Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)

İlk kitabı Şu Yağmur Bir Yağsa ile hem okurun hem de edebiyat çevrelerinin beğenisini kazanan Kâmil Erdem, Bir Kırık Segâh’ta da iz bırakan anların, gün yüzüne çıkmamış ruh hallerinin üstündeki perdeyi ustalıkla kaldırıyor. Nesneleri yalayan karanlığı, kalpten dudaklara bir türlü ulaşamayan sırları, hafızanın bastırılamayan seslerini betimlerken, sükûnetine gömülerek sıkıntılarını bir duvar misali ören insanları kendine has o derinlikli üslubuyla aktarırken belleklerde yer ediniyor.

Gündelik hayatın nobranlığına karşı nahif ama güçlü bir başkaldırıya kulak kabartıyoruz bir kez daha. Her şeye rağmen gülümsemeyi elden bırakmayan bir umutla…

₺11,20 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

Georges Bataille’ın Lord Auch müstear adıyla 1928 yılında el altından yayınladığı Gözün Öyküsü, 20. yüzyıl edebiyat tarihinin en aykırı metinlerinden biridir. Sayısız değerlendirmeye konu olmuş, edebiyat eleştirisinden felsefeye, psikanalizden sinemaya farklı disiplinlerce ele alınmış bu metin, Battaile’ın estetik anlayışının dışavurumudur: Romaneskten ve psikolojik yorumlamadan arınmış kısa roman.

Çağrışımların büyüleyiciliğiyle ivme kazanan, provokatif hamleleriyle güçlenen ve sinemaya da uyarlanan bu erotika acının, şiddetin, ölümün ve cinselliğin kutsallığının iç içe geçtiği estetik, esrik ve “uygunsuz” bir başyapıt.

(Tanıtım Bülteninden)

₺11,20 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
LARA JEAN VE PETER’IN DÜZELTİLMİŞ SÖZLEŞMESİ  


 PETER HAFTADA BİR KEZ LARA JEAN’E MEKTUP YAZACAK. ELLE YAZILMIŞ MEKTUP, E-POSTA DEĞİL.  

LARA JEAN, PETER’I HER GÜN ARAYACAK. TERCİHEN YATMADAN ÖNCE GÜNÜN SON KONUŞMASI OLACAK.  

LARA JEAN, SEÇTİĞİ BİR DUVARA PETER’IN FOTOĞRAFINI ASACAK.  

PETER KUPÜR ALBÜMÜNÜ MASASININ ÜZERİNDE TUTACAK Kİ KENDİSİYLE İLGİLENEN BİRİ OLURSA SEVGİLİSİ OLDUĞU GÖRÜLSÜN.  

PETER VE LARA JEAN BİRBİRLERİNE HER ZAMAN DOĞRUYU SÖYLEYECEKLER, ZOR OLSA DA.  

PETER, LARA JEAN’İ HER ZAMAN TÜM KALBİYLE SEVECEK.  

“Tatlı ve komik.”  
 Entertainment Weekly  

“Han’ın hikâyesi zamanın ötesinde. Sonuyla hayranlarını memnun edecek tatlı bir aşk hikâyesi.”  
VOYA  


 LARA JEAN’İN 
OKULDAKİ SON YILI TEK KELİMEYLE HARİKA!  


Üstelik sabırsızlıkla beklediği daha pek çok şey var: New York’a yapılacak sınıf gezisi, erkek arkadaşı Peter’la gideceği okul balosu, mezuniyetten sonraki Plaj Haftası ve babasının düğünü. Sonrasındaysa Peter’la üniversiteye gidecektir, hem de hafta sonları eve gelip çikolatalı kurabiye yapabileceği kadar yakın bir üniversiteye.  
Genç kız hayatın daha iyi olamayacağını düşünür, ta ki bazı beklenmedik haberler alana dek.  
Değişimden korkan Lara Jean tüm planlarını baştan yapmak zorunda kalacaktır… Ancak kalbiniz ile aklınız farklı şeyler söylüyorsa hangisini dinlemelisiniz?
₺39,92 KDV Dahil
₺49,90 KDV Dahil
Barcelona’da bir yatılı okulda okuyan 15 yaşındaki Óscar Drai bir anda ortadan kaybolur. Yedi gün yedi gece boyunca Óscar’dan hiç haber alınamaz. 

Óscar şehrin eski bir mahallesini keşfederken tuhaf bir kızla tanışır. Kızın adı Marina’dır. Onu bir mezarlığa götürür. Birlikte her ayın son pazar günü yapılan bir ayini izlemeye koyulurlar. Sabah saat tam onda, siyah kadife pelerinli bir kadın, arabadan inerek isimsiz bir mezarın üzerine tek bir gül bırakır. 

Óscar ile Marina kadını takip ederler. Ve böylece, şehrin sokaklarının altındaki gizemli labirentte, dehşet dolu bir hikâye sarmalı içinde bekleyen karanlık sır perdesi aralanır. 

Rüzgârın Gölgesi ve Meleğin Oyunu gibi uluslararası çoksatan romanlarıyla İspanya’nın yaşayan en tanınmış yazarlarının başında gelen Carlos Ruiz Zafón’dan kült bir genç yetişkin romanı.
₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Odamda Yolculuk 
Dünyanın gizli saklı köşelerini, cennet mekânlarını ve zorlu güzergâhlarını dolaşan yolcuları şaşırtacak, genellikle küçümsenen ve göz ardı edilen bir coğrafyanın ilk gezi rehberini yazmıştır Xavier de Maistre: Odamda Yolculuk. Çevresi otuz altı adımdan ibaret 'kocaman' odasında kırk iki günlük zorunlu bir hapse mahkûm edilen 18. yüzyıl sonu yazarlarından Xavier de Maistre, tutsaklığını ironik bir özgürlük metnine dönüştürmeyi becererek edebiyat tarihine geçmiştir. Kendisini kısıtlayan dış koşullara inat, insanın kendi bedeniyle ruhunu birbirinden ayrıştırmasının mümkün olduğunu öne sürer Maistre; ruhunu istediği her yere, görmeyi arzuladığı her türlü güzelliğe gönderebilmekle birlikte, bedeninin bu yolculukta karşılaştığı yataktan koltuğa, masadan duvarlarda asılı tablolara kadar odanın topografyasını da ayrıntılı biçimde anlatmaktan geri kalmaz. 

Katip Bartleby 
"Yapmamayı tercih ederim." On dokuzuncu yüzyıl ortalarında, Wall Street'teki bir hukuk bürosunda çalışan az rastlanır kişilikteki bir kâtibin ağzından çıkan ve onun hayat felsefesini dile getiren bu ünlü cümle, o günden beri tekrarlanıp duruyor. Kâtip Bartleby, kendisine verilen görevleri yapmamayı tercih ettiğini söyleyerek çalışmanın sınırlarını pasif direnişle çizen bir öncü. İşini son derece kusursuz yapsa da günün birinde 'çalışmamayı tercih eden' Bartleby, hukuk bürosunun sahibi avukatın ağzından anlatılıyor. Kâtibinin inadıyla başa çıkamayan avukat, kapitalizmin kalesinde, devasa binaların duvarlarına bakan masasında, sadece çalışmayı değil yaşamayı da durduran, hiçbir işe yaramayan bu adamdan kurtulmak ister, sonunda akıl ve mantık dışı bir çözüme yönelir. Bartleby'nin hikâyesi, bireyin toplum kurallarına karşı tavrını yansıttığı kadar özgür irade ve determinizm konularına da bir pencere açıyor. Kendini dünyadan soyutlayan, özgürlüğünden taviz vermeyen Bartleby canının istemediği hiçbir şeyi yapmazken kâtibinin çalışmaması karşısında ona hem acıyan hem de öfkelenen avukatın bu direnişe gerekli tepkiyi göstermemesi şaşırtıcı ve düşündürücü. 

Ceza Sömürgesi 
Franz Kafka'nın suç ve ceza arasındaki ilişkiye farklı bir bakış açısı getiren Ceza Sömürgesi, İlknur Özdemir'in yeni çevirisiyle. Adı verilmeyen bir adada, acımasız bir zekâyla kurgulanmış bir mekanizmanın, suçlu ya da suçsuz olmasına bakılmaksızın mahkûm kılınmış insanları burokratik bir katılıkla ve doğal kabul edilen bir yaklaşımla "cezalandırdığı" bir tören. Bir yanda duygusal açıdan olaya mesafeli duran, suskun kalan 'tanık' gezgin, öbur yanda yasama, yurutme ve yargı yetkilerini kendinde toplamış ve bu sorumluluğu kendini kurban etme derecesine vardıran subay. İkisi arasındaki tezat, edilgenlik/etkenlik, kuşku/inanç, akıl/duygu gibi zıt kavramları mercek altına alıyor ve bunları gerçeklikle baş etmenin karşıt olasılıkları olarak okura sunuyor. 

Tembellik Hakkı 
Damadı olduğu Marx'tan ve Proudhon'dan etkilenmiş sıradışı Fransız Marksisti Paul Lafargue'ın zamana meydan okuyan manifesto niteliğindeki metni Tembellik Hakkı, kapitalizmin vahşi çalışma koşullarına olduğu kadar, çalışmaya övgüler düzen 20. yüzyılın Marksist klişelerine de erkenden savaş açmış bir eserdir. Bu kısa ve özlü metin, bir aylaklık övgüsünden ziyade, egemen liberal amentünün beyinleri istilasına karşı bir uyarıdır. Tarihsel bakımdan son derece zengin bu klasik metin, 19. yüzyılın kolektif zihin yapılarını analiz eden toplumsal, ekonomik ve entelektüel bir monografi sunarken, içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda da güncelliğini korumayı başarmaktadır. Makineleşme sayesinde çalışma süresinin kısaltılabileceği, boş zamanın arttırılabileceği yönündeki Lafargue'ın görüşü, üzerinden geçen yaklaşık bir buçuk asra rağmen, çalışma ve tüketme mitlerinin egemenliğinin iyice pekiştiği, "hayat"a daha az yer kalan günümüz dünyasında hâlâ bir talep olarak yerini korumaktadır... 

Satranç 
Mart 1938'de, Almanya'nın Avusturya'yı ilhak etmesinden sonra Gestapo, pek çok manastırın malvarlığını yöneten Viyanalı ünlü avukat Dr. B.'y
₺65,60 KDV Dahil
₺82,00 KDV Dahil
1862 yılında Venedik, Avusturya ordusu ve kar tarafından esir alınmıştır. Avusturya imparatorunun üst düzey bir görevlisi bir geminin kamarasında öldürülmüş olarak bulunur. Görevlinin yanında taşıdığı son derece önemli evraklar da kayıptır. Cinayeti çözmek, yoksul düşmüş asil bir Venedikli ailenin son ferdi olan Commissario Tron'un görevidir. Avusturya ordusunun meseleye el koyması bile onu engelleyemeyecektir. Çünkü hayranı olduğu Principessa di Montalcino tehlikededir. Bu sırada Venedik'te bulunan Avusturya imparatoriçesi Elisabeth de Tron'un bu cinayeti bir an önce çözmesini istemektedir. Polisiye romanlarda alışageldiğimiz kahramanlardan çokfarklı birisi olan Commissario Tron, okuyucuyu Venedik'in tarih ve gizem kokan sokaklarında heyecanlı bir yolculuğa çıkarıyor. 
"Bir Kont neden polis olarak çalışır ki?" diye sordu Moosbrugger. 

Kendi Palazzo 'sunda yaşayan bir kontun polislik yapması, kafasını henüz buldukları iki cesetten daha çok karıştırmıştı. 

"Siz neden kamarot olarak çalışırsınız ki, Moosbrugger?" 

Moosbrugger'in kaşları kalktı. "Ben geçimimi sağlamak zorundayım Commandante." "Kont da öyle" dedi Landrini.
₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Vicdanım yüzünden kanun kaçağı değildim. Ben gerçekten de suçluydum. 
İngiliz bir aristokrat, bir Avrupa ülkesinin diktatörüne karşı suikast planlar. Fakat son anda başarısız olunca acımasız işkencecilerin eline geçer. Ona, ustalıkla planlanmış diplomatik bir ölüm hazırlarlar ama işler kontrolden çıkınca, aristokrat ellerinden kurtulur. Fakat aradığı güvenliği İngiltere’de dahi bulamaz. Aristokratın, peşindekilerden kurtulmak için her türlü statüyü ve medeniyeti ardında bırakması gerekecektir. 

Çünkü avcı artık bir av hâline gelmiştir… 



“Sıfır Teorisi hak ettiği şekilde, klasikler arasında yerini almış durumda. Heyecanlı bir hikâye... John Buchan’ın hikâyelerini anımsatıyor.” 
– Mail on Sunday (UK) 


“Sıfır Teorisi, heyecanından ve sürükleyiciliğinden hiçbir şey kaybetmeden ilerliyor. Onu 1939’da popüler yapan dönemin güncel ruhunu hâlâ korumakta; sebep ise bu kitabın zekice kurgulanmış atmosferinin ve dilindeki hiç eskimeyen canlılığın yanı sıra, olağanüstü senaryosunun da temelinde yatıyor.” 
– The Times 


“Acımasız bir diktatörün ajanları tarafından kovalanan bir adamın heyecan verici macera örgüsü…” 
–The Financial Times 


“Gerilim türünde bir klasik.” 
– Los Angeles Times
₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
“…bu düşleyiş, olmayan bir dünyaya biteviye yapılan bu seyahatler, artık gerçek hayatın yerini alan bir yaşayış, aynen mehtap ışığında parlayan suları zümrüt bir ayna, o suya elini daldırdığında parmaklarının ucundan damlayan taneleri ise o zümrütten kesilmiş birer mücevher zannedip de tutmaya çalışan hayalperestin beyhude çırpınışı misali bir kayboluş olmuştu. Ben ise ellerimle sebebiyet verdiğim bu mahvoluşun şimdi acılı bir seyircisi olmaktan öteye gidemeyen bir hiçtim işte. Bir hiç, muğlak, titrek bir hayalet, soluk bir gölge.” 

Hodbinler… Bir hayalde yaşayıp ölecek olsalar bile hayalden de, hayattan da zevk alamayanlar, nereye baksa kendini görenler, o hüzünlü mağrurlar… 

Türkçe edebiyatın zengin mirası üzerine kurulmuş mükellef bir sofra, gülünesi bir sürükleniş, acıklı bir parodi, bir aşk, ihtiras ve ihanet nümayişi... Üslubu kaybettiğimiz bir zamandan, o zamana ait hayatlardan akseden bir tebessüm, lisanı eski güzel günlerin lisanına istihza dolu bir gönderme. 

Hodbinler, dil zenginliği, kurgusu ve her satırına sinmiş hicviyle okuru büyüleyecek. Ustalığını daha ilk romanında ortaya koyan Saruhan Doğan, Türk romanında iddialı bir sayfa açıyor!
₺20,80 KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil
“Kaba. Cahil. Yeterince tatlı, yeterince çekici ama asla bir kahraman ya da her şeyiyle soylu ve her şeyi bilen bir erkek değil. Biraz aptal, bilirsin. Biraz özürlü. Biraz salak. Ama hâlâ ateşli, bazen çekici ama eğer gerçeği söylemek gerekirse, ruhunda hâlâ bir parça memurluk olan biri ve sonra, evli olsun olmasın –her ne kadar evlilik işleri hızlandırıyorsa da– Rodolphe olan ve Leon’a dönüşen kişilik artık Bovary hâlini alır. Kilo almıştır. Dişlerini diliyle temizler. Çorbasını höpürdeterek içer. Hantaldır, cahildir, kabadır, ona arkasından bile bakmaya tahammül edemezsin. Başlangıçta sinirlerini ayağa kaldırır, sonunda seni deliye çevirir. Seni sıkıcı varlığından kurtaracak olan prensin, artık sıkıcılığın tam ortasında miskince oturmaktadır. Bön bön. Ve sonra felaket. Şu ya da bu şekilde, her ne iş yapıyorsa bir güzel üzerine sıçar. Tıpkı Hippolyte’li zavallı Charles gibi. Ayaktaki bir iltihap gibidir ve adamı kangren eder. Bir zamanların mükemmel erkeği artık bir fiyaskodur. Onu öldürebilirsin. Gerçekler, hayalleri mağlup etmiştir.” 


Philip Roth
₺15,20 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
HİKÂYE BİR TRENDE BAŞLIYOR…  

Yıl 1956. Dünyayı Üçüncü Reich ve Japon İmparatorluğu yönetmektedir. Büyük Zaferi anmak için yönettikleri iki kıtayı da kapsayan bir motosiklet yarışı düzenlenir. Ödülse artık halkın arasına karışmayan Adolf Hitler’i, Tokyo’daki Zafer Balosu’nda görebilme şansıdır.  

