kararlı ve karmaşık iki kadın arasındaki kişisel mücadelenin ortasında kalan özel ajan Will Trent, polis şefi Tolliver'ın ölümüne ilişkin gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışırken çok daha tehlikeli, ölümcül bir sır perdesini aralayacaktır. Dünya çapında yüksek satış rakamları yakalayan usta polisiyeci Karin Slaughter'ın, özel ajan Will Trent karakteri etrafında gelişen sürükleyici serisi, Paramparça ve Acımasız'dan sonra şimdi de Darmadağın'la Kırmızı Kedi tarafından yayımlanmaya devam ediyor.

"Slaughter duygusal gerilimi su?rekli u?st çizgide tutuyor."
-Publishers Weekly-

"Slaughter gu?nu?mu?zu?n belki de en bu?yu?k kadın polisiye yazarı."
-Library Journal-
(Tanıtım Bülteninden)
₺20,84 KDV Dahil
₺27,78 KDV Dahil

“Bir ressamın bir başka ressam üzerine yazdığı, bu elinizde tuttuğunuz kitap, Türkçede benzeri olmayan bir kitaptır. (…)
Bu, dünya görüşleri birbirinden farklı, sanatları birbirinden ayrı yollarda ilerlemiş iki sanatçının dostluğunun kitabıdır…
Tek sözcükle bir vefa kitabıdır.”

-  Ferit Edgü -

Ressam Abidin Dino, ressam Fikret Muallâ’yı anlatıyor. Kendisi bir öykücü gibi, Muallâ’yı bir öykü kahramanı gibi anlatıyor. Gören Göz İçin Fikret Muallâ’da Abidin Dino, 1930’larda Bakırköy Akıl Hastanesi’ne yaptıkları bir ziyaretin anısıyla başlayarak Ayasofya’dan Galata’ya, Bakırköy’den Saint-Anne’a, İstanbul’dan Paris’e bütün duraklarıyla, ölümde sonlanan yolculuğunda Fikret Muallâ’nın hayatındaki kırılma noktalarını, dönemiyle, dönemin şartları ve insanlarıyla birlikte dile getiriyor…

Abidin Dino, Fikret Muallâ ile olan derin dostluğunu bir dil şölenine dönüştürürken, resim sanatı üzerine de önemli yorumlarda bulunuyor.

₺24,00 KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil

Çocukluğunu bir oyukta geçirmiş genç bir hırsız, özgürlüğün ateşli bir savunucusu haline gelebilir mi? Yahudi bir dolandırıcıdan ünlü bir doktor olur mu? Peki ya yeni yetme bir kız hatırı sayılır bir moda tasarımcısına nasıl dönüşür?

Cevaplar Venedik’te saklı…

Roma, 1515. Ebedî şehrin lağımlarında yaşayan Mercurio, yalnız ve yetenekli bir dolandırıcı, bir kılık değiştirme ustasıdır. Soyduğu Yahudi tüccarı öldürdüğünü zannedince Venedik’te gizlenmeye karar verir. Karmaşık labirentlerle dolu yolculuğu sırasında ise Yahudilere yapılan zulümlerden kaçma ümidiyle lagüne gelen güzel Giuditta’yla tanışır. 

Aşkları, Mercurio’nun çevirdiği dolaplarda ona suç ortaklığı eden Benedetta’nın kıskançlığından Avrupa’daki ilk gettonun kurulmasına kadar pek çok tehlike ve engelle karşılaşacaktır. Venedik hem yuvaları hem de zindanları olacak, kaybolma ve yeniden bir araya gelme umutlarına ev sahipliği yapacaktır. İnsanlığın ezeli tutkularının, nefretin ve sevginin körüklendiği sapkın, karanlık ve büyüleyici bir devrin doruk noktasında geçen bu roman, ilk sayfadan son sayfaya kadar çarpıcı ve heyecan verici bir şekilde ilerliyor.

“Göğe Dokunan Kız’ın sayfaları arasında özgürlüğün kokusunu alabiliyorsunuz. Luca Di Fulvio, çarpıcı ve akıcı anlatım tarzıyla 

okuru romana âdeta bağımlı kılıyor.” 

- Ornella De Luca  -

 “Kolay anlaşılır ama incelikli bir dille yazılmış bu kitabı okurken kendinizi Venedik sokaklarında buluyorsunuz. Genç yaştaki kahramanların tuzaklar ve tehlikeler, yenilgiler ve zaferler sonrasında büyüdüğünü ve olgunlaştığını göreceksiniz… 

Tarih hayranlarına, romantizm sevenlere ve keyifli bir okuma deneyimi arayan herkese bu zengin içerikli kitabı kaçırmamasını öneririm.” 

- Letteratura e cinema  -

 

₺48,54 KDV Dahil
₺64,72 KDV Dahil

Nihan Kaya, yaratıcılığın “fildişi kuyu” olduğunu iddia ediyor. Bütün bir psikanalitik düşüncenin panoraması olan Fildişi Kuyu, farklı türde edebiyat metinlerinin, çeşitli estetik teorilerinin iç dinamiklerini tartışıyor, psikanalitik kuramın edebiyata nasıl ve ne şekilde uygulanabileceğini örneklerle gösteriyor. Genişletilmiş ve gözden geçirilmiş tekrar baskısıyla Fildişi Kuyu yeniden okurla buluşuyor.

