“16 Nisan 2017 tarihi, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde yeni bir aşamaya işaret etmektedir. Bu dönem, Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra birçok önemli noktada belirleyici olmuş faşizan-kurumsal egemenliğin tamamen tasfiyesine yönelik son aşama olarak tanımlanabilir. Çünkü 16 Nisan 2017 Halk Oylamasında kabul edilen Anayasa Değişikliği, cumhurbaşkanlığı hükümet modeli açısından sadece pozitif hukuk sistematiğinde bir yenilenme adımı değildir. Bu, bütün boyutlarıyla siyasal sistemde reform başlatan bir adımdır.  

Bu kadar büyük bir önemi olan 16 Nisan Anayasa Değişikliğinin çeşitli boyutlarıyla analiz edilmesi gerekmektedir. Bu kısa çalışmada 16 Nisan Anayasa Değişikliği; zamanlama, politik-hukuk yaklaşımı, demokrasi ölçütleri ve içeriği açısından ele alınacaktır. Zamanlama konusu değerlendirilirken 15 Temmuz olaylarının analizine, siyasi ve hukuki sonuçlarına özel bir paragraf açmak gerekir. Bunun için 15-16 Temmuz Milli Demokratik Halk Devrimi zamanlamaya bağlı olarak ayrı bir başlık altında ele alınmıştır. Ayrıca kısa değinilerle; meşruiyet, mutabakat ve teklik hususlarında değerlendirme yapılacaktır. Son bölümde ise uyum düzenlemelerine ilişkin genel yaklaşımlar ve bazı somut konular ele alınmaktadır.” 
–Mehmet Uçum
16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
El Kindi, Farabi ve İbn-i Sina ile Gazali arasındaki çatışma, “akıl, mantık, süzgeç” esaslı Aydınlanmacı İslam hareketi ile Ortodoks İslam hareketi arasındaki temel çatışmaydı. 
El Kindi, Farabi ve İbn-i Sina geleneği yerine “akıl ve din” arasındaki ilişkiyi reddeden Gazali düşüncesinin galip gelmesi, İslam dünyasının bugün içinde bulunduğu siyasal ve ekonomik krizlerin ana nedenidir. 
Bu çatışma coğrafyamızda bin yıldır sürüyor. Dahası özellikle son yıllarda görüldüğü gibi, ülkemize de çok olumsuz bir şekilde yansıyor. 
Genel olarak “Türkiye niye bozuldu?” diye sorduğumuzda, karşımıza şu iki yanıt çıkıyor: Birincisi muhafazakâr-sağ alanı Ortodoks Vahabi İslam yorumu domine etti; ikincisi ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda liberal kapitalizm değerleri kültürel alanı dönüştürerek toplumsal dokuyu yozlaştırdı. 
Önümüzdeki en ciddi sorun ise eğitimin muhafazakârlaştırılmasıdır: Başörtüsüne ortaokul birinci sınıfta izin verilmesi, okullara mescid açılması, okulların imam hatipleştirilmesi, merkezi sınav sistemiyle öğrencilerin imam hatiplere yönlendirilmesi, din dersinin ilkokul birinci sınıftan başlayarak zorla okutulması, Osmanlıca’nın normal liselerde seçmeli ders yapılması, müfredatın bilimsel içeriğinin 
her yıl tırpanlanması vb. 
Silivri, geçen kedisiz günlerin eseridir. Müyesser
11,20 ₺ KDV Dahil
14,00 ₺ KDV Dahil

“Ana akım medya tarafından bulandırılmış bir zihin, anlam üzerinde verilen mücadeleye kulaklarını tıkamış olsa bile, felsefe bu noktada çatlaklardan sızarak gerçekliğe bir çağrı görevi görebilir. Örneğin, ‘ölü ele geçirildi’ ile ‘öldürüldü’ arasındaki fark üzerine kafa yormak bile önemli bir kapıyı aralayabilir; yerleşik düşünme alışkanlıklarını yerle bir edebilir. İşte bu anlam mücadelesinde yeni cepheler açan biyopolitika, zihnimizin normatif cam tavanını tuzla buz etmek için gereken çekici sunuyor.”
Biyopolitika, yakın dönem sosyal teorinin ve siyaset biliminin anahtar kavramlarından birisi. Hayatla ilgili düzenlemelere analitik ve politik bir bakış için pencere açıyor çünkü. Buradan bakınca görecek çok şey var ve bu sayede birçok “alışıldık” şeyi başka bir gözle görmek mümkün. Öncelikle, iktidarın bedenlerle, genetikle, nüfusla istatistikle, cinsellikle ilişkisini… Özne ve öznelliğin kuruluşunu… Yaşam gibi ölümcül, ölüm gibi yaşamsal bir meseleyi… Utku Özmakas, öncelikle, biyopolitikayı “moda kavram” kisvesinden sıyırmaya önem veriyor. Kavramın gelişme seyrini, farklı nesnelliklere açılan yüzlerini, değişik stratejik kullanımlarını ve bunlar arasındaki bağlantıları, gerilimleri inceliyor. Bunu, kavramın “başlatıcıları” sayılabilecek Michel Foucault, Giorgio Agamben ve Michael Hardt – Antonio Negri’nin düşünsel serüvenlerinde derinleşerek yapıyor. Kitabın alt başlığı, iktidar ve direniş, biyopolitikayı tek yönlü ve adeta otomatik işleyen bir iktidar tekniği olarak değil, aynı zamanda direniş imkânlarının kaynağı olarak görmenin işaretidir. Konusuna vukufla eğilirken, bir dertle ve merakla düşünmenin zevkini, tutkusunu yansıtan bir kitap.

 

27,20 ₺ KDV Dahil
34,00 ₺ KDV Dahil
“Ne yazık ki, Türkiye’de toplumun çoğunluğu, geçmişinde göç ve yerleştirmeyle ilgili acılı anıları olsa da, iskân kurumunun bugünkü dışa kapalı ve yabancı korkusuyla zedelenmiş arkaik anlayışını destekliyor. Oysa, bugünün mağdurları olan yabancıların, mültecilerin, sığınmacıların konumu, ancak ‘insan hakları’ fikrinin yaygın olarak benimsenmesi ve içselleştirilmesiyle iyileşebilir. Aynı şekilde, ne yazık ki, kentlerde ve kırsal alanlarda yerinden edilenler ve kamulaştırma mağdurları adeta çoğunluğun sessizliğine muhataptırlar.”
Toplum mühendisliği laf›n›n sosyal bilimlerden günlük politikaya sirayet ettiği günümüzde, bu “mühendisliğin” en etkili araçlar›ndan olan iskân politikalar›n›n pek az dikkat çekmesi, pek az tart›ş›lmas›, çarp›c› bir çelişki. Şehircilik ve nüfus çal›şmalar›n›n ülkemizdeki önemli ustalar›ndan Sema Erder’in kitab›, bu tart›şmay› aç›yor. Kitap ayn› zamanda, Türkiye’nin tarihini iskân politikalar› üzerinden okumam›z› sağl›yor: Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi… Kürtler ve Aleviler’in zorla yerleştirilmesi… Ulus-devletin yap›taş› mahiyetindeki 1934 ‹skân Kanunu… Yeni devletin “kurucu unsuru” olmaktan “d›ş Türkler” statüsüne Balkan göçmenleri… Son “şenlendirme uygulamas›” niteliğindeki 1974 K›br›s nüfus yerleştirmesi… 1980’lerin ikinci yar›s›ndan sonra “güvenlik amaçl›” kitlesel sürgünler… Osmanl›’da iskân kurumunun oluşumundan, Cumhuriyet dönemine, yerleştirme ve göçertmenin etkili bir yönetim mekanizmas› olarak işletildiğini görüyoruz. Erder, günümüzdeki iskân anlay›ş›n› süreklilik ve değişim boyutlar›yla ele al›rken; gerek afetler gerek kamu yat›r›mlar› nedeniyle yerinden edilip mülksüzleştirilenlere de bak›yor ve yeni ‹skân Kanunu’nun inşaat sektörünün “kolaylaşt›r›c›s›” olma işlevine dikkat çekiyor.
23,60 ₺ KDV Dahil
29,50 ₺ KDV Dahil

Modern dünyanın siyasal yapılanması içinden çıkan bir siyaset biçimi
olarak popülizm, son yıllarda “münferit vaka” olmaktan ziyade global
bir eğilim halini aldı. Bu eğilimin bir krize karşı oluşmuş bir tepki,
bir cevap olduğunu düşündüren olgular var. Bugün karşı karşıya
olduğumuz biçimiyle sağ bir görünüm arz etse de popülizm aynı
zamanda sol söylemden ödünç alınmış vaatlerin de taşıyıcılığını
yapıyor.
Popülizmin gündeme taşıdığı sorunları temsili demokrasinin ve liberal
demokratik değerlerin krizi olarak teşhis eden Murat Belge,
bu kitapta yer alan yazılarında popülist eğilimi tek tek örnekler
üzerinden değil, bir dönemin ürünü olarak, uluslararası siyasetin
geniş çerçevesi içinde kavramayı öneriyor. Belge, Türkiye’deki
AKP olgusunun dünya çapındaki popülizm olgusuyla eklemlendiği
yerleri, ortak noktaları ve farklılıkları ele alırken popülizmin gündelik
tezahürlerine, gündelik siyasetteki etkileri ve yansımalarına da ışık tutuyor.

 

(Tanıtım Bülteninden)

22,40 ₺ KDV Dahil
28,00 ₺ KDV Dahil
Daha önce Paradigmanın İflası çerçevesinde resmî ideolojinin köklü bir eleştirisini geliştiren, Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto yazarak “neyi, nerede, nasıl üretmeli, nasıl tüketmeli, nasıl yaşamalı?” soruları ekseninde müştereklere dayanan yeni bir demokrasiyi tartışan Fikret Başkaya, şimdi de Çöküş’ü anlatıyor. 
Kapitalizmin son büyük krizi, onun aynı zamanda nihai krizi mi? Bugüne kadarki krizlerin dinamikleri nelerdi, bugün yaşadığımız kriz diğerlerinden farklı olarak ne gibi dinamiklere sahip? Aslında “kriz”, ondan çıkış ihtimalini de barındırdığı için, “çöküş” gibi farklı bir kavram ekseninde mi düşünmeliyiz? 
Bir çöküş yaşanacaksa bu birdenbire mi gerçekleşecek, yoksa bir süreç, eğilim olarak mı kendini gösterecek? Ekolojik yıkım hangi noktaya dayandı? Gerçekten hepimiz “aynı gemide” miyiz? Mevcut sistem geri dönüşü olmayan bir yola mı girdi, öyleyse bunun verileri neler? 
Başkaya’nın Çöküş’ü bu soruların yanıtlarını oluşturan; kalkınma, teknoloji, uygarlık, finansallaşma gibi kavramları ayrıntısıyla tartışan çok önemli bir yapıt. 
Peki, bütün bu tartışmaların ışığında önümüzde ne gibi seçenekler beliriyor? Yoksa seçeneksiz miyiz? Kısa yanıtını Fikret Başkaya’nın şu sözlerine, uzun yanıtını ise tüm bir kitaba bırakalım: 
“Eğer mevcut durum sürdürülebilir değilse, çöküş kaçınılmaz ise, önümüzde iki seçenek var demektir: Birincisi, çöküşü radikal bir devrimle bir fırsata dönüştürmek, aracın direksiyonunu sola kırmak, ama bu işi de vakitlice yapmak, zira zaman daralmakta; ikincisi, çöküşün altında kalmak… Bu ikisi arasında bir orta yol, bir üçüncü seçenek yok…”
16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
Türkiye’de resmî ideolojiye getirilmiş en keskin ve kapsamlı eleştirilerden biri... Öncü bir çalışma... Ve 27 yılın ardından, yaptığı onca basım, açtığı onca tartışma ve gördüğü onca “hukuki muamele” ile artık bir klasik… 
Fikret Başkaya’nın 1991 yılında ilk baskısını yaptıktan sonra siyaset bilimi ve yakın tarih alanında klasik bir yapıt haline gelen bu çalışması, “resmî ideoloji” cephesinde öyle bir endişe yarattı ki, Başkaya’nın yargılanması, 20 ay hapis ve para cezasına çarptırılması bir yana, gözaltı aramalarında, ev baskınlarında –demokrasinin geldiği “ileri” aşamanın da bir işareti olarak– “sakıncalı bir belge”, hatta “suç unsuru” olarak gösterilebildi! Bir anlamda “resmî ideoloji”yle hesaplaşma, bir kitabın sayfalarıyla sınırlı kalmadı, sokağa taştı! 
Paradigmanın İflası, aydınların resmî ideoloji karşısındaki konumunu ve “devlet aydını”nın çelişkilerini; milli mücadelenin niteliğini, anti-emperyalist bir karakter taşıyıp taşımadığını ve kitle katılımının boyutlarını; milli mücadelenin ulusallığı sorununu ve Kürt meselesini; Sovyet Rusya ve Komintern’le milli mücadelenin ilişkilerini; tarihte bireyin rolü bağlamında Mustafa Kemal’i ve Kemalist rejimin Bonapartizmle bağlantısını; Cumhuriyet dönemi iktisat politikalarını, sermaye birikimi ile Bonapartist rejim arasındaki bağı; sınıfsız, imtiyazsız bir kitle iddiasının ardındaki gerçeği ve yeni sömürgecilik kavramını kapsamlı bir şekilde tartışan bölümlerden oluşuyor. 
Son bölümde de tüm bu tartışmaların odağında yer alan “paradigma”nın iflas edip etmediğini ele alıyor.
20,00 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil
Bu kitap, ülkemizin yaşadığı darbe girişimini Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında araştıran “15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu”nun dört üyesinin, üyesi oldukları Komisyon’un açıkladığı taslak rapora karşı muhalefet şerhi olarak hazırladıkları çok kapsamlı bir çalışmanın ürünüdür. 