Eski bir toplama kampı tutsağı olan Yael çok fazla acıya tanık olmuştur ve kaybettiği sevdiklerini her zaman hatırlamak için koluna beş kurt dövmesi yaptırmıştır. Direniş ona tek bir görev verir: Yarışı kazan ve Hitler’i öldür. Görünüşünü değiştirebilme yeteneğiyle Yael, önceki senenin tek kadın yarışmacısı Adele Wolfe’nin yerini almalıdır. Yael diğer yarışmacılarla yakınlaştıkça kimliğini koruması ve görevine sadık kalması için gerektiği kadar acımasız olabilecek mi?  

“Çılgınca ve güzel, heyecanlı ve etkileyici. Bayıldım! Devamını iple çekiyorum.” 
The New York Times çoksatan yazarı Laini Taylor
₺31,92 KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil
Huzur Bozan Nasreddin 1943, 1946 ve 1959 yıllarında sinemaya uyarlandı; Rus-Sovyet klasikleri arasındadır ve yıllardır Rusya’da ortaokul ve liselerde Dostoyevski, Tolstoy, Gogol, Turgenyev, Çehov, Gorki gibi isimlerin klasikleriyle bir arada okunması tavsiye edilmektedir. Daha çok fıkralarıyla günümüze gelmiş Nasreddin Hoca’nın bir solukta ve keyifle okunacak bu romanı sizi kâh güldürecek, kâh heyecanlandıracak, kâh da düşündürecek... 
Kimdir Nasreddin Hoca? Gerçekten ülkenin ve insanlarının huzurunu mu bozar yoksa hükümdarların ve hükümdar takımlarının korkulu rüyası mı olur? Onun en büyük düşü, diyordu Solovyov, tüm insanların açgözlülük, kıskançlık, düzenbazlık ve kötülük nedir bilmeden kardeş gibi yaşayabilecekleri, kötü günlerinde birbirlerine yardım edecekleri bir dünya... Fakat o, insanların yanlış yaşadıklarını, birbirlerine baskı yaptıklarını, birbirlerini köleleştirdiklerini ve ruhlarını türlü türlü iğrençliklerle lekelediklerini üzülerek görüyordu. Dünyanın dört bir köşesinde ölüm fermanı çoktan yazılmıştı Nasreddin Hoca’nın. Her yere ajanlar salınmış, cellat takımı bıçaklarını bilemiş, bekler durumdaydı. Ölmeye niyeti yoktu Hoca’nın. Yaşamak ölümden daha değerliydi. Korkmuyordu çünkü biliyordu Nasreddin Hoca: 
“Hakikat karşısında galip gelmek, asla yalana has değildir.”
₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
“Tiptree, yazıda ve üslupta ‘erkek’ ile ‘kadın’ın ne olduğunu belirleyen sınırları yerle bir etti.” –Ursula K. Le Guin 

Hugo En İyi Kısa Roman Ödülü 

Alice B. Sheldon 1967 yılında James Tiptree Jr. adıyla bilimkurgu yazmaya başladığında kimse onun aslında bir kadın olduğunu bilmiyordu. Bu durum ortaya çıktığında ise insanlar ne şaşkınlıklarını gizleyebilmiş ne de yazarı takdir etmekten kendilerini alabilmişti. Ötekilikten cinsiyete, gerçeğin yanıltıcılığından insanın evrendeki yerine kadar pek çok konuyu eşsiz üslubuyla anlattığı onlarca eserinin en önemlilerinden biri olan Uzaktan Kumandalı Kız'da ise Tiptree yalnızca kendisinin yazabileceği, feminist, antikapitalist bir siberpunk hikâye ortaya koyuyor. 

Kurumlarca yönetilen bir yakın gelecek. Reklamların yasaklandığı bir distopya. Bu durumla baş etmek için farklı yöntemler deneyen şirketler. Bu mücadele sonucunda ortaya çıkan ve tek görevleri alışveriş yaparken görüntülenip subliminal reklamların bir parçası olmak olan popüler kültür ikonları – yani geleceğin tanrıları. 

Kendi halinde bir kız olan ve hastalığından dolayı fiziksel olarak fazlasıyla deforme hatta çirkin P. Burke hiç beklemediği bir anda hayatının fırsatıyla karşılaşır. Elinde artık bir tanrı olma fırsatı vardır, hem de insan elinin ürettiği en güzel canlılardan biri olarak, Delphi olarak. 

Kilometrelerce öteden P. Burke’ün kumanda etmesiyle dünyayı sarsmaya başlayan Delphi şöhret basamaklarını hızla tırmanırken bu akıldan yoksun Kumandalı’nın arkasındaki Burke de yaşam amacını bulmuş gibidir. Ta ki bu sahte bedenini fazla benimseyip âşık olana dek. 

İnsanı insan yapan bilinci midir? Ruh mu bedene hapistir yoksa beden mi ruha? 

Uzaktan Kumandalı Kız, hayallerin yeniden bedenlenme süreci. 

Ursula K. Le Guin’in önsözüyle
₺8,00 KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil
Zamanı düz bir çizgi gibi düşünmeyi bırakmalısın. Hayır, o ilerlemiyor. Tam tersine, bizi hapseden bir zindandan ibaret. Geçmiş, gelecek ve şimdi aynı anda buradalar. Vakit, bir kavanozdaki balığın içinde dönüp durduğu sudan ibaret. Balık istediği yöne doğru gidebilir: İlerlediğini zanneder, sonsuzlukta kaybolmaktan korkar; fakat görebileceği en son nokta kavanozun cam duvarlarıdır. Bir görünmezliğe toslar kendini. Zamanı anlamak istiyorsan, kavanozun dışında nefes almayı öğrenmelisin.
₺11,20 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
FLORA BANKS’İN TEK ANISI 
KENDİNİZE BİLE GÜVENEMEZKEN KİME İNANABİLİRSİNİZ? 
 Flora geçirdiği bir hastalık sonucu kısa süreli hafıza kaybı yaşamaktadır. 

Bu yüzden gündelik hayatta arkadaşının esprileri, ailesinin tembihleri veya kaç yaşında olduğu gibi en basit şeyleri bile hatırlamamaktadır. 

Sonra bir gün öpmemesi gereken birini öper… Ve ertesi gün her şeyi hatırlar.  

On yaşından beri hatırladığı ilk şey bu öpücüktür. 

Fakat çocuk artık çok uzaklardadır. 

Hafızası olmayan genç kız, hafızasında iz bırakmayı başarabilen çocuğu bulmak için imkânsız bir yolculuğa çıkacaktır…  
Ellerime baktım. Birinin üzerinde FLORA, CESUR OL yazıyordu. 
 “Büyüleyici, heyecan verici ve acı verecek kadar güzel. Flora Banks’in Tek Anısı akıllardan çıkmayacak. Uzun zamandır okuduğum en iyi gençlik romanlarından.”  
Jennifer Niven, The New York Times çoksatanı Hayatın Kıyısında’nın yazarı 

“Barr’ın kitabı ışıltılı ve sürükleyici bir hikâyeye sahip, son sayfaya kadar elinizden bırakmayacaksınız.” 
Entertainment Weekly 

“Olağanüstü bir biçimde dokunaklı ve özgün; gizemler ve yalanlar, aşk ve ayrılık üzerine hem yürek sızlatan hem de hayata hoş dokunuşlar yapan bir öykü.” 
Daily Mail 

“İnanılmaz bir yolculuk, büyüleyici bir hikâye, ustaca kaleme alınmış bir gizem.”  
Booklist 

“Gençlik romanları ve psikolojik gerilim hayranları için mükemmel bir kitap.”  
Bustle 

“Amneziyle yaşamanın ve kendini keşfetmenin etkileyici tasviri.” 
Kirkus Reviews 

“Okurlarda iz bırakacak.”  
VOYA 

“Sürükleyici… Hikâyenin sonunu tahmin edemeyeceğinizi temin ederiz.”  
HelloGiggles 

“John Green ile Rainbow Rowell tarzı başarılı bir öykü. Esprili ve dokunaklı olsa da satır aralarında daha karanlık bir atmosfere sahip. Kişinin kendini bulması üzerine, tüyleri diken diken eden bir roman.”  
View Magazine
₺30,40 KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil
İKİZLER 
  
PEARL VE STASHA ADLI İKİZ KARDEŞLERİN  
ÖLÜM MELEĞİ MENGELE’NİN İNSANLIK DIŞI DENEYLERİNE  
VE AYRILIĞA DİRENİŞLERİNİN ÖYKÜSÜ…  

1944 yılında Pearl ve Stasha, karanlık bir yük vagonunda geçmiş hayatlarından koparılarak anneleri ve büyükbabalarıyla birlikte Auschwitz’e gönderilirler. Bu cehenneme vardıkları ilk gün ailelerine veda etmek zorunda kalan ikizler, dehşet verici şeyler deneyimleyecekleri bu yabancı ortamda tıpkı anne karnında olduğu gibi birbirlerinin varlığıyla teselli bulurlar. Ancak Mengele’nin üzerlerinde yaptığı korkunç deneylere katlanırken birbirlerinden ayrı düşeceklerinden bihaberdirler.  
O kış düzenlenen konserde Pearl ortadan kaybolunca Stasha hem ikizinin yasını tutar hem de onun hayatta olma ihtimaline tutunur. Auschwitz’deki esirler, Kızıl Ordu’nun müdahalesiyle özgür kaldığında intikam arzusuyla yanıp tutuşan Stasha ve arkadaşı Feliks, harap olmuş Polonya boyunca seyahat eder. Mengele’yi yakalayıp ondan intikam alma düşüncesi yolculuklarında onlara güç verir. İnsanlığın savaş yüzünden ne hale geldiğini gören arkadaşlar, bu bitap dünyada yepyeni ve umut dolu bir geleceğin hayaliyle ayakta kalırlar.  
İkizinin eksikliğini hisseden Stasha, diğer yarısı Pearl’ü ölü ya da diri bulabilecek midir?  
Hayat, zulme direnen bu gençlerin yüzüne bir kez daha gülecek midir?  


 “Sıra dışı bir üslupla ele alınmış bir cesaret öyküsü: kısa ve öz, güzel ve anlamlı, sürükleyici ve yürek parçalayıcı. Baştan sona olağanüstü bir anlatı.”  
DAVID WROBLEWSKI, Edgar Sawtelle’in Öyküsü’nün yazarı  

“Konar, Dr. Josef Mengele’nin çocuklar, özellikle de ikizler üzerinde yaptığı deneylerin sarsıcı ve acıklı hikâyesini ele alan sürükleyici bir çıkış romanıyla karşımızda.” 
NEW YORK TIMES  

“İkizler, hayranlık uyandıran ve korku nedir bilmeyen bir yazar olan Affinity Konar’ın bize değerli bir armağanı. Gerçeğe dönüşmüş kâbus gibi bir evrende büyülü sözler söyleyerek, ışığını saçarak dolaşıyor âdeta.”  
KAREN RUSSELL  

 “Affinity Konar’ın her cümlesinde ayrı bir anlam yatıyor. Yazar, kızları karşımıza sadece kurban olarak çıkarmayarak kendi farkını ortaya koyuyor: Onlar hayatta kalmaya çalışan kusurlu ve unutulmaz kahramanlar. İnanılmaz derecede güzel bir roman.”  
PUBLISHERS WEEKLY  

“Konar, iki cesur anlatıcının duygusal hayatlarını sarsıcı derecede gerçekçi kılıyor... Yazarın kahramanlarının deneyimlerini, hayatta kalma becerilerini ve isteklerini, soykırım karşısında gösterdikleri direnci, her şeye rağmen geleceğe dair umutlarını ve Pearl’ün dikkate şayan bağışlama gücünü ustaca tasvir edişi, okurun aklında oluşabilecek tüm şüpheleri ezip geçiyor... Konar’ın Auschwitz cehennemini betimlerken aynı zamanda mahkûmların direnişlerini, en korkunç ızdırapları çekseler de umuda tutunuşlarını ve Elie Wiesel’ın sözleriyle ‘insanlık dışı bir dünyada’ insan kalma çabalarını da gözler önüne sermesi, İkizler’in en akılda kalıcı yanı.”  
MICHIKO KAKUTANI  

“Cesaret ve ustalıkla kaleme alınmış, büyük üstatların efsanevi hikâyeleri kadar güçlü ve çarpıcı bir çıkış romanı.”  
CHIGOZIE OBIOMA
₺31,92 KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil

ÜRÜN AÇIKLAMASI

KAN SOYU 
KISIM I 

DOĞRULUK KILICI SERİSİ 3 


 İMPARATORLUK DÜZENİ ORTA DİYAR’A ÖLÜM SAÇARKEN 
RICHARD EN YAKININDAKİLERİ KURTARABİLECEK Mİ? 


Richard Rahl ve Kahlan Amnell, Yeni Dünya’yı kuşatan kadim güçlere karşı direnmektedir. Öylesine dehşet güçlerdir ki bunlar, dünyayı en son tehdit ettiklerinde onları yenebilmek için geldikleri yer olan Eski Dünya’nın mühürlenmesi gerekmişti. Ancak şimdi tüm engeller yıkıldı ve Yeni Dünya tekrar onların güçlerinin akınına uğradı. 
Savaş, canavarlar ve ihanet dünyaya yayıldı ve sadece Richard ile Kahlan dünyayı akla hayale gelmeyecek vahşilik ve yıkımdan kurtarabilir. 

“Cesaret ve coşkuyla kaynayan destansı bir epik fantastik seri.”  
Publishers Weekly  

“Goodkind, orijinal, heyecan verici ve tatminkâr bir roman sunuyor.”  
Marion Zimmer Bradley  

 “Karakterler ve dünyaları sayfaları çevirdikçe âdeta canlanıyorlar. Goodkind harika bir iş çıkarmış.” 
Booklist  

“Terry Goodkind okurlarını bir efsunun içine çekip kurtulmalarına imkân tanımıyor.” 
Publishers Weekly  

“Pek çok zengin detayla taçlandırılmış bir dünya ve harika kurgulanmış karakterler fantastik edebiyat okurlarını cezbedecek.” 
Library Journal  

“Doğruluk Kılıcı serisini okumaya başlayanlar bir daha ellerinden bırakamayacaklar. Büyüleyici!” 
Romantic Times  

“Romanın karakterleri ve dünyaları Terry Goodkind’la âdeta gerçek bir hayat bulmuş.”  
Roland Green  

“Bu kitap yazarın şöhretini ileriye taşıyor. Bunun için gereken bütün unsurlara sahip; sempatik bir kahraman, güzel ve gizemli bir kadın, bütün dünyayı ele geçirmeye çalışan bir cani, artık eski gücü kalmayan bilge bir büyücü, iyilerin ya da kötülerin tarafını tutanlar, canavarlar, büyü ve sıradışı kültürler… Goodkind orijinal bir hikâyeyle karşımızda.” 
Science Fiction Chronicle  

“Harika karakterler, güçlü bir hikâye ve unutulmayacak sahneler.” 
Gordon R. Dickson

₺31,92 KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil
KAN SOYU 
KISIM II 
  
DOĞRULUK KILICI SERİSİ 3 

BÜYÜCÜLERİ YOK ETMEYE YEMİNLİ KAN SOYU BU SEFER KAHLAN’IN PEŞİNDE! 

Eski ve Yeni Dünya’da güç dengeleri sürekli değişirken Kâhinler Sarayı’nın başına yeni bir Başrahibe geçer. Richard hiç beklenmedik müttefikler kazanırken kadim bir sırrı çözebilmek için hayatını riske atar. Ancak Richard’ın aklında ve yüreğinde tek bir soru vardır: Bütün dünyayı kötülüğün pençelerinden kurtarmaya çalışırken en sevdiklerini kurtarmaya gücü yetebilecek mi? 

Dünyanın öbür ucundaki İmparatorluk Düzeni önüne çıkan her şeyi yok ederek ilerlerken Richard kendini tam anlamıyla kuşatılmış ve kimseye güvenemez bir halde bulur.  

