Yazar eserinde, Türkiye Cumhuriyetinin mimarı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN, yaşamını özetlerken, büyük araştırmalar sonucunda, tüm insanlığa örnek olacak çok sayıda ki yaşanmış anılarını tarihe şerh düşmek için bir araya toplamıştır. Dünya var olduğu müddetçe, gelecek nesillere rehber olacak bir eser i sizlere sunmuştur.
14,40 ₺ KDV Dahil
18,00 ₺ KDV Dahil
Avrupa, imparatorlukların dağılmasıyla ulus devletlere dönüşür ve aydınlanmanın ardından sanayi kapitalizmine geçerken Osmanlı İmparatorluğu hep bir ümmet devleti olarak kaldı. Ne tam olarak aydınlanmaya girebildi ne de sanayi kapitalizminin getirdiği rüzgârı yakalayabildi. 
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla aydınlanma ve sanayileşme atılımı gibi kazanımlar çıktı ortaya. Ne var ki bunlar, toplumca bir çaba karşılığı elde edilmiş kazanımlardan çok, ilerici bir kadronun getirdiği düzenlemelerdi. O nedenle de toplum tarafından tam olarak sahiplenilmediler. 
Son yüz yılda ülkemizde yaşanan sosyo-ekonomik evrim başlangıçta ileriye doğru olsa da sonradan çok daha karışık bir görünüm içine girdi. Bizde hiçbir zaman geniş bir sanayi burjuvazisi oluşamadı. Daha çok bir esnaf burjuvazisi oluştu. Hiçbir zaman kapitalizm, ahbap-çavuş kapitalizmini aşamadı. Türkiye bazen Batı’ya bazen Doğu’ya, bazen ileriye bazen geriye doğru kararsız bir denge içinde savrulup durdu. 
Bu kitap Türkiye’nin Osmanlı’dan bu yana yaşadığı bu karışık ve kararsız değişimi değerlendirmeyi  amaçlıyor.
20,00 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil

Kantorowicz’in 1957’de yayımlanan Kralın İki Bedeni adlı kitabı, Ortaçağ siyasi düşünce tarihi hakkında yazılmış en önemli kitaplardan biridir ve devlet kuramı ile siyaset teolojileri incelemelerinin olmazsa olmazı haline gelmiştir.

Kantorowicz bu çalışmasında, Tudor hukukçularından geriye doğru, bütün Ortaçağa ve İlkçağ sonlarına kadar gider. Bu geri gidişte, kralın iki bedeni –prens bir yandan doğal bir bedene sahiptir, diğer yandan da siyasi ve ölümsüz bir bedeneöğretisinin kaynaklarını gösterir.

Kantorowicz’in kendi sözleriyle “elinizdeki çalışma egemen devletin şifrelerini ve sürekliliğini (Hükümdar, Yüksek Mevki, Anavatan ve diğerleri) başlangıç aşamalarında ve ilk modern devletleri kendi ayakları üzerine dikmenin bir aracı olarak hizmet ettikleri bir zamanda anlaşıldıkları biçimleriyle mevcut siyasi öğretilerin bakış açısından” ele almaktadır.

(Tanıtım Bülteninden)