 

“Edebiyatçılar tarihte sık sık fildişi kulede olmakla suçlandı. Halbuki edebiyatçı, ‘fildişi kuyu’dan yazıyor. Evet, burası fildişi. Ama dünyaya yukarıdan bakan, hayattan kopuk bir kule değil. Bilakis, ‘dikey hayat’la, yüzeyde olan biten her şeyin deriniyle, iç dinamikleriyle meşgul bir sondaj kuyusu. Edebiyat da psikoloji de, görünen gerçekliğin altındakilere ulaşmayı amaçlıyorlar. Yazar eserini hazırlarken gündelik hayatla arasına mesafe koymak zorunda; ama hayatın dışından değil, olabildiğince derininden bir çaba bu. Bu yüzden edebiyat ve psikoloji, bize fildişi bir kuyunun içinden sesleniyor, bizi o fildişi kuyunun içine çağırıyorlar.”

₺31,50 KDV Dahil
₺42,00 KDV Dahil

“Boşluğa doğru yol alacak hikâyem çok kısa zamanda unutulup gidecektir.

Unutulmamak hayata ait değil zaten.

Ama... Hiç umulmadık insanların da yazılı tarihleri olur bir yerlerde.”

 

Bu dünyayla aynı dili konuşmayan, aynı pencerelerden bakmayan ve aynı kapılardan geçmeyen, çoğunluğun ezberi dışında kalan yönleriyle, alışılmışın dışında görme biçimleriyle bilinçdışındaki asıl dünyasına körü körüne bağlı bir kadın. Topluma göre ise belki de sadece “öteki”.

“Ben bir hiçtim. Ben her şeydim. Ne olursam olayım, vardım.

Ben de biri idim.

Tokalaşmak istemediğiniz biri.

Çevrenizi dikkatle taradığınızda bile gözlerinizin görmeyi atladığı biri.

Rağmen biri.”

Çıkmaz sokakların ve mutlu sonla bitmeyen masalların da kahramanları olur. Efendilerle, çiçeklerle, patronlarla, komşularla, dikenlerle, devlerle, Nene’yle, ağaçlarla, susamlı akide şekerleriyle, cücelerle, yoldaşlarla, kardeşlerle dolu bir hayatın içinde o hep kendine ait tek parçanın peşinde: Küçük’ün.

Dünya dönüyor. Disko topu dönüyor. Döndükçe bir şeyler değişiyor. Birileri gidiyor, birileri dönüyor...

₺13,50 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
Her gün işe yapayalnız yürüyordu. Sanki caddelerde herkesin kendisine eşlik edeceği, birlikte güleceği, sırrını paylaşabileceği ve dirseğiyle dürteceği birileri vardı. Her şeyi çoktan çözmüş olan o genç kız grupları. Birbirlerine sokulmuş, kafa kafaya verip fısıldaşan tüm o çiftler ve işe gitmeden önce arabalarının yanında dedikodu yapan tüm o komşu kadınlar… 

Kate Battista hırçın, çünkü annesi ölünce kız kardeşine göz kulak olmak zorunda kalmış. Kate hiç uslu bir kız değil, botanik dersinin hocasına kafa tutunca üniversiteden atılmış. Babası bilimsel araştırmalarıyla öylesine meşgul ki, Kate hem bir anaokulunda çalışıyor hem de evi çekip çeviriyor. Pek değerli asistanı Pyotr’un vize süresi bitmek üzere iken babasının aklına parlak bir fikir geliyor: Onun Amerika’da kalabilmesi için Kate ile Pyotr evlenebilirler, neden olmasın? Kate çok öfkeli, galiba babası dahil etrafındaki herkes aklını kaçırmış.  

“Hırçın Kız’ın Baltimore’da ne işi var?” demeyin. Bütün şehirler hırçın kadınların istilası altında. Sirke Kız, Pulitzer Ödüllü Anne Tyler’dan ehlileştirilmeyi reddeden kadınlara matrak bir hediye.
₺17,36 KDV Dahil
₺23,15 KDV Dahil
Polisiye meraklılarının kaçırmaması gereken bir roman. TessGerritsen’in en iyi kitaplarından biri. 
San Francisco Review of Books 

Korku filmi yapımcısı genç bir kadınla, bekâr bir muhasebecinin cesedi bulunduğunda bu iki farklı cinayeti birbirine bağlayan hiçbir kanıt yoktur ortada. Cesetlerde belirgin yaralar bulunsa da ölüm sebebi belli değildir. Adli tabip MauraIsles bu iki cinayetin birbirine bağlı olabileceğini düşününce, dedektif JaneRizzoli hummalı bir araştırmaya girişir.  
Soruşturma geçmişte büyük bir taciz vakasının kurbanı olan genç bir kadına, gerçek bir hikâyeye dayanması muhtemel bir korku filmine, gaddar ve sıra dışı ölümlere maruz kalmış azizlere doğru genişler. Rizzoli ile Isles tam katili köşeye sıkıştırdıklarını düşündüklerinde çok uzun süre saklı kalmış bir sır yüzeye çıkıp başka masumların da hayatını tehdit etmeye başlar...
₺28,50 KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil
Yağmur böyle güzel yağar mı bir daha şimdi çıkıp ıslanmazsak? 


