Müjdat Gezen, 2000’lerin hemen başında kaleme aldığı bu kitabında, geçmiş güzel anları, insanları ve yaşanmışlıkları anıyor. Andıkça anımsıyor, anımsadıkça daldan dala sıçrayarak, deyim yerindeyse ‘’fikri firar’’ ediyor. Andıkları hep mi güzel? Değil. Ama Gezen, kırılsa da gücense de, hakkı da yense ne yapıp edip güzel anmasını, güzel bağlamasını biliyor. Bize anmanın, anımsamanın kinci değil affedici, hırçın değil müşfik yanını gösterirken cümlesini hep şu sözle tamamlıyor: Öyle söyledim ki gülelim.
₺12,00KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
"İyi hekimlik" için mücadele veren tabip odaları birer okuldur. Bu okullarda kimin öğrenci, kimin öğretmen olduğunun belli olmadığı gibi, buralar kimsenin mezun olamadığı, bitmeyen birer okuldur. Bu okulların her kademesinde binlerce hekim gibi yazar A. Özdemir Aktan da bulundu. 2006-2010 yılları arasında İstanbul Tabip Odası Başkanı olarak görev yaptığı dönemde birçok "tarihi" olaya bizzat içinde yaşayarak tanıklık etti. Aslında Türkiye'de gelişen olaylara baktığımızda hepimizin tarihe tanıklık ettiğini ama kolay da unuttuğumuzu görüyoruz. Kimi zaman eğlenceli, çoğunlukla düşündürücü, acıtıcı ve korkutucu olayları/gelişmeleri yazıya dökerken yazar bir boşluğu doldurmayı hedefliyor. Çünkü bizim gibi, yazma geleneği cılız olduğu için belleği zayıf toplumlarda anıların kaleme alınmasının önemli olduğunu düşünüyor.
₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Joyce, Proust ve Kafka ile birlikte modern edebiyatın en büyük isimlerinden biri olan Robert Musil’in efsanevi Günlükler’i nihayet Türkçe’de!

Musil’in, tamamlayamadığı başyapıtı Niteliksiz Adam üzerinde çalıştığı 1929-1941 yıllarını kapsayan Günlükler, bir yandan romanın ilerleyişine bir yandan da yazarın değişmeye başlayan modern dünyayla, yükselişe geçen faşizmle ve en çok da kendisiyle hesaplaşmasına tanıklık ediyor.

Musil’in, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu simgeleyen “İmpkralya” adlı hayali ülke aracılığıyla Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasının kültürel uyuşmazlıklarını, çatışmalarını, güvensizliklerini dile getirdiği Niteliksiz Adam’ın yanı sıra mutlaka okunması gereken eşsiz bir belge. Ahmet Arpad’ın usta işi Türkçesiyle!

“Dün Niteliksiz Adam’ın ikinci cildini uzun uzun gözden geçirdim. Akşam olduğunda müsveddeleri bir kenara kaldırırken kimi bölümlerin başarısız olduğunu görüp hüzünlendim. Bunun nedeni aceleciliğimdi. Yazdıklarımı bir kenara kaldırıp üzerinde bir süre düşünmem gerekirdi. Ulrich’le Agathe arasındaki ilişkiyi daha iyi ve biraz daha dikkatli anlatmalıyım. Yazdıklarım basılmadığı sürece biraz toparlar, sağından solundan biraz kırpabilirim!”

-ROBERT MUSIL-

₺28,00KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
Edebiyat du¨nyasının baş tacı Tolstoy’un en bu¨yu¨k hayranlarından birinin Gandhi olduğunu biliyor muydunuz? Pasif direnişçilerle beraber kurduğu kırsal yaşam topluluğuna “Tolstoy Çiftliği” adını verdiğini? Gandhi’nin Tolstoy’a yazdığı ilk mektubunun nedeninin, onun Hintli bir devrimciye yazdığı, Hindistan’ın özgu¨rleşmesi için tek yolun şiddeti reddetmek ve sevginin yasasına boyun eğmek olduğunu söyleyen mektubunu tercu¨me etmek ve yayımlamak için izin istemek olduğunu? Peki Gandhi mektup yayımlanırken hangi bölu¨mlerin çıkartılmasını istedi? Tolstoy ile Gandhi’nin mektuplaşmalarını okurken, ahlaki mu¨kemmeliyetçilikten ödu¨n vermeden nasıl mu¨cadele edilebileceğini göreceksiniz. Tolstoy’un dediği gibi kesinlikle direnmemek mi, yoksa Gandhi’nin öğu¨tlediği gibi pasif direniş mi doğrusuydu? Bu kitap, kötu¨lu¨ğe karşı direnerek bir hayat su¨rmenin çarelerini arayan bu iki bilge insanın bu yolda birbirine nasıl destek olduğunu merak edenler için…
₺14,00KDV Dahil

Heykelden taşa. Saramago’nun yıllar sonra kendi yazını ve zanaatına dönüp baktığında gördüğü seyrin veciz bir eğretilemesi. Saramago severlerin, okudukları kitapları yerli yerine oturtabileceği bir çerçeve ya da bir izlek önerisi de diyebiliriz.

Bu kitap Saramago’nun 1998’de Torino Üniversitesi’nde yaptığı “Heykelden Taşa” adlı konuşmayı yine aynı yıl İsveç Akademisi önünde gerçekleştirdiği Nobel Konuşması ile birleştirirken, eşi Pilar’ın başlığın öyküsünü anlattığı sunuşu, Fernando Gómez Aguilera’nın derinlikli analizi, yazarın kendi eliyle kaleme aldığı otobiyografisi ve en sondaki albümle birlikte dört başı mamur
bir Saramago haritası çıkarıyor.

₺10,40KDV Dahil
₺13,00 KDV Dahil

“… gazeteciliğin de evrensel kuralları vardır. Ben de meslek hayatım boyunca bunlara bağlı kalmaya çalıştım. (…) En iyi bildiğim şey de gazetecinin tüm iktidarlara karşı bireylerin ve farklı toplulukların ya-nında olması evrensel ilkesini hiç aklımdan çıkarmadığımdır. Ana akımda çalıştığım 12 Eylül ve sonrası dönemlerde de bu ilkeyi hiç göz ardı etmedim.”


Memleket gazeteciliğinin önde gelen isimlerinden Tuğrul Eryılmaz sıkı bir 68’li: O “isyan günleri”nin coşkusunu hep içinde duymuş, Mülkiye günlerinde Hüseyin Cevahir’den Mahir Çayan’a Deniz Gezmiş’e dönemin gençliğinin sahip olduğu “daha iyi bir dünya yaratma” hayalini hiçbir zaman yitirmemiş bir 68’li. Eryılmaz aynı zamanda iyi bir gazeteci: Gazeteciliğin “sessizin sesi olmak” manasına geldiğini bilen, güçlüye karşı eyvallahı olmayan, doğru bildiğinin peşinde giden bir gazeteci.


Tuğrul Eryılmaz, Asu Maro’yla yaptığı uzun söyleşide Türkiye’de ve dünyada 68’li olmanın anlamını, o dönemki arkadaşlıklarını, tanıklıklarını, TRT’den Nokta’ya, Yeni Gündem’den Sokak’a ve Radikal İki’ye gazetecilik serüvenini, tanıdığı onlarca insanı kendine özgü renkli, sivri dilli üslubuyla, hiç sakınmadan anlatıyor.
Bir 68’liyle gazeteciliğin nasıl yapılması gerektiğine dair ders kitabı olarak bile görülebilecek, bir vakitler gazeteciliğin nasıl yapıldığını, günümüzdeyse nasıl yapılamadığını örnekleriyle ortaya koyan keyifli bir söyleşi…

₺23,20KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil

“Hikâye hep aynı aslında doktor. Fakir oğlan, kızı sever. Kavuşamaz. Çaresiz terk eder, ayrılır oradan. Kız başkasıyla evlenir. Oğlan döndüğünde zengin ve güçlüdür. İntikamı korkunç olur. Dünyada tüm filmler hâlâ aynı konuyla çekiliyor. Benim ‘Acı Hayat’ da böyle değil midir Allah aşkına?”

- METİN ERKSAN -


Susuz Yaz ve Sevmek Zamanı gibi iki kült filmin yaratıcısı olan, sinema tarihimizin en üretken ve özgün yönetmenlerinden Metin Erksan hakkında bir küçük kitap…


Ercan Kesal, usta yönetmenin hayatının son demlerine eşlik edişini, onunla arkadaşlıklarını, yaptıkları sohbetleri anlatıyor. Sadece sinema değil, insan halleri, memleket, İstanbul, her şey hakkındaki sohbetleri… Meslektaşlarına ve “sektöre” kızgın, zaten “huysuzluğuyla” maruf ama aklıyla, enerjisiyle hemfikir olmayanlara bile ilham ve can veren bir adam. Kesal, Erksan’ı adeta bir roman kahramanı gibi tasvir ediyor.