“Doğruluk Kılıcı serisini kesinlikle kaçırmamalısınız.”  
SF Reviews  

“Terry Goodkind, ilk sayfasından itibaren inanılır, özlü ve heyecan verici bir roman yazmış.” 
Fantasy Book Review  

 “Harika karakterler, güçlü bir hikâye ve unutulmayacak sahneler.” 
Gordon R. Dickson 

“Terry Goodkind okurlarını bir efsunun içine çekip kurtulmalarına imkân tanımıyor.” 
Publishers Weekly  

“Pek çok zengin detayla taçlandırılmış bir dünya ve harika kurgulanmış karakterler fantastik edebiyat okurlarını cezbedecek.” 
Library Journal  

“Doğruluk Kılıcı serisini okumaya başlayanlar bir daha ellerinden bırakamayacaklar. Büyüleyici!” 
Romantic Times  

“Romanın karakterleri ve dünyaları Terry Goodkind’la âdeta gerçek bir hayat bulmuş.”  
Roland Green  

“Bu kitap yazarın şöhretini ileriye taşıyor. Bunun için gereken bütün unsurlara sahip; sempatik bir kahraman, güzel ve gizemli bir kadın, bütün dünyayı ele geçirmeye çalışan bir cani, artık eski gücü kalmayan bilge bir büyücü, iyilerin ya da kötülerin tarafını tutanlar, canavarlar, büyü ve sıradışı kültürler… Goodkind orijinal bir hikâyeyle karşımızda.” 
Science Fiction Chronicle 

“Karakterler ve dünyaları sayfaları çevirdikçe âdeta canlanıyorlar. Goodkind harika bir iş çıkarmış.” 
Booklist
₺31,92 KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil
HER YER GÖKYÜZÜ 
  
KARDEŞİZ, KLARNETÇİ, LAZANYA ŞEFİ, BİR ROMAN KAHRAMANINA KAFAYI TAKMIŞ VE UMUTSUZCA ÂŞIK… 

On yedi yaşındaki Lennie Walker tüm zamanını ablası Bailey’nin gölgesinde huzurlu ve güven içinde geçirmektedir. Ancak Bailey’nin ani ölümünden sonra ne yapacağını bilemeyen Lennie hayatının başrolünü üstlenmek zorunda kalır ve kendisini, ablasının tıpkı onun gibi yas tutan erkek arkadaşı sessiz ve baştan çıkarıcı Toby ile kasabaya yeni taşınan, hayat dolu müzik dâhisi Joe arasında buluverir. Biri Lennie’yi hüzünden kurtarırken öteki hüznüyle teselli etmektedir. Ama üçünün yolları kesiştiğinde Lennie’nin dünyası paramparça olacaktır… 
  
Sevgiyi el üstünde tutarken acı bir kaybı irdeleyen bu romanda Lennie’nin, etrafındaki gürültüde kendi melodisini bulma çabaları son derece içten, gerçekten şamatalı ve kesinlikle unutulmaz.     


“Bağımlılık yapan, romantik, hüzünlü ve zekice yazılmış bir kayıp öyküsü... aynı zamanda unutulmaz bir kendini keşfetme hikâyesi. Hemen bu övgüyü okumayı bırakıp kitabı okumaya başlayın!” 
 Gayle Forman, The New York Times çoksatanı Eğer Yaşarsam’ın yazarı 

“Mizah, müzik, şiir ve hayatla dolu bu roman ihanet ve affetmeyi gerçekçi karakterlerle yeniden betimliyor.” 
School Library Journal 

“Bilgece yazılmış… Üstelik çok keyifli.”  
Zoe Sugg, The New York Times çoksatanı Çevrimiçi Kız’ın yazarı 

“Tutkulu, hassas, ince detaylarla bezeli ve karşı konulmaz bir kitap.”  
VOYA 

“Nelson’ın kayıpla başa çıkmaya dair bu samimi ve hassas ilk romanı romantizm ve tutku dolu.”  
The Horn Book 

“Aşk ve kaybetmek konulu bu muhteşem hikâyede Nelson bizi güldürecek ve ağlatacak birçok karakterle tanıştırıyor.”  
NPR, “The Roundtable”  

“İnsanın içine işleyen bir öykü.”  
The Denver Post 

“Rüya gibi imgelere sahip bu kitapta okurlar, Lennie’nin içsel çatışmalarını ve hayatla kurduğu ilişkiyi okumaktan büyük keyif alacak.”  
Publishers Weekly 

“Uzun süredir bir öyküye ve karakterlerine böylesine âşık olmamıştım. Nefes kesici, yürek parçalayıcı ve çok komik. Dünyayı sarsacak bir öykü.” 
An Na, Michael L. Printz Ödülü ve Amerika Ulusal Kitap Ödülü Finalisti
₺28,00 KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
BAYAN UKALA 
  
BİRİ ŞAMPANYA, DİĞERİ BİRA.  
BİRİ ATEŞ, DİĞERİ DUMAN.  
HAZIR OLUN! GÖSTERİ BAŞLAMAK ÜZERE.  

Francesca, Avrupa’nın sosyetik ortamlarından çıkmayan bir İngiliz güzelidir. Ama şimdi meteliksiz kalmış, komik bir kostümün içinde ıssız bir yolda topallamaktadır. Dallas Beaudine ise şımarık kadınlardan nefret eden Teksaslı bir golfçüdür. Arabasını huysuz bir güzel için durduracak değildir. Tabii canı biraz eğlence istiyorsa başka.  

Ödüllü yazar Susan Elizabeth Phillips’in The New York Times çoksatanı Bayan Ukala’da kaleme aldığı ilişkileriyle modern aşk hikâyelerinin en ünlü çiftlerinden birine dönüşen Francesca Day ve Dallas Beaudine’le tanışın. Hayatta sadece bir kez yaşanabilecek bir maceranın ve aynı anda hem komik hem de tutkulu, dayanılmaz bir öykünün tadını çıkaracaksınız...  

“Katıksız eğlence. Kusursuz bir romantik komedi.”  
Publishers Weekly  

“Dünyanın daha çok Susan Elizabeth Phillips kitabına ihtiyacı var.”  
The New York Times çoksatan yazarı Elizabeth Lowell
₺31,92 KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil
1937 yazının son günleri... Göl kıyısındaki küçük bir kasabada yaşayan on yedi yaşındaki Franz, annesinin isteğiyle “eski bir tanıdık” olan tütün mamulleri satıcısı Otto Trsnjek’in yanına, Viyana’ya gider. Böylece hem bir meslek edinecek hem de Viyana gibi bir yerde daha iyi bir gelecek kurabilecektir. 

Genç Franz bir yandan mesleğin inceliklerini öğrenirken bir yandan da dükkâna uğrayan ünlü tiryakilerle tanışır. Bu müşterilerden biri olan Profesör Sigmund Freud ile dostluk kuran Franz, Anezka adlı gizemli bir kıza âşık olduktan sonra profesörle görüşmeyi daha da sıklaştırır. 

Ancak o günlerde Viyana’ya gelen bir tek Franz değildir; gamalı haçlar, Führer posterleri, Gestapo da gelip yerleşmiştir Viyana’nın kalbine. Sersemletici bir aşkın pençesindeki Franz, içinde yaşadığı toplumun, siyasetin kısacası etrafındaki her şeyin dönüşümünü geç de olsa fark etmeye başladığında artık dönülmez bir yola girmiştir hayat. 

Dünya edebiyatının son yıllardaki en dikkat çeken isimlerinden Robert Seethaler’in bu incelikle örülmüş, yürek burkan romanını Oktay Değirmenci Almanca aslından çevirdi.
₺17,60 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

Kesinlikle güzel biri değildi. Ancak “güzel biri değildi” demekle ona haksızlık etmiş olurum. “O, kendine yakışır güzelliğe sahip biri değildi” demek daha doğru bir ifade olur.Tek bir fotoğrafı var bende. Fotoğrafın arkasında tarih ve not da var; 1963 Ağustos. Başkan Kennedy’nin başından vurulduğu yıl. Yazlık bir yerlerde gibi, sahildeki dalgakırana oturmuş, biraz keyifsiz bir şekilde gülümsüyor. 

Saçı Jean Seberg modelinde kısacık kesilmiş, kırmızı çizgili kumaştan, uzun kollu bir elbise giymiş. Hem biraz tuhaf, hem de güzel görünüyor. İnsanın yüreğine dokunan bir güzellik bu. Kız arkadaşımın neden öldüğünü kimse bilmiyor. Kendisinin bilip bilmediğinden de şüpheliyim nedense.

Haruki Murakami’nin yirmili yaşlarının sonunda yazdığı, çevrilmesine yıllar sonra izin verdiği ilk romanı Rüzgârın Şarkısını Dinle Murakami okurlarını şaşırtacak ipuçlarıyla dolu… 

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺15,20 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
İşçi hareketinin lideri Ernest Everhard’ın anısına karısının yazdığı Demir Ökçe ilk distopik romanlardandır. Araştırmacılar tarafından MS 2600’de ya da İnsanlığın Kardeşliğinin 419. yılında bulunan 
bu anlatılar, 20. yüzyıl Amerika’sında işçi sınıfını pençesine alan Oligarşiyi, yani Demir Ökçe’yi konu alır. Tröstlerin tekelindeki sermaye ve mahkemeler, sermayenin esiri olan din adamları, arada kalan 
orta sınıf... 1912-32 yılları arasında geçen romanda Everhardlar ve yoldaşlarının bu faşist rejime karşı mücadelesi hezimetle sonuçlansa da Demir Ökçe edebi ve toplumsal alanda esin kaynağı olmuştur. 
Jack London’ın sosyalist görüşlerinin en açık şekilde görüldüğü Demir Ökçe, Orwell’in 1984’üne de 
ilham vermiştir. Orwell,  London’ın Demir Ökçe’yle “faşizmin yükselişine dair epey kayda değer bir kehanet” ortaya attığını söyler.
₺15,20 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
Santa Esperanza Karadeniz’de Gürcistan’a yakın bir yerde, üç adadan oluşan bir ülke. Bu ülkede, ortaçağda yerleşmiş Gürcüler ile ticaretle uğraşan Cenevizliler, daha geç tarihte adaları ele geçirmiş olan Osmanlı torunları Türkler ile 19. yüzyılda, Kırım Savaşından sonra adaların yönetimini ele geçirmiş olan İngilizler yaşıyor. 

Bir ütopya üzerine kurulmuş olan Santa Esperanza, çok uzun bir geçmişi olan Gürcü edebiyatının son dönemde yazılmış en ilginç romanlarından biri; belki de başta geleni. Bu adalar ülkesinde sayısız olay gelişiyor, ama olaylar belli bir kronolojik sırayla değil, İnti denilen ve Esperanza’ya özgü 36 karttan oluşan oyun kartı üzerinden anlatılıyor. Bundan dolayı kitabı, alışık olduğunuz düzen içinde okuma zorunluğu yok, herhangi bir bölümünden okumaya başlayabilirsiniz; yani kartları (defterleri veya bölümleri) kararak, kendi oyununuzu (okuma düzeninizi) kurmanız mümkün. Bu hayal ülkesinin kapıları herkese açık ve romanı oyun oynar gibi okuyarak adaların dramatik tarihinin, hüzünlü şarkılarının ve efsanelerinin peşinden gidebilirsiniz. Bu okuma düzeniyle kitabı bitirdiğinizde, 
1 uzun roman, 4 roman, 9 uzun öykü veya 36 adet kısa öykü okumuş olabilirsiniz.
₺31,20 KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil
Parlamento dışı muhalefetin kurucularından olan Enzensberger, Titanic’in Batışı’nda içinde yaşadığı toplumun umutsuzluğunu dile getirmeye çalışmıştır. Kitap uygarlığın bir tarihçesini verirken, aynı zamanda bir özeleştiridir de. Titanic’te hissedilen yılgı, ancak büyük duyarlılığı olan bir ozanın başarabileceği bir dil ve teknikle anlatılmıştır. Bu açıdan kitaba bir insanlık destanı demek abartı olmaz.
₺12,00 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Zelie mutlu günlerini özlüyor. Annesinin yanında olduğu, büyünün 
tüm Orişa’da özgürce dolaşabildiği günleri. Çünkü zalim bir 
kral hem annesini hem büyüyü yok etti. Majilerin içinden büyüyü 
söküp aldı. Herkesi yalnızca kendi isteklerini yerine getirmeye 
mahkûm etti. Ama buraya kadar! Artık Zelie’nin sırası. Şimdi büyüyü 
geri getirme, Orişa’yı eski günlerine döndürme şansı var. Yolda 
başına ne gelirse gelsin, her ne pahasına olursa olsun bu yolda 
ilerlemeli. Annesinin intikamını almalı. 
Ama ağabeyi ve davetsiz misafirleriyle çıktığı bu yol sandığı kadar 
kolay değil. Ölüm ve korku salan muhafızlar her yerde. Sularda intikam 
dolu ruhlar bekliyor. Üstelik Zelie yeni yeni hissetmeye başladığı 
güçlerini kontrol etmekte zorlanıyor. Sadece güçleri mi? Ya 
duyguları? Hem de en olmadık yer ve zamanda… 
Tomi Adeyemi’den yayımlandığı ilk günden beri tüm dünyada 
adından söz ettiren, haftalardır çok satanlar listelerinden düşmeyen, 
muhteşem bir roman: Kandan ve Kemikten Çocuklar!
₺28,00 KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
Stefan Zweig, yüzyıllarca “unutulmuş bir adam” olarak kalan 
Castellio’nun şahsında hoşgörüye karşı hoşgörüsüzlük, özgürlüğe 
karşı vesayet, hümanizme karşı bağnazlık, bireyciliğe karşı 
mekanikleşme, vicdana karşı şiddet sorunlarını ustalıkla ele alarak 
ortaya unutulmaz bir yapıt çıkarıyor. 
Protestanların Katolik Kilisesi’ne karşı giriştikleri mücadelede 
“düşünce ve inanç özgürlüğünü” ateşli biçimde savunan Calvin, 
Cenevre’de iktidarı ele geçirince bir din devleti sistemi kurar. Bir 
diktatöre dönüşüp toplumu kendi belirlediği kalıbın içine hapseder: 
İnsanların yakıldığı, işkence gördüğü, herkesin birbirini ihbar ettiği 
baskıcı bir ortam söz konusudur artık. Döneminin önde gelen 
bilginlerinden Sebastian Castellio, Calvin’in kendi görüşlerine aykırı 
fikirleri savunduğu gerekçesiyle Servet adında bir başka bilgini din 
adına yaktırmasıyla kimsenin söylemeye cesaret edemediğini söyler: 
“Bir insanı öldürmek asla bir öğretiyi savunmak değildir, bilakis: Bir 
insanı öldürmektir.” Böylece Castellio ve Calvin arasındaki amansız 
mücadele çağları aşan bir boyut kazanır… 
Castellio Calvin’e Karşı, zorbalığa karşı tek başına ayakta duran bir 
vicdanın çarpıcı mücadelesi… 
“Castellio hakkında hiçbir şey bilmiyordum, onunla tanışmış 
olmaktan gerçekten mutluyum ve geçmiş zamandan bir dost edinmiş 
durumdayım.” 
Thomas Mann
₺15,60 KDV Dahil
₺19,50 KDV Dahil
Dünya edebiyat tarihini başyapıtları arasında yer alan İlahi Komedya, Dante Alighieri'nin epik şiirlerinden oluşmaktadır. 
Cehennem, Araf ve Cennet bölümlerinden oluşan eser, Altın Kitaplar tarafından da yayımlanmıştır. Yeni kapakları ve yeniden düzenlenen içeriğiyle satışa sunulan bu üç kitap, şimdi şık kutusunda raflarda yerini alıyor.
₺44,00 KDV Dahil
₺55,00 KDV Dahil
Bir yazarın kendi yaşam öyküsünü anlattığı otobiyografi türü, 
Türkiye’de pek kaleme alınan bir edebiyat türü değil. Var olan 
otobiyografik eserlerin çoğunda görülen de siyasi, sosyal, kültürel 
olarak kendiyle hesaplaşma cesaretinden yoksun metinler olmaları. 
Oysa Gün Zileli bunun açık bir istisnası: Şimdiye kadar yayımlanmış beş 
ciltlik otobiyografisinde hayatını neredeyse bütün detaylarıyla ortaya 
koymaktan çekinmeyen biri olan Zileli, bu altıncı ciltle daha önce 2000 
yılına kadar getirdiği otobiyografisini tamamlıyor; yine tam bir açıklıkla, 
yine kendisiyle hesaplaşmaktan çekinmeden. 
Kentlerde (2000-2013), Gün Zileli’nin hayat hikâyesinin İngiltere’den 
İsviçre’ye, oradan Türkiye’ye uzanan son kısmını ele alıyor. Bir 
“göçmen” olarak yaşamanın getirdiği zorluklar, “dışarıda” yürütülen 
politik faaliyetler, komün hayatı, epeyce gelgitli gönül ilişkileri, on iki yıl 
sonra doğulan topraklara dönüş, dostlar, anılar, kırgınlıklar, kopuşlar, 
aşklar, kediler-köpekler… Tüm bunları dürüst ve sakınmasız biçimde 
anlatan Zileli, beri yandan diğer ciltlerde olduğu gibi, yine Türkiye 
siyasetine dair sözünü söylemeyi de ihmal etmiyor; analiz ederek, 
eleştirerek, yorumlamaya çalışarak… 
Kentlerde (2000-2013) “kendisi ve hayatı üstüne gerçekten düşünen” 
bir insandan samimi bir muhasebe.
₺30,80 KDV Dahil
₺38,50 KDV Dahil
“Grass’ın romanla deney yapma konusundaki tükenmez tutkusundan ve Kutu’daki olağanüstü pasaj ve hikâyelerden etkilenmemek olanaksız.” 
 CHARLES SIMIC 

Nobel ödüllü Alman romancı Günter Grass’ın büyük tartışmalar yaratan Soğanı Soyarken adlı yaşamöyküsünün devamı niteliğindeki Kutu, aynı zamanda deneysel bir kurmaca. 
Romanın gizli kahramanı Günter Grass, farklı kadınlardan olan sekiz çocuğunu bir araya getiriyor ve onlardan, çocukluklarını, birbirleriyle ve genellikle yeni bir kitabın peşinde olduğu için ortalarda görünmeyen babalarıyla ilişkilerini anlatıp kaydetmelerini rica ediyor. Çocukların konuşmaları, anıları, bellekleri bir süre sonra üst üste biniyor; çekişmeler, suçlamalar, kıskançlıklar, yalanlar ortaya saçılıyor. 
Tüm bu performansın merkezinde ise, Grass’ın teneke trampet gibi büyülü nesnelerinden biri yer alıyor: Agfa Box fotoğraf makinesi. Adeta usta yazarın gölgesine dönüşen, makinesiyle yazarın temalarına ilişkin binlerce kare çeken gizemli Mariecik’in elinden düşürmediği sihirli “Kutu”su, kimi zaman gerçeklikte olmayan şeyleri kimi zaman da geleceği gösteriyor, sıradan görünümlerin ardındaki gizli niyetleri, arzuları ortaya çıkartıyor. 
Artık kendileri de birer ebeveyn olan çocuklar, roman boyunca, Pandora’nın “Kutu”su misali ortaya çıkan bu sihri anlamlandırmaya çalışıyorlar; yazarın ilham kaynağı mı, sanatın gücü mü, tanrının gözü mü, yoksa yalnızca çok ünlü, çok önemli bir yazarın ölmeden önceki son cüretkâr hesaplaşması, son fantezisi mi? 
  