“O gün, bana ‘Sinemaya gidelim mi?’ diye sordu. 3391 kilometre öteden, şehirlerce, denizlerce uzağımdan… Yanımdaki insanlar görmezken beni, o bana imkânsız olduğunu bile bile ‘Sinemaya gidelim mi?’ dedi…” 
  
Aylarca sesini duymadığınız, yüzünü görmediğiniz, dokunmadığınız, kokusunu almadığınız, aynı sokaktan geçme ihtimalinizin dahi olmadığı, aynı fotoğrafın içinde bile bulunamayacağınız, sizden kilometrelerce, hatta denizlerce, adalarca ve şehirlerce uzakta olan bir insana âşık olur muydunuz?  
  
Kendinize yapar mıydınız bunu? 
  
Bu hikâye, uzak bir ilişkinin hikâyesi! Birbirlerini görmeden ve duymadan, aylar boyunca gece gündüz konuşan; birbirlerine bu kadar uzak, ama bir o kadar da yakın olan; aralarına giren onca kilometreye rağmen birbirlerine âşık iki insanın hikâyesi! Burası bizim gezegenimiz, burada her şey anını bekler. Burası, bizim 3391 kilometrelik gezegenimiz…
₺29,25 KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil
Sen yeter ki küçük, güvenli alanından çıkmaya cesaret et, hayat sana kocaman sürprizlerle gelecektir. 

Yirmi altı yaşındaki Nell, bu zamana kadar Paris’e hiç gitmemiştir. Hatta erkek arkadaşıyla bir hafta sonu kaçamağı bile yapmamıştır. Çünkü o öyle maceracı kızlardan değildir. Her şeyi hesaplamak, alacağı kararların artısını eksisini düşünmek zorundadır.  
Ancak erkek arkadaşı planladıkları romantik Paris gezisine son dakikada gelemeyeceğini söyleyince Nell artık bazı şeylerin değişmesi gerektiğini fark eder. 
İngiltere’den kalkıp Paris yolculuğuna bir başına çıkar ve orada küçük motoruyla ilginç bir tipe benzeyen Fabien’la tanışır.  
O andan sonra Paris gezisi Nell için ya bir seri katil tarafından öldürüldüğü ya da hayatının en harika zamanlarını geçirdiği bir hafta sonu kaçamağı olacaktır.  

“Harika bir hikâye anlatıcılığı.” 
Elle 

“Mükemmel bir kitap.” 
Woman and Home 

“Tam bir Paris romantizmi. Zevkle okumalık.”  
People Magazine 

“Eski zamanlardan kalma bir aşk hikâyesi gibi. Jojo Moyes âdeta elimizden tutup bizi Paris’e götürüyor. Ah, amour!” 
USA Today  

“Elinizde sıcak bir çayla koltuğa kıvrılıp okuyabileceğiniz o rüya gibi kitaplardan.”  
Miami Herald
₺17,36 KDV Dahil
₺23,15 KDV Dahil
Konuşmamız gereken şeyler var. Mesela kırgınlıklar; keşke aldırılabiliyor olsalar. Solgun duruyorsun, yumuşacık yastığına hasret bırakıyor olmalı seni dargınlıklar. Üzgün görünüyorsun ve belli ki içinde amansız savaşlar veriyorsun. 
Canını yakıyor olmalı “aldığın yaralar”! Bari yemene içmene dikkat ediyor musun? 
Ayakta kalmaya çalışıyor, “Üzüntülerimi kimse bilmesin” diyorsun ama daha ne kadar dayanabilirsin tabii onu da kestiremiyorsun. 
Birçok şeye anlam veremiyor, seni neden ısrarla üzdüklerini bir türlü anlamıyorsun. Ah şu insanlar! “Üzmekten” mutluluk duyanlar var. Ama Allah da var. 
İnsanlar üzerler; üzülmeni de çok önemsemezler. Kimse annen değil ki acıyan yerlerinden öpsünler. Biraz dikkat et kendine, hiç önem vermiyorsun değil mi uyku saatlerine?
Toparlan lütfen ve bu kadar çok üzülme. 
Yanaklarına haksızlık ediyorsun; yakışmıyor işte yanaklarına gözyaşı, neden ısrar ediyorsun? 
Boş ver, aldırma artık seni kırıp ağlatanlara... Kızarım ben onlara! Sen düşünme şimdi bunları. Koş hadi mutluluğa ve sakın dönüp ardına bakma!
₺11,81 KDV Dahil
₺15,74 KDV Dahil
Üzdüler seni değil mi, kırdılar, canını sıktılar? Bırakıp gitmek istedin ne varsa, “Allah belasını versin” dediğin zamanlar oldu mutlaka. 
Gözyaşın aktı, annenin öpmeye kıyamadığı yanaklarına. Çıkmak istemedin evden bazen, sarılıp yastığa kimsede hissedemediğin “sıcaklığı” aradın yatağında. Üstüne üstüne geldiler, anlamını yitirdi sevdiğin ne varsa. 
Yaklaş bir şey söyleyeceğim kulağına; boş ver, aptal onlar halden anlamazlar. 
Sen iyi bak kendine. Dikkat et yemene içmene; sıkı giyin, çorapsız basma yere. 
Gördün işte kimsen yok senden başka. İçindeki çocuğun ellerini hiç bırakma ve sımsıkı tutun inandıklarına. 
Tabii bir de kendini bir şey sananlar var. 
“Şey” ne demek peki? 
Hiçbir şey! 
İsimsiz, tanımsız, anlamsız! 
Sıfırın, “sözelci” olanı!
₺13,19 KDV Dahil
₺17,59 KDV Dahil
Kimler yoktur ki Maupassant’ın dünyasında: Köylüler, askerler, masalarında geviş getirip gırtlaklarına kadar kırtasiyeciliğe batmış bürokratlar, genç burjuva bohemler, hanımefendiler, taşra eşrafı, hali vakti yerinde ama gözlerini hırs bürümüş çiftçiler, açgözlü küçük burjuvalar, genelev sahipleri ve fahişeler, denizciler, rahibeler, doktorlar… 19. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da yaşayan hemen herkes, çürümeye yüz tutmuş bir toplum tablosunu tamamlar! 