Kitabın sonunda Erksan’la yapılmış son mülakat yer alıyor - Sevmek Zamanı üzerine.
Ercan Kesal, “Abim, dostum, yad ellerde babam, arkadaşım, şahidim, hastam, hocam ve ustamdı” diyor Erksan hakkında. Bu kitap, aynı zamanda bir yarenlik, bir dostluk, bir muhabbet hikâyesi.

₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Bir yaşam bu, özyaşam...

Bu güzel yaşamda benim pek çok dostum oldu. Bunların kimiyle birlikte çalıştım, kimi bana ustalık, öğretmenlik etti.

Bunların çoğundan özyaşam ciltlerinde söz ettim. Kiminin birer de bu portreler içine öykülerini koydum. Özyaşam’da söylediklerimi burda pek söylemedim. Zorunluk olmadıkça yapmadım bunu. Bu insanların gönlümde büyük yeri olduğu için öykülerini biraz geniş vermek istedim. Özyaşam’da yeterince geniş anlattıklarıma bu ciltte yeniden yer verme gereği duymadım.

Bunlardan kiminin ayrıca birer portresini yazmamın gerekçesini özetlemek isterim: Güzel öyküleri, örnek yanları var. Onlara gönül borcum var. Kendilerinden çok yararlandım daha geniş okur katında tanınmalarında yarar gördüm.

Fakir Baykurt

₺25,50KDV Dahil
₺34,00 KDV Dahil

Anna Karenina, Savaş ve Barış gibi görkemli başyapıtların yazarı Lev Nikolayeviç Tolstoy, hayatının son günlerini huzur içinde geçirmek amacıyla 1910 yılının soğuk bir sonbahar günü, meçhul bir yöne doğru trenle yola çıkar. Evinden, kırk sekiz yıllık karısından, on üç çocuğundan ve gazetecilerden kaçarken yanına sadece en sevdiklerini almıştır. Bu zorlu ve sıkıntılı yolculuk Astapovo İstasyonu’nda son bulur. Son İstasyon, Tolstoy’un karısı Sofya Andreyevna’nın, doktorunun, çocuklarının, can yoldaşı Çertkov’un ve sekreteri Bulgakov’un günlüklerinden ve mektuplarından yararlanılarak, tarihi gerçeklere dayandırılarak yazıldı. Kendisini hüzünlü bir son bekleyen ünlü yazarın hayatının son yılına, başarılı bir kurguyla, bu kişilerin gözünden bakan roman, Tolstoy’un dünya görüşünün, ideallerinin, aşklarının ve hayal kırıklıklarının derinine iniyor. Yalnız ‘yazar Tolstoy’u değil, ‘insan Tolstoy’u da acıklı ama gerçekçi biçimde tanıtıyor.

Son İstasyon, başrollerini Christopher Plummer ile Helen Mirren’ın paylaştıkları iddialı bir prodüksiyonla beyazperdeye de aktarıldı.

“İncelikli bir başyapıt.”

-Times Literary Supplement-

₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

Bu kitap, heykelden resme, mimariden şiire pek çok alanda eser vermiş, Rönesans denilince akla gelen birkaç isimden biri olan bir sanatçının, Michelangelo'nun seçme mektuplarından oluşmaktadır. Kimi mektuplar son derece sıradan, gündelik hayata dair konularda yazılmış olmakla birlikte, sanatçının yaşadığı dönemle ve sanatıyla bağlantılı bazı ilginç bilgilere de satır aralarından ulaşmak mümkün. Bu yönüyle mektuplar, herkes kadar sıradan ve elbette ölümlü olan bir “beşer” ve aynı zamanda sanatında deha seviyesinde olan bir sanatçının dünyasına nüfuz edebilmemize imkân sağlıyor.

Döneme ilgi duyan, Michelangelo'yu biraz daha yakından tanımak isteyen okurların, Attilâ Tokatlı'nın özenli çevirisi olan bu mektuplarda pek çok şey bulacaklarını tahmin ediyoruz.

₺9,00KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil

Beyoğlu’nda bir dönemin panoraması...

Beyoğlu, 19. Yüzyıl ortalarında Avrupa devletlerinin sefaret saraylarının inşa edildiği bir bölgeydi. İstanbul’a gelen Levantenler de bu dönemde Beyoğlu’na yerleşmeye başladı. Bu yoğunlaşma sonunda, “Grande Rue de Pera” ve çevresi bir Avrupa semtine dönüştü. Batı tarzı pasajlar, oteller, balohaneler, birahaneler, pastaneler, tiyatrolar ve sinemalar ilk kez Beyoğlu Caddesi’nde sıralanmaya başladı. Caddenin tam ortasında yükselen Naum Tiyatrosu, Avrupa’daki önemli opera yapılarından biri haline geldi. Zaman içinde Beyoğlu, Osmanlı Devleti’nin çağdaş dünyaya açılan penceresi oldu.

Araştırmacı yazar Turan Akıncı, Beyoğlu’nda yaşanmış olayları, döneme damga vurmuş kurumları, yapıları, ünlü aileleri, mimarları ve sokakları ayrı ayrı başlıklar altında sunuyor.

₺33,75KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil

Turgut Uyar’ın 1978-1984 yılları arasında Elele der¬gisinde yayımlanan kitap tanıtım yazıları ve söyleşileri ilk kez bir araya getiriliyor. Yayın çeşitliliği arasında kalmış okura seçeceği kitaplar konusunda yardımcı olmayı amaçlayan Uyar, dönemin önemli şair ve yazar¬ları hakkında öne sürdüğü yorumlarla dikkat çekiyor. Aylık bir “okuma güncesi” olarak nitelendirilebile¬cek yazılarında, Melih Cevdet Anday, Yaşar Kemal, Adalet Ağaoğlu, Cemal Süreya, Edip Cansever, Sevim Burak, Selçuk Baran, Ahmet Oktay, Orhan Pamuk gibi yazarların “yeni çıkan” kitaplarını ele almanın yanı sıra yayıncılık sorunlarını, edebiyat ödüllerini, edebiyat dergilerini de değerlendiriyor. 

Turgut Uyar’ın “tadla okun[masını]” istediği kitaplar için kaleme aldığı yazılar, pek bilinmeyen başka bir yönünü daha görmeye imkân sağlıyor. Uyar’ın şair kimliğinin yanında, kendisi kabul etmese de, “eleştir¬men” gibi yazdığını Bir Şiirden sayesinde görmüştük. Elele Okuyalım’da bir araya getirilen yazılar ise, Uyar’ın yayın dünyasını neredeyse günü gününe takip eden “sıkı okur” olduğunu gösteriyor. 

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Altın dönemini yaşayan Rus Edebiyatı’nın “sahne arkasına” atılan kısa fakat hayli bilgilendirici bir bakış.
Maksim Gorki Tolstoy’dan Anılar’da ünlü yazarın ağır hastalığıyla iyileşmesi dönemine ilişkin gözlemlerini aktarıyor. Canlı anlatımı ve geleneksel yüceltme yaklaşımının dışına çıkması nedeniyle Gorki’nin başyapıtları arasında yeralan bu kitap, Tolstoy’un Dostoyevski ve Çehov gibi bazı öne çıkan Rus yazarlar hakkında düşüncelerinden kesitler de içeriyor.
İnanç da sevgi gibi, biraz yiğitlik, biraz gözü peklik ister. İnsan kendi kendine ‘inanıyorum’ derse olur biter; o zaman her şey gönlünüzce görünür, açıklanır, sizi kendine çeker. Nitekim çok seviyorsun; inanç da daha büyük bir sevgidir ancak: Daha da çok sevmelisin, o zaman sevgin inanca dönüşür. İnsan bir kadını severse, o kadın doğrudan doğruya yeryüzünün en iyi kadını olur. Herkes en iyi kadını sever, bu inançtır işte.
₺4,50KDV Dahil
₺6,00 KDV Dahil
Büyük ilgiyle karşılanan Babamın Eczanesi’nin yazarı Akın Çubukçu’dan yeni bir kitap… 
Anı türündeki bu kitapla, bir akademisyenin rehberliğinde, Hacettepe Üniversitesi ve Eczacılık Fakültesi’nin kuruluşuna gidiyor, Türkiye’nin 50’li yıllardan 80’li yıllarına kadar uzanan çalkantılı dönemine tanıklık ediyorsunuz. 
Bir akademisyenin doktora ve doçentlik tezi mücadelesinin arka planında, öğrenci olaylarına, eylemlere, boykotlara, banka soygunlarına, yargı süreçlerine, darbelere, dostluklara ya da haksızlıklara, kısacası insanların güzellik ve alçaklıklarına tanık oluyorsunuz. 
Bir zamanların en katılımcı, en özgürlükçü ve en demokratik üniversitesini kurma arayışındaki “Hocabey”’in yani Prof. Dr. Ihsan Doğramacı’nın kendi ilkelerinin karşısında nasıl bir tavır almış anlayamıyorsunuz! Ya da çok iyi anlıyorsunuz! 
Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Doç. Dr. Bedrettin Cömert, Arkadaş Z. Özger, Prof. Dr. Ekrem Sezik, Sedat Veyis Örnek, Cahit Külebi, Aydın Çubukçu, Hikmet Çiçek, Ertan Günçiner, Prof. Dr. Kamil Pınarcı, Fikret Otyam, Yılmaz Gümüşbaş, Prof. Dr. Ihsan Doğramacı, Halim Yağcıoğlu, Asım Tanış, Prof. Dr. Çetin Özek, Prof. Dr. Nevzat Toroslu, Prof. Dr. Yüksel Ersoy, Prof. Dr. Yücel Kanpolat, Prof. Dr. Gürler Iliçin, Hasan Hüseyin Korkmazgil sarsıcı öyküleriyle anıların içinden geçip gidiyorlar. 
Hacettepe Eczacılık Nerede? Aslında bir aydının ülkesini, akademisini, insanlarını ve güzellikleri arayışının sarsıcı öyküsü.
₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
“Sırlarım acıdan ağlar örer, kendi kayboluşlarım sende dursun isterim/ Ağladım senin için ilk defa, elimde parçalanmış bir hayat var aslında şarkısını söyledi. Lösemili çocukların gözlerinin içi gülüyor, doktor ve hemşireler ağlıyordu.” 