Muhalefet şerhinin amacını “hiçbir önyargı taşımadan gerçeklerin ortaya çıkarılması ve adaletin sağlanması” olarak belirleyen Aykut Erdoğdu, Aytun Çıray, Sezgin Tanrıkulu ve Zeynel Emre; darbe karanlığını aydınlatma sorumluluğu çerçevesinde hareket etmiş, darbe girişimiyle ilgili elde ettikleri bilgi ve belgeleri bu muhalefet şerhinde ortaya koymuşlardır. 

Şükrü Küçükşahin’in yılların gazetecilik deneyimiyle kitaplaştırdığı 15 Temmuz Gerçekleri, darbe öncesi, darbe günü ve sonrası hakkında herkesin cevaplarını merak ettiği sorulara yanıt veren bir çalışma olmuştur. 

Kitapta, darbenin ayak seslerinin duyulduğu günleri, o günlere ait soruları, darbe günü dakika dakika yaşananları, yaşananların arka planını, akıllarda yarattığı soru işaretlerini, darbe sonrası Komisyon’a yapılan sunumları, Komisyon’un çağrısına rağmen gelmeyen/gönderilmeyen tanıklara sorulamayan ama sorulması gereken soruları belgeleriyle bulacaksınız. 

- Elif Çongur
15,20 ₺ KDV Dahil
19,00 ₺ KDV Dahil
Uzun zamandır Üçüncü Yol tartışmalarına katılmıyorum; 

ama Orta Yol yeniden heyecanlanmamı sağladı.” 

Anthony GIDDENS 

Üçüncü Yol kitabının yazarı, İngiliz İşçi Partisi Teorisyeni 

London School of Economics, Londra 

“Orta Yol’da bir ideoloji ilk kez nörobilimsel verilerle 

temellendiriliyor. Hira; sosyal demokrasi adına, hem 

de Türkiye’den çok güçlü bir ses veriyor.” 

Sherl BERMAN 

Sosyal Demokrasi Zamanı ve Politikanın Üstünlüğü 

kitaplarının yazarı Columbia Üniversitesi, New York
33,60 ₺ KDV Dahil
42,00 ₺ KDV Dahil
Medeniyetleri tarih sahnesine çıkaran ve birbirinden farklılaştıran en temel saik, insanoğlunun varoluşuna yeni bir anlam çerçevesi kazandıran bir düşünce, inanç ya da iddiayı ortaya koyabilmesidir. İnsanoğlunun varoluşuna yeni bir anlam çerçevesi çizen dünya görüşleri önce varlık, bilgi ve değer sistemlerini etkileyen zihniyet süreçlerini belirlerler, sonra da zamanla süreklilik kazanarak sosyal hayatı düzenlemeye başlarlar. Bu anlamda zihniyet unsurları olan varlık-bilgi-değer sistemleri ile sosyal hayat unsurları olan hukuk-ekonomi-siyaset yapıları arasındaki görünmez bağ, bu süreklilik unsurları ile şekillenir ve dinamik bir süreç ile kendini tarihî varoluş alanına yansıtır. 

Ahmet Davutoğlu’nun 1990’da doktora tezi olarak hazırladığı ve 1994’te İngilizce olarak yayınlanan bu kitabı, iki alternatif paradigma olarak İslam ve Batı medeniyetlerine zihnî temel teşkil eden dünya görüşlerinin süreklilik ve tutarlılık unsurlarını ontolojik, epistemolojik ve aksiyolojik arka planları açısından ele alarak söz konusu dünya görüşlerinin siyaset teorisine etkilerini; sosyo-politik sistemin ve devletin gerekçelendirilmesi, siyasî otoritenin ve yönetimin meşruiyeti, güç ve çoğulculuk yapılanmaları ve siyasî birim ve evrensel düzen meseleleri etrafında kapsamlı ve derinlikli bir şekilde tartışmaktadır. 

Çeyrek asır önce Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte bir bütün olarak insanlığın, İslam dünyasının ve ülkemizin kritik tarihî eşiklerden geçtiği bir dönemde kaleme alınan bu çalışmanın Türkçede okuyucularla buluşmasının bugün de ihtiyaç hissettiğimiz zihniyet yenilenmesine katkıda bulunacağını ümit ediyoruz.
32,00 ₺ KDV Dahil
40,00 ₺ KDV Dahil
İran’daki İslami Devrim, kelimelerin ve imgelerin kurulu düzenin askerî gücüne başarılı bir biçimde meydan okuduğu olağanüstü tarihî olaylardan biriydi. Devrim’in karizmatik lideri olan Ayetullah Humeyni’nin coşkun ve ateşli sözlerinden devrimci posterlere, pankartlara, duvar resimlerine, graffitilere, şarkılara, nutuklara ve tüm bunların ortak ve kutsal tarihinin merak uyandıran sembollerine kadar çığ gibi büyüyen toplumsal duyarlılıklar devrimci hareketin öncü kişilikleri tarafından harekete geçirilmişti. 
Peter Chelkowski ve Hamid Dabashi, bu toplumsal mitlerin ve kolektif sembollerin devasa organizasyonunun 1979 yılındaki İslam devrimini ve hemen ardından gelen 1980-88 yıllarındaki İran-Irak savaşını nasıl yürüttüğünü araştırıyor. İslam Cumhuriyeti'nin çeşitli aktif organlarından bol miktarda birincil kaynak kullanan yazarlar, popüler inancın ve ritüellerin nasıl pullara, banknotlara, posterlere, hatta sakız paketlerine dönüştürüldüğünü ve bunların devrim ve savaş için kitlesel seferberliğe yöneltildiğini gösteriyor. Kitap, kutsal hassasiyetlerin, devrimci eylemin ve görsel imgelerin etkileşiminin karşılıklı olarak birbirine bağlı olduğu resimsel devrimin kayda değer bir portresini temsil ediyor.
55,20 ₺ KDV Dahil
69,00 ₺ KDV Dahil
CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin'i tanımayanımız var mıdır? O kamuoyu önünde söyledikleri, yaptıkları ve görüşleriyle hep tartışılan bir isim oldu. İlkgençlik yıllarında CHP'nin gençlik örgütünde başladığı siyaset yaşamında, partinin ve yerel yönetimlerin basamaklarını hızla çıktı. Bu başarının altında ise “Üzerine aldığı her görevi başarıyla tamamlar” güvenini halkta yaratması yatıyordu. Bu güven, elbette onun kendine duyduğu özgüvenin de bir yansımasıydı. 



Ona hem rakip siyaset kulvarlarından hem de beraber siyaset yaptığı bazı arkadaşlarından yöneltilen karalamalara, iftiralara karşı durabilmesinde en büyük gücü; karakterinin açıkyürekliliğinden, dürüstlüğünden, açık düşünceliliğinden ve özgürlük tutkusundan aldı. 



İnsanlara ve halkına yöneltilmiş fiziki ve fikri hiçbir baskıyı kabul etmedi, sineye çekmedi. Bunu yaparken de insanlarının refahı dışında bir amaç gütmedi. Daha ortaokul sıralarında köylülere yapılan bir haksızlığa karşı düzenlediği eylem, siyasi yaşamının da nasıl şekilleneceğini gösteriyordu. 



Ünlü ve etkin kişilerde görmeye alıştığımız ayırım ondan da bulunuyor muydu? Acaba insan Gürsel Tekin'in, bir siyasetçi olarak Gürsel Tekin'den farklı yanları var mıydı? 



İşte bütün hayat macerasını bu kitapta; zaman zaman bastıramadığı isyan duygusuyla, kimi zaman da yaşadığı düş kırıklıklarıyla, hüzünleri ve sevinçleriyle, ama o bildiğimiz açıkyürekliliğiyle anlattı.
20,00 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil

Ensest saldırı, çocuğa cinsel istismarın özel bir şeklidir ve ağır ceza gerektiren bir suçtur. Ensestin en yıkıcı yanı bizi dışarıdaki anonim kötülükten koruyacağı, merhametle saracağı düşünülen aile ortamında gerçekleşiyor olmasıdır. Ataerkil iktidarın kanatları altında, ev içi mahremiyetinin arkasına gizlenen ensest saldırı suçuyla, ancak bireyi ailenin önüne koyan bir yaklaşımla mücadele edilebilir. Hedefi “her ne olursa olsun aileyi korumak” olan yaklaşımlar, ensest failini cezalandırma, mağduru ve mağdurla birlikte zarar gören diğer aile fertlerini sağaltma ve güçlendirme konularında tüm disiplinler için engel oluşturur. Ensest saldırı ile mücadelede çocukların güvenli şekilde istismardan uzaklaşabilecekleri olanakların sağlanması, bu olanakların kendileri ve istismarcı dışındaki aile bireyleri için sürdürülebilir olması büyük önem taşıyor.

Adli tıp, demografi, eleştirel medya çalışmaları, hukuk, kadın araştırmaları, pediatri, psikiyatri, psikoloji ve sosyoloji alanlarından uzmanların araştırma, uygulama ve gözleme dayalı birikimlerini bir araya getiren bu kitap, Türkiye’de yaşanan ensest gerçeğini görünür kılarak tartışmayı; son bulmasına, saldırganların cezalandırılmasına ve mağdura yönelik yardım süreçlerine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Tüm yazarların ortaklaştığı nokta, ensest olgusunda aile bireylerinin, akrabaların, öğretmenlerin, sağlık personelinin, avukatların, hâkimlerin, savcıların, medya çalışanlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve özellikle kamu otoritesinin yükümlülükleri olduğunu unutmamamız gerektiği.

 

(Tanıtım Bülteninden)

24,00 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil

Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)

Demokrasi tarihimizin ‘EN UZUN GECE’sini

okumaya hazır mısınız?

Tüm gerçekleriyle... Tüm çıplaklığıyla...

15 Temmuz, demokrasimizin en derinden yara aldığı bir darbe girişiminin tarihi oldu.

250 insanımız yaşamını yitirdi, binlerce kişi ise yaralandı.

Bu cinnet gecesinden geriye sadece bombalanmış Meclis binamız ve kamu kuruluşlarımız değil, aynı zamanda örselenmiş bir demokrasi ve kırılmış bir parlamenter sistem de kaldı.

Peki 15 Temmuz’un darbecileri, böylesi bir çılgınlığa nasıl kalkıştılar? Bir avucu geçmeyen asker ve subayla tarihte benzeri görülmemiş gözü dönmüş vahşeti nasıl yaptılar?

Bu cesareti nereden buldular?

Peki ya bir tarikatın mensupları Türk Silahlı Kuvvetleri gibi bir cumhuriyet ocağına nasıl kümelendiler?

En etkili rütbelere nasıl yükseldiler?

Birbirlerinin yükselmesi ve rütbe alması için nasıl taktikler izlediler?

TSK dışından kimlerden nasıl destek aldılar?

Cemaatçilerin böyle kudretli noktalara gelmesi devletin bir zaafı mı yoksa tercihi miydi?

Gerçekten 15 Temmuz davul zurna çalarak mı geldi?

Hazırlayan: Tolga GÜRAKAR
Editör: Barış DOSTER

18,00 ₺ KDV Dahil
24,00 ₺ KDV Dahil

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, çoğunluğu oluşturan grup yönetme krizine girdiğinde muhalefetin temsil hakkını elinden almaya çalışır. Fakat bazı milletvekilleri, her türlü engellemelere rağmen kendine özgü yöntemlerle sesini duyurmanın bir yolunu bulur ve muhatabını şaşkına çevirmeyi başarır. Böyle biri ortaya çıktığında ise halk, kendisini en iyi onun temsil ettiğini düşünür; sempatiyle izler, sever ve destekler. Ancak iktidar ve meclis yönetimi, cesaretini haklılığından alan bu tür milletvekillerinden pek hoşlanmaz; kırmızı koltuğunu boş görmekten mutlu olur. Fakat o, sırasını hiç terk etmez; her zaman, muhatabının karşısında çoğunluk gibi belirir.