“Günter Grass, ressamlığından dolayı görsel bir yazardı. Hikâye ne kadar acımasız, sert ve siyasi olursa olsun,  hikâyeyi yazarın yaratıcılığına dayandırmayı öğretti bize.  
Yaşayan en büyük Alman yazarıydı…” 
 ORHAN PAMUK
₺14,40 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
Brontë Kardeşler, kadının edebiyatla uğraşmasının hoş görülmediği Victoria döneminde, önce bir erkek kimliğiyle şiirler yazmış, sonra kendi adlarıyla klasikler arasında yer alacak üç önemli romana imza atmışlardır. Emily Brontë 1848’de öldüğünde dünya edebiyatının en güzel romanlarından birini, Uğultulu Tepeler’i bırakmıştır ardında. Bu roman, kimine göre dünyanın gelmiş geçmiş en büyük aşk romanı, kimine göreyse her okunuşunda değişik tatlar veren çağlar ötesi bir eser ya da insanın içine işleyen bir anlatımla dile getirilmiş uzun bir şiirdir. 
Yazarın ölümünden bir yıl önce bitirdiği Uğultulu Tepeler’deki kişilerin yalnızca hayal ürünü olmadığı, çevresindeki gerçek kişilerden derin izler taşıdığı da bir gerçektir. Sevgi, kin, nefret, öç alma tutkusu gibi güçlü duygularla örülü bu gençlik öyküsü, patladı patlayacak bir cinsellikle doludur. Daha otuz yaşındayken veremden ölen, son derece duyarlı, hiç evlenmemiş bu genç yazar, tüm canlılığıyla bu romanda vardır.  
Okuyanın yaşına, deneyimlerine ve duyarlılığına göre değişkenlik gösteren, farklı zamanlarda okunduğunda değişik tatlar veren, tekrar tekrar okuma isteği uyandıran bir başyapıt.
₺18,40 KDV Dahil
₺23,00 KDV Dahil
Pierre Loti 


Pierre Loti müthiş bir gözlemcidir. Seyahatlerinden hafızasında kalan görsel imgeleri lirik bir dille harmanlayınca ortaya empresyonist tablolar çıkar. Bu tablolardaki ortak duygu ise yiten, yitirilen zamanın karşısında duyulan hüzündür. 

“Türkiye eşitliğin gerçek yurdu – seyre dalma karşısında ve hayale dalma 
karşısında eşitlik.”
₺4,80 KDV Dahil
₺6,00 KDV Dahil
Bu dünyaya “beklenti olmaya” gelmedim. Bu dünyaya başkası olmaya, ezberlere uymaya, hep aynı şarkıyı duymaya gelmedim... 

Sertçe göğsüme oturan bu ağrıya dokunabilirsem geçecek. 
Kaçmadan, acısını yok saymadan, kendime kızıp canımı daha çok yakmadan, yargılayıp daha derine bastırmasam geçecek. 
Geleni bir kabul edip, onunla canım yanarken konuşursam geçecek. 
Her sözünü yol göstersin diye aklıma bırakırsam, kalan izini iyileşsin diye zamana bırakırsam geçecek. 
Hemen geçsin diye kovmadan, tekrar gelir diye korkmadan, hep üst üste gelir diye kapanmadan, hep benim başıma gelir diye kaçmadan yüzleşirsem geçecek. 
Dokuna dokuna, konuşa konuşa, evet ağlaya ağlaya geçecek. 
Ağlarken kendime şefkat gösterirsem geçecek. 
İyileşmeden iyi olmuşum gibi yapmadan, daha önce kendimi nasıl ayağa kaldırdığımı unutmadan, kabul edip sindirince geçecek. 
Yaşayınca geçecek.  
Ama illa ki geçecek...
₺13,60 KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil

pırıl ışıyan Türkçesiyle Hasan Ali Toptaş, Kuşlar Yasına Gider'de romancılığına yeni bir boyut katıyor: anlatmıyor, söylemiyor; nefeslendiriyor. 

Kadirşinas otlarının mırıltısını, of dememenin ilmini, eldeyken kıymetini bilmenin erdemini, ömürden giden günlerin sabrını okudukça zihnimiz, gönlümüz havalanıyor. 

"Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır" sözü yankılanıyor kulaklarımızda. 

Kuşlar Yasına Gider; atların koşması kadar doğal, kaleme iç çektirecek kadar merhametli bir roman.

"Toptaş'a yazarlık âdeta bahşedilmiştir." 
-ANDREW RIEMER, Sydney Morning Herald-

"Zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen bir mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve az evvel dediğim gibi, gitti mi gelmek bilmezdi bir türlü."



(Tanıtım Bülteninden)

₺24,00 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Nazi döneminin en önemli sürgün yazarlarından biri olan Yahudi kökenli Avusturyalı Joseph Roth’un 1924’te yayınladığı Hotel Savoy, savaş sonrasının toplumsal panoramasını “otel” alegorisiyle sunan bir başyapıt.

1. Dünya Savaşı’nda düştüğü Sibirya’daki esir kampından çıkan Gabriel Dan, eve dönüş yolunda Hotel Savoy’da kalmaya karar vermiştir. Otel, Polonya’nın Rus sınırında bir işçi kentindedir; savaşın ağır sonuçları altında ezilen halk hemen yanı başındaki Rus Devrimi’nin etkilerine de açıktır. Yedi katlı Hotel Savoy’un ilk katlarındaki ayrıcalıklı zenginler sefahat sürmekteyken, üst katlarda kalan yoksullar sefaleti yaşar. Burası fabrikatörlerin, döviz kaçakçılarının olduğu kadar, cepheden parasız dönenlerin, oda ücretini ödeyebilmek için çıplak dans eden varyete kızlarının, bavulunu rehin bırakan müflislerin, vurguncuların velhasıl umutların, düş kırıklıklarının ve hastalıkların olduğu yerdir. Peki yaklaşan grev bu dünyayı değiştirebilecek midir?

“Her satırı bir şiirin temizliğinde yazılmış, güzel vurgulanmış, kelimeleri ritim ve melodi dolu. Bu insan ne kadar çöküp yıkılsa da, ruhu parçalansa da edebiyat sanatına verdiği değerle hep ayakta. Yarattıklarıyla, içinde yaşadığı, nefret ettiği bu dünyaya değil, kendini sorumlu hissettiği geleceğin insanlarına bir şeyler bırakmak istiyor.”

-STEFAN ZWEIG-

“Kendini yok eden bir dahi, sürgün ıstırabının görkemli tarihçisi.”

-PAUL BAILEY-

₺12,00 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Oğuzlar’ın destansı hayatını anlatan ve on iki hikâyeden oluşan Dede Korkut Hikâyeleri Türk edebiyatının eşsiz şaheseri ve millî destanıdır. 
Tepegöz, Oğuzlar ile Tepegöz adlı bir devin amansız savaşını anlatan Dede Korkut Hikâyeleri’nden birinin romanıdır. 
Serinin üçüncü kitabında annesi peri kızı, babası bir çoban olan Tepegöz’le Oğuzlar arasındaki yedi büyük savaş ile aslanların büyüttüğü korkusuz Basat’ın Tepegöz’ü öldürmek için tek başına verdiği sekizinci ve son savaş anlatılmaktadır. 
Roman, Aruz Han’ın küçük bir bebek iken çeşme başında bulup evlat edindiği ve kısa zamanda büyüyüp kocaman bir deve dönüştükten sonra insan yemeğe başlayan lanetli, baş belası Tepegöz ile tüm Oğuzlar’ın mücadelesini ve Basat’ın Tepegöz’e karşı yalnız başına yaptığı dehşetli savaşı anlatmaktadır. 
Yiğitlerin cengi ve lanetli, baş belası bir devin hikâyesi… 
*** 
“Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut’u öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar.” 
Ord. Prof. M. Fuat Köprülü
₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Madrid, 1980. 
Kırk yıllık diktatörlükten sonra değişim rüzgârı İspanyol toplumunda ağır ağır esmeye başlar. Genç Juan de Vere, meşhur yönetmen ve yapımcı Eduardo Muriel’in özel sekreteri olarak çalışma hayatına ilk adımını atar. Patronu, güzel olduğu kadar kaygı verici eşi Beatriz Noguera’yla tanıştırır kendisini. Sonra arkadaş çevresiyle... Ne ki farkında olmadan genç sekreterine mahrem dünyasının ve anılarının gizli kapısını da açar böylece. 
Önceleri patronunun sürdüğü hayattan gözü kamaşan genç sekreter sonraları, bu parlak dekorun karanlık bir arka tarafı olduğunu keşfeder yavaş yavaş. Örneğin, Eduardo Muriel neden karısından nefret etmektedir? Görünüşte amaçsız, uzun gezintileri sırasında karısı nerelere gider? Eski aile dostları olarak tanıtılan Doktor Van Vechten aslında kimdir, hakkında anlatılanlar doğru mudur? 

Genç sekreter, bitmeyecekmiş gibi görünen şenliklerin yaşandığı Franco sonrası Madrid’de nefes kesen bir soruşturma sürecinde bu gizemlerin peşine düşer... 

Arzunun, gücün ve suçluluk duygusunun yaşamlarımız üstündeki etkisini gözler önüne seren, sürükleyici bir roman.
₺23,20 KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil
Şiir Erkök Yılmaz’ın yeni romanı Aile İçi Muhabbet 
“Bazı acı olaylar vardır; ardından aileye gün doğar. Demiryolları memuru Hamdullah Güven’in ölümü de ailesi için yeni bir günün başlangıcı oldu.” 
Anneleri Meyyuse’nin yarattığı karamsarlık ve üzüntü çemberinden kurtulmaya çalışan, birbirine benzemez beş kardeş: Naciye, Sacide, Zafer, Gülsüm, Yurdaer... Eğitim, meslek edinme ve özellikle gönül ilişkilerinde geleneksel aile yapısının dayatmaları... Toplumsal beklentiler karşısında bireyin sevgi ve özgürlük arayışları... Örselenen yürekler, ödenen bedeller... Kısacası Muhabbet’le Şiddet’in aile içinde sürekli yer değiştirdiği bir Türkiye resmi. 
27 Mayıs 1960 sonrasında Erzurum’dan Ankara’ya göç eden Güven ailesinin Yenimahalle’de başlayan hayat mücadelesi Şiir Erkök Yılmaz’ın akıp giden Türkçesiyle hayat buluyor. 
“Boş yere sevgiyi beklemiş durmuştu. Oysa sevgi, belki de, bir tanımsız sıkıntı denizini kulaçlamaktan başka bir şey değildi. Sacide bunu, ne yazık ki, çok geç anlamıştı. Bir daha evlenebilir miydi?”
₺14,40 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
Aşk dolu bir geceden sonra aklımızda kalan tek şey ne kadar sevildiğimizdir, oysa aklımıza ne kadar sevdiğimiz gelse aşka inanabilirdim.” 

Geçmişi acısıyla ve gülünç yanlarıyla ironi içinde anlatan bir roman Ay Şarkısı. Cezaevinde tek tip giysi direnişi, kedisever bir binbaşı, isteklerini kabul ettirmek için binbaşının kedisini rehin alan mahkûmların komik yargılama süreci. Ve aşk; her koşulda yeşeren, yeşerebilen... 
Gürsel Korat, en acımasız koşullarda bile mizaha yer veren bir incelikle yansıtıyor 80’lerin Türkiyesi’ni; ezilenle ezenin, aşkla kızgınlığın, sadakatle ihanetin hızla yer değiştirdiği insan hallerini. 

Koğuşta heyecan vardı. İnsanı coşturacağı akla bile gelmeyen bir sevinç haliydi bu. Yaratıcılık ve eğlence dolu. Çocuksu. Kediyi kaçırıp rehin almak herkese bir şeyler esinliyordu. Kimileri “hiç vermeyelim” diyor, kimileri onu köpek gibi bağlamaktan söz ediyordu. ... Hasan’ın “Kediyi yargılasak nasıl olur?” demesi, bu komik heyecanı oyuna dönüştürdü. Durum o anda herkese kendi içinde iki kere gülünç göründü. Tutuklular tutuklayan olacaklarını ve üstelik yaşamlarında ilk kez çocukça bir eylem yapacaklarını sezerek şaştılar.
₺15,20 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
Yepyeni bir dünya bu. Bir monitörle ya da kontrol tuşlarıyla kısıtlanmadığın bir dünya. Yalnızca görmek ya da duymakla kalmadığın; dokunduğun, kokladığın, tat aldığın bir gerçeklik… Uyulacak yasalar ya da itaat etmek zorunda bırakıldığın kurallar olmaksızın, tüm arzularını yaşayabileceğin mükemmel bir hayat… 

How I Met Your Mother dizisinin başarılı aktörü Jason Segel ve Kirsten Miller’den gerçek ile sanal dünyanın yer değiştirdiği, -bir- Şirket ’in komplosuna tutsak edilen bedenlerin gerçeği aradığı bir roman. Bağımlısı olacak, hiç bitmesin isteyeceksin. 

Geleceğe adım atmaya, bedenini geride bırakmaya hazır mısın? 