Anlaşılacağı gibi, giderek değişen dünya düzeni karşısında Maupassant’ın karamsar, daha doğrusu dehşet dolu bir bakışı vardır. Burjuva hayatına duyduğu tiksintiyle Romantizm, varolanları olduğu gibi yansıtma isteğiyle Naturalizm ve genel bir eğilim olarak da Realizm karışmıştır hikâye ve romanlarına. Paranın ve maddi değerlerin peşinde koşan burjuva insanının ahlaki sorumluluklarından sıyrılıp “iki ayaklı bir hayvana” evrilmesinden duyduğu korkular kimi zaman Poe tarzında fantastik hikâyeler yazmasına yol açacaktır… 

Pierre ve Jean, Maupassant’ın en derinlikli, eleştirel bakışını toplumun ücralarına kadar genişlettiği sarsıcı romanlarından biri...
₺12,00 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
“Karin Slaughter bizi diğer romancıların gitmeye cesaret edemediği, derin ve karanlık yerlere götürüyor. Günümüzün en cesur polisiye yazarlarından biri.” 
Tess Gerritsen 

“Amerika’nın en iyi polisiye yazarlarından biri.” 
The Washington Post 

Atlanta’nın varlıklı bir semtinde, güzel bir evde genç bir kız hunharca katledilmiş ve başka bir kız da kaçırılmıştır. Genç kızın annesi, cesedin başında bulduğu yabancıyı kendi elleriyle öldürür, ancak öldürdüğü kişi gerçekten kızının katili midir? Ya da öldürülen, kendi kızı mıdır? 
Olayı inceleyen iki dedektif Will Trent ve Faith Mitchell’ın zamana karşı yarışı başlar. Hem cinayeti aydınlatmak hem de kaçırılan genç kıza, henüz hayattayken ulaşmak zorundadırlar. 
Paramparça’da Karin Slaughter, iz peşinde geçen üç günün soluk kesen hikâyesini anlatıyor. 

Genç kuşağın en sevilen polisiye yazarlarından olan Karin Slaughter’ın kitapları dünya çapında 32 dile çevrildi, 30 milyon okura ulaştı. Paramparça, İngiltere ve Hollanda’da çok satanlar listesine bir numaradan girdi ve haftalarca kaldı.
₺20,84 KDV Dahil
₺27,78 KDV Dahil
Yirminci yüzyıl edebiyatına damgasını vuran yazarlardan Virginia Woolf, roman sanatında "bilinçakışı" tekniğini ustalıkla uygulamasıyla bilinir. Woolf'un en otobiyografik romanı olarak nitelenen Deniz Feneri, yazarın kendi ailesinden izler taşır. Sıcak ve içtenlikli bir aile atmosferiyle dokunan roman, 1. Dünya Savaşı öncesi İngiltere'sinin geleneksel aile yaşamının felsefi ama son derece özel bir portresini çiziyor. Deniz Feneri, kadının toplumdaki yerini ve hayatta evlilik dışında anlamlı bir hayatı olup olamayacağını derinlemesine irdeleyen bir roman.
₺15,28 KDV Dahil
₺20,37 KDV Dahil
KARANLIK BİR GÜÇ. 
TEHLİKELİ BİR SİHİR. 
UMUTSUZ BİR PLAN. 

MEİRA SİHRİNİ KULLANMAYI ÖĞRENİP DÜNYAYI KURTARABİLECEK Mİ? 

Gece Gibi Ayaz için övgüler: 

“Fantastik Kurgu hayranları bu kitabı bir solukta okuyacak ve son kitap için sabırsızlanacak.” 
-School Library Journal
₺20,84 KDV Dahil
₺27,78 KDV Dahil
Farklı şekilli kaç yaprak bulabilirsin? Kaç mavi renkli nesne? 
Kırmızı bir ip parçası bulabilir misin peki? 
Buldun diyelim, onları ne şekilde kullanırsın? 


Paralama Defteri’nin yaratıcısı, sizleri dünyayı keşfetmeye ve bulduğunuz nesneleri yaratıcılığınızı ve şansınızı kullanarak dönüştürmeye davet ediyor. 

Çerçöp Avcısı’nda minyatür bir şey, yeşil bir leke, doğduğunuz yıldan kalma bir şey, kullanılmış bir zarf gibi rastgele nesneleri toplayacağınız sıradışı bir hazine avına çıkacaksınız. 