“Müthiş huzur dolu bir ortam hissettik. Yukarı Meryem Ana’ya vardığımızda, sanki melekler ordusu gibi ahenkli güler yüzlerle karşıladılar, herkes sıcacıktı.” 

“Bob Geldof gibi, U2’nun Bono’su gibi, Sting gibi duyarlı, dünya için ve içindekiler için kaygı ve sorumluluk duyan bir adamdı. Türkiye’de böyle içteni çıkmadı, bu yönünü herkes bilmeli.” 

“Az yatmamıştı balık kokulu ağların üstünde sabaha kadar.” 

“Abi mantarların ucunu eğer karıncalar kemirmişse o mantardan zarar gelmez, zehirsizdir. Ama eğer yenmemişse oturup düşünecen, kırmızımsılardan uzak duracan...” 

“Bodrum Kalesi’ni gezmek istedi ertesi gün. Orada iki sene sonra gezegene veda konserini vereceğini nereden bilebilirdi?”
₺13,50KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
Ülkücü Hareketin iki başbuğu Alparslan Türkeş, Yılma Durak ve en başta gelen ideologlarından Nevzat Kösoğlu hakkında hiçbir yerde duyamayacağınız çarpıcı anı ve tespitler… Hak ve Eşitlik Partisi (HEPAR)’nin kuruluşundan bitkisel yaşama giriş aşamasına dek olup bitenler ve Osman Pamukoğlu’na dair çok özel tespitler… 
Ergenekon tutuklamaları ve davaları sırasında Doğu Perinçek’e verilen yürekli köşe yazısı destekleri, Silivri mektupları… 
1968-1985… Siyasal ve toplumsal açıdan çalkantılı, boğuşmalı, acılı yıllar… Bu yıllarda devletin istihbarat örgütü yalnızca istihbarat mı topluyordu acaba? Yoksa bu çalkantıların, boğuşmaların, yönlendirici ve kışkırtıcı tarafı mı oluyordu? Bu taraf olmaları fark edip karşı duranlara neler oluyordu acaba? Yazarımızın bu konuda yaşadığı ilginç öyküleri, anıları ve mağduriyetleri var. Yıllar sonra onları işte bu kitapta anlatmakta. 
Ve 1950-1960 dönemi… O günün milli emniyetinin bir ajanı… O günkü iktidarın ve müesses nizamın tehlike gördüklerinin yanlarına sokulmuş, bunlar hakkında elde ettiği bilgileri jurnaller halinde bildirmiş yetkililere. Sonra da bu jurnalleri dosyalamış. Bu dosya yıllar sonra yazarımızın eline geçmiş. O belgeleri de bu kitapta bulacaksınız. Bu jurnallerde ünlü isimler var: Nâzım Hikmet, Kemal Tahir, Cemil Meriç, Necip Fazıl gibi… 
1925 yılında Erzurum’da meydana gelen “şapka isyanı”… Yazarımız daha çocuk çağında, bu isyanda, babası asılan acılı ve cumhuriyete öfkeli biriyle , o isyanın delikanlı yaşında tanığı olan bir diğer kişiden birebir elde ettiği özel bilgileri de okurla paylaşıyor. 
Hem Türkiye, hem Türk Dünyasından önemli şair ve yazarlarla, edebiyat tarihine geçecek çarpıcı ve tatlı yaşanmışlıklar… Erzurum’dan yazarın gençliğinde tanıdığı Türkiye çapında da isim yapmış ilginç isimler: Teyyo Pehlivan, Naim Hoca, Raci Alkır, Mükerrem Kemertaş, Âşık Yaşar Reyhani…
₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
Zafer Çarşısı’ndaki sohbetlerimizden birinde biraz da biz gençler, 
“kendi kuşağının yaşadığı acı ve zulümleri” yaşamayalım diye onca 
ezaya, cefaya katlanmış olduklarını söylemişti. Sonra benzer sözleri 
mektuplarından birinde gördüm. “Zaten yaptığımız ne ki? Kimsenin 
karnında açlığı, ayağında yalınlığı ve sırtında çıplaklığı kalmasın diye 
ömrümüzden bir parça vermek. Hepsi bu...” 
1927 yılının bir Nisan günü Diyarbekir’in taş evlerinden birinde doğar; 
Siverek’ten, Afyon’dan geçen yolu Ankara’ya dek uzanır. Şiire vurulur, 
onunla var olur. Mahpusta şiiri konuşur, sevdada her daim onun şiiri 
çağırılır. Dostluk, değerbilirlik onun can damarıdır. Şahdamarı da 
yurdu… Ne de olsa “eşkıya kanı” taşır, sevdiğinin dahi saçlarına “kan 
gülleri” takar… 
Sadece Diyabekir’in değil tüm halkının abisidir Ahmed Arif. 
Şeyhmus Diken, Ahmed Arif’in bilinenlerinin yanı sıra dostlarının 
dağarcığında kalmış hatıralarını da dile getirdiği kitabında şairin 
hayatının izini sürüyor, satır aralarında onun sesini işitebileceğimiz bir 
anılar manzumesi sunuyor. 
Hasretinden Prangalar Eskittim’in yayımlanışının 50. yılı anısına, özel 
bir kalemden özel bir kitap...
₺12,40KDV Dahil
₺15,50 KDV Dahil

Refik Durbaş Edebiyat Anılarda Yaşar’da edebiyatın hazine sandığını açıyor. İnce Memed’den Bekçi Murtaza’ya roman kahramanları; Ahmet Mithat’tan Yaşar Kemal’e, Tevfik Fikret’ten Can Yücel’e yazarlar, şairler Cağaloğlu kaldırımlarında arz-ı endam edip aşk, tütün, alkol, yoksulluk, hüzün ve her şeye rağmen yaşama sevinci kokan hikâyelerini anlatıyorlar. 

“Can Yücel, BBC’nin Türkçe Yayınlar Bölümü’nde spikerlik yapacaktır. Spikerlik, Nâzım Hikmet’in ölümüne kadar sürer.3 Haziran 1963’te Nâzım’ın ölümünü BBC’de okumak ona nasip olacaktır. Ve Nâzım’dan ayrılmanın acısını sunturlu bir küfürle süslediğinden o an işine son verilecektir BBC’de.”

₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

Üç ayrı şehirde geçen çocukluk...

1949’da, İTÜ’de, İstanbul Yüksek Tahsil Gençlik Derneği’ne üyelikle adım atılan siyasi mücadele

yılları... 1951 tevkifatı... Harbiye, Sultanahmet cezaevleri...

6-7 Eylül... Mücadeleyle kazanılanlar, kazanırken verilen kayıplar, izler, geriye kalanlar… Dostlar… İnşaat mühendisliği alanında profesör olmaya varan akademik bir kariyer…

İnşaat Mühendisleri Kongreleri, 12 Eylül öncesinin siyasi cinayetleri...