Gerçekliğin öldüğü yere, Otherworld’e hoş geldin!
₺21,60 KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil
Oyuna başlıyoruz, sonra çizgi filmlerden hatırladığım tuhaf bir ıslık sesi geliyor.Ali daha iyi dinlemek için elini kulağının arkasına yerleştiriyor. 
“Çok tanıdık bir ses.” 
Yasemin bunu söyler söylemez bir patlama oluyor, birden göz gözü görmüyor. 
14 yaşındaki Asperger Sendromlu Âdem, Suriye’nin yaşadığı karmaşanın hayatları üzerindeki etkisini anlamlandırmaya çalışmaktadır. Duygularını ifade etmek için sürekli resim yapar. Kendini Âdem’i korumaya adayan ablası Yasemin bir gün Suriyeli askerler tarafından kaçırılır. Artık Âdem travmalarıyla kendi başa çıkmak zorundadır. Ailenin diğer üç erkek evladı, bu savaşta bir taraf tutmasalar bile, yaptıkları tercihlerin sonuçlarına katlanacaklardır. 
Hükümet güçleri ile Muhalifler arasındaki çatışmalar yüzünden evlerini terk etmek zorunda kalan Âdem ve ailesi, Şam’a doğru çıktıkları çok tehlikeli yolculukta ayrılıklar, kayıplar ve insanlığın en karanlıkyüzüyle burun buruna gelecektir.
₺20,00 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Aristophanes (MÖ 450?-MÖ 388?): Yaşamına dair pek kesinbilgiler yoktur. Yazdığı kırk kadar oyundan sadece on biri günümüzeulaşmıştır. Kıvrak ve keskin diliyle ünlü olan Aristophanes, komedyasanatının bütün inceliklerini çağının tanıklığıyla kaynaştırmış büyük 
bir tiyatro ustasıdır. Ploutos, Aristophanes’in günümüze ulaşanve eğitmenliğini bizzat yaptığı son eseridir. Eserlerinde genelliklekenti Atina’nın sorunlarını alaya alan Aristophanes, Ploutos’ta buüslubundan uzaklaşarak zengin ve fakir arasındaki gerilimi çok dahaevrensel bir bakış açısıyla işler. İlerlemiş yaşına rağmen toplumsaldeğişimler doğrultusunda sanatını da yenilemekten çekinmeyen ozan,son iki oyunu Ploutos ve Kadınmebuslar’da kullandığı sahnelemeteknikleri ve dil tercihleriyle yepyeni bir komedya anlayışının daönderliğini yapar. Kadınmebuslar’la birlikte Eski Komedya’dan YeniKomedya’ya geçişin bir örneği, müjdecisi olan Ploutos, Türkçeye ilkkez Eski Yunanca aslından çevriliyor.
₺9,60 KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil
Zweig gençlik dönemi yapıtlarından Kızıl’da öğrenim için Viyana’ya giden genç bir tıp öğrencisinin büyük kentin gerçekliğine uyum sağlama ve yetişkinliğe adım atma sürecini anlatır. Kendini birdenbire ailesinden uzakta soğuk bir odada yapyalnız bulan bu “çocuksu” genç adam, zamanla girdiği bunalımın etkisiyle hayallerinden, başlangıçta büyük bir hevesle sarıldığı tıp eğitiminden vazgeçme noktasına gelmiştir. Tam da o günlerde kızıla yakalanan ve yardımına ihtiyaç duyan bir kız çocuğu onu hayata geri çağırır… 1908 yılına ait bu anlatı, Zweig’ın daha o zamanlar çoktan bir novella üstadı olup çıktığının kanıtıdır adeta. Üstelik, yazarın sonraki yapıtlarında sıklıkla karşılaştığımız bir temanın peşine henüz kariyerinin başındayken düştüğünü; gaddar bir dünyada varoluşunu sürdüremeyecek kadar kırılgan insanların acılarını baştan beri dert edindiğini ortaya koyar.
₺5,60 KDV Dahil
₺7,00 KDV Dahil
“Washington Irving öyle bir yazar ki çağdaşlarını gölgede bırakıyor.” –Stephen King 

Amerika’nın ilk gotik yazarlarından Washington Irving’le İç Savaş sonrasının puslu coğrafyasına bir yolculuk. 

“Uykulu Kuytu Söylencesi” Amerikan edebiyatının ilk hayalet öykülerinden biri olmasının yanı sıra ilk gotik öykülerden de biridir. Uykulu Kuytu’nun Başsız Süvarisi, söylenceye göre, Amerikan Bağımsızlık Savaşı’nda bir top atışında başını yitirmiştir ve artık geceleri cepheye yetişmek için atını dörtnala süren bir süvariye dönüşmüştür. 

Bu seçkide, “Uykulu Kuytu Söylencesi”ne ek olarak Irving’in bir diğer meşhur öyküsü “Rip Van Winkle” ile “Lanetli Ev”, “Şeytan ile Tom Walker”, “Hortlak Damat”, “Alman Öğrencinin Serüveni” ve “Gibbet Adası’ndan Gelen Konuklar” isimli öyküler de yer alıyor.
₺11,20 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
"Jane Austen, bütün kadın sanatçılar arasında en mükemmeli, eserlerinin her biri ölümsüz." -Virginia Woolf 

Dünya edebiyatının en dikkat çekici ve en fazla okunan eserlerinden olan Gurur ve Önyargı, genelde toplum doğrularıyla özelde ise sınıf farklılıkları ve kadının konumlanışıyla incelikli bir şekilde alay eder. Jane Austen'ın ilgi çekici bir aşk hikâyesinin perde arkasında dönemin yaygın birçok özelliğini eleştirdiği roman, Austen'ın zekâsının en büyük ürünüdür ve yazıldığı dönemin ise en cesur eserlerinden biridir.
₺21,60 KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil
“Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana muhtemelen Bradbury’nin en iyi eseri.” -Stephen King 

Düzyazının şairi Ray Bradbury’den sizi kendinizle yüzleştirecek, cesaretin ve korkunun bir araya geldiği karanlık bir karnaval. 

Vücudunu baştan sona saran dövmelerle zamana hükmetmeyi başaran Resimli Adam’ın avuçlarında iki tanıdık isim vardır: William ve Jim. 14 yaşındaki hemen her çocuk gibi bir an önce büyümek isteyen Will ve Jim’in önünde iki seçenek belirir: Ya Resimli Adam’ın büyüsüne kapılıp zamanı ileriye saran o atlıkarıncaya binecek ve tüm kasabayı bir günahkârlar karnavalına hapsedeceklerdir ya da Will’in ihtiyar babasıyla birlikte karnavalı belki de bir başka ekime kadar kasabadan uzaklaştıracaklardır. 

Çekinme, gir içeri… Uğursuz bir şey, upuzun bir yoldan senin için geldi. 

Ray Bradbury’in önsözüyle…
₺19,20 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
Pazin Kalesinden kaçmak, yüksek duvarlarının dibindeki uçurum nedeniyle neredeyse imkânsızdır. Fakat Avusturyalılar tarafından ölüme mahkum edilen Macar yurtsever Mathias Sandorf’un başka şansı yoktur. Hücre arkadaşıyla birlikte parmaklıkları zayıflatmayı başaran Mathias Sandorf, paratoner kablosunun yardımıyla aşağı inmeye niyetlenir. Fakat tam o sırada patlak veren fırtına ve düşen yıldırımlar bu durumu hiç de kolaylaştırmayacaktır, aşağıda bekleyen azgın sel ise onları bir meçhule sürükleyecektir.  
Jules Verne, Alexandre Dumas’nın anısına adadığı Mathias Sandorf’u, Olağanüstü Yolculukların  Monte-Cristo’su yapmaya çalışmıştır.
₺25,60 KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
Sen gidince... 
Çocuksuz kalmış bir park gibi kalakaldı yüreğim. 
Elinden şekeri (ç)alınmış bir çocuk gibiydim. 
Azıcık mutluluk, ikimize de yeterdi aslında... 
Küçük bir çocuğun mutluluğuydu avuçlarımızdaki oysa. Şimdiyse ellerimiz bomboş… 
Bana seni fısılda... Senden başka yok bildiğim! 
Bendim ben, sen sandığın sen... 
Sendin sen, ben sandığım ben... 
Beni özlediğinde aynaya bak. Gözlerin beni görecek! 

Limon Şekeri elinizdeyken kendinizi aynalar koridorunun ortasında hissedecek ve hiç kıpırdamadan tuhaf yansımalarınızı seyredeceksiniz...
₺12,80 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
Tam bir edebi cephanelik!
Saatte 300 km hızla akıyor!
Hızlı! Komik! Heyecanlı!
Romancılıkta siyah kuşak sahibi bir yazar!
Ruhi Mücerret'in yazarından Dublörün Dilemması!
"Aynı anda iki yerde olmanız mı gerekiyor? Bizi arayın!"

"Felsefi çığlıklarla dolu bir roman."
-Nihat Genç-

"Hiperaktif bir zekânın ürünü."
-Alper Canıgüz-
(Tanıtım Bülteninden)
₺18,40 KDV Dahil
₺23,00 KDV Dahil
Lou Clark New York’ta yeni bir hayata başlamaya hazır. 
Will’in söylediği gibi artık hayatını “cesurca yaşayabileceğine” inanıyor. Ambulans Sam ile aradaki binlerce kilometreye rağmen ilişkilerini canlı tutabileceğini düşünüyor. İşvereninin iyi bir adam olduğuna ve karısının ondan bir sır sakladığına emin. Zenginlerin dünyasında kendini işine adıyor, Beşinci Cadde ve Vintage Giysi Mağazası arasında hayallerini aramaya devam ediyor. 
Ve tam bu sırada tüm hayatını altüst edecek biriyle tanışıyor. 
Josh... ona geçmişinden bir erkeği anımsatıyor ve bu Lou’nun canını çok yakıyor. 


Hayata bir defa geldiğimizi ve onu cesurca yaşamamız gerektiğini, bazen imkânsız bir aşk masalı hatırlatır bize... 

“Bu gerçek bir zafer.” Heat 

“Neşe dolu bir hikâyeye mükemmel bir son.” Daily Express 

“Sonsuza dek en sevdiğimiz yazarlardan ve en mükemmel kitaplardan biri olarak kalacak. ‘’Look“ 

Louisa bir rüya karakteri ve elbette büyük bir klasik olacak.” Daily Mail
₺30,40 KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil
Tess Gregory başarılı bir bilim insanı olsa da kalbinin bir köşesinde hep aile kurmak ve çocuk sahibi olmak vardır. Ne yazık ki bu hayalini bir türlü gerçekleştirememiştir. Küçük yaşta geçirdiği hastalık yüzünden kulakları duymayan Tess özgür ruhlu, hayat dolu bir kadındır ama ölüm onun için beklenenden çok daha erken kapıyı çalar… Fakat bu güçlü kadın gözlerini hayata kapattığında ölümün bir son değil, yeni bir yaşamın başlangıcı olduğu ortaya çıkar; en azından Tess için böyle olur.  
On dokuzuncu yüzyılda yeniden hayata dönen Tess kendini yepyeni bir bedende, üç çocuk sahibi Amarylis Rafferty olarak bulur. Ve en önemlisi, artık duyabiliyordur. Yeni görünümü ve dünyası karşısında büyük bir sarsıntı geçiren Tess kısa bir süre sonra yürek burkacak kadar talihsiz bir olayın yeni ailesini ve özellikle de kocası Jack’i acı dolu bir hayata mahkûm ettiğini fark eder. Yine de Tess, ona verilen bu yepyeni yaşam şansını cennete dönüştürmenin bir yolunu bulmaya kararlıdır…  

 “Hannah bu hikâyeyi samimiyetle, şefkatle ve canlı detaylarla yaratmış. Karakterlerini, özellikle de karanlık geçmişine rağmen dimdik ayakta duran, inançlarına tutunan Tess karakterini sevmemek imkânsız.”  
Publishers Weekly  

“Kristin Hannah’nın aşk romanları değerli mücevherlerden farksız.”  
Romantic Times  

“Karakterlerinin ruh hallerini ve duyguları resmetmekte Hannah’nın üstüne yok.”  
The Washington Post Book World
₺31,92 KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil

Hava soğuktu, hem de çok soğuktu. İnsanın yalnız bedenini değil, ruhunu da donduran bir soğuktu. İnsana varlığını, geçmiş hayatını, mevcut durumunu, hayatın anlamını, mücadelenin değerini, nefes alabilmenin kıymetini sorgulatan bir soğuktu. Kimi zaman medeniyetin göbeğinden doğaya gelen, kimi zaman ise kendini bildi bileli doğal hayatla iç içe yaşamış insanların canını dişine takıp mücadele ettiği bir soğuktu. İnsana ummadığı şeyler yaptırabilen, onu ölümün kıyısına kadar sürükleyip ona kahkahayla gülerek, “Bakalım şimdi ne yapacaksın?” diyen vahşi bir soğuktu. İşte London, çeşitli öyküler içerisindeki bin bir çeşit yaşamın ışığında doğanın acımasız gerçeklerini yüzümüze çarpan bu soğuğu, bu vahşeti anlatıyor bize. Hayat bundan daha zor olabilir mi dersiniz?

₺12,00 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

Beyaz Diş 1906’da ilk yayımlandığında, Jack London dünyanın en ünlü ve en çok para kazanan yazarlarından biri haline gelmek üzereydi ve kitap yayımlandığında, Jack London ününe ün katmış ve şöhretini sağlamlaştırmıştı. London acımasız ve aman vermez Yaban’da, türlerin hayatta kalma savaşını tüm gerçekleriyle gözler önüne sermektedir. Beyaz Diş yarı kurt yarı köpektir ve onun başından geçenler aracılığıyla hem hayvan krallığının katı kurallarına hem de Yaban’daki insanların durumuna tanık oluruz. Beyaz Diş olağanüstü bir macera hikâyesi olmasının yanında Yaban’a uyum sağlamaya dair muhteşem bir anlatıdır.

 

₺12,00 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

Oligarşik yapılanmaya ve işçi sınıfının burjuvazinin ayakları altında çiğnenmesine karşı başkaldırının romanı olarak sayabileceğimiz Demir Ökçe'de olaylar ABD ile sınırlı kalmaz, zira Jack London irdelediği hak, eşitlik, adalet, emek ve sömürü kavramlarıyla bu sınıf mücadelesine evrensel bir boyut kazandırır. Başkahraman Ernest Everhard'ın, kendisine büyük bir hayranlık duyan ve en az onun kadar gözü pek karısı Avis Everhard'ın ağzından anlatılan bu öyküde, dinden metafiziğe, sosyalizmden materyalizme birçok konu kendisini bizlere en baştan sorgulatacaktır.

₺12,80 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

Kızıl Veba, medeniyeti dünya üzerinden silip süpüreli altmış yıl olmuştur. Hayatta kalmayı başaran bir avuç insan, vahşi yaşamın ortasında, kabileler halinde kendi medeniyetlerini ve toplumsal sınıflarını oluşturmuştur çoktan. Ancak sanattan bilime kadar her türlü bilgiden yoksundurlar. İlkel zamanlara geri dönülmüş, yaşam yine ‘yemek-çoğalmak-hayatta kalmak’ üçgenine hapsedilmiştir. Yetişen yeni nesil de dünyayı hurafelerden ibaret görmekte, her türlü batıla inanmaktadır. Yitip giden eski dünyanın sırlarını hatırlayan, hayatta kalan tek insan da yaşı artık bir hayli ilerlemiş olan Profesör James Howard Smith’tir ve onun da tek umudu yetişecek neslin bu barbarlığı, cehaleti ve umursamazlığı aşıp medeniyete yeniden erişmesidir.  Yaşlı adama kulak verin, o geçmişi ve yaşadığı günleri sadece torunlarıyla değil sizlerle de paylaşıyor. Medeniyet her bireyin ortak noktası… Peki, ya Kızıl Veba gibi baş edilemeyen bir mikrop onun sonunu getirirse, geriye insanlığa dair ne kalır?

 

₺8,00 KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil

Jack London’ın en önemli yapıtlarından biri olan ve kendi hayatından izler taşıyan Martin Eden, ünlü bir yazar olup deli divane âşık olduğu kızla arasındaki statü farkını ortadan kaldırmaya çalışan genç ve eğitimsiz bir denizcinin akıl almaz hırsını ve tutkusunu anlatıyor.

Martin Eden, Ruth Morse’u gördüğü ilk andan itibaren ona derin duygular beslemeye başlar. Onunla kıyaslanmayacak kadar kültürlü ve aynı zamanda zengin olan bu kız için insanüstü çabalar sarf ederek kendini her anlamda geliştirmeye çalışır. Okudukça öğrenir, öğrendikçe de yazma hırsı galip gelir. Öyle ki bu hırs aşkının da, ideallerinin de önüne geçer.

Bir gencin değişim mücadelesini 20. yüzyıl başlarında, ABD’deki keskin sınıf ayrımı ekseninde ele alan ve klasik eserlerden biri olan Martin Eden günümüzde hâlâ kalıcılığını koruyor.

₺15,20 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil

Jack London’ın bu ölümsüz eserinde, bir St. Bernard ve İskoç çoban köpeği kırması olan inatçı Buck’ın maceralarını okuruz. Buck günün birinde kaçırılır ve tamahkâr altın arayıcılarına satılır. O andan itibaren, Buck’ı güçlü olanın hayatta kaldığı yabanda, zorluklarla dolu, çetin bir savaş bekliyordur. Yaban, doğanın ta kendisidir ve ancak uyum sağlayanlar hayatta kalabilir. Buck hayatta kalmanın bir yolunu bulmalı ve yalnızca acımasız insanlara karşı değil diğer köpeklere karşı da kendisini savunmalıdır.