Avınızı tamamladığınızda gelişigüzel açtığınız bir sayfanın altında yer alan; benek ekle, üzerinde tepin, katla, bir kıyafete dönüştür, güzelleştir gibi talimatlarla dönüşüm aşamasına geçeceksiniz. 

Bu sayede alışkanlık haline getirdiğiniz düşünme ve davranış şekillerinden kurtulup yeni bağlantılar kuracak, daha önce cesaret etmediğiniz şeyler deneyecek ve kendi deneyimlerinizden ve çevrenizden ilham alarak, size özel Çerçöp Avcısı’nı yaratacaksınız. 


“Keri Smith her yaştan maceraperestin dünyayı basit nesnelerden ibaret olarak değil ilham kaynağı olarak görmelerini sağlayacak.” 
GeekDad 

“İnsanları normalin dışına çıkıp benzersiz bir şey yaratmaya itecek bir kitap. Verdiği talimatlar mizacınıza ters düşse de, hiçbirini uygulamaktan çekinmeyin. Ortaya çıkanlara inanamayacaksınız.” 
Hawwa 

“Oradan oraya koşturmaktan vakit bulamadığımız, başlarımızı telefonlarımıza gömdüğümüz bir dünyada Keri Smith durup etrafımıza bakınmamızı ve her gün gördüğümüz nesnelerdeki güzelliği keşfetmemizi sağlayacak bir eser ortaya koymuş. Çerçöp Avcısı içinizdeki yeteneği ortaya çıkaracak.” 
Games Fiends 

“Keri Smith, aktivite kitapları hayranlarının gurusu.” 
The Believer 

“İnsanları dünyayı sorgulamaya ve her kokuyu, dokuyu ve gizemi keşfetmeye teşvik eden bir yazar.” 
TIME Magazine
₺24,31 KDV Dahil
₺32,41 KDV Dahil
Mihail Afanasyeviç Bulgakov Kiev´de doğmuştur. Fantastik öğelerin egemen olduğu yapıtlarıyla 1960´larda üne kavuşmuştur. Mizah yazarı olmasına rağmen , Gogol için kullanılan ´´ciddi olan hiçbir şeyi beceremez´´ tabiri Bulgakov için de geçerlidir. En kayda değer eseri ´´Usta Ve Margarita´´ ve ´´Köpek Kalbi´´dir. 
Bulgakov, 5 Haziran 1931´de imzalanan anlaşma ile Leningrad´daki Kızıl Gosnardom Tiyatrosunun emri üzerine gelecekteki savaşı anlattığı bu fantastik piyesini yazmıştır. ´´Adem ve Havva´´ adlı oyun, ülke tarihinin ve yazarın hayatının karmaşık olduğu bir dönemde yazılmıştır. 
Ağaçtaki elmayı tadarak cennetten kovulan, iyiliği ve kötülüğü kavrayan ilk insanların İncil´de geçen efsanesi, felaket karşısında insanlık için çıkış yolu arayan modern 
tarihteki bilim adamının hikayesi Bulgakov´un kalemiyle kırıldı. Ama bu en çok da kendi yolunu kendi çizen insanın çırpınışlarıydı.
₺8,24 KDV Dahil
₺10,99 KDV Dahil

İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi ordusu, Polonya, Danimarka, Norveç ve Fransa’yı işgal etmiş, Kuzey Afrika’ya yönelmişti. Asıl hedefinin Sovyetler Birliği olduğunu yıllar önce yazdığı Kavgam’da ilan eden Hitler, tüm bu işgallerin bunun bir ön hazırlığı olduğunu ifade ediyordu. Nitekim 1941 Haziran’ında Nazi ordusu, tarihin en geniş çaplı askerî harekâtı sayılan ünlü Barbarossa Harekâtı’na kalkışmış, Almanlar Sovyet topraklarına girerek Moskova’ya doğru ilerlemeye başlamıştı.

İşgale karşı vatan savunması”nın yanı sıra “faşizme karşı sosyalist direniş”in epik destanı Moskova Önlerinde, bu tarihî günleri anlatır. Savaş muhabiri olan Aleksandr A. Bek’in, Kazah komutan Momiş-Uli ile yaptığı röportajı temel alan eser, tamamen gerçek kişi ve olaylara dayanmaktadır. Bu tarihî belgesel anlatı, Bek’in usta kalemiyle, heyecanla okunan, nefes kesici bir yapıta dönüşür.

General Panfilov’un askerî dehasının örneklerini gördükçe, Momiş-Uli’nin Kazahistan steplerinden edindiği avlanma deneyimlerini savaş alanına uyarlayışını okudukça, Kızıl Ordu askerlerinin savaşa sadece askerî teçhizatla değil, psikolojik olarak da hazırlanışını izledikçe, Almanların savaşı kaybetme sebebinin “Rus kışı”ndan (ya da daha bilinen ifadesiyle General Kış’tan) fazlası olduğunu anlayacaksınız.

Moskova Önlerinde, benzersiz bir okuma deneyimi vadediyor. Hem de bir solukta!.. 