Muharrem İnce, hiç kuşkusuz, son yılların bu tanıma en uygun milletvekillerinden biridir. Galiba onu farklı kılan, üzerine gittiği her konuyu sıkı bir takibe alması ve akılda kalacak etkili bir yöntemle anlatmasıdır. AKP gibi radikal eğilimlerini her fırsatta yaşama geçirmeye çalışan bir partinin büyük çoğunluğu oluşturduğu TBMM'de bulunması büyük bir şans. 

"-Buyurun Sayın İnce", CHP milletvekili Muharrem İnce'nin meclis çalışmalarına nasıl hazırlandığını; ne olup bittiğini göremediğimiz o taş binada rakipleriyle girdiği mücadelenin geri planını anlamamıza ışık tutuyor. Aynı zamanda Muharrem İnce'yi daha yakından tanıma olanağı da edinmiş oluyorsunuz. Hem de kendi kaleminden...
(Tanıtım Bülteninden)
11,25 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil

Bu ülke demokrasi yolunu seçti.


Bunun için bedeller ödedi.


Darbeleri yaşadı.


Tarihine, halkının hafızasına utanacağı idamlar kaydetti.


Biz tarihimize utanılacak sayfaların eklenmesin diye mücadele ediyoruz.


Bunu başarabilmemizin tek yolunun demokrasimizi geliştirmek, güçlendirmek olduğuna inandık.


Oysa bugün farklı bir utanç sayfasını yazmanın arifesindeyiz.


Bu küçük kitap, bu gidişe HAYIR demek için hazırlandı.


(Tanıtım Bülteninden)

11,25 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil
Her biri kendi sahalarında zirve isimler tartışıyor bu kitapta. Alain Touraine, Craig Calhoun ve David Lyon’ın büyük düşünür Manuel Castells’i anlamaya yönelik yazılarına Castells’in cevapları eşlik ediyor. Ardından Anthony Giddens ve Mustafa Armağan’ın yazılarıyla capcanlı bir tartışma platformuna dönüşen kitap yalnız Castells’in düşüncelerini değil, İslamcılıktan Milliyetçiliğe, Bosna katliamından ‘Ağ Toplumu’na kadar geniş bir alanı işaret fişeği gibi aydınlatıyor. 

Manuel Castells, The Wall Street Journal tarafından ‘sanal alemin ilk büyük filozofu’ ilan edilirken, The Guardian onu ‘’çağımızın en mümtaz düşünürlerinden biri’’ olarak tarif etmiştir. Anthony Giddens ve Peter Hall ise onu Max Weber ve Karl Marx’a benzetmiştir. 
Perestroika’nın hazırlayıcılarından olan Castells halen Şehir Sosyolojisi ve Enformasyon Devrimi üzerine eserler vermekte, enformasyon (bilgi) çağının toplumsal ve ekonomik dinamiklerini gözler önüne sererek geleceğe ışık tutmaktadır. Castells’e göre küresel ekonomiyi karakterize eden şey, anında gerçekleşen enformasyon, sermaye ve kültürel iletişim akışı ve alış-verişidir. Bu akışlar, hem tüketimi hem de üretimi biçimlendirmektedir. Castells, yenileşme ile uygulamayı ve enformasyon ağlarının dışında kalan tüm ülke ve milletleri marjinalleştiren ve onları gereksiz bir konuma sürüklemekle tehdit eden küreselleşme süreçlerini tasvir etmektedir. Bu derleme kitap, küresel ağın toplumları ve milletleri içine hızla çektiği çağımızda bireyin yeni çıkış yolları arayışına odaklanan devrimizin büyük düşünürü Castells’i anlama rehberi olarak okunmalı…
14,40 ₺ KDV Dahil
18,00 ₺ KDV Dahil
“Bir ülke, yer altı zenginlikleri, ormanları, ırmakları, gölleri, tarihi ve doğal güzellikleri kadar, tarihi boyunca edindiği değerler ve evrensel manada sahip olduğu hukuku, demokrasisi, devlet geleneği, yönetim tecrübesi, yetişmiş insan kaynağı, ortak yaşam anlayışı, fikir özgürlüğü gibi kavramlarıyla tanımlanır. Bu kavramlar, ülkedeki insanların mutlu, rahat ve huzurlu bir ortamda mı tam tersi bir konumda mı yaşadıklarına dair birer ölçüttür. 

Ülkemiz son zamanlarda fikir ve düşünce özgürlüğü, hukuk, demokrasi, devlet geleneği gibi moral değerlerin bir kısmını kaybetti.” 


Hanefi Avcı, bugün geldiğimiz noktada, bozulan devlet düzeni, kısıtlanan özgürlükler, bağımlı yargı ve tek adam anlayışına karşı yapılması gerekenleri, bu kötüye gidişin durması için bulunduğumuz Son Eşik’te vereceğimiz kararın önemini anlatıyor.
20,00 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil

Bağdatlı şehzade Barmecide’in, bir dilenciye boş tabaklarla “ziyafet çektiği” hikâyeyi bilirsiniz. Ancak boş tabaklardan oluşan bu bahşedilmiş ziyafet, pek tabii ki Bağdatlı dilencimizin karnını doyurmaz. Barmecide’in sofrasında, dilencinin, olmayan yemeklerle ziyafete alınması, aslında trajikomik bir olay anlatır bize; trajikomiklik olmayanın zarafeti ve şatafatından yeşerir. Bu tıpkı günümüz insanının, yaratılmış, görkemli sanal hikâyelerle beslenmesi mefhumunda olduğu gibi, özünde bir aldatma hikâyesidir. Şehzadenin, hayali ürünlerle, dilencinin zihninde sanal gerçeklik yaratmaya çalıştığını anlatan öykü; günümüz şehzadelerinin (siz kapitalizm diye okuyunuz), bir çeşit dilenciye çevrilmiş olan günümüz insanına sunduğu “ziyafet” öyküsüyle örtüşür. Her iki öykü de tam bir fantazmagoryadır.

   Ancak günümüz insanının, Bağdatlı dilenciden çok daha şanslı(!) olduğunu söylemeliyiz; çünkü önüne serilmiş olan Barmecide sofrası çok daha şatafatlı, zengin ve boydan boya boş tabaklarla dolu. Üstelik bu boş tabakların her birinin içinde bireyi, ve dolayısıyla toplumu geçici doyma hissine ulaştıran bir sürü hayali yemek var. Kuşkusuz “din” bu yemekler içinde en doyurucu olanı; ama itiraf etmek gerekir ki en lezzetlisi değil. “Futbol”, Barmecide sofrasındaki en lezzetli yemek olma konusunda liderliğini bir süre daha kimseye kaptırmayacak gibi. Lakin tüm doyuruculuğuna ve lezzetine rağmen “din” ve “futbol”; asla “ulusçuluk” kadar besleyici değiller. “Ulusçuluk”, sofradaki boş tabağa konduğu ilk andan itibaren, günümüz dilencisi olan sıradan birey için, her zaman besin değeri en yüksek hayali yemek oldu ve bazen sofraya hiç beklemediklerimiz de oturdu…

 

(Tanıtım Bülteninden)

12,00 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil

Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde başdanışmanlığını yapan Ahmet Sever’in 2015 yılında yayımlanan Abdullah Gül ile 12 Yıl kitabı kamuoyunda büyük yankı uyandırmış ve aylarca süren tartışmalara neden olmuştu.

Sever bu kitabında bir yandan özellikle iktidar saflarından gelen tepki, eleştiri ve saldırılara cevap verirken, diğer yandan “aile içi sır” olarak saklanan bazı gerçeklere ışık tutuyor. İyi başlayan bir yolculuğun nasıl bir çıkmaz sokağa girdiğini çarpıcı örneklerle anlatırken ülkenin son yıllarda uluslararası arenada içine düştüğü açmazları da gözler önüne seriyor.

İktidarın açmazlarından bazı satırbaşları:

• “Gül ve Davutoğlu’nu FETÖ’cülükle suçlar, hapse atarız” diyen üst düzey AKP’li kim?

• Erdoğan kimlerle ilgili Sadullah Ergin’e “Yargının işine karışma!” dedi?

• Gül 2007 yılında Erdoğan’a rağmen nasıl cumhurbaşkanı oldu?

• Erdoğan, 2012 yılında Gül’e neden yasak koydurdu?

• Erdoğan, MKYK’da kimler için “Üç kendini bilmez!” ifadesini kullandı?

• Ahmet Davutoğlu hangi konuda doğruyu söylemiyor?

• Arınç ve Davutoğlu’nun Erdoğan ile dramatik “git-gel” ilişkileri.

• 2015 yılında yapılan Erdoğan-Gül görüşmesinin perde arkası.

• Mustafa Varank ve 36 başdanışmana çağrı: “Mal varlığınızı açıklayın.”

• Şamil Tayyar ve Selçuk Özdağ’ın içler acısı halleri.

• Erdoğan’ın Soros bağlantısı.

• Gül’ün ekibinin kötü sınavı.

• AKP ile ilgili hüsran, hayal kırıklığı ve suçluluk duygusu yaşayanlar...

Ülkenin açmazlarından bazı satırbaşları:

• Hukukun Üstünlüğü Endeksi: 113 ülke arasında 101. sıradayız.

• Uluslararası Şeffaflık Örgütü: Yolsuzlukta Avrupa’nın en yozlaşmış ülkesiyiz.

• Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü: Basın özgürlüğünde 188 ülke arasında 155. sıradayız.

• The Economist Intelligence Unit: Dünya demokrasi endeksinde 88. sıradayız.

• OECD Eğitim Endeksi: Üye 38 ülke içinde 36. sıradayız.

• Uluslararası Sendikalar Örgütü: İş kazalarında dünya üçüncüsüyüz.

• Çocuk İstismarcılığıyla Mücadele Derneği: Çocuk istismarında dünya üçüncüsüyüz.

• URAP: Dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında yokuz.

(Tanıtım Bülteninden)

20,00 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil
Sana uzanan eller kırılsın. Sen bu canilerin hedefi oldun. Esas hedef 
Türkiye Cumhuriyeti, Türk milleti ve onun huzurudur. 
Süleyman Demirel (Cumhurbaşkanı) 
Ulusumuz, yeri kolayca doldurulamayacak bir bilim adamını kaybetti. Cumhuriyetin başı sağ olsun. 
Hikmet Çetin (Dışişleri Bakanı) 
Sevgili Kışlalı, biz devam ediyoruz. 
Hasan Fehmi Güneş (İçişleri Bakanı) 
Laik, çağdaş, demokratik Türkiye’ye eklemlenen her aydınlık 
yürek gibi çoğaldın… 
Prof. Dr. Türkel Minibaş (Ekonomist, yazar) 
Bilimin yol göstericiliğini tüm yaşamı boyunca temel ilke edinmiş çok değerli bir aydınımızın yok edilmesi, bu ilkenin Türk toplumunun temel ışığı olmasını engellemeyecektir. 
Prof. Dr. Namık Kemal Pak (TÜBİTAK Başkanı) 
Komutan Kışlalı. 1974’te komutan bendim. 25 yıl sonra Atatürkçü düşünenleri, laikleri, Kuvayı Milliyecileri yeniden derin uykudan uyandıran komutan sen oldun. Mustafa Erkal (E. Albay) 
Atatürk’ün Cumhuriyeti’nde namuslular namussuzlar kadar etkili olamazlarsa, Kışlalı’yı başka yurtsever aydınlar izleyecektir. 
Prof. Dr. Yaman Örs 
Sevgili Kışlalı laikliğin ve demokrasinin yılmaz savunucusuydu. 
Mustafa Gazalcı (Eğitimci, milletvekili) 
Biz Kemalistler sizden aldığımız ışığı daha da ileriye götüreceğiz. 
Suay Karaman (ADD Genel Sekreteri)
22,40 ₺ KDV Dahil
28,00 ₺ KDV Dahil
FETÖ, ABD’deki en büyük sözleşmeli okul yapılanmalarından birini elinde bulundurduğunu kamuoyundan yıllarca gizleyebilmiş ; eğitim konularındaki keyif ve yanlı uygulamaları yetmezmiş gibi, başka alanlarda da Fethullah Gülen’le bağlantılı tüyler ürpertici yalanlarını sürdürmüştü. Emlak alım satımında sahtecilik, şişirilmiş avantalar, yabancılara yönelik vize programlarının suistimali… 28 eyalette faaliyet gösteren bu şebekenin yasadışı işleri arasında neler yoktu ki !
80,00 ₺ KDV Dahil
100,00 ₺ KDV Dahil
Cumhuriyet Ordusu, ordunun içindeki işbirlikçilerin desteği ile tasfiye edildi. Bu süreçte, Genelkurmay Başkanı Özkök'ün ve Özel'in, bu millete kendi dönemlerini yazma borçları var. Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın, Başbuğ'un, Koşaner'in ve bu dönemde görev yapmış kuvvet komutanlarının, Türkiye'nin bu günlere gelişine ışık tutacak anılarını kaleme alma borçları var. Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı bir yapının, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde nasıl yuvalandığını ve bu insanları kimlerin üst rütbeye yükselttiğini, kimlerin imzasıyla kritik görevlere atandıklarını anlatma borçları var. 