38,40 ₺ KDV Dahil
48,00 ₺ KDV Dahil
Kahraman Türk Ordusu’nun Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı yaptığı büyük operasyonlar, terör örgütü PKK’ya indirilen büyük darbeler, belgeler ışığında soluk soluğa okuyacağınız müthiş bir kitap... 
Irak’ın kuzeyinde olup bitenleri anlamak için bölgenin tarihini, bu tarih içinde rol oynayan aktörlerin davranış biçimlerini, ihanetlerini, yalanlarını, ilkelerini, ilkesizliklerini anlamak zorunludur. Keza Türkiye bugün ki, politikasını belirlerken tarihsel sürekliliği göz önünde bulundurmak zorundadır. 
Türk Ordusu Kuzey Irak'a 24 kez girmiş ve başarılı operasyonlara imza atmıştır. Bu kitap okununca bir kez daha görülecektir ki, belirli bir sistem dahilinde yapılan sınır ötesi harekatlar ile Türkiye 1990’lı yıllarda PKK’nın bel kemiğini kırmış, askeri olarak bitirme noktasına getirmiş, örgütün birinci adamı A. Öcalan ve ikinci adamı Ş. Sakık’ı yakalamıştır. 
Elinizdeki kitap, Türk Ordusu’nun 1983'ten bu yana Kuzey Irak'a düzenlediği sınır ötesi operasyonları detaylarıyla anlatmaktadır. Göreceğiniz gibi yakın zamanda gerçekleşen "Fırat Kalkanı" ve "Afrin", Türk Ordusu’nun Kuzey Irak’a düzenlediği ilk operasyon değildir muhtemelen son da olmayacaktır.
20,00 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil
Cephede verdiği savaştan galip ayrılan Türk milleti, Lozan Konferansı boyunca emperyalist devletlere karşı diplomatik savaş vermek durumunda kalmıştır. Uzun tartışmalar sonucunda imzalanan Lozan Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti açısından Sevr’i geçersiz sayan bir antlaşmadır. 
Lozan Antlaşması ve sonuçları, yakın tarihimizin en tartışmalı meselelerinden biri hâline gelmiş, “Türkiye masadan daha iyi bir neticeyle ayrılabilir miydi?” sorusu her zaman sorulmuş, antlaşmanın zafer mi yoksa hezimet mi olduğu konusunda farklı görüşler ortaya atılmıştır. Bu sorulara sağlıklı cevap verebilmek için Lozan’ın imzalanmadığı takdirde hangi hükümlerin geçerli olacağını incelemek gerekir. Bu bakımdan görmüş olduğunuz çalışma; Lozan Antlaşması’nın satır aralarında saklı kalan detaylara yer verdiği gibi, “Lozan Antlaşması imzalanmasaydı neler olabilirdi?” sorusuna da cevap aramaktadır. 
Kitapta, Lozan Antlaşması’nın günümüz Türkçesiyle düzenlenmiş tam metninin yanı sıra, “Türk ve Yunan halklarının mübadelesine ilişkin sözleşmeyi”de görecek, konu hakkında yorumdan uzak net bilgilere ulaşabileceksiniz.
10,40 ₺ KDV Dahil
13,00 ₺ KDV Dahil
Şimdiye dek bize cennetin kapılarını açacağını düşündüğümüz anlatılar, uzaktan göründükleri gibi pratik bilgiler sunuyor mu? Acaba günümüzün insanlığımızı sorgulatan, çelişkilerle dolu dünyasında yaşanan sorunların köküne yeterince iniliyor mu? Aklın egemenliğinde olduğu düşünülen modern dünya, gerek doğaya gerek insanlara adil muameleyi olanaklı kılıyor mu? Fred Harrison bu çalışmasında uygarlıkların sonunu hazırlayan meselenin kökenine değiniyor ve bu konuyu somut veriler üzerinden inceliyor. 

İnsanlar arasında yaşayan yırtıcılar Tanrı’nın uygarlaşma adına yok edilmesinden fayda sağlamışlardır. Bu yırtıcılar her an her yerdedir. Üstelik de hukuk kuralları üzerinden hareket etme özgürlükleri bulunur. Artık Tanrıların değil, ölümlü insanın kuralları geçerlidir ve toplum bir hile kültürü içine hapsolmuş durumdadır. Doğanın kaynaklarından “her bireyin eşit yararlanma hakkı olmalı” görüşleri özgürlüğün hüküm sürdüğü düşünülen toplumlarda yaygın kanıdır, fakat yaşananlar bir hayal kırıklığından öteye gidemez. 

Habil ve Kabil’in hikâyesi aslında insanların gelecekte başlarına geleceklerin habercisidir. İnsanlığın her evresinde topluluk ruhuna ve insanın kendini gerçekleştirmesine, ortak çıkar adına yararlı girişimlerde bulunabilmesine yönelik tehditler olsa da, çeşitli antlaşmalarla bireylere tanınan kurallar güvence altına alınmıştır. Günümüzde en eski antlaşmalar bozulmuştur. İnsanlık ileriye gittiğini düşünmektedir fakat toplumda bu denli ikilikler varken gerçekten de bir ilerleme söz konusu mudur? Düşünürler ve akademisyenler, yaşananların ardındakini görmemekte veya görmek istememektedir. Şimdiye kadar hiçbir öğreti, uygarlığın sorunlarına çözüm bulamamıştır. Bunun sebebi gerçekleri görmekten bile bile kaçınmak ya da toplumda normalleşmiş şeylere eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmamak olabilir mi? Travmatize Toplum, hem birey hem toplum eksenli bir travma durumunu açıklarken ekonomi, sosyoloji, psikoloji gibi disiplinlerden faydalanarak uygarlığı yozlaştıran meseleye çok boyutlu bir yaklaşım getiriyor. Hasta bir toplumu muayene ederek bağışıklık sistemini çökerten virüslerden arındırmanın çarelerini sunuyor...
24,00 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil

René Girard, insan kültürünün mimetik arzunun gerçekleşmesinden doğduğu temelinden yola çıkar. Doğamız gereği başkalarının istediğini isteriz, bu da çatışmaya, sonunda da şiddete yol açar. Dünyanın Kuruluşundan Beri Gizli Kalmış Sırlar son derece özgün bir küresel kültür teorisini sunuyor okurlara. René Girard bu çok önemli eserinde şiddetin işlevini, mimesis ve günah keçisi mekanizmasını toplum ve din tarihinde keşfe çıkıyor. Girard’ın vizyonu edebiyat, antropoloji, felsefe ve psikanalizdeki geleneksel bakış açılarına parlak ve tahrip edici bir meydan okuma.

Dünyanın Kuruluşundan Beri Gizli Kalmış Sırlar aynı zamanda Girard’ın bugüne kadar ürettiği fikirlerin de eksiksiz bir özetini sunuyor.

(Tanıtım Bülteninden)
31,20 ₺ KDV Dahil
39,00 ₺ KDV Dahil
Eylemciliğinin yanı sıra yazarlık ve tarihçiliğiyle de tanınan, Amerika 68’in önemli aktivistlerinden Terry Cannon, Kara Panter Partisi’nin Hikâyesi’nde Amerika’daki siyahilerin var olma mücadelesini, kendisi de mücadelenin içinde yer alarak, sıcağı sıcağına yazmaya soyunmuş ve bir beyaz olarak ‘kendi’ devlet ve polisinin şiddetini içeriden ifşa etmişti. Vietnam – Bin Yıllık Mücadele de yine aynı cepheden, emperyalizme karşı bir yerden Amerikan savaş uçaklarının Vietnam’da bombardımana aralıksız devam ettiği bir tarihte yazılmış ve bu kez Vietnamlının tarihsel mücadelesini de hem kronolojik hem de o günle analoji kurarak anlatan bir direniş destanı. Yazar, kendi ülkesinin gençlerini, emekçilerini, kadınlarını, savaş karşıtı askerlerini de; patronların, generallerin ve politikacıların kişisel savaşına karşılık tüm Vietnamlıların el ele vererek örgütlediği ve bir yaşam biçimine dönüştürdüğü bu Halk Savaşı öyküsünün birer kahramanı olmaya çağırıyor. 

Siyasi Şeyler, emperyalist savaş politikalarına karşı duruşu sergileyen Vietnam – Bin Yıllık Mücadele ile karşınızda.
12,00 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil
Pamuk o kadar yaygın ve o kadar önemli bir nesne ki, onun du¨nya ve kapitalizm tarihinin başrol oyuncularından biri olduğunu ilk bakışta algılamak çok zor. 
Milyonlarca insanın geçim kaynağı olan pamuk 1000-1900 yılları arasında du¨nyada imalat sanayiinin en önemli girdisi oldu. Onun sayesinde servetler birikti, imparatorluklar genişledi, milyonlarca işçi fabrikalarda çalışmaya su¨ru¨klendi ve bazı devletler çok bu¨yu¨k gu¨ç kazandı. 
Sven Beckert’in bu yeni olağanu¨stu¨ kitabı pamuğun du¨nyanın biçimlenmesinde oynadığı bu¨yu¨k rolu¨n tarihini yazıyor. Pamuk yu¨zyıllarca Hindistan’ın refah kaynağı oldu. Britanya ve Avrupa’da Sanayi Devrimi’nin kalbinde yer aldı. Amerika’da köleliği hortlattı ve modernize etti. Ku¨resel ekonominin merkezine yerleşti, inanılmaz zenginlikler ve daha önce eşi benzeri göru¨lmemiş eşitsizlikler yarattı. Pamuk yetiştiriciliği ve işleyiciliği bugu¨n bile muazzam bir iştir: Geçen sene u¨retilmiş olan pamuk balyaları u¨st u¨ste dizilse 64.000 km yu¨ksekliğe ulaşır. 
Pamuk İmparatorluğu hepimizin yakından tanıdığı bir u¨ru¨nu¨n geçmişini araştırarak kapitalizmin ku¨resel tarihini ortaya koyuyor. Hem su¨ru¨kleyici bir anlatım hem de modern du¨nyanın nasıl ortaya çıktığına ilişkin bir vaka incelemesi okuyacaksınız. 