₺6,40 KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil
Mayısın beşini altısına bağlayan o Hıdrellez gecesi, gül ağaçlarının 
dibinden değişik dilekler topladı Hızır ve İlyas. Kimi yaptığı küçük bir 
ev maketiyle, kimi çocuğunun oyuncak arabasıyla dile getirmişti sahip 
olmayı arzuladığı şeyi. Zarla oynanan bir oyunun kâğıt paraları da, 
bezden dikilmiş bir erkek bebek de ilginçti kuşkusuz. Ama hiçbiri, 
güllerinin üzerine barut kokusu sinmiş bir bahçede buldukları, 
kapağında Gökkuşağına İki Bilet yazan el yapımı kitap kadar şaşırtıcı 
değildi. Hızır ve İlyas iki yıl sonraki Hıdrellez’de, bu kez bir darağacının 
altında, üç gencin cesediyle karşılaşıncaya dek başka hiçbir şeye bu 
denli şaşırmadılar. 
Pal Sokağı’nda koşuşuyor çocuklar, 
uçan bir trapezci ta Ay’a seyahat ediyor. İç çekmeler, dillerde ergen 
yangınlar. Unutulmuş bir yaz akşamında kalan yazılmamış öyküler. 
Attilâ Şenkon, bir çocukluk şarkısı anlatıyor, babaya mektup, bir 
gündüz rüyası... 
Gökkuşağına İki Bilet, şefkatle geçmişe bakıyor. 
Hayat dediğin hatırlamak.
₺10,80 KDV Dahil
₺13,50 KDV Dahil
Bir zamanlar Bulikov kenti ilahların gücüne sahipti ve onlar bu gücü milyonları boyunduruk altına almak için kullandılar… ta ki o ilahlar öldürülene dek. Şimdiyse, Bulikov'un tarihi sansürlü ve yasaklıydı. Tüm kıta ise uzun yıllardır sömürdükleri ülke tarafından işgal edilmişti, Bulikov başta olmak üzere. Fakat artık mantık sınırlarının dışında işleyen, hiçbir yere çıkmayan sayısız merdivenle bezeli bu İlahi Kent, Kıta'nın eski görkemli günlerinin bir hayaletiydi yalnızca. 
  
Her günü ayrı kaosla geçen Bulikov'da beklenmedik bir cinayet işlenince, bu cinayetin yarattığı diplomatik karmaşayı çözmesi için Shara Thivani ve sekreteri Sigrud, Bulikov'a gelmekle görevlendirildi. Her ne kadar tehlikesiz görünse ve resmiyette bir kültür elçisi olsa da Shara aslında Saypur'un elindeki en başarılı ve tehlikeli casus, aynı zamanda da bir Kıta tarihi uzmanıydı. Bulikov'a asıl geliş amacı da işlenen cinayeti çözmek, Saypur'a karşı gelişen bir tehdit olup olmadığını belirlemekti. Ancak kentin altında komplolar dönmeye, ilahların öldürülmesinden beri şahit olunmayan mucizeler yeniden vuku bulmaya başlayınca, bir zamanlar öldüğüne inanılan tanrıların, gerçekten ölü olup olmadığı şüphesi Shara’nın aklını kurcalayacaktı.
₺30,40 KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil
Siyah gözlü kız kendi gökkuşağını ne yaptı bilmiyordum, yutmuştur belki diye geçirdim aklımdan, zamanı gelince çıkaracaktır da dedim, kimselere söylemeden umut ettim. Kızların neler yutabileceğini o zamanlar tam bilmiyordum ama benim kızımın o kızlardan olmadığını da bilmiyordum. O kendi gökkuşaklarını toplamak yerine başkalarınınkini toplamakla meşgul bir kızdı. Başka dünyadandı. 
Ayşen Bayazıt Melik bu sıkı örgülü romanında anlatıcı kahramanını hep aynı yerde tutuyor: hasta yatağında. Yaşamını zihninin “sinema”sında izleyen Doktor Osman için gençlik günlerinde yaşanan tutkulu aşkın da, meslek ve aile hayatının da açılıp kapanan perdeler gibi yanıltıcı bir yanı vardır: Sahnede hep aynı dekoru, hep aynı oyuncuları gördüğümüzü düşünürüz. Ama onlar her seferinde değişen suretlerdir… Perdeler’in savrulan kahramanları, Türkiye’nin son otuz yılda değişen ruh halini hikâye ediyor.
₺13,13 KDV Dahil
₺17,50 KDV Dahil
Adını Borges’in bir cümlesinden alan Ne Mutlu Mutlulara, artık hükmedemedikleri gündelik hayatın girdabına kapılmış on sekiz karakterin art arda söz aldığı çağdaş bir insanlık komedisi. 
Gelecek hayallerinden vazgeçmiş, arzularını yitirmiş, hayatla yenişemeyen sıradan insanların aşkla, iktidarla, dostlukla, hastalıkla, başarıyla, ölümle, aileyle ilişkilerini kimi zaman derin bir melankoliyle kimi zaman da keskin bir mizahla mercek altına alan Yasmina Reza birbirine değen bu hayatlara sızmış. Duygusal açmazlarıyla yüzleşen her yaştan kadınların ve erkeklerin boy gösterdiği on sekiz kişilik bu orkestrayı ustaca yöneten yazar ritim duygusunu hiç yitirmeden, ayrıntıları ince ince işleyerek bu aksak hayatların ve yaralı insanların öykülerini sarsıcı ve hayret verici bir gerçekçilikle aktarmış.
₺12,40 KDV Dahil
₺15,50 KDV Dahil
“Hey, cehenneme gidiyoz lan!” 

İki balıkçı güvertenin küpeştesine yaslanmış vaziyette, sümüklü böcek misali sırtını germiş, denizi kucaklayan Hakodate kentinin caddelerine bakıyordu. Balıkçılardan biri dibine kadar soğurduğu, neredeyse parmaklarını yakacak izmariti balgamıyla birlikte denize savurdu. Sarma sigara bir soytarı gibi taklalar attı, geminin yan cephesinden sekerek suya düştü. Adamın tüm bedeninden, insanın burnunun direğini kıran bir içki kokusu geliyordu. 



21. yüzyılın eşiğini geçeli henüz 8 yıl olmuştu ki Japonya’da mucizevi bir gelişme yaşandı. Geçen yüzyılın ilk yarısında, daha somut bir ifadeyle 1929’da yayımlanmış bir proletarya (işçi sınıfı) edebiyatı eseri “yeniden keşfedildi”. Neredeyse 80 yaşında olan bu eser o kadar müthiş bir enerjiye ve canlılığa sahipti ki muazzam bir ilgi gördü, yazarı Kobayaşi Takici (1903-33) adeta 21. yüzyıl Japon edebiyatı mozaiğinin önemli bir parçası gibi düşünülür oldu. Bir süredir üzerine örtülen “ölü toprağı”nı silkip “yeniden doğarak”, “bir kez daha ayağa kalkan” bu eserin adı Yengeç Konserveleme Gemisi’ydi...
₺9,00 KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil
Gorki, Arkadaş´ta, 19. yüzyıl gerçekçiliğinin en olumlu geleneklerini ilerici bir romantizmle birleştirerek toplumsal mekanizma tarafından dışlanmış ´´serserileri´´ konu almış; gerçekçiliği ve insansı bir sıcaklığı çarpıcı bir biçimde kaynaştırarak dünya edebiyatında yepyeni bir çığırın öncüsü olmuştur. 
Genç Gorki´nin bu gerçekçiliğinde yeni bir toplumsal bilincin uyanması ve insanca bir düzene duyulan ateşli tutku tüm çarpıcılığıyla yansır.Arkadaş, Gorki´yi anlamak için mutlaka okunması gereken bir kitap Okuyun´
₺5,24 KDV Dahil
₺6,99 KDV Dahil
“Harms, çağdaş öykünün en büyük öncülerinden biri olarak, Tolstoy, Çehov ve Babel’in yanında yer almalı… Bu üçlüyle kıyaslandığında en kısa, en komik ve bazı açılardan en hakikisi olarak öne çıkar onun hikâyeleri. Biçimsiz, üslupsuz görünümleri altında vahşi, hüzünlü, şiddet dolu, fevkalade komik ve ürkünçtürler…” 
GEORGE SAUNDERS 

Sovyet avangard edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Daniil Harms’ın eserleri, ancak o öldükten uzun süre sonra gün yüzüne çıkabilmiştir. Bu sürecin ardından kısa sürede birçok dile çevrilen kitaplarıyla dünya edebiyatında sarsılmaz bir yer edinen Harms, şiirleri, kısa öyküleri, çizgisel öykülemeyi reddeden deneysel piyesleri ve bazılarını bugün mikro-kurgu diye anlamlandırabileceğimiz sıradışı nesriyle kült statüsüne erişmiştir. Onun ilk bakışta kendini ele vermeyen, fazlasıyla orijinal, absürt hikayeleri, öyküleme olgusunu sorgulamakla birlikte varoluşun anlamsızlığını ve yaşadığı dönemde Stalin sultasında gittikçe muhafazakarlaşan Sovyet rejimi altındaki günlük hayatı da anlatmaktadır. Bugün Hiçbir Şey Yazmadım, George Saunders, John Ashbery, Martin McDonagh gibi yazarların hayranlığını kazanmış bu benzersiz yazarın öne çıkan eserlerinden kapsamlı bir seçki. 
Olağanüstü detaycılığı ve akışkan diliyle bu hikâyeler, herhangi  
bir kapı çalınmasının bürokrasi labirentinde kaybolmak, hatta ceza kamplarına yollanmak anlamına geldiği topraklardaki günlük yaşamın gerilimini yakalıyor.” 
NEW YORK TIMES BOOK REVIEW
₺19,20 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
Esila Soykan çin herşey annesinin ölümü ile başladı. Sıradan olması gerekenbir öğle yemeği, ne kadar tehlikeli olabilirdi ? Veya yeni gittiğiniz bir okulda, bir anda nasıl karşınızda bir mafya bulabilirdiniz ? Yeni arkadaşlıklar, yeni heyacanlar ve yeni aşklar….. Egolu,çekirgeli,kirli beyazlı,gamzeli,tehlikeli ve bela bir mafya grubu ile arkadaşolmak aklının ucundan bile geçmezken, içlerinden birine aşık olan mafyanın, okyanus gözlüsünün hikayesi… Bir aşk ancak bu kadar tehlikeli olabilirdi. “Sana ihtiyacım olduğunda yanımda olup sihirli kelimeyi söylemezsen……İşte o zamangerçekten ölmüş olurum'' “Seni seviyorum okyanus gözlü hatunum. Seni deliler gibi seviyorum.''
₺22,50 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
Gautier’i sıradışı bir yazar yapan, üslubu ve işlediği konuların birebir örtüşmesidir. Fantastik türdeki eserlerinde, ölümden sonra dirilmeye, doğaüstüne, okültizme çokça yer veren Gautier’in metinleri döngüsel bir içeriğe sahiptir; bir öyküsünde yer verdiği ufak bir detay yıllar sonra bambaşka bir öyküsünde yeniden ortaya çıkar. Yazarın üslubunun adeta damgası olan bu tarz, bazen bir obje, bazen bir deyiş, bazen de kişilerle kendini gösterir. Avatar’ın kahramanlarından Octave de Saville’in Arria Marcella’daki melankolik delikanlı Octavien’in reankarnasyonu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 
Budist bilgelerin yanında diz çürütmüş mesmerik bir doktor, umutsuz aşkı yüzünden yatağa düşmüş melankolik bir delikanlı, kocasını taparcasına seven hayran olunası güzellikte genç bir kadın, cepheden yeni dönmüş muzaffer bir savaşçı. Manyetizma, metapsikoz ve Hindu ritüellerinin yön verdiği bir olay örgüsü. Gautier’den XIX. yüzyıl Paris’inden, Floransa’dan ve Hindistan’ın derinliklerinden manzaralar sunan, kimi zaman komediye varan, çağdaş bir beden değiştirme ve ruh göçü hikayesi.
₺11,20 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

Marge Piercy’den unutulmaz bir eser daha.

Jill ve Donna. Çocukluklarında başlayan dostluklarına 1953 yılında Michigan Üniversitesi’nin bir yurdunda devam etme imkânı bulabilmiş iki kuzen. Biri orta sınıf bir ailenin Katolik değerlerle yetiştirdiğini düşündüğü, diğeriyse alt orta sınıf bir ailenin hangi değerler bütününe uygun yetiştireceği konusunda uzlaşamadığı iki kız. Ayın karanlık ve aydınlık yüzü gibi birbirlerinin zıttı olsalar da aynı maddeden yapılmalar; yani kadınlar.

Örülü Hayatlar’da kadınlığa özgü acıları, mutlulukları, dertleri ve hazları, kendini bir ağaç gibi cinsiyetsiz hisseden Jill’in ağzından dinliyoruz. Tur rehberimiz Jill bize kimi kendi gibi “sahte”, kimi “gerçek” onlarca kadın tanıtıyor, hepsini anlıyor, hepsine hak veriyoruz. Ona ilk erkek arkadaşıyla kol kola yürürken naifçe dayatılan; ilk diyaframını almak için gittiği jinekologdan alyansı olmadığı için geri çevrildiğindeyse çirkince dayatılan dişiliğini onunla beraber deneyimliyor, kendini sığdıramadığı bu kalıbın küçüklüğüne beraber şaşırıyor, ardından o günler çok eskilerde kaldığı için yine hep beraber derin bir oh çekiyoruz...

Kaldı mı sahiden?

₺30,00 KDV Dahil
₺40,00 KDV Dahil
Isolation Unity’de hayatta kalmak için yapmam gerekenler: 
- Odaklan 
- Rol Yap 
- Ölme 
- Ve James’i sev. James’i sevmekten vazgeçme. Kalbinin ağrısı dayanılmayacak kadar artsa da buna devam et. Onun seni sevmeye yeteneği olmasa bile onu sev. Ve ancak o ölürse öl. 

James ve Beren’in akıl almaz macerası hız kesmeden devam ediyor. 

Ailesi ile sürdürdüğü sorunlu hayattan kaçan Beren, kendini James Hunter’ın son derece gizli ve sır dolu dünyasında bulduğunda her şey için çok geçtir. 
Beren sırlarla dolu, lacivert gözlü genç adama çaresizce âşık olmakla kalmamış, hayatını onun ellerine teslim ederek tehlikeli bir oyunun içine sürüklenmiştir. 
Isolation Unity’nin James’e verdiği görev iyice karmaşıklaşırken, Beren’in gerçek kimliğini gizlemek her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. James tüm risklere rağmen, başladıkları oyunu sürdürür. Çünkü genç kızı koruyacağına söz vermiştir. 
Oysaki Beren tek bir şeyden emindir. Yuvanın tanımı artık James’tir. Bu yuvayı hangi hayatta kuracağı önemli değildir. 
Sıra dışı teknoloji, akıl almaz görevler ve çılgın evrenin içinde kaybolan Beren, James’in kalbine dokunmayı sonunda başarabilecek midir? Ve bunu başarsa bile, ikisi de hayatta kalabilecek midir?
₺24,00 KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
Sorumsuzca yapılan bir kaza, neredeyse bir aileyi tamamen yok etmişti.Geride kalan genç adamın yüreğine kazınan yaralar, vücuduna mühürlenenlerden çok daha fazlaydı.Kaybettiklerinin büyüklüğü karşılığında, doğal olarak intikam istiyordu.Ve karşısına cesurca çıkan bu güzel sarışın, onun öfkesinin hedefi oluverdi.Genç kadın ailesine o kadar düşkündü kihiçbir şart onu yolundan geri çeviremezdi.Korkup geri adım atmadığı gibi,fedakârca intikamın yönünü değiştirdi.Kardeşi için yapabileceklerinin sınırı her ikisi için de şaşırtıcıydı.Çaresizliğe sınır olmadığında,sınırsız bir bilinmeyene kucak açılır.Belki de çaresiz acıların ilacı sınırsız bir aşktır.
₺22,13 KDV Dahil
₺29,50 KDV Dahil
Kürtlük-Türklük, Alevilik-Sünnilik, 
Zenginlik-Fakirlik, Doğuculuk-Batıcılık, 
Dindarlık-Laiklik… 

Büyükada’daki bir evin karanlık odasında, soluk kırmızı ışığın altında, 61 yaşındaki gazeteci Osman Balcıgil ve ondan yedi yıl önce doğan 25 yaşındaki delikanlı Deniz Gezmiş, memleketin siyah beyaz klişelerine bakıyorlar. 
İşçiler, köylüler, öğrenciler, ekmek, toprak ve özgürlük… 
Osman Balcıgil, “bir ceza olarak idamdan” bahsettiği kitaplardan bağımsız bir ağabey, sembollüğünden haberdar olsa da bihaber kardeşi Deniz. 
Darağacına doğru yürüyen gencecik, pırıl pırıl insanlar ve onlar gittikten sonra olanlar küvetlere dolduruluyor; ama bu sohbet, dokunulmaz, mahrem, samimi bir iç döküş olarak satırlara düşüyor.
₺15,20 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil

– Beni anlıyorsun değil mi?