₺30,00 KDV Dahil
₺40,00 KDV Dahil

Romanları Yaşamak, yazarın, farklı zamanlarda yazılmış ve yayımlanmış yazılarından bir seçki. Yazılarında ele aldığı romanlara bir başka açıdan bakıyor yazar. Birer yazınsal metin eleştirisi olarak da  okunabilecek olan bu örneklerin ortak noktası, okurun bakışını  psikanalitik duyarlılığa çağırıyor oluşu. Kitap, yazarın daha önceden yayımlanmış olan, Birey Sorunsalı/ ‘Psikanaliz ve Eleştirel Bir Bakışla Marksizm’; Hayal, Hakikat, Yaratı; Boşluğa Açılan Kapı; Spinoza ve Felsefesi kitaplarındaki bakışın devamı niteliğinde ve yazarın bundan sonra yayımlanacak olan, ‘yaratıcı edim’in çözümlemesi ve tartımını ‘estetik-poetik’ eksende yürüten çalışması için de bir ön okuma imkânı sunuyor.

 

Romanları Yaşamak, alışıldık edebi değerlendirmelerin ötesine geçilebilmesini sağlamakta, roman okumaya bir başka derinlik katmaktadır. Nitelikli edebiyat okumaları için mutlaka edinilmesi gereken bir yapıt…

₺21,75 KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil

Güçlü bir İskoç şefinin gayrimeşru oğlu olan Duncan Campbell, işlemediği bir suç yüzünden on yıldır sürgündedir. Hain damgasının gölgesinde geçirdiği yılların ardından, adını temize çıkarma isteğine daha fazla karşı koyamaz ve İskoçya’ya geri dönmeye karar verir. Bu, ihanetini unutamadığı tek kişinin, aşkın yıkıcı gücünü ona kanıtlayan kadın olan Jeannie Gordon’un yardımını istemesi anlamına gelse bile...

 

Jeannie Gordon, aşkını ve güvenini paramparça eden adamı yıllar sonra karşısında bulunca, hayatı yeniden tepetaklak olur. Artık o âşık ve saf kız değildir, tehlikeli sırları olan bir kadına dönüşmüştür. Ancak Duncan ve Jeannie, güvensizlik ve ayrılıkla harmanlanmış olsa bile, aralarındaki tutkunun daha cesur bir şekilde tekrar alevlenmesine karşı koyamazlar. Çözmeleri gereken entrikaların ortasında kalmış olmalarına rağmen kabullenmeleri gereken bir gerçek vardır; o da kaderlerinin birbirine mühürlenmiş olduğudur...

₺30,00 KDV Dahil
₺40,00 KDV Dahil

Bu kez kendi adını seslendi mübaşir:

“Ayşe Çatakkoyak!”

Sesi duyunca iyice ürperdi, duruşma salonuna girdi. Çıt çıkmıyordu salonda. Bütün gözler ona çevrilmişti. Onu da dinleyecekti yargıçlar. Daha önce dinledikleri tanık Ali Oğlan:

“Memme Ellez Emmi, ne diyeceğimi unuttum, bir daha deyiver” demişti.

Savcının, kafasında soru işaretleri doğmaya başlamıştı. Dinlenen tanıkların çoğu yalancı tanık çıkmıştı.

“Bu da mı öyleydi acaba?” dedi kendi kendine.

 Mübaşir bağırdı.

“Ayşe Çatakkoyak, ana adı Hürü, baba adı Ahmet, 1941 doğumlu!”

“Evet.”

“Doğru söyleyeceğine yemin eder misin?”

“Ederim...”

“Anlat kızım.”

“On üç kişi kadardılar. Kırtıl arasından yürüyorlardı. Ak Kaya’nın önünden geçip gittiler. Aralarında konuşuyorlardı: ‘Hafızı öldürelim!..’ dediler. Sonra duyduk ki Hafız öldürülmüş. Sanırım bunlar öldürdü hakim bey.”

Mehmet Duman:

“Yalnız ben öldürdüm hakim bey!” diye itiraz etti.

“Söz verilmeden konuşmayın” dedi yargıç. Sonra hafif doğruldu, tanığa baktı:

“Kızım bak doğru söyleyeceksin. Bu on üç kişiyi nasıl gördün?”

“Ayın ışığı vardı, koyak apaydınlıktı.”

“O gün ay ışığı vardı demek.”

“Vardı, hâkim bey.”

₺11,25 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

Geçmişe yönelik bir hafızayı tesis ederken günümüzden geçmişi nasıl yorumlayabiliriz, geçmişle kurduğumuz ilişkiyi nostaljinin ötesine nasıl taşıyabiliriz soruları da üzerinde durduğumuz ve önemsediğimiz meselelerdi. Melodram ve güldürü türlerinin ağırlıkta olduğu Yeşilçam’ı ve mevcut sinema birikimimizi ele alırken hem kuşatıcı hem de sorularla filmlerdeki meseleleri derinleştiren bir bakış açısı yakalamak önemsediğimiz bir konuydu. Bilim ve Sanat Vakfı’nda Sinema Genel Müdürlüğü'nün desteği ve İstanbul Şehir Üniversitesi’nin katkılarıyla düzenlediğimiz Eskimeyen Film Günleri etkinliği de bu çabaların bir ürünü olarak doğdu.