“Mükemmel… Dudak uçuklatacak kadar başarılı.” 
— The New York Times
44,00 ₺ KDV Dahil
55,00 ₺ KDV Dahil
Tarihsel sürekliliğin peşinde olan her araştırmacı için kronolojilerin her türlüsü başucu kitabı olarak kabul edilir. 

Okuyucu tarafından da eksikliği fark edilecek olan bazı maddeler şüpheli tarihlerde anıldığından kitaba dahil edilmemiştir. Kayıtlara geçmiş Kadıköy bilgilerine dayanarak hazırlanmış olan bu kronoloji, birkaç yıldır meslektaşım Nalan Türkmen tarafından desteklenmiştir. 

Ek ve düzeltmelerle önümüzdeki yıllarda genişleyeceği anlaşılan bu çalışma aradığımızı bulabilmek üzere, yıldönümlerinden başka ayrıntılı bir dizin eşliğinde sunulduğu için daha da yararlı olacaktır ümidindeyim. 

- Prof. Dr. Selçuk Mülayim
16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil

“Biz bu imparatorluğu kurtarabiliriz.”

Osmanlı İmparatorluğu’nun 600 yıllık ömrünün son ve en zorlu dönemecine girerken bir cemiyet koca imparatorluğu koruma ve kurtarma vazifesini omuzlarında hissetmişti.

Birbiri ardına patlak veren ve bitmek tükenmek bilmeyen ihanetlere karşın bu imparatorluk kurtarılabilirdi.

Osmanlı İmparatorluğu, zamanın güçlü devletlerinin paylaşmak için can attığı coğrafyada var olma savaşını bir grup idealistle yapacaktı. Bu eylemcilerin, kimi zaman fazla gerçekçi, kimi zaman büyük hayallerle giriştikleri muhteşem mücadele hem kendileri hem de vatanları için bir ölüm kalım savaşıydı; devlet kavgasıydı…

Bir dönemin, bir kuşağın tarihini doğru kavramak için İttihat ve Terakki’yi bir kez de Taylan Sorgun’un kaleminden okuyun. Dünü ve zamanı anlamak için.

Dönemin tanıklarının başka hiçbir yerde olmayan anlatımlarıyla…

(Tanıtım Bülteninden)