Güneydoğu'da PKK hendek kazarken,patlayıcı madde döşerken, siper hazırlarken, silah ve cephane depolarken göz yumulmasına, sessiz kalınmasına ve operasyon izni verilmemesine karşı tepkisiz kalmak ve Türkiye'nin bölünmenin eşiğine getirilmesine tanıklık yapmak nasıl bir duyguydu? 

PKK güç kazanırken, anayasa ve yasalar çerçevesinde tepki gösterip, Türkiye'yi bir tehlikeden kurtarmak mümkün değil miydi? Tarih, gelecek kuşaklar okusun diye şehitlerin kanıyla "terörle mücadelede alınan dersler"i yazdığında, görevini yapmayanlar kendilerini nasıl savunacaklar? 

Dış politikada, kendi sahasında bile tek maç kazanamayan bir ülke, varlığını sürdürebilir mi? Ulusal çıkarlara öncelik vermeyen bir strateji, terörle mücadele edebilir mi? Türkiye, neden tüm cephelerde kaybetmiştir? Yozlaşmanın yaygınlaştığı, cehaletin bilgeliğin yerini aldığı, güneşin battığı bir toplumda, bilgi ve liyakat neden gereksizdir? 

TSK içindeki ayıklanmayan cemaat yapılanmasının boyutları, sanıldığı kadar endişe verici değil mi? Cumhuriyetin birikimlerini, köklü kurumların da iş birliği ile yok eden bir Türkiye, gelecek kuşaklara acı ve gözyaşı vadetmeye hazır bir zihniyetle, toprak bütünlüğünü 2023'e kadar koruyabilir mi? 

30-40 yıl sonra, bugünün tarihi yazıldığında gelecek kuşakların, bugünlerde yaşanan gerçekleri bilme hakkı var. Atatürk'ün en büyük eseri ve kutsal emaneti olan Cumhuriyet'in, getirildiği durumun nedenlerini gelecek kuşakların öğrenme hakkı var. İşte bu nedenle, elinizdeki kitapta, herkesin gözü önünde çöken bir devletin öyküsünü, yaşanan gerçekler ışığında okuyacaksınız. 

Bu, sadece tarihe bir not düşmek için atılmış küçük bir adımdır…
16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
Siyasal cinayetler önceden bilinir! 

Komplo teorileri, Gizli cemiyetler, Spekülatif düşünceler her zaman ilgi çekici olmuştur. 
Dünya ve Osmanlı tarihi ile Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihi suikastlar, entrikalar, komplolar, sabotaj ve ihanetlerle doludur. 
Peki neden? 
Erol Mütercimler, bu kitabında bir kez daha birbirinden ilginç örneklerle bu sorunun peşine düşüyor… İşte bunlardan birkaçı... 
Dünya tarihinden... 
Ceaser cinayeti – Çar Ailesinin ölüm günü – Troçki cinayeti 
– Salvador Allende suikastı – Kod Adı “Ajax” olan Mussadık’a yapılan darbe – Mısır’ın ünlü Arap milliyetçisi Cemal Abdulnasır’ın iktidara gelişinde CIA’in parmağı – Siyon protokolleri entrikası – Hitler’i bir türlü öldüremeyen suikast girişimleri – Hiroşima komplosu 
– Perl Harbor provokasyonu… 
Osmanlı Devleti tarihinden... 
Piri Reis’e kurulan büyük komplo – Padişah Genç Osman’ın öldürülüşü – Çocuk padişah IV. Mehmet  entrikası – Büyük fesat örneği: Siyonizmin öncüsü Yasef Nassi’den Mesih Sabatay Sevi’ye gidiş 
– İlk kez okunacak olan entrika: Fransa “mason locasında padişah V. Murat’ın tahta oturtulma girişimi II. Abdülhamit’e taht kaybettiren Manastır’da atılan kurşun provokasyonu – 1913 Bab-ı Âli baskını entrikası – Mahmut Şevket Paşa suikastı – I. Dünya Savaşını başlatan cinayet – İttihatçı Paşalara kurulan tuzak cinayetler: Talat Paşa ve Cemal Paşa’nın öldürülüşü … 
Cumhuriyet Dönemi tarihinden... 
Mustafa Suphi’yi tuzağa düşüren Yahya Kâhya komplosu – İhanet örneği; Atatürk’ün anlattığı Yahya Kaptan cinayeti – 16 Mart 1978 tarihinde üniversite öğrencileri provokasyonu – Abdi İpekçi ve Uğur Mumcu cinayetlerinin aynanın arkasında kalan büyük planları 
– İmralı zabıtlarının yayını bir sabotaj mıdır? 
Mükemmel işlenmiş cinayet yoktur!
25,60 ₺ KDV Dahil
32,00 ₺ KDV Dahil
Öyle bir oyun düşünün ki bütün oyuncular aynı ekipten. Yani siz, kendi ekibinizden birine karşı oynuyorsunuz. Muhteşem bir kriptolojik kurgu! Rakibiniz aslında sizinle aynı amaçlara hizmet eden biri oluyor. Siz ve rakibiniz (!) sizin için hangi strateji en büyük getiriyi sağlıyorsa onu tercih ediyorsunuz. Siz açıktan yapıyorsunuz, o ise gizliden gizliye yapıyor. Size karşı oynuyormuş gibi gözükerek size hizmet ediyor. 
Burada guguk kuşu, rakibinizin bizzat kendisi olmuş oluyor. Bir kripto. Çok çeşitli sahalarda bunun uygulamalarını görmek mümkündür. Örneğin kendi elemanınızı, rakip bir kuruluşun önemli bir yöneticisi yapmayı başarmanız gibi bir şey! 
Bugün bize karşı kurgulanan bütün oyunları tek tek çözümlemeye başladığımızda, aslında hepsinin anasının bir dünya hâkimiyeti oyunu veya kurgusu olduğunu görüyoruz. Eğer düşmanlarımızla ya da daha yumuşak bir ifadeyle rakiplerimizle mücadele edeceksek, bu mücadeleyi tüm katmanlarda yapmak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde kaybetmeye mahkûm olmuş oluruz. Yani, kısacası, Türkiye küresel ölçekte bir oyun kurucu olmalıdır. Bu bir tercih değil, zorunluluktur. 
Büyük devletler şartları oluşturur, küçük devletler şartlara tabi olur. Türkiye’miz büyük bir devlettir ve şartları oluşturmak zorundadır.
13,60 ₺ KDV Dahil
17,00 ₺ KDV Dahil

Cezalandırmanın mantığı nedir?

Hammurabi Kanunları’ndan günümüze; intikam, caydırma ve engelleme üzerine kurulu olan cezalandırma teknikleri toplumlar genelinde ne kadar başarılı olmuştur?

Kaç insanın hayatı sıklıkla değişen kanunlar ve işkence aletleri altında ezilmiştir?

Suç oranları yapılan kanunlar ve uygulanan cezalandırma yöntemleri ışığında yüzde kaç oranında düşmüştür? Sahiden düşmüş müdür?

“Cellat Pierrepoint: Devlet adına, ölümü -ölüm ne kadar adil veya haksız olursa olsun- en insani ve asil şekilde sağlama görevini yerine getirdim… Deneyimlerimin meyveleri ağzımda acı bir tat bıraktı, zira gerçekleştirdiğim yüzlerce infazın her birinin o ya da bu şekilde yeni cinayetleri önlemiş olduğuna inanmıyorum. İdam cezası, bana göre, intikamdan başka bir şey değildir.”

(Tanıtım Bülteninden)

24,00 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil
Tevrat’ta geçen bir ayet var, İran-Irak Savaşı’ndan bahsediyor, Peygamber Yeşaya’nın bir öngörüsü bu, işte o ayet: 
“Feryat edin! Tanrı diyor ki: Gümüşe değer vermeyen, altını sevmeyen Medleri onlara karşı harekete geçireceğim. Oklarıyla gençleri parçalayacak, bebeklere acımayacak, çocukları esirgemeyecekler.” 
Ayette geçen “gümüşe değer vermeyen Medler” bugünkü İran, Babil ise Irak’tır. 

Tevrat’ta geçen yine bir ayet var, bu kez Irak Savaşı’ndan söz ediyor, yine Peygamber Yeşaya’nın bir öngörüsü bu. İşte o ayet: 
“Ben Her Şeye Egemen Rab... Babil’i baykuş yuvasına, bataklığa çevirecek, yıkım süpürgesiyle süpüreceğim. Yakalananın bedeni delik deşik edilecek, ele geçen kılıçtan geçirilecek. Yavruları gözleri önünde parçalanacak, evleri yağmalanacak, kadınlarının ırzına geçilecek...” 
Buradaki Babil Irak’tır... 

Günümüzde “olacak olayları önceden bilme” yeteneğine öngörü diyorlar. Ama bir öngörü kutsal bir kitapta yer alıyorsa ve olaylar binlerce yıl öncesinde söylenildiği gibi bugün bire bir cereyan ediyorsa ve de bu öngörü Yahudilerin Büyük Peygamberi Yeşaya’nın sözleriyle yazılmış ise bu artık öngörüyü aşıyor ve “kehanet” oluyor... 
Ve Şam... Onun da bir kehaneti var... 
Soru şu: Bu gerçekten bir kehanet mi yoksa tuzak mı? 
Ya Türkiye? 
Kehanetlerle başlayan bu yolu izleyiniz, tüm cevapları bulacaksınız...
21,00 ₺ KDV Dahil
28,00 ₺ KDV Dahil
Yirmi birinci yüzyılda yalan, siyasetçi ve yönetilenlerin ortaklaşa inşa ettiği bir olguya dönüştü. Yeni olan, siyasetçilerin yalanları değil, kitlelerin buna verdiği tepkidir. 
Hakikatin önemsizleşmesi (post-truth), toplum görüşlerinin oluşmasında duyguların ve kişisel inançların, hakikatin önüne geçmesidir. Böyle bir ortamda, destekçisi olan kitlenin inançlarına ve önyargılarına uygun olduğu sürece liderin tutarsız savlar ileri sürmesi, yolsuzluk yapması, ekonomide, dış siyasette başarısız olması önemini yitirir. Bunların tümü iç-dış düşmanlar, terör örgütleri, casuslar, ülkenin gelişmesini istemeyen seçkinler gibi, çoğunlukla “icat edilmiş” kesimlere yıkılır. 
Yalanın meşrulaştırılması, felsefede “safsata” (fallacy) adı verilen hileli akıl yürütme teknikleriyle yapılır. İlk kez Aristoteles’in sınıflandırdığı bu teknikler üzerine İbn Sina’dan Schopenhauer’a kadar pek çok felsefeci kitaplar yazdı. 
Bu kitapta önce hakikatin önemsizleşmesi dönemi üzerine genel bir bilgi edinecek, ardından siyasetçilerin en çok kullandıkları 48 hileli akıl yürütme yöntemini örnekleriyle birlikte okuyacaksınız. Kitlelerin farkında olmadan, siyasetçilerle kol kola ürettikleri yalanın nasıl inşa edildiği karşısında hayrete düşeceksiniz.
10,50 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil
İsmail Hakkı Baltacıoğlu, istibdat döneminde doğup büyümüş ve okumuş; meşrutiyet döneminde hayata atılmış, mütareke, mücadele, kurtuluş ve kuruluş dönemlerine tanık olmuş; Atatürk, İnönü, Menderes ve 27 Mayıs sonrası dönemleri yaşamış bir kişidir. Muhtemeldir ki o tüm zamanların en büyük Türk eğitimcisidir. 
O özgür ve özgün bir adamdı. Türkçüydü, muhafazakârdı, cumhuriyetçiydi ve inkılâpçıydı. Ancak hiçbir yere ve gruba sıkı bir aidiyeti yoktu. Takdir ettiği kişilere ve düşüncelere zihninde gocunmadan yer açtı. Ama zihnini kimseye tam manasıyla teslim etmedi. Onun benliğini hiç kimse ve hiçbir ideoloji ele geçiremedi, işgal edemedi. 
İşte beş devri yaşamış bu büyük adamın, cumhuriyetçi muhafazakâr İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun yaşam öyküsü...
16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
İtiraf alma amaçlı “sertlikle” kasıtlı “zulüm”arasında akıl almaz incelikte bir çizgi... İnsanlığını, vicdanını, ruhunu kaybeden işkenceciler; eklemleri etlerinden fırlayan, gözleri oyulup tırnakları çekilen, kendi kangölünde boğulan mahkûmlar... Zihin işkenceleri, Demir Maske, Skeffington Prangası, Çivili Tabut, Bakirenin Öpücüğü,İspanyol Sandalyesi ve daha niceleri... Bu kitap size, içine doğmuş olduğunuz dünya düzenini sorgulattıracak. “Mowung, insanüstü iradesiyle yavaş ve temkinli kesim sürecinde sessizliğini korudu; önce yanakları, sonra göğüsleri, kollarının alt ve üst kasları, bacaklarının etleri ve bunun gibi pek çok yeri hayati noktaları zarar görmeyecek şekilde bedeninden sıyrıldı. Ağzını yalnızca bir kez açtı, hemen öldürülmek istediğini söyledi bu arzusu kurbanına işkence etmekten vahşice zevkalan işkenceciler tarafından umursanmadı bile.”
24,00 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil
1969’da tanıştığı GillesDeleuze ile birlikte yazdıkları Kapitalizm ve Şizofreni’nin tartışmasız etkisi hâlâ sürerken, FélixGuattari’nin kendi özgün çalışmasına bir bakış bize ne sunabilir? Ali Akay, Guattari’nin kendi yöntem-kavramlarının dinamik oluşumunu gözler önüne serdiği bu derslerde, öznelliği onun düşüncesinin merkezi problemi olarak ele almayı öneriyor. Guattari’nin kişiliğinin birbiriyle çeliştiği, en iyi durumda birbirinden apayrı olduğu düşünülen militan, terapist ve felsefeci yönleri, aslında bu problem etrafında bütünleşmiştir. Tam da bu yüzden Guattari, erken dönem yazılarından Deleuze’le ortak çalışmalarına kadar, şu soruyu sormaktan hiç vazgeçmeyecektir: İsyanı ve yaşamı bürokratikleştirmek yerine, alttan gelen gerçek bir dönüşümü nasıl arzulayabiliriz? Olaya nasıl layık olabiliriz? Bir toplumsal dönüşüme, nedenleri ve sonuçlarını değerlendirmekle yetinmek yerine, yeni öznellik alanları yaratarak nasıl cevap verebiliriz? Guattari’nin düşüncesinin çağdaşlığından hiçbir şey yitirmemesi, 68’in öncesinden bile günümüze seslenebilmesinin arkasında, öznelliğin yaratıcı kuvvetlerine duyduğu bu inanç yatıyor. Yaşam gibi, Guattari’nin öznellik düşüncesi de gücünü farkı olumlamasından alıyor.
22,40 ₺ KDV Dahil
28,00 ₺ KDV Dahil

Fahişeler ve ajanların yolları neden hep kesişir? Giordano Bruno neden yakıldı? Peki, Jeanne d’Arc? James Bond filmlerinin kahramanları hangi ajanlardan esinlenerek yaratıldı? Yunanistan’ın NATO’ya dönmesi konusunda Devlet Başkanı Kenan Evren’i kim ikna etti? Bu kitapta, bu ve daha birçok sorunun yanıtını bulacaksınız.

Walter L. Pforzheimer, CIA’den emekliye ayrılmış çok deneyimli bir casus. Ona göre ilk casusluk olayı Âdem ile Havva arasında geçti. İncil’in ünlü Yılan’ı ilk casus ve Havva da onun ilk Asset’i idi. Arkeologlar, Suriye’de günümüzden 3800 yıl önce yazılmış bir tuğla tablette casuslardan yakınıldığını belirtiyorlar.

On yıllardır ulusal güvenliği boşlamış iktidarların Türkiye’yi ne denli güvenlik zaafına uğrattıklarının örnekleriyle anlatıldığı bu kitapta Aytunç Altındal, “Diğer ülkeler bir yana, o günlerden bu yana Anadolu toprakları casusların en çok gönderildiği bölgedir. Soğuk Savaş yıllarında en iyimser tahminle ortalama 25 ülkeden Türkiye’ye yaklaşık 10 bin casus, ajan vb. geldi. Günümüzde bu sayı 3 bin 500 civarında. Sadece Ankara’da yaklaşık 280.290 deneyimli askeri personel, diplomat, istihbaratçı şu ya da bu amaçla bilgi topluyor. Gerisini siz düşünün” diyor.

10,50 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil

Bu çalışmasında Özay Göztepe, eleştirel çözümleme kapasitesini,  neo-liberalizmin verili kabullerine ve listedeki her bir alan kuramının temellerine yöneltiyor.  Bir bakıma neoliberalizmi kaçtığı yerden yakalıyor. Kendinde düzenleyici piyasa savının pulları, kavramsal darbelerle alaşağı edilirken, saf piyasa suretinin ardındaki ekonomi-dışı zor mekanizma gözler önüne seriliyor.  Özay Göztepe, tarihsel kapitalizmin neo-liberal biçimini kuran bu mekanizmayı, “ilkel sermaye birikimi” olarak tanımlıyor. Piyasa gereklerine tabi olmayan ve/veya meta dışı özelliklere sahip bulunan ilişki ve varlıkları, ekonomi dışı zor mekanizmalarla sermayeleştirme işlemi olarak kavramsallaştırılan ilkel birikimin neo-liberal evrenle ilişkisi, son derece zengin bir olgusal veri analizi ile temellendiriliyor. Bu ilişkinin Türkiye bağlamına yerleştirilmesi, elinizdeki çalışmanın özgün bir katkısı olarak görülmelidir.  Türkiye’nin eleştirel bilgisini tarihsel maddeci yaklaşımla üretme geleneğinin parlak örneklerinden birini bizlere kazandırdığı için Özay Göztepe’ye ne kadar teşekkür etsek, azdır.      

                                                                                                                                                                                         -Metin ÖZUĞURLU-

16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
“Başkaldıran kimdir? Hayır diyen biridir.” 
Albert Camus 
İnsanlık tarihi, çatışmanın da tarihidir. Tarihin her dönemi, iktidar sahipleri ile onlara başkaldıranlar arasında çoğu zaman silahların konuştuğu şiddetli ve kanlı mücadelelere sahne olmuştur. Bununla beraber, yirminci yüzyılda ve yirmi birinci yüzyılın ilk on yılında daha farklı bir mücadele biçiminin öne çıktığını görüyoruz. Özellikle son yıllarda halk kitlelerinin örgütlenerek baskıcı rejimlere, yabancı güçlerin işgallerine veya kendi kaderlerini tayin etmek amacıyla, hatta ellerindeki iktidarı kaybetmemek için diğer muhalifleri sindirmeye çalışan devlet dışı silahlı gruplara meydan okuduklarına, talepleri karşılanana kadar boykot, genel grev, protesto ve sivil itaatsizliğin de aralarında bulunduğu çeşitli şiddetsiz direniş yöntemlerini kullanarak muarızlarıyla mücadele ettiklerine tanık oluyoruz. Peki, şiddetsiz, sivil direniş gerçekten işe yarıyor mu? 
İstatistik ve vaka incelemesi yöntemlerini bir araya getirerek 1900 ile 2006 yılları arasında yürütülmüş toplam 323 şiddetli ve şiddetsiz direniş mücadelesini mercek altına alan bu çalışma bu soruya olumlu yanıt veriyor ve şiddetsiz sivil direniş hareketlerinin şiddete başvuran muadillerine kıyasla ve yaygın kanının aksine en az iki kat daha etkili olduklarını ortaya koyuyor. Ayrıca bazı sivil direniş eylemlerinin neden hedeflerine ulaşamadıklarını, neden bazı hallerde şiddetli ayaklanmaların sivil direnişlerden daha başarılı olduklarını ve direniş tiplerinin mücadeleler sona erdikten sonra bir iç savaşın yaşanma veya demokratik rejimin tesis edilme olasılığını hangi yönde etkilediklerini de ele alıyor. Her düzeyde okura hitap eden bu çalışma, konunun kolay anlaşılmasını sağlayacak çok sayıda tablo ve şekil barındırmasının yanı sıra İran Devrimi, Birinci Filistin İntifadası, Filipinlerde Halkın İktidarı hareketi ve Burma (Myanmar) halk isyanı vakalarını ayrıntılı biçimde ele alması itibarıyla dünyanın en sorunlu bölgelerinin yakın tarihine de ışık tutuyor. 
2013 yılında Foreign Policy dergisinin hazırladığı En Önemli 100 Küresel Düşünür listesine giren parlak siyaset bilimci Erica Chenoweth ve Maria J. Stephan, şiddetsiz direnişin, uluslararası sistemde göz ardı edilmemesi gereken, en elverişsiz koşullarda bile yeryüzünü değiştirebilecek, durdurulması neredeyse imkânsız bir kuvvet olduğunu bu kitapta gözler önüne seriyorlar.
28,00 ₺ KDV Dahil
35,00 ₺ KDV Dahil
RUSYA’NIN KODLARI 
Türkiye’de Rusya’yı Ararken 
Rusya’da Türkiye’yi Bulmak 

Çarlık Rusya’sından Sovyet Rusya’sına, Sovyet Rusya’sından Yeni Rusya’ya; bir başka deyişle Petro’dan Lenin’e, Lenin’den Putin’e uzanan bir büyük tarih ve ülke... 
Peki nedir Rusya’nın kodları? Çarlık geçmişi mi? Ortodoksluğu mu? Komünist mirası mı? Sanatı ve edebiyatı mı? Bireylerinin kolektivizme uygunluğu mu? Yaşam tarzının şifreleri mi? Kremlin’deki iktidar düzenlemeleri mi? Güvenlik ve istihbarat bürokrasisi mi? Devlet aklı oluşturabilme becerisi mi? Enerji kaynaklarının zenginliği mi? Devlet kapitalizmi modeliyle işleyen ekonomik düzeni mi? 
Elinizdeki kitap işte bu sorulara yanıt arıyor. 
Ve “Rusya’nın Kodları”ndan hareketle, Türk-Rus ilişkilerinin geleceğine projeksiyon tutuyor.
20,00 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil
Elinizdeki eseri, 1996 yılından beri çok farklı örgütlerde yaptığım idarecilik görevleri, politik olsun veya olmasın yer aldığım birçok proje ile gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında gerçekleştirdiğim bilimsel araştırmalar kapsamında edindiğim bilgi ve deneyimi ilgililerine aktarmak üzere kaleme aldım. 
Deneyimlerimde olumsuz olarak dikkatimi en çok çeken husus; önemli mesuliyetler üstlenmesi beklenen lider namzetlerinin büyük çoğunluğunun, lider meşruiyeti kazandıklarını düşündükleri, geniş yığınlardan destek aldıklarını hissettikleri en erken zamanda, gerçek bir lider “olgunluğuna” erişmek için ihtiyaç duyulan çaba ve zamanı sarf etmekten kaçınmaları olmuştur. Bu kaçınmalar münasebetiyle ilgililerin gerçek bir lider olarak farklılaşamadıkları ve burada lidersi olarak ilk defa kavramlaştırdığım, bir başka kimliğe büründüklerini de ifade etmeliyim. Doğrusu, liderlik konusunda genelde sorulmayan, “Nasıl gerçek bir lider olunmaz?” sorusuna esasen yanıt üretmek gerektiğine de böylece kanaat getirmiş oldum. Dikkat edilirse, burada Batılı -ve özellikle de Amerikalı yazarların sıklıkla en çok satan (bestseller) listelerine soktukları birçok kitabın çıkış sorusu olan “Nasıl gerçek bir lider olunur?” sorusu veya benzerlerini sormaktan özellikle kaçındığım anlaşılacaktır. Çünkü deneyimlerim ve okuduklarım gösterdi ki, bir şeyin nasıl yapıl(a)mayacağını göstermek, belki de çokları için daha fazla dikkat çekici ve bu haliyle de daha fazla başarı sağlayıcı olabilmektedir. Elinizdeki eseri temellendiren ana soruyu bu 
şekilde kurgularken, aslında arka planda “kimin, neyi, neden” yaptığını da elbette çok açık bir şekilde teşhis, tahlil, tahkik ve tespit etme olanağı bulduğumu ve metinde işlediğimi ifade etmeliyim. Böylece mümkün oldukça nesnel ve bütün gerçekliği olanca çıplaklığıyla ortaya çıkaracak şekilde gözlemlerimi ve bunlara dayalı olarak şekillendirdiğim düşüncelerimi, okuyucunun değerlendirmesine sunmayı tercih etmiş oldum. Aslında bu eserdeki bütün mesele belki de şundan ibarettir: “Gerçekliğe ayna tutmak…” Diliyorum ki, gerçek liderlerle çok kere karşılaşamama veya -tersiyle- giderek daha fazla olarak lidersilerle karşılaşma durumunda kaldığımız ve az veya çok bunların yapıp ettiklerinin olumsuzluklarına maruz kaldığımız bir dünyada, daha fazla insana, liderlik adına “ne yapma(ma)ları gerektiği” konusunda bir fikir, farklı bir bakış, değerlendirme fırsatı da böylece verebilmiş olabilirim. Bu eserin hakiki amacı, temel odak noktası, doğrusu tam olarak budur.
17,60 ₺ KDV Dahil
22,00 ₺ KDV Dahil
1960’tan sonra Molla İmam Hamdullah öncülüğünde bir araya gelip ahaliyi Allah ile aldatanlar; adlarını, iki heceden oluşan Allah sözcüğünün son hecesi olan “lah” ile tamladılar. 
Bu kitapta Osmanlı ve Atatürk dönemlerine ait bilgilendirmelerin yanı sıra bunların yönetimlere gelmeleriyle her şeyin değişmesi ve parçala, böl, yönet yöntemiyle ülkemize el atan Amerika’nın nasıl etkin olduğu özetle anlatılmaktadır. 
Siz, bu kitabı sabırla okuduğunuzda Atatürk’ün laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni nasıl kurduğunu; Atatürk düşmanlarının Atatürk’e nasıl ihanet ettiklerini, devrimleriyle beraber yaratmış olduğu tüm üretim kaynaklarını nasıl yok ettiklerini, hatta vatan topraklarını bile nasıl babalar gibi sattıklarını; nasıl oy hırsızlığı yaptıklarını; rüşvet ve yolsuzluklarla nasıl zengin olduklarını; yurttaşları nasıl adaletten, insan hak ve özgürlüklerinden, çağdaş eğitimden, laik, demokratik cumhuriyet ilkelerinden uzaklaştırdıklarını; Türkiye’ye nasıl acılı bir dönem yaşattıklarını ve adım adım şeriata bağımlı ortaçağ karanlığına doğru sürüklediklerini; gerek bilim adamlarının, hukukçuların açıklamalarından ve medya haberlerinden, gerekse bazı yazarların belgesel sunumlarından alınan değerlendirmelerde göreceksiniz ve kendi kararınızı vereceksiniz... 
LÜTFİ KALELİ
13,60 ₺ KDV Dahil
17,00 ₺ KDV Dahil

“2014 başında küresel krizin etkilerini derinlemesine anlamak ve gelecek yıllardaki gelişimin nasıl şekilleneceğini yazmak istedim. Küresel krizin etkileri geçti mi yoksa belli aralıklarla devam mı ediyor? 2008 yılında başlayan ekonomik krizin sadece bu alanda kalmayacağını düşünerek sosyal siyasal ve kültürel konularda oluşturduğu sorunları ve dalga dalga yayılmasını anlamamız gerektiğini düşündüm.

2014 yılında başladığım bu çalışmalarımı sadece teorik bazda değil otuz ülkeyi detaylı inceleyerek dünyadaki gelişmelerin sadece röntgenini değil mr’ını da çekerek anlamaya çalıştım.

Asya, Avrupa, Abd’yi, gelişmekte olan piyasaları, Ortadoğu bölgeleri ve petrol alanlarının siyasi ve ekonomik etkilerini analiz ettim. Gülbenkya’nın 1920’lerde petrole dayalı olarak çizdiği sınırlar bugün bölgesel olarak petrol kaynaklarına göre yeniden oluşturulmaya çalışılıyor. Başta Çin olmak üzere Doğu Asya hızla gelişirken Batı Avrupa içe kapanıyor; savaşlar büyürken Ortadoğu ateş topuna dönüşüyor.

Bu süreçte Türkiye’nin konumunu ve değişen yapısını hızla kentleşmenin getirdiği problemleri tartışmak ve çözüm önerilerini değerlendirmek gerekiyordu. Bu aşamada Birleşmiş Milletlerin 2015 yılında, sürdürülebilir kalkınma konusunda aldığı on yedi maddelik kararların küreselleşmenin bir başarısızlığı olarak ele alınması gerektiğini gördüm.

Bu çalışmayı 31 Aralık 2017 itibariyle bitirdim. Gelecek yılların nasıl bir ilişki ağına neden olacağını ve nasıl bir değişime ve gelişmeye yol açacağını tartışmaya açmak istedim.” —Işın Çelebi

16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
75,00 ₺ KDV Dahil
100,00 ₺ KDV Dahil
“Topluluğun özneleri, tıpkı ‘bana borçlusun’ değil de ‘sana borçluyum’ 
dediklerinde olduğu gibi ‘bir yükümlülük’ etrafında birleşirler. Bu 
onları kendi kendilerinin mutlak efendileri olmaktan çıkaran; ya 
da daha doğrusu en asli mülkiyetlerini, yani öznelliklerini (kısmi 
ya da bütünüyle) kamulaştıran şeydir. (…) Toplulukta özneler bir 
özdeşleşme ilkesi ya da içinde şeffaf bir iletişim kurabilecekleri veya 
hiç değilse bu iletişim için gerekli olan içeriği tesis edebilecekleri 
steril, çevrilmiş bir alan bulmazlar. Bulup bulacakları kendilerini, 
kendilerinden yoksun bırakacak bir boşluktan, bir mesafeden, bir 
yabancılıktan başka bir şey değildir.” 
Çağdaş siyaset felsefesinin özgün düşünürlerinden, “biyopolitikçi” 
Roberto Esposito, topluluk fikrini ve kavramını tartışıyor bu kitapta. 
Topluluğu, üzerine kurulduğu eksikliklerle ve bizzat toplumsallığa dair 
bir eksiklikle ilişkisi içinde tartışıyor. Topluluk fikrinin, ufuk açıcı bir 
yapısökümünü gerçekleştiriyor. 
Esposito’nun bu sorgulaması, modern siyaset felsefesinde topluluk 
üzerine düşünmenin belli başlı kavramsal hatlarını yeniden katediyor. 
Bu hatların inşasına damga vurmuş büyük düşünürlere özellikle 
eğiliyor: Korku – ve Hobbes. Suçluluk – ve Rousseau. Yasa – ve Kant. 
Ekstaz – ve Heidegger. Deneyim – ve Bataille. 
Topluluk fikri üzerinden, tümüyle siyaseti, dünyayı, insaniyeti yeniden 
düşünmeye açılan bir kapı, Communitas.
21,20 ₺ KDV Dahil
26,50 ₺ KDV Dahil
Adalet ve Kalkınma Partisi, 2002 yılında iktidara geldiği genel seçimin 
ardından hem iktisadi hem de siyasi olarak hegemonik bir iktidar 
yapısı kurmaya dönük bir strateji izledi. İktisadi politikalar 1990’lardan 
itibaren yükselen neoliberal ideolojinin çeşitli varyasyonlarını 
kullanarak yerleştirilirken AKP’nin siyasi perspektifi de popülist bir 
siyasetten otoriter bir siyasi davranışa evrilerek biçimlendi – her iki 
strateji de birbirinden koparak değil kimi zaman beraber kimi zaman 
birbirinin yerine tedavülde kaldı. “Yeni Türkiye”ye Varan Yol, Türkiye 
siyasal tarihi içinde, siyasal alandan sosyal güvenlik politikalarına, 
toplumsal cinsiyet alanından kentsel dönüşüme, gelir dağılımından 
örgütlü işçi hareketine, İslâmcı burjuvazinin yükselişinden dış politika 
alanına AKP’nin kullanmayı tercih ettiği araçları ve stratejileri ele 
alırken, kurulmaya çalışılan siyasal hegemonyanın ulaştığı noktayı da 
ihmal etmeyen makalelerden oluşuyor. 
İsmet Akça, İrfan Aktan, U. Uraz Aydın, Ahmet Bekmen, Mehmet Sinan 
Birdal, Erbatur Çavuşoğlu, A. Ekber Doğan, M. Görkem Doğan, Yasin 
Durak, F. Serkan Öngel, Barış Alp Özden, Ece Öztan, Güven Gürkan 
Öztan, Julia Strutz ve Erdem Yörük’ün katkılarıyla...
30,80 ₺ KDV Dahil
38,50 ₺ KDV Dahil
kinci Grup’tan Yetmez Ama Evetçi Liberallere 90 Yıllık İhanet Mirası 

Zülal Kalkandelen, ülkemizde “Sivil Toplumculuk”, “İkinci Cumhuriyetçilik” ya da “Neoliberalizm” olarak adlandırılan siyasi akımın fikir babası Prof.Dr. İdris Küçükömer’in tezleriyle tarihsel bir hesaplaşma içine giriyor. 

1960’lardan itibaren, Kurtuluş Savaşı’nın emperyalizme karşı verilmediği ve yalnızca Türk-Yunan savaşından ibaret olduğu; Cumhuriyet’in kuruluşunun bir devrim değil bürokratik egemenlik yarattığı; Türkiye’de solun “gerici”, sağın “ilerici” olduğu vb., tamamına yakını günümüzde geçersiz kılınmış görüşler, Kalkandelen tarafından otopsi masasına yatırılıyor. 

“Batılılaşma” sorunu ve emperyalizmden Ergenekon ve Balyoz davalarına, Ilımlı İslam’dan “Yetmez ama Evet”e, “Kandırıldık!” söyleminden darbelere açılan yelpazede sağlam bir politik zemin oluşturan Kalkandelen, Cumhuriyet ve Aydınlanma’nın sesini yükseltiyor.
13,13 ₺ KDV Dahil
17,50 ₺ KDV Dahil

Uğur Dündar, film senaryolarından alıntı gibi görünen ama tümüyle gerçek olaylardan ve anılarından hareketle, okurlarına O Halde Biz Anlatalım diyor.

Dündar’ın Sözcü gazetesindeki pazar yazılarından derlenen bir seçki niteliğindeki O Halde Biz Anlatalım, dünün ve bugünün Türkiyesi’nden kesitler sunarak, bize bizi anlatıyor.

Ülkemizin en sevilen ve en güvenilen gazetecisinin kaleminden, insanların kalpleriyle birlikte gıdaların da kirlenmemiş olduğu yıllara ve medyanın yozlaştırıldığı 2010’lara, kâh gülümseten kâh hüzünlendiren bir bakış… 

“Gazetecilik eğer toplumun gerçekleri öğrenme hakkı için yapılıyorsa, dünyanın her yanında zor meslektir!

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise zor olmanın yanı sıra, tehlikelerle doludur. Hele günümüz Türkiyesi’nde!..

Çünkü iktidar, gazeteciden haber vermesini değil kendisini alkışlamasını istiyor...

Mesleğimizin köşe başlarını tutan yağdanlıklar da, bu beklentiyi fazlasıyla karşılıyor.

Yağdanlıklar arasında, ‘yağcılık’ yarışları yapılıyor.

Yağcılık şampiyonu, en güzel koltuğu kapıyor!

Yalakalık yapmayana ‘düşman’ gözüyle bakılıyor.

Düşmanı yok etmek için her türlü silah kullanılıyor.”

 

20,25 ₺ KDV Dahil
27,00 ₺ KDV Dahil

Akademi, mimarlık ve yazıyla iç içe geçen hayatını öğrenme ve öğretmeye adayan Doğan Kuban, 92. yaşını geride bırakırken birikim ve deneyimini aktarmayı sürdürüyor.

Kuban, Cumhuriyet’ten sanata, siyasetten eğitime, şehircilikten Osmanlı’ya kadar geniş yelpazede sorunları ele alarak Türkiye’nin röntgenini çekiyor. Toplumdaki problemleri ortaya sererken, çözüm reçetesini Umutsuzluk Yakışmaz diyerek anlatıyor.

19,20 ₺ KDV Dahil
24,00 ₺ KDV Dahil
Türk basınının aşılmaz ve aşınmaz gazetecisi, Cumhuriyet Devrimi şehidimiz Uğur Mumcu, “Bir memlekette türküleri yakanlar, yasaları yapanlardan daha güçlüdür,” derdi. 



Bu nedenle bu türküler, şarkılar, marşlar hiç eskimez. Hep dilimizde, belleğimizde, yüreğimizdedir. Yaşımız kaç olursa olsun, unutmayız onları. Mekteb-i Mülkiye mezunu olmasak da severiz Mülkiye Marşı’nı. Harbiye mezunu olmasak da coşkuyla söyleriz Harbiye Marşı’nı. Çünkü Cumhuriyet, sadece bir rejimin adı değildir bizler için. Varlık yokluk kavgasının da adıdır. Zulme itiraz etmenin, karşı çıkmanın, “hayır” demenin adıdır aynı zamanda. İşte bu yüzden sadece bir yurttaş hassasiyeti ve sadakatiyle değil, aynı zamanda evladımızı sahiplenir gibi, baba evini savunur gibi, bir sevgiliyi sever gibi severiz biz Cumhuriyet’i. 