Metin Yazarları:
Aslan Erdem Murat Tolga Şen
Celil Civan Nezih Erdoğan
Havva Yılmaz Özge Özyılmaz
Hüseyin Etil Peyami Çelikcan
Meltem İşler Sevindi Tuba Deniz
Mesut Bostan Yasin Aydınlık
Murat Tırpan Yusuf Ziya Gökçek
₺31,50 KDV Dahil
₺42,00 KDV Dahil

20. yüzyıl Alman edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Hans Fallada’nın, 1928 Almanya’sının fotoğrafını çeken Köylüler, Kodamanlar ve Bombalar romanı, Büyük Buhran döneminde iyice yükselen vergilerin ateşlediği bir toplumsal ayaklanmayı ve bu durumu kullanan siyasi komployu konu alıyor. Fallada, Almanya’nın küçük bir kentinde yaşanan olaylar ışığında, ülkeyi adım adım Hitler’in ellerine bırakan koşulların, siyasiler, basın, işçi ve köylü temsilcileri sacayağında nasıl hazırlandığını, benzersiz bir gerçeklik duygusuyla dile getiriyor.

Fallada, “herkesin herkesle savaşını” anlatmakta o denli usta ki, o küçük kentte elbirliğiyle hazırlanan komplonun tüm aktörleri; basının siyasilerle işbirliği içinde olduğu, rakip gibi görünen gazetelerin el altından aynı patrona çalıştığı, böylece yapılan kontrollü muhalefetle kitlelerin öfkesinin yatıştırıldığı ya da tahrik edildiği, Nazilerin parti arkadaşlarından, Kızılların yoldaşlarından şüphelendiği bu güvensiz ve provokasyona açık ortam bugün de geçerliğini sürdürüyor.

“Bu kadar gerçekçi, bu kadar dürüstçe, hayata bu kadar yakın yazdığı için Fallada övgüyü hak ediyor.”

-HERMANN HESSE-

₺43,50 KDV Dahil
₺58,00 KDV Dahil
Polisler insanları güvenlik hattının dışına itmeye başladılar. Kalabalık ile rehineler birbirlerine karışmıştı. Polisler herkesi güvenlik hattının dışına çıkardılar. Tam anlamıyla bir hengame yaşanıyordu. Korkudan herkes arka sokaklara kaçışmaya başladı. İçeride ağlayan rehine kadın mağazaların önünden geçerken çantasından küçük bir torba çıkarıp içindekileri avucuna boşalttı. Avucunun içine parlak mavi elmaslar döküldü. Gülümseyip elmasları çantasına koydu.
₺11,99 KDV Dahil
₺15,99 KDV Dahil

“Bir yanımız çöl bir yanımız deniz…”

“Zaman döngüseldir ve farklı seçimler yapsan da aynı hayatı yas¸arsın. Sana verilmis¸ bir ömür vardır. Bu dünyadaki zamanın bellidir. Ve her s¸ey bir denge içindedir. Biz... Daha dogˆrusu ben, o dengeyi bozdum…”

Aynı gün aynı hastanede doğmalarıyla başladı her şey. Bir hayatın birden fazla kez yaşanabileceğinin ve yarım kalmış her hikâyenin tamamlanmaya muhtaç olduğunun bir kanıtıydı onlar. Peki Mecnun bu sefer Leylasına kavuşabilecek mi? Yoksa yine çölde mi açacak gözlerini? Çünkü o çöl çaresiz âşıkların son durağıdır. Kavuşamayan âşıklar o çölde aralar sevdiğini, kavuşanlarsa emlakçı emlakçı dolanır dururlar, 2+1 kombili.

Yayınlandığı dönemde izleyicisini ekrana kilitleyen Leyla ile Mecnun, bu kez bambaşka bir hikâye ile sevenleriyle yeniden buluşuyor. Mecnun, İsmail Abi, Erdal Bakkal, Baba İskender, Yavuz Hırsız, Yedek Kamil, Gözlüklü Çocuk Kaan ve Aksakallı Dede bu kez bambaşka bir maceranın peşine düşüyor. O geminin geleceğine ilk günkü gibi inananların, sevdiği kızın gözlerinin içine bakarak ‘seni seviyorum’ diyemeyenlerin, kendi çölünde kaybolanların hikâyesi Leyla ile Mecnun Burak Aksak’ın kalemiyle yeni başlangıçlar için geri dönüyor.

₺19,45 KDV Dahil
₺25,93 KDV Dahil

Naim Kandemir, “Bir Çocuğun Saflığıyla” adlı kitabında Samsun’dan başlayıp metropole uzanan, oradan da ülkenin toplumsal mücadelesine açılan hayat yolculuğundan kesitler anlatırken, “büyümeye” direnerek çocuk kalabilmek ve bunun için mücadele etmek üzerine kurulu bir anlatıyla çıkıyor okurun karşısına. Kitabı okuduğunuzda, asıl mücadelenin politik / toplumsal olandan önce, çocukluk mücadelesi; yani çıkara, iktidara ve sömürüye bulaşmamak, çocukluk dünyasını korumak için verilen mücadele olduğunu anlıyorsunuz. Bu mücadeleyi kaybedip çocukluğunu yitirenlerin, ne kadar “devrimci”, “kahraman” ve “önemli” kişiler sayılsalar da, aslında sahici olmadıklarını, karşı oldukları her şeyi kendi kişisel hayatlarında yaşattıklarını ve sonunda onlara benzeştiklerini…

Naim Kandemir, bizzat hayatın içinden süzülen ve yaşanmışlıklara dair öykülerinde başka bir yaşamdan bahsediyor; emek üzerine kurulu, başta kendisiyle mücadele edip kendisini değiştirmeyi öngören, büyüklenmeyi cahillik, büyümeyi kirlilik, insanlardan bir insan olmayı güzellik sayan, mücadelenin kendisi olmuş bir yaşamdan… Çocukluk insanın ana yurdudur. Ve tüm mücadeleler, öncelikle bu anayurdu kazanmak için verilmelidir. Naim Kandemir, bir çocuğun saflığıyla yaşayabilmek için yeniden başlamaya davet ediyor. 