Anlamıyor ama, “Tabii, anlıyorum,” diyor. Son günlerin modası da bu. “Beni anlıyorsun, değil mi?” “Evet, seni anlıyorum.” “Hayır, beni anlamış olamazsın...”

Peki ya, Murat onu anlayacak mı?

 

1996 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazanan Hınzır Kız, Erhan Bener külliyatında birçok yönüyle farklı bir yere sahiptir. Ölümün eşiğinden dönmüş genç bir kadınla bir emekli valinin aşkı yavaş yavaş örülürken, toplumsal ve siyasi baskılarla boğulan bireyin portresi çizilir. Hınzır Kız, kadın kahraman üzerinden yapılan toplumsal cinsiyet eleştirileriyle dikkat çekerken; Sivas Katliamı, dönemin Kürt politikası ve 12 Eylül hakkındaki tespitlerle de ülke tarihine ışık tutar.

 

“Erhan Bener, edebiyattaki özgün yerini, popüler kültüre tutsak olmadan, kendi çizgisini koruyarak oluşturduğu hikâyelerle sağlar. Okurları için kimi zaman karamsar kurgular gibi dursa da bu yapıtlar, aslında insan gerçeğine yönelik bir arayışın sonucudur.”

IRMAK ZİLELİ 

₺15,20 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil

Yıkımın başlangıcında, yok oluşa sürüklenen bir dünya…

Geç kalınmış bir isyan…

Dost ve düşman birbirine karışırken bütün bunların ortasında kalmış bir avuç genç insan…

Kelebek Serisi’nin üçüncü kitabı olan Koza’da, bu kez hiçbir şeyin geri dönüşü yok. Hayatta kalmak için ise tek bir çözüm yolu var: Savaşmak.

“Kim olduğunu senden iyi bilebilecek kimse yoktu. Sen de kim olduğunu bilmiyorsan, aynalarla yüzleşmeliydin. Çünkü en çok kendi mahkemesinden korkar insan.”

Bu savaşı kazanmak istiyorlarsa başka bir şeye dönüşmeliler. Kelebek kozasından çıkıyor. Olimposlular insanlığa acı çektirirken Jane, İnci, Hector, Siri, Tom, Olenka, Leonard, Frederick, Ted… Hepsi en büyük sınavlarını verecekler. Olimpos’un şanlı tanrılarına, akılları, dostlukları, keşfedecekleri yeni güçler ve sevgileriyle karşı çıkacaklar. Bu savaşı kazanmalılar. Yoksa gerçekleşecek kıyamet, kurtaracakları bir dünya bırakmayacak arkasında.

₺24,00 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Görülüp bilindiği üzere, develerin hüküm sürdüğü, barıştan uzak coğrafyalarda savaşlar yüzyıllardır aynı canlılığıyla sürmektedir. Çünkü üreyip çoğaldıkları o kutsal, o sıcak ülke topraklarında henüz develerin nesli tehlike altında değildir. Silah üretimi sürünce, tüketmenin gereği malum olduğu üzere savaştır.  Bu gerçeği bilen yukarımahallelilerle, aşağımahalleli çocuklar, cephanenin kapanın elinde kaldığı o sıcak ağustos günlerinde develeri gördüler mi, yeni düşmanlar yaratıp, savaşlarını kaldıkları yerden aynı heyecan, aynı hırsla sürdürür, deneyimlerini geleceğe aktarırlar. Kazananın olmadığı, olmayacağı, acıyla dolu, aptalca bir savaş için bahanenin deve boku kadar çok olduğunu bilirler.

Aşk?

Aşk zaten acı’dır, savaş’tır. Kazananın olmadığı, yaralılarla dolu bir savaş.

İnci Gürbüzatik Antakya’da doğdu. İlk-orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra, Dil  ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne girdi, Tiyatro Bölümü’nü bitirdi.TRT Ankara Radyosu’nda prodüktör olarak göreve başladı.1989 yılında TRT Ankara Televizyon Drama Programları Müdürlüğü’ne atandı. Çok sayıda senaryo ve kısa dramalar yazdı. Çeşitli programların yapım ve yayınını gerçekleştirdi. Ağustos 2002’de emekliye ayrıldı. Evli ve iki çocuk annesi.

₺26,00 KDV Dahil
₺32,50 KDV Dahil

Bir kiz

Beş erkek kardeş

Bir ev

Üç ay

Bunlarin hepsi bir araya

Gelince ne olur?

Unutulmaz bir yaz tatili !

Aleyna’nın yaz tatili için, doğduğundan beri bir kez bile görmediği amcasının yanına gönderilmesi ve onun üvey çocuklarıyla tanışmasıyla başlayan kardeşlik, arkadaşlık ve biraz da romantizmle dolu bir hikâye…

₺24,00 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Element ülkesi Shat’ta kendine ve geçmişine dair bütün sırları keşfeden Sarah, bu kez zorlu bir sürecin içine girmiştir. Geçmişi, sevdikleri ve kendisi için tehlikeyi göze alıp olacakları durdurmak zorundadır. Peki bunu başarabilecek midir?

“Sarah her adım attığında, etrafta daha farklı şeyler hissettim.

Havada bir değişiklik, bir sıcaklık ve suda bir farklılık vardı. Birkaç adım sonra durdu ve ellerini havaya kaldırdı. Sadece şatoda bir noktaya bakıyordu. Kafamı kaldırdım ve baktığı yere döndüğüm anda Hartes’in bizi izleyen gözleriyle karşılaştım.”

Element soyluların olayı buydu işte, hepsi inanılmaz güzel varlıklardı çünkü doğanın çocuklarıydı onlar. Biz büyücüler ise doğaya karşı geliyorduk. Büyücüler doğanın üvey evlatlarıydı.

₺24,00 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
“Levy'nin kalemi uçarı bir silah.” The Observer 

“Seni öpmek eski bir acı ve taze boya gibi. Kahve gibi, araba alarmları, loş merdivenler, bir leke ve duman gibi.” 
Viyana’da soğuk bir kadın, altüst olmuş bir adamı baştan çıkarır; Londra’da bir kuş telefon zilini taklit etmeyi öğrenmiştir; iş dünyasında, başarılı bir reklam yazarı bir tür şamandır aslında; bunalımlı bir genç kız cinsiyet değiştirme ameliyatıyla, hayatı hafife alan bambaşka bir genç kıza dönüşür… 
Man Booker’a iki kez aday gösterilen Deborah Levy,beraber ya da tek başınayken sevmek ve yaşamak üzerine düşünen bu on öyküde 21. yüzyıla özgü yaşamların izini sürüyor. Levy ait olma duygusunun giderek daha az hissedildiği,kültürler arası sınırlar gibi, kimliklerin ve ilişkilerin de muğlaklaştığı bir dünyanın uçucu kaçıcı karşılaşmalarını şiirsel bir üslupla yakalıyor.Karakterlerinden biri anadilinin ne olduğu sorulduğunda, bir serzeniş mi yoksa kutlama mı olduğu belirsiz bir cümleyle şöyle diyor: “Öyle çok dil var ki.” 

“Alışılmadık aşklara dair bu öyküler, Deborah Levy’nin güçlü bir çağdaş yazar olarak ününü pekiştiriyor.” The Independent
₺12,00 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Başucunda duran tahta kutunun kapağını açtı Halide, kurumuş güle baktı. 
Derin bir “Ah!” çekti... 
Duvarlara çarpıp, tren raylarının tıngırtısına karıştı sesi. Mahzun gözleri ıslanmış, yüreğindeki yara tekrar kanamaya başlamıştı... 
Kutuyu dudaklarına doğru yaklaştırdı, gülü öpmek istedi ama zarar vermekten korktu. 
Ciğerlerini doldururcasına bir nefes çekti gül dudaklarının önündeyken. Sevginin taze kokusu yerini pişmanlıkların, vazgeçmişliklerin ve ayrı geçen zamanların isli kokusuna bırakmıştı. 
Kutunun sallanmasına tren neden olsaydı keşke... 
Gerçek olansa ellerinin titremesiydi. 
Kapağını dikkatlice kapattı anı yüklü kutunun. Eliyle üzerindeki tozu alır gibi sevdi ve yatak başındaki yerine bıraktı. 
Tuvalet etajerinin üzerinde duran kristal şişenin içerisinden avuçlarına bolca kolonya döktü, burnuna çekti... Derin bir nefesle... 
Arkasında bıraktığını sandığı yıkıntıları yıllarca yüreğinde taşımış olduğunu düşündü hayretle. Zamanın karmaşık akışında; bazen rüyalarında, bazen de bir çocuğun ışıltılı bakışlarında açmıştı o anılar kutusunun kapağını... Hep kapalı kalsın, açılıp canını acıtmasın istedi yıllarca...
₺23,20 KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil
Çağdaş Amerikan edebiyatının en önemli temsilcilerinden ödüllü yazar Jonathan Franzen, Düzeltmeler ve Özgürlük’ün ardından bir kez daha “büyük roman” geleneğine bağlı kalarak modern bir klasik yaratıyor. 

Bir anne ve kızın “tuhaf” ilişkisiyle başlayan olayların üzerindeki perde kalktıkça sınırları aşan ve yıllara uzanan girift bir ilişkiler sarmalı açığa çıkıyor. Tatminsiz bir aşk yoldan çıkmaya, bir sırrın ağırlığı kontrolü kaybetmeye, intikamın çürütücü hazzı ise yeni krizlere yol açarken doğru ve yanlış, iyi ve kötü, haklı ve haksız arasındaki çizgiler bulanıklaşıyor. Dünyadaki tüm dengelerin değiştiği, Doğu Almanya’nın ilkel fişleme yöntemlerinin yerini dijital casusluğa bıraktığı, yıkılan duvarların doyumsuzluk da dahil yeni sınırlar inşa ettiği uzun bir kesitte, değişmeyen nadir olgulardan birini; aile kurumunun çöküşünü de incelikle örüyor Franzen. 

Başarılı olay örgüsü, derinlikli karakterleri ve sorgulatan bakış açısıyla Saflık uzun yıllar akıldan çıkmayacak, etkileyici bir roman.
₺30,00 KDV Dahil
₺40,00 KDV Dahil

Yaşamın kıyısında gezinen "kadın" öyküleri 
 

6-7 Eylül olaylarını arka plana aldığı Elenika ve bir mübadele hikâyesi olan Ah Mana Mu ile tanıdığımız Handan Gökçek, yeni kitabı Katre’de, sevgisizlik, yalnızlaşma, aile içi şiddet gibi konuları ele alan sarsıcı öykülere imza atıyor.
 
21 öykü ve bir tiyatro oyununun yer aldığı Katre, şaşırtıcı sonları ve metinler arası göndermeleriyle okurları farklı deneyimlerin sınırında gezdiriyor.
 
Katre, toplum tarafından “ötekileştirilen” kadınların hayatlarından kesitler sunuyor.

Ağırlıklı olarak kadın hikâyelerine yer veren Katre, fiziksel ve ruhsal şiddet, baskı, çocukluk travmaları, öteki olma durumu gibi güncel sosyal sorunlar üzerinde duruyor.

Kâh bez bir bebeği konuşturan kâh albino dünyalarımıza giren Handan Gökçek, Katre ile sevgisizlikten yitip gitmekte olan kadınlara cesaret ve umut aşılıyor.

Gözlerim düğüm benim, ağzım da. Çok oldu unutalı sesimi. Pencereme konan kuşlar bile fısıldıyor yalnızca. Konuşmak yasak burada. Ben yasakladım. Burada kimse inanmıyor masallara. Masallara inanmayanlar bana nasıl inanacaklar ki? Sustum, gözlerim düğüm benim, ağzım da…

₺12,80 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

Kafkas Masalları adlı bu seçkide; Gürcü, İmer, Avar, Lak, Agul, Çeçen, Kabardey ve Ermeni masallarından bir demet bulacaksınız.

Kafkaslar en eski zamanlardan bu yana Avrupa’yla Asya arasında insanlığın anlattığı masallara köprü olmuştur. Her şey Kafkasya bölgesinin, halklar arası etkileşimlerin ırmağı içinde bir ada oluşturduğunu göstermektedir.

Bu ırmağın aktığı vadilerle düzlüklerde çok sayıda halk kümesi ve onlarla birlikte söylenceleri, inançları, gelenek görenekleri ve dilleri kalmıştır. İster dağlık bölgenin kuzeyinden ya da güneyinden doğu-batı doğrultulu ticaret ya da ordu güzergâhları üzerinden geçmiş olsun; isterse, arada duvar gibi yükselen dağları keserek aşan eski geçit üzerinden, ya da Hazar’ın batı kıyısı boyunca dağların çevresinden dolanan yollardan geçmiş olsun, sarp yamaçlarında insanlarla birlikte maddi ve düşünsel malzeme kalmıştır geride…

Bu kitaptaki masallar, derleyicisi; dilbilimci, etnolog ve Kafkasya araştırmacısı Adolf Dirr’in de belirttiği gibi, öncelikle bir halkbilim çalışmasıdır; bir kültür mirasıdır.

 

₺7,20 KDV Dahil
₺9,00 KDV Dahil
“Her filmin her aşaması, süreçle aynı anda, farkında olarak ya da olmaksızın yaşadığınız bir içsel yolculuğu da içerir. (…) Fakat işin kendisi o kadar öne çıkar ve her şey filmin çekilmesine o kadar tabi kılınır ki, bir süre sonra o işin ‘yolculuğunu’ gözden kaybeder, aklınızdan çıkarırsınız. Ancak iş bittikten sonra yolculuğun kıymetini fark edersiniz. Çünkü bitmiş bir işin sonunda, yolculuk boyunca yaşanan tüm hayal kırıklıkları, iniş çıkışlar, ümitler, vazgeçişler, kabullenişler ya da itirazlar adeta hiç yaşanmamış gibi unutulmuş ve bir kenara atılmıştır.  Ama, ‘öğrenmek’ denilen şey de budur!”
Bir film güncesi elinizdeki… Nuri Bilge Ceylan’ın yönettiği, 2011’de Cannes Film Festivali Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan Bir Zamanlar Anadolu’da filminin hikâyesi. Akla düştüğü andan itibaren… Hatta daha da gerisinden: Ercan Kesal’ın taşrada genç bir hekim olarak yaşadıklarının, bir film fikrine maya olmasından itibaren… Bir filmi doğuran, onun oluşumuna refakat eden gözlemlerin, düşüncelerin, duyguların, kısacası bir film deneyiminin kaydını tutuyor Ercan Kesal. Bu deneyim içinde filmin ve senaryonun nasıl canlı bir organizma gibi evrildiğini görüyoruz.
Basitçe “kamera arkası” değil; bir filmin seyrüseferi hakkında, film çekme macerası hakkında ve aynı zamanda Anadolu hakkında hevesli bir hikâye.
₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Ruhu arafta kalmış bir genç kız... Bir ayağı cennete düşerken, diğer ayağı cehenneme zincirlenmiş. Nefsinin, şeytanın ve hak yolunun arasında kalmış, nereye gideceğini bilemeyen bir yolcu… Labirentin içinde koşarken, her defasında yeşil gözlere çarpıp sendeleyen minik bir kalp... Çimen gözlerin içinde cennetin fragmanını izlerken, karanlık bir uçurumun tepesinde cehennemin alevleriyle kundaklanan asi bir ruh... Peki o hangisini seçecek? Tövbe etmeyi mi, yoksa yoldan sapmayı mı? Bakışları doğanın şefkate yansımasından doğan bir güneş, yeşilin aktığı nehirlerden içime çağlayan bir merhamet gibiydi. Peki bende merhamet edilecek ne vardı? Bu aciz gözlerimde mahur bakışlarımda göremediğim neyi görmüştü? Kalbimi bana en çok hissettiren, dünyayı turlatıp kendime nerede olduğumu hatırlatan bir güç kaynağıydı. Bana baktığı her an yıllardır görmediğim baharı anımsıyordum; kışın en kör noktasında kaybolmuş bir yağmur olarak.
₺28,00 KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil

Franz Kafka, 1917’nin sonlarından 1919 Haziran’ına dek günlük tutmayı bırakmış, dört yapraklı defterler kullanmaya başlamıştır. Max Brod, 1948’de Kafka’nın Günlükler’ini yayımladığında bu defterleri Günlükler’e dâhil etmemiş, dolayısıyla bu defterlerin varlığı çok az kişi tarafından bilinmiştir.

Mavi Oktav Defterleri, Kafka’nın ruh halinden payını alan, öykülerden, fragmanlardan, kısa günlük kayıtlarından ve aforizmalardan oluşan gizli bir hazinedir. Franz Kafka’yı ve eserlerini daha iyi anlamak için başvurabileceğiniz en önemli kaynaklardan bir tanesidir.