1974’ten bugüne eksilmeyen Bodrum zamanları…

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
“Ben, birinci el olarak edebiyat tarihine vesikalar bırakmak arzusuyla ancak gözlerimle gördüklerimi, kulaklarımla işittiklerimi gerçeklere sadık kalarak yazıyorum. Nâzım’ın kişiliğinde evvelce de belirttiğim gibi hem siyaset hem şairlik vardır. Bunlar birbirlerinden pek ayrılmazsa da bu kitapta elbette ki şairlik niteliğini özellikle belirtip siyaset yeteneğini gölgede bıraktım. İncelemeyi şairlik açısından yürüttüm. (…) Benim bu kitabımda, yaşadığım devirdeki gizli ve açık, sosyalist ve komünist faaliyetleri konu dışı bırakılmıştır. Ya da Nâzım’ın şair kişiliğini belirtmek için gerektiği kadarı ele alınmıştır.” 
Türk şiirinin “dünyaca” ünlü şairi Nâzım Hikmet’i; onunla aynı okul sıralarında okuyup aynı maceralara atılan, Milli Mücadele döneminde birlikte önce Anadolu’ya oradan Sovyetlere geçen, sefayı da cefayı da (ama en çok cefayı) beraber çeken, hatta gerektiğinde şairi sırtında taşıyan “yoldaşı” Vâlâ Nureddin anlatıyor. 
Sonrasında yazılan bütün kitaplara “kaynak” olan ve herkesin önemini teslim ettiği Bu Dünyadan Nâzım Geçti’de Vâ-Nû, çocukluğundan mahpusluğuna, birinci elden tanıklıklarla Nâzım’ın tüm yönleriyle ve derinlemesine portresini çiziyor.
₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Doğan Hızlan’ın edebiyatımızın tanınmış isimleriyle yaptığı radyo ve televizyon sohbetleri ...Yazı Kalır’da bir araya geliyor. Bazıları artık aramızda olmayan yazar ve şair dostları, Doğan Hızlan’a kendi hikâyelerini anlatıyor, ilham aldıkları eski ustaları açıklıyor, yazdıkları kitapları tartışıyor.

 

...Yazı Kalır, Doğan Hızlan ile “yol arkadaşlığı” yapan, Türk edebiyatında iz bırakmış isimlerin kitabı. Edebiyatımızın uğradığı durakların, edebi akımların, eleştirilerin, değişimlerin hikâyesi. Belgesel niteliğindeki kitap anılarda bir gezinti. Yazarları daha iyi tanımak, eserlerini daha iyi anlamak için bir rehber. Onların sesleri ve sözleri kaybolmasın, uçup gitmesin, hak ettiği gibi edebiyat tarihindeki yerini alsın diye...

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺31,50KDV Dahil
₺42,00 KDV Dahil
Vatandaş Berzinš, bir taraftan eski bir oyunu her yönüyle güncellerken 
diğer taraftan keskin bir ironiyle bürokrasinin mıcır dolu çıkmaz 
yollarını makaraya sarıyor. 
Hakkı Kurtuluş, Melik Saraçoğlu ve 
Deniz Arslan her sayfasında sarmalı daha da genişleyen bir kolektif oyuna imza atıyor.
₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
İsmail Bozkurt, direniş ve mücahitlik yıllarını(1955-1968) kaleme aldığı ve bu dizidenyayımlanan Zirköy’den Mermertepe’ye kitabınınardından anılarının bu cildinde çocukluk ve 
ilkgençlik yıllarını anlatıyor. 
Çocukluğu Türkler ile Rumların yan yanayaşadığı Güney Kıbrıs’ın Lârnaka ilçesine bağlı 
Boğaziçi/Aytotro köyünde geçen Bozkurt, buyılları geniş bir perspektiften ele alıyor. Köyününinsanlarından Rum komşularına; bayramlardandüğünlere; geleneksel yemeklerden geçimkaynaklarına kadar ayrıntılarıyla anlattığıanılarında Kıbrıslı Türkler’in yaşamlarına 
tanıklık ediyor.
₺21,00KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

 Döneminin önemli mütefekkirlerinden, yazarlarından, araştırmacılarından biridir Midhat Cemal Kuntay. Daha çok Üç İstanbul isimli romanından biliriz onu. Kuntay’ın tek romanıdır o, üstelik! Şairdir, biyograftır, araştırmacıdır, antoloji hazırlamıştır. Bir de bu, Türkiye’deki ilk edebiyat anketi onun elinden çıkmıştır.

 

Abdülhak Hâmid Tarhan’dan CenabŞahabeddin’e, Halide Edib Adıvar’dan Yusuf Akçura’ya dönemin yazarlarıyla yapılmış bu anket, bir daha hakiki “keşif” olarak, Everest Keşif dizisinden neşrediliyor. Hem bir “ilk”i tashih ediyor bu kitap, hem de dönemin yazarlarının entelektüel ilgilerinin ne denli şaşırtıcı olduğunu gözler önüne seriyor.

 

“Türk edebiyatında yazara yöneltilmiş sorulardan oluşan anket/soruşturma/röportaj türü çalışmaların ilk örneği olarak Ruşen Eşref Ünaydın’ın 1918’de yayımladığı Diyorlar ki adlı kitabı gösteriliyor. Oysa ondan çok daha önce yola çıkan biri var. Midhat Cemal Kuntay, 1909’dan itibaren dönemin tanınmış yazarlarına edebî kimliklerini kendilerinden öğrenmek amacıyla birer anket formu gönderir. Ancak her nedense gelen cevapları yayımlamak için 1919’a kadar bekler. [...] “Tahkikat-ı Edebiye Sütunları”na gönderilen cevaplar edebiyat tarihimiz için önemli bir belge niteliği taşımaktadır. Anketin asıl amacı da günün okurunun ilgisini çekecek bir dizi hazırlamak değil, geleceğin edebiyat tarihçileri adına birinci elden çeşitli bilgiler derlemektir. Servet-i Fünûn’da yayımlanırken bütün cevapların başına eklenen paragrafta, eski edebiyatın bu konudaki eksiğine eleştirel bir bakışla işaret edildiği gibi bu çabayla ulaşılmak istenen hedef de ortaya konur.”

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Dar Bir Çember İçinde, Behçet Necatigil’le Kâmuran Şipal’in 1948-1972 yılları arasında birbirlerine yazdıkları 32 mektuptan oluşuyor. 
Yaşamlarının, yazı ve çeviri uğraşlarının, edebiyat anlayışlarının yanı sıra dönemin edebiyat ortamının ipuçlarıyla, dahası giderek güçlenen bir dostluğun izleriyle dolu mektuplar, onların kişiliklerini yansıtan birer belge. 

Yazılmadan kaldı bazı şeyler, gene de yazılmış kadar oldu. 
Geldim, gelmek bir mecburiyeti yerine getirmek, bir şey ümid etmekse. İnsan bir yere giderken bavuluna bütün odasını, sası-durgun havasını, değişmez alışkanlıklarını koyabilmeli; olduğu gibi onlarla gelebilmeli. Yoksa– İlk günden gözümde tütmeye başladı tozlu penceresi, yükünü almış kitap ve kâğıtlarıyla odam, yılları paylaştıklarım. Hangi şartlarda olursa olsun gidip gelmeleri, ayrılışları göze alanlar yiğitleşti gözümde. 

*Kapak fotoğrafı: Kumkapı, 6 Nisan 1974 (Necatigil Arşivi)
₺9,00KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil
“Naçar, yorgun, hapsedilmiş bir kabına sığmazlık... Bunun için en çok 
geceleri çöreklenir yüreğine insanın, tüm gerçekliğiyle ve en yoğun 
bir yaşamak ağrısı... (…) Geceler, elle tutulacak denli somut ve yoğun 
yaşam zamanlarıdır, tutsakken ve şiirini, şarkılarını, yitik duygularını 
aramaktayken nafile bir çabayla yüreğinin derin boşluklarında. (…) 
Gecelerle birlikte bir ömürdür akıp giden, ömürlerdir, güneşli mavi 
gelecekler aşkına yaşanmış ömürler...” 
Cafer Solgun, 12 Eylül dönemindeki uzun mahpusluğunun ardından, 
“Kürt sorunu” gündeminin belirleyiciliği altında yaşanan 1990’larda 
bu “sınavı” bir kez daha göğüslemişti. Solgun bu kitabında, yaklaşık 
on yıl boyunca Van, Muş, Diyarbakır, Adıyaman, Antep, Bursa ve 
Kaman hapishanelerinde yaşadıklarını, gözlediklerini, düşündüklerini, 
hissettiklerini hikâye ediyor. Fonda, dönemin yüklü gündemi… 
Bazen “Mahpusluktur, bazen olur… denen türden bir sıkıntı”... Bazen 
mizah... Bazen gündeliğin öğütücülüğü… Bazen kıyasıya mücadele… 
Siyasîler ve adliler… 
Mahpusluk yaşantısının içinden, genel meselelere dair gözlem ve 
düşüncelerini de aktarıyor Solgun. Sözgelimi, “‘örgüt’ün kendisini 
‘devlet’ yerine koyan bir anlayışla hareket etmesinin” trajikomik 
sonuçlarını, özgürlüğün gündelik pratikteki anlamını ve daha birçok 
şeyi tartışıyor. 
Solgun’un bu kitabı, 80’lerdeki mahpusluk deneyimini aktardığı 
Demeyin Anama İçerdeyim’le birlikte ele alındığında, 12 Eylül dönemi 
ile 90’ların koşullarının, hapishane yaşantısı ve ceza infaz rejimi 
bakımından etkileyici bir mukayesesi.
₺36,00KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil
Kimdir Bolşevik Hayri? 
Bolşevik Hayri bir roman kahramanı değil! 
Etiyle, kemiğiyle, kanıyla devrimci hareketin yarattığı bir komünist! 
Hayatını içinden çıkıp geldiği insanlar kadar, hiç görmediği, tanımadığı insanların kurtuluşuna adamış 78 kuşağının bir neferi! 
12 Eylül 1980’nin zindanlarında çeliğe su verenlerden! 
Darbecilerin dayattığı tek tip elbiseye İstanbul’un dondurucu soğuğunda don gömlek kalarak cevap verenlerden! 
Teslim Olmayı kabul etmeyen, açlık grevi türküsü söyleyenlerden! 
Yarayı derin yerinden alanlardan! 
Yoldaşlığın değerini bilenlerden, yoldaşlarını satmayanlardan! 
Mehmet İnanç Turan
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Bu kitap, Altan Öymen’in “anılı kitaplar”ının beşincisi... Öymen, şimdiye kadarki kitaplarında, Türkiye’de ve dünyada 1930’lu yıllardan 1960’a kadar yaşanan olayları, kendi anılarıyla birlikte anlatmıştı. Bundan önceki kitabı ...Ve İhtilal’de ise, 1960 Mayıs’ı öncesindeki gelişmeleri yazmıştı. Bu kitapta da o gelişmelerin sonunda gelinen “askeri yönetim” döneminde yaşadıklarımız var. 27 Mayıs öncesindeki son gösteriler... Ankara’daki 555K olayı... Devlet protokolünün ilk üç sırasındaki siyasetçiler ile Kızılay’daki gençlerin karşılaşması... 21 Mayıs Harbiye Yürüyüşü ve sonuçları... Menderes’in ünlü İzmir gezisi...Eskişehir’deki ihtilal gecesinin olayları... Ve 27 Mayıs’tan sonraki askeri komitenin kuruluş hikâyesi... Gelişmelerin akla getirdiği sorular: İhtilalciler kendi aralarında anlaşabilecekler mi? Birbirleriyle kavga mı edecekler? Ordudaki ve üniversitedeki tasfiye hareketlerinin sonuçları ne olacak? 401 sanıklı davada kararlar nasıl çıkacak? Ve Kurucu Meclis çalışmaları... Yeni anayasa ve “hemen seçim” hedefine zamanında ulaşılabilecek mi?.. O soruların sonuçları... Ve Türkiye’nin 9 Temmuz 1961 günü halkoyuyla onaylanan çağdaş anayasasının “idam cezası” yanlılarının gayretleriyle nasıl “etkisiz” hale getirildiğinin hikâyesi...Hepsi ve daha fazlası bu kitapta...

₺36,75KDV Dahil
₺49,00 KDV Dahil
Sevinç Çokum, İskele Gazinosu'nda bizi öncesi ve sonrasıyla 1960'ların İstanbul'una götürürken dönemin ruhunu, heyecan ve tutkularını nostaljik bir havayla değil de her defasında kendini yeni okumalara açan bir anlatıyla kaleme alıyor.
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Kumrucum, bugün bir yanlış anlaşılma olmuş. Kumrucum, otur bir dinle... Kumrucum, neden oturmuyorsun? Ben bu kızı tanımam etmem. Niyeti bozuk bu kızın. Allah bilir sana yalan yanlış ne anlattı, sen de inandın. Bize kesinlikle nazar değdi. Zaten öyle olsa burada neden durayım. Onu sevsem ona giderdim. Sen beni burada zorla mı tutuyorsun? Lütfen bir şey söyle! Ben ne yapıyorsam sizin için. Senin için, çocuklarım için. Ben bir fedakârım, ben bir cefakârım... Bir komploya kurban gittim... Kumrucum, anlıyorsun değil mi? Çocuklarım olmadan, sen olmadan ben ölürüm... Şevket konuşuyor Kumru dinliyor. İkisinin büyük aşkı önce evliliğin törpüsünden geçti, sonra aldatmayla duvara tosladı. Bakalım evlilikleri bu sınavı geçecek mi? Aşk (kaldıysa) her şeyi affedecek mi?

Ergen Erkekler Yalnız Kadınlar’da Aynur Tartan bir aşkın, bir evliliğin anatomisini çıkarıyor. Şimdiye dek denenmemiş bu kurguda ona alanında yetkin dört uzman, psikolog Perran Söğütlü, nöroloji uzmanı Timur Yılmaz, psikolog, aile ve evlilik danışmanı Serhat Yabancı ve psikoterapist Başak Tokatlıoğlu yorumlarıyla eşlik ediyor.

₺13,50KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

Bir yaşam bu, özyaşam...

Anımsayacaksınız, 1965–71 yılları arasında bir TÖS vardı. Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın kısa adı böyleydi. Okulların “Uyu uyu yat uyu!” diye derse başlamasına karşı çıkıyor, “Uyan Alim, uyan Gülüm!” denilmesini istiyordu.

Bu kadar değildi elbet; öğretmenler adına eğitimin yönetimine katılıp onu yurdun ve halkın yararına çevirmek çabasındaydı.

TÖS, 1961 Anayasasına göre kurulmuştu;  o anayasa 1971’de askersel darbeyle kaldırılınca TÖS uzun yargılamadan geçerek aklandığı halde, öbür kamu personel sendikalarıyla birlikte kapatıldı.

Yurdumuzun ovasından, dağından yalımlar gibi geçen TÖS’ün güzel öyküsü içinde yer aldım. O nedenle özyaşam kitaplarım arasına onun öyküsünü de kattım. Emdiğim sütün, yediğim ekmeğin karşılığıdır bu; görevimdir.

₺31,50KDV Dahil
₺42,00 KDV Dahil

Ecevit’in Anıları, gazeteci Mehmet Çetingüleç’in Bülent Ecevit’le vefatından önceki son 3 yılda yaptığı söyleşilerden oluşmaktadır.

 DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetini ABD mi yıktı?

 ABD Kürt gruplarını neden Türkiye’ye tercih ediyor?

 Amerikalı ve İngiliz istihbaratçılar Ecevit’i nerede, nasıl sorguladı?

 ABD neden Türkiye’yi bombalayıp NATO’dan çıkarmakla tehdit etti?

 12 Eylül darbesinin arkasında ABD mi vardı?

 Atatürk’ün Musul vasiyeti Ecevit’e nasıl ulaştı?

 Kuzey Irak için ne önerdi?

 Anayasa kitapçığı ikinci kez nasıl fırlatıldı? Ecevit ve Sezer nasıl barıştı?

 Ecevit, kontrgerillayı deşifre edince başına neler geldi?

 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda hangi taktiği uyguladı?

 Arafat, Ecevit’i neden kaçırmak istedi?

 Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı kurtarmak için ne yaptı?

 Kürt asıllı olduğunu ne zaman, nerede öğrendi?

 Tarikatlar, din ve sol siyaset konusundaki yorumu neydi?

 MHP hakkında ne düşünüyordu?

 Erbakan, Demirel ve Evren hakkında ne söyledi?

 Kendisine âşık olan kadına ne dedi?

 Rahşan Ecevit’e nasıl evlenme teklif etti?

“Sayın Çetingüleç, her şeyi size anlattım. Artık anılarımı yazmama gerek kalmadı.” Bülent Ecevit

₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
Kansere yakalanmış birinin hastalığı boyunca tuttuğu bir günlüğü okumak insanın içini mutlulukla, umutla, hayata, bütün canlılara, rüzgâra, denize, gökyüzüne karşı coşkuyla, aşkla doldurur mu? Yazan Fatih Erkoç ise sorunun cevabı evet olur. Şarkılarıyla, besteleriyle, yorumuyla milyonların gönlüne taht kuran, her birimizin kulağında sesiyle gürül gürül hayat bulan Fatih Erkoç, yakalandığı kansere nasıl çelme attığını anlatıyor günlüğünde. Öyle bir günlük ki bu, samimiyetin de bir adım ötesine geçmiş, sayfaları herkese açık.
₺13,50KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
Çağımızın sancılı ve tutkulu düşünürü Cemil Meriç, titizlikle derlenmiş söyleşileriyle bu defa yazmıyor, konuşuyor. Bu konuşmalar, onun fikirlerinin yanı sıra kişiliği ve özel hayatıyla ilgili ipuçlarını da ele veriyor. Cemil Meriç'in bilge sesine kulak verin. 
Antakya Lisesi'nden bir adam çıkıyor ve yalnız Avrupa Kültürü üzerinde değil, Hind kültürü üzerinde de, sadece Batı klasikleri üzerinde değil, bizim klasiklerimiz üzerinde de hakkaniyetle durarak önümüze cömert kapılarını açıyor kültür ve düşünce dünyasının. Balzac ile İbn Haldun kol kola onda. İhvan-ı Safa, adeta risalelerini yeniden yazıyorlar onun kalemiyle. Ali Şeriati ve Bediüzzaman Said Nursi de, Victor Hugo ve Proudhon da, Marx ve Weber de, Tevfik Fikret ve Mehmed Akif de beraber, dostça geziniyorlar onun binbir çiçekle müzeyyen bahçesinde. Clslubunun şimşeğinden yayılan kıvılcımlar atom parçaları gibi sayfaların arasına dağılıyor, sloganikmiş gibi görünen hikmet ve arzu yüklü cümlelerle soluğu alıyor ve yazılarını içenlerin kanına karışıyordu birkaç dakikada. Sonra damarlardan patlama sesleri duyuluyordu içten içe. İşte bu, halis muhlis Cemil Meriç üslubunun ta kendisiydi. 
Mustafa Armağan
₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
“Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkündür.” Bu ve buna benzer pek çok özlü sözün sahibi Sakallı Celâl. Ne yazık ki, ardında hiçbir yazılı eser bırakmadığından bu sözleri ancak tanıkların, tanışıkların gözlem ve duyumlarından aktarabiliyoruz. Salt akıl dolu sözleriyle değil ama, yaşantısıyla, duruşuyla, ödünsüz, müdanasız tavrıyla başlı başına “sivil” bir karakter Sakallı Celâl. Bugünlerde çokça eksikliğini hissettiğimiz, doğru bildiğinden asla şaşmayan idealist aydın tipinin en saygın örneklerinden biri. İkbal değil kendini arayan münzevi bir bilge. Sabahattin Ali’den Melih Cevdet’e, İlhan Selçuk’tan Haldun Taner’e birçok yazarın zihninde yer etmiş, menevişli hikâyesiyle bir garip adam
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Yolculuklar bana zevk verir. Bu zevkte varacağım hedefin zevki dahil değildir. Yolculuk, bu bir yerde durmadığını, hareket ettiğini bilmek şuuru, bu bir yere bağlanıp kalmaktan kurtuluş başlı başına tatlı bir şeydir.”

Sabahattin Ali

Yapı Kredi Kültür Sanat, 13 Şubat – 27 Nisan tarihleri arasında önemli bir edebiyat sergisine ev sahipliği yapacak. Küratörlüğünü Sevengül Sönmez’in yaptığı “ŞEHİRLERE ALIŞAMADI  -  Sabahattin Ali’nin Şehirleri“ sergisi, Sabahattin Ali’nin yaşamı boyunca bulunduğu Anadolu şehirlerine ve Berlin’e onun gözünden bakmayı amaçlıyor. Sabahattin Ali Arşivi’nden çıkan yeni belge ve fotoğrafların yanı sıra Tarih Vakfı Arşivi ve Ömer Koç Koleksiyonu’ndaki belgelerle zenginleşen sergi; Cumhuriyet’in ilk yıllarında Anadolu şehirlerindeki yaşamı ve II. Dünya Savaşı öncesinin Berlin’ini Sabahattin Ali’nin çektiği fotoğraflar ve eserleri aracılığıyla anlatıyor. Kitapları Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan şair, öykü, roman ve oyun yazarı, eleştirmen ve edebiyat düşünürü Sabahattin Ali’nin yaşamına bir gezgin gözüyle tanık olacaksınız.

₺21,00KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

“Kuzeye doğru gökyüzünün rengi biraz açılmış ve ufukta ince bir pembe çizgi oluşmuştu. Okyanus gölün yüzeyi köpüklenmeye, İrma’da hıçkırır gibi hafif sarsıntılar duyulmaya başladı. O arada bir an için bir gökkuşağı belirdi ve kayboldu.”

Her an değişkendir deniz, gündüzü gecesi birbirini tutmaz. Karaya ayak basmadan geçer günler. Eski zaman gezginlerinin serüveni misali rüzgârın, denizin nabzı tutulur. Kuzey Atlantik’i, Saint Lawrence Irmağı’nı ve Büyük Gölleri bir şileple geçen Ömer Bozkurt’un yazdığı Güverte Güncesi doğa gözlemlerinin gemi yaşamına ilişkin gözlemlerle iç içe geçtiği, alışılmadık bir yolculuğun seyir defteridir.

₺19,50KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil
Söz Uçar öykücü, romancı, deneme yazarı Nedim Gürsel’in Jorge Semprun, Juan Goytisolo, Nathalie Sarraute, Etiemble, Alain Bosquet, Lawrence Ferlinghetti, Yaşar Kemal, Mahmut Derviş, Abidin Dino, Pertev Naili Boratav ve Peter Schneider’la çeşitli zamanlarda yaptığı söyleşilerden oluşuyor.
Nedim Gürsel, çağına tanık aydın ve sanatçılarla yüz yüze gelişini, söyleşi yapma amacını, ortak duygu ve düşüncelerin buluşma noktaları olarak açıklıyor ve şöyle diyor:
“Bu söyleşilerin ayrıntılara yönelen, yazın-toplum-siyaset-kültür arasındaki ilişkileri irdelerken dünyamızın sorunlarına da açılan niteliği, sanıyorum günümüzde de geçerliliğini koruyor. Konuştuğum kişilere yalnızca soru sormakla yetinmediğimi, yapıtlarını çözümleyici bir yaklaşımla ele alarak onları okurların gözünde daha anlaşılır ve görünür kılmaya çabaladığımı özellikle belirtmek isterim.”
Gürsel, kitapta yer alan ve farklı kültür coğrafyalarından gelen bu yazar ve sanatçıların renkli dünyalarının kapılarını okurlara açıyor.
₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
- Yakın Türkiye Tarihinde Hapishane Firarları - 

Monte Kristo Kontu gibi romanlarda veya Esaretin Bedeli gibi filmlerde anlatılan firar hikâyeleri, barındırdıkları zekâyla daima ilgi çekmiştir. Yaşanmış gerçek firarların, roman ve filmlerden daha ilginç olabilmesi ise ancak anlatıcının diliyle mümkündür. Deneyimli bir gazetecinin kalemine ve ciddi bir yazarın diline sahip olan Adnan Gerger, Firar Öyküleri’nde ilginç kaçış hikâyelerini aktarırken, militanların, suçluların ve gizli servislerin dünyasındaki olayların perde arkasına dalıyor ve pek çok karanlık noktaya da cesaretle ışık tutuyor. 
Burhan Sönmez – Yazar, Uluslararası PEN Yönetim Kurulu Üyesi 

Adnan Gerger, solcuların büyük emek ve özveri gerektiren firarlarından sağcı, devlet destekli militanların kaçırılış öykülerine, oradan da mafya ‘baba’larının satın alınmış firarlarına kadar bir yelpazeye eğiliyor ve bunların arka planlarını açığa çıkarıyor. 
Hüseyin Kıran – Yazar 

Adnan Gerger, haberciliğinin yanı sıra ince mizahi anlatımıyla usta bir yazarlık da sergiliyor. Tüm zamanlardan firar eden bu kitabı, okumalısınız. 
Ünsal Ünlü – Gazeteci, Yazar 

Hapisteyken Firar Öyküleri’ni okumuştum. Firar etme duygusu öylesine gariptir ki, insan bin kez aynı şeyi düşünür, dünya durur, bütün koğuşta derin bir sessizlik olur... Hayali dahi insanı böylesine meşgul eden başka hiç duygu görmedim, yaşamadım. Bu kitap, her mahkûmun ve kendini mahkûm hissedenlerin başeseridir. 
Haydar Karataş – Yazar
₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

“Edebiyat elbette insanları gözlemlemenin sonucunda ortaya çıkar,” diyor Platonov. “Onları gözlemlemek için de mektuplarından daha iyi bir yer olabilir mi?”
Nitekim Platonov’un 1920-1950 yılları arasında kaleme aldığı mektuplardan oluşan bu derleme, Rus edebiyatının en özgün yazarlarından birinin yaşamını tıpkı bir anahtar deliğinden bakar gibi gözlemleme, onun duygu ve düşüncelerine tanık olma imkânı veriyor bize. Neler yok ki bu mektuplarda: Eşine duyduğu tutkulu aşk ve çalışmak için başka şehirlere gitmek zorunda kaldığında içini kemiren kıskançlık. Bazı eserlerinin komünizm karşıtı gibi algılanması sonucunda edebiyat dünyasından dışlanması; bu yüzden hayatı boyunca sürekli maddi sıkıntılarla boğuşması. İşçi sınıfını kendi “vatanı” saydığı halde onun düşmanı olarak yaftalanmanın yüreğinde açtığı derin yara. “Sakıncalı” bir yazar olmaktan kurtulup saygı görmek ve kendini çok sevdiği edebiyat uğraşına adayabilmek için verdiği mücadelede sürekli duvara toslaması. Çok sevdiği oğlu daha on beş yaşındayken tutuklanıp hapse atıldığında ve hapisten çıktıktan birkaç yıl sonra tüberkülozdan öldüğünde kapıldığı derin keder. Tüm bunlara rağmen yaşamaya, çabalamaya, sevmeye, ummaya devam etmesi.   
Mektupların her biri yapbozun bir parçasını oluşturuyor: Bir eş, bir baba, yazar, arkadaş, yoldaş, yurttaş olarak, kısacası insan olarak Andrey Platonov’u daha iyi tanıyoruz onlar sayesinde.  

 

₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
Ortayı bulamıyorum: Tarlada çalıştım ve Berlin’de konser verdim! Normal olamıyorum: İşportacılık yaptım ve Londra’da eğitim gördüm! Ölçüyü tutturamıyorum: Dünyanın en rüküş kostümüyle ekrana çıktım ve kendimi New York Film Akademisi’nde buldum! Denge kuramıyorum: Komik şarkılar söyledim ve 400 günden fazla hapis yattım! Durumu ayarlayamıyorum: Sosyal medyada 1 milyon 750 bin takipçim vardı ve 1 kişi bile ziyaretime gelmedi! Hayatım bir uzuneşek şakası gibi!
₺12,00KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

Kafka’nın en sevdiği kız kardeşi Ottla’ya 1909 yılından ölümüne değin yazdığı mektuplar, iki kardeş arasındaki güçlü bağı ortaya koyuyor. Bu mektuplarda bambaşka bir Kafka’yla; küçük kardeşini hayatta attığı her adımda destekleyen sevecen bir ağabeyle tanışıyoruz. 1892 doğumlu Ottla, Kafka’nın en küçük kız kardeşiydi. Masumiyeti ve duygudaşlığıyla ağabeyinin kalbinde apayrı bir yer edinen Ottla, Kafka’nın sanatını takdir ediyor ve onunla gurur duyuyordu. 1920’de ailesinin karşı çıkmasına karşın Hıristiyan bir Çekle evlenmiş, bu evlilikten iki kızı olmuştu. Nazi döneminde eşini ve çocuklarını korumak için boşanmış, sonrasında gidip kendini Yahudi olarak kaydettirmiş ve Theresienstadt’a gönderilmişti. 1943’te trenle Auschwitz’teki ölüm kampına gönderilen çocuklara gönüllü olarak eşlik ederken kendi hazin sonuna doğru ilerliyordu. Ottla’nın kızları tarafından saklanan mektuplar, Çekoslovak makamlarının uzun yıllar yurtdışına çıkarılmasına ya da ülkede yayımlanmasına izin vermemesi yüzünden ancak 1974’te okurla buluşabildi.

 

₺9,75KDV Dahil
₺13,00 KDV Dahil
Bazı yaşamlar, diğerlerinden farklı yaşanır. Bu yaşamlarda her geçen yıl, her yaşanan olay sonrakine yeni, farklı pencereler açar; o hayatın sahibi bu pencerelerden bakmaktan, bazen ardında ne olduğunu bilmediği kapılardan geçmekten çekinmez, risk alır, bedel öder, cesaret eder. Şair Ali Mümtaz Arolat’ın oğlu olarak dünyaya gelen gazeteci Osman Saffet Arolat’ın gençlik anıları da bu emsalde yaşanmış bir dünyayı sergiler. Onun da ülkesini, dünyayı değiştirmek için bir “ütopya”sı vardır; üniversite yıllarında gençlik hareketlerinin içinde yer alır. Eylemlere katılır; broşürler ve afişler hazırlar, sendika gazeteleri çıkartır. Bir dönem ANT dergisinde yazı işleri müdürlüğü yapar, yazıları nedeniyle yargılanarak tutuklanır. Uzun yıllar haber ajansçılığı, yabancı radyo muhabirliği ve televizyonculuk gibi işler yaparken, bir yandan da üretmeyi sürdürür. Bir Gençlik Liderinin Anıları, Arolat’ın 1959-1974 yılları arası yaşadıklarından, bu dönemde ANT dergisinde yayımlanan bazı yazılarından, kişisel notlarından oluşuyor. Gazetecilik mesleği ile ilgili anılarını daha önce yayınevimizden çıkan Babıâli Anılarım adlı kitabında bir araya getiren Osman Saffet Arolat, halen Dünya gazetesinde yazılar yazmayı sürdürüyor.
₺14,25KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil

Onu ilk gördüğümde gözüm hiç tutmamıştı.

Gür siyah saçları, sakalı ve bıyığı vardı. 

Burnu da boksör burnu gibi çarpıktı.

Gülünce dişlerinin de çarpık olduğunu fark ettim... 

Gözümün tutmadığı bu adamı

kalbimin hiç bırakmamacasına

tutacağını bilmiyordum tabii henüz...

₺14,25KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil

2017 yılında hayata gözlerini yuman Michel Tournier’nin bakışını dışarıya çevirerek mahrem ve içsel (intime) olan günlük yazımına karşı (extime) geliştirdiği alternatif bir günlük denemesi: Dışsal Günlük.

Bahçenin geçirdiği dönüşümlerden hava olaylarına, tuhaf karşılaşmalardan aforizma niteliğindeki düşüncelere ve yeni öykü fikirlerine varıncaya dek olguları, insanları, durumları barındıran, Tournier’ye özgü yazınsal çeşitlemeler.

Yeni, ilginç bir kavram: ışık kirliliği. Geceleyin Choisel’in göğüne bakınca Doğuda belli belirsiz bir ışıltıyla parladığı görülüyor. Paris’ın ışıkları. Doğal karanlığın yapay ışıklarla bozuluşu. Kirliliği maddesellikten çıkarmaya yönelik bir şey icat edilmişti zaten daha önce: termik kirlilik. Örneğin bir nehir, atom santralinin temiz ama sıcak su atıklarıyla ısınıyor. Işık kirliliğiyle, kirlenmeyi ruhanileştirme konusunda bir adım daha atmış oluyoruz. Yakında kötülük tamamen manevi bir şey olacak.

 

₺10,50KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
Usta öykücü Hagop Mıntzuri’nin 1897-1940 yıllarını kapsayan bu anıları, imparatorluğun son yıllarından cumhuriyetin başlangıcına uzanan, İstanbul’un çoktan mazi olmuş dönemine tanıklık ediyor. Köyü Armıdan’dan ailesiyle birlikte İstanbul’a fırıncılık yapmaya gelen çocuk yaştaki Mıntzuri, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki günlük yaşamı, Beşiktaş ve Hisar’daki fırınlarının etrafındaki Türk, Ermeni, Makedon, Rum, Arnavut esnafı, Cuma Selamlığı’nda gördüğü padişahları, ekmek vermeye gittiği haremli selamlıklı köşkleri, Galata’yı, Pera’yı, Boğaz’ı ve o hattaki semtleri anlatıyor. École Français, Getronagan ve Robert Kolej gibi okullarda okuyan Mıntzuri’nin okula gidip gelirken veya sınıf arkadaşlarıyla yaşadığı maceralar ise 20. yüzyılın başlarında İstanbul’da çocuk olmaya dair naif bir hikâye sunuyor.

İstanbul macerasını kendi isteğiyle sonlandırarak köyü Armudan’a dönen ve burada kışları öğretmenlikle, yazlarıysa tarlasıyla uğraşan Mıntzuri bir dizi tesadüf ve Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi sonucunda kendini yeniden İstanbul’da buluyor, ve bu da kitabın Cumhuriyet sonrası İstanbul’unu anlatan ikinci kısmını oluşturuyor.

Bu baskı, ilk kez 1993 yılında Tarih Vakfı Yurt Yayınları tarafından yayımlanmış olan kitabın revize edilmiş halidir.

₺19,50KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil

Gazetecilikte Geçen O Yıllar… Oktay Ekşi, 1952 yılında Ankara’da başladığı gazetecilik

hikâyesini anlatıyor. Ekşi, gazetecilik hikâyesini anlatırken, Türk basın tarihine de ışık tutuyor. İptidai koşullarda yapılan haberciliğin hikâyesinde, Türk siyasi hayatının önemli figürlerini ve Meclis tartışmalarını okurla paylaşıyor.  Hürriyet gazetesinde 36 yıl sürdürdüğü başyazarlık görevinden kopuşunun perde arkasını aktarırken, 1952 yılından 2010 yılına kadar, aradan geçen 58 yılda, basının geçirdiği evreyi ve geldiği durumu da gözler önüne seriyor. Kitap, çarpıcı soruların yanıtlarını okurla paylaşıyor.

 

• Makale boyu özüre rağmen Başbakan’ın gazabına neden uğradı? • Adalet ve Kalkınma Partisi, Hürriyet’in önünde neyi protesto etti? • 36 yıllık başyazarlığa vedada kamuoyunun bilmediği neler yaşandı?

• Oktay Ekşi, aşkla başlayan gazeteciliğin ilk yıllarında kimlerle çalıştı?  • Gazetecilik mi devrimcilik mi?

• Basın dünyasındaki üç komünist kimlerdi? • Çetin Altan, geleceğini garanti altına almak için mi milletvekili oldu? • Kim Çetin Altan’a “güvenilmez” dedi? • Gazeteci Hüseyin Cahit 79 yaşında neden hapse girdi? • Demokrat Parti’nin Meclis çalışmaları ve basınla hesaplaşmasında

    neler yaşandı?

• İngiliz Colette, Ankara’yı neden karıştırdı? • Burhan Belge’nin eşi Zaza Gabor Atatürk’le nasıl tanıştı?

• Atatürk, bir gazete sahibini neden kovdu? • Atatürk’ün naaşının Anıtkabir’e taşınmasında neler yaşandı?

• Stalin’in ölümü nasıl sorun oldu? • Samanpazarı Meydanı’nda, halkın gözleri önünde idam edilen kimdi?

• Birinci Şube’de kim neden ajanlık teklif etti?

(Tanıtım Bülteninden)

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Tefrikalarda kalmış yüzlerce yazısı arasından titizlikle seçilen metinlerde ilk kez Suat Derviş kendi hayatını anlatıyor. Refah içinde başlayan bir hayatın değişimi, ailenin bilinmeyen tarihçesi, saklanan sırlar ve unutturulmaya çalışılan gerçekler…

Gazete yahut dergi ciltleri arasında, birbirine, bir bütün olmaya belki de hasret metinler nihayet yan yana. 1939’da Son Posta’da tefrika edildiği günden bugüne hiçbir kaynakta adı geçmeyen Berlin hatıratından Sovyetler yazılarına, iki-üç sefer niyetlenip ancak çocukluk yıllarını yazabildiği hayat hikâyesinden ömrünce yapılmış röportajlardan seçmelere Suat Derviş’in yaşadıkları yazdıklarıyla gün yüzüne çıkıyor. Suat Derviş’in kardeşi Ruhi Dervişoğlu’nun oğlu Bülend İsmail Dervişoğlu’nun kaleme aldığı “Derviş Ailesi Tarihi” de bu kitap sayesinde okurla buluşuyor.

 

“Suat Derviş bu defa paramparça, bölük pörçük de olsa anılarıyla, hayatıyla kendi kaleminden çıkmış şekliyle karşınızda. Her zamanki gibi onu yok sayan, unutturmak isteyen, başarılarının ve emeğinin üstüne bir perde-i nisyan çekmeye yeltenenlere kendinden emin, güçlü ve mağrur bakıyor.”

-Serdar Soydan-

₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil

Bir askeri öğrencinin en büyük hayali mezuniyet günü kepi havaya fırlatırken tribünde ailesini ağlatıp gururlandırmaktır. Askeri okulda ne kadar acı çekerse çeksin, ne zorluklara göğüs gererse gersin önemli değildir onlar için. Aileleri bilmez zaten onların çektiği zorlukları o okuldayken. Anlatmaz ki hiçbiri annesine babasına. Soğuk odada yatarsın, titreyerek uyanırsın. Annen “Oğlum sıcak mı odalarınız?” diye sorar, dersin ki “Herhalde anne. Bakıyorlar bize burada. Sıcacık hem de.” Anlatmaz ki hiçbiri askeri okulda geçen uykusuz, hasta geceleri. Üzemezsin çünkü aileni. Onların tek ağlamasını istediğin yer mezuniyet günü o tribün sandalyeleridir.

 

Maalesef hayalimiz olan o gün, hayalimiz olarak kalacaktı...

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Seksen beş yaşın acemisiyim. Sona doğru yaklaştıkça adım adım başa dönen bir daire çizerek ilerliyorum. 

 

 

Rusya göçmeni Yahudilerin ilk nesil çocuklarından olan yazar ve psikiyatrist Irvin D. Yalom, Washington, DC’nin düşük sınıfın çoğunlukta olduğu bir bölgesinde büyüdü. İçinde bulunduğu şartlardan kurtulmak istediği için aklına doktor olmayı koydu ve bunu inanılmaz bir yükseliş izledi. Başkalarının hayatlarını araştırmak üzerine bir kariyer inşa eden Yalom, kalemini ve terapötik bakış açısını bu kez kendisi için kullanıyor. 

Yalom’un hikâyesi bir rüyayla başlıyor: Kendisi on iki yaşında ve yüzü sivilce izleriyle dolu bir kızın evinin önünden bisikletiyle geçiyor. Her sabah olduğu gibi kızla arkadaş olabilmek umuduyla kıza, “Selam Kızamıklı!” diye bağırıyor. Ama rüyasında kızın babası, Yalom’u her gün tekrarladığı bu sözlerin onu incittiğine dair uyarıyor. Yalom’a göre bu, empatinin doğuşu; bu dersi hiç unutmamış. 

Sevgiye ve pişmanlığa dair anekdotlarla iç içe geçmiş olan Bir Psikiyatristin Anıları’nı okurken, kitapları pek çok insan için yol gösterici bilge bir psikiyatrist ve düşünürün yaşam yolculuğuna şahitlik ediyoruz. Ama bu yalnızca bir insanın hayat hikâyesi değil, Yalom’un yaşamına ve gelişimine dair düşünceleri, bizi kendi köklerimiz ve hayatımızın anlamı üzerine düşünmeye de davet ediyor. 

“Etkileyici, güçlü ve hem konusu hem de Yalom’un yaşadığı zamanlar açısından düşündürücü. İnanılmaz bir kitap.” 

-Abraham Verghese, Gözyaşı Kapısı’nın yazarı -

 

“Yalom’un içe bakışlarının ve anlamlı sözlerinin hayranı olanlar, onun geçmişinin en özel detaylarını, tutkularını ve verimli bir yaşamın kapılarını açan anahtarları bu kitapta bulacak.” 

-Kirkus Reviews -

 

“İnsan ruhu konusunda dünyanın en önemli ve en başarılı uzmanlarından birinin samimi, içgörülerle dolu hatıratı.” 

-Daniel Menaker -

 

 “Irvin D. Yalom’un yıllardır büyük bir hayranı olarak Bir Psikiyatristin Anıları’na bayıldım. Bu ondan beklediğimiz kitaptı; kendi benliğine derin bir yolculuk… Onun samimi ve canlı hikâyesi aslında okuyucuların kendi hayatlarını sorgulamalarına da yardımcı olacak. Bize cesur ve yerinde bir öz analizin nasıl bir şey olduğunu gösteriyor. Tekrar tekrar okunması gereken bir kitap.”

-Jay Parini -

₺31,92KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil

George Orwell’ın hayatındaki önemli anları ve dönemleri kayıt altına aldığı Günlükler’inin ilk kitabı Savaş Günlükleri, İkinci Dünya Savaşı’nın tüm yerküreyi altüst eden ilk yıllarında hem gündelik yaşama hem de genel politik atmosfere dair bir panorama sunuyor.

Hitler faşizminin engellenemez gibi görünen ilerleyişinin ardından Fransa’nın teslim olmasıyla değişen dengeler, Londra üzerinde aylarca süren bombardıman ve Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne saldırması gibi pek çok kritik sürece tanıklık ederken notlar tutan Orwell, uluslararası politika kadar işgal beklentisi içindeki bir halkın psikolojisini de gözler önüne seriyor.

Yurt savunması için milis kuvvetlerine katılan, ardından antifaşist propagandaya katkı sağlamak üzere BBC’de çalışmaya başlayan Orwell’ın dönemin pek çok önemli edebiyatçısı ve siyasetçisine dair izlenimlerini ve yorumlarını da içeren Savaş Günlükleri, savaşın yarattığı psikolojinin hayatın her alanını nasıl etkilediğini gösteren bir belge niteliğinde.

         
₺13,50KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

George Orwell’ın hayatındaki önemli anları ve dönemleri kayıt altına aldığı Günlükler’inin ilk kitabı Savaş Günlükleri, İkinci Dünya Savaşı’nın tüm yerküreyi altüst eden ilk yıllarında hem gündelik yaşama hem de genel politik atmosfere dair bir panorama sunuyor.

Hitler faşizminin engellenemez gibi görünen ilerleyişinin ardından Fransa’nın teslim olmasıyla değişen dengeler, Londra üzerinde aylarca süren bombardıman ve Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne saldırması gibi pek çok kritik sürece tanıklık ederken notlar tutan Orwell, uluslararası politika kadar işgal beklentisi içindeki bir halkın psikolojisini de gözler önüne seriyor.

Yurt savunması için milis kuvvetlerine katılan, ardından antifaşist propagandaya katkı sağlamak üzere BBC’de çalışmaya başlayan Orwell’ın dönemin pek çok önemli edebiyatçısı ve siyasetçisine dair izlenimlerini ve yorumlarını da içeren Savaş Günlükleri, savaşın yarattığı psikolojinin hayatın her alanını nasıl etkilediğini gösteren bir belge niteliğinde.

₺10,50KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil