Daha fazla gecikmesem iyi olacak. Uzun zamandır bir peri masalı anlatmak istiyordum, ama perilerin devri kapandı, artık kimse onlara inanmıyor, üstelik dogru söyledigimi iddia etsem de bana gülerseniz hiç ssanmam. Sonuçta benim sözüme karsşı sşehrin bir milyon sakinininki var. Öyleyse sandalımızı suya indirelim, kürekler yolunu bulsun.
₺18,72
₺24,00

 İki baba ve her birinin oğullarıyla sessiz, neredeyse namevcut ilişkisi. Yabancı babalarının esrarını anlamaya çalışan iki aile. Anavatanlarından uzakta, anadillerini kullanamadıkları ülkelerde kendilerini yeniden yaratmaya çalışan göçmenler. Tutkuyla başka yazarların yapıtlarını okuyan ve bu yapıtlardan kalkarak kendi hayatlarındaki bir gizemi kazıp çıkartmaya çalışan yazarlar. Kilit altında tutulan, kolay paylaşılamayan sırlar.

Arjantinli yazar Eduardo Berti’nin otobiyografik öğeler de taşıyan romanı, yaklaşık yüz yıl arayla iki farklı zamanda ilerliyor. Göçmenlik, aile sırları, geçmişle hesaplaşma gibi kadim olduğu kadar günümüzde de yakıcılığını sürdüren meseleleri var. Karmaşık olay örgüsünde hiçbir ayrıntı tesadüfi veya rasgele değil.

₺24,96
₺32,00

Bir türlü çalıştırılamayan aile yadigârı bir transfer makinası, dünyayı dev bir et besi çiftliği olarak gören uzaylı bir yaratık, sigaranın tamamen yasaklandığı Dünyadan kaçan bir tiryaki, insanoğluna âşık olan bir peri kızı, tüm yaşayanların acısını çekmesi için yapılmış bir robot, başka bir olasılık düzeyinden gelen ve Dünyalı erkeklere bayılan bir kadın, uzaydan geldiğini iddia eden bir ayyaş, dünyanın yok olan yüzeyinden yeraltına kaçan ve orada “mükemmel” bir düzen kuran insanlar...

Son Tiryaki’nin masal-bilimkurgu evreninde tanışacaklarınızdan bazıları. “Hardcore” bilimkurgudan peri masalına, Aziz Nesin hikâyelerinin tadını andıran ve son derece Türkiye’ye özgü mizahi bilimkurgu öykülerinden karanlık bir anti-ütopyaya kadar değişik alt türlerde yirmi üç öykü.

İlk kez 1996’da yayımladığımız kitabın bu genişletilmiş basımı özellikle yeni kuşak okurlarımız için...

₺20,02
₺26,00
“Kader, insanoğluna bir dereceye kadar özgürlük tanır, ama sonra onu uyarır ve sonunda darbeyi vurur.” E. M. Remarque

Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok romanıyla savaş edebiyatının başyapıtlarından birine imza atmış olan Alman edebiyatçı Erich Maria Remarque’tan aşk, ölüm ve göç üzerine gerçekçi, heyecan dolu, dokunaklı ve etkileyici bir roman: Lizbon’da Bir Gece.

Hüzün verici 1942 yılı: dünya yavaş yavaş savaşa doğru ilerlerken herkes Avrupa’yı terk etme derdinde. Pek çok kaçış yolu kapatılmış durumda. Lizbon’un karanlık rıhtımında fakir bir genç adam, büyük bir hevesle gemilere bakıyor. Hedefi Amerika. Ama ne vizesi var ne parası. Derken yabancı bir adam kendisine iki gemi bileti sunuyor. Bu bir hediye, ancak adamın bir şartı var: bu gece yalnız kalmak istemiyor, karşısındakine kendi hayat hikâyesini anlatmak istiyor; kaçışının öyküsünü. Tüm Avrupalı mültecilerin 1933 yılında Osnabrück’te başlayan ve o gece Lizbon limanında sona eren kaçış macerasını. Dışarıda, Tejo nehrinin denize döküldüğü kısımda beklemekte olan gemi belki de onun kurtuluşuydu ama artık bir şey ifade etmiyor. Çünkü özgürlüğe kavuşturmak istediği kadını çoktan kaybetti.

Lizbon’da Bir Gece tarihle kaderi çarpıştıran, özenle yazılmış, klasik bir "hayatta kalma" romanı: Nazilerden kaçarken rastlantı eseri karşılaşan iki kişinin, uzun bir gece boyunca yakınlaşmalarının; geçmiş yaşamlarını, kaçış planlarını, aşkı, kötülüğü, ölümü, cesareti, tanrıyı, insanın varoluş nedenini, özellikle de 20. yüzyılda insanlığın ayaklar altına alınışını sorgularken yavaş yavaş sarsılmaz bir bağ kurmalarının yürek parçalayıcı hikayesi.

“Nefret, ruhu eriten bir zehirdir; ister kendinizden nefret edin, ister başkasından; hiç fark etmez.” E. M. Remarque
₺19,50
₺25,00
Hayat Cesurları Sever...

Bir Günah Bir Sevap, sadakatin sınırlarını zorlayan erkeklerin bir hayat oyunu üzerinden ibret verici bir şekilde cezalandırılma çabasını anlatıyor. Romanın içine girdikçe yazar beyaz yalanlar gibi beyaz günahların da olabileceğini sorgulatıyor. Günahın yakıcı yıkıcılığını sevgi sözcüğünün arkasına saklayabilir miyiz? İçine bir tutam sevgi karışan kara günahlar beyazlaşır mı? Naz’ın bulduğu bir mektupla içine girdiği bu hayat oyunu, Uğur’a âşık olmasıyla içinden çıkılamaz bir hale gelirken, en büyük destekçisi yan komşusu 80 yaşındaki Maria olacaktır. Hayatı yaralarını sarmak yerine yaralarına sarılmakla geçmiş Maria ve Naz, bu hayat oyunu sayesinde çok güçlü bir dostluk kurarken birlikte yaralarını sarmayı da öğreneceklerdir.  Hayat bir şekilde günahı ve sevabıyla dengesini kuracaktır.
₺20,87
₺26,75

Vampir efsanesini başlatan Drakula’yı Bram Stoker’a yazdıran kimdi? 19. yüzyılda Venedik operaları hangi aşk skandalıyla çalkalanmıştı? 1970’lerde İtalyan modasının merkezi Floransa’da yalnızca geceleri ortaya çıkan gizemli kadın kimin peşindeydi? 

Aylin Doğan, Murakami’nin Kedisi ile başlayan “V Kadınları” serisinin ikinci kitabı Bram Stoker’ın Masası’nda, dünya edebiyatına damgasını vurmuş bir ismin daha sırrını açığa çıkarıp okurunu yeniden büyülü ve eğlenceli bir dünyanın içine çekiyor.

₺18,72
₺24,00
Kaz Düşü yok oluşlara, bozulmalara, düşmanlıklara, şiddete karşı dünyaya yeni gelmiş insan düşünü öne çıkaran, yanı sıra yeryüzünün ışığını, toprağın sesini, zamanın gücünü duyuran bir roman. Tuncer Erdem yazı ve çizgisiyle Hay bin Yakzan gibi ütopik romanlara özgü masalsı bir dil, şiirsel bir dünya yaratıyor. 
Bir sabah kendini göl kıyısında bulan, geçmişini yitirmiş bir insan yüzü; yanı başında sazlıklara sığınıp düşlere dalmış bir yabankazı; dertlerine derman arayan yalnız yolcular... Gölün ötesinde görünen köydeyse ölüm ve şiddet kol geziyor. 
“Bense sımsıkı sarılmışım yerkabuğunun üst tabakasına. Hayatı bilmediğimden. Dünyayı tanımadığımdan. Farkında olmadan geldiğim bu yere bağlanıp kalmışım. Küçücük bir yeryüzü parçasının içinde debelenip duruyorum. Sonsuz dünyaya, yerkürenin ufuktaki eğimine doğru bakınca, yeraltına kulak verince daha iyi anlıyorum bunu. 
Sonuçta acemisiyim bu dünyanın. Kanatlanamayan puhu yavrusu, göç yolunda görülen kaz düşüyüm...”
₺16,50
₺22,00
"...kadının yüzüne doğru, yılan gibi tısladı: 
Geber Anne!” 

Depremlere karşı durabilecek kadar sağlam, 
bir kanat hareketiyle yıkılacak kadar hassas bir ilişki. 
O aşkî hali tek hamlede nefrete dönüştüren bir şüphe. 
Sonrasında yeni hayatların olduğu bir ölüm... 
Ölüsü dirisiyle, Sarı’sı Çomar’ıyla, birliği felaketiyle, 
Ankaralı İsmailoğlu ailesinin zamandan 
bağımsız hikâyesi. 

Geber Anne, 
Sezgin Kaymaz’ın alameti farikalarından…
₺30,03
₺39,00

Burada bir sokak var. Uzun, ağaçsız ve derin derin uyuyan arabalarla dolu karanlık bir sokak. Birazdan gün, süt mavi örtüsünü sokağın üzerine serecek, evler ağaracak. Gün, köşeden sokağa girecek. Sahiplerini bekleyen atlar gibi sıra sıra dizili arabalar bir bir uyanacak, silkelenip yollara düşecek. Bugün bir cenaze kalkacak bu sokaktan.

Mahir Ünsal Eriş altı yıl aradan sonra yeniden okurların karşısına çıkıyor. Kara Yarısı’nda, yaşadıkları yerlerin küçük dünyalarına, aşamadıkları içsel sınırlara yahut muhitin kalıplarına hapsolanları ele alıyor. Kimi öykülerde kasabaların dar sokaklarında gezip tutucu, küçük, hiçbir gelecek vaat etmeyen yerlere sıkışıp çırpınanları resmediyor. Kimilerinde de bir kaza ya da alın yazısına kurban gidenlerin yahut ademoğlunun kara yarısına; yani hasede, fesada, çekememezliğe hatta basbayağı içindeki şerre kaptıranların peşine takılıyor. Lakin aydınlığı da zifiri karanlığı da okurlarının yakından bildiği o canlı, iştahlı, yaşam fışkıran üslubuyla anlatıyor.

₺14,44
₺19,00

Şimdilerde o günleri ananlar hep “Sarıyaz” diyorlar adına. Haziranın gevreyen toprak üstünde buram buram tüttüğü son demlerinde, topu topu on iki günlük bir zamandı oysa. Ama bütün bir mevsim, yıllar boyu hatırlanacak kadar yüklü geçmişti.

Tarihe “Sarıyaz” diye düşüldü o günler.

Her şey havanın lodosa dönmesiyle başladı. Rüzgar, Afrika’dan aldığı sapsarı çöl kumunu yanına katıp körfeze doldu, ortalık sarıya kesti. Her şey ama her şey öyle bir sarardı ki, sanki dünya sarı bir camın arkasına saklandı gibi oldu.

Yöre halkını tedirgin eden bu tuhaf doğa olayının ardından bir de deprem gelir. Lakin bu “aşağıdan aşağıdan vuran” deprem halka halka büyüyecek, Sarıyaz’ın büyüklü küçüklü karakterlerinin hayatlarında meydana gelen şiddetli sarsıntılarda yankı bulacaktır.

Mahir Ünsal Eriş altı yıl aradan sonra yeniden okurların karşısına çıkıyor. Aynı olayın etrafında dönen ve birbirine bağlanan sekiz öyküden oluşan Sarıyaz’da, yine küçük bir kıyı şehrindeki sözümona sıradan insanların dünyalarına ışık tutuyor. Onların aşklarına, hüsranlarına, isyanlarına, hezeyanlarına, kalp yaralarına ve her şeye rağmen hayata tutunma çabalarına tercüman oluyor… Her zamanki sakınmasız, dürüst ama merhamet dolu, hayat dolu tavrıyla. Her zamanki gibi sokağı dillendirerek…

 

₺13,68
₺18,00
John Stuart Mill, 19. yüzyılın en önemli düşünürleri arasında yer alıyor. 1860 yılında yayımlanan Özgürlük Üzerine adlı yapıtı, haklar ve özgürlükler konusunda yazılmış klasiklerden biri.
Düşünce ve Tartışma Özgürlüğü Üzerine, yanlışlığından en emin olduğumuz düşüncenin bile özgürce dile getirilip tartışılabilmesinin toplum açısından neden gerekli olduğunu ortaya koyuyor.
İfade özgürlüğünün tüm dünyada giderek daha da hor görüldüğü bu dönemde okunmasında yarar var.
₺6,08
₺8,00

TIME’ın seçtiği “1923-2005 Yılları Arasında Yayımlanan En İyi İngilizce 100 Roman”dan biri.

Afrika edebiyatının en büyük ismi Chinua Achebe gerçekçi tarzda yazdığı ve çoğunlukla Batı’nın Afrika’yı kolonileştirmesi üzerine kaleme aldığı romanlarıyla her ne kadar yerel bir hikâye anlatsa da yarattığı karakterler ve kurgularıyla evrensel meselelere değinmeyi başaran nadir yazarlardan. 2007’de dünya edebiyatına yaptığı katkılardan dolayı Man Booker Uluslarası Ödülü’nü kazanan Achebe’nin ilk romanı Parçalanma ise hem yazarın hem de bir kıtanın başyapıtı.

Okonkwo kendi döneminde yaşayan en büyük güreşçi ve savaşçıdır. Ünü bir yangın gibi tüm Batı Afrika’ya yayılmıştır. Fakat bir gün istemeden bir kabile üyesini öldürür ve o andan itibaren her şey parçalanmaya başlar. İşlediği bu suçtan dolayı gittiği sürgünden yıllar sonra geri döndüğünde, köyünde misyonerleri ve sömürge idarecilerini bulur. Artık kontrolünü tümden yitirdiği hayatı, hızla yok oluşa sürüklenir.

Parçalanma, klasik bir kahramanlık anlatısı olmakla birlikte klişelerden uzak, son derece özgün bir roman. Modern edebiyatın belki de en büyük trajedisi.

“Büyüleyici bir yazar. Yirminci yüzyılın en iyilerinden.”

- Margaret Atwood -

“Achebe’nin eserleri olmadan Afrika edebiyatını düşünmek olanaksız.”

- Toni Morrison - 

“Achebe insanı sarsıyor... Sert üslubunu, sıradan insanlara duyduğu gerçekçi ve kararında bir şefkatle hafifletiyor.”

- Anthony Burgess -

₺15,20
₺20,00
İstanbul Treni 20. yüzyılın en çok okunan İngiliz yazarlarından Graham Greene’in romancı kimliğini bulmaya başladığı yapıtıdır. Aynı zamanda akıcı olay örgüsüyle bir gerilim romanı tadında olup, aslında daha derin ahlaki temeliyle dikkat çeken romanlarından ilkidir. Sadakat, insanın kendisine ve başkalarına karşı görevleri, ülkesine bağlılığı, Greene’in ırkçılık ve komünizm üzerine kafa yorduğu romanının başlıca temaları arasındadır. Roman, Ostende’den İstanbul’a uzanan bir tren yolculuğuna çıkan bir grup insanın başından geçenleri anlatır. Bu yolcuların her biri 30’lu yılların dünyasında kabul görmüş toplumsal değerlere aykırı düşmektedir: Antisemit Avrupa’da seyahat eden bir Yahudi, komünist bir devrimci, o güne dek yakayı ele vermemesiyle övünen bir hırsız ve katil, cinsel yöneliminin onaylanması o dönemde mümkün olmayan alkolik bir kadın gazeteci ve kadınların değerini güzelliğin belirlediği bir çağda güzellikten pek nasibini almamış bir revü kızı. Trene farklı amaçlarla binen bu insanların yazgıları yolculuk boyunca iç içe geçecektir.
₺14,04
₺18,00
Bir annenin ruh çağırma seansında gelen ama geri gitmeyen ruhunun açtığı yaralar.
Hayalî seçmenlerin gündelik hayatları.
Kentsel dönüşümün ev içlerine kararlı girişi.
Parasını alamadıkça belaya bulaşan sıvacılar.
Ara sokaklarda kusarken ağlayan gençler.
Her yenilgide bir daha aşka inanan âşıklar.
Moldovalı göçmenin evinde telefonunu unutan hırsızın öfkesi.
Pek çok incitici sevişme ve bin bir başka insanlık durumu.