₺9,60 KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil
Kafka belki de edebiyatımızın kâhinidir. Korku Çağı’nın adalet anlayışını, adalet eliyle uygulanan baskıyı ve faşizmi ilk sezen ve bunu edebiyata ilk aktarandır. Ortada bir suçlu vardır, ama suçun ne olduğu belli değildir. İnsan bilmediği ve işlemediği bir suçla çepeçevre sarılmıştır. Kendi suçunu kendisinin bulması istenmektedir. Kuşatılmış ve çaresiz bırakılmış yirminci yüzyıl insanı sizce de yirmi birinci yüzyılda hâlâ aynı şekilde bireysel ve toplumsal bir işkence sarmalının içinde kendine bir hava boşluğu aramıyor mu? Dava’yı okumak ve anlamak hem geçen yüzyılı hem de günümüzü anlamak olacaktır belki de.
₺11,20 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

Franz Kafka yalnızca iyi bir romancı değil aynı zamanda iyi bir öykücüydü de. Ceza Sömürgesi adını taşıyan bu derleme ise Kafka’nın, dehasının tamamını Şato ve Dava romanlarına akıtmadığının, öykülerinin aynı derecede olağanüstü olduğunun kanıtıdır. Kâh açlık sanatına kendini adamış bir adamı, kâh birinci ağızdan meraklı bir köpeği, kâh ise isimsiz bir ceza sömürgesindeki işkenceleri anlatır. Bu öyküler sayesinde, dillere pelesenk olmuş “Kafkaesk” sıfatını daha iyi anlama fırsatı bulacak, Franz Kafka’nın gerçeküstücü, tekinsiz, absürt dünyasına adım atacaksınız.

 

₺11,20 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
Tepedeki Şato’nun kontu tarafından çağırtılan genç bir kadastrocu, gecenin bir vakti karlarla kaplı, isimsiz bir köye varır. Gizemli Şato’nun sakinleri aynı zamanda köyü yöneten kuralcı memurlardan oluşmaktadır. Kadastrocu K’nın tek istediği işini yapabilmektedir ama daha ne olduğunu anlayamadan, kendini anlamsız bir bürokrasinin, çıkışsız bir labirentin içinde buluverir. Şato’da Kafkaesk kâbusun konusu, “ulaşamama hali”dir. K. sürekli Şato’ya gitmeye çalışır ve her defasında, ya köylülerle ya da memurlarla karşı karşıya gelir. Var olmanın ve her türlü otoritenin dayanılmaz ağırlığını hayatı boyunca içinde bir pranga gibi taşımış olan Kafka, otoriteyle bireyler arasındaki güç çatışmasını Şato’da bir kez daha gözler önüne serer ve “ölümsüz eser” tanımını sonuna kadar hak eder.
₺13,60 KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil

Dünya edebiyatının üzerinde hâlâ en çok konuştuğu ve yeniden yeniden yorumladığı Dönüşüm, modern insanın sistem karşısındaki çaresizliğini dile getiren ve sezen ilk eserdir. Buradaki metaforik dönüşüm, insanın sistem karşısındaki çaresizliğinin ve sıkışmışlığının özetidir. Toplumdaki tüm beklentilerin insanın üzerinde yarattığı baskı giderek bireysel bir faşizme döner, bireyi yavaş yavaş insani olan tüm özeliklerinden uzaklaştırır ve böylece de geriye doğru bir evrim işlemeye başlar.

Dönüşüm, her okuduğunuzda insana ve insanın yarattığı sisteme yeniden ve hayretle bakmanızı sağlayacak, bahçıvanını eğiten bir bahçe gibi sistemin bizi nasıl dönüştürdüğüne şahit olacaksınız.

₺6,40 KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

Efsaneler bazen denizden,

Bazen aşktan ve ateşten gelirler.

Aşktan ve ateşten ve denizden gelenler,

Bazen ışık olurlar ve bütün zamanı aydınlatırlar…

Efsane kurmak kadar, efsaneyi yazmak da efsaneye dâhildir.

Bir çağı haritalarda bulamazsınız.

Derine, insana ve tarihin denizlerine açılmak gerekir.

Girdaplarda yüksek idealler saklanabilir.

*  *  *

Bu kitapta

İstanbul, Gırnata, Madrid, Roma ve Akdeniz; aşk diliyle kuşatıldı.

Akdeniz, aşk kaleminin haritasıyla yeniden çizildi.

Kılıç kılıca, cevher çeliğe çarptı, varlık da yokluğa.

Ve hep bir yol vardı kalplerden denizlere.

Derin denizler, büyük aşklar için atlas olup dokundu.

İskender Pala, bir çağı ve o çağın efsanelerini dile döktü.

Barbaros Hayreddin Paşa’yı...

Sonra, bir gül sepeti getirdi.

Isırılmış üç elmayı anlattı.

₺10,32 KDV Dahil
₺12,90 KDV Dahil
Tutku… Güzellik…
Aşk ve savaş. Sadece gönüllerin değil alınların, kemiklerin ve gözlerin alev alev yandığı savaş.
Kahramanlarını, Yavuz Sultan Selim’i de Şah İsmail’i de tarihin merdivenlerinde bir basamak aşağı indiren bir basamak yukarı çıkaran savaş.
Çaldıran... Şimdi Çaldıran ne 500 yıl geride ne 500 yıl ileride.
Savaş tasında büyücünün gördüğü neydi?
Kızılbaşlık! Sünnilik! İktidar hırsı.
Aşkın bir çökelti gibi dondurduğu zaman! Korku? Ya o?
Yazar biraz da korkuların üstüne gidendir.
Tarih ileriye doğru çözüldükçe ağacın kökleri de görülecektir.
Alevi de Sünni de bağlıdır o köke. Birdir o toprakta.
Gölgeler büyümüşse ışığı değil korkuyu yenmek gerekir.
Karanlık ve kör ışığın egemenliği boğmasın artık nesilleri.
Ve işte bir kez daha aşk!
Şiir kadar iktidar atında rüzgâra ve ateşe doğru yol alan iki hükümdar.
Şah ve Sultan…
Dünya incisi zarif ve asil kadınlar. Yeminlerine bağlı erkekler.
Masal kadar gerçek. Büyüleyici olduğu kadar umut verici.
Şah&Sultan her cümlesi aşkla okunacak bir kitap.
İskender Pala’dan…
₺10,32 KDV Dahil
₺12,90 KDV Dahil

Roman, müzayededen alınan elyazması bir kitabın hikâyesi olarak başlıyor. Okurlar, bu  elyazması kitabın açtığı kapıdan içeri giriyor, bir devre adını veren lalenin izinde İskender Pala’nın yarattığı etkileyici ve büyüleyici bir atmosferin içinde yol alıyor.

İstanbul bu romanda, karmaşası, heyecanı, isyanları, kalabalığı ile lalelere bürünüyor. Öyle ki lale sadece bir çiçek değil, bir yaşayış tarzı, estetik bir tavır, kültürel ve tarihsel bir birikim olarak İstanbul’u, hatta tüm Osmanlı’yı çevreliyor. İstanbul, doğal tüm güzelliklerinin, mimari şaheserlerinin tarihî debdebesi ile beraber lalezarlara, lale yarışlarına, lale şiirlerine bezeniyor; lalelerin şehri, renklerin şehri, yaprakların şehri haline dönüşüyor.

İskender Pala, Katre-i Matem’de usta kalemiyle lalelere bezediği İstanbul’da kavuşup doyulamayan, kavuşulamayıp yakan aşkların elemli ve Osmanlı hallerini de tüm ıstırap ve coşkularıyla anlatıyor. Sevdiğini, aşklarının ilk gecesinde kaybeden Şahin’in macerasını anlatan roman, bu kaybın ardındaki esrarı çözmek için külhanlara, tomruklara, lalezarlara ve hatta Osmanlı sarayına kadar gidiyor. İşte bu yolculuk, okuru hiç ummadığı yerlerde hiç ummadığı maceralarla karşılaştırıyor.

Cinayetlerin gölgesiyle giderek gizemli bir hal alan olaylar Lale Devrine nihayet veren Patrona Halil İsyanının yakıcı siyasal çalkantılarıyla birlikte çözülmeye başlıyor.

 

Kalemimi hokkaya bandırdığım şu anda –ki Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’yı canından; Sultan III. Ahmet’i de tahtından eden cehennemden nişan Eylül İhtilali’nin üzerinden henüz iki hafta geçti- şahit olduğum olayları yazıp yazmamakta kararsız sayılırım. Bilemiyorum. Yazmak gerektiğini düşündüğüm şeyler bir bakıma devlete ait sırları ifşa etmek gibi bir ihanetin ağırlığını da vicdanıma yükleyecek. Öte yandan Şark’ın kutsal çiçeği laleye dair yorumlarda bulunacak ve belki şükufeciyan esnafını gücendirmiş de olacağım. Ama birisi çıkıp yiğit Şehzade Ahmet’i, aşağılık isyancıların yaptıklarını, cennete benzeyen İstanbul’u ve Sadabat’ın laleye kattığı zarafeti anlatmazsa bu dahi tarihe ve şehre haksızlık sayılır.

₺10,32 KDV Dahil
₺12,90 KDV Dahil

Çocukluğunu bir oyukta geçirmiş genç bir hırsız, özgürlüğün ateşli bir savunucusu haline gelebilir mi? Yahudi bir dolandırıcıdan ünlü bir doktor olur mu? Peki ya yeni yetme bir kız hatırı sayılır bir moda tasarımcısına nasıl dönüşür?

Cevaplar Venedik’te saklı…

Roma, 1515. Ebedî şehrin lağımlarında yaşayan Mercurio, yalnız ve yetenekli bir dolandırıcı, bir kılık değiştirme ustasıdır. Soyduğu Yahudi tüccarı öldürdüğünü zannedince Venedik’te gizlenmeye karar verir. Karmaşık labirentlerle dolu yolculuğu sırasında ise Yahudilere yapılan zulümlerden kaçma ümidiyle lagüne gelen güzel Giuditta’yla tanışır. 

Aşkları, Mercurio’nun çevirdiği dolaplarda ona suç ortaklığı eden Benedetta’nın kıskançlığından Avrupa’daki ilk gettonun kurulmasına kadar pek çok tehlike ve engelle karşılaşacaktır. Venedik hem yuvaları hem de zindanları olacak, kaybolma ve yeniden bir araya gelme umutlarına ev sahipliği yapacaktır. İnsanlığın ezeli tutkularının, nefretin ve sevginin körüklendiği sapkın, karanlık ve büyüleyici bir devrin doruk noktasında geçen bu roman, ilk sayfadan son sayfaya kadar çarpıcı ve heyecan verici bir şekilde ilerliyor.

“Göğe Dokunan Kız’ın sayfaları arasında özgürlüğün kokusunu alabiliyorsunuz. Luca Di Fulvio, çarpıcı ve akıcı anlatım tarzıyla 

okuru romana âdeta bağımlı kılıyor.” 

- Ornella De Luca  -

 “Kolay anlaşılır ama incelikli bir dille yazılmış bu kitabı okurken kendinizi Venedik sokaklarında buluyorsunuz. Genç yaştaki kahramanların tuzaklar ve tehlikeler, yenilgiler ve zaferler sonrasında büyüdüğünü ve olgunlaştığını göreceksiniz… 

Tarih hayranlarına, romantizm sevenlere ve keyifli bir okuma deneyimi arayan herkese bu zengin içerikli kitabı kaçırmamasını öneririm.” 

- Letteratura e cinema  -

 

₺55,92 KDV Dahil
₺69,90 KDV Dahil

“Boşluğa doğru yol alacak hikâyem çok kısa zamanda unutulup gidecektir.

Unutulmamak hayata ait değil zaten.

Ama... Hiç umulmadık insanların da yazılı tarihleri olur bir yerlerde.”

 

Bu dünyayla aynı dili konuşmayan, aynı pencerelerden bakmayan ve aynı kapılardan geçmeyen, çoğunluğun ezberi dışında kalan yönleriyle, alışılmışın dışında görme biçimleriyle bilinçdışındaki asıl dünyasına körü körüne bağlı bir kadın. Topluma göre ise belki de sadece “öteki”.

“Ben bir hiçtim. Ben her şeydim. Ne olursam olayım, vardım.

Ben de biri idim.

Tokalaşmak istemediğiniz biri.

Çevrenizi dikkatle taradığınızda bile gözlerinizin görmeyi atladığı biri.

Rağmen biri.”

Çıkmaz sokakların ve mutlu sonla bitmeyen masalların da kahramanları olur. Efendilerle, çiçeklerle, patronlarla, komşularla, dikenlerle, devlerle, Nene’yle, ağaçlarla, susamlı akide şekerleriyle, cücelerle, yoldaşlarla, kardeşlerle dolu bir hayatın içinde o hep kendine ait tek parçanın peşinde: Küçük’ün.

Dünya dönüyor. Disko topu dönüyor. Döndükçe bir şeyler değişiyor. Birileri gidiyor, birileri dönüyor...

₺12,00 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Her gün işe yapayalnız yürüyordu. Sanki caddelerde herkesin kendisine eşlik edeceği, birlikte güleceği, sırrını paylaşabileceği ve dirseğiyle dürteceği birileri vardı. Her şeyi çoktan çözmüş olan o genç kız grupları. Birbirlerine sokulmuş, kafa kafaya verip fısıldaşan tüm o çiftler ve işe gitmeden önce arabalarının yanında dedikodu yapan tüm o komşu kadınlar… 

Kate Battista hırçın, çünkü annesi ölünce kız kardeşine göz kulak olmak zorunda kalmış. Kate hiç uslu bir kız değil, botanik dersinin hocasına kafa tutunca üniversiteden atılmış. Babası bilimsel araştırmalarıyla öylesine meşgul ki, Kate hem bir anaokulunda çalışıyor hem de evi çekip çeviriyor. Pek değerli asistanı Pyotr’un vize süresi bitmek üzere iken babasının aklına parlak bir fikir geliyor: Onun Amerika’da kalabilmesi için Kate ile Pyotr evlenebilirler, neden olmasın? Kate çok öfkeli, galiba babası dahil etrafındaki herkes aklını kaçırmış.  

“Hırçın Kız’ın Baltimore’da ne işi var?” demeyin. Bütün şehirler hırçın kadınların istilası altında. Sirke Kız, Pulitzer Ödüllü Anne Tyler’dan ehlileştirilmeyi reddeden kadınlara matrak bir hediye.
₺17,60 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
Yağmur böyle güzel yağar mı bir daha şimdi çıkıp ıslanmazsak? 


“O gün, bana ‘Sinemaya gidelim mi?’ diye sordu. 3391 kilometre öteden, şehirlerce, denizlerce uzağımdan… Yanımdaki insanlar görmezken beni, o bana imkânsız olduğunu bile bile ‘Sinemaya gidelim mi?’ dedi…” 
  
Aylarca sesini duymadığınız, yüzünü görmediğiniz, dokunmadığınız, kokusunu almadığınız, aynı sokaktan geçme ihtimalinizin dahi olmadığı, aynı fotoğrafın içinde bile bulunamayacağınız, sizden kilometrelerce, hatta denizlerce, adalarca ve şehirlerce uzakta olan bir insana âşık olur muydunuz?  
  
Kendinize yapar mıydınız bunu? 
  
Bu hikâye, uzak bir ilişkinin hikâyesi! Birbirlerini görmeden ve duymadan, aylar boyunca gece gündüz konuşan; birbirlerine bu kadar uzak, ama bir o kadar da yakın olan; aralarına giren onca kilometreye rağmen birbirlerine âşık iki insanın hikâyesi! Burası bizim gezegenimiz, burada her şey anını bekler. Burası, bizim 3391 kilometrelik gezegenimiz…
₺22,50 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
Sen yeter ki küçük, güvenli alanından çıkmaya cesaret et, hayat sana kocaman sürprizlerle gelecektir. 

Yirmi altı yaşındaki Nell, bu zamana kadar Paris’e hiç gitmemiştir. Hatta erkek arkadaşıyla bir hafta sonu kaçamağı bile yapmamıştır. Çünkü o öyle maceracı kızlardan değildir. Her şeyi hesaplamak, alacağı kararların artısını eksisini düşünmek zorundadır.  
Ancak erkek arkadaşı planladıkları romantik Paris gezisine son dakikada gelemeyeceğini söyleyince Nell artık bazı şeylerin değişmesi gerektiğini fark eder. 
İngiltere’den kalkıp Paris yolculuğuna bir başına çıkar ve orada küçük motoruyla ilginç bir tipe benzeyen Fabien’la tanışır.  
O andan sonra Paris gezisi Nell için ya bir seri katil tarafından öldürüldüğü ya da hayatının en harika zamanlarını geçirdiği bir hafta sonu kaçamağı olacaktır.  

“Harika bir hikâye anlatıcılığı.” 
Elle