19,50 ₺ KDV Dahil
26,00 ₺ KDV Dahil
13. YÜZYILIN SONLARINDA ORTADOĞU’YA YOLCULUK 
Ricoldus de Monte Crucis'in dürüst ve nispeten tarafsız bir dille kaleme aldığı seyahatnamesi, Ortadoğu'daki Latin varlığının sona erdiği, Moğol istilası sonrası bölgenin istikrara kavuşmaya başladığı ve o coğrafyaya sonraki yüzyıllarda hâkim olacak aktörlerin ortaya çıktığı bir dönemin panoramasını çizmesi bakımından oldukça değerli bir eser. Bunun yanı sıra, Müslüman dünyasına yönelik militarist perspektifin dışına çıkarak, sonraki 300 yıl Doğu-Batı dikotomisinin yönünü belirleyen bir kaynak ve oryantalizmin öncülü olmasıyla da Doğu Seyahatnamesi mutlaka okunmayı, anlaşılmayı bekliyor. Müslüman inancına fazla müsamahakâr bakmasa da kendisinden önce, İslam'ın reddiyesi üzerine yazan dindaşı teologların düştükleri hataya düşmeyerek, İslam'ın sapkınlık değil apayrı bir din olduğu gerçeğini ortaya çıkardığı düşünülünce, Ricoldus’un bölgeye ve insanına bakışını apayrı bir yere koymak gerekiyor. 
1240’larda Tiflis’te faaliyete başlayıp Ortadoğu’yu kendine faaliyet alanı olarak belirleyen Dominikan Tarikatı, zamanla görev sahasını Tebriz’e kadar genişletmiştir. Tarikatın Anadolu ve Ortadoğu toprakları hakkında bilgi almak ve misyonerlik faaliyetlerinde bulunmak üzere görevlendirdiği keşişlerden biri de Ricoldus de Monte Crucis’tir. Kutsal Topraklardan başlayan yolculuğunu Kilikya, Doğu Anadolu, Azerbaycan, İran ve Irak’ta sürdürüp Bağdat’ta sonlandıran Ricoldus, yazdığı eserle Ortadoğu halkları ve gelenekleri üzerine benzersiz bir kaynak ortaya koymuştur. 1289-1291 yıllarında keşişin Bağdat’ta olduğu günlerde yazdığı ve orijinal ismi LiberPeregrinationis in PartibusOrientis olan Doğu Seyahatnamesi, Bağdat’ın Moğol işgali altındaki dönemini anlatan kısımlarıyla da modern tarih yazımını aratmayan Batılı kaynakların başında gelmekte. 
Ahmet Deniz Altunbaş’ın Latince aslından çevirdiği ve notlandırdığıDoğu Seyahatnamesi, Suriye, Celile, Tiberya, Yafa, Kudüs, Ürdün, Filistin, Trablusşam, Tartus, Kilikya, Yumurtalık, Toroslar, Sivas, Erzurum, Ağrı, Tebriz, Bağdat, Musul, Tikrit gibi dünyada benzersizliğini hâlâ koruyan Ortadoğu ve Mezopotamya diyarlarının kendine has çok kültürlü atmosferini başarıyla yansıtıyor ve bugün de ilgiyle okunmayı fazlasıyla hak ediyor.
12,00 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil
Abdülkadir Özcan, en büyük amacı orijinal Osmanlı tarihi kaynaklarının ilmî neşrinin gerçekleştirilmesi olan merhum Prof. Dr. Bekir Kütükoğlu ekolünü günümüzde yaşatan tarihçilerin önde gelenlerindendir. İlmî mesaisini Osmanlı kroniklerine ve tarih yazıcılığına hasretmiş; fakat bununla sınırlı kalmayıp, Osmanlı askerî yapısı başta gelmek üzere, daha başka pek çok konuda eser üretmiştir. 
Kendisine ithafen hazırlanan bu kitap, Mehmet İpşirli'den Pal Fodor'a, Mehmet Öz'den İsmail E. Erünsal'a, Feridun Emecen'den Ramazan Şeşen'e, İdris Bostan'dan Geza David'e, Erdoğan Merçil'denAbdulvahap Kara'ya kadar yurt içinden ve dışından pek çok meslekdaşlarının, eski ve yeni öğrencilerinin kıymetli yazılarından oluşmaktadır. 
Abdülkadir Özcan’ın başlıca ilgi alanı olan Osmanlı tarihi kaynakları ve tarih yazıcılığına dair yazılar ağırlıklı olmak üzere, Osmanlı tarih araştırmalarında tartışılmaz öneme sahip arşiv kaynaklarına, kuruluştan Cumhuriyet’e kadar olan süreç içinde Osmanlı Devleti’nin siyasal ve sosyal tarihine dair farklı birçok konu aynı kitapta buluşmuştur. 
Kaynaklardan arşiv belgelerine, nümizmatikten eğitim ve ilim faaliyetlerine, edebiyattan denizcilik tarihine ihtiva ettiği kıymetli yazılarla bu kitap, bir taraftan okuyucuya Osmanlı tarihine dair geniş bir yelpaze sunarken diğer taraftan vücuda getirmiş olduğu eserleriyle Abdülkadir Özcan’ın tarihe katkılarına dikkatleri çekmektedir.
40,00 ₺ KDV Dahil
50,00 ₺ KDV Dahil
“Erkin Şahinöz ve Dr. Vedat Güven, objektif yaklaşımlarıyla, konuyu en başından ele alıp son derecede anlaşılır bir çerçeve içine oturtarak incelemiş ve değerlendirmişler. Bu konuda birçok yazı ve inceleme okudum, bu kadar kapsamlı ve anlaşılır olanını ilk kez görüyorum.” 
Dr. Mahfi Eğilmez 

“Pek çok insan kripto paraların gelişimi için karşılıksız çalışıyor, felsefi görüşler ortaya koyuyor. Sevgili Erkin Şahinöz ve Vedat Güven sadece bu tartışmaya katılmakla kalmıyor sizin de katılabilmeniz için gerekli alt yapıyı sağlıyor.” 
ŞantManukyan 

“Kripto paralar kuralsız ve karşılıksız para basmak yerine kurallı para politikaları ile emperyal güçlerin elini zorlaştırıyor. Sonuçta efendi-köle geleneksel mimarisinden gücün topluluk üyelerine dağıtıldığı yeni mimariye geçiliyor. Güçlü bir toplumsal ve ekonomik değişimin arifesinde olduğumuz bugünlerde blok zinciri ve kriptolar konusunda dünyaya ışık veren ve verecek tüm çalışmaları insanlığın gelişimi adına kıymetli buluyorum ve bu çalışma için titiz emeklerini esirgemeyen Vedat ve Erkin kardeşlerimi kutluyorum.” 
Behzat Yıldırımer 

Son dönemin en sıcak konularından biri hiç şüphesiz kripto paralar. Kripto paralar Bitcoin'le beraber sanki bir anda hayatımıza girdi ve birden yatırım aracı haline geldi. Peki, Bitcoin ve diğer kripto paralar sadece birer yatırım aracı mıdır? Dr. Vedat Güven ile Erkin Şahinöz bu meseleyi bütün yönleriyle, özellikle de kripto paraların arkasındaki teknoloji olan Blokzincir teknolojisini merkeze koyarak ele alıyor; Bitcoin'in mucidi SatoshiNakamoto'nun dünyayı nasıl, ne açıdan değiştirdiğine dair açıklayıcı bilgiler veriyorlar. 
Kitapta kripto paralar ile Blokzincir'in ne olduğu, ilk ortaya çıktıkları zamandan bugüne seyirlerinin anlatılmasının yanında gelecekte bizi nelerin beklediğine de değiniliyor. Güven ve Şahinöz'e göre Bitcoin sadece bir başlangıç. İleride özel olarak para sistemlerinde, genel olarak da yaşamlarımızda Blokzincir uygulaması sayesinde çok köklü değişimler yaşayacağız. 
Bitcoin yatırımcılarını gayet yakından ilgilendiren Bitcoin ve kripto paraların resmi yasal ve hukuki boyutunun ele alındığı son bölüm ise kitabın en orijinal yönlerinden birini sunuyor. Blokzincir - Kripto Paralar - Bitcoin: Satoshi Dünyayı Değiştiriyor, hem ezberleri bozan hem de kılavuz niteliğinde bir kitap.
28,00 ₺ KDV Dahil
35,00 ₺ KDV Dahil

“Devlet, münferit kişiden, arkadaşlarından kopmasını, sevgilisini terk etmesini, kendi fikirlerinden vazgeçip önüne konan fikirleri benimsemesini, insanları alıştığından farklı bir şekilde selamlamasını, hoşlandığından farklı şeyler yemesini ve içmesini, boş zamanını nefret ettiği birtakım faaliyetler için heba etmesini, bütünüyle reddettiği maceralar için kendisini emre amade kılmasını, geçmişini ve benliğini reddetmesini ve bütün bunları yaparken her an yoğun bir coşku ve minnettarlık göstermesini, korkunç tehditler savurarak talep eder. Münferit şahıs bir kahraman olarak doğmamıştır, hele şehit olmak aklından bile geçmez. Sıradan bir insandır, birçok zaafı vardır… Ama kendisinden talep edilenleri istemez, bu nedenle düelloyu kabul eder – pek heyecanlı değildir, daha ziyade omuzlarını silkerek kabul eder düelloyu, ama diğer taraftan sessiz bir kararlılık içindedir de, yılmayacaktır.” Nazilerin adım adım iktidara gelişini, “Yok canım, hiç olur mu?” denenlerin gerçek oluşunu yaşayan, sıradan bir Alman’ın tanıklığı… Politik olmayan, sertleşen siyasi mücadeleyi korunaklı bir konumdan izleyen, “Bana dokunmazlar,” diyen birisiyle karşı karşıyayız. Bu totaliter iktidarın nasıl herkese, her şeye, hayatın her alanına dokunduğunu yavaş yavaş, ürpererek fark ediyor, soluğu daralıyor. Bu kitap, o