“Gerçekten hayatı seven, her şeye rağmen hayattan umudunu kesmeyen, hayata sadakatini sürdüren, yaşama sevincini yitirmemiş, iyilik ve umut duygusunu ruhunda söndürmemiş insanların ihtiyaç duyacağı öyküler bunlar. Yazar bize temiz, insancıl, soylu, dürüst insanların hayatlarını inşa etmek ve böyle bir topluma gidecek yolun önünü açmak için bir çocuğun saflığıyla, bu kirli dünyada yeniden başlamak gerektiği çağrısını yapıyor.   

 Bu çağrı, bütün öykülerden çıkan sonucun manifestosuna dönüşüyor. Bu öyküler sadece günlük hayatın psikopatolojisinin ortaya konulmasın değil, aynı zamanda bu patolojinin de dahil olduğu günlük yaşamın bütününün devrimci bir aklın süzgecinden geçirilmişliğinin de öyküleri oluyor.”

-Cengiz Türüdü-

₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

 

“Abidin, gerçeküstücüler gibi, insanoğlu tarihinde, yazar, şair, ressam, mimar, müzikçi, sinemacı, tiyatrocu ayrımının silineceği bir günün geleceğine; bir insanın, yetenekleri doğrultusunda birçok işi birden severek yapacağına, o mutlu yeniden doğuş mitosuna inanırdı. Sanatın bir alanında derinleşmekle, birçok alanında at oynatmak arasında (eğer kişi o atı iyi oynatabiliyorsa), ne nitelik, ne de nicelik açısından bir ayrım görürdü.

 

Bu kitapta, İstanbul’da, Ankara’da, Adana’da, Paris’te yazdığı yazıların hemen hemen toplamını bulacaksınız. Abidin’in, sanat, kültür, şiir, yazın, politika üzerine yarım yüzyıllık bir süreye yayılmış ve her biri sorumluluk bilinciyle yazılmış bu yazıları hiçbir konuda son sözü söylemiyor. Tam tersine, okuru düşünmeye ve tartışmaya çağırıyor.

 

Umarım, Abidin’in ‘yazarlığının keşfi’, genç kuşaklar tarafından kitapları gereğince okunarak, gerçekleşir. Böylece, resimleri mi bir yazarın fırçasından çıkmıştı, yoksa yazıları mı bir ressamın kaleminden çıkmış, gibi sorular da anlamını yitirir.”

₺43,50 KDV Dahil
₺58,00 KDV Dahil
“Körün Taşı yazılarında çoğu kez sanat ve edebiyat alanında yaşanan yasaklamalar, densizlikler karşısındaki tepkilerimi yazıya dökmüşüm, kültür dünyasında egemenlik kurmaya kalkışan bilirbilmezlere karşı öfkemi dile getirmişim, bu âlemde kol gezen cahillere yergi okları fırlatmışım. Körün taşı kelin başına denk gelmiş mi, siz karar verin...” 
Celâl Üster’in gazete ve kitap eklerinde yazdıklarından derlenen bu çalışma, renkli, sıkı ve hınzırca bir deneme kitabı... 2014-2017 yılları arasında yazılan bu yazılardaki tartışma ve olaylar, yakından şahit olduğumuz bir atmosferi ortaya çıkarıyor.
₺19,88 KDV Dahil
₺26,50 KDV Dahil

Kropotkin ülkemizde siyasi görüşleriyle bilindi, bir anarşist olarak onun siyasi fikirleri biliniyor, tanınıyordu. Ancak bir anarşistin edebiyata dair düşünceleri edebiyatçılar için önemli. Bugün onu yeniden okumanın başka bir değeri var. Kendi sözleriyle etrafımızı çevreleyen ön yargılar ormanına balta vuran bir dâhidir Kropotkin. Anarşistlerin işini tanımlıyor bu sözle ve elinizdeki kitapla edebiyata dair muhteşem bir değerlendirme yapıyor. Rus edebiyatına dair en içeriden, en sahici bilgiler sunuyor. Rus edebiyatını başlangıcından bugüne birçok bilinmeyen konuyu aydınlatarak işliyor. Temiz, sade ve fakat derin analizlerle. Bugüne dek iyi bilinen bir şeyleri tersine çeviriyor yazar. Dostoyevski’de övülen, Gorki’de ise itham edilen bazı şeyleri ters yüz ediyor. Sızlanma hastalığını gevezelik olarak yorumlayıp taraflı edebiyatta bir haklılık bulabiliyor.

Rus dili, Rus romanı, Rus destanları, Rus şiiri, Rus tiyatrosu gibi birçok konu hakkında bilgi sahibi olmak isteyen herkesin başucunda olması gereken bir kitap bu.

₺31,50 KDV Dahil
₺42,00 KDV Dahil
< 1 ... 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 ... 28 >