Honore de Balzac (1799-1850): 19. yy Fransız edebiyatının büyük ismi. Edebi kariyerine oyun yazarak başladı. Ancak aldığı eleştiriler neticesinde romana yöneldi. Yirmi yılda 85 romanı tamamladı, öldüğünde arkasında 50 roman taslağı bıraktı. 1830 yılında kurmaca eserlerini Dante’nin İlahi Komedya’sına atıfla İnsanlık Komedyası başlığı altında topladı. Bir kısmı zamanla edebiyatın arketiplerine dönüşen 2000’i aşkın karakter yarattı, tüm bu karakterleri önyargıdan uzak analitik bir yaklaşımla, toplumsal sınıfından yalıtmaksızın ele aldı. Romana kattığı toplumsal ve gerçekçi çerçeve ona gerçekçi romanın kurucusu unvanını kazandırdı. İnsanlık Komedyası’nın Töre İncelemesi ayağında Taşra Yaşamından Sahneler başlığı altında yer alan Eugenie Grandet ilk kez 1834 yılında yayımlandı. Roman, zengin fakat cimri babasının gölgesinde aşkı, yası, acıyı tadan Eugénie’nin dokunaklı hikâyesini anlatıyor.
₺12,00KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

İstanbul… Her köşesinde başka başka hikayeler, sırlar, hayatlar taşıyan şehir... Mario Levi, yedi kitaplık yeni İstanbul yolculuğu Gördüklerimiz Göremediklerimiz’e bu kitapla başlıyor. İlk durağı Kadıköy’de bir cuma günü. Sonraki kitaplardaysa okuru haftanın farklı günlerinde farklı semtler bekliyor.

Teğet geçen hayatlar, geleceğe dair kaygılar, kalmakla gitmek arasında bocalayışlar ve söylenemeyen gerçeklerle iç içe geçen hikâyeler… Bugüne ait hikayeler… Ayrıca bu kitapta Levi tarafından çekilmiş, semte ait siyah beyaz fotoğraflar da çıkacak karşınıza. Yazar bu fotoğrafları zamanın tanıklığı olarak görüyor.

Bir Cuma Rüzgârı İstanbul’un ruhuna dokunan bir roman.

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Bilinmeyene yolculuk eden unutulmaz karakterlerin romanı

Mutlu sonlardan hoşlanıyorsanız, başka yerde arayın. Bu hikâye mutlu bitmiyor. Bu hikâyede insanlar ölüyor ve o insanların kurduğu şöhret düşleri de onlarla birlikte ölüyor. Ama bu, kahramanca başlangıcından trajik sonuna dek, anlatmaya değer bir hikâye.

Robert Falcon Scott Mart 1912’de, Ross Buz Sahanlığı’ndaki bir çadırda her şeyini kaybetti. Arkadaşları yanında ölü yatarken, Güney Kutbu’na ilk varan kişi olma hedefine ulaşamayışını ve küçük ekibini emniyet altına alma konusundaki başarısızlığını düşündü. Kendisi de birkaç saat sonra ölecekti ama yüz sene sonra bile adı hatırlanacaktı.

Beyaza Doğru, Terra Nova keşif gezisini, Scott’la birlikte güneye yelken açan o maceraperest adamları ve hayatta kalma mücadelelerini konu alıyor.

Joanna Grochowicz, yaşanmış bir hikâyeyi anlatırken gerçeklerin acımasızlığını ve büyüleyiciliğini ustalıkla harmanlıyor.

₺20,25KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil

Yedi Deli Adam, kendisine sürekli acı veren ruhunu görüp anlamaya çalışan bahtsız bir adamı ve etrafında şekillenen karanlık, absürd olaylar silsilesini anlatıyor. Delilik nöbetleriyle, ruhun ve zihnin tikleriyle, birbirinden ilginç karakterlerle, devrimci, anarşist yaklaşımlarla dolu, yazıldığı dönemin Buenos Aires’inin çarpıcı bir portresini çizen roman, Roberto Arlt’ın başyapıtı kabul ediliyor.

“Acizane, Arlt’ın İsa olduğunu varsayalım. Dolayısıyla Arjantin İsrail, Buenos Aires de Kudüs’tür... Arlt keskin zekâlı, tehlikeyi göze alan, koşullara ayak uydurabilen, doğuştan hayatta kalma becerisine sahip biri... hiç kuşkusuz Arjantin ve Latin Amerika edebiyatının önemli bir parçası.”

- Roberto Bolaño -

“Kitaptaki karakterler okurun ruhuna adeta musallat oluyor.”

- Julio Cortázar -

“Bu kıyılarda edebiyat dâhisi olarak adlandırılacak biri varsa o Roberto Arlt’tır... sanattan ve büyük, tuhaf bir sanatçıdan... doğduğu şehri herkesten daha iyi, muhtemelen ölümsüz tangolar yazmış olanlardan bile daha derin anlamış birinden bahsediyorum.”

- Juan Carlos Onetti -

₺35,00KDV Dahil

"Gülün Adı" adlı bu dev romanıyla bir anda dünyanın dört bir yanında ünlenen İtalyan yazarı Umberto Eco, aslında çok yönlü bir bilimadamı. İtalya'da, Bologna Üniversitesinde öğretim üyesi, semiolog, tarihçi; filozof, estetikçi, ortaçağ uzmanı ve James Joyce üzerine derin araştırmalar yapmış biri. Umberto Eco'nun bu ilk romanı, 1980'de İtalya'da ilk yayımlanışından bu yana sayısız basım yaptı ve dünyanın pek çok diline çevrildi. Dünyada olağanüstü bir ilgi uyandıran bu romanın yankıları hala sürüyor. Filmi de dünyada büyük yankılar uyandırdı. Bu romanın başarısında, kuşkusuz, yazarın ortaçağ konusunda derin ve dolaysız bilgisinin büyük payı var. Tam anlamıyla ve her bakımdan ortaçağ dünyasını yansıtmakla birlikte "Gülün Adı" kesinlikle çağdaş bir roman; çağdaş romana yepyeni ve uzun soluk getiren özgün bir roman. Bir anlamda ortaçağda geçen, Hıristiyanlık düşüncesini tartışan tarihsel bir roman, bir anlamda da ustaca kurulmuş polisiye ve sürükleyici bir öykü. Ve en önemlisi olağanüstü bir dil ve benzeri az bulunur bir sanat yapıtı. Bu ünlü romanı İtalyanca aslından başarıyla Türkçeye çeviren Şadan Karadeniz'in titiz ve uzun çalışmasını da burada hayranlıkla belirtmemiz gerekiyor. Umberto Eco'nun yayınlarımız arasında çıkan ikinci dev romanı "Foucault Sarkacı" da, "Ortaçağı Düşlemek" adlı deneme kitabı da yine Şadan Karadeniz'in çevirisi...
₺25,20KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil

Yollar...

Revan olduğumuz, ortasında kaldığımız, kendimizi unuttuğumuz, menzili şaşırdığımız, kaybolduğumuz yollar. Bazen seyyah bazen yolcu olduğumuz, sürüldüğümüz, kırıldığımız, acıyla, huzurla, kederle, hasretle, neşeyle çıktığımız yollar.

Birol Tezcan üçüncü öykü kitabıyla bizi bir yolculuğa davet ediyor. Ayağına Taş Değmesin bir yol kitabı. Fakat sıradan bir yol kitabı değil. Yolun değiştirdiklerinin, yoldan çıkanların, yolu bulamayanların, yola dönüşenlerin öyküleri var bu sayfalarda. Birbirimizi daha yakından tanıyalım. Yol açık, hadi yola çıkalım.

“Sustu. Bana baktı. Dinlediğime kanaat getirdi belki. Belki de ben öyle sandım. Sustu. Pencereden dışarı baktı. O bakınca ben de baktım. Dağlar geçti uzaktan. Ağaçlar geçti yakından. Sanki anlaşmışız gibi, sanki mizansenmiş gibi, aynı anda birbirimize baktık. Ben sustum. Bir yudum daha aldı içkisinden. Bana baktı. Beni görmeden baktı. İçime baktı. Ya da benden öte bir şeye baktı. Benden öte bir yere baktı. Ben yokmuşum gibi anlattı. Bana anlattı. Benden öte anlattı. Uzun bir ağıt gibi anlattı.”

₺16,20KDV Dahil
₺21,60 KDV Dahil

Tarık Buğra, Kurtuluş Savaşı’nı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sorunsalını konu alan siyasal roman geleneğimizin Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Kemal Tahir ile birlikte önde gelen yazarlarından biri olmasının yanı sıra öykücülüğüyle de dikkat çeker. Öykülerinde çoğu zaman “sıradan” insanın başından geçenleri ya da geçmesi ihtimal dahilinde olanları kendine has bir duyuş ile anlatan Buğra, bazen bir hastalığın hüznünü, bazen bir aşkın tutkusunu, bazen de bir sohbetin neşesini kendimiz yaşıyormuşçasına içimizde hissettirir. Romanlarında olduğu gibi öykülerinde de taşrada olmayı, taşra insanıyla bir arada bulunmayı, sözün özü “taşranın ruhunu” anlatmayı ihmâl etmez.

Tarık Buğra’nın kaleme aldığı öykülerin ilk kısmını bir araya getiren bu kitap, daha önce Buğra’yı sadece romanlarından bilen okurları
“öykü de yazmış bir romancı” ile değil, her cümlesiyle başlı başına bir öykücüyle bir araya getirirken, aynı zamanda Buğra’nın metinleriyle
ilk kez karşılaşacak okurların Tarık Buğra edebiyatının büyük “giriş kapısını” aralamalarına bir imkân sağlıyor. “Buğra’nın, hikâyeciliğini belirgin iki çizgi üzerinde geliştirerek dönemin edebi tartışmalarına teoriyle değil, pratikle yanıt verdiğini düşünebiliriz. Buğra öykücülüğünün bir çizgisi Proust ve Tanpınar’la buluştuğu ‘zaman’ çizgisidir. Bu elbette Bergson sonrası modernist yazının da çizgisidir.

(...) Buğra öykücülüğünün başta sözünü ettiğim ikinci çizgisi hümanizmdir. Zamana ilişkin öykülerinde nasıl Tanpınar’la aynı yerdeyse, insancıl ve insancı öykülerinde de Sait Faik çizgisindedir.”

Jale Parla’nın Önsöz’ünden...

₺25,92KDV Dahil
₺34,56 KDV Dahil
On altıncı yüzyılın ortalarında, Havel Nehri kıyılarında zamanının en namuslu ve aynı zamanda en korkunç adamlarından biri olan Michael Kohlhaas adında bir at tüccarı yaşıyordu. Bir köy öğretmeninin oğlu olan bu müstesna adam, hayatını otuz yaşına kadar örnek bir vatandaş olarak geçirmişti. Hâlen kendi adını taşıyan köyündeki çiftliğinde işiyle huzurlu bir şekilde geçinip gidiyordu. Eşinin ona bahşettiği çocuklarını Allah korkusu ile çalışkan ve sadık bireyler olarak yetiştirmişti. Komşuları arasında, onun yardımseverliğinden veya dürüstlüğünden nasibini almamış tek bir kişi dahi yoktu. Kısacası, bir erdemi uğrunda yoldan çıkmış olmasaydı, dünya onu hayır dualarıyla anardı. Ancak adalet duygusu, onu bir haydut ve katile dönüştürdü. 

HeinrichvonKleist, bir soylu tarafından iki atına haksız yere el konulmasıyla başlayan ve kendisi için adaleti yasal yollarla sağlayamayınca, intikam duygularıyla ağır bir meydan okuma sürecine giren Michael Kohlaas’ın hikâyesinde, hak ve haksızlık, iyi ve kötü kavramlarını sürekli karşı karşıya getirir. Her açıdan örnek bir vatandaşken, Kohlhaas’ı bir suçluya, korkunç bir kişiye dönüştüren aslında özünde yatan adalet tutkusu ve haksızlığa tahammül edemeyen kişiliğidir. Egemen sınıfın yolsuzlukları ve keyfiliği karşısında bireylerin yaşadığı çaresizliği çarpıcı bir şekilde gözler önüne seren bu ölümsüz eser hâlâ güncelliğini korumakta... 
₺7,50KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil
Ben bir sokak fahişesiyim. Telekız ya da onun gibi bir şey değil; hayır, gerçek bir kaldırım fahişesi, yüksek topuklu ve mentollü sigaralı. Bu sabah bir yere gidiyorum. Vermem gereken eski bir hizmet. Detaylarına girmeyeceğim. Size çocukluğumdan, aşklarımdan, acımdan bahsetmeyeceğim. Size buraya nasıl geldiğimi söylemeyeceğim, bu fazla hoşunuza giderdi. Bugünümden başka hiçbir şey alamayacaksınız. ecavüzden, terk edilmeden, HIV’den ve eroinden bahsetmemi beklediyseniz, defolun sapıklar. Burada sadece benim günüm olacak, yaşadığım tüm günlere, geberene kadar yaşayacağım tüm günlere benzeyen. Aile faciası, üçüncü sayfa haberleri ya da psikolojik çıkarımlar olmayacak. 

Paris’te bir sokak fahişesi, “telekız ya da onun gibi bir şey değil; hayır, gerçek bir kaldırım fahişesi” olan Nanou’nun günlük mesaisinden insan manzaraları: Mahkûmlar, bar işletmecileri, okul gözetmenleri, motorcular, yazarlık heveslileri, köpeğinden başka kimsesi olmayanlar... Ya hayallerini tüketmiş ya da zaten hiç hayal kuramamış, günlerin geçişini sayan, hepsinin derdi kendine özgü küçük insanlar, otelin asıl misafirleri... 
₺9,00KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil
Saygın bir memur, sadık bir koca ve aile babası olan Friedrich Klein, kendini birdenbire hayali bir cinayet ve suçun yükü altında bulur: Karısı ve üç çocuğunun ölümü, sahte pasaport, bir tabanca, çantasına istiflenmiş para ve gösterişsiz saygınlığı. Kırklı yaşlarını süren Klein, her şeye en baştan başlamak, yeni, genç bir adam olabilmek için gücünü toplar. Klein ve Wagner anlatısını yazdığı dönemde Hermann Hesse, kendi özel yaşamında girdiği bunalımla C. G. Jung’a başvurmuş, bu kitapta, bilinçaltının işleyişine ilişkin dönemi için henüz yeni olan psikoloji bilgileriyle desteklediği bilimsel bir teknik kullanmayı denemiştir. “Peki, ne diye dikiliyordu şimdi burada, geceleyin, bu küçük yabancı odada, elinde bir ayna ve başında bir şapkayla, acayip bir soytarı gibi – neydi bu hali? Neydi niyeti? Masanın kenarına oturdu. Ne yapmak istemişti? Ne arıyordu? Bir şey aramıştı galiba, çok önemli bir şey aramıştı.”
₺6,00KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

Hermann Hesse bu olağanüstü kitapta bir gezgin, bir şair, bir düşünür olarak çıkıyor karşımıza. Uzakların çağrısına uyarak evinden ayrılıyor, tek başına doğada dolaşıyor, defterine notlar alıyor, desenler çiziyor, şiirler yazıyor. Sınırları aşıyor, ötelerin, uzakların, yabancı dillerin, dağların ve güneyin kokusuna kanıyor;

her patika, her yol bir sapmaya dönüşüyor.

 

Gezi edebiyatının, doğada yürüyüş geleneğinin

nadide bir parçası olan, Hesse’nin belli başlı tüm temalarını içeren Görkemli Dünya, usta edebiyatçının doğayla, dünyayla, kendisiyle, varoluşla

hesaplaştığı derin bir tefekkür.

 

“Ben yaşamı içimde titrerken, dilimde, ayak tabanlarımda, arzularımda veya acı çekişimde hissediyorum. Ben ruhumun yüzlerce şekilde hareket edebilen, arayan bir şey olmasını istiyorum.

Ben kendimi rahipler, gezginler, kadın aşçılar, katiller, çocuklar, hayvanlar ve daha bir sürü şey olarak, kuşlar, ağaçlar olarak düşlemek istiyorum. Bu benim için gerekli, yaşamam için gerekli ve eğer bir gün bu olasılıkları kaybedersem ve dedikleri gibi gerçeğe mahkum olursam ölmeyi yeğ tutarım.”

₺14,40KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

“Üzgün olduğumuzda ve hayata katlanamadığımızda bir ağaç şöyle konuşabilir bizimle: Sus! Bak bana! Yaşamak kolay değil, yaşamak zor değil. Bunlar çocuksu düşünceler. Bırak konuşsun içindeki Tanrı, o zaman susacaklar. Yolun seni anandan ve yurdundan uzaklaştırdığı için endişelisin. Ama attığın her adım, her yeni gün seni anana yaklaştırır. Orası ya da şurası değildir yurdun. Yurt ya içindedir ya da hiçbir yerde.

Yollara düşme özlemiyle kederlenir yüreğim, akşamları rüzgârda uğuldayan ağaçları duyduğumda. Sessizce, uzun uzun dinlerseniz, bu özlemin esası da anlamı da çıkar ortaya. Sanıldığı gibi acıdan kaçıp gitme arzusu değildir bu. Yurda, ananın belleğine, hayatın yeni kıssalarına duyulan özlemdir. Eve götürür insanı. Her yol eve götürür, her adım doğumdur, her adım ölümdür, her mezar anadır.