Süreyyya Evren, Türkçe edebiyatın en şaşırtıcı ve çalışkan sihirbazlarından biri. Evsel Dönüşüm (Toplu Öyküler 1990-2019), onun kaleminden çıkmış sayısız tavşan barındırıyor.
₺30,03
₺39,00

Sonucunu hiç kimsenin öngöremediği korkunç bir yanlış anlaşılma…
Bir aileyi temelinden sarsacak büyük bir sır…
Ve bu sırrın acımasız yalanlarla sarmaladığı imkânsız bir aşk…

Başarısını, kuralcı ve muhafazakâr bir adam olmasına borçlu olan Selim Atahan, uzun yıllar sonra ilk kez bir kadından etkilendiğinde, bu masum görünen güzelin, ailesinden birinin metresi olduğu gerçeğiyle başa çıkabilecek miydi?

Annesinden yadigâr köşkü geri alabilmek için hiçbir kural tanımayan Leyla Saral, daha önce yaşamadığı nefes kesici duyguların girdabına düştüğünde, canına emanet edilmiş bir bebeğin kaderi için aşkını feda edebilecek miydi?

Kördüğüm olmuş ilişkilerin gölgesinde kalan bu aşk, kuralları, tabuları ve yanlış anlaşılmaları aşabilecek kadar güçlü müydü?

₺27,78
₺37,04
Dostoyevski ilk önemli öykülerini yazdıktan ve az çok tanınır olduktan kısa süre sonra, birtakım siyasi faaliyetlerinden dolayı çar rejimince yargılanıp kürek cezasına çarptırılmıştı. Bu nedenle yaklaşık on yıl edebiyattan da, edebiyat ortamlarından da uzak kaldı. Ölüler Evinden Notlar, Dostoyevski’nin, cezasını çekmek üzere gönderildiği Sibirya’daki kamptan gözlemler içeriyor. Mahkûmların hikâyeleri, kişilikleri, günlük hayatları, korkuları, dostlukları ve düşmanlıkları... Dostoyevski her zamanki güçlü psikolojik tahlilleri, sıra dışı bakış açısı ve çarpıcı yorumlarıyla ele alıyor mahkûmları; onları adeta birer gözlem odasına koyuyor ve bir biliminsanı tavrıyla izliyor. Çarlık Rusya’sının gerçek yüzünü, yaşadığı ve tüm yurttaşlarına yaşattığı korkunç adaletsizliği aktarıyor. Suç nedir, suçlu kimdir? Bunu ortaya koyacak evrensel hukuk nerede bulunur? 
Ölüler Evinden Notlar, Fyodor Dostoyevski için on yıl aradan sonra edebiyat dünyasına görkemli bir dönüş anlamına geliyordu. Bugünün okurları içinse her şeyden önce vazgeçilmez bir klasiği işaret ediyor.
₺15,60
₺20,00
XVI. yüzyıldaki ekonomik kriz sebebiyle İspanya’nın her köşesinde açlık ve sefalet kol gezmekteydi, bu durumun bir ahlaki çöküntüyü de beraberinde getirmesi kaçınılmazdı. İspanyol toplumundaki bu maddi ve manevi çöküntünün ortasında, 1554 yılında, sonradan pikaresk roman adı verilecek olan yeni bir anlatı türünün ilk örneği olan Tormesli Lazarillo ortaya çıktı. Din adamlarının ahlaksızlıklarına bolca yer veren bu eser, engizisyonun hışmına uğramamak için imzasız olarak basıldı. 
Sefiller, dilenciler, dolandırıcılar ve kimsesiz çocuklarla dolu bir dünyayı tüm çıplaklığıyla sergileyen Tormesli Lazarillo, dönemin İspanyol toplumuna ayna tutan bir klasik.
₺6,40
₺8,00
Yıl 1989. Berlin Duvarı yıkılır. Önce şaşkınlık, sonra kuşku, sonra korku, sonra çözülme, dağılma ve çökme. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Yıllardır Türkiye'den uzakta, sürgünde yaşayan bir devrimcinin gözüyle, sosyalist blokun çöküş öncesi umutları ve çöküşten sonra sürgünden Türkiye'ye dönüşte yaşadığı şaşkınlıklar, acılar, hüzünler. Aşktan ve devrimden konuşulan, uğruna her şeyin göze alındığı dönem çöküp yok olmuştur. Artık hiçbir şeye, hiçbir yere geri dönülmeyecektir. Bu dünyayı değiştirip bir yeryüzü cenneti kurmayı hayal edenler, yenilmiş orduların yenik askerleri gibidirler. Oysa yıllar öncesinde 68 kuşağı olarak gençtiler, haklıydılar, umutluydular, aşıktılar. Henüz kuşku, ihanet, korku, dağlara, yaylalara çıkmamıştı. Devrim türküleri, fabrikalar, grevler, bildiriler, haklılığa ve zafere olan inanç doruklardaydı. Oya Baydar, bu son romanında aşktan ve devrimden konuşuyor. Yıkılış öncesi umut ve aşk dolu gencecik insanların yıkılış sonrası çektiği acıları dile getiriyor. Bu roman, Oya Baydar'ın doruğa ulaştığı bir kitap. Hiçbiryere Dönüş, bir dönüşün öyküsüdür. Dönülen her şeyin hiçbir şey, her kişinin hiçkimse her yerin hiçbiryer olduğu bir dönüşün öyküsü.
₺16,67
₺22,22
Bilmek İstemediğim Şeyler, George Orwell’in 1946 tarihli Neden Yazıyorum? adlı denemesine, çağdaş edebiyatın ödüllü yazarlarından Deborah Levy’nin verdiği feminist bir cevap. Levy çıkış noktası olarak Orwell’in yazma nedenlerini alsa da, apartheid Güney Afrika’sında geçen çocukluğu, İngiltere’ye göçtüğü gençlik yılları ve her şeyi bırakıp İspanya’ya kaçtığı orta yaş krizini ender bir içtenlikle anlatırken bambaşka bir üslup ve bakış açısı yakalıyor. 
Metin otobiyografik bir anlatı olsa dacinsiyet rolleri, annelik, göçmenlik gibi kavramlar üzerine düşünürken evrenselleşiyor. Levy kadın yazar olma deneyiminin erkek bir yazarınkinden farkını açıklarken Simone de Beauvoir, Marguerite Duras, Sylvia Plath ve Virginia Woolf gibi öncü feminist yazarları selamlamayı da unutmuyor. 
Bilmek İstemediğim Şeyler kendi sesini bulmak ve yüksek sesle konuşmayı öğrenmek üzerine. 

“Bilmek İstemediğim Şeyler, George Orwell'in denemesine bir cevap ama aynı zamanda Kendine Ait Bir Oda’nın güncel bir yorumu da. Virginia Woolf’un ünlü denemesi gibi bu da önümüzdeki yıllarda sık sık alıntılanacak bir metin.”  ?TheIrish Examiner 

“Bir yazarın hayatının en sıradan detaylarının bile edebi bir metinde nasıl güç kazanabileceğini gösteren capcanlı bir anlatı.” ? New York Times Book Review
₺13,20
₺16,50

İnsanların düşünce şeklini anlamakta Muchamore'un üstüne
yok. Rock Savaşları bir hız treni akıcılığıyla ilerliyor ve nefes
kesici sürprizlerle dolu. 
-The Express  - 

CHERUB isimli casus romanlarıyla bilinen yazarın bu yeni
serisi, rock müziğin ve maceranın mükemmel bir karışımı.
-The Daily Mail - 

Jay, Summer ve Dylan ile tanışın! 
Jay gitar çalıyor, şarkı yazıyor ve rock yıldızı olma hayali
kuruyordu. Fakat yedi kardeşi ve grubundaki korkunç bir
baterist yüzünden bu hayali suya düşmek üzereydi.
Summer derslerine çalışıyor, büyükannesine bakıyordu.
Milyonda bir görülen bir sese sahipti. Ancak gerginliği ve
korkuları yüzünden yeteneğini kimselere gösteremeyebilirdi. 
Dylan ise kendi başına kaldığında mutlu oluyordu ama
okuldaki ragbi koçu onu takıma almak istiyordu. Bu durumdan
kaçabilmek için bir müzik grubuna katılmıştı.
Üçü de hayatlarının en önemli yarışına katılacaktı. Ya her şey
sona erecek ya da tüm kapılar ardına kadar açılacaktı. 
Müzik eşliğinde başınızı sallatacak kadar inanılmaz. 
-The Independent - 

Muchamore gerçekçi genç karakterler resmetmekte tam bir
usta. Okuru hikâyenin içine hemen çekip alıyor. Umut vadeden
bir seri.
- Books for Keeps -

Sürükleyici ve eğlenceli bir roman.
-The Daily Telegraph - 

Genç okurlar için yazılmış bu heyecanlı roman, hayallerinin
peşinde koşan bir grup gencin hikâyesinden çok daha fazlası.

-School Librarian - 

₺27,30
₺35,00

Tarihi aşk romanlarının sevilen yazarlarından
Rita Hunter'ın yeni kitabı Bahar Kokusu
Epsilon'da!
Geçmişi ile bugün arasında sıkışmış bir kadın ve ona hem
korkuyu hem de tutkuyu vadeden gururlu bir adam...
Hiç kimse sır saklamanın önemini Alison Taylor'dan daha iyi
bilemez. Düşmüş kadınlar için barınak olan Umut Evi'nin erdem
kraliçesi, ketum ve gösterişten uzak kimliği sayesinde kendini
adadığı bu sahte dünyanın içinde neredeyse görünmezdir.
Hayatının değiştiği fırtınalı gecede onu sevdiği herkesi geride
bırakmaya zorlayan tehdit yeniden hayatına girince Alison
Taylor, kaçmak yerine doğrudan soruna odaklanmaya karar
verir. Ancak hesap edemediği şey, Alison'ın varlığını sevdikleri
için hakaret olarak gören kibirli bir adamın öfkesidir.
Aristokrasinin kusursuz temsilcilerinden biri olarak görülen
Wakefield Markisi Tristan Talbot, ahlaki yozlaşmanın
süzgecinden geçemeyen kişilere karşı gösterdiği katı tutumuyla
da tanınmaktadır. İki sene önce son derece uygunsuz şartlarda
dikkatini çekme hatasına düşen kadın, yeniden karşısına çıkarak
ve daha kötüsü ailesine yaklaşmaya çalışarak öfke ve merakını
harekete geçirir.
İlginç tesadüfler çok geçmeden kaçınılmaz karşılaşmalara
dönüşürken, geçmişte aralarında parlayan kıvılcım yerini hızla
büyüyen bir ateşe bırakır.

Siz ağlıyor musunuz Bayan Taylor?

Hayır, ben ağlamam.

Tristan bu hızlı yanıtın saçmalığı karşısında gülmek istedi ama kadının pürüzsüz yanağından yuvarlanıp çenesinin altında kaybolan gözyaşının geride bıraktığı ize bakarken gülmek içinden gelmiyordu. Yavaşça onu kendine çevirdi, gözlerini görmek istiyordu ve... Lanet olsun.

Huysuz bir çocuk ya da histerik bir kadın... ağlayan kim olursa olsun, gözyaşlarından önce yüzün¸ acıklı hisleri kaplardı. Fakat Alison Taylor'ın yüzünde donuk bir üzüntü ve taptaze bir pembelik dışında sadece sicim gibi yaşlar vardı. Ne yüzün buruşturuyor ne de titriyordu. Buna rağmen Tristan... daha önce bu kadar kederli bir yüz görmediğini düşünüyordu.

₺27,30
₺35,00

1950’li yılların başında, daha sonra en şöhretli serileri Vakıf ve Robot’a öncülük edecek Gelecek Tarihi öykülerini yazdıktan hemen sonra Isaac Asimov ilk romanlarını kaleme aldı. Artık hem okurlara hem de yayıncılık dünyasına kendini kabul ettirmiş büyük ustanın neredeyse tüm külliyatına egemen olan Galaktik İmparatorluk evreninin ilk uzun kurguları da böylece ortaya çıktı. Nükleer felaketin Dünya’yı yerle bir etmesinden binlerce yıl sonrasını anlatan Galaktik İmparatorluk Serisi insanlığın, galaktik medeniyet ve ilk Galaktik İmparatorluk’un doğuşuna uzanan yolculuğunun başlangıcı.

1949 yılında Joseph Schwartz, emekli, mutlu bir terziydi. Sonra bir anda kendini bambaşka bir zamanda buldu. Artık ilk Galaktik İmpartorluk’un en şaşaalı döneminde, Dünya’da çaresiz bir yabancıydı. Üstelik Dünya, galaksinin varoşu olarak görülüyordu, gökyüzünde bir çakıl taşıydı ve İmparatorluk’un 200 milyon gezegeni tarafından nefret edilen bir yerdi. Çünkü hiç kimse Dünya’nın, insanlığın doğduğu yer olduğuna inanmak istemiyordu. Joseph Schwartz, topraklarının çoğunun radyoaktiviteyle mahvolduğu, altmış yaşını aşan herkesin ötanazi yapmaya zorlandığı bu yoksul Dünya’da fena bir maceraya atılacaktı. 

Bir de şu sorun vardı tabii: Joseph Schwartz altmış iki yaşındaydı.

₺21,00
₺28,00

Kör Baykuş hayalle gerçeğin, aydınlıkla karanlığın, umutla umutsuzluğun iç içe geçtiği eşsiz bir edebi yolculuk…

İran edebiyatını uluslararası edebiyatın bir parçası haline getiren ve “Doğu’nun Kafka’sı” olarak kabul edilen Sâdık Hidâyet’in, Kör Baykuş’u tek kelimeyle “benzersiz” bir metin: Zihni yavaş yavaş parçalanan, benliğini kaybeden kahramanıyla; neyin gerçek, neyin hayal olduğunun anlaşılamamasıyla; geçmişin ve şimdinin iç içe geçmesiyle; afyon dumanları arasında değişen, dönüşen atmosferiyle; melankolik, kötümser, karanlık ruh haliyle; huzursuz ediciliğiyle…

Okuru adeta sürrealist bir tablonun karşısındaymış gibi hissettiren Kör Baykuş hayatla, çocuklukla, anılarla, aşkla, cinsellikle, varoluşla, Tanrı’yla ve ölümle büyük bir hesaplaşmanın romanı.

“Başyapıt diye bir şey varsa budur!”

- André Breton -

“Sâdık Hidâyet’in yarattığı karakterin kalbinde iki itici güç yatıyor: Yaratma arzusu ile unutulmak ve ölüm arzusuyla kabuğuna çekilme.”

- Deırdre Lashgar -

₺10,92
₺14,00

Saliha Nilüfer çevirisi,
David Gruves’un önsözü,
Julie Fenwick’in sonsözü,
Yazar ve dönem kronolojisi,
Kitaba dair görsellerle.

Bağışlanmış Bir Günahkârın Özel Anıları ve İtirafnamesi, 19. yüzyıl İskoç romantizminin başyapıtlarından kabul edilen sürükleyici bir dinî fanatizm anlatısı.

Yeryüzünde kurtuluşu Kalvinizmde ve onun seçilmiş kullarına sunduğu dinî kariyerde arayan Robert Wringhim, İskoçya’da karşılaştığı gizemli yabancıya tekinsiz bir yakınlık duyar. Bu yakınlık zamanla onu bir din adamı olmaktan uzaklaştırıp en yakınlarını bile katleden bir seri katile dönüştürecektir. Robert’ın karşılaştığı gizemli yabancı şeytanın ta kendisi midir yoksa Robert psikotik bir kişilik bölünmesi mi yaşamaktadır? James Hogg’un bir günahkârın derin bunalımı etrafında ördüğü teolojik kurmacası 19. yüzyılın en güçlü Aydınlanma parodilerinden biri.

“James Hogg, benden çok farklı bir tarzda yazsa da tanıdığım en yetenekli edebiyatçılardan biri.”

- Walter Scott -

“Hogg’un romanı, orijinalliği, sofistikeliği ve alaycı enerjisiyle kült bir kitap olma şöhretini hak ediyor.”

- Ian Parker -

₺21,45
₺27,50

Fazla erkekler, fazlasını isteyen kadınlar, komşular... Plazaların oksijen vakitleri, otobanların çiçekleri, ailelere mahsus adım sürüyüşleri... Gökyüzünden yağan kapılar, kendi bahçemizde biten beterotları... Şehre inen ve zaten şehirdeki yabaniler... Büyüyen bir çukur, nükseden bir ağrı, yükselen bir alarm. İyi, kötü, beter...

Pınar Öğünç kendi içinin mutfağına geçiyor, kıvamlı öyküler hazırlıyor… Zamanı yakalıyor, anlıyor, hünerli bir dille anlatıyor.

Beterotu, günümüz Türkiyesi’nin aslından da fazlasını sunan fotoğraf kareleri. Muazzam bir gözlem heyecanının süzgecinden geçen hikâyeler.

Hazırlıksız yakalandığımız çok şey var, sevdiğin biri bindiği trenden inmeyebiliyor, kaldırımda yürürken bir kamyon ezebiliyor, bekler misin, tepesine yıldırım düşebiliyor. Bir bomba patlıyor, öldürmeyecek kadar uzakta. Ya da evin yıkılıyor, dümdüz, belki her şeyin yanıyor. Ya da âşık olduğun insan birden hayatından gidiyor, görünmez bir organın eksilmiş, çok sevmenle kalıyorsun. Ya da bir cinayete tanık oluyorsun, önünde oluyor her şey, kan pembe değil, tam kan rengi… Ölmüyorsun ama aynı da kalamıyorsun. O sabah bunları hiç bilmeden yüzünü yıkamışsın, aynaya bakmışsın.

₺15,60
₺20,00

Mrs. Stone’un Roma Baharı, 20. yüzyılın en başarılı Amerikan oyun yazarlarından Tennessee Williams’ın kısa roman türünde verdiği kusursuz bir örnek.

Karen Stone güzelliğiyle nam salmış Amerikalı bir tiyatro oyuncusudur. Ancak orta yaşı geçmektedir ve yaşlandığını kabullenmemekte direnmektedir. İşini bırakıp eşini de kaybedince yeni bir hayat kurmak üzere Roma’ya yerleşir. Burada bir yandan gücü ve parasıyla her şeyi elde etmeye çalışırken bir yandan da genç ve yakışıklı Paolo’yla bunlardan uzak bir ilişki kurmaya çalışır. Kendisine olan saygısını yitirmemek ve kapılıp gitmemek için savaşır ve zamanı durdurmanın yolunu arar. Tennessee Williams, Mrs. Stone’un geçmişiyle ve kendisiyle hesaplaşmasını eşsiz bir biçimde anlatıyor.

“Göz alıcı bir düzyazı, her kelimesi düşünülmüş, kısa, eksiksiz, usta işi.”

- Gore Vıdal -

“Keyifli, tedirgin edici, cinselliği akıl karıştırıcı ve tehlikeli biçimde eğlenceli.”

- John Waters -

₺14,82
₺19,00

Benim de hatalarım vardır elbet. Elbet ben de kırmışımdır kalp, ben de yerli yersiz cümlelere esir olmuşumdur.

Bazen harika cümleler kuramasam da iliklerime kadar hissetmişimdir. Korktuğumdan değil, kaybederim diye susmuşumdur. Güneş doğduğunda her şeyin harika olacağına inanmış, güneş batarken boş yere umutlanmışım diye hayıflanmışımdır. Hedefler koymuşumdur kendime, kimine ulaşmış, kimini bertaraf etmiş, kiminin yollarında da yerle yeksan olmuşumdur. Umutlarımı filizlendirmişimdir, kaldırımın arasından güneşe selam eden çimenler gibi garip diyarlarda. Ama hiçbir zaman kötü olamamış, kötü olmaya ant içsem de tuz buz etmişimdir yüreğimi.

Bu satırlar iyiliğe sarılıp kötülerin dünyasında nefessiz kalanların isyan tohumudur. 
Ekilen her nefret tohumu da, bilirim, sahibini bulur. Dilerim öyle de olur…
Siz! Kötü insanlar! Siz! Yalanları yaşam tarzı sananlar!
Unutmayın Allah var!

Murat Tavlı ilk kez bir kadının ağzından yazdığı bu romanında, ihanetin yakıcı ateşiyle çok küçük yaşlarda tanışıp, yaşadığı acılarla güçlü bir kadına dönüşen Aslı’nın sarsıcı hikâyesini etkileyici bir dille anlatıyor. “Hangi kadın ihaneti unutur?” sorusu daha önce hiç böyle sorulmamıştı…

₺17,25
₺23,00

Nursel Duruel ikinci kitabı Yazılı Kaya’da öykünün sınırsız olanaklarını araştıran, yeni biçimler yaratan, kısa, kıvrak, vurucu metinler ortaya koyuyor. Bilinçaltımızda yer etmiş kültürel simgelerle, geleneksel metaforlarla, kısacası tarih, arkeoloji ve mitolojiyle beslenen öyküyü şiirsel bir dile kavuşturuyor, masalsı bir havaya sokuyor. Dokunulmamış zamana, gidilmemiş yere, gizemli söze, anlaşılmamış insana ilişkin duyarlıklar geliştiren, imgeler üreten zengin bir kitap Yazılı Kaya.

1982 yılında ilk kitabı Geyikler, Annem ve Almanya ile çağdaş öykücülüğümüzün ustaları arasına giren Duruel’in yazarlığını eleştirmen Füsun Akatlı şöyle değerlendirmişti: “Öykücülüğümüzün sessiz ve derinden kaynayan, ama bir o kadar güçlü ve sağlam akan bir ırmağı sayıyorum bu yazarı. Titiz, ince eleyip sık dokuyan, ayrıntılara yaşarlık kazandıran bir öykücü ile karşı karşıyayız.”

₺7,02
₺9,00

Kim kimin hayatını yaşıyor belli mi bu, adaletiniz adalet olsa yapacağımı bilirdim ya, neyse... Hepinize sahte kimlik davası açardım, düşerdiniz topluca içeri, yeterince iyi olsan anlardın ne söylediğimi, yaşadığı hayata inanarak benim diyebilecek kaç kişi çıkar aranızdan acaba?

Muinar, kendisine ses verdiği Elime sayesinde, başka zamanlarda başka başka insanların hikayelerini dillendiren bir ruh, bir iç ses. Dayak yiyenler, hor görülenler, köleler, tanrılara kurban edilenler kimler yok ki ses verdiği bu insanlar arasında. Ancak ortak noktaları, elbette hepsinin birer kadın olması…

Bunu yankılarcasına iki büyük derdi var Muinar’ın: insanın doğaya, erkeğin kadına hükmetmesi… Ya da daha genel anlamda iktidar üzerine kurulu ilişkiler…  Kim bilir, tarihin derinlerine inerek bu iki izleği gün yüzüne çıkaran Muinar, binlerce yıldır süregiden bir kültürü alaşağı etmeye kararlı mı kararlı, yerkürenin ölmeye pek niyeti olmayan dişil ruhudur belki de. Kimi zaman ağzı bozuk, kimi zaman dediğim dedik ve hayli ters. Gelgelelim alabildiğine sevgi dolu, duyarlı ve canlı…

Bir nesir şiir, kısa, parçalı öykülerle örülen çetin bir anlatı ya da dişil dilin hakim olduğu ekofeminist bir roman olarak da okunabilen Muinarilk olarak 2006’da yayımlanmıştı. Latife Tekin, yüzyıllardır kabul edegeldiğimiz tabuları hedefe aldığı bu benzersiz metinde, gerek insanlar gerekse doğayla ilişkimizin hükmetmeyi değil uyumu esas alması gerektiğini gösteriyor.

₺18,72
₺24,00

Bir bakışı unutmak istediğimizde, büyük bir yitimi göze almak zorundayız. Ancak böyle bir yitimin neden olacağı yıkımın altından kalkabilirse insanın yeni bir yaşamı olabilir ve insan bu yeni yaşamına çok derin bir bilgiyle, kaybın bilgisiyle sahip olur.

Bir grup arkadaş, doğayla uyumlu bir yaşam arayışındaki Şeref’in önderliğinde, şehir hayatının kargaşasından, toplumsal kalıplardan uzak yepyeni bir dünya yaratmaya koyulur. Erdemli ve özgür bir yaşam peşindeki bu karakterlerin amaçladığı dünya, kötülükle, kargaşayla, günlük dayatmalarla bağlarını koparmış bir ada, bir tür cennet bahçesi olacaktır. Ancak karakterlerin yaşadığı derin çelişkiler, böyle bir yaşam biçiminin ne denli olanaklı olduğu konusunda soru işaretlerine yol açar. Bir tek romanın anlatıcısı Tebessüm bu derin çelişkilerin farkındadır. Çünkü insanların kolay kolay geçmişlerini arkalarında bırakamadıkları, “unutma isteğiyle dolanların, unutulmaya hiç de razı olmadıkları” sarsıcı gerçeğini görebilmektedir.

Unutma ve hatırlama gibi hayati önemdeki kavramları sorgulayan ve kent hayatından, toplum kurallarından uzakta, doğayla uyum içinde yeni bir yaşam tasavvuru üzerine kurulu olan Unutma Bahçesi, kolay yanıtlar vermeyi reddeden bir metin. Yayımlandığı 2004 senesinde Sedat Simavi Ödülü’ne değer görülen roman belki de en genel anlamıyla doğa ile kültür arasındaki ikiliği ve bu ikiliğin insanın derinlerinde yansıyan tezatlarını gözler önüne seriyor.

₺20,67
₺26,50

Ta eskiye git, çok önceye… Dünyada rüzgarlar esmeye başladığında ağaçlar yoktu değil mi? Yaprakların biçimine bak! Dalların saçılışına… Ağaçların rüzgarı bilerek oluştuğu anlaşılıyor.

Ormanda Ölüm Yokmuş resim yapmayı bırakmış Emin ile öyküler yazan ama bunları kendine saklayan Yasemin’in hikâyesi. Emin, aşık olduğu kadından ayrı düşmenin acısı içinde ormana sığınır. Geçmişle hesaplaştığı bu içsel yolculuğunda ona kendisi de aşk acısı çeken Yasemin eşlik eder.  İkili, acılarını, rüyalarını, aşklarını uzun diyaloglar halinde paylaşırlar. Ağaçlar, bulutlar, rüzgar ve yaprakların da konuk olmasıyla bu söyleşi alabildiğine derinleşip zenginleşecek, giderek varoluşsal bir sorgulamaya dönüşecektir.

Latife Tekin’in duru, dingin bir anlatım benimsediği Ormanda Ölüm Yokmuş doğa methiyesi olduğu kadar bir kültür eleştirisi olarak da okunmalı. Zira kent yaşamının insanda yol açtığı duygusal ve zihinsel sorunlar resmedilirken, doğayla uyum üzerine kurulu bir ilişki kurmanın kaçınılmazlığı da vurgulanıyor. Büyük bir ekolojik yıkım yaşadığımız, korkunç bir gürültünün yerkürenin tüm seslerini boğduğu, can çekişen doğayı kurtarmak için milyonlarca gencin kolları sıvadığı bugün, doğadan yabancılaşmanın kaydını tutan Ormanda Ölüm Yokmuş’un çağrısı, hiç şüphesiz daha da önem kazanıyor.

₺15,21
₺19,50

Onda doğaüstü bir güç var. Ucuz bir araba kokusunu ümitsizce kapanmış güneşten, kükreyen rüzgârdan daha önemli kılabiliyor!

Dilinin görünmez ışığıyla büyülenip içine düşeceğimiz havai tuzağını örüyor! Varlığının nedeni bu.

Metropolün kıyısında yaşayan bir grup yoksul genç, hayata karışmak için önder belledikleri çekici, karizmatik bir liderin, ağabey bildikleri Nezir’in peşine takılır. Ancak “havanın içindeki gözenekleri” bile hizaya soktuğuna inanan, kelimelerin “çarpıcı bir düzenle diline döküldüğü” Nezir kendini yol gösterici olmakla sınırlamaz. Elde ettiği gücü bırakmaya, hükmetmekten vazgeçmeye niyeti yoktur. Gelgelelim dört gençten sadece biri onun ezici cümlelerinin karşısında duracaktır. O da, “Onu hissetmekten kendime eğilemiyorum,” diye yakınan ve iktidarın değil de aşkın dilini konuşan Cihan’dır.

Aşk İşaretleri dil ustası Latife Tekin’in dille hesaplaştığı, karanlık bir roman. Meselesi, yazarın kendi sözleriyle: “Etkileme, büyüleme, dille iktidar kurma, gücü ele geçirme… Hayatı anlamlandırarak başkaları hakkında konuşma önceliğinin insana geçirdiği güç, iktidar… Kimsenin cümle kuramadığı bir yerde, cümle kurup kabile reisi olmak…”  İlk baskısı 1995’te yapılan, Tekin’in “dilsizliğe, sessizliğe övgü romanı” olarak tanımladığı Aşk İşaretleri, belki de bugün yayımlandığı günden daha güncel…

₺11,31
₺14,50

Derviş Zaim’in ikinci romanı olan Rüyet geçmiş ve gelecek, özgürlük ve zorunluluk, arzu ile gerçeklik arasında sıkışmış insanın kendisine bir anlam, bir kimlik, bir hikâye, tutarlı ve bütünlüklü bir “metin” yaratma çabasını anlatıyor.

Amcalarının inşaat şirketinde mimar olarak çalışan Sine mesleğinin günümüzde büründüğü biçimden rahatsızdır. Asıl istediği, insanların rüya anlatımlarını temel alan bir çağdaş sanat performansı düzenlemektir. Şirketin maddi durumundan,

hayatına giren iki erkek arasında kalmaktan bunalan Sine bir çıkış yolu ararken eline geçen Osmanlıca bir hatıratı okumaya ve amcasının ricası üzerine, günümüz Türkçesine çevirmeye başlar. Anılarda Hüsn-ü Aşk mesnevisine yapılan göndermeler ve bu iki metin arasındaki paralellikler dikkatini çeker...

Kendi oluşturduğu metin de, ister istemez, bağlama göre inşa ediliyordu. O nedenle benlik dediğimiz şeyi, baştan sona kalıcı bir şey olarak tahayyül etmek tehlikeliydi.

Etrafa yolladığımız işaretler değiştiği zaman benlik de, metnin özü de değişebiliyordu. ... Tam bu nedenle, insan hayatının değişen taraflarının içindeki değişmeyen örüntüleri bulmak ya da değişmez gibi duran şeylerin arasına sinmiş farklılıkları keşfetmek önem kazanıyordu.

₺18,75
₺25,00
“Bu eser muharririn şimdiye kadar roman sahasında bastırmış olduğu iki eserini gölgede bırakan bir kuvvet ve mükemmellik taşımaktadır. Sıkılgan, kendi içine kapanmış, pısırık denebilecek bir adamın hayat macerasını anlatan bu eserde, müellif şaşılacak bir psikoloji kuvveti göstermiş ve bize, unutulmayacak bir insan portresi çizmiştir.”
(Varlık, 1943)
“Gayyur ve olgun romancı Sabahattin Ali’nin en son çıkan bu romanı, daha çok muharririn karakter tahlilindeki hünerinin güzel bir örneğidir. Kürk Mantolu Madonna, mevzuunun aleladeliğinde harikulade bir insan kafasının didiklenişi, kapanık duygulu, çekingen bir tipin karanlık fikir aleminin aydınlanışıdır.”
(Yürüyüş, 1943)
“Bir zamanlar unutulmuş olan neredeyse 75 yıl önce yazılmış bir Türk romanı Kürk Mantolu Madonna, bugünlerde Nobel ödüllü Orhan Pamuk’tan bile çok satar bir roman oldu”
(New York Times, 2017)
“Ali’nin kitabı sadece 1943 yılında yazıldığı kendi ülkesinde geniş bir popülerlik kazanmış olmasıyla değil, 80 milyondan az nüfuzlu bir ülkede üç yılda 1 milyondan fazla kopya satmış büyük ve beklenmedik bir olaydır.”
(Washington Post, 2017)
₺24,31
₺32,41
1915 yılında yayımlandıktan yalnızca altı ay sonra, toplum ahlakını tehdit ettiği gerekçesiyle yasaklanmış bir Lawrence klasiği olan Gökkuşağı, çağının çok ötesinde olan ve kendi kendini özgürleştirmiş bir eserdir. 

Lawrence, İngiltere’nin kırsal bir kesiminde yaşayan Brangwen ailesinin üç kuşağının kadınları ve erkekleri üzerinden hem bir toplumun dönüşümünü hem de tek başına bireyin karmaşıklığını anlatır. O kadınlar ki kendini tanımak için büyük sancılar çeker, kadın olmanın geleneksel rolünü reddeder, bir yandan sonsuzu arar ve başka yerlerin özlemini çekerken bir yandan da durulmak ister. O erkeklerse kadınlar karşısındaki güçsüzlüklerini sonsuz bir kayıtsızlıkla gizlemeye çabalasa da aşağılanan duyguları onlarda derin bir öfkeye sebep olur.

Ev içlerine giren Gökkuşağı’nın renkleri sevgisizliğin, tutkunun, iradenin, bencilliğin ve sadakatin üzerine düşer. Birbirlerinin iradelerine üstün gelmek için verdikleri savaş da aşkın eliyle buldukları barış da onları yorar, sonsuza dek sürecek bir çatışmayı içlerinde duyarlar.
₺25,35
₺32,50
Hayat geçici bir gölgeden başka bir şey değil. Ölüm de gelip geçen bir gölge. Yalnızca acı kalıcı. Sürüp gidiyor. Daima...

Şmuel Aş, doktora öğrencisi, duygusal genç bir adamdır. Sevgilisi tarafından terk edilip babası da harçlığını kesince öğrenimini yarıda bırakır. Kalacak yer ve maaş karşılığında ihtiyar, kötürüm bir adama refakatçilik yapmaya başlar. Günde birkaç saat onunla sohbet eden Şmuel aynı evde yaşayan, yaşlı adamın gelini Atalia'yla tanışır. Çok geçmeden bu esrarengiz kadının çekimine kapılır.Yahuda gerçekte bir hain midir, yoksa İsa'nın en sadık havarisi mi? sorusu Şmuel ile yaşlı adamın sohbetlerinin en önemli konularından biri haline gelir.

Şmuel bu gizemli evde yaşadığı üç ayda bildiği her şeyi sorgulamaya başlayacaktır.

Hayatı boyunca İsrail-Filistin barışı için kampanyalar yürüten, çağımızın en önemli edebiyatçılarından biri olan Amos Oz'dan uzun süre etkisinden kurtulamayacağınız bir roman.
₺24,96
₺32,00
Perdedeki gölgeler aynı insan gibi ses çıkarıyordu. Hayalînin ustalığına verdiler. Aniden kocaman bir canavar belirdi perdede. İnsanlar bunu da gerçek mi değil mi ayırt edemediler; derken perde yırtıldı. Yanı başında Lami müstehzi sırıtmasıyla halka bakıyordu. Yırtılan bezin arkasından tepegözler, şahmaranlar, câzûlar, cinnîler, yılanlar, çıyanlar çıkmaya başladı. Halk ne olduğunu anlayamadı. Bu da neyin nesiydi. Tepegözler ağızlarından ateş saçmaya başlayınca bir vaveyla koptu. İnsanlar sağa sola kaçışmaya başladı. Acı bir seda kapladı meydanı. Ahali ne olduğunu anlamasa da can havliyle sağa sola kaçışıyordu. Kafalar kopmaya, işkembeler, bağırsaklar ortalığa saçılmaya başladı. Ortalık kan revan oldu. Lami kahkahalar atıyordu. 
₺12,48
₺16,00
Aşk ve Gurur, taşralı bir beyefendinin kızı olan Elizabeth Bennet ile varlıklı ve soylu toprak sahibi Fitzwilliam Darcy arasındaki çatışmayı anlatır. Jane Austen bu iki karakteri birbirlerinin tuzağına düşmüş kişiler gibi sunsa da, bu ilk izlenimi tersine çevirmekte gecikmez. Soylu bir aileden gelen ve önemli bir servet sahibi olan Darcy, Elizabeth’in ailesinin soylu olmayışı nedeniyle mesafeli davranır. Elizabeth’in davranışında da hem özsaygının uyandırdığı gurur hem de Darcy’nin züppeliği karşı­sındaki öfkesi etkili olur. Zeki ve coşkulu Elizabeth yalnızca Aus­ten’ın en çok sevdiği kadın kahramanı değil, aynı zamanda tüm İngiliz edebiyatının en çok ilgi uyandıran kadın roman kişiliklerinden biridir.
₺17,83
₺23,15
“Bu kitap bir masal kitabı. Masal ve hikâyelerin çoğu bir tûtî, yani bir papağan tarafından anlatıldığı için de adı Tûtînâme, Tûtî kitabı. 
Tûtînâme hikâyeleri, gene Doğu’nun ünlü edebiyat verimlerinden Binbir Gece hikâyelerine benzer. Büyük bir çiftliği sınırlandıran ana çitler, yarım duvarlar gibi bir büyük çerçeve içinde; masallar, öyküler, efsaneler, kıssalar, fıkralar, hayvan hikâyeleri ve bir görüşe, bir düşünceye kanıt, ‘temsil getirme’ler toplamıdır. Bu kitapta çerçeve, otuz gece süren bir oyalayışın hikâyesidir: Mâh-ı Şeker adında genç güzel bir kadın, kocası ticaret için başka bir yere gidince, bu yokluktan yararlanıp âşıkıyla buluşmak, sevişmek ister. Fakat evdeki tembihli tûtî, her gece masallar, hikâyeler anlatıp oyalamak suretiyle genç kadının bu niyetinin gerçekleşmesine engel olur. 
Ümmet Çağı Müslüman Doğu edebiyatları, genellikle, belirli, kesin bir yaşama biçimi öğretme amacı güder. Bu ahlakın oluşması için dünya hazlarından feragat ve kanaat gerekir; şeytanın ve bedenin ayartışlarına karşı uyanık ve tedbirli olmak gerekir. İnsanın zaaf ve kusurları nasıl önlenir; o edebiyatlar daha çok bu noktalar üzerinde durur. Temel doğrultu, bilgeliktir. Eskilerin hayat görüşleri, hayal dünyaları nereye kadardı; inanılır, akla uygun, yakıştırma, önemsenecek, gülüp geçilecek taraflarıyla nasıl bir düşünce ve tasarı ortamını kucaklıyordu; bu kitapta bunları bulursunuz.”
Behçet Necatigil’in aydınlatıcı sunuş metniyle zenginleştirdiği ve Türkçeye kazandırdığı bu eşsiz eseri okurlarımıza sunuyoruz.
₺14,81
₺18,51

Yazı yoktu ama o vardı.

Tekerlek icat edilmemişti ama o yerli yerindeydi.

Dünya yaratılmamıştı ama o kasılıp gevşiyordu.

İnsan henüz cennetteyken onunlaydı ve içindeki her şey de sevgi, aşk, vefa, iyilik, şükür, hamd, dostluk gibi erdemler üzerineydi…

Âdem ata onun sesini dinleyip arzusunu giderme gayretine düşmeseydi belki de yolu yeryüzünde tövbelere, pişmanlıklara ve umutlara hiç evrilmeyecek; çevresi daralmalar ve genişlemeler, arınmalar ve kirlenmeler, yangınlar ve donmalarla hiç kuşatılmayacaktı.

Şimdi?

Aşk ve nefret, iyilik ve kötülük, saadet ve keder, iman ve inkâr... İnsana insan olduğunu artık bunlarla hissettiriyor. Bazen aydınlık, bazen karanlık; gören göz veya işiten kulak bazen… Göğüs kafesinde ahenkle her büzülüp genişlemesi bizi içten içe süratle değiştiriyor ve hâlden hâle döndürüyor.

Bud-dub... bud-dub… bud-dub…

Sesindeki ters-yüz oluş bile adıyla örtüşük: “Bir şeyi bir yönden öteki yöne çevirmek; renkten renge giriş, kararsızlık, durmadan dönüşüm ve değişim = KALP.”

Kalbe dair ne varsa…
İskender Pala’nın her zamanki yetkin kaleminden…

₺23,40
₺30,00

On bir yaşındaki Michael, Sri Lanka’dan İngiltere’ye üç haftalık gemi yolculuğunda bütün zamanını gemide tanıştığı iki çocukla ve geminin en değersiz masası olan kedi masasında oturan yetişkinlerle geçirir. Gemi, Hint Okyanusu boyunca Akdeniz’e doğru yol alırken, o ve iki arkadaşı edebiyattan müziğe, kadınlardan bitkilere, hayata dair pek çok bilgiyi kedi masasının yetişkinlerinden öğrenirler. Bu eşsiz deneyimin izlerini ömür boyu taşıyan Michael için bu mavi yolculuk âdeta hayat yolculuğunun bir provası olacak ve yıllar sonra bile hatıralarında yer edecektir.

Man Booker ödüllü yazar Michael Ondaatje’nin, yer yer gençliğinde yaptığı yolculuktan otobiyografik izler de barındıran romanı Kedi Masası; dostluk, aile bağları, sınıf farkı, tutsaklık ve özgürlük gibi kavramları, yolculuğa tek başına çıkan Michael’ın iç dünyasındaki çocukluk ve yetişkinlik süzgeçlerinden geçirerek, yalın ve samimi bir anlatımla yorumluyor.

₺19,50
₺25,00

Yazar Jean Daragane, Paris karmaşasını ardında bırakıp inzivaya çekildiği bir hayat yaşar. İnsanlardan mümkün olduğunca uzak durduğu, nadiren dışarı çıktığı bir düzen kurmuştur kendine.

Eylül ayının sıcak bir gününde Daragane'ın huzur dolu dünyası, hiç tanımadığı birinden gelen tehditkâr bir telefonla altüst olur. Arayan kişi bir yabancıdır ve yazara, onun eski bir telefon rehberini bulduğu söyleyip, rehberdeki bir isim hakkında bilgi almak ister. Yabancıyla yüz yüze gelmeyi kabul eden Daragane, rehberdeki bu isimle ilgili hiçbir şey hatırlamaz. Oysa eldeki veriler, kesin bir şekilde geçmişte hayatlarının kesiştiğini göstermektedir.

Bir anda kendini bu gizemli yabancıyla onun güzel ve narin genç yardımcısının hayatına dolanmış bir halde bulan Daragane, münzevi yaşantısını bir kenara bırakıp iç dünyasının derinlerine gömülmüş ağır bir travmayla yüzleşmeye zorlanır.

2014 Nobel Ödüllü Patrick Modiano bu nostaljik, duyarlı ve şiirsel romanında, büyüleyici kurgusu ve benzersiz atmosferiyle unutuşun derinlerine iniyor.

“Canlı, zeki, incelikli ve girift… Yeni Roman akımı kadar ‘Yeni Dalga’nın karafilmlerini de andırıyor.”

Boyd Tonkin, Independent

“Romandaki kesintisiz keşifler Proust’u andıran bir tavırla, en saplantılı ve büyüleyici kayıp zaman arayışlarından biri haline geliyor.”

Jérôme Garcin, Le Nouvel Observateur

₺11,20
₺14,00

“Her ülkenin zenginliği başka yavrum. Ama haklısın, kimileri bütün dünyayı kendinin sayıp her yere el atıyor.”

Hasan Gören, ses getiren ilk romanı Zan’ın ardından bu sefer daha geniş bir coğrafya ve zamana yayılan ve yine bir suç hikâyesi olarak okunabilecek romanıyla çıkıyor okurunun karşısına.

Jürgen, İkinci Dünya Savaşı sırasında Bulgaristan’da konumlanmış Nazi birliklerinde görevli bir askerdir. Elinde bir define haritasıyla Türkiye’ye geçer ve ormanda gizlenerek gömü arayışına girişir. Jürgen bu haritayı zamanında Türkiye’de Truva hazinesini bulup yurtdışına kaçıran Schliemann’ın ekibinde doktorluk yapmış dedesi Marcus’tan temin etmiştir. Gözünü bürüyen zenginlik hırsıyla insanlığını günbegün yitiren Jürgen, emeline ulaşmak için masumların canına kast etmekten hiç çekinmez.

İki nesle yayılan ve dönemin koşulları içinde Alman yayılmacılığının Anadolu toprakları üzerindeki arsız emellerinin bir alegorisi olarak okunabilecek roman, kurduğu tekinsiz atmosferin üstüne basarak yükseliyorsa da Trakya köylüsü, köy yaşamı, Türk insanının saflığı ve çaresizliği üzerine iç burkan, sıcak ayrıntılar da taşıyor.

₺16,50
₺22,00
Ne büyük acılar ne de büyük sevinçler öldürür insanları; bu yüzden bu acı ve sevinçler, küçük küçük değersiz şeylerden oluşmuş muazzam bir sisle sarılı gözükürler. Evet, işte hayat dediğin; bir sis olup olacağı! Hayat bir sistir. 

Şair García Lorca'nın, yurttaşı Miguel de Unamuno'yu ilk İspanyol diye nitelemesi, yazarın, eserlerinde İspanya insanının psikolojisi ve karakterini ustalıkla belirlemesinden gelir. Unamuno'ya göre hayat ölümlüdür ama sanat hayatı ebedileştirir. Belki tek teselli de budur. Sis'in kahramanı Augusto Perez, bu teselli imkânına işaret etmektedir. Unamuno bir sabah kapısının açıldığını, içeri Perez'in girdiğini hayretle görür. Ve onu öldürmeye karar verir... 

Behçet Necatigil'in çevirisiyle sunduğumuz Sis, Unamuno'nun başyapıtlarından. 
₺9,63
₺12,04
Yvette, rahip olan babası, kız kardeşi, büyükannesi ve halasıyla birlikte bir köyde yaşamaktadır. Annesinin genç ve beş parasız bir adamla kaçmasından sonra buraya taşınmışlardır. Yvette ve kardeşi Lucille'in, tekdüze köy yaşamı son derece sıkıcıdır. Ne var ki Yvette bir süre sonra bir Çingene'yle tanışacak, o güne kadar hiç bilmediği duyguların tadına varacak, bu olay onun tüm yaşamını değiştirecektir.
Modern çağ İngiliz edebiyatının en büyük yazarlarından David Herbert Lawrence'ın, ünlü Lady Chatterley'in Âşığı'ndan hemen önce kaleme aldığı Bakire ile Çingene, çok geçmeden yazarın en önemli eserlerinden biri kabul edilir oldu. Bu kısa romanda Lawrence, çoğu kez olduğu gibi cinselliği olanca içtenliğiyle ele alıyor. Bakire ile Çingene, yazarın özgürleşmenin öncüsü olarak görülmesine yol açan yapıtlarından.
₺6,66
₺8,33
Guy de Maupassant'ın yaşamının son yıllarında kaleme aldığı Ölümden Acı, yaşlılığın eşiğine gelmiş bir ressamın, sevgilisinin kızına yönelen aşkını, şaşırtıcı bir ayrıntı zenginliğiyle anlatır. Roman, yitip giden gençliğinin izini soylu sevgilisinin güzel kızında sürmeye çabalayan ressam Olivier Bertin'in gelgitlerle örülü yaşamına olduğu kadar, metresi Guilleroy kontesinin yaşlanmaya karşı umutsuz direnişine de ayna tutar.
Maupassant'ın en iyi romanlarından biri sayılan Ölümden Acı, yazarın ilgisinin randevuevleri ve fahişelerden, aristokrasiye ve soylu sınıftan kadınlara yöneldiği dönemin ürünüdür. Alışılmış bir aşk serüveni anlatmanın çok ötesinde, insanoğlunun karmaşık yapısını ele veren bu XIX. yüzyıl romanını, Tahsin Yücel'in çevirisiyle sunuyoruz. 
₺14,07
₺17,59

“Ben onu hayatın en güzel yerlerine davet ettim, o beni en karanlık odalarına bırakacak. Biz adil bir düzlem üzerine inşa etmiyoruz postmodern ilişkimizi.”

“Geçmiş denen şey eski bayramlara benzemez. Çoğu zaman virüslüdür.”

“Bilirsiniz en büyük haltlar vicdan kelimesinin altında yenir.”

Uyandığında şehrin tamamını kaplamış bir beyazlık ve bu beyazlığın üzerinde hareket eden insanlar görmüştü Burak. İnsanlar mutlulukla ilgili çığlıklar atıyor, yerde birikmiş o beyaz şeyleri birbirlerine fırlatıyorlardı. Dehşete düşmüştü. Televizyonu açtığında bu şeyin bir yağış biçimi olduğunu anladı. O da ne? Burak, hayatındaki tüm kışları unutmuştu! Peki, ölmek üzere olan insanların kısa süreli kankası olduğu hatırlamak istediği bir şey miydi?

Eşofmanlı ve çok düşünceli insanların yaşadığı bir toplumda ölüm üzerine düşünmek kolay iş değildi. İnsanı ölüme hazırlayacak bir kankası olsa fena olmaz mıydı? Burak iç sıkıntısının başkenti olan evlerinden bir daha dönemeyecek bir biçimde çıktığında başına bunların geleceğini bilmiyordu, bilse ister miydi; o da muamma ama telefonu depresif insanların 900’lü hatlarına dönmüştü bile...

Kaan Burak Şen’in yüzünü absürd mizahın sonsuz dehlizlerine çevirdiği novellası sıradanlığın defterine dönüşü olmayan bir çentik atacak. Üşümenin, ağlamanın ve yalnızlığın teknik birer mesele olarak algılandığı Hayatındaki Tüm Kışları Unutan Adam ikliminde geçmişinizi temize çekme fırsatı yakalayacaksınız!

₺12,00
₺15,00

Altın hırsı insan yüreğini pençesine aldığında trajedi kaçınılmazdır. Atalarının Tanrısı, ilhamını usta yazar Jack London’ın bizzat katıldığı “altına hücum” dalgasında yaşadıklarından alıyor. Yüz yılı aşkın süredir hep aynı heyecanla okunan bu kısa öyküler şiirsel bir enerjiyle dolu. Jack London, romanlarında var olan gözlem yeteneği ile ayrıntı ustalığını öykülerine de taşıyor.

Kış mevsiminin çetin geçtiği, dev ırmakların donduğu, boğa gibi adamların açlıktan çöpe döndüğü kutup bölgesinde hayat, yazarın deyişiyle “buzdan bir cehennem”. Jack London’ı edebiyat dünyasının zirvesine taşıyan onca gerçek serüven, Yordam Edebiyat okurlarını da büyüleyecek.

₺12,48
₺16,00
₺10,92
₺14,00
Vahşetin Çağrısı, yazarı Jack London’ı çok genç yaşta edebiyat dünyasının zirvesine taşıyan bir serüven romanı; bir köpeğin ana karakter olarak işlendiği küçük bir başyapıt. Konforlu hayatından koparılıp, altın arayıcıları tarafından kızak köpeği olarak köleleştirilen Buck’ın hikâyesi, bugüne dek her kuşaktan okurun sevgi ve hayranlığını kazandı. Jack London’ın bakış açısı, evcil bir köpeği insanileştirmeden, onu yabanıl kalan doğasıyla da resmettiği için özgün. Okurlarını serüvene dahil etme yeteneği ise benzersiz. Görkemli fiziği ve zekâsıyla insafsız koşullara direnen Buck’ın hayatta kalma mücadelesi, Mete Ergin’in akıcı çevirisiyle soluk soluğa okunuyor.
₺7,80
₺10,00

Beyaz Diş, Jack London imzalı bir başyapıt; hem okurların sevgisini hem de eleştirmenlerin hayranlığını kazanmış olan nefes kesici bir serüven romanı. Usta yazar, romanın ana karakteri olan yarı evcil bir kurdun gözünden hem hayvanların hem de insanların şiddet dolu dünyasını ele alıyor.

Bir kurtla çiftleşen evcil bir köpeğin dünyaya getirdiği Beyaz Diş, vahşi doğası ile insana yakınlığı arasında sıkışıp kalmıştır. Onu bir kurt olarak algılayan köpekler tarafından dışlanırken zekâsı ve cesaretiyle insanların dikkatini çeker. Üstün fiziksel gücünden yararlanmak isteyenler tarafından dövüş köpeği olmaya zorlanır.  

Bu muhteşem romanı, “çırılçıplak, taptaze, vahşi ve özgür bir yaşam” düşlediğini söyleyen Jack London’ın otobiyografik alegorisi olarak okumak da mümkün. 

₺12,48
₺16,00

“Çolpa, serseriler dünyasında aceminin adıdır; deneyimli haytalardan ise sakınmak gerekir, özellikle sürü halinde gezdikleri zaman.”   

Jack London, on altı yaşındayken ABD’yi bir baştan öbür başa dolaşmak üzere uzun bir yolculuğa çıkar. Elbette beş parasızdır ve kullandığı başlıca ulaşım aracı, kaçak olarak bindiği posta trenleridir. İş bulduğunda çalışarak, bulamadığında kapıları çalıp yiyecek dilenerek, ahırlarda ya da parklarda geceleyerek sürdürür yolculuğunu. Yük vagonları, sokaklar, cezaevleri, kendisi gibi “kopuklar”la doludur.

Jack London’ın otobiyografik anlatısı, tarihe “1893 paniği” olarak geçen mali krizin yarattığı insani yıkıma ayna tutuyor. Mete Ergin’in çevirisi, zengin sokak jargonuyla hayranlığınızı kazanacak.

₺10,92
₺14,00

İstiridye Korsanları, Jack London’ın yeniyetmeliğinde yaşadığı serüvenlerden esintiler taşıyan, keyifli bir gençlik romanı.

Henüz on beş yaşında bir öğrenci olan Joe Bronson, okul ve aile hayatının monotonluğundan ölesiye sıkıldığı bir gün evden kaçar ve denizden kaçak istiridye toplayan korsanların arasına katılır. Joe denize açılmayı, yelken kullanmayı, kitaplarda okuduğu serüvenleri yaşamayı düşlerken, bu hayatın hiç de sandığı kadar “özgür ve mutlu” olmadığını anlar; derken başına türlü belalar açılır. Neyse ki kötülerle baş edebilecek cesareti ve yanı başında çok iyi bir dostu vardır.   

₺9,36
₺12,00
1839 yılındayız. Çin ve Batı arasındaki afyon gerilimi tırmanırken ufukta artık savaştan başka bir yol görünmüyor. 

Hind isimli gemi sefer gücüne katılmak üzere Hindistan’dan Çin’e doğru yola çıktığında, bu yolculuğa ölmüş kocasının itibarını ve afyon ticaretindeki kaybını geri kazanmak üzere Çin’e giden Şirîn Moddî; Dîti’nin ağabeyi ve Doğu Hindistan Şirketi sepoyu Kesri Singh ve hırslı genç denizci Zachary Reid de katılıyor. Onlar Çin’e ulaştıktan kısa süre sonra başlayan savaş, 
Çin topraklarında amansız bir ateş tufanı başlatıyor. 

Tarihi gerçeklerle kurguyu başarıyla harmanlayan Amitav Ghosh, üçlemenin son kitabı Ateş Tufanı’nda savaşın acımasızlığıyla savrulan hayatları, aşkı, sadakati, görev bilincini, hırs ve intikam duygularını etkileyici ve gerçekçi bir anlatımla işleyerek büyüleyici Ibis destanına unutulmaz bir son yazıyor. 
₺38,22
₺49,00

Zamana meydan okuyan büyük aşk hikâyesi devam ediyor... Margaret Mitchell’ın kaleme aldığı Rüzgâr Gibi Geçti efsanesinin kahramanlarından Scarlett O’Hara’nın dünyasının perdesi aralanıyor. Etrafındaki herkesi tek tek kaybeden Scarlett, hayatının aşkı Rhett’in de onu reddetmesiyle ailesinin ve kendisinin geçmişine doğru uzun bir yolculuğa çıkar.
Amerika kıtasından İrlanda’ya uzanan bu arayışta, Scarlett yalnızca aile sırlarını aydınlatmayacak aynı zamanda kendini de bulacaktır.
Alexandra Ripley’nin, Margaret Mitchell’ın Rüzgâr Gibi Geçti’sinin kahramanlarına yeniden hayat verdiği bu romanda Scarlett O’Hara’nın gizli dünyasını keşfedeceksiniz.

“Alexandra Ripley, Scarlett ve Rhett aşkının ruhunu çok doğru yakalamış. Mitchell’ın tarzını saygıyla devam ettiriyor.”
-Chicago Tribune

Çoksatar kitapların yazarı Alexandra Ripley, Scarlett ile ününün zirvesine ulaşmıştır.
Yayınlandığı yıllarda sekiz milyondan fazla satan Scarlett, on sekiz dile çevrilmiş, çok sayıda okuyucuya ulaşmıştır. Ripley, 2004 yılında yaşama veda etmiştir.

₺35,10
₺45,00
Eyüp, roman ve efsane olmanın ötesinde, yalın, mükemmel şiirsellikte bir yapıt; çağdaşları olan bizlerin yaratıp yazdıklarından uzun ömürlü olacağı kesin. Yapısal birliği, duygusal derinliği, yalınlığı, dilinin ezgiselliği neredeyse aşılamaz.

- Stefan Zweig

Birinci Dünya Savaşı öncesi Rusya'sında,

Zuhnov isimli bir kasabada yaşayan basit, fakir bir Tevrat öğretmeni olan Mendel Singer'in şiirsel öyküsü.

Kutsal Kitap'taki Eyüp'ün acı dolu öyküsü modern zamanların savaş ve diğer acılarla dolu dünyasında Joseph Roth'un şiirsel öyküsüyle yankı buluyor.
₺14,82
₺19,00
1930’ların bohem Paris’inde kocası Stephan’la avare bir yaşam süren Marya, hayatında ilk defa kendini mutlu hissetmektedir. Bir sonraki günü asla düşünmeden yaşayan çiftin bu hayatı, Stephan’ın birden hapse atılmasıyla tepetaklak olur. Beş parasız ortada kalan Marya’nın yolu, kültürlü bir İngiliz çift olan Heidler’lerle kesişir. Genç kadın, misafir olduğu bu çiftin yanında, kendini içinden çıkılmaz bir ilişkiler sarmalında bulur.
Dörtlü, modern edebiyatın her dem taze kalan yazarlarından Jean Rhys’den, kendi hayatından renkler taşıyan bir ilk roman. Paris’in soğuk sokaklarından ve dumanlı kafelerinden geçerek gırtlakta düğümlenen, tutkuyla ve hüzünle örülmüş vurucu bir öykü.
“Rhys’in inatçı kadınları acınası ya da ümitsiz değildir, daha iyi bir hayat için mücadele ederler. Hayatın olmadığı yerdeyse, daha iyi bir ölümü ararlar.”
Paris Review
₺15,21
₺19,50
“İnsan ruhunun derinliklerine ayna tutan en büyük yazar, hiç şüphe yok ki Melville’den başkası değildir.” 
LewIs Mumford 

Moby Dick, Kâtip Bartleby, Billy Budd gibi başyapıtlarıyla tanıdığımız, dünya edebiyatının en önemli isimlerinden Melville’in dehasına bu kez öyküleriyle tanık oluyoruz. 
Her öyküsünde bambaşka diyarlara yelken açan Melville, çok yönlü ilgisini ve zengin yaşam tecrübesini kendine özgü edebi diliyle birleştiriyor. 

Fukara Tatlısı ya da Bekâr Kızlar Cehennemi’nde toplumda giderek artan sınıfsal farkları gözler önüne seren Melville, Benito Cereno’da kölelik konusunu cesurca gündeme getiriyor. Ben ve Bacam’da Freudyen analizlere kapı aralarken, Elma Ağacı’nda Edgar Allan Poe’ya göz kırpıyor. 

Konusu ne olursa olsun hiçbir öyküsünde, yeni serpilmeye başlayan modern hayatın çatışmalarına ve karanlık dehlizlerine girmekten sakınmıyor. 
₺21,06
₺27,00
Katy ve uzaylı ruh öküzü Daemon'ın,hepimizi kalbinden vuran aşkını aratmayacak sıradışı bir maceraya hazır mısınız?

Lux dünyasını özleyen milyonlarca hayranını kırmayanJennifer L. Armentorut, seriden hatırlayacağımız Luc'uninanılmaz hikâyesini anlatıyor bu kez.

On yedi yaşındaki Evie Dasher, dünyalıların uzaylılarla savaşının yıkıcı sonuçlarını ilk elden biliyor. İnsanların ve Luxen'lerin özgürce buluşabildiği bir kulübe baskın düzenlendiğinde, Luxen olduğunu sandığı sıradışı yakışıklı Luc ile tanışıyor ama çok geçmeden Luc'unçok daha fazlası olduğunu anlıyor.

Lux evreninde sırlar, yalanlar ve aşkiç içe geçiyor ve romantik bilimkurgununyeni efsanesi başlıyor!...
₺26,72
₺34,25
“Şimdi bir ıslığın sarhoşluğunda senin beni bulacağın cehennemlere gönüllü gidiyorum. Neyin narıyla yandıysak, ondan doğacağız. Çünkü aşk bir insanı yeniden doğurmaktır. Aşk iki kişiyi tek ruhta akıtmaktır ya da iki ruhu tek bedende sınamak… Cennet bir insandır çünkü, cehennem de...” 

Hiçbir aşk hikâyesi, yaşayanlar ile onu izleyenler için aynı şey değildir. Dışarıdan bakanların gülüp geçeceği o coşkulu savruluşun hikâyesi bu. Bir ağacın toprağı kucaklayan kökleri gibi görülmeyen şeylerin masalını dinliyoruz bu kez. 

İstanbul’un altına tünel kazıp kayıp sevgilisini arayan bir adamın tutkulu aşkının hikâyesi, Ferhat ile Şirin’den Orpheus ile Eurydike’ye, masallara, hayallere ve rüyalara kadar, hayatımıza dahil olmuş birçok şeyi kucaklıyor. 

Yürüyen ağaçların, gerçekle aldanmayı reddeden Meryem’in, Pinokyo’yu sorgulayan emekli bir hayat kadınının büyülü hikâyesi Öksüz Ağaçların Çobanı… 
₺20,87
₺26,75
Martin Eden, bir yanıyla Jack London’ın ta kendisidir: Varlıklı bir ailenin üniversite öğrencisi narin kızına ümitsizce gönül veren; aradaki sınıfsal mesafeyi kapatmak için yazar olma hayalleri kuran; bu uğurda çalışarak nice uykusuz geceler geçiren; bakkal veresiyeyi kestiğinde aç kalan; onlarca yazısı editörler tarafından geri çevrilse de yazmayı azimle sürdüren; derme çatma bir eğitim görmüş, eli nasırlı genç denizci. Martin Eden, yükselmek için verdiği onca mücadeleden sonra mutlu olabilecek midir? Jack London, kahramanının başarı hikâyesi üzerinden içinde yaşadığı toplumun değerlerine keskin bir eleştiri getiriyor. 
Bir edebiyat klasiği olan Martin Eden, yazılışından bugüne dek tüm dünyada hiç eksilmeyen bir ilgiyle okundu. İnanıyoruz ki Mete Ergin’in özenli çevirisiyle, Yordam Edebiyat okurlarının da başucu kitabı olacak.
₺19,20
₺24,00
Yanan Gün, okurların en çok ilgi gösterdiği Jack London romanlarından biri. Doğal olarak film yapımcıları da bu ilgiyi paylaşıyor. Yanan Gün, sonuncusu 2010 yılında olmak üzere tam dört kez filme alındı. 
Romanda geçen olaylar, “altına hücum” yıllarında, Kanada’nın Yukon bölgesinde başlayıp New York’taki borsa spekülasyonlarına kadar uzanmaktadır. Jack London’ın “Günışığı” takma adıyla bilinen roman karakterini yaratırken, madencilikten zengin olan kimi gerçek kişilerin yaşamından esinlendiği düşünülüyor.
₺16,00
₺20,00
John Barleycorn, birçok nedenle müstesna bir kitap: Ölümünden üç yıl önce Jack London tarafından kaleme alınan otobiyografi, yazarın yaşam öyküsüne dair en güvenilir kaynak olma özelliğini taşıyor. Aynı zamanda bir romanın akıcılığına sahip. Yazarın, John Barleycorn adını verdiği alkolle kurduğu arkadaşlığı, hem eşine az rastlanan bir dürüstlükle hem de son derece renkli bir dille hikâye eden kitap, adını eski bir İngiliz halk şarkısından alıyor. 
İlk gençliğinde güçlü denizciler arasında erkekliğin ispatı olarak tezahür eden bu alışkanlık zamanla bir ihtiyaç halini almış: “Ben yaşlandıkça, başarım büyüdükçe, daha çok para kazandıkça, dünyaya sesimi duyurma olanaklarım arttıkça, John Barleycorn’un da yaşamımda tuttuğu yer aynı oranda büyüdü” diyor Jack London. John Barleycorn’u okurlarımıza Mete Ergin’in özgün çeviri diliyle sunuyoruz.
₺12,48
₺16,00

"Anneme ne diyebilirim? Teselli edecek hangi sözcükleri? Bak, bir aradayız ya da bunlar da geçecek, hatta babam ölmedi ya. Üzülsem, söylemek istesem bile ağzımdan böyle sözcükler çıkmıyor. Sessizce öylece duruyor, burnunu çeken, az önce ağladığı belli anneme bakıyorum. Niçin söyleyemiyorum? Çünkü haberi aldığımdan beri içimde bambaşka bir his ya da sezgi taşıyorum. Sanki asıl olay bu değil, asıl olay başımıza çok önce geldi. Annem yanlış yere ağlıyor, ben yanlış bir şeye üzülüyorum. Babamsa şimdikinin yanında çok ufak kaldığı çok daha büyük bir yanlışlıktan dolayı hapiste. Acılar zamanında asıl bu olay için çekilmeliydi, tüm teselli sözcüklerimiz zamanında onun için söylenmeliydi. Söylenmedi, acısı çekilmedi. Söylenmemişliğe, acısı çekilmemişliğe mahkûm oldu. Hangi olay bu, ne zaman oldu? Bilmiyorum, tek bildiğim şimdi bütün teselli sözcüklerini anlamsız, boş, saçma kılıyor…"

Bir Dava Ayhan Geçgin’in beşinci romanı.

₺18,72
₺24,00

Polisiyeden Western’e, bilimkurgudan büyüme öyküsüne kadar birçok farklı tür arasında belki de hiçbir yazarın yapmadığı kadar çok geçiş yaparak “yüksek edebiyat” ile popüler kültürü iç içe geçiren ve pek çok prestijli ödülün sahibi olan Jonathan Lethem, kendi jenerasyonunun en sıradışı yazarlarından. Kariyerinde dönüm noktası olan Öksüz Brooklyn ise edebiyat tarihinin en alışılmadık başkahramanlarından birini okurlara sunan, benzersiz bir suç romanı.

Tourette sendromlu “özel dedektif” Lionel Essrog, hastalığının sebep olduğu dürtüler, takıntılar ve sinir krizleri arasında ona hayatta en yakın olan kişinin ölümünü çözmek için Brooklyn’in altını üstüne getirmeye kararlıdır. İpuçlarının peşine düştüğü, çıkmaz sokaklarla ve belalı karakterlerle dolu bu yolculukta en büyük yardımcısı ise kararlılığı ve obsesif kompulsif bozukluğu olacaktır.

Oyunbaz dili, unutulmaz karakterleri ve özgün konusuyla benzerlerinden ayrılan Öksüz Brooklyn, hem klasik dedektif romanlarına bir saygı gösterisi hem de yakın dönem postmodern edebiyatta kilometre taşı.

“Bir dedektiflik hikâyesi okumak bile yeterince ilginçken Lethem’ın Tourette sendromlu bir karakterin de sırlarını açığa çıkarmasına şahit olmak çok daha eğlenceli.”

- Time -

“Tekinsiz bir hayal gücünün ve her okumada okuru etkileyen kurguların yazarı.”

- Colson Whitehead -

₺24,96
₺32,00

Berlin’e “düşen” bir Amerikalı gangster, Komiser Rath’ı, Berlin’in yeraltı dünyasından gayrı bir de uluslararası mafya işlerine karıştırıyor. Çok boyutlu, karmaşık bir entrika. Fonda ekonomik buhranın yıkımı veNazilerin yükselişi…

Goldstein’da suç ve cürüm yelpazesi, bu defa olağanüstü geniş! Küçük suçlar âleminin çocuk hırsızlarından boy boy mafyaya, uluslararası suç bağlantılarına ve ırkçı şiddete uzanıyor. Kutscher’in ustası olduğu şey
bu zaten: “zamanın ruhunun” müthiş zengin bir tasviri.

Berlin Babylon televizyon uyarlamasıyla uluslararası şöhret kazanan Komiser Rath dizisinin bu üçüncü romanı, “sert polisiye” stilindeki ustalığıyla da dikkat çekici. Yahudi-Amerikalı gangster figürü, sadece 30’lar Almanyası’ndaki antisemitizme değil, Amerikan mafya “töresine” de eğilmeye imkân vermiş.

“Kutscher, romanın uzunluğuna rağmen gerilimi 119 bölüm boyunca ayakta tutmayı başarıyor. Yozlaşma, cinayet ve nasyonal sosyalizmin yükselişi, karmaşık örgüsü içinde, çok yönlü olarak aydınlatıyor.”
Rheın-Neckar-Zeıtung

₺37,44
₺48,00

Aynı zamanda bir müzisyen ve şair olan Michael Lentz, canlı kelimesinin hakkını sonuna kadar veren anlatım gücü ve diliyle bugününün güvensizliği ve süfliliği arasında sıkışıp daralan ruhları anlatıyor, sızılarıyla zenginleşerek…

Nasyonal sosyalizm döneminde Almanya’dan iltica edenler arasında yazarlar, akademisyenler, sanatçılar özel ve ağırlıklı bir öbek oluşturuyordu. Onların yine önemli bir grubu, Amerika’nın Pasifik kıyılarına sığındı. Pasifik Sürgünleri, onların bu mülteci hayatını canlandırıyor.

Pireneler’i aşıp gelmiş Franz Werfel, ölen yardımcısına yanan Bertolt Brecht, zihninde Thomas Mann’la pelikanlar üzerine tartışan Lion Feuchtwanger, gazetecilerle cebelleşen Thomas Mann, karısını kaybetmenin mahzunluğu içindeki Heinrich Mann, berjer koltuğuna adeta abayı yakmış besteci Arnold Schönberg...


“Naziler’den kaçan büyük Alman yazar ve sanatçıların sürgündeki iç dünyaları...”
- Edo Reents -

₺33,54
₺43,00

“Küçükken çekilen acıların ateşi kolay sönmüyor, kolay unutulmuyor ve izlerini hayatımız boyunca üstümüzde taşıyoruz.”

Aşk yakıyor
Ayrılık kavuruyor
Aldatılmaksa hep çok acıtıyor…

Bize çocukluk acılarını tekrar yaşatacak kişileri gözünden tanır, başkasına değil, ona âşık oluruz. Hayat onu kendi ellerimizle buldurur bize.

Kaderimiz aslında doğduğumuz evlerde yazılır. Yine o evlerde yaralanır, o yaralarla büyür, sonunda o yaraların bizi götürdüğü yere gideriz. Ancak mutluluk her zaman o yolda değildir…

“Bu kitapta her zamanki gibi gerçek bir yaşam hikâyesi anlatacağım sizlere. Hep lüks içinde yaşamış ama kaderi daha baştan kötü yazılmış Camdaki Kız ile bir varoş çocuğunun aşk hikâyesi bu.”

- Dr. Gülseren Budayıcıoğlu-

₺26,72
₺34,25
Arkadaşlık yıllarımız benim için büyük özgürlük yılları oldu. Olduğum gibi olabildiğim; uğurböceklerini umursamayan, her zaman nereye gideceklerini, ne yapacaklarını bilen, daima ulaşacakları hedefleri olan o büyük insanlar karşısında takmam gereken maskeden ari olabildiğim yıllar. 
Susanna Tamaro'nun çarpıcı ve dokunaklı yeni kitabı Bakışınla Aydınlanır Dünya yoğun bir dostluğun öyküsü. Yazar, on altı yaşında geçirdiği trafik kazası nedeniyle engelli olan ve 2017'de elli yaşında kanser yüzünden hayatını yitiren şair Pierluigi Cappello'yla arasındaki derin arkadaşlığı taşıyor kitabın sayfalarına. Bununla yetinmeyip kendi çocukluğu, ergenliği ve gençliği hakkında hayli dokunaklı ve kişisel itiraflarda bulunuyor. Böylece bu dostluğa adanan sayfalar olağanüstü bir samimiyetle ışıldıyor. Zira fazlasıyla duyarlı, kırılgan ve ürkek bir kişiliğe sahip, bu sebeple de arkadaşları tarafından hep dışlanmış olan Tamaro, bir de ailesinin duyarsızlığıyla karşı karşıya kaldığından çocukluğunda derin yaralar almış, karakteri esaslı bir imtihandan geçmiştir. Dünyaca ünlü bir yazar haline gelmesinde bu derin yaraların da payı vardır elbette. 
Gelgelelim Tamaro için sevgi, değişme yeteneği ve kurtuluş sözcüklerin ardında gizlidir. O büyülü sözcüklerle ilmek ilmek dokuduğu Bakışınla Aydınlanır Dünya, okurları üstü örtülmüş, unutulmuş yollara çağırıyor; sıcak bir dostluk ilişkisinin ışığında içdünyamızı, hayatın bizi saran gizemini ve varoluşumuzun derin anlamını irdeliyor.
₺13,26
₺17,00
Bir kaybın peşinde bir aile ve ailenin oğlu, Can... Can’ın peşinde şiir ve şiirin peşinde Can. Şiirle hayat arasındaki en kısa mesafe, nedir, nerededir? “An”dan şiir çıkaran emekle, şairanelik arasındaki mesafe? “Dış dünya” kıyıp geçirirken, poetikalar nasıl konuşur, bizimle ve birbirleriyle? Yoksa “bunlar”, beyhude mi? Barış Bıçakçı’dan şiir kadar yalın, hayat kadar karmaşık; şiir kadar karmaşık, hayat kadar yalın bir roman.
₺17,28
₺24,00
İnsan kazanmaya çalıştığında kaybetme riskiyle, kaybettiğini düşündüğü bir zamanda ise kazanma şansıyla karşılaşabilir.*Kendinde olmayanın pesine düşmek, azla yetinmeyip çok şeyin peşinde koşmak doğru muydu?*Ölüm kimine göre bir son iken, kimine göre bir başlangıçtı. Ama asla kaybetmek değildi. Kaybetmek, her an, her dakika ölmek için Tanrı’ya yalvarmaktı.*Peki, Celal kimdi? Her zaman içinde var olan, kendini yeni Celal diye tanımlayan mıydı? Yoksa eski Celal hiç var olmamış mıydı? İçinde iki ben, karakter çatışması yasarken hangisi asıl Celal’di? Aile babası olan mı? Yoksa bu yeni yasamı tercih eden mi?
₺21,84
₺28,00

"Tom McCarthy'nin yazdıkları arasında en sevdiğim kitaptır bu. Ziyan olmuş koca bir dünyadaki yalnızlığın romanıdır Boşluktakiler."

- Simon Critchley -

"İkinci vagona atlayıp doğruca arkaya ilerliyor. Aslında en kötü yer burası, çünkü pasosu artık geçerli değil ve sivil kıyafetli kondüktörler geldikleri zaman tramvayın arkasından önüne doğru hareket ediyorlar. Ama Nick dümen suyunda yolculuğa bayılıyor. Pencerenin önündeki parmaklığa dayanarak rayların tramvayın altından, sanki bunları yerden sürüp toplayan bizzat tramvayın kendisiymiş gibi görünmesini ve tramvay ilerledikçe tepesindeki kutunun, ipleri büken bir örümcek edasıyla telleri döndürerek kendisinde toplamasını seyrediyor böylece: Dünyayı, içinden geçerek oluşturuyor."

Sovyetler Birliği'nin dağılmasının hemen ardından dört bir yana savrulan insanlar: Mülteciler, sanat ve mafya işlerine karışmış bohemler, kimliklerini arayan Avrupalı gençler, eksantrik sanatçılar, uzayda asılı kalmış kozmonotlar... Kendi boşluklarında dolaşan tüm bu insanlar Sofya'dan kaçırılarak Prag'a getirilen bir Bizans ikonasının etrafında –bilerek veya bilmeyerek– kendi hikâyelerini inşa etmeye başlar. Zamanı gelince daralan, zamanı gelince genişleyen, çoğalan, eksilen ve nihayet boşlukta dağılıp giden bir elipsin içindedir hepsi.

Baş döndürücü kurgusu ve anlatımıyla son dönem İngiliz edebiyatının en iyi romanlarından olan Boşluktakiler, usta çevirmen Çiğdem Erkal’ın Türkçesiyle…

₺24,00
₺30,00
XIX. yüzyılın sonlarına doğru Fransa'da, Yahudi bir subayın, Yüzbaşı Alfred Dreyfus'ün haksız yere casuslukla suçlanmasıyla patlak veren Dreyfus Davası, yalnızca bir hukuk ve ayrımcılık skandalı değil, aynı zamanda başta ordu ve yargı olmak üzere ülkenin tüm kurumlarını temelinden sarsan toplumsal bir olaydır. Dava tam on iki yıl sonra Dreyfus'ün aklanmasıyla sonuçlansa da, III. Cumhuriyet ve çağdaş Fransa'nın tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu dava çevresinde gelişen çalkantıların keskinleştirdiği güç dağılımı, kilise ve devlet işlerinin ayrılması gibi sarsıcı önlemlerin alınmasına, milliyetçilerle antimilitaristler arasında uzun süreli bir çatışmanın doğmasına yol açtı.

Büyük romancı Émile Zola, 13 Ocak 1898 günü L'Aurore gazetesinde yayımladığı, Fransız Genelkurmay'ına yönelik Suçluyorum başlıklı açık mektubuyla, Dreyfus'e yapılan haksızlığın karşısına dikilen Fransız aydınlarının sözcüsü oldu. Ancak bu kez kendisi iftira etmekle suçlanarak yargılandı. 

Artık bir klasik niteliği kazanan ve onurlu aydın başkaldırısının görkemli bir örneği olan Suçluyorum'u, Tahsin Yücel'in çevirisi ve önsözüyle sunuyoruz.
₺4,82
₺6,02
Yakında büyük bir ucube yazmaya başlayacağım. Bir mujik tasviri yapacağım; eğitimli, mimar, düzenbaz, zeki, elbette yaşama tutkuyla bağlı olacak.
Maksim Gorki, 1899 yılında Anton Çehov'a yazdığı bir mektupta Mujik'in ortaya çıkışını böyle anlatıyordu. Gorki'nin bir taşra kentinde aydın olmanın nasıl bir şey olduğunu hassas bir gözle ve keskin bir eleştiri gücüyle ele aldığı bu kısa roman tamamlanmadan kaldı fakat sürekli yeni projelerle halk yararına işler yapmaya çalışan mimar Akim Andreyeviç Şebuyev portresi adım adım devrime yaklaşan Rusya'da ortaya çıkan insanın habercisi oldu.
₺7,41
₺9,26
Üsteğmen Franz Tunda, Doğu Cephesi'nde Ruslara esir düşmüştür. Kaçmayı başardığında kendini kanlı bir içsavaşın ortasında bulur; uçsuz bucaksız Sibirya taygalarında bir çiftliğe sığınır ve savaşın sona erdiğini ancak yıllar sonra öğrenir. Memleketi Avusturya'da kendisini bekleyen nişanlısına dönmenin yollarını arayan Tunda, çalkantılı savaş sonrası ortamında Bakü'den Moskova'ya, Viyana'dan Paris'e savrulur. Dünün dünyasının yerinde, artık Franz Tunda gibilere kapalı olan yeni bir Avrupa kurulmaktadır.
Joseph Roth, yok olan bir imparatorluğun kaybolan değerlerini ve yaşam biçimini özlemle yâd ederken, devrim Rusya'sının coşkulu kalabalıklarına ve Avrupa'nın yıkık haldeki sokaklarına da uğruyor. Savaşın söndürdüğü hayatları ve hayalleri anlatan Sonsuz Kaçış, parçalanmış bir dünyada evini arayan modern Odysseus'un yolculuğu.
₺12,00
₺16,00

İtalyan yazar Fioly Bocca’nın Kırmızı Mektuplar adlı 2016 yılı çok satan romanı, İpek Budak’ın çevirisinden, Kasım ayında Bal Yayınları aracılığı ile okurlarla buluşuyor!

Kırmızı Mektuplar, kaybetmenin acısını köşe başında bekleyen aşkla birleştiriyor. Bu, tekrar karşılaşmanın sihirli gücüyle ilgili bir roman.

Anita 33 yaşında, Torino’da yaşayan bir kadındır. On yıldan uzun bir sü­redir erkek arkadaşıyla birliktedir. Özel yaşamıyla, iş hayatı arasındaki dengeyi korumak için mütemadiyen didinir; oysa ilişkisinde heyecanı­nı yitirmiştir. Edebiyat ajanı olarak çalışmak da artık yeterince sıkıcı ve monoton gelmektedir. Annesi rahatsızlanınca, memleketi Trentino ya­kınlarındaki ufak bir kasaba olan Obra’ya gidip gelmeye başlar. Anne­sini ziyaret edemediğinde ise ona mektuplar yazar. Obra’ya yolculukları sırasında Anita, çocuk kitabı yazarı Arun’la tanışır ve içinde bir şeyler kıpırdar. Arun’un gerçekte kim olduğunu ise yakında öğrenecektir.

₺15,55
₺19,44

Bir ev kadını mutfağının penceresinden av tüfeğiyle vurulup daha yere yığılmadan ölmüştü.

İngiltere’de öldürülmüş olmasına rağmen Sofie Parker, neredeyse yirmi yıl önce kayıp ihbarı verilen Danimarkalı bir kadındı. Bu yüzden vaka ile ilgilenmesi için Louise Rick çağırılmıştı. Fakat beklenmedik bir şey gün yüzüne çıkmıştı; on sekiz sene önce kadının kayıplara karıştığını ihbar eden kişi Louise Rick’in iş arkadaşı ve sevgilisi Eik’ti.

Her zamanki gibi ani bir karar veren Eik, İngiltere’ye gitmiş ama Sofie’nin cinayetinden şüpheli bulunduğu için hapse atılmıştı. Eik’in vakayla bir bağlantısı olduğunu hiç beklemeyen Louise hem son derece tedirgin hem de endişeliydi. Fakat içinde dönen duygusal girdabı görmezden gelip şimdiye kadar üstünde çalıştığı en çekişmeli vakanın katilini bulmalıydı.

“Blaedel bir kez daha titizlikle yaratılmış karakterlerle, ustalıkla kaleme alınmış bir gizemi okurlara sunarak, romanlarının neden bu kadar başarılı olduğunu gözler önüne seriyor.”

Library Journal, starred review -

“Şefkatin suça, nezaketin soğukkanlı bir cinayete dönüşebildiği gri bölgeyi çok iyi betimliyor.”

New York Times Book Review -

“Danimarka’nın en popüler yazarlarından Blaedel karanlık gizemleri ile biliniyor ve bu romanında da her okurun farklı taraf tutacağı, karışık bir konuyu işliyor.”

Booklist -

“Polisiye yazarı Sara Blaedel’in en büyük yeteneği, aynı anda hem tek solukta okunacak bir hikâye kurgularken, Louise Rick gibi inanılmaz gerçekçi ve derin bir karakter yaratmak.”

- Oprah.com -

“Sara Blaedel durdurması zor bir güç. Muhteşem bir polisiye yazarı ve tekrar karşımıza her türden okurun beğeneceği sert ve sürükleyici bir romanla çıkıyor.”

- KARIN SLAUGHTER -

₺20,74
₺25,93

Genç ve güzel Irene her zaman duyduğu vicdan azabıyla âşığının evinden “kendi sakin burjuva hayatına” dönmek için acele ederken onu erkeğini çalmakla suçlayan bir kadın tarafından durdurulur. Bir korku girdabı içinde kadının günden güne artan taleplerini karşılarken kocasından, çocuklardan ve hizmetçilerden her şeyi saklamaya çabalamaktadır.

“Zweig’ın Sigmund Freud’la aynı zamanda aynı şehirde yazmasının rastlantı olmadığını hissediyorsunuz.”
- The Guardian -

₺7,41
₺9,26

XIX. yüzyılın en büyük romancılarından Stendhal’in başyapıtı Kızıl ile Kara, yoksul, yakışıklı ve yetenekli bir taşralı gen­cin Paris sosyetesinde yükselişi ve düşüşünü anlatır. Toplumda yükselmenin aracı olarak ordu ile kilise arasında kararsız kalan Julien Sorel, çok geçmeden başarıya ve güce ancak Fransız toplumunu saran ikiyüzlülük ve çıkarcılıkla ulaşılabileceğini görür. Önce evli bir kadın olan Madam de Rênal’i, sonra da kibirli aristokrat Mathilde’i baştan çıkarır ve Paris sosyetesinde saygın bir yer edinir. Ne var ki sınır tanımayan hırsı kısa zamanda mahvına yol açacaktır.

Stendhal’in Kızıl ile Kara’sının kahramanı çelişkiler ve tutarsızlıklarla dolu Julien Sorel, XIX. yüzyıl romanının en etkileyici karakterlerinden biri olmuştur. Kitap diğer bir yanıyla da, Napoléon sonrası Fransız toplumundaki yozlaşmayı son derece çarpıcı bir dille anlatır.

₺23,61
₺31,48
İnsanlar Arasında, Ana, Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken, Benim Üniversitelerim gibi yapıtlarıyla Rus edebiyatının en saygın yazarları arasında yer alan Maksim Gorki, 1890’larda daha yirmili yaşlarda yazdığı öyküleriyle olağanüstü bir başarı kazandı, ünü hızla yayıldı, neredeyse Tolstoy ve Çehov gibi yazarlarla bir tutuldu. Gorki’nin bu dönemdeki öyküleri 1898’de “Eskizler ve Hikâyeler” başlığı altında iki ciltte yayımlandı. Ataol Behramoğlu, bu eserden yaptığı bir seçkiyi Yaşanmış Hikâyeler başlığı altında topladı. Yaşanmış Hikâyeler’de Gorki’nin, başta “Makar Çudra”, “Çelkaş” ve “Yirmi Altı Adam ve Bir Kız” olmak üzere en iyi öyküleri yer alıyor. Gorki’nin Rusya’da ayaktakımını konu aldığı “serseri döne­mi”ne ait bu öyküler insan sevgisi ve özgürlük tutkusuyla dolu.
₺10,56
₺13,89
Fanny Price, Bertram ailesinin kır evlerinde onların yanında yetişmiş, pek ilgi gösterilmeyen, içine kapanık bir kızdır. Ancak roman geliştikçe gerçek bir kahramana dönüşecek, ahlaki yetkinliği sayesinde sonunda kendisini Bertram ailesine bütünüyle kabul ettirecektir. Ne var ki Fanny, hep mücadele etmek zorunda kalacak; bir yandan kendi duygularıyla yüzleşirken bir yandan da yakın çevresinden gelen baskılara karşı koyacaktır.

Mansfield Park, tıpkı Emma gibi Jane Austen’ın olgunluk dönemi eserlerindendir. Gerek anlatım biçimi, gerek din ve dinsel görev bilinci konularında bir tartışma başlatması bakımından Austen’ın en ciddi romanı olarak kabul edilir.
₺18,05
₺24,07

Besteci Johannes Kreisler’in anılarını kaleme aldığı elyazmalarını, Murr adında bir ev kedisi ele geçirir. Murr, edebi hırsları olan bir kedidir ve parlak fikirleri vardır. Sözgelimi bestecinin elyazmalarını, kendi hayat hikayesini kağıda dökmek üzere müsvedde olarak kullanmak, bunlardan biridir. Kedi Murr’un ve orkestra şefi Kreisler’in biyografileri işte böyle iç içe geçer, birbirine karışır.

Kedi Murr’un Hayat Görüşleri, E.T.A. Hoffmann’ın başyapıtı olarak kabul ediliyor. Kediler tarihine bürünerek edebiyat ve toplum eleştirisini de ihmal etmeyen Hoffmann’ın bu yapıtı, Alman Romantik edebiyatının zirvesini tutuyor.

₺13,89
₺18,52
Doktor Platon İlyiç Garin, gizemli bir salgının pençesindeki Dolgoye köyüne gitmek zorundadır. Bunun için güler yüzlü ve uysal kızakçı Perhuşa’yla beraber yola çıkar. Yanındaki aşı, bu korkunç hastalığın yayılmasını önleyecektir. Ancak aniden bastıran kar fırtınasıyla birlikte göz gözü görmemeye, tanıdık yollar örtülmeye başlar. Birkaç saatlik bir yolculuk, zamanın ve mekânın sonsuzluğa uzandığı, rastlantılarla hayallerin birbirine geçtiği destansı bir arayış halini alacaktır.

Çağdaş Rus yazınının en çarpıcı ve özgün kalemlerinden Vladimir Sorokin, hiçbir yere çıkmayan yolları izleyerek korku ve merak dolu bir dünya yaratıyor. Tipi, Tolstoy’a ve Turgenyev’e ait bir dünyada bilimkurgu öğelerle süslenmiş bir kabus, günümüze ışık tutan çağdaş bir kış masalı.

Çeviri edebiyat dünyasının en sevdiği çağdaş Rus romancı olan Vladimir Sorokin, ülkesinin amansız soğuğunu aynı acımasızlıkla anlatıyor. Tipi, Tolstoy’un öyküsü üzerine, manevi derslerin dâhice bir şekilde üzeri silinerek yazılmış delice bir fantezi.
₺14,59
₺19,45

“Ailem, evim, kentim, yurdum, Allah’ım yok benim. Ben Süreyya’yım. Gökten de değil, başka bir yerden de. Bir başıma Süreyya’yım. Sü-rey-ya. Kendimi kendim var ettim. Ailemi, evimi, kentimi, yurdumu ve Allah’ımı ben yarattım. Günahsa günah, ayıpsa ayıp... Şimdi de bir güzel yıkacağım, bozacağım, vardan yok edeceğim hepsini.”

Geçmişle hesaplaşmanın ancak geleceği kurmakla mümkün olduğu dünyada, şimdiki zaman ne işe yarar?  İlk kitabı Aile Fotoğrafı ile adını duyuran Kerem Görkem, yeni romanında sıradan bir karakterin üzerinden gündelik hayatı anlatıyor. Kapıcı Süreyya, sıradan olduğu kadar sıradışı da: Çöp alıp aidat toplarken gözlemcilik yapıyor, kent ve kentlilik üzerine düşünüyor.

Süreyya’nın Saatleri, İstanbul’u ararken kendiyle karşılaşan yalnız bir adamın hikâyesi...

₺16,61
₺21,30

“Markaların durmadan, inanılmaz büyük işler başarmış kadınların hikâyelerini paylaşmalarını anlamıyorum. Onları kendi hayatıma davet etmek istiyorum. Bir rimelin daha çok satılması için verdiğim emeği görseniz, adıma şarkılar yazar, beni “işte kadının gücü” isimli reklam filmlerinize konu edersiniz. Ama varsa yoksa beyin cerrahları, sporcular, bir de şarkıcılar.”

Aslı T. Kızmaz, hayatının bir bölümünü “Benden ne olur?” sorusuyla geçiren gözü kara bir kadının her satırında şaşırtan hikâyesini anlatıyor.

Aşk, eğlence ve çalışma hayatının her adımını aktaran, gelgitlerle bezenmiş bir romanla karşı karşıyasınız. Aslı T. Kızmaz’dan eğlenceli ve muzip ama aynı zamanda ne olacağını asla kestiremeyeceğiniz sürprizli, leziz bir roman…

₺13,54
₺17,59

"Kalbimin ritmini en çok sevgiler, aşklar yükseltti. Ben de herkes gibi geçici hevesler, uçucu mutluluklar, kırılma ve yıkım anları yaşadım. En güzel yıllarımı, mektuplar yazarak geçirdim. Sözcüklerin bin bir anlam taşıyan yankısının, coşku ve özlemlerin yakıcı gelgitlerinin, kuşkular, suçlama ve çaresizliklerin sabırla satırlara döküldüğü uzun geceler yaşadım.

Sonraları, aşk üzerine çok şey söyledim, aşkın türlü görünümlerini, yaşanma biçimlerini anlatan romanlar, öyküler yazdım. Hayal ettiğim ya da yeniden kurguladığım her aşk sözcüklere dönüşürken gerçeği aştı ve yeni bir gerçeklik kazandı.

Aşk, kendi imgemizi yeni baştan yarattığımız, kendimize yeni ve anlamlı bir varoluş aradığımız bir süreç. Benzersiz güzellik ve zenginlikte bir olgu. Başka biriyle bütünleşmeye yönelik derin, evrensel bir arzu. Bir başkaldırı ve özgürlük eylemi olduğu kadar imkânsız bir sonsuzluk rüyası.

Bu kitap benim aşk üzerine düşünme ve yazma deneyimlerimden doğdu. Yazdıklarımdan örneklerle ilerlerken aşka dair bildiğim ne varsa içine aldı. Dilerim, yaşanmakta olan, yaşanıp bitmiş ya da yaşanacak tüm aşklara bir ayna ve armağan olur. "

₺11,25 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Evrensel bir ezgidir Zülfü Livaneli, 
Ya da eşsiz bir film karesi, 
Belki de sonu gelsin istemediğimiz bir romandır o. 
Ama en çok da umuttur. 
Hep genç kalan, gençlikle çoğalan, her dokunduğuna çiçek açtıran umutlu bir rüzgâr. 
  
Abidin Dino’nun “Geleceğin kapılarını zorlayanlararasında ilk safta” dediği Zülfü Livaneli Sevdalım Hayat  
kitabında yer alan anılarını genç yürekler için bir kez daha kaleme aldı.
₺18,75
Honore de Balzac (1799-1850): 19. yy Fransız edebiyatının büyük ismi. Edebi kariyerine oyun yazarak başladı. Ancak aldığı eleştiriler neticesinde romana yöneldi. Yirmi yılda 85 romanı tamamladı, öldüğünde arkasında 50 roman taslağı bıraktı. 1830 yılında kurmaca eserlerini Dante’nin İlahi Komedya’sına atıfla İnsanlık Komedyası başlığı altında topladı. Bir kısmı zamanla edebiyatın arketiplerine dönüşen 2000’i aşkın karakter yarattı, tüm bu karakterleri önyargıdan uzak analitik bir yaklaşımla, toplumsal sınıfından yalıtmaksızın ele aldı. Romana kattığı toplumsal ve gerçekçi çerçeve ona gerçekçi romanın kurucusu unvanını kazandırdı. İnsanlık Komedyası’nın Töre İncelemesi ayağında Taşra Yaşamından Sahneler başlığı altında yer alan Eugenie Grandet ilk kez 1834 yılında yayımlandı. Roman, zengin fakat cimri babasının gölgesinde aşkı, yası, acıyı tadan Eugénie’nin dokunaklı hikâyesini anlatıyor.
₺12,00 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

İstanbul… Her köşesinde başka başka hikayeler, sırlar, hayatlar taşıyan şehir... Mario Levi, yedi kitaplık yeni İstanbul yolculuğu Gördüklerimiz Göremediklerimiz’e bu kitapla başlıyor. İlk durağı Kadıköy’de bir cuma günü. Sonraki kitaplardaysa okuru haftanın farklı günlerinde farklı semtler bekliyor.

Teğet geçen hayatlar, geleceğe dair kaygılar, kalmakla gitmek arasında bocalayışlar ve söylenemeyen gerçeklerle iç içe geçen hikâyeler… Bugüne ait hikayeler… Ayrıca bu kitapta Levi tarafından çekilmiş, semte ait siyah beyaz fotoğraflar da çıkacak karşınıza. Yazar bu fotoğrafları zamanın tanıklığı olarak görüyor.

Bir Cuma Rüzgârı İstanbul’un ruhuna dokunan bir roman.

₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Bilinmeyene yolculuk eden unutulmaz karakterlerin romanı

Mutlu sonlardan hoşlanıyorsanız, başka yerde arayın. Bu hikâye mutlu bitmiyor. Bu hikâyede insanlar ölüyor ve o insanların kurduğu şöhret düşleri de onlarla birlikte ölüyor. Ama bu, kahramanca başlangıcından trajik sonuna dek, anlatmaya değer bir hikâye.

Robert Falcon Scott Mart 1912’de, Ross Buz Sahanlığı’ndaki bir çadırda her şeyini kaybetti. Arkadaşları yanında ölü yatarken, Güney Kutbu’na ilk varan kişi olma hedefine ulaşamayışını ve küçük ekibini emniyet altına alma konusundaki başarısızlığını düşündü. Kendisi de birkaç saat sonra ölecekti ama yüz sene sonra bile adı hatırlanacaktı.

Beyaza Doğru, Terra Nova keşif gezisini, Scott’la birlikte güneye yelken açan o maceraperest adamları ve hayatta kalma mücadelelerini konu alıyor.

Joanna Grochowicz, yaşanmış bir hikâyeyi anlatırken gerçeklerin acımasızlığını ve büyüleyiciliğini ustalıkla harmanlıyor.

₺20,25 KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil

Yedi Deli Adam, kendisine sürekli acı veren ruhunu görüp anlamaya çalışan bahtsız bir adamı ve etrafında şekillenen karanlık, absürd olaylar silsilesini anlatıyor. Delilik nöbetleriyle, ruhun ve zihnin tikleriyle, birbirinden ilginç karakterlerle, devrimci, anarşist yaklaşımlarla dolu, yazıldığı dönemin Buenos Aires’inin çarpıcı bir portresini çizen roman, Roberto Arlt’ın başyapıtı kabul ediliyor.

“Acizane, Arlt’ın İsa olduğunu varsayalım. Dolayısıyla Arjantin İsrail, Buenos Aires de Kudüs’tür... Arlt keskin zekâlı, tehlikeyi göze alan, koşullara ayak uydurabilen, doğuştan hayatta kalma becerisine sahip biri... hiç kuşkusuz Arjantin ve Latin Amerika edebiyatının önemli bir parçası.”

- Roberto Bolaño -

“Kitaptaki karakterler okurun ruhuna adeta musallat oluyor.”

- Julio Cortázar -

“Bu kıyılarda edebiyat dâhisi olarak adlandırılacak biri varsa o Roberto Arlt’tır... sanattan ve büyük, tuhaf bir sanatçıdan... doğduğu şehri herkesten daha iyi, muhtemelen ölümsüz tangolar yazmış olanlardan bile daha derin anlamış birinden bahsediyorum.”

- Juan Carlos Onetti -

₺35,00 KDV Dahil

"Gülün Adı" adlı bu dev romanıyla bir anda dünyanın dört bir yanında ünlenen İtalyan yazarı Umberto Eco, aslında çok yönlü bir bilimadamı. İtalya'da, Bologna Üniversitesinde öğretim üyesi, semiolog, tarihçi; filozof, estetikçi, ortaçağ uzmanı ve James Joyce üzerine derin araştırmalar yapmış biri. Umberto Eco'nun bu ilk romanı, 1980'de İtalya'da ilk yayımlanışından bu yana sayısız basım yaptı ve dünyanın pek çok diline çevrildi. Dünyada olağanüstü bir ilgi uyandıran bu romanın yankıları hala sürüyor. Filmi de dünyada büyük yankılar uyandırdı. Bu romanın başarısında, kuşkusuz, yazarın ortaçağ konusunda derin ve dolaysız bilgisinin büyük payı var. Tam anlamıyla ve her bakımdan ortaçağ dünyasını yansıtmakla birlikte "Gülün Adı" kesinlikle çağdaş bir roman; çağdaş romana yepyeni ve uzun soluk getiren özgün bir roman. Bir anlamda ortaçağda geçen, Hıristiyanlık düşüncesini tartışan tarihsel bir roman, bir anlamda da ustaca kurulmuş polisiye ve sürükleyici bir öykü. Ve en önemlisi olağanüstü bir dil ve benzeri az bulunur bir sanat yapıtı. Bu ünlü romanı İtalyanca aslından başarıyla Türkçeye çeviren Şadan Karadeniz'in titiz ve uzun çalışmasını da burada hayranlıkla belirtmemiz gerekiyor. Umberto Eco'nun yayınlarımız arasında çıkan ikinci dev romanı "Foucault Sarkacı" da, "Ortaçağı Düşlemek" adlı deneme kitabı da yine Şadan Karadeniz'in çevirisi...
₺25,20 KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil

Yollar...

Revan olduğumuz, ortasında kaldığımız, kendimizi unuttuğumuz, menzili şaşırdığımız, kaybolduğumuz yollar. Bazen seyyah bazen yolcu olduğumuz, sürüldüğümüz, kırıldığımız, acıyla, huzurla, kederle, hasretle, neşeyle çıktığımız yollar.

Birol Tezcan üçüncü öykü kitabıyla bizi bir yolculuğa davet ediyor. Ayağına Taş Değmesin bir yol kitabı. Fakat sıradan bir yol kitabı değil. Yolun değiştirdiklerinin, yoldan çıkanların, yolu bulamayanların, yola dönüşenlerin öyküleri var bu sayfalarda. Birbirimizi daha yakından tanıyalım. Yol açık, hadi yola çıkalım.

“Sustu. Bana baktı. Dinlediğime kanaat getirdi belki. Belki de ben öyle sandım. Sustu. Pencereden dışarı baktı. O bakınca ben de baktım. Dağlar geçti uzaktan. Ağaçlar geçti yakından. Sanki anlaşmışız gibi, sanki mizansenmiş gibi, aynı anda birbirimize baktık. Ben sustum. Bir yudum daha aldı içkisinden. Bana baktı. Beni görmeden baktı. İçime baktı. Ya da benden öte bir şeye baktı. Benden öte bir yere baktı. Ben yokmuşum gibi anlattı. Bana anlattı. Benden öte anlattı. Uzun bir ağıt gibi anlattı.”

₺16,20 KDV Dahil
₺21,60 KDV Dahil

Tarık Buğra, Kurtuluş Savaşı’nı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sorunsalını konu alan siyasal roman geleneğimizin Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Kemal Tahir ile birlikte önde gelen yazarlarından biri olmasının yanı sıra öykücülüğüyle de dikkat çeker. Öykülerinde çoğu zaman “sıradan” insanın başından geçenleri ya da geçmesi ihtimal dahilinde olanları kendine has bir duyuş ile anlatan Buğra, bazen bir hastalığın hüznünü, bazen bir aşkın tutkusunu, bazen de bir sohbetin neşesini kendimiz yaşıyormuşçasına içimizde hissettirir. Romanlarında olduğu gibi öykülerinde de taşrada olmayı, taşra insanıyla bir arada bulunmayı, sözün özü “taşranın ruhunu” anlatmayı ihmâl etmez.

Tarık Buğra’nın kaleme aldığı öykülerin ilk kısmını bir araya getiren bu kitap, daha önce Buğra’yı sadece romanlarından bilen okurları
“öykü de yazmış bir romancı” ile değil, her cümlesiyle başlı başına bir öykücüyle bir araya getirirken, aynı zamanda Buğra’nın metinleriyle
ilk kez karşılaşacak okurların Tarık Buğra edebiyatının büyük “giriş kapısını” aralamalarına bir imkân sağlıyor. “Buğra’nın, hikâyeciliğini belirgin iki çizgi üzerinde geliştirerek dönemin edebi tartışmalarına teoriyle değil, pratikle yanıt verdiğini düşünebiliriz. Buğra öykücülüğünün bir çizgisi Proust ve Tanpınar’la buluştuğu ‘zaman’ çizgisidir. Bu elbette Bergson sonrası modernist yazının da çizgisidir.

(...) Buğra öykücülüğünün başta sözünü ettiğim ikinci çizgisi hümanizmdir. Zamana ilişkin öykülerinde nasıl Tanpınar’la aynı yerdeyse, insancıl ve insancı öykülerinde de Sait Faik çizgisindedir.”

Jale Parla’nın Önsöz’ünden...

₺25,92 KDV Dahil
₺34,56 KDV Dahil
On altıncı yüzyılın ortalarında, Havel Nehri kıyılarında zamanının en namuslu ve aynı zamanda en korkunç adamlarından biri olan Michael Kohlhaas adında bir at tüccarı yaşıyordu. Bir köy öğretmeninin oğlu olan bu müstesna adam, hayatını otuz yaşına kadar örnek bir vatandaş olarak geçirmişti. Hâlen kendi adını taşıyan köyündeki çiftliğinde işiyle huzurlu bir şekilde geçinip gidiyordu. Eşinin ona bahşettiği çocuklarını Allah korkusu ile çalışkan ve sadık bireyler olarak yetiştirmişti. Komşuları arasında, onun yardımseverliğinden veya dürüstlüğünden nasibini almamış tek bir kişi dahi yoktu. Kısacası, bir erdemi uğrunda yoldan çıkmış olmasaydı, dünya onu hayır dualarıyla anardı. Ancak adalet duygusu, onu bir haydut ve katile dönüştürdü. 

HeinrichvonKleist, bir soylu tarafından iki atına haksız yere el konulmasıyla başlayan ve kendisi için adaleti yasal yollarla sağlayamayınca, intikam duygularıyla ağır bir meydan okuma sürecine giren Michael Kohlaas’ın hikâyesinde, hak ve haksızlık, iyi ve kötü kavramlarını sürekli karşı karşıya getirir. Her açıdan örnek bir vatandaşken, Kohlhaas’ı bir suçluya, korkunç bir kişiye dönüştüren aslında özünde yatan adalet tutkusu ve haksızlığa tahammül edemeyen kişiliğidir. Egemen sınıfın yolsuzlukları ve keyfiliği karşısında bireylerin yaşadığı çaresizliği çarpıcı bir şekilde gözler önüne seren bu ölümsüz eser hâlâ güncelliğini korumakta... 
₺7,50 KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil
Ben bir sokak fahişesiyim. Telekız ya da onun gibi bir şey değil; hayır, gerçek bir kaldırım fahişesi, yüksek topuklu ve mentollü sigaralı. Bu sabah bir yere gidiyorum. Vermem gereken eski bir hizmet. Detaylarına girmeyeceğim. Size çocukluğumdan, aşklarımdan, acımdan bahsetmeyeceğim. Size buraya nasıl geldiğimi söylemeyeceğim, bu fazla hoşunuza giderdi. Bugünümden başka hiçbir şey alamayacaksınız. ecavüzden, terk edilmeden, HIV’den ve eroinden bahsetmemi beklediyseniz, defolun sapıklar. Burada sadece benim günüm olacak, yaşadığım tüm günlere, geberene kadar yaşayacağım tüm günlere benzeyen. Aile faciası, üçüncü sayfa haberleri ya da psikolojik çıkarımlar olmayacak. 

Paris’te bir sokak fahişesi, “telekız ya da onun gibi bir şey değil; hayır, gerçek bir kaldırım fahişesi” olan Nanou’nun günlük mesaisinden insan manzaraları: Mahkûmlar, bar işletmecileri, okul gözetmenleri, motorcular, yazarlık heveslileri, köpeğinden başka kimsesi olmayanlar... Ya hayallerini tüketmiş ya da zaten hiç hayal kuramamış, günlerin geçişini sayan, hepsinin derdi kendine özgü küçük insanlar, otelin asıl misafirleri... 
₺9,00 KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil
Saygın bir memur, sadık bir koca ve aile babası olan Friedrich Klein, kendini birdenbire hayali bir cinayet ve suçun yükü altında bulur: Karısı ve üç çocuğunun ölümü, sahte pasaport, bir tabanca, çantasına istiflenmiş para ve gösterişsiz saygınlığı. Kırklı yaşlarını süren Klein, her şeye en baştan başlamak, yeni, genç bir adam olabilmek için gücünü toplar. Klein ve Wagner anlatısını yazdığı dönemde Hermann Hesse, kendi özel yaşamında girdiği bunalımla C. G. Jung’a başvurmuş, bu kitapta, bilinçaltının işleyişine ilişkin dönemi için henüz yeni olan psikoloji bilgileriyle desteklediği bilimsel bir teknik kullanmayı denemiştir. “Peki, ne diye dikiliyordu şimdi burada, geceleyin, bu küçük yabancı odada, elinde bir ayna ve başında bir şapkayla, acayip bir soytarı gibi – neydi bu hali? Neydi niyeti? Masanın kenarına oturdu. Ne yapmak istemişti? Ne arıyordu? Bir şey aramıştı galiba, çok önemli bir şey aramıştı.”
₺6,00 KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

Hermann Hesse bu olağanüstü kitapta bir gezgin, bir şair, bir düşünür olarak çıkıyor karşımıza. Uzakların çağrısına uyarak evinden ayrılıyor, tek başına doğada dolaşıyor, defterine notlar alıyor, desenler çiziyor, şiirler yazıyor. Sınırları aşıyor, ötelerin, uzakların, yabancı dillerin, dağların ve güneyin kokusuna kanıyor;

her patika, her yol bir sapmaya dönüşüyor.

 

Gezi edebiyatının, doğada yürüyüş geleneğinin

nadide bir parçası olan, Hesse’nin belli başlı tüm temalarını içeren Görkemli Dünya, usta edebiyatçının doğayla, dünyayla, kendisiyle, varoluşla

hesaplaştığı derin bir tefekkür.

 

“Ben yaşamı içimde titrerken, dilimde, ayak tabanlarımda, arzularımda veya acı çekişimde hissediyorum. Ben ruhumun yüzlerce şekilde hareket edebilen, arayan bir şey olmasını istiyorum.

Ben kendimi rahipler, gezginler, kadın aşçılar, katiller, çocuklar, hayvanlar ve daha bir sürü şey olarak, kuşlar, ağaçlar olarak düşlemek istiyorum. Bu benim için gerekli, yaşamam için gerekli ve eğer bir gün bu olasılıkları kaybedersem ve dedikleri gibi gerçeğe mahkum olursam ölmeyi yeğ tutarım.”

₺14,40 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

“Üzgün olduğumuzda ve hayata katlanamadığımızda bir ağaç şöyle konuşabilir bizimle: Sus! Bak bana! Yaşamak kolay değil, yaşamak zor değil. Bunlar çocuksu düşünceler. Bırak konuşsun içindeki Tanrı, o zaman susacaklar. Yolun seni anandan ve yurdundan uzaklaştırdığı için endişelisin. Ama attığın her adım, her yeni gün seni anana yaklaştırır. Orası ya da şurası değildir yurdun. Yurt ya içindedir ya da hiçbir yerde.

Yollara düşme özlemiyle kederlenir yüreğim, akşamları rüzgârda uğuldayan ağaçları duyduğumda. Sessizce, uzun uzun dinlerseniz, bu özlemin esası da anlamı da çıkar ortaya. Sanıldığı gibi acıdan kaçıp gitme arzusu değildir bu. Yurda, ananın belleğine, hayatın yeni kıssalarına duyulan özlemdir. Eve götürür insanı. Her yol eve götürür, her adım doğumdur, her adım ölümdür, her mezar anadır.

Böyle uğuldar ağaç, çocuksu düşüncelerimizden ürktüğümüz akşam vakitlerinde. [...] Ağaçları dinlemeyi öğrenen, ağaç olmayı arzulamaz artık. Kendisi dışında başka bir şey olmayı arzulamaz. Yurt budur. Mutluluk budur.”

₺18,00 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

And Dağları'nın vahşi çorak topraklarında insanların dünyasından elini eteğini çekmiş bir vadi uzanır. Ancak korkunç boğazlar ve buz kaplı bir geçit aşıldıktan sonra ulaşılabilen Körler Ülkesi'dir burası. Vadiyi on yedi gün boyunca karanlığa gömecek bir yanardağ patlamasının ardından, vakti zamanında İspanyol zulmünden kaçarak vadiye sığınmış ve körlük belasıyla cebelleşen insanların dünyayla bağlantısı kopmuştur. Körlüğe derman bulmak için köyden ayrılmış ve koca dünyada mahsur kalmış bir adamın anlattıklarıyla bir efsane olarak varlığını sürdürür Körler Ülkesi. Ta ki Nunez adında genç bir dağcı elim bir kazayla vadide hapsoluncaya kadar...

H. G. Wells'in bu meşhur öyküsüne İspanyol çizer Elena Ferrándiz'in muhteşem resimleri eşlik ediyor. 

"… Ann Veronica, Zaman Makinesi, Körler Ülkesi… bunlar Wells'in çağdaşlarının üretebileceğinden çok daha iyi hikayeler."
-Vladimir Nabokov-

"Wells'i yüzyılın başında keşfettiğime çok üzgünüm. Keşke o baş döndüren, kimi zaman da dehşetli mutluluğu hissetmek için onu bugün keşfedebilseydim."
-Jorge Luis Borges-
₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 ... 105 >