Günümüzde tehlikededir Cumhuriyet. Cumhuriyet’in bağımsızlığı, bütünlüğü, egemenliğine yönelik tehditler çoğalmıştır. Cumhuriyet’in Devrim Kanunları çok hırpalanmıştır. Siyasi, iktisadi, ideolojik, diplomatik, toplumsal, kültürel açıdan kuşatılmıştır. İhanete uğramıştır. Fakat Cumhuriyetçiler direnmektedir. Çünkü Cumhuriyet’in kökeninde direniş ve diriliş harman olmuştur. Çünkü sadece antiemperyalist bir savaşla değil, savaşla birlikte eşzamanlı olarak hayata geçirilen bir devrimle kurulmuştur. Çünkü mazlum milletlere örnek olan Kurtuluş Savaşı’yla kurulmuştur. 

Günümüzde Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin, devrim programının özeti, simgesi olan altı ok, özenle, kıskançlıkla, kararlılıkla savunulmayı beklemektedir. Devletçilik olmadan laiklik; devrimcilik olmadan milliyetçilik; halkçılık olmadan cumhuriyetçilik boynu bükük, yapayalnız kalmıştır. Küba’dan Hindistan’a, Cezayir’den Afganistan’a dek üçüncü dünyaya, mazlum milletlere örnek olan Türk Devrimi, ilgisizlikle başlayan, ihanetle sonuçlanan bir süreçte tıkanmıştır. 

İşte bu kitap yönüne kaybetmeye başlayan Türkiye’ye yön gösterme çabasıdır. 

“Nutuk ve Sırları: Nutuk Hakkında Her Şey” isimli bu eserimiz işte bütün bu sorulara cevap verecek şekilde düzenlenmiştir. Nutuk hakkında yapılmış araştırmalara ve Nutuk’un kendi metnine dayalı olarak ciddi bir Nutuk analizi okuyacağınızı umuyoruz.
17,25 ₺ KDV Dahil
23,00 ₺ KDV Dahil

Abdullah Ağar, “meskûn mahal”lerde, dağlarda ve Fırat Kalkanı’nda savaşan Mehmetçikleri anlatıyor!

 

Komando tugaylarında ve Özel Kuvvetler’de yıllarca komutanlık yapan, sayısız çatışmaya giren ve Irak dağlarında belinden üç kurşunla vurulan Abdullah Ağar, yıllar sonra tekrar bölgeye gitti. Tam 4 yıl, 1 gün, 7 saat terör ateşinin kasıp kavurduğu, kızılca kıyametin koptuğu bu topraklarda, çöllerde yaşadı. Türkiye’ye döndüğünde de, IŞİD ile ilgili en kapsamlı saha kitabı IŞİD ve Irak’ı yazdı.

 

Ardından uzun süre görev yaptığı Güneydoğu’ya tekrar gitti. En uçlarda en sert mücadeleleri yapan Mehmetçiklerle, görev yerlerinde konuştu. Ek olarak Fırat Kalkanı bölgesi... Er-Rai, El-Bab, Dabık... İşte Özgür Şehit böyle ortaya çıktı. Kitabın adı, yazara anlattığı çatışmalarının hemen ardından şehit düşen Özgür Çevik Yüzbaşı’dan geliyor ancak Özgür Şehit, vatanın özgürlüğü için şehit olan ve “mutlak özgürlüğe” kavuşan tüm Mehmetçikleri anlatıyor. 

 

Bu kitap, “ölüm”den, ölümün üstüne giderek kaçan Mehmetçiklerin hikâyesidir. Cumhuriyet döneminde karşı karşıya kaldığımız bu en büyük badireyi göğüslemek için “meskûn mahaller”de, 15 Temmuz sonrası can havliyle sarıldığımız “taarruz ruhu dönemi”nde dağlarda ve Fırat Kalkanı’nda verilen olağanüstü mücadelelere dair tarihe düşülen kısa bir nottur.

 

“Meskûn mahal” çatışmaları kimi zaman öyle sert ve yoğun geçmiştir ki, tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi mermiler havada çarpışmıştır.

20,63 ₺ KDV Dahil
27,50 ₺ KDV Dahil

Milli Projelerde görevli olan Türk Mühendis Ahmet Serkan’ın Kerkük’te Cia Ajanları tarafından

öldürülmesiyle Kerkük’e giden Türk Ajanı Yavuz, Türkiye’ye döndüğünde milli projeleri görevlilere

teslim edecekken öldürülür. Artık iki cinayetin çözüme ulaştırılması ve Ahmet Serkan’ın üzerinde

çalıştığı Milli Projelerin hayata geçirilme görevi istihbaratın en iyi ajanı Han’a verilir.

Han, ihanet ile hizmet etme arasındaki ince çizgide devam eden hayatında en yakınlarının

ihanetleriyle karşılaşır. Üstlendiği görevi tamamlamak için çıktığı yolda hizmet ettiği devletin hiç

bilmediği yüzüyle karşılaşır.

* Osman Gazi’den Abdülhamid Han’a uzanan Devlet-i Aliye’ye hizmet eden Hıristiyanları,

* Fatih Sultan Mehmet’in Vatikan’a gönderdiği Türk – Müslüman Martolosların, Manseryönlük

Makamına ulaşmasını,

* Mustafa Kemal’in Halifeliği kaldırmasının altındaki gerçekleri,

* İsmet İnönü’nün Amerika ile yapmış olduğu anlaşmaları,

* Abdülhamid Han’dan Turgut Özal’a, Özal’dan Muhsin Yazıcıoğlu’na ulaşan gizli projeleri,

* Ülkeyi 15 Temmuz’a sürükleyen süreci ve İhanet Gecesi yapılmak istenenleri,

* 15 Temmuz öncesi Büyük Ada’da toplantı yapan yabancı devlet ajanlarını,

* İstanbul Ayazağa’da planlanmış darbe gününü,

dahası “Büyük Türkiye” hedefine yürüyen ülkenin önüne kurulmuş tuzakları öğrenir…

Bu süreçte kendisine en çok yardım eden kişi yıllarca Güneydoğuda terör örgütü PKK’ya karşı görev

yapmış olan Çeri’dir.

Kaos Düzeni Sahipleri bölgeyi karıştırmak için geri geldiler. Önlerindeki en büyük engel Türkiye.

Ülkeyi karıştırıp iç savaş çıkarmak isteyenler, hainlerle iş birliği içindeler. Bu savaş Hilal ile Haccın, Hak

ile Batılın savaşıdır.

Peki, senin tarafın ne olacak?

18,75 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil

“Bregman’a kulak verin. Geleceği şekillendirme işinde büyük gelecek vaat ediyor.” – Guardian –

Çoğumuz mutlu olmadığımız işlerde haddinden fazla çalışıyor, kalan zamanda pek de ihtiyacımız olmayan şeyleri tüketerek mutlu olmaya uğraşıyoruz. Mesele bunun iyi olmaması ya da ileride her şeyin daha kötü olabileceği değil. Uygarlığımızın yönünü pek çok kez değiştirdik, bir kez daha değiştirebiliriz. Mesele elimizdekinden daha iyisini hayal edemiyor olmamız. Bugünün büyük fikirleri nerede? Son büyük idealimiz “satın alma gücü” müydü? Bundan böyle uygarlığımızın büyüklüğünü, neyi ölçtüğü meçhul gayrisafi milli hasıla üstünden mi konuşacağız? 

“Gerçekçiler İçin Ütopya, bir geleceği tahmin girişimi değil, geleceğin kilitlerini açma girişimi,” diyor Bregman. “Ve bunun için, ütopyalara geri dönmeliyiz.” Köleliğin kaldırılmasından kadın erkek eşitliğine, uygarlığımıza kilometre taşı olmuş pek çok gelişme, öncesinde birer ütopyaydı. Gerçekçiler İçin Ütopya, pek çok saha çalışması, deney ve vakadan faydalanarak, günümüzde ütopik gelebilecek kimi fikirlerin (mesela çalışsın çalışmasın herkese temel gelir) aslında erişilebilir olduğunu gösteriyor. Yeter ki tüketim üstüne kurulmuş, piyasa gerçekleri üstünde uzlaşmış bir uygarlıktan daha iyisi olabileceğimizi hatırlayalım.

Yeter ki yeniden büyük hayaller kuralım.

“Sağ-sol klişeleriyle dolu beylik tartışmalara doyduysanız, cesur düşünce, taze fikirler ve kanıt temelli argümanlarla dolu Gerçekçiler İçin Ütopya’yı seveceksiniz.” -Steven Pinker -

“Sızlanmaktan bir adım öteye geçmek isterseniz, bu kitabı okuyun.” - Evening Standard -

21,00 ₺ KDV Dahil
28,00 ₺ KDV Dahil

Arap Demokratikleşmesi, Arap coğrafyasında seçimciliğin yükselişini ve sürekli ertelenen demokrasiye geçişi tarihsel boyutuyla ele alıyor. Kitap, 1970’lerin ortasından 2008’e kadar Arap Ortadoğu’sundaki demokrasi ve demokratikleşme deneyimlerinin kendine özgü dinamiklerine yoğunlaşıyor. 1970’lerde yaşanan ekmek ayaklanmaları gibi aşağıdan yukarıya hareketleri ve bunların önünü açtığı söylemleri inceliyor.
Avrupa-Amerika merkezli ve Arap coğrafyasındaki demokrasiye geçiş literatürlerini tarayarak demokratikleşmenin Arap ülkelerinde nasıl ortaya çıktığı konusundaki tartışmalara katılıyor.
Arap Demokratikleşmesi, ayaklanmaların arka planındaki siyasi ortama ışık tutuyor. Yazarın Türkçe baskıya yazdığı önsözde belirttiği gibi “Arap demokratikleşmesinin bu kitaptaki ‘hikaye’si yalnızca Arap Ortadoğu’sunda demokratikleşme olasılığını araştırmıyor, aynı zamanda demokrasiye giden başka yolları tarihselleştiriyor. Bu bakış açısı, Türkiyeli siyaset okurunun ve araştırmacılarının ilgi alanına girer.”
Larbi Sadiki, Katar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Arap Demokratikleşmesi profesörü.

 

25,50 ₺ KDV Dahil
34,00 ₺ KDV Dahil

“Lümpen-Bohem kitlelerin, küçük burjuvazinin, orta sınıfların faşizme yatkın ideolojik konumları ile ekonomik bunalımların yarattığı umutsuzluk ve bezginlik iklimi, faşizmin oluşmasında ne kadar önemli bir faktör olarak belirirse belirsin, faşizm ortamının hazırlanmasında, faşizmin iktidara getirilmesinde, faşizmin uygulanmasında bütün kuklaların ipleri, son tahlilde, emperyalist finans kapitalin elinde bulunur.”

Marksist yazarlar August Thalheimer, Arthur Rosenberg, Otto Bauer ve Angelo Tasca’nın faşizm hakkındaki düşünceleri Prof. Dr. Rona Serozan tarafından bu kitapta toplandı. Günümüzde faşizmi anlamak ve yorumlamak için...

 

8,80 ₺ KDV Dahil
11,00 ₺ KDV Dahil

Her gün binlerce ton mal ve hammadde, dünyanın üzerinde görünmeyen çizgiler boyunca taşınıyor. Bu büyük akışa insanların daha önce “bedava” sahip olabildikleri yeni yeni şeyler ekleniyor. Dünya sistemi bir yandan neredeyse her şeyi satılık mal haline getirirken, bir yandan da bunları tüketecek yeni insanı ve onun yeni ihtiyaçlarını yaratıyor.

Dünyanın kaynakları kimlerin elinde? Kimler nasıl kâr ediyorlar? Yakıt, metal, gübre, uyuşturucu, gıda — ama daha yakın zamanda tatlı su, insan, gökyüzü, okyanuslar ve hayatın ta kendisi birer ticari mal haline geldi. Belli ki mevcut ekonomik sistem devam ettiği müddetçe bu liste uzayacak: Solunacak temiz havanın bir süre sonra parayla satılmayacağını kim iddia edebilir?
Her Şey Satılık’ta aklınıza gelebilecek hemen her türlü kaynak hakkında, bu kaynakların nasıl sahiplenildiği, işletildiği, hangi hatlar boyunca dağıtıldığı, neyin üretileceğine neyin üretilmeyeceğine kimler tarafından nasıl karar verildiği hakkında ilginç öyküler okuyacaksınız.

 

21,28 ₺ KDV Dahil
28,00 ₺ KDV Dahil

Aytunç Altındal yıllar önce özellikle Ermeni meselesinde Çarlık Rusyası ile Almanya, Fransa ve İngiltere’nin, Osmanlı’ya karşı bir plan hazırladıklarını ve bunun için 1904 yılında gizli bir anlaşma imzaladıklarını “belgeleri” ile ortaya koydu.

Vakıflar sorununa 30 küsur yıl önce işaret etti, sorun bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başını ağrıtan en önemli Avrupa Birliği zorlamalarından biri haline geldi.

“Ermeni şantajı” dedi, çıktı. “Kürt sorunu değil, PKK terörü” dedi, binlerce şehit verdik. “Güneydoğu’ya İspanya modeli” dedi, gündeme geldi. Daha neler neler... Altındal “erken uyarıda” bulundu, “işaret fişekleri” attı. Ancak, uyarılar tarih oldu. Yazılanlar ise gerçek!

11,90 ₺ KDV Dahil
17,00 ₺ KDV Dahil
15 Ekim 2016’da İstanbul’da Friedrich-Ebert Stiftung (FES) Türkiye Temsilciliği, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) ve Sabancı Üniversitesi tarafından düzenlenen “Barış Süreçlerini Canlandırmak: Kolombiya, Filipinler, Endonezya” adlı konferansta, bu ülkelerin barış süreçleri içinde olmuş, müzakerelere katılmış kişiler bir araya gelerek yaşadıkları deneyleri dile getirdi. İşte Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik’in derlediği bu kitap, böyle bir çalışmanın ürünü olarak ortaya çıktı. Aslında bu çalışma, bir anlamda ülkemizde 29 Temmuz 2009’da dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın açıkladığı ve buna bağlı olarak görüşmelerin başladığı Kürt Açılımı’nın yerini tekrar çatışmaya bıraktığı 2015’e kadar yaşanan bir dönemden sonra biçimlenerek, başka ülkelerin de inişli çıkışlı seyreden deneyimlerinden esinlendi. Kitapta barış süreçlerinin nasıl geliştiği, çatışma yaratan sorunların ne olduğu ve bunları bilerek barışa giden değişik yolların nasıl geliştiği incelenirken, farklı diyalog yollarını geliştirmenin de önemine değinilmektedir. Yazar ve konuşmacılar barışın en temel özelliğinin “öteki” ile yeni bir ilişki kurma biçimi geliştirmek olduğunu örneklerle açıklarken, varılacak en temel sonucun da tarafların kullanmakta oldukları “eski dil”i terkedip, “yeni” ve “ortak” bir dilde birleşmek olduğu da önemle vurguladı. Konferans bu anlamda üç önemli soruya cevap arıyordu: Bir barış sürecinin kapsayıcılığı nasıl genişletilebilir? Bu süreci bozan ve şiddeti araç haline getiren aktörlere karşı ne yapılabilir? Açmazları aşmada hangi yeni yaklaşımlar üretilebilir? Kitabın son bölümünde ise Türkiye’deki barış sürecini tartışan üç milletvekilinin, AK Parti Diyarbakır milletvekili Galip Ensarioğlu, CHP İstanbul milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile HDP Mardin milletvekili Mithat Sancar’ın görüşleri yer alıyor. Gerçekten barış süreci, bu kitapta da göreceğiniz gibi tüm dünyada uzun ve zahmetli bir yolda yürümeyi göze almaktır. Kuzey İrlandalı barış görüşmecisi Jonathan Powel’ın dediği gibi; “barış süreci bisiklet sürmeye benzer, yerimizde saysak bile her şeye rağmen pedalı çevirmeye devam edelim.” 
21,28 ₺ KDV Dahil
28,00 ₺ KDV Dahil
"Tokat gibi bir kitap."
-Attila İlhan-

" Mustafa Yıldırım, Türkiye`de tanıdığım en iyi ve gerçekçi araştırmacılardan biri. Onun Sivil Örümceğin Ağında kitabı, bugüne kadar okuduklarımın en muhteşemi idi. Ülkemizi sarmala alan iç ve dış güçler o kitapta belgeleriyle anlatılmıştı." 
-Emin Çölaşan, Sözcü, 2 Ocak 2011-

"Sivil Örümceğin Ağında... Bu kitabı okumadan çağımızın ve küreselleşmenin önemli kurumlarından biri olan sivil toplum kuruluşlarının (STK) gerçek yüzünü anlaman mümkün değil. Mustafa Yıldırım da Uğur Mumcu gibi üstün yetenekli bir araştırmacı olduğu kadar, çok da iyi bir yazar. Ulus Dağı'na Düşen Ateş Mustafa Yıldırım'ın mutlaka okunması gereken belgesel romanı... Çok çekici bir roman üslubuyla anlatılan gerçek… 'Bağımsızlık ve özgürlük bayrağını elden düşürmeyecek olanlara ve karanlığı yakacak olanlara' ithaf edilmiş.
Şimdi anladın mı Sevgili, neden 'Keşke Uğur bunu okusaydı' dediği mi? Sen mutlaka oku. Ben Mustafa Yıldırım'ın henüz okumadığım '58 Gün' ünü bitireceğim." 
-Ali Sirmen-

" Binnaz Toprak (CHP MV) TESEV ve Açık Toplum Enstitüsü gibi vakıf ve kuruluşların Soros tarafından finanse edilmesinden hiç de rahatsız olmadığını " ifade ediyor; "Bu vakıfların Soros tarafından destekleniyor olmasının vakıf faaliyetlerinin şüphe ile karşılanmasını gerektirmediğini " söylüyor. B. Toprak, Soros'un doğrudan ABD Hazinesi ve istihbarat kuruluşu olan CIA - NED fonlarından desteklendiğini acaba bilmiyor olabilir mi? Yabancı bir devletin parası ile nasıl "sivil " toplum faaliyeti yapılacağı hakkında bizi bilgilendirebilir mi?.. Bir bilim insanı olarak, bu konuda yazılmış - kendi adının da geçtiği - ve rekor sayıda baskı yapan SİVİL ÖRÜMCEĞİN AĞINDA ve ORTAĞIN ÇOCUKLARI isimli çok önemli 2 kitabını da okumamış olabilir mi?" 
-Ufuk Söylemez-

"Project Democracy 'nin şemasını çıkarmadan, hiçbir olaya doğru teşhis koyamazsınız. Teşhis doğru olmayınca, yanlış tedavilerle vakit geçirirsiniz... İnsanlığın nasıl köleleştirildiğini yazan aydınlar arasında, Mustafa Yıldırım' ın özel bir yeri var artık! En çok insan haysiyetine değer verdikleri için, ezberlediklerini tekrarlamaktan başka hiçbir özelliği olmayan insanların bilinçsiz eleştirilerine de tahammül ederler… Bilgi düzeyi ve feraset itibariyle yetersiz olanlar, böyle durumlarda, işin kolayına kaçar; 'Bu adam bu kadar bilgiyi nereden alıyor?' derler. Bilmezler ki, o aydınlar, herkes uyurken sabahlara kadar çalışmıştır…" 
-Arslan Bulut-
(Tanıtım Bülteninden)
30,40 ₺ KDV Dahil
38,00 ₺ KDV Dahil

Hepimiz ideolojik “mahallelerde” yaşıyoruz. Ilımlı da olsak, radikal de, belli bir çevreden çıkamıyoruz. “Öteki” kabul ettiğimiz kişilerle iletişim kuramıyoruz. Hatta sürekli çatışıyoruz.Bu ayrımlar, ayrılıklar ister istemez ayrımcılığa dönüşüyor. Ötekiyle diyalog kurmaya yeltenirsek, kendi mahallemizden olanlar şöyle diyor: “Vay! Davayı sattı! Hain! Ötekilere yaranmaya çalışıyor!..” Öteki mahalledekiler ise şöyle diyor: “Kendi mahallesinde tutunamadı, bize yanaşıyor! Kişisel çıkarı için burada! Bizden değil!..”

Sonuç: Mahalleden çıkıp Türkiye’ye geçemiyoruz. Bir bina düşünün, her odada bir grup yaşıyor. Kimse salona inmiyor. Diğerleriyle buluşmuyor. Mesele, odadan çıkıp salona inmekte. Bu, davayı satmak, kendinden vazgeçmek değildir. Türkiye’nin meselelerini hep birlikte, el ele vererek, uzlaşarak çözebileceğimizi kabul etmektir. Salona inersek, kendi mahallemizdekiler de, diğer mahalledekiler de onurumuzu kıracak sözler söylüyor, davranışlar sergiliyorlar. Peki, bu iş nasıl olacak?

Onurumuzu koruyarak kafesimizden, odamızdan, mahallemizden nasıl çıkabiliriz?

Levent Gültekin, kendi macerası üzerinden, “Onurlu Çıkış”ın mümkün olduğunu söylüyor.

Son derece samimi, zihin açıcı ve şaşırtıcı bir anlatımla okura çağrıda bulunuyor, el uzatıyor.

14,40 ₺ KDV Dahil
18,00 ₺ KDV Dahil

Tarih, siyaset ve felsefenin kesişim noktalarında ufkumuzu genişleten yeni çalışmalara imza atan Taner Timur, şimdi de Devrimler Çağı’na bakıyor. Timur, 19 ve 20. yüzyılın üç önemli devrimci kalkışmasında, 1848, 1871 ve 1917 yıllarında yaşananları dört ayrı bölümde ele alıyor.

 

Kitabın ilk iki bölümünde hem 1848 Şubatının şanlı devrim günlerini, hem de aynı yılın Haziran ayındaki karşı-devrim dönemini inceleyen Taner Timur, birçok yönüyle bugünleri de anlamamıza yardımcı olan bu olayları, Marx ve Engels’in Komünist Manifesto ve Marx’ın Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i eserlerinin rehberliğinde aydınlatmaya çalışıyor. “Paris Komünü ve Marx” başlığını taşıyan üçüncü bölümde, 1871 Komün deneyiminin doğuşu, güçler arasındaki oransızlığa rağmen savaşın göze alınması, I. Enternasyonal’in konumu gibi konular ele alınıyor.

 

Son bölüm, “Doğu Sorunu, Paylaşım Savaşı ve 1917 Devrimi” başlığını taşıyor. Bu bölümde 1917 Sovyet Devrimi’ni ana hatlarıyla inceleyen Taner Timur şunları söylüyor: “Bu yıl 100. yıldönümünü andığımız bu

büyük devrim, milyonlarca insanın öldüğü korkunç bir savaşın sonlarında tüm insanlığa büyük umutlar saçmıştı. Oysa uluslararası kapitalizm, daha ilk günden itibaren onu kuşattı; emekçi yönetimine karşı faşist barajlar kurdu; yeni ve daha korkunç savaşlar çıkardı ve sonunda da sistemi ‘demir perde’ kıskacı altında nefessiz kılarak bir çeşit ölüme mahkûm etti.”

 

Devrimci kalkışmaları ve karşı-devrimci manevralarıyla bugünümüze ışık tutan üç önemli tarihsel kesiti anlatan Devrimler Çağı, her kütüphanede bulunması gereken bir eser.

9,75 ₺ KDV Dahil
13,00 ₺ KDV Dahil

● HSYK bildirisinde, Başbakan’ın hedef alınması nasıl önlendi?

● O soruşturmayı yürüten savcıya niçin ulaşılamadı?

● Emniyet kiminle ilgili iki farklı rapor hazırladı?

● Emniyet Müdürü, TBMM’de niçin ifade vermek istedi?

● Savcının okuduğu 3847 numaralı kriptoda ne yazıyordu?

● Polisin “Mavi Sessizliği” ne anlama geliyor?

● MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasında neler yaşandı?

● Brüksel’de yabancı servis elemanından hangi belge alındı?

● Bu belgeyle kimler niçin suçlandı, Başbakan niçin devreye girdi?

● “Diyarbakır’da bulundu” denilen belgede ne vardı?

● MİT TIR’larında neler yaşandı, Enis Berberoğlu bu olaya nasıl sokuldu?

● Melih Gökçek, kimin talimatıyla gözaltındayken serbest bırakıldı?

Araştırmacı Gazeteci Saygı Öztürk, Türkiye’nin yakın tarihinde olup bitenleri kendisine has üslubuyla gözler önüne seriyor. Yakın tarihimizin ses getiren pek çok olayı bütün çıplaklığıyla Kripto Üçgeni’nde…

18,00 ₺ KDV Dahil
24,00 ₺ KDV Dahil
16,80 ₺ KDV Dahil
24,00 ₺ KDV Dahil
11,25 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil
21,75 ₺ KDV Dahil
29,00 ₺ KDV Dahil
22,50 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil
17,25 ₺ KDV Dahil
23,00 ₺ KDV Dahil
16,50 ₺ KDV Dahil
22,00 ₺ KDV Dahil
14,60 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil
37,50 ₺ KDV Dahil
63,20 ₺ KDV Dahil
79,00 ₺ KDV Dahil
24,40 ₺ KDV Dahil
30,50 ₺ KDV Dahil
16,40 ₺ KDV Dahil
20,50 ₺ KDV Dahil
20,40 ₺ KDV Dahil
25,50 ₺ KDV Dahil
16,80 ₺ KDV Dahil
21,00 ₺ KDV Dahil
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 >