Böyle uğuldar ağaç, çocuksu düşüncelerimizden ürktüğümüz akşam vakitlerinde. [...] Ağaçları dinlemeyi öğrenen, ağaç olmayı arzulamaz artık. Kendisi dışında başka bir şey olmayı arzulamaz. Yurt budur. Mutluluk budur.”

₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

And Dağları'nın vahşi çorak topraklarında insanların dünyasından elini eteğini çekmiş bir vadi uzanır. Ancak korkunç boğazlar ve buz kaplı bir geçit aşıldıktan sonra ulaşılabilen Körler Ülkesi'dir burası. Vadiyi on yedi gün boyunca karanlığa gömecek bir yanardağ patlamasının ardından, vakti zamanında İspanyol zulmünden kaçarak vadiye sığınmış ve körlük belasıyla cebelleşen insanların dünyayla bağlantısı kopmuştur. Körlüğe derman bulmak için köyden ayrılmış ve koca dünyada mahsur kalmış bir adamın anlattıklarıyla bir efsane olarak varlığını sürdürür Körler Ülkesi. Ta ki Nunez adında genç bir dağcı elim bir kazayla vadide hapsoluncaya kadar...

H. G. Wells'in bu meşhur öyküsüne İspanyol çizer Elena Ferrándiz'in muhteşem resimleri eşlik ediyor. 

"… Ann Veronica, Zaman Makinesi, Körler Ülkesi… bunlar Wells'in çağdaşlarının üretebileceğinden çok daha iyi hikayeler."
-Vladimir Nabokov-

"Wells'i yüzyılın başında keşfettiğime çok üzgünüm. Keşke o baş döndüren, kimi zaman da dehşetli mutluluğu hissetmek için onu bugün keşfedebilseydim."
-Jorge Luis Borges-
₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
44 Dilde 100’ü aşkın ülkede okunan 
Türk romancı Serdar Özkan’ın kaleminden, dünyevi güzelliklerin, hedeflerin ve başarıların insana yetmediğini, yetmeyeceğini anlatan yeni bir roman. 

“Geçmiş hayatımız ile bu hayatımız arasındaki fark, görünürde fazla bir şey değişmemiş olsa bile, darlık ile genişlik, yer ile gök arasındaki fark gibiydi. Ne kadar büyük olursa olsun, fiziksel dünya çok dardı. Gökler bile dardı. Allah’ın dünyası ise sonsuz. 
Başka bir deyişle, fiziksel dünya her konfora sahip dar bir ev gibiydi. Bir süre sonra sığamıyordunuz içine, daha geniş bir yer istiyordunuz. İşte hayatımızdaki en büyük değişiklik bu olmuştu. O dar evdeyken, bir anda sonsuzluğa uzanan bir pencere açılmıştı önümüze.” 


“Serdar Özkan ismi şimdiden Paulo Coelho, Richard Bach ve hatta Antoine de 
Saint-Exupéry ile birlikte anılıyor.” -Corriere della Sera, İtalya
₺12,00KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Bir zihnin ve kalbin öyküsü 

Er ya da geç uyanıyor insan doğası gereği. Ama bu hayatta ama başka hayatlarda… Elinizde tuttuğunuz bu ince kitap, “bizzat deneyip hissetmeden, önce yıkıp sonra yaratmadan yaşanmıyor” dediğimiz o hayata ve gerçekliğe doğru atılmış küçük bir adım. Bunu ulu orta yapmamın sebebi, okuyana kendi adımlarını atabilmesi için ufak da olsa bir cesaret vermek. 

Hayatı tıkananlara “Bir de böyle düşünmeyi, buradan bakmayı deneyin” demek. Dürüstlüğün insanı eritip yok etmediğinin kanıtı olmak. 

Çok büyük hayallerin, aşkların, hazların ve acıların ancak ben, en şeffaf halimle “ben” olabilirsem, gerçekleşeceğine inandım. 

Ve bu amaç uğruna biraz dürüst olabilmeyi denedim. 

Hepsi bu. Olduğu kadar. Olabildiği kadar. Eylemlerim devam edecek.
₺14,40KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

Bu gece birini öldüreceğim. Kim olduğu fark etmeyecek. Kulağımı çekeni, ayağıma çelme takanı, kıçımı açıkta bırakanı, yüzüme tüftüf atanı, bana sidikli, bana aptal, bana moron, bana ezik diyeni, benim küçük parmağım terastaki oyun alanında demirin arasına sıkışıp morardığında hemen koşup acil yardım çağırmak yerine yüzüme katır gibi güleni. Önüme ilk çıkanı.

Yetimlik böyledir. Anan baban sağdır yine de yetimsindir. Şu dünyaya fırlatılmış da unutulmuşsun gibi. Hatırladıklarında çok geç olabilir, o zamana kadar kaç cinayet işlemiş, kaç okulu kundaklamış, kaç evden kaçmışsındır.

Hatice Meryem Yetim’i anlatıyor bu kez. Rüyalar gibi, masallar, cinai romanlar gibi. Film gibi. “Varlığı zaten başlı başına suç” olan bu küçük kızla birlikte bütün o zorlu yolu katettiriyor bize. Karanlık yokuşlardan, ıslak çarşaflardan, soğuk avlulardan, arka bahçelerden geçiyoruz, değişip dönüşüyoruz. Yetimlik nedir, anlıyoruz.

₺17,25KDV Dahil
₺23,00 KDV Dahil

Elif Şafak’ın yayıncılığımızda bir fenomen olan, 1 milyona yakın satan romanı Aşk’ın en çok sevilen, en çok paylaşılan bölümü AŞKIN KIRK KURALI kitap oldu...

Ella ve Aziz’in aşkını, Mevlânâ ve Şems’in yoldaşlığını güzel ve büyülü bir çerçeve gibi saran AŞKIN KIRK KURALI, Şafak’ın aşk, tasavvuf ve anlam arayışı üzerine kaleme aldığı bir metin. Kitapta bu kırk kurala Aşk kitabında yer alan, aşka dair en güzel cümleler de eşlik ediyor.

Bu kitap için özel olarak yazdığı Sunuş yazısında Elif Şafak “Uçsuz bucaksız bir deryadır tasavvuf” diyor… “kiminin elinde bir kepçe, kiminin elinde bir çay kaşığı… herkes kendi yüreğinin kabı kadar çeker o denizden… hoşça bakın zatınıza…”

₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
Bu ciltte yer alan eserler, öncelikle Tolstoy'un yirmili yaşlarında bir genç olarak savaş ortamında verdiği kararları, dünyayı yorumlama tarzının özgünlüğünü ve karakterini sergiliyor. 
Tolstoy daha o ünlü sakalını bırakmaya başlamamış, ince bıyıklı, zayıf, üniformalı bir gençtir. Toplu imha silahlarıyla şekillenen yeni savaş biçiminin ortaya çıktığı bir dönemde, insan hayatının değersizleşmesini, savaş alanında ve dinlenme yerlerinde uğruna savaşılan şeyin anlamsızlaşmasını yaşayan bir delikanlıdır karşımızdaki. 
SERİNİN DİĞER KİTAPLARI ÇOK YAKINDA!.. 
Hikayeler 1852-1856 (Baskın, Markacı, Orman kesimi, Tipi, İki Süvari, Kafkasya Anıları, 
Çiftlik Sahibinin Sabahı) 
Hikayeler 1857-1863 (Albert, Üç Ölüm, Polikuşka, Dekabristler, Aile Mutluluğu, Kazaklar, Savaş, ve Barış, Anna Karanina, Dört Okuma Kitabı) 
Hikayeler 1885-1902 (Holstomer, Bir Delinin Notları, Üç Oğul, Surat Kahvehanesi, Fransuaza, Pahalı, Karma, Genç Kralın Oğlu, Üç Masal, Ev Sahibi ve Uşak) 
Drama Tiyatro (İlk İçki, Karanlığın İktidarı, Aydınlanmanın Meyveleri, Işık Karanlıkda da ışıtır, Canlı Cenaze) 
- Sergi Baba - Şeytan - İvan İlyiç'in Ölümü - Kroyçer Sonat
₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
Tolstoy ilk kez 1852 yılında, 24 yaşında kesin bir şekilde yazar olmaya karar vererek, Yasnaya Polyana’da geçen yıllarının hatıralarından yola çıkan Çocukluk’u yazmaya başladı. Tolstoy 1854 yılında Ergenlik ve 1855 yılında Gençlik’le yazmaya devam etti. 
Taşrada, bir çiftlikte başlayan bir hayatın şiirsel anlatımı olan bu romanlarda, 19. yüzyıl Rus hayatının canlı bir havası hakimdir. Tolstoy’un yazarlıkta kararlı olduğu ve üstelik Rus edebiyatında daha önce yazılmamış şeyleri yazacağı belli olmuştu. 
SERİNİN DİĞER KİTAPLARI ÇOK YAKINDA!.. 
Hikayeler 1852-1856 (Baskın, Markacı, Orman kesimi, Tipi, İki Süvari, Kafkasya Anıları, 
Çiftlik Sahibinin Sabahı) 
Hikayeler 1857-1863 (Albert, Üç Ölüm, Polikuşka, Dekabristler, Aile Mutluluğu, Kazaklar, Savaş, ve Barış, Anna Karanina, Dört Okuma Kitabı) 
Hikayeler 1885-1902 (Holstomer, Bir Delinin Notları, Üç Oğul, Surat Kahvehanesi, Fransuaza, Pahalı, Karma, Genç Kralın Oğlu, Üç Masal, Ev Sahibi ve Uşak) 
Drama Tiyatro (İlk İçki, Karanlığın İktidarı, Aydınlanmanın Meyveleri, Işık Karanlıkda da ışıtır, Canlı Cenaze) 
- Sergi Baba - Şeytan - İvan İlyiç'in Ölümü - Kroyçer Sonat
₺25,60KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
22 OCAK’TA ÇIKIYOR!.. 
Bedenimin içindeki canı gör, sadece etimi değil. 
Gözlerimin içindeki hayatı gör, sadece bakışımı değil. 
1.BASKI 
100.000 ADET 
Hissettiklerimi gör, sadece tepkilerimi değil. 
Beni gör. 

Derinliğimde boğulmadan, 
Sorularımda kaybolmadan,   
Korkularında yok olmadan, 
Gör Beni.  

Bir fısıltıya koydum kendimi. 
Kalbine soruyorum yerimi: 
Başarabilir misin beni görmeyi?  
Cesaretin yeter mi? 
Topla cesaretini ve Gör Beni. 

Birileri bizden fırtına bekliyor,  
onlara gökkuşağı vermeye hazır mısınız?
₺29,25KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil
Kalpaklılar, Samim Kocagöz’ün belgelere dayanarak işlediği bir destan: İşgal altındaki topraklardan Kuvayı Milliye’nin doğuşuna, cephelerdeki çarpışmalardan gerici ayaklanmalara kadar Kurtuluş Savaşı’nın, bir ulusun bağımsızlık için verdiği mücadelenin gerçek destanı. 

Kalpaklılar’ın yazılışından bu yana neredeyse 70 yıl geçti. 

Kurtuluşun, bağımsızlığın heyecanını günümüz boyutlarında genç kuşaklara duyumsatabilmek için “kısaltılmış” bir baskıyı hazırlamak kaçınılmaz oldu. 

Yoğunlaştırılarak kısaltılmış olan Kalpaklılar’ın bu sürümünü babası Samim Kocagöz’ün sağlığında eserin tiyatro metnini birlikte hazırlamış olan oğlu Şükrü Kocagöz hiçbir olayı, hiçbir kişiyi metin dışında bırakmadan, hiçbir sözcüğü değiştirmeden, bir televizyon dizisi ritmi ve tadında yaptı.
₺23,20KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil

Canın sıkkın olduğunda okunacak kitaplar var. Hem de pek çok. Sakin olduğun zamanlar için de bir edebiyat var. Bence bu tür en güzeli. Bir de hüzünlü olduğun zamanlar için bir edebiyat. Ve neşeli olduğun zamanlar için bir başka edebiyat. Bilgiye susadığın zamanlar için de bir edebiyat var. Ve umutsuz olduğun zamanlar için de ayrı bir edebiyat var. Ulises Lima ile Belano’nun üretmek istedikleri edebiyat işte bu sonuncu türden bir edebiyattı.

1975’in son gününde “damardan gerçekçilik” akımının kurucuları Arturo Belano ile Ulises Lima ödünç aldıkları bir arabayla Meksika’dan ayrılırlar. Amaçları, uzun yıllar önce Sonora Çölü’nde kayıplara karışmış gizemli şair Cesárea Tinajero’nun izini bulmaktır. Belano ile Lima’nın kovalamacaya dönüşen arayışları ve sonraki yirmi yıla yayılan maceraları hem yakın dostları hem de dünyanın dört bir yanında yollarının kesiştiği kişiler aracılığıyla aktarılınca ortaya bir kuşağın öyküsü çıkar.

Çağdaş Latin Amerika romanının en önemli örneklerinden Vahşi Hafiyeler, sınırların ve türlerin birbirine karıştığı bir dünyada genç ve şair olmak hakkında: Latin Amerikalı ve sürgün olmak, yaşama ve ölüme olduğu kadar edebiyata da inanmak…

Tıpkı Cortázar’ın Seksek’i gibi çığır açıcı, muhteşem bir eser. İki binli yılların yeni edebî akımları bu eserin açtığı yolu takip edecekler.

- Enrique Vila-Matas

₺37,50KDV Dahil
₺50,00 KDV Dahil

Burada, bu tepede yeni bir not defterine başlamam isabet oldu. Yeni çevre, yeni fikirler, yeni bir başlangıç. Temiz hava.

Ötede buz mavisi dağların yükseldiği ücra bir tepede, puslu ormanlar arasındaki kiralık bir evde, Gitmeliydin’in anlatıcısının günlüğüne yazdığı ilk satırlar bunlardır.

Aralık ayı, Noel yakın. Çocuklu genç bir çift, bu tatil evini kiralar. Amaçları, hayatları üzerindeki baskıdan uzaklaşıp tazelenmektir. Adam senaryosunu yazacaktır; kadın ile çocuk ise onunla daha fazla vakit geçirmeyi arzu etmektedir. Fakat işler bekledikleri gibi gitmez; istemelerine rağmen dünyadan bir türlü kopamazlar. Nihayet koptuklarında ise geri dönmek için çok geçtir. Adam ile kadının evliliklerindeki kriz derinleşmiş, çocuk tuhaf hikâyeler anlatmaya başlamıştır; evde bazı eşyalar kaybolmaktadır ve sanki tüm odalar birbirinin aynıdır.

Gitmeliydin, Daniel Kehlmann’dan tekinsizi deneyimlemek üzerine küçük bir kurgu; aşk ve evlilik, kimlik buhranları ve psikozlar üzerinden kolayca kâbusa evrilen derin bir öykü. Sonsuz evrende zamanı ve mekânı kırıp gerçekliği bir labirente hapseden öyküsüyle Gitmeliydin, okurunu karışık, şaşırtmacalı bir döngünün içine çekiyor.

“En sevdiğim Alman romancı.”

- Ian McEwan, The Sunday Times

“Kehlmann günümüzün en parlak, okuması en zevkli yazarlarından biri.”

- Jeffrey Eugenides

₺9,00KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil

18. yüzyıl sona ererken iki genç Alman birbirinden habersiz aynı hayali kurar: Bilimin ışığında dünyayı ölçmenin peşindedirler. Coğrafyacı Alexander von Humboldt bu uğurda Güney Amerika'nın balta girmemiş ormanlarında, sarp dağlarda, ilkel kabileler arasında mücadele eder, zehirler tadar, obruklara, mağaralara, maden ocaklarına girer, volkanlara tırmanır. Bulduğu her gölü, her ırmağı, her dağı, her çukuru ölçer. Matematikçi ve astronom Carl Friedrich Gauss ise yaşadığı şehirden hiç çıkmaz; yaşamı formüllerden, hesaplamalardan ibarettir. Yıldızların tüm hareketlerini tek satırlık kısa bir formülde toplamayı düşler, zamanın bükülebileceğini müjdeler.

Çünkü dünyayı ölçmek onun sırlarını çözmek, dahası ona hükmetmek demektir, insan aklı bunu başarabilir. Bu iki biliminsanının çabaları dünyayı değiştirir. Gelgelelim 1828’de Berlin'de bir bilim kongresinde karşılaştıklarında dünyanın onlara bir sürprizi olacaktır.

Daniel Kehlmann, romanlarında varoluş ile görünen arasındaki uyuşmazlıkla oyun oynamayı seven bir yazar ve yirmiden fazla dile çevrilen bu romanında bilimsel aklın egemenlik düşleri üzerinden kuruyor oyununu. Dünyanın Ölçümü, iki dâhinin arzularına ve zaaflarına mercek tutarken bilimin gerçeklik tasarımını da sorgulayan bir roman; katıksız hırslara nüktedan bir cevap.

“En sevdiğim Alman romancı.”

- Ian McEwan, The Sunday Times

“Kehlmann günümüzün en parlak, okuması en zevkli yazarlarından biri.”

- Jeffrey Eugenides

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Bir cümlenizle kırılan, bir cümlenizle yelkenleri suya indiren, bir cümlenizle affeden adam değilim ben artık.

Yoruldum.

Her şeyi geçiştirmek, sadece gülmek istiyorum.

Bir zamanlar hayatın getirdigˆi her s¸eyin üzerine iyi ya da kötü daha çok kafa yorardım. Uykularım kaçardı düs¸ünmekten. Anı yakalayamazdım. En mutlu olmam gereken anda bile, ya geçmis¸ için üzülür, ya gelecek için kaygılanıyor olurdum.

Bu saatten sonra kendimi yormayacagˆım hiç.

Gülüp geçecegˆim.

Böyle tertemiz delirdim is¸te, sizi de beklerim, burası çok egˆlenceli...

Türkiye’nin en çok takip edilen fenomeni Çağrı Taner’den, bilinen ama adlandırılamayan, hissedilen ama dile dökülemeyen, yanımızda olan ama yüzleşilemeyen ne varsa, hayatımıza, sustuklarımıza, anlatamadıklarımıza dair içten, duru bir sesleniş.

Bir erkeğin içinden, sadece erkeklere değil, hepimize…

₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Yakın geleceğe atılan keskin bir bakış, bildiğimiz dünyada bilmediğimiz numaralar, elektronik cüzdanlara aktarılan kôinler, şokatar tabancalarla edilen intiharlar, geçmişi yakalayan kasklar, videoportlar, monokopterler, şirket cennetleri, mikrocehennemler, YeniYaşamcılar, baş imamlar ve halifeler… 
Bilimkurguyla distopyanın kesiştiği noktada, bazen günümüzde bazen biraz uzakta, daha acımasız, daha mekanik, daha karanlık bir dünya: Hissiz Kumpanya. 

Volkan Yalçın, yerli bilimkurguda yapılmayanı yapıyor ve iddialı öykülerle sahneye çıkıyor. 

“Ben doğduğumda bir şeylerle savaşıyorduk, öldüğümde de bir şeylerle savaşıyorduk. Nefesim, şaibeli müsabakanın sürpriz ve düşsel finalini görmeye yetmedi. Bu çekişmede bir şeyleri tutuyordum, bir şeylere inanıyordum. 
Ben öldüğümde Mars’taki ilk cinayet çoktan işlenmişti. 
Ben öldüğümde öğretmenler mütemadiyen yalan söylüyordu. 
Ben öldüğümde keyifler kapsama alanı dışındaydı. 
Ben öldüğümde halife hâlâ hayattaydı, bağlı bulunduğu yaşam destek ünitesinden emirler vermeye devam ediyordu.”
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
KAFES KİTABININ ÇOKSATAN YAZARI JOSH MALERMAN'DAN UYUYAN GÜZEL MASALI İLE VAHŞİ BATI ÖYKÜLERİNİ USTACA HARMANLAYAN GERİLİM DOLU BİR ROMAN: CAROL GÖMÜLMEDEN 

Carol Evers'ın karanlık bir sırrı vardı. Bazen komaya giriyor ve komaya girdiğinde bir ölüden farksız oluyordu. Nabzı ve kalbi duruyor, nefes aldığı belli olmasa da bilinci asla kapanmıyordu. Ancak doktorlar bile onun öldüğünü düşünüyordu. 
Bu sırrı bilen iki kişiden biri olan ve ondan kurtulup servetine konmak isteyen kocası, Carol komaya girdiğinde onu diri diri mezara gömmek için yaptığı planı hayata geçirmeye koyulur. Komadaki Carol çevresinde olan her şeyi duyup hissederken, Harrows adlı kasabada cenaze hazırlıkları başlar. 

Bu sırrı bilen diğer kişi, Carol'ın eski sevgilisi, meşhur kanun kaçağı James Moxie ise haberi aldığında Carol gömülmeden Harrows’a yetişmek için yola çıkar. Tehlike ve gizemle dolu Yol'da yolculuk ederken eski düşmanlarla, ürkütücü varlıklarla ve peşindeki kiralık katillerle başa çıkmak zorundadır. 

“Fevkalade zekice yazılmış bir roman. Çoktan kaybedilmiş bir hayatı kurtarmak için yapılan tehlikeli bir yolculuğu ve ölümün bazen sadece başlangıç olduğunu anlatan bir eser.” –J. D. Barker, Çoksatan Dördüncü Maymun ‘un yazarı 

“Carol Gömülmeden, hepimizin içinde var olan tuhaf Batı'da cereyan eden bir Poe öyküsü, roman sadece yeri yerinden oynatmakla kalmıyor, yeri deliyor da. Bir tabutun sığacağı kadar.” –Stephen Graham Jones, Melezler’in yazarı
₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
Locus En İyi Fantazi Romanı Ödülü Adayı 
Hugo En İyi Seri Ödülü Adayı 

İlahi Kentler serisi, ikinci kitabı Kılıçlar Kenti’yle devam ediyor. 
Bir zamanlar Voortyashtan kenti Ölüm ve Savaş Tanrıçası Voortya’nın gücüne sahipti ve onlar bu gücü bilinen dünyayı boyunduruk altına almak için kullandılar… ta ki İlahları, iki ulus arasında tüm dünyanın seyrini değiştirecek bir savaşın ilk zayiatı olarak suikasta uğrayana dek. 

Bir zamanlar dünyanın en büyük ve en işlek limanına sahip olan Voortyashtan, Voortya’nın ölümüyle hem limanını hem de kentin büyük kısmını kaybetmişti. Voortyashtan’ın eski kabileleri, şehirde huzuru sağlamaya çalışan Saypuri yönetimi ve burada yeni bir liman inşa etmeye çalışan yeni Dreyling ülkesi arasında kırılgan bir denge vardı. 

Eski Bulikov vilayet valisi, savaş kahramanı Turyin Mulaghesh, Bulikov’da yaşananlardan sonra emekli olmayı seçmişti. Fakat Shara Komayd’ın emriyle Voortyashtan’a gönderildiğini öğrendiğinde hiç de mutlu olmayacaktı. Elinden hem emekliliği alınmıştı hem de Kıta’nın en tehlikeli kentine gizli bir görevle gönderiliyordu. Üstelik bir asker olarak değil, bir casus olarak. Mulaghesh’in hayattan istediği şeyse, ömrünün kalanını sahil boyu kulübesinde sarhoş bir halde geçirmekti. 

Okyanusun derinliklerinde uyanan bir şeyler vardı. Ve Turyin Mulaghesh’in en istemediği şey ölmüş ve gömülmüş olması gereken şeylerle bir kez daha yüzleşmekti. 

Fakat bu sefer bir seçme şansı olmayacaktı.
₺33,75KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil

“O’yu [Hakkâri’de Bir Mevsim] sadece gerçekçi bir roman olarak saymak yetmez, gerçeğin inanılmaz bir düşe dönüştüğü, şaşırtıcı bir öyküdür bu. Ferit Edgü’nün gerçek bir yaşamı, bir roman yaşamına çevirmesindeki beceriye hayran oldum. Çünkü ‘O’ gözlem gücünü, anlatı ustalığından alıyor.”

Melih Cevdet Anday

₺21,75KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil

“HAKLI OLMAK DEĞİL, MUTLU OLMAK İSTİYORUM.”

Arda Erel, ilk romanı Sarsıntı ile okurlarını derin bir aşkın doruklarına çıkarıyor; geçmişin, şimdinin ve geleceğin kusursuz birlikteliğini anlatırken, içsel yolculuklara bir ayna tutuyor…

“Ben Derin.

Takvime göre 28 yıl önce dünyaya geldim ama sadece anne karnından çıkmakla doğmuyor insan. Hayatta bir acının içinden geçince de doğabiliyorsun, kendi içinde başka bir “sen”le tanıştığında da. Ve belki de en önemlisi, aşk denen mucize kapını çalıp karşına oturduğunda da yeniden doğmuş gibi hissedebiliyorsun. İşte bu yüzden sana anlatmam gereken bir hikâyem var.

Çünkü ben ilk kez âşık oldum ve aşkla yeniden doğmanın bu kadar büyük bir sarsıntı olacağını bilmiyordum.”

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Yazdıkça sevdim. 
Sonra dönüp tekrar okudum, adına AŞK dedim. 
Kırılgan bir baharın yazını aradığı gecelerde başladım seni yazmaya. 
Önce birkaç dörtlük satırlar, ardından doldu sayfalar. 
Her sayfada bir ilmek aşk, her sayfada senden sonra unutulmaya yüz tutmuş çocukluğum, 
hatıralarım ve sen; birbiri ardına sıralandı mazi. 
Seni dokudu kalemim. 
Özlerken yazdım, yazarken özledim bir nevi. 
Özledikçe yandım ve yine yazdım. 
Sonra saman kâğıdı bir zarfın içinde biriktirdim yangınlarımı. 
Ne zaman özlesem, bir sayfa daha sen ekledim. 
Yazdıkça sevdim. 
Sonra dönüp tekrar okudum, adına AŞK dedim. 

Bu kitap sana... 
Yüreği burkulan, canı yanan, yarıda kalan sana... 
Dile getirilmeyen yarım kalmışlıklara...
₺12,75KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil
Fantastik Edebiyatın kraliçesi Nazlı Eray’dan şaşırtıcı, düşlerle yüklü, gerçeğin içinde ve fantezinin doruklarında bir roman.  
Üstünde eski Avusturya İmparatoriçesi Elisabeth’in resmi bulunan çakmakla yakılan bir sigaranın dumanlarında başlayan romanın coğrafyası Viyana’yı, Berlin’i, Amerika’yı; Bodrum yolundaki ‘Yalnızlıklar Ormanı’nı; geçmişi ve bugünü; Viyana gecelerinde Dr. Sigmund Freud’un yaptığı rüya analizleri ile insan ruhunu kapsayan geniş bir alana yayılıyor. Malta’da şehit düşmüş Boyabatlı Tayyareci Nuri Bey, ormandaki ‘Soğuk Savaş Ustası’, evin duvarındaki Japon Noh Tiyatrosu’na ait bir eleştirmen maskesi; Mayerling Av Köşkü’nde sevgilisi Marie Vetsera’yı ve kendini vurmak üzere olan Arşidük Rudolf von Hapsburg, striptizci Melanie, billur sesi ile 1938 Berlin kabarelerinden fırlayan Rosita Serrano ve diğerleri… 
Nazlı Eray, tarihin kalın tozunu üfleyip onu aydınlık, pırıltılı, gizemli ve şaşırtıcı bir şekilde gözümüzün önüne seriyor.
₺14,40KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
“Herkes asılmasına bir gün kaldığını bilen bir ölüm hükümlüsünün gözüyle değerlendirebilseydi geçen zamanı, dünyanın görünüşü muhakkak ki bambaşka olurdu.”   

Erhan Bener’in 1961’de Ara Kapı adıyla kaleme aldığı, sonraki baskılarda adını Kedi ve Ölüm olarak değiştirdiği romanı, ölümcül bir hastalığı olduğunu öğrenen resim öğretmeni Zahit’in, kalan üç aylık süreçte tüm yaşamını, yaşamla ölüm arasındaki bir “ara kapı”da sorgulamasını anlatır. Fransız yayınevi Albin Michel’in Büyük Tercümeler dizisinde yayınlanmasıyla Fransa, Belçika ve Almanya’da da büyük beğeni kazanan Kedi ve Ölüm, kusursuz dili ve çözümlemeleriyle hayat üzerine kısa, sert, sarsıcı bir yapıt. 


“Erhan Bener’in Kedi ve Ölüm’ü kısa, veciz, yoğun ve çok başarılı bir denge içinde kurulmuş bir roman. Yazar, öyküsünü güçlü ve kusursuz bir mükemmellikle yürütüyor, ayrıntı sayılabilecek noktalarda bile, her seferinde bize insan ruhunun en erişilmez derinliklerini göstermeyi biliyor. İçimize bıçak gibi saplanan, hayran olunacak şekilde işlenmiş, heyecan yüklü ve güçlülüğüyle güzel bir roman...” 
N. Presl, La Nouvelle Gazette de Charleroi (Belçika) 
“Ölümün beklenişi konusu birçok kez ele alınmıştır. Ancak bu romanın övünülecek yanı konusu değil, sanat yönüdür... Erhan Bener sanatıyla bizi büyüleyip tasalandırıyor. İnce bir ruh incelemesi, sağlam ve güçlü bir üslup, gereksiz zorlamalardan uzak bir anlatış... bizde, kendisinden başka çeviriler okumak isteği uyandıran bir yazar.” 
Celaine, Tageblatt (Lüksemburg)
₺12,00KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

Duygularının niteliği aynı akorun parçasıymışçasına uyum içinde titreşip devasa içsel yankılar üreten, şeylerin özüyle kalıcı bir birlik içinde olacak denli hassas bir tabiata sahip olan, acıyı da hazzı da en yoğun şekilde hissetmek ayrıcalığına sahip o az sayıdaki yaratıklardan değil miyiz? Böyle uyumlu yaratıkları her şeyin uyumsuzluk içinde olduğu bir dünyanın orta yerine bırakırsak, korkunç bir biçimde ıstırap çekeceklerdir, tıpkı onları besleyen bir fikre, bir duyguya ya da kendileriyle türdeş birine denk geldiklerinde duyacakları mutluluğun devasa büyüklükte olması gibi...”

Balzac, roman kişilerine kendi toplumsal yaradılışlarından kaynaklanmayan ve gerek soyut belirlemeler gerekse özel belirlemeler açısından söz konusu toplumsal yaradılışlarla tam bir uyum göstermeyen şeyler söyletmez, düşündürtmez, hissettirmez, yaptırtmaz. Ama içeriği kesin düşünce ya da duyguların anlatımı söz konusu olduğunda, kendini özel bir sınıfa ait insanların ortalama anlatım olanaklarıyla da sınırlamaz. Toplumsal açıdan kesin olan ve iyice anlaşılmış bulunan içeriği yansıtacak en açık seçik, en kesin anlatımı araştırır ve her zaman da bulur.”

Georg Lukács

₺24,00KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

“Son üç yıl içinde ve küçük hikâyeci sıfatıyla haklı bir isim kazanan Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf ’la birlikte ilk romanını veriyor. Güzel, şiirli ve sürükleyici bir eser ki, muharririn hem müfrit romantizminden, hem müfrit realizminden aynı zamanda müstefit ve mutazarrır olmaktadır.”

-Nahit Sırrı Örik, 1937

“Kuyucaklı Yusuf, Türk romanında ufuk açan girişimlerden birini haber vermektedir. [...] Denebilir ki bütün bundan sonraki Anadolu romanlarının yapısında Kuyucaklı Yusuf ’tan mutlaka bir şeyler vardır.”

-Rauf Mutluay, 1973

“Kuyucaklı Yusuf, kişilerin canlılığıyla, ayrıntıları kullanmadaki ustalığıyla, olay örgüsündeki mükemmellikle, mahalli renkleri vermedeki üstün başarısıyla, sosyal gerçeklikle insani gerçekliği tam bir uyum içinde, dengeli olarak yansıtmasıyla eskimeyecek, tazeliğini sürdürecek bir roman.”

-Fethi Naci, 1990

“O kadar sert, öfkeli, bir yandan da sonsuz merhamete özlemli anlatımı, çözümlemeleriyle Kuyucaklı Yusuf bugün de yaşayan bir başyapıttır bence.”

-Selim İleri, 2015

₺9,38KDV Dahil
₺12,50 KDV Dahil

“Bu eser muharririn şimdiye kadar roman sahasında bastırmış olduğu iki eserini gölgede bırakan bir kuvvet ve mükemmellik taşımaktadır. Sıkılgan, kendi içine kapanmış, pısırık denebilecek bir adamın hayat macerasını anlatan bu eserde, müellif şaşılacak bir psikoloji kuvveti göstermiş ve bize, unutulmayacak bir insan portresi çizmiştir.”

-Varlık, 1943

“Gayyur ve olgun romancı Sabahattin Ali’nin en son çıkan bu romanı, daha çok muharririn karakter tahlilindeki hünerinin güzel bir örneğidir. Kürk Mantolu Madonna, mevzuunun aleladeliğinde harikulade bir insan kafasının didiklenişi, kapanık duygulu, çekingen bir tipin karanlık fikir âleminin aydınlanışıdır.”

-Yürüyüş, 1943

“Bir zamanlar unutulmuş olan neredeyse 75 yıl önce yazılmış bir Türk romanı Kürk Mantolu Madonna, bugünlerde Nobel ödüllü Orhan Pamuk’tan bile çok satar bir roman oldu.”

-New York Times, 2017

“Ali’nin kitabı sadece 1943 yılında yazıldığı kendi ülkesinde geniş bir popülerlik kazanmış olmasıyla değil, 80 milyondan az nüfuslu bir ülkede üç yılda 1 milyondan fazla kopya satmış büyük ve beklenmedik bir olaydır.”

-Washington Post, 2017

₺7,50KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil

İlk kez tek ciltte bir araya gelen Geçmiş, Bir Daha Geri Gelmeyecek Zamanlar, 2. Abdülhamid döneminden 1980’ler Türkiye’sine bambaşka bir tanıklık…

Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın’la başlayan, benim çocukluk anılarımdan izlenimlerle örülü anlatışı sürdürüyordum.

Bir yandan da yitip giden, daha 1955’lerde yitip gitmeye başlamış İstanbul’u artık bir hayal-şehir olarak yansıtmaktı isteğim.

Gramofon Hala Çalıyor’u yazarken görece bir mutluluk dünyası oluşturmaya çalışmıştım. Geçmişin sıkıntılarını, acılarını sonradan, yaşanıp sona erdikten hayli sonra daha kıymıksız, dikensiz hatırlarız; sanki öyle. Geriye kalanı yazdım. Belki de hepsi, ölmüş insanların defterlerimizden bir türlü silemediğimiz, artık çevrilmeyecek telefon numaralarıdır.

Yürek Burkuntuları için, “Bir tek hikaye, sizi siz yapabilecek, yolunuz oradan gidecek, ötekileri boş verin,” demişti Edip Cansever. Belki uzun yıllar o çizgide gitmedim, sanırım Solmaz Hanım, Kimsesiz Okurlar İçin’le başlayarak, o çizginin derin etkisi altında kaldım.

İtiraf edeyim ki, Kafes’te ondan derin izler var. Cemil Şevket Bey’i düşünerek yazdığımı söyleyememm’i. Fakat hep gözümün önündeydi. Bir roman kişisi yarattığımı sanıyor, öyleyken, Cemil Şevket Bey’in hayatını çalıyordum... Düşünüyorum da, roman yazmak, hayatlar çalmak değil mi?

Kendi hayatın olmadı; roman kişilerinin hayatından kendine bir hayat. Okuyup gittiğin her yerden –önceleri romanlar, sonraları öykü, sonraları şiirler; sonra belki hep şiir – dirimler ve ölümler kuşandın. Yırtığını söküğünü dikebilirim diyordun, ölümlerin dirimlerin. Dikebildin mi? Yeniden başla!

₺93,75KDV Dahil
₺125,00 KDV Dahil

“Hakan İşcen’in yeni romanı Borges Çetesi çağdaş edebiyatımızı da enikonu etkilemiş ünlü Borges’in izleklerinden esinli bir roman mı? İşcen simgeler ve düşlemlerle yol alarak, Borges edebiyatı çerçevesinde, bütünüyle yerli, bize ait bir dünyaya mı yol alıyor? Ya da, Borges, şimdiyi, bugünümüzü dile getirmek, yansıtmak için, görkemli bir aracı mı; aracı, araç, olanak… Bir türlü karar veremiyorum. Bununla birlikte, Hakan İşcen’den çok severek okuduğum Yaratıcı Yazarlık Kursu’ndan sonra, Borges Çetesi’nden daha çok tat aldığımı açık seçik ayırt ediyorum. Edebiyata, edebî değerlere gerçekten bağlılığını her yeni eseriyle kanıtlayan Hakan’ı okumak, yalnız benim için değil, başka birçok okur için de mutluluk olacak.”

-Selim İleri

“Edebiyatın her türünde eserler veren, şiir, öykü, deneme ve romanlarıyla tanıyıp sevdiğimiz Hakan İşcen’in yeni romanı Borges Çetesi, birbirine benzemeyen, ortak geçmişleri olmayan, farklı yaşlarda ve farklı kişiliklere sahip bir grup insanın gelişen dostluklarını ve gizemli suç ortaklığını anlatıyor. Bu farklı bir çete...”

-Asuman Kafaoğlu - Büke

₺20,00KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

“Babam, tamı tamamına yirmi beş yıl sonra, bir elinde yıllanmış üç telli bağlaması, diğer elinde ahşap bavulu, kapımın önünde diz çökmüş, gece vakti aniden ortaya çıkmış mahcup bir konuk veya geçip giden zamandan borcunu mahsup etmeye gelmiş eski bir alacaklı gibi öylece beni bekliyordu.”

Evvela, baba-oğul hesaplaşmasına dair bir roman bu… Kırgınlığın, kızgınlığın, suçluluk duygusuyla, hayatından çıkartma arzusunun kopamamakla boğuştuğu bir hesaplaşma. Romanın kahramanı avukatın “Her oğul gibi, ne kadar direnirsem direneyim daha en başından babama karşı yeniktim” hissinin hep orada durduğu bir hesaplaşma.

Bir yandan da kırık bir aşk hikâyesinin bulutu dolanıyor babasıyla “meselesini” halletmeye çalışan adamın üzerinde… Yoksa, iki aşk hikâyesinin mi?

Roman, aynı zamanda bir yol hikâyesi… Hem, düz anlamıyla bir yol hikâyesi: Diyarbakır’dan Kars’a yolculuk ediyoruz. Uzun yolun menzilleri, konaklama tesisleri, aramalar, kontroller, ıssız taşra köşeleri… Memleket hastaneleri…

Ama bir yandan da hafıza içinde bir yolculuğun hikâyesini dinliyoruz. Zihnin kuytularına, bilincin dehlizlerine de uzanan bir yolculuk. Her konakta çırak ve hayranlarının adeta onu beklediği saz aşığı babanın müphem ilişkilerinin ve evvel hayatındaki kadınların sırrına doğru
yolculuk… Asıl uzun yol, o işte…

Okurları, Kemal Varol’un önceki eserlerine de uğradığını sezecektir bu yolculuğun.

Aşıklar Bayramı içli bir türkü…

₺20,80KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil

“[İ]nsanda bazı ufak şüpheler bırakmasına rağmen roman kuvvetli ve canlı... Ancak bütün kahramanları Sabahattin Ali gibi düşünüyor. Yahut hepsi de Ömer gibidir. Ve sanki hepsinin içinde birer şeytan var. Romanın kahramanlarını şeytanlar idare ediyorlar. O kadar birbirlerine yakınlar. Üslup taze ve sürükleyici. Lisan hatasız...” Şahap Sıtkı, 1940

“Mevzu üslup hareket itibariyle hakikaten lisanımızın en güzel romanlarından biri...” Suat Derviş, 1940

“Edebiyatımızda örneklerine çok az rastladığımız bir aydın sorunu vardır bu kitapta; halktan kopmuş, ülküsünü bulamamış, burjuva kurumlarına inanmaz, kendi doğruları uğruna çatışmaktan kaçınan korkak ve yenik bir kararsızlık. [...]
Öteki romanlarında yarattığı kişilere birçok ipliğiyle benzeyen Ömer, Sabahattin Ali’nin canlandırdığı en içten roman kişisidir. Üstünde durarak incelemeye değer. Çünkü onun yapısında yaşamanın küçük yanlışlıklarına yenile yenile kutsallarını yitiren bütün bir kuşağın dokumasını, birleşimini bulabiliriz. Ve bu az şey değildir.”
Rauf Mutluay, 1973

“İçimizdeki Şeytan, bireysel ve toplumsal, içsel ve dışsal,
büyük fırtınaların kol gezdiği bir romandır. Art arda ülkü ve düş bozumları romana irkiltici bir atmosfer sağlar.”
Selim İleri, 2015

₺10,50KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

Bir zamanların süvari yüzbaşısı olsa da, artık beş parasız olan Richard, iş bulmak için ordudan arkadaşı Twinnings’in yardımına başvurur.  Fakat artık devir değişmiştir: Atların yerini tanklar, kahraman askerlerin yerini iş adamları almıştır. Neyse ki Twinnings, Richard için gizemli bir mucit ve iş adamı olan Zapparoni ile bir görüşme ayarlar. Zapparoni otomat üretiminden film endüstrisine birçok alanda muazzam bir güce sahiptir ve bazı işler için Richard gibi birine ihtiyacı vardır.  Görüşme, Zapparoni’nin hem teknoloji harikalarıyla dolu hem de tamamen doğayla bütünleşmiş malikânesinde yapılacaktır.

Richard böylesine güçlü ve zeki bir adamın kendisiyle neden görüşmek istediğini merak ederken, geldiği bu büyülü mekânın gizemini de fark eder: Teknolojinin yeni dünyası ile bir askerin eski dünyasının karşılaşmasıdır bu.

Distopik kurgusu, felsefi derinliği ve insan ruhunun yeni dünyayla karşılaşması sonucu yaşadığı travmayı tasvir gücüyle türünün en iyileri arasında yer alan Cam Arılar, (1957) adeta bir kâhinin şaşkınlığa uğratan öngörülerinin de romanı. 

Yirminci yüzyıl Alman edebiyatının en tartışmalı ve özgün yazarlarından Ernst Jünger’in bu sıradışı eserini Mert Moralı Almanca aslından çevirdi.

₺17,25KDV Dahil
₺23,00 KDV Dahil

“Hayatta hiçbir şey ona kıymetli görünmemiş, peşinden koşmak, erişmek, sahip olmak arzusunu vermemişti. Etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış, hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamış, bu yalnızlığının gururu içinde memnun olmaya çalışmıştı. Şimdi ilk defa bir şey istiyor, hem de korkunç bir şiddetle istiyordu.”

Sabahattin Ali’nin en etkileyici romanlarından biri olan Kuyucaklı Yusuf, taşrada geçen imkânsız bir aşkın hikâyesi. Aşkın karşı konulmaz gücüyle yüzleşen ve dönüşen bir erkeğin portresi.

₺6,40KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

“…İçimdeki bu melun şeytan... Her şeyi imkânsızlığı nispetinde bana cazip gösteren, beni olmayacak şeylerin hasretiyle kavuran bu korkunç his...”

Sabahattin Ali, bir genç erkek ile eşinin yaşadıkları üzerinden “aydın” çevreyi, ilişkileri ve toplumsal düzene teslim olmuş bireyin çıkmazlarını ele alıyor. İçimizdeki Şeytan aydına, bireyin “içindeki şeytan” olarak nitelendirdiği âcizliğine ayna tutuyor…

₺7,20KDV Dahil
₺9,00 KDV Dahil

Bu harikulade güzel rüya ne kadar çok devam ederse o kadar iyiydi. Onu kesmeye, yarım bırakmaya, hakikat pahasına da olsa uyanmaya hakkım yoktu.”

Sabahattin Ali, başyapıtı Kürk Mantolu Madonna’da, geçmişin günlüklerinden dirilerek günümüze uzanan ölümsüz bir aşk öyküsü anlatır. Kendini bu hayatta yalnız kabul eden bir adamın sergide gördüğü bir portreyle başlayan aşkı, tutkulu bir arayışa dönüşerek hayatında silinmez bir iz bırakacaktır.

₺5,25KDV Dahil
₺7,00 KDV Dahil
KARGANIN ELYAZMASI 
Jacobo’nun Hikayesi 


Jacobo bir karga; meraklı, zeki, gözlemci bir karga üstelik. Kendi türünün yararına insan yaşamına dair çeşitli notlar düşmüş defterine. Akıl yürütme şekline bakılırsa feraset sahibi bir kargaymış. Ama eserini tamamlamaya vakit bulamadan ortadan kaybolmuş. Elinizde tuttuğunuz kitapta bu elyazmasının dilimize çevirisini bulacaksınız. Anlatılanlar Fransa toprakları içinde yer alan bir toplama kampında geçiyor. Zamanında Max Aub diye bir yazarın da yatmış olduğu bir kamp.
₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Yıl 1945. Londra hâlâ Almanların hava saldırılarının bıraktığı tahribatın ve savaş yıllarının yıkımını yaşıyor. On dört yaşındaki Nathaniel ile ablası Rachel’ın anne ve babası, onları Gece Kelebeği adını taktıkları tuhaf bir adama emanet ederek ve Singapur’a gittiklerini söyleyerek Londra’dan ayrılırlar. Yasadışı işler yaptığından kuşkulandıkları Gece Kelebeği, iki kardeşi hiç alışık olmadıkları tiplerle tanıştırır. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı bu yeni ortamda, iki kardeş ortak bir hikâyeleri olan bu insanların çevresinde hayatı öğrenirler. On iki yıl sonra İngiliz Gizli Servisi tarafından savaş yıllarına ait dosyaları incelemekle görevlendirilen Nathaniel, eskiden bilmediği ve anlayamadığı her şeyin üzerindeki örtüyü, belleğinin ve araştırmalarının yardımıyla kaldıracak, annesinin geçmişinin izini sürecek ve onu ancak o zaman tanıyacaktır. Michael Ondaatje bu yolculuğu, bellek, sadakat ve insan ilişkilerine dair unutulmaz bir romana dönüştürüyor.
₺21,00KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
Orhan Kemal’in gazete sayfalarında tefrika edilip kitaplaştırılmayı bekleyen metinlerini tek tek yayınlayıp okurla buluşturmuştuk. Şimdi bu üç roman, Kaybolan Romanlar adıyla, Everest Keşif’te, ilk kez bir araya geliyor. Kaybolan Romanlar, Orhan Kemal edebiyatının ne kadar derin, usta yazarın yaratıcılık gücünün sınırlarının ne kadar sonsuz olduğunu gösteriyor, hayatın içinden süzülüp gelen olayların hâlâ yaşanabileceği gerçeğini bir kez daha gözler önüne seriyor.  

 “Sonsuz hayranlık duyduğum Orhan Kemal’i başkalarının çalakalem yazılmış dedikleri -incelik dolu- eserlerinde yakaladım. Bu eserler, romancının geniş okur kitlesine ses yöneltişi ve ‘uyarı’sıdır. Hafif edebiyatın verilerinden yararlanmış, ama gayeleri bakımından bambaşka boyutlar edinebilmiş bu romanlar üzerinde yazık ki pek durulmadı. Asıl Orhan Kemal’i, başarıları vurgulanmış eserleri ölçüsünde, bence, melodram kokan, ne var ki gerçeklikleri bugün de süren romanlarında aramak gerekir.” 
Selim İleri
₺31,50KDV Dahil
₺42,00 KDV Dahil

Sanatın her alanında geniş yankılar uyandırmış, insanlığın gerçekliğe dönük bakışını ve algısını değiştirmiş, Dali’nin “eriyip gitmiş saat” çizimlerinden Breton’un “büyük çizgileriyle tanınan umutsuzluk” şiirlerine büyük bir akım: Sürrealizm.

Toplumun her alanında büyük yankılar uyandırmış, korkunç yıkımlara yol açıp gerçekliğimizi darmadağın etmiş, bu arada “faşizm” belasını da insanlığın başına bela etmiş, yakın tarihin en korkunç olayı: İkinci Dünya Savaşı.

Tuhaf kurgu”nun ustası China Miéville, ikisini bir araya getiriyor!

İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Paris’te. Eski Paris’te ve “yeni”sinde!

Gerçeküstücülerin resimlerinden, şiirlerinden ve manifestolarından fırlamış “manif”ler dolaşıyor şehirde. Gerçeklikle ilgili algımızı dönüştüren o çizgi ve sözcüklerden “tezahür eden” varlıklar…

Muhteşem ceset” en başta, pek çok “manif” var şimdi aramızda. Yeraltı mücadelesi sürdüren militanlar gibi, Direniş (Rezistans) hareketinin birer parçası onlar da.

Faşizme karşı direnişin, Fransa’daki “rezistans hareketi”nin romanı Yeni Paris’in Son Günleri. Direniş içerisindeki sürrealistlerin. Resimlerle, şiirlerle, romanlarla, sözcüklerle, “manif”lerle direnenlerin…

Tuhaf kurgu”nun ustasından, bir solukta okumalık! 

₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
₺38,42KDV Dahil
₺49,90 KDV Dahil

Açlık sanatçısı, bir kafeste günlerce aç kalarak izleyicilerine ve kendisine ruhsal doyum sağlayan bir gösteri sunmaktadır. Fakat zamanla azalan seyirci, sanatçının hevesini baltamalakla birlikte, işine daha da tutkuyla sarılmasına sebep olmuştur. Son durağı olan sirkte, hayvan kafeslerinin yanında, artık kimsenin umursamadığı son bir gösteri yapacaktır. Sanatçılara verilen değeri gösteren Açlık Sanatçısı, Kafka’nın ölmeden önce yayımlanan son eseridir.

Dönemin ve toplumun dişlileri arasında sıkışmış, kendini bulmayı başaramayan insanların kalabalıklarda eriyip gidişlerini anlatan bu eseri, Ahmet Arpad’ın özenli çevirisiyle sunuyoruz.

₺5,25KDV Dahil
₺7,50 KDV Dahil

İntikam ve hırs…

İyilik veya kötülük…

Siyah ile beyaz…

Ve zıtların arasında savrulan hayatlar…

Konstantinopolis’in İstanbul’a dönüştüğü yıllar… Hıristiyan hasımlarının Büyük Kartal diye andıkları Fatih’in, şehrine âlimleri davet etmekle kıvanç duyduğu, devletini ilimle ve sanatla yükseltmenin rüyalarını gördüğü, ulemanın tamamen özgür düşünceyi savunduğu, devletin yükseldikçe yükseldiği bir dönem… Ve eşsiz şöhretlere sahip Osmanlı ulemasının arasına sızmış bir kâfir. İntikam ateşinde kavrulmuş kötülük dâhisi bir zihin. Molla Lütfi, Ali Kuşçu, Sinan Paşa, Bellini ve daha niceleri… Kurbanlar, kurbanlıklar…

İtiraf her cümlesi hayretle ve merakla okunacak bir roman.
İskender Pala’nın her zamanki yetkin kaleminden…

₺15,40KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

"Mükemmel kurgulanmış cüretkâr bir kitap, hipnotize edici bir etki, özgün bir ses ve biz okuyuculardan cevap bekleyen sorular..."

Lee Child

Doğru ve yanlış arasında bir seçim yapmak son derece kolaydır, öyle değil mi?

İkna edici gerçekleri duyana kadar bekleyin...

İsimsiz bir zanlı cinayetle suçlanıyor. Genç adam kapanış konuşmasından hemen önce, bazı gerçekleri davaya dahil etmek istemeyen avukatını kovuyor ve savunmasını kendi yapmaya karar veriyor.

Bazen gerçekler, açıklaması ve inanması zor olabilir. Fakat genç adamın tek bir isteği var: Ömür boyu hapis yatacaksa da, en azından gerçekler bütün çıplaklığıyla ortaya çıksın.

Aleyhinde tam sekiz delil var. Her birini teker teker ele alıyor. Kaderi bizim elimizde. Biz, okuyucular —jüri üyeleri— hikâyenin sonuna kadar sakin olmalı, önyargılı davranmamalıyız. Savunması kafalarda birçok soru işareti yaratıyor... Fakat konuşmasının sonuna geldiğinde artık tek bir şeyin önemi kalıyor:

Bu cinayeti gerçekten işledi mi?

₺19,20KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

Monoton bir hayat süren otuzlu yaşlardaki Elísa bir gün kendi evinde akıl almaz bir biçimde öldürülür ve olayın tek tanığı o geceden sonra hiç konuşmayan yedi yaşındaki kızıdır. Çok geçmeden aynı yöntemle işlenen bir başka cinayeti soruşturan Dedektif Huldar’a göre katilin zihnini çözebilecek ve arkasında neden şifreli mesajlar, anlamsız sayılar ve olasılık hesapları bıraktığını söyleyebilecek tek kişi bu kızdır.

Huldar ve ona yardım eden travma uzmanı psikolog Freyja, küçük bir kızın karanlık hikayesindeki bilinmeyenleri araştırırken şehrin diğer ucunda amatör bir radyo programcısı ölümcül bir paranoyayla karşı karşıyadır: Aldığı gizemli mesajlar onu korkunç bir caninin peşinde av mı yapacaktır avcı mı?

₺25,60KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil

Tarih bazı devletlerin ve milletlerin acıklı sonlarını yazdığı gibi, bazılarının da nasıl ilerlediğini ve yükseldiğini yazarak bize parlak sayfalar açar. Tarih bize nasıl ve hangi vasıtalarla toplumsal yaşamın güçlendirildiğini, aynı zamanda insanların nasıl eğitildiğini gösterir ki, iki ayaklı hayvanlara ya da büyük karınca kolonilerine dönüşmek yerine akıllı ve mutlu yaşamın yaratıcıları olup büyük sanatkârlara dönüşelim.

Vaazları nedeniyle çarlık tarafından sürgünle cezalandırılan Rus rahip Grigory Petrov’un, sürgünde kaleme aldığı bu yapıt pek çok ülkede büyük yankı uyandırmış, özellikle Türkiye’de kalkınma konusunda bir başucu kitabı olarak değer görmüştür. Ülkemizde ilk basımı Atatürk döneminde 1928 yılında yapılan kitap bugüne değin birçok kez dilimize çevrilmiş, kitaba olan ilgi hiç tükenmemiştir.

Petrov, bu kitabında “bataklıklar ülkesi” Finlandiya’nın imkânsızlıklar, yoksunluklar içinden özellikle aydın ve yazarların büyük çabalarıyla çıkıp da “Beyaz zambaklar ülkesine” nasıl dönüştüğünü anlatır. Dönüşümün, yeni bir yaşam kurmanın her türlü sıkıntının ve zorluğun içindeyken dahi mümkün olduğunu bunu başaranların hayat hikâyeleri üzerinden bize anlatır.  Petrov’a göre gerçek iradenin ve azmin olduğu yerde her şey mümkündür.

Karanlığın kötü ruhu ışığınızı söndürüyorsa, siz yeniden yakın. Işık bir kere sönerse, siz ikinci kere onu yakın; üçüncü, beşinci, yedinci, yüzüncü, bininci kez yakmaya devam edin.

₺13,60KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil
Babasının, “Birini eleştirmeye kalktığında, herkesin seninle aynı imkânlarda dünyaya gelmemiş olduğunu aklına getir!” sözünü hiçbir zaman unutmamış olan F. Scott Fitzgerald (1896-1940), Caz Çağı Öyküleri adlı bu eserinde, 1920’li yılların Amerika’sının hem göz kamaştırıcı refahını hem de caz müziğin geliştiği boğucu kaldırımlara sahip Güney eyaletlerini göz önüne seriyor. Dönemin ruhunu yansıtan öykülerinde, Fitzgerald, çoğu zaman ihtişamıyla anılan 20’lerin imkânsızlıklarını da kendine özgü anlatım tarzıyla ele alıyor. Adı sıklıkla, Ernest Hemingway ve William Faulkner gibi usta öykücülerle birlikte, Amerikan edebiyatının “Kayıp Kuşak”ının en parlak edebiyatçıları arasında anılan yazar, Birinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan o ağır buhrana, karakterlerinin ikili ilişkileriyle minör bir yaklaşım sergilemekte. Hovardalığın ve zenginlik arzusunun galip geldiği Caz Çağının öykülerinin merkezinde yer alan kadın-erkek, zengin-fakir ilişkileri, Fitzgerald’ı, yalnızca kendi döneminin yazarı olmaktan çıkarıp, günümüze de seslenir hâle getiriyor.
₺19,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Bu romanda Beste ile Erol’ un aşkı var, macera var, uzay var; bu romanda içinde olacağın interaktif bir sonbile var. Ama en önemlisi, çok hızlı bir şekilde yaklaşan geleceğimiz var.

Yapay zeka, biyoteknoloji, dijitalleşme ve veri devrimi; toplumları, kültürleri, insanları; kısacası hayatın her alanını dönüşü olmayan bir şekilde değiştirmeye başladı bile.

Yaşanacak değişimlere en hızlı adapte olanlar başarılı olabilir, en akıllı Ya da en güçlü olanlar değil.

Bu romanda

Geleceğin aşkı var,

Geleceğin iş hayatı var,

Geleceğin toplum yapısı, kültürü var.

Geleceğin insanı var!

Yani elindeki kitap, geleceğin hikayesi.

Peki, sen? Geleceğe hazır mısın?

₺23,20KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil

Kim bilir kaç kez kırıldın, yanıldın, kaybettin… Kim bilir kaç kez düştün, kalktın, yeniden başladın… Sürdürmeyi sürdürdün… Seni anlamayan, duymayan ve görmeyenler arasındayken; arzuların, düşlerin ve sevdiklerinle kendin için nereye gidiyorsun?

Geceler boyu canını yakan, ruhunun karanlık dehlizlerinde uğuldayan intikam ateşini avuçlarına alıp, “Geçmişin izlerini ve geleceğin korkularını silmeden gidebileceğim bir yer yoktu” dediği an, insanlığın hikâyesini değiştirecek macerası başlıyor kahramanın. Işığın karanlıkla savaşından yaralarını sararak çıkmış, küllerinden doğmuş bir kadının neler yapabileceğini ve ne kadar ileriye gidebileceğini tüm yaşanmışlıklarıyla ortaya koyuyor kahraman...

Yaşamın tüm ağırlığına rağmen, onun hikâyesine ortak olup kendi yaşamının kahramanı olmaya ve sen değişirken insanlığın hikâyesini de değiştirmeye var mısın?

Derler ki; uçmayı denemeyen insan, ne zincirlendiğini fark eder ne de kanatlarının kudretini. Ve yine insan, önünde diz çöktüğü şeye inanır; ayağa kalktığında ise bilir inandığı şeyin hakikatini…

Sen bitti demeden oyun bitmez…

₺18,40KDV Dahil
₺23,00 KDV Dahil
“Bendire üç kere uzun vuruldu ve müritlerin dalgalanması durdu… Şeyhin eline yüzlerini sürdükten sonra, cübbesini üç kez öpen tekrar yerine dönüyor, diz çökerek, başını önüne eğip düşünmeye koyuluyordu.”
Büyük sırrı fısıldayan bir tarikat. Ankara’dan Maraş’a ve Adana’ya uzanan esrarlı bir yolculuk. Memleketi ağ gibi saran karanlık bir yapılanma. Tüm bunların ortasında, gözü pek iki avukat: Saim ve Leyla.
MÜHÜR, zikir odalarında bendirin tok ve yankılı sesiyle açılan, akıllara kazınacak, sarsıcı bir roman.
Gökçer Tahincioğlu, değişmeyen düzenin değişen insanlarını, mühürlenmiş bir aşkı cesurca anlatıyor.
“… Her cinayette biraz Kabil’in mührü vardır, her günahın birazı kardeşini öldüren Kabil’indir …”
₺24,80KDV Dahil
₺31,00 KDV Dahil

Çocukluğu yoksulluk içinde geçen ve kitaplarla 10 yaşında tanışan Jack London’ın macera dolu bir hayatı olmuştur. Bu hayattan ilham alan yazar, gençken vaktinin çoğunu San Francisco koylarında istiridye korsanı olarak geçirmiş, bir fıçının içinde denizde yolculuk yapmış, bütün ülkeyi baştan başa bir trenden diğerine atlayarak dolaşmış ve Pasifik Okyanusunda yelken açmıştır. 1896’da ise Klondike’ta altına hücuma katılan Jack London, bu yolculuğundan pek çok öyküyle dönmüştür.

 

20. yüzyılın en verimli yazarlarından biri olan Jack London, Klondike öykülerinde yerlileri başarılı bir biçimde resmetmiştir. Diğer öykülerden tanıdığımız karakterlerin çoğuna Atalarının Tanrısı’nda da rastlarız. İnanç, sadakat ve intikam, kadın olmanın ve aşkın üzerinden yeniden okunur. Bir yandan soğuk, bu kısa öykülerin arasında tüm gücüyle dolaşırken; öte yandan kültürlerin birbirine karşı beslediği önyargı ve kin, kadının kalbinde aşkı taşıma kabiliyetiyle kırılacaktır.

₺14,40KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

“Hwang Sok-yong, Asya’nın en güçlü sesi.”

― Kenzaburo Oe

Çiçek Adası’nda zorlu bir gün daha başlıyordu. Çöplükteki mahallenin sakinleri, ateşin çevresinde toplandılar. Üzerlerinde çöplerin içinden seçtikleri kıyafetler, boyunlarında bezden maskeleri; teneke kutulara koydukları yiyecekleri atıştırdılar.

Sonra kapkara bir bulut çöktü. Bu, bir sinek sürüsü değildi. Daha karanlık bir şeydi.

Tanıdık Şeyler, eşyaya meftun kentlilerin kullanıp attıklarından kendilerine yeni bir dünya kuranların olağanüstü hikâyesi. Kore edebiyatının büyük ismi Hwang Sok-yong’un kaleminden.

₺17,60KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

“Sıradan biri olman sıradışı bir kadere sahip olamayacağın anlamına gelmiyor.”

“İnsanın kaderini sevebilmesinin şartı onu anlamasıdır. Anlayamadığımız şeyi sevemeyiz. Hayatının neden bu halde olduğunu bir kere anladın mı, kaçınılmaz olarak değişirsin. Sen değişince, kaderin de değişir. Değişim, anlamanın bir numaralı yan ürünüdür. Meseleye böyle bakınca da, kaderimizi anlamanın onu şekillendirmeye giden ilk ve en önemli adım olduğunu söylemek yanlış olmaz.”

Bir rüyayla başladı her şey. İki nehrin arasındaki bereketli topraklarda yürüyordu Atiye, birden hoş manzara yerini karanlık, kan gölü ve çığlıklarla süslenmiş bir senfoniye bıraktı. Toprak ana yeni bir çağa, Atiye kendi uyanışına gebeydi. Karanlığın sahibi  içindekini çekip çıkarmak için karnına yöneldi ve uyandı Atiye. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı, çünkü o da biliyordu ki geçmişin hikâyeleri sonsuza dek gömülü kalamazdı. Ve gerçeğin izlerini sürmek için yola çıktı, varacağı yerin sırrını bilmeden… Çünkü insanoğlunun hikâyesinin bittiği yerde onun hikâyesi başlıyordu.

Şengül Boybaş ilk romanı Dünyanın Uyanışı ile okurunu insanlığa çağlar boyunca evsahipliği yapmış kadim topraklara, 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası listesinde yerini alan Göbeklitepe’nin gizemli hikâyesine davet ediyor. Üzerinde yaşadığımız bereketli toprakları, hayatın yanlış yaşanışını ve insanlığın sonsuz kez yenilişinin çarpıcı romanı Dünyanın Uyanışı’nı bir solukta okuyacaksınız!

₺24,00KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
Vasconcelos’un kuşaktan kuşağa aktarılan kitabı Şeker Portakalı 50 yaşında, dalından koparılmış bir portakalı andıran özel tasarımıyla ve özgün çizimlerle karşınızda.
₺42,00KDV Dahil
₺60,00 KDV Dahil
Hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. Senin şu anda bu satırları okuyor olmanın tesadüf olmaması gibi, benim Afrika’ya araştırma yapmak için gidip orada bir sufiyle karşılaşmam ve ondan öğrendiklerimi bu kitapta derlemiş olmamın da tesadüf olmaması gibi. Dert insana daima yol gösterir der sufiler. Önemli olan yolu yürümekten vazgeçmemek. Yolda olan için umut var demektir. Kader her an yeniden yazılır çünkü. Kiminle ne zaman karşılaşacağını, neyi ne zaman bulacağını bilemezsin. Bazen istediğin şeyi aramakla bulamazsın ama bulanlar hep arayanlar olmuştur. Mevlana’nın dediği gibi: Sen yola çık, yol sana görünür. Yoluma ortaklık eden hocalarımın ilhamıyla karşına çıktığım bu kitapta sıkıntılarından kurtulman, ilişki problemlerini ç&oum l;zmen ve hayata daha olumlu bakabilmen için sufilerin kullandığı pratik yöntemleri kendi deneyim süzgecimden geçirerek sunuyorum. Kitapta yer alan öğretiler bugüne kadar binlerce insana yardımcı oldu, sana da olacağına inanıyorum. Şunu sakın unutma yol arkadaşım, kaç yaşında olursan ol, başından ne geçmiş olursa olsun; kalbin temizse hikâyen mutlu biter. İYİ BENİ BULUR.
₺19,20KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

“Ne yapalım?” dedi kendi kendine, kararlı bir şekilde. “Bu ne demek? Bu meseleye dosdoğru yaklaşmaktan korkuyor muyum? Ne yani? Bu genç subayla aramızda, diğer tanıdıklarımla ilişkimden başka bir ilişki mi var, böyle bir şey olabilir mi?” Küçümsercesine gülümsedi ve yeniden kitabı aldı ama artık okuduğunu kesinlikle anlamıyordu. Kitap açacağını cama tuttu, sonra onun pürüzsüz, soğuk yüzeyini yanağına koydu ve onu nedensizce saran ani bir mutlulukla neredeyse duyulacak şekilde güldü. Sinirlerinin iki çivi arasında gerdirilen bir tel gibi gittikçe daha çok gerildiğini hissediyordu.

Anna Karenina, tüm dünyada roman denince ilk akla gelen iki-üç kitaptan biri. Tolstoy’un eşsiz bir gözlem gücüyle Moskova ve Petersburg soylu yaşamına odaklandığı eser, 19. yüzyıl Rusya gerçekliği ve önemli toplumsal sentezlerle örülü. Aynı zamanda aşka ve ilişkilere dair yazılmış belki de en başarılı roman olan Anna Karenina’da Tolstoy, zengin karakter ağıyla dönemin insan haritasını çıkarıyor.

“Mutluluk bir kenara, acı çekmeden yaşayabilir miyim? Hayır, yine hayır!” diye yanıtladı kendini hiç tereddüde düşmeden. “İmkânsız! Bizi ayıran hayatın kendisi, ben onun mutsuzluğunun kaynağıyım, o da benim, ne onu ne de beni değiştirmek mümkün. Yapılması gereken her şey yapıldı ama vida yerinden oynadı. İşte çocuğuyla dilenci bir kadın. Ona acıdığımı düşünüyor. Birbirimizden nefret etmek ve dolayısıyla hem kendimize hem de diğerlerine acı çektirmek için gönderilmedik mi bu dünyaya?

Değer yargılarına, ezberlere yöneltilmiş en sert eleştirilerden biri olan Anna Karenina’da Tolstoy, sosyeteden köy hayatına, dönemin siyasal olaylarından psikolojik sentezlere geniş bir çevrede gezinir. İlk bakışta 19. yüzyıl Rus toplumunun karnesini çıkarıyormuş gibi görünse de bu romanda yaptığı aslında tüm zamanları ve bütün insanlığı bir ahlak sınavına sokmaktan başka bir şey değildir.

₺22,40KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil

SET İÇERİSİNDEKİ CAN YAYINLARI MİNİ KİTAPLARI:

BÜYÜK UMUTLAR - CHARLES DICKENS

JANE EYRE - CHARLOTTE BRONTE

UĞULTULU TEPELER - EMILY BRONTE

YÜZYILLIK YALNIZLIK - GABRIEL GARCIA MARQUEZ

PARIS VE LONDRA'DA BEŞ PARASIZ - GEORGE ORWELL

PAPAZIN KIZI - GEORGE ORWELL

BOĞULMAMAK IÇIN - GEORGE ORWELL

BURMA GÜNLERI - GEORGE ORWELL

1984 - GEORGE ORWELL

ATEŞTEN GÖMLEK - HALIDE EDIB ADIVAR

MARTIN EDEN - JACK LONDON

MANSFIED PARK - JANE AUSTEN

USTA ILE MARGARITA - MIHAIL BULGAKOV

GÜNAHA SON ÇAĞRI - NIKOS KAZANCAKIS

EL GRECO'YA MEKTUPLAR - NIKOS KAZANCAKIS

PIEDRA IRMAĞININ KIYISINDA - PAULO COELHO

VERONIKA ÖLMEK ISTIYOR - PAULO COELHO

SIMYACI - PAULO COELHO

BILINMEYEN BIR KADININ MEKTUBU VE ÜÇ ÖYKÜ DAHA - STEFAN ZWEIG

ŞEKER PORTAKALI– VASCONCELOS

NOTRE DAME'IN KAMBURU - VICTOR HUGO

Bu set sınırlı sayıda üretilmektedir.

₺350,00KDV Dahil
₺500,00 KDV Dahil
… Kendi öz değerlerimi, dilimi ve birlikte doğup büyüdüğüm insanların durulmaz bir coşkuyla bana taşıdıkları sevgiyi koruyabilmek için direndim. Elinizdeki roman bu direnişim için aralarında büyüdüğüm insanların bana armağanıdır.
Bu sözlerle anlatıyor Latife Tekin ilk romanı Sevgili Arsız Ölüm’ü. Yazarının yaşadıklarından damıttığı, sözlü kültürle harmanladığı bu benzersiz roman ilk kez 1983’te yayımlanmıştı. Aktaş ailesinin köyden kente göçünü, yaşama çabalarını, korkularını, aile bireylerinin giderek yalnızlaşmasını konu edinen Sevgili Arsız Ölüm, yoksulların yaralı bilincini benzersiz bir şekilde yansıtmakla birlikte, masallar, türküler, mâniler ve halk hikâyeleriyle örülmüş anlatımı nedeniyle eleştirmenlerce “büyülü gerçekçilik” akımına dahil edilmiştir.
Yayımlandığında büyük yankı uyandırarak edebiyatımıza damga vuran Sevgili Arsız Ölüm, birçok dile çevrilmesinin yanı sıra tiyatroya da uyarlandı.
₺17,50KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Yoksulların hakikatli düşmanı yazı! Seni pılık pırtık hayatımızın muammasını daha da koyulaştırmak için kullandım.
Buzdan Kılıçlar üç kardeşin; Hazmi, Mesut ve Halilhan ile onun en yakın dostu Gogi’nin hikâyesini anlatıyor. Varoşların bu “pılık pırtık adamları”, batık şirketlerini yeniden canlandırmak için didinip dururlar. Ancak Halilhan’ın hem dert ortağı haline gelen hem de gözü gibi baktığı Volvo marka arabası, kardeşler arasında hep sorun olur. Varsılların dünyasının kıyısında, bir gecekondu mahallesinde yaşayan bu karakterler, hayatın karşılarına çıkardığı güçlüklere, hayal kırıklıklarına, dışlanmalara ve küçümsenmelere buzdan kılıçlarla karşı koymaya çalışırlar. Gelgelelim Volvo’sunun aldığı darbelere bile göğüs geren Halilhan için, en yakın dostu Gogi’nin ondan yüz çevirdiği gerçeğiyle yüzleşmek, hiç de kolay olmayacaktır.
İlk kez 1989 yılında yayımlanan Buzdan Kılıçlar için, “Yoksulların, kendilerini küçümseyici bakışlarla süzen insanlara keşfedilmedik bir bilinçle numara yaptıkları düşüncesiyle yazdım,” diyor Latife Tekin. Ve ekliyor: “Yoksullardan yakınanların aklına nedense, yoksulluk içinde yaşayan insanların aklı fikri olabileceği düşüncesi gelmiyor.” Buzdan Kılıçlar, görmezden gelinenlerin dünyasını derin bir duyarlıkla ele alıyor.
₺12,60KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
Ama sen, kendine ait bir hayat parçasını ele geçirme hayaline çarpıldın ve gözleri köpükler içinde yüzen karanlık perileriyle düşüp kalkmaya başladın.
On sekiz yaşındaki Gülfidan, “Sekreter Rüzgâr” kod adıyla solcu bir örgüte katılmıştır. Ancak aykırı kişiliğini bastırıp uyum sağlamakta güçlük çeker. Örgüt liderlerinden biriyle evlenen Gülfidan, tüm üyelerin karşı çıkmasına rağmen çocuğunu doğurur. Gelgelelim örgütte kalmak için kendine uyguladığı baskı, ruhunda derin yaralar açar. 12 Eylül Darbesi’yle örgüt üyelerinin gizlenmesine tanık olan Gülfidan zamanla kendisinin de hem örgütten hem kendinden gizlediği bir yaşamı olduğunu fark edecektir. Bu gizli hayata son vermek içinse elinde tek bir silah vardır: yazmak…
İlk kez 1986 yılında yayımlanan, yazarının “kısacık bir romanın uzun şiiri” olarak tanımladığı Gece Dersleri, parçalı ve boşluklu yapısıyla benzersiz bir üslup denemesi olarak karşılanmıştı.
₺14,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Şeker Portakalı’nın sevimli küçük kahramanı Zezé, yine karşınızda. Gözlerinin içi yine ışıl ışıl, yüreği yine sevgi dolu. Bununla birlikte büyümek, ona yeni hüzünler getirmiş. Dahası, küçüklüğündeki şeker portakalı fidanı da yok artık. Zezé'yi zengin ve kuralcı bir aile evlat edinmiştir. Bu sayede kardeşlerine göre çok daha iyi maddi olanaklara kavuşmuş, ancak sevdiklerinden uzak kalmıştır. Sevgisizlikle başa çıkabilmesini sağlayan birkaç arkadaşı vardır: Evdeki aşçıları Dadada, okuldaki öğretmenlerinden Fayolle, yüreğine sokulup yerleşen, her ihtiyacı olduğunda ona cesaret veren bir kurbağa ve bir filmde görüp gerçek babasının yerine koyduğu ünlü Fransız şarkıcı Maurice Chevalier. Çok parlak bir öğrencidir Zezé. Şimdi ergenlik dönemindedir; sinirlidir, huysuzdur. Üstelik sırılsıklam âşıktır.

Şeker Portakalı’nın devamı olan Güneşi Uyandıralım Zezé’nin serüvenlerinin sonu değil. Delikanlı olarak Delifişek’te bir kez daha karşımıza çıkacak.

₺19,60KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
“George Orwell’in bugüne kadar tüm dünyada yüzü aşkın farklı basımı yapılmış romanı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ü bu benzersiz tasarımıyla sunmaktan gurur duyuyoruz. ”
₺66,50KDV Dahil
₺95,00 KDV Dahil
“George Orwell’in bugüne kadar tüm dünyada yüzü aşkın farklı basımı yapılmış romanı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ü bu benzersiz tasarımıyla sunmaktan gurur duyuyoruz. ”
₺66,50KDV Dahil
₺95,00 KDV Dahil

İsmini açıklamayan bir müşteri, çeviri bürosunda çalışan Dmitri Alekseyeviç’ten, Mayaların kutsal kitaplarını ele geçirmekle görevlendirilen İspanyol işgalcilerden birinin kaleme aldığı, 1562 tarihli bir metni İspanyolcadan Rusçaya çevirmesini ister.

Metnin sayfaları bir günlüğe aittir. Dmitri, her zamanki işlerden biri olduğunu düşünür ancak peyderpey eline geçen belgeleri okudukça, anlatılanlar ilgisini çeker. Çevrisini yaptığı her bölümün sonunda kendini daha fazla kaptırır. Günlükte yer alan olaylar, zamanla gerçeğin bir parçası hâline gelir. Jaguar çığlıkları duyar, evinin dış kapısında gizemli çizimler bulur ve etrafındaki insanlar ölmeye başlar. Moskova’da tuhaf şeyler yaşanmaktadır.

Bu esnada, dünyanın çeşitli bölgelerinde ürkütücü doğa olayları meydana gelir. Olayları radyodan ve gazete başlıklarından takip eden çevirmen, binlerce insanın hayatını yitirdiğini öğrenir. Yaşananlar ve İspanyolca belgelerde anlatılanlar, birbiriyle bağlantılı mıdır? Aradaki ilişkiyi göremeyecek kadar kör değildir fakat aklındaki sorular cevapsız kalmaktadır. Acaba hayatı tehlikede olanlardan biri de kendisi midir? Dmitri, olayların girdabına kapılır.

Yavaş yavaş aklını mı yitirmektedir, yoksa çevirdiği metin dünyanın sonunun habercisi midir? Mayaların bu konudaki öngörüleri nelerdir? Gizemli günlükte yazılanlarla Moskova’da yaşananlar arasında nasıl bir ilişki vardır? Dmitri Alekseyeviç, zihnindeki soruların cevabını bulabilmek için zamana karşı yarışmak ve alacakaranlık çökmeden önce gizemi çözmek zorundadır…

Metaforlarla dolu bu romanda, hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Bir an önce son sayfaya ulaşmak isteyecek, kitabı bitirdikten sonra da okuduklarınızı asla unutmayacaksınız.

₺28,00KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil

Kore 1943. On altı yaşındaki Hana, tüm hayatını Japon istilası altında geçirir. Yaşadığı adanın bir geleneği olarak dalgıç olan Hana, çoğu Korelinin bilmediği özgürlüğü denizde tadar. Ta ki Japon askerlerinin güvenilir gördüğü ada sahiline ayak basana kadar… Hana, küçük kız kardeşini korumak için kendini feda eder ve Japon askerlerine esir düşer. Ailesini, sevdiklerini, evim diye bildiği toprakları ardında bırakmak zorunda kalan Hana, Japonya ordusuna hizmet etmek için Mançurya’ya gönderilir. Artık o bir Sakura’dır ve hayallerinde yuvasına dönmek vardır.

Güney Kore 2011. Emi son altmış yılını yaşanılanları unutmaya çalışarak geçirse de kız kardeşinin onun için yaptığı fedakârlığı bir türlü zihninden silemez. Bu vicdan azabından kurtulmak için geçmişiyle barışmaya kararlıdır. Tüm ailesini kaybetmesine, korkunç bir evlilik yaşamasına rağmen çocukları için bu saplantıdan kurtulmak zorundadır. Acaba Emi kendini affetmek için savaşın korkunç sonuçlarıyla yüzleşebilecek midir?

İkinci Dünya Savaşı döneminde yaşanan ve günümüzde hâlâ etkisini gösteren gerçek olaylardan esinlenilerek kaleme alınan Beyaz Kasımpatı, koşullara rağmen kardeş sevgisinin her şeyden üstün olduğunu ortaya koyan bir başyapıt. Merak uyandıran, umut dolu bu romanı soluksuz okuyacaksınız.

“Beyaz Kasımpatı muhteşem olay örgüsüyle hem tarihi detayları barındırıyor hem de duyguyu tamamen hissettiriyor.” Publishers Weekly

₺22,40KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

Mia, Winchell ailesinin en normal görünen bireyidir. Kardeşi Zack yediği hamburgerlerin sayısının kaydını tutar. Ablası Beth her hafta saç rengini değiştirir. Babasıysa çatıdan inmeden sürekli evi tamir eder. 

Ama Mia aslında çok sıradışı olduğunu fark eder. Herkesten sakladığı bir sırrı vardır. Onun için sesler, sayılar ve harfler renklidir. Bu sebeple okulda yaşadığı problemler onu sırrını açıklamak zorunda bırakır ve aklını yitirdiğini düşünmeye başlar. Tüm bunlar Mia’nın hayal ürünü olabilir mi?

Sorununun ne olduğunu anlamaya çalışan Mia’yla birlikte renkli bir dünyayı keşfetmeye hazır olun.

“Mia’nın dünyayı kendine özgü algılayışı heyecan verici.”

School Library Journal

 

“Fazlasıyla orijinal ve iyi kurgulanmış bir eser.”

-Washington Post-

 

“Gerçekçi karakterleri ve diyaloglarıyla merak uyandıran bir hikâye.”

-Publishers Weekly-

 

“Birinci ağızdan anlatımla bir gizeme ışık tutan etkileyici bir öykü.”

-Booklist-

 

“Yazar, Mia’nın sıradışı renk algısını yakından anlamamızı sağlayacak bir üslup kullanmış. Umut verici bir hikâye.”

-Kirkus Reviews-

 

“Bu etkileyici deneyimin eşsiz anlatımından keyif almamak mümkün değil. Mutlaka okunmalı.”

-VOYA-

₺30,72KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil
Cengiz Aytmatov’un Yüzyüze isimli hikâyesi, bir Kırgız köyündeki erkeklerin askere alınması neticesinde hayatlarını tek başlarına idame etme mecburiyetinde olan kadınları, onların çektiği çileleri anlatır. Bu kadınlardan hele bir tanesi vardır ki o, cesaret ve fedakârlık timsali olarak karşımıza çıkar: Topladığı buğday tanelerinden ekmek yapmaya çalışan, her türlü meşakkate rağmen yılmayan Seyde… Ve buna karşılık savaştan kaçıp mağaraya saklanan, cephede savaşan erkeklerin cesaretinden nasiplenmemiş İsmail… Seyde’nin aşkı İsmail… Aytmatov’un, yayımlandığı zaman hayli ses getiren hikâyesi Yüzyüze okuyucuya birçok duyguyu tattırırken, aynı zamanda devlet ve fert çatışmasından da bahseder. Yazar bu hikâye için şöyle der: “Yüzyüze'de anlatmaya çalışılan ana konu devlet otoritesi ve bireyin karşı karşıya gelmesi olgusudur. Bu sadece Sovyetler Birliği’nde olan bir olgu değildir; bütün savaşlarda devlet ve birey çatışması vardır.”
₺5,60KDV Dahil
₺7,00 KDV Dahil

İki isimsiz karakter arasında gelişen incelikli ve dokunaklı dostluğun hikâyesi…

Genç bir üniversite öğrencisi, tatil yerinde tanıştığı ve “hocam” diye söz ettiği adamla günden güne güçlenen bir dostluk kurar. Yıllardır taşıdığı sırrın ağırlığıyla kendini dış dünyaya ve hayata kapatan hoca, yavaş yavaş genç dostuna içini dökmeye başlar. Natsume Soseki, bu iki karakterin ilişkisini ve gencin hocasını anlama çabasını anlatırken yirminci yüzyılın başlarında Japonya’da gerçekleşen kültürel değişimin sonucunda doğan kuşaklar arası farklılıklara da ışık tutuyor.

Dostluklar, aile ilişkileri ve insanı ebedi yalnızlığından kurtarabilecek her şeyi irdelerken insanoğlunun karmaşık ruhsal durumuna unutulmayacak bir incelikle yaklaşıyor.

Natsume Soseki, modern Japon romancılığının sembol ismi.

- Haruki Murakami -

₺20,00KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Ayağa kalkıp etrafıma bakındım, bu denli hoş bir görüntüyle daha önce karşılaşmadığımı itiraf etmeliyim. Etrafımdaki kırlık alan kesintisiz bir bahçe gibi görünüyor, genellikle dört metre kare büyüklüğündeki etrafı çitle çevrili tarlalar da çiçek kümelerine benziyordu. Bu tarlalar yarım dönüm büyüklüğündeki korularla iç içe geçmişti ve tahminime göre ağaçların en uzunu iki metre boyundaydı. Sol tarafımdaki şehir, bir tiyatrodaki kent dekorunu andırıyordu... 

Ünü kendi çağını aşan her eser gibi, Gulliver’in Seyahatleri de çok farklı okur kitleleri tarafından verimli bir şekilde, zevkle okunuyor. Yirminci yüzyılın ağırlıklı kurmaca yazımına alışkın okurlar onu bir roman türü olarak okudular. Bu metinde ana karakter olan Gulliver’in dört seyahati boyunca başından geçen maceralarını, deneyimlerini, başarılarını, gelişimini ve hayatta kalma becerilerini ilgiyle izliyoruz. Gulliver’in Seyahatleri’nin ekranlar, çocuk kitapları ve çizgi romanlar için birçok başarılı uyarlaması, bu türden bir okumanın ürünüdür ve kitabın süreğen başarısı da büyük ölçüde bu nedene bağlı olabilir. Swift şüphesiz ki okurun masallara olan kadim arzusuna hitap etmekte ve bununla eğlenmektedir; öyle ki masal okumaya yeterince tutkulu olanlar, bu kaygısızca çiziktirilen modern Ulysses’in uzun ve tehlikeli seyahatlerine ara verdiğinde veya son verdiğinde döndüğü Bayan Gulliver’de bir Penelope bulabilirler. Gulliver’in Seyahatleri hem bir hikâye kitabı hem de bir roman olarak okunabilir zevkli bir metin...

₺17,50KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

“Ama sen nasıl konuşabiliyorsun?” diye sordu Ben.

“Bilmem, sen nasıl konuşabiliyorsun?” diye karşılık verdi yengeç.

Aile babası Ben, iş gezisi için gittiği Pennsylvania kırsalında, akşam yemeğinden önce kısa bir yürüyüşe çıkmaya karar verir. Otelin arkasındaki ormana girmesinden hemen sonra, seçtiği patikadan kolayca dönemeyeceğini anlayacaktır. İlerlemekten başka çaresi kalmayan Ben, kendini bir anda insan yiyen devlere, acayip iblislere ve devasa böceklere ev sahipliği yapan tuhaf  bir dünyanın içine sürüklenirken bulur.

Büyük bir ölüm kalım mücadelesine dönüşen bu macerada, küstah bir deniz kabuklusu, bir dizi sihirli cisim ve iksir ona yardımcı olacaktır. Ailesine geri dönebilmek için her şeyi göze alan Ben’in onu bu patikadan kurtarabilecek tek kişi olan “Yapımcı”yı bulmaktan başka şansı yoktur.  

Drew Magary’nin baştan sona komik ve duygusal anlamda sürükleyici olan, klasik halk masallarından olduğu kadar bilgisayar oyunlarından da esinlenerek kaleme aldığı bu romanı, modern kurgu türüne dikkat çekici ve benzersiz bir katkı yapıyor. Magary, Büyülü Yol’da okuyucularını gündelik hayatlarından uzaklaştırıp cüretkâr bir yolculuğa çıkararak cesaret, hayal gücü ve hayatta kalma arzusu ile dönen bir dünyaya götürüyor.   

₺24,80KDV Dahil
₺31,00 KDV Dahil

Effi Briest, Thomas Mann’a göre, “şimdiye dek yazılmış en iyi altı romandan biri”dir.

 

19. yüzyılın Prusya’sında, katı toplum kurallarının geçerli olduğu bir dönemde, on yedi yaşına henüz basmış olan Effi kendisinden yirmi bir yaş büyük bir devlet memuruyla evlendirilerek başka bir kasabaya taşınır. O güne dek anne babasından gördüğü ilgi ve sevgiyle bolca şımartılan genç kız, benzer ilgiyi yeni eşinden de beklediğinde büyük bir düş kırıklığına uğrar. Bir süre sonra, mesleğinde yükselme hırsıyla kendisine yeterince ilgi gösteremeyen eşinden uzaklaşan Effi, eşinin yakın bir arkadaşıyla yasak bir ilişkinin içinde bulur kendini. Geleneklerine körü körüne bağlı bir toplumda, kısa süreli de olsa yaşadığı bu yasak ilişki, Effi’nin hayatında pişmanlık ve dram dolu bir sayfa açacaktır.

 

Sınırları toplum baskısıyla çizilen yaşantısında çocukluğu ve kadınlığı arasında sıkışıp kalan Effi’nin hayatı yalnızca 19. yüzyıl Prusya’sının değil, günümüzün de en önemli sorunlarından birine ayna tutuyor. 

₺23,20KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil

BEN AMY GUMM… VE KANSASLI ÖTEKİ KIZ BENİM.

Bir hortum, yaşadığımız karavan parkını altüst edince kendimi Oz Diyarı’nda buldum. Ama kitaplarda veya filmlerde gördüğümüz Oz gibi değildi. 

Dorothy geri dönmüştü ve artık acımasız bir diktatördü. Glinda’ya İyi Cadı diyebilmek mümkün değildi. Bir de şu Kötü Cadılar var ya... Devrimci Kötüler Birliği’ne katılmış, beni de aralarına almak istiyorlardı.

Peki hedefim neydi?

DOROTHY’Yİ ÖLDÜRMEK!

Eski Kötü Cadılar size bir şey yapmanızı söylediğinde hayır demek pek mümkün değildir. Ama suikastçı olmayı beceremedim. Dorothy hâlâ hayatta. Birlik kayboldu. Ve kaçıp kurtulmak için can attığım evim tehlikede olabilir.

Her nasılsa bu kadar garip ve bölünmüş bir diyarda, Birlik’i bulmalı, Oz’un gerçek hükümdarını korumalı, Dorothy ile yardımcılarını alt etmeli… ve aslında burada ne aradığımı çözmeliyim.

İyi ile kötünün arasındaki çizginin kuvvetli bir esintiyle bile yer değiştirebildiği bir yerde kime güvenebilirim? 

VE KİM GERÇEKTEN KÖTÜ?

₺30,72KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil

“Yarım uykuların iç çekişiyim. Geceye açılmış bir öfke, üzgün bir gölgeyim. Baştan ayağa özlem, dağınık bir taslak, derli toplu tutkuyum. Kış kaldırımlarında kasımpatılar durgun, bulutlar soğuk. Saçlarım daha kara. Bende birikenleri nasıl anlatsam sana?

Sonraki salı, iyiyiz diye bağıracağız oysa birbirimize, ellerimizi ayıran camın ardından. Uzak, tedirgin, yabancı.

Susup kalmayalım diye iyiyim, biz iyiyiz, diye bağıracağız: İstediğin bir şey var mı?

Yün çorap, dergi, kazak yastık kılıfı?”

İnci Aral Uykusuzlar’da hızlı toplumsal savrulmalardan bireylerin payına düşenleri anlatıyor. Sevinçleri, düşleri, umutları budanan insanlar, hüzünle ve sağır bekleyişler içinde yaşama tutunmaya çalışıyorlar. Hayatın gündemine yalnızlık, kaygı, korku ve kaçınılmaz biçimde uykusuzluklar hâkim olurken kimi içindeki aşkı sıcak tutmaya çabalıyor, kimi gecelerini her şeye rağmen gelecek düşleriyle dolduruyor. İnci Aral her zamanki akıcı, şiirsel anlatımı ve toplumsalla bireyseli iç içe kavrayan yazarlığıyla bitmemiş bir baskı döneminin ürkütülmüş, ezilmiş insanının ruh ve beden acılarına eğiliyor.

₺12,80KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
Bir deniz kazasından kurtulan Britanya donanması mensubu ChristopherHadley Martin, Atlantik okyanusunun ortasında bir ölüm kalım mücadelesinin ardından yalnızca hava durumu haritalarında görülen kayalık bir adacığa çıkar. Muazzam bir hırsla yiyecek ve temiz su bulmak, potansiyel kurtarıcılar tarafından fark edilmek için zekâsına ve eğitimine başvurarak hayata tutunmaya çalışırken geçmişin anı ve görüntüleri zihnine musallat olur. Adacığın tek sakini olarak kendi kendine konuşarak geçirdiği uzun saatlerden sonra korkunç yazgısını kavrayacaktır. Giderek akıl sağlığını yitirmeye başlamasıyla gördüğü halüsinasyonlar onu bir varoluş krizine sürükler. Golding’in kurduğu bu çok katmanlı dünyada yanılsamalar ve en çılgın hayaller bile gerçek gibi görünür. Roman sürekli yinelenen akıl sağlığı ve delilik, gerçeklik ve gerçekdışılık temaları eşliğinde okuru insan zihninin gizli kovuklarında gezindirir. Golding okuru bütün hikâyeyi yeniden gözden geçirmeye zorlayan sarsıcı finalde “teknik açıdan muazzam bir büyücülük” sergilemiştir.
₺12,60KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

Önsevişmesiz Çocuklar,  normal şartlar altında (N.Ş.A) başka bir coğrafyada olsa gülünemeyecek bir dünyayı, tam da bize özgü sıcak, içten bir anlatımla okurun önüne seriyor. Yer Erzurum. Kahramanlar, Erzurum’da üniversite okumak zorunda (!) kalan öğrenciler! Gülecekken burnunuzun direğini sızlatacak, kahkahalar atarken gözyaşlarınızın boşanacağı, milli olmayan yerli bir roman. Aşkı, gençliği, eğitim sistemini, düzeni sorgulamıyor Önsevişmesiz Çocuklar; “Buyur buradan yak!” diyor. Gençliğin “memleket”le olan imtihanı, bu imtihanda sınıf geçmenin imkansızlığı…

  Palandöken eteklerinde çocukluklarıyla, en çok da babalarıyla hesaplaşan iki gencin, babalarının yaşamını tekrar etmemek için “Erzurum”la verdikleri dişe diş mücadelede kazanan kim olacak? Erzurum, kızlı erkekli gençliğe nefes aldıracak mı? Bir taşra üniversitesinde kendi dillerini, yollarını bulmaya çalışan kılavuzsuz çocukların büyüme sancıları; ilk sarhoşluk, ilk cinsellik, ilk aşk, parasızlık, arkadaşlık, rekabet, küçük kasaba sıkıntıları...

  Ertan Meyan, yarattığı anti-kahramanlarıyla, bu memlekette hayatla baş etmenin zorluklarını, yine de yılmadan, vazgeçmeden ayakta kalma çabası içinde olan “bizler”i anlatıyor:

  “Biz önsevişmesiz, çat çat dünyaya gelmiş çocuklarız. Gerçekten bak. Aşk meyvesi falan olduğunu mu düşünüyorsun? Yabani meyveyiz biz dostum. Yağmur yağmış, güneş çıkmışsa ne âlâ, yoksa Allah’a emanet büyümüşüz. Tadımız ekşi bizim, olmamışız. Anlıyor musun? Kötü babalar, kötü öğretmenler, kötü kadınlar düşmüş hep payımıza. İyi çocukların payından arta kalanlar…”

₺13,60KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil
“Darmadağınım. Her nereye baksam, her nereye dokunsam, bir başka düşünce, bir başka davranış içindeyim. Ruhum yüzüme, yüzüm ruhuma çekiliyor. Ellerimle yokluyorum çoğu kez. Utancımın yüz çizgileri bir yere ulaştıracak beni,  ruhuma ayna tutacak, yüzümü göreceğim… Nelerle uğraşıyor, neler uyduruyorum. Oysa celladım yanı başımda bana sunduğu teklife ilişkin tek bir söz dahi söyleyebilme cesaretini gösteremezken, bu benim düşkünlüğüm, ayıbım olamaz. Yine de bunu tescilleyen benim. Ve bir yafta gibi hayatım boyunca taşıyorum. Olup biten orada kalmıyor. Sorular, sorgular, ömrünü yiyip bitiriyor. Biç bir şeyi umursamayan ben, neler söylüyorum böyle? Kendisinden başkasını düşünmeyen Tufan da ben olduğuma göre… Artık ben neye inanacağımı bilmiyorum. Sözüme güvensem, davranışım tutarsız, davranışıma hak versem sözüm boşa düşüyor. Kafası karışık biriyim. Alın işte ortada bir Tufan var mı yok mu? ‘o ve ben’ deyip duruyorum ya da ‘ben ve o’ deyip duran sesin, sesi içinde görmezden gelişimizi yok hükmünde sayışım, her türlü kötü muameleyi reva görüşüm neyle, nasıl açıklanır?”
₺20,00KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Asha Grant, Kerenza’ya geçmişinden kaçmak için gelmiştir. Ne yazık ki geçmişi peşini bırakmayacaktır.

Asha, BeiTech saldırısından sağ kurtulduğundan beri çok daha büyük bir kuvvete karşı savaşan direnişçiler için çalışmakta ve havalandırma tünellerine sakladığı sırla ne yapacağını düşünmektedir. Endişe kaynağı olmasını bekleyeceği son şey eski erkek arkadaşıyken Rhys Lindstrom gezegene gelir ve yeni BeiTech üniforması ona çok yakışmıştır. Rhys, Asha’nın çıkış yolu mu yoksa bu donmuş kaya parçasından kurtulamayacağının garantisi midir?

Sorunları olan sadece Asha değildir. Asha’nın kuzeni Kady ve hayatta kalmayı başarmış bir grup Kerenza’ya doğru yol almaktadır fakat yeterli oksijenleri yoktur. Ayrıca gemide isyan havası vardır. Ama böyle küçük şeyler Illuminae Grubu’nu ne zaman durdurabilmiştir?

Ne yazık ki zaman aleyhlerine işlemektedir. BeiTech hasarlı sıçrama istasyonunu tamir edip Kerenza’daki sivilleri öldürmeyi planlarken kurtulmaları mucizeye kalmıştır. Ve herkes bilir ki mucizeler sadece istatistiksel olasılıklardır, değil mi?

BRİFİNG NOTU: Çoksatan yazarlar Amie Kaufman ve Jay Kristoff ile günlük girdilerine katkılarıyla Marie Lu’dan, “stilistik açıdan büyüleyici” ve “dünya dışı muhteşem” olarak tanımlanmış üçlemenin kalp durduran ve kalp kıran finali.

ILLUMINAE ve GEMINA Analizleri:

“Türü yeniden tanımlayan, tam anlamıyla güzel bir eser.”

-Victoria Aveyard, Kızıl Kraliçe’nin çoksatan yazarı-

“Karakterlerin insanlığına odaklanması sayesinde zamanın ruhunu yakalayan ve kalıcı bir etki bırakan, adrenalin dolu bir aksiyon.”

-Kirkus Reviews-

“Sıkı tutunun. Bir daha ayrılmak istemeyeceğiniz bir zihin dünyasına girmek üzeresiniz.”

-Marie Lu, Efsane üçlemesi ve Genç Elitler’in çoksatan yazarı-

“Kalbinizi deli gibi attıracak ve sayfaları hiç durmadan çevirmenize neden olacak.”

-Beth Revis-

“Sıradan bir roman deneyimiyle karşılaşmayacaksınız.”

“İnanılmaz eğlenceli bir yolculuk.”

“Yeni bir soluk.”

-Shelf Awareness-

“Sürükleyici.”

₺76,92KDV Dahil
₺99,90 KDV Dahil

Arzular bir ilişkiyi nereye kadar ayakta tutar? Nathaniel ve Abby’nin kaderi bu sorunun cevabına bağlı…

Abby kusursuz bir itaatkâr olmayı kafasına koymuştur ve rolünü son derece iyi şekilde yerine getirir. Her gün Nathaniel West’in çılgın hayal gücünden çıkan ihtiyaçlarına cevap verir. Ama ne kadar çok denerse denesin hiçbir zaman bu yakışıklı milyonerin arzularını tam olarak karşılayamadığını hisseder.

Yine de Abby’nin vazgeçmeye niyeti yoktur. Ona göre Nathaniel’ın soğuk görünüşünün altında onu sevmek isteyen ama bunu nasıl yapacağını bilemeyen bir adam yatmaktadır. Onları ayıran engelleri aşmayı kafasına koyan ve karşısındaki adamın sırlarının farkında olan Abby onları dönüşü olmayan bir yola sokacak yeni bir erotik oyun oynamaya karar verir.

Artık eğitim tam anlamıyla başlamıştır… Ve acı hiçbir zaman bu kadar çekici, aşağılanmak hiçbir zaman bu kadar ödüllendirici, arzu hiçbir zaman bu kadar yoğun olmamıştır…

“Daha fazlasını isteyeceğiniz bir aşk hikâyesi.”

-Guilty Pleasures Book Reviews-

“Okuduğu kitaptan, biraz daha ateşli bir şeyler bekleyenler için bulunmaz bir hazine.”

-Los Angeles Times-

“İyi yazılmış ve keyifle okunan bir kitap.”

-Dear Author-

“Duygusallık ile erotizmin mükemmel bir karışımı.”

-Publishers Weekly-

“Yoğun duygular içeriyor, aynı zamanda da çok ateşli.”

-Harlequin Junkie-

₺38,42KDV Dahil
₺49,90 KDV Dahil

“İstediğin Kadar Gözlerini Değiştir.

Yaramızı Al. Saltanatımızı Parçala.

Bu, Özünde Kim Olduğunu Değiştirmeyecek

Darrow: Bir Köle.”

Artık Bir Baba Değildim.

Bir Koca Değildim.

Öfke Ve Nefretten İbarettim.

Ben Lykos’lu Cehennemdalgici, Savaş Lordu, Köle Krali, Kurtarici Ve Mars’in Azrail’i,

Savaşin Onuncu, Hayatimin Otuz Üçüncü Yilinda Altinlarin Son Büyük Savaş Lordunun

Canini Alacağim!

“#1 The New York Times çoksatan yazarı Pierce Brown çarpıcı uzay operasının yeni kitabıyla Kızıl İsyan serisinin çıtasını ve ivmesini yükseltiyor.”

-Entertainment Weekly-

“Yeni kahramanlar ve olayların aldığı farklı yönle Kızıl İsyan’ın dördüncü kitabı yeni bir üçlemenin ilk kitabı.”

-School Library Journal -

Onur Ve İhanet. Engel Tanımayan Bir Devrim.

On yıl önce Darrow, Toplum’un zincirlerini kırabileceğine inandığı devrimin kahramanı olmuştur. Fakat İsyan her şeyi parçalamış, barış ve özgürlük yerine bitmek bilmeyen bir savaş getirmiştir. Şimdi Darrow, uğruna savaştığı her şeyi riske atarak son bir umutsuz göreve çıkmalıdır. Herkesi kurtarabileceğine hâlâ inansa da kendini kurtarması mümkün müdür? Kaderi başka gezegenlerdeki insanların kaderleriyle kesişen Darrow ve etrafındakilerin hayatı geri dönülmez bir şekilde değişecektir…

Küçük bir Kızıl kız, mülteci kampında yaşanan trajediden kaçarak hayalini dahi kuramayacağı bir hayata atılır.

Kederden mahvolmuş eski bir asker, hayatı pahasına, galaksideki en değerli şeyi çalmaya zorlanacaktır.

Darrow’un değiştirdiği dünyanın kaybını sindiremeyen ve küllerinden doğmaya dair hayaller kuran sürgündeki vâris Lysander au Lune, akıl hocası Cassius’la yıldızların arasında hayalleri için doğru zamanı beklemektedir.

Bir evrenin sona erişinin öyküsü Kızıl İsyan’dan sonra Demir Altın’la yeni bir evrenin trajedi ve zaferlerle dolu destanı başlıyor.

“Macera, gizem ve insanlığa dair trajik öyküleri sevenler için birebir.”

-Publishers Weekly-

“Soluksuz okunan, detaylı ve muazzam bir öykü.”

-Kirkus Reviews-

₺61,52KDV Dahil
₺79,90 KDV Dahil

Yunanistan’da Olimpos Dağı’nın eteğindeki bir köyde Gerasimos ve Theodora arasında büyük bir aşk başlar. Tüm engellere rağmen evlenirler, nehir kıyısında bir evde hayat kurarlar ve beş kızları olur. Ancak kızların merakı, özgür ruhu ve hırsları onları nehir kıyısındaki evlerinden uzaklaştırıp dünyanın dört bir köşesine götürür. Her bir kardeş kendi kaderinin peşinden gider. İkinci Dünya Savaşı’ndan, Yunanistan’ın Nazi işgalinden ve kocasının ölümünden sonra hayatta kalmayı başarabilen Theodora şimdi kızlarının yokluğuna dayanmak zorundadır. Nehir kıyısındaki ev ise kızların dönüşünü sessizlikle bekler…

“Hiçbir anne çocuğuna kızmaz. Gitmek istedin ve bunu başardın. Sana da giderken kız kardeşine söylediklerimi söyleyeceğim: Bu ev hep burada olacak, seni bekleyecek. Yeni hayatında aldığın yaralardan acı çekersen sadece nehir kıyısındaki bu ev seni iyileştirebilir. Şu anda kaçmak ve ardına bile bakmamak istiyorsun. Ama bu bir gün değişebilir. Ve eğer değişirse evin her zaman burada olacak.”

“Yazar insan kalbinin derinliklerine iniyor… Etkileyici, şaşırtıcı bir hikâye ve dokunaklı bir son.” Booklist
“Etkileyici ve dokunaklı olan Nehir Kıyısındaki Ev oldukça akıcı ve sürükleyici, beklediğimden daha duygusal ve ilgi çekici.” Words Without Borders

₺36,00KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil

I. Nikola rejimine muhalif Petraşevski grubuna üye olduğu gerekçesiyle 1849 yılında tutuklanan, kurşuna dizilmesine karar verilen, cezası sonradan sürgün ve zorunlu askerliğe çevrilen Dostoyevski’nin Sibirya’da yaşadığı korkunç yıllardan dünya edebiyatına hazin bir armağan.

Dostoyevski’nin 1854 yılında cezasını tamamlayıp Petersburg’a döndükten sonra yazmaya başladığı, 1860-1862 yılları arasında Vremya dergisinde tefrika edilen, Tolstoy’a “Modern edebiyatta bundan daha iyi bir kitaba rastlamadım,” dedirten bir başyapıt.

Romanın başkarakteri üzerinden; hem Dostoyevski’nin hem de insanlığın içine düştüğü zalimliğe dair tarihe düşülmüş bir not.

Birbirlerine gevşek ilmeklerle bağlı anıların arasından Rus hukuk ve ceza sistemine derin bir eleştiri.

Tolstoy’un dünya edebiyatının büyük yazarını selamladığı bir eser:

“…Dostoyevski’ye söyleyin, ona bayıldım.”

₺22,40KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

“Ekmek! Ekmek! Ekmek!”

19. yüzyılda Fransa’nın kömür madenlerinde insanlık dışı şartlarda çalışan işçilerin sesi. Açlığın, sefaletin ve ölümün değdiği ailelerin sesi.

Germinal. Tohum anlamına gelen bu Latince kökenli kelime, üzerinde yaşadıkları toprağı çatlatacak ve insanların vicdanlarında yeşerip yüzyıllarca boy verecek bir bilinci ifade eder. Germinal, insanlığın merhamet ve umut duygularının sömürülmesi karşısında duyulan öfkenin ifadesidir. Zola’nın güçlü gözlem yeteneğiyle sunduğu yalnızca bir sınıf çatışması değildir, toplumdaki çatlakların tümüdür. Zola, ahlakın yalnızca alt tabakadan insanların sırtına yüklenecek bir vazife olmadığını vurgulamış, burjuvanın ve otoritenin alnındaki lekeleri de göstermiştir. Emeğin ve ekmeğin kitabı Germinal, yalnızca Fransız edebiyatının değil, dünya edebiyatının da en önemli eserlerindendir. Bir okur olarak okumaya başladığınız bu kitabı bitirdiğinizde belki bir maden işçisi olacaksınız. Söyleyin, başkaldırı zafere dönüşecek mi?

₺28,00KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil

Hepimiz hiç kimseye açamayacağımız sırlarla yaşıyoruz...

Dünya edebiyatının tartışmasız en büyük yazarlarından olan Haruki Murakami’den gerçek bir şaheser… İlmek ilmek örülmüş bir gizem hikâyesi… Kumandanı Öldürmek yalnızlığı bir yük olarak görmeyen, yeri geldiğinde yalnızlığını bir madalya gibi göğsünde taşıyanlar için yazılmış bir roman. Tıpkı bir dağ başında yalnız bir hayat süren, bu yalnız varoluşuyla gizemli bir şeyleri hayatına davet eden roman kahramanı gibi. Bu muhteşem romanı okurken yol arkadaşımız yine müzik olacak… Mozart’ın Don Giovanni’sini, Strauss’un Güllü Şövalye’sini başucu müziğimiz yapacağız. Kumandanı Öldürmek’in gizemli labirentlerinde kaybolurken Fitzgerald’ın Muhteşem Gatsby’sine selam gönderecek, Orwell’ın 1984’ü yazarken inzivaya çekildiği o adayı merak edeceğiz… Ve hepsinden önemlisi “büyülü bir dünya”da yaşadığımızı bir kez daha anlayacağız.

₺46,40KDV Dahil
₺58,00 KDV Dahil

ÇOKLU EVRENLERİN KADERİ MARGUERITE’İN ELİNDE.

Şarkılar ve filmler âşık olacağınız insanla tanıştığınız anda dünyanın durduğunu, bulutların dağıldığını ve kalbinizin şarkılar söylemeye başladığını anlatır. Oysa gerçek biraz daha çetrefillidir. İşin aslı, her zaman yeni insanlarla tanışırız ama bizim için tam olarak ne anlam ifade edeceklerini hiçbir zaman bilemeyiz. Kimi unutacağımızı ve kime sonsuza dek ihtiyaç duyacağımızı asla kestiremeyiz.

“Yerinizde duramayacağınız kadar heyecan verici bu romanın son sayfasına kadar neler olacağına dair tahmin yürüteceksiniz.”

- Jennifer L. Armentrout -

“Bu eşsiz bilimkurgu macera ve sürprizlerle dolu.”

- ALA Booklist -

MARGUERITE CANE annesiyle babasının icat ettiği ve farklı evrenlere gitmeyi sağlayan Ateşkuşu’nu kullandığı günden beri tüm evrenleri ilgilendiren bir komplonun ortasına düşmüştür. Artık Triad isimli şirketin, en büyük silahını kullanarak yüzlerce evreni yok etmeyi planladığını bilmektedir. Bu silah, Marguerite’in başka bir evrendeki kötü niyetli ve hep bir adım önde olan versiyonudur.

Erkek arkadaşı Paul, hep Marguerite’in yanında olsa da Triad’ın son saldırısının ardından değişmiştir ve bir daha asla aynı kişi olamayacaktır. Marguerite tek başına Triad’ı durdurmalı ve çoklu evrenlerin yıkılmasına engel olmalıdır. Marguerite’ler savaşacaktır… ve yalnızca biri kazanabilir.

Bin Parça Sen’le başlayan ve nefes kesen serinin son kitabında kader ve aileler sorgulanacak, sevgililer bulunacak ve kaybedilecek, çoklu evren sonsuza kadar değişecek.

₺46,19KDV Dahil
₺59,99 KDV Dahil

Emile Zola, Fransa’nın İkinci İmparatorluk dönemini siyasetteki, toplumdaki, ekonomideki, birey yaşamındaki yansımalarıyla anlatmayı tasarlayarak yirmi kitaplık bir dizi oluşturmuş ve bu diziye “Rougon ve Macquart Aileleri: İkinci İmparatorluk Döneminde Bir Ailenin Doğal ve Toplumsal Tarihi” adını vermiştir.

Yıkılış, bu dizinin son kitaplarından biridir ve imparatorluğun çöküşünü anlatır. Zola’nın, kitapta kahramanlarından birinin ağzından “zincirlerinden kendisinin boşandırdığı açgözlülüğü, zevk düşkünlüğünü doyuramadığı an yerle bir olmaya hazır, kocamış bir imparatorluk” olarak tarif ettiği imparatorluğun çöküşü sırasında Fransız halkının yaşadığı acıları, Sedan Savaşı’nı, Paris kuşatmasını ve halkın bu acılara isyanı olan Paris Komünü’nü anlattığı Yıkılış, Türkçeye ilk kez çevriliyor.

Bu kitapta okurlar, Paris Komünü sırasında gazeteci olarak zaman zaman Paris’te bulunan Zola’nın Komün izlenimlerini, değerlendirmelerini ve eleştirilerini de okuma fırsatını bulacaklar. Tarihteki ilk işçi iktidarı deneyimi olan Komün’e yol açan koşullar, aslına bakılırsa Zola’nın yirmi kitaplık “Rougon-Macquart” dizisi boyunca anlattığı koşullardır.

Çağının tanıklığına ömrünü adamış olan Zola, büyük eseri boyunca olağanüstü bir gayret, azim ve ayrıntı zenginliğiyle bizlere çizdiği toplum resmini, bu kitapta bir Komüncünün ağzından dökülen şu cümleyle özetlemiştir sanki: “Çünkü çok fazla acı, çok fazla haksızlık, çok fazla utanç var!”

₺24,00KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Emile Zola, iki ailenin beş kuşak hikâyesi üzerinden Fransa’nın İkinci İmparatorluk dönemini (1852-1870) anlatan yirmi kitaplık bir dizi üzerinde çalışmaya başladığında yıl 1869’dur. Zola, hayatını yalnızca kalemiyle kazanmaya karar vererek ilk romanlarını yayımlamış olan 29 yaşında bir yazardır ve imparatorluk, kaçınılmaz çöküşüne doğru giden son çılgın günlerini yaşamaktadır. Sonrası, hakikate ve yazının gücüne inanan bir edebiyatçının çeyrek asır süren ağır işçiliğidir.

İçimizdeki Hayvan, Zola’nın “Rougon ve Macquart Aileleri: İkinci İmparatorluk Döneminde Bir Ailenin Doğal ve Toplumsal Tarihi” adını verdiği dizinin on yedinci kitabıdır ve Zola bu romanda, İkinci İmparatorluk döneminde olağanüstü bir gelişme gösteren ve kendisini büyüleyen demiryolu dünyasıyla imparatorluğun en yozlaşmış kurumlarından olan yargıyı karanlık bir cinayet öyküsü üzerinden bir araya getirmeyi tasarlar.

İhtirasın ve suçun sınırında yaşayan karakterleriyle, demiryolunun simgelediği gelişmenin, insanın içindeki hayvani, acımasız ve ilkel yönü yok edemediğini gösteren Zola, toplumun hiçbir kesimini bu keskin eleştiriden muaf tutmaz. İşin kötüsü, adaleti sağlaması gereken yargı, gücün yanında saf tutup hakikate gözlerini yumarak kendi kendisinin karikatürüne dönüşmüştür.

Romanın dramatik gücü sinemacıların da ilgisini çeker, büyük yönetmenler kuşağından Jean Renoir’ın aynı isimle 1938 yılında çektiği film Fransız sinemasının ilk kara filmlerinden sayılır.

Yordam Edebiyat, Emile Zola’nın romanlarını ülkemizin en yetkin Zola çevirmeni Hamdi Varoğlu’nun lezzetli Türkçesiyle okurlara sunuyor.

₺19,20KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
Bir kış gecesinde, gündüzleri kocaman tenekelerin şehrin çöpünü getirip boşalttıkları bir tepenin üstüne, çöp yığınlarından az uzağa, fener ışığında,sekiz kondu kuruldu. Sabah konduların üstüne yılın ilk karı düştü.
Bu sözlerle başlıyor Latife Tekin’in ikinci romanı Berci Kristin Çöp Masalları ve sanayi mahallesiyle geniş bir alana yayılmış çöp sahası arasında bitiveren bir gecekondu mahallesinin hikâyesini dillendiriyor. Bir yanda kırsaldan kente göç ettiği halde eski gelenek ve göreneklerine, söylencelerine tutunanları gözler önüne seren bu kültleşmiş roman, bir yanda da hayatta kalmak, şehre uyum sağlamak, fırsatlardan yararlanmak için yabancılaşanları, yıpranıp yozlaşanları anlatıyor. Hem de büyülü hikâyelerle, ağıtlarla, mânilerle ve tekerlemelerle örülmüş olağanüstü bir üslup, sakınmasız bir göz ve sımsıcak bir şefkatle.
İlk kez 1984 yılında yayımlanan Berci Kristin Çöp Masalları, edebiyat dünyasında büyük yankı uyandırmış, kısa sürede pek çok dile çevrilmiş ve uluslararası bir beğeniyle karşılanmıştı. Muazzam bir hayal gücü, dil ustalığı ve duyarlılığın ürünü olan bu benzersiz metin, Latife Tekin’in başyapıtlarından biri sayılıyor.
₺11,90KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil

20. yüzyılın en büyük şairlerindendir Louis Aragon. Dadaist olarak başlayıp sürrealist olarak sürdürdüğü yazın serüveni, 1927 yılında Fransız Komünist Partisi’ne girmesiyle toplumcu gerçekçi anlayışa yönelir. Bu anlayışın ürünü olan Basel’in Çanları, “Gerçek Dünya” başlığıyla yayımlanan dört ciltlik dizinin ilk romanıdır.

Romanda, burjuvazinin şaşaalı kent yaşamının yanı sıra yoksulların, işçi sınıfının en zorlu yaşam koşulları ve “hem coşturan, hem bezdiren” entelektüellerle örülmüş geniş bir panorama çizilir. Düzenin çok yönlü eleştirisi hâkimdir Basel’in Çanları’nda. Öyküleme ve tarihî motifler paralel akar. Güncel politik ortam ve tarihî olaylar uyum içinde aktarılır.

Sermaye sahipleri, burjuvazi, siyasiler çirkin yüzleriyle sergilenir; çıkarlar söz konusu olduğunda aniden yön değiştiren politik görüşler, grev entrikaları oyunun bir parçasıdır. Bütün pespayeliğiyle politika ve burjuvazi el eleyken aşk, para ve iktidar ekseninde yerini alır.

Yazar romanın akışı içinde ufak ufak çan seslerini duyursa da, Basel’in çanlarını asıl olarak son bölümde duyarız; Basel’deki Büyük Konsey’i, konseydeki Clara Zetkin’i buluruz birden karşımızda:

O gözler ki, tam da Hitler fırtınasının arifesinde, Reichstag Başkanlık kürsüsünden, tıklım tıklım düşman sıralarını bir bir dolaşıp yapılacak işin büyüklüğünü hesaplamışlardır... O gözler ki, gerçekten bu yaşlı kadının gözleriyle, aynı zamanda geleceğin bütün kadınlarının gözleri ve geleceğin gözlerinin gençliğidirler…”

Kalemini “gerçek dünya” ve anti-faşist direniş için kullanan Aragon’un bu eşsiz romanı, Attilâ İlhan’ın şiirsel çevirisiyle Yordam Edebiyat’ta.

₺22,40KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
Portekiz edebiyatının yetkin kalemi Fernando Pessoa’nın ölümünden sonra keşfedilmiş iki diyalog-metin, ilk kez Türkçeye kazandırılan Prensin Ölümü ile Şeytanın Saati bu kitapta bir araya geliyor. 

Dramaturjisi ve teatral dinamiğiyle ön plana çıkan, dramatik yapının adım adım zirveye yaklaştığı metinlerde kişiler sürekli kimlik, kimliklerse yer değiştirir. Zihinlerindeki imgelere dalınır, mitler ve metafizik düşünceler gözden geçirilir, diyaloglar harmonik bir yapıya bürünür. Baş döndürücü bir dinamiğe sahip fragmanlar arasından sızan ölüm sessizliği ve delilik, teatral ruhu koruyan muğlak bir sahnelemeye dönüşür. 

Tarihin ve mitolojinin derinlerinden uzayın derinliklerine, tanrılara ve şeytana uzanan bu yolculuk, şair sıfatıyla anılagelen Pessoa’nın dramaturg kimliğine iade-i itibar kazandırırken, okurunun zihninde de kapılar açıyor.
₺11,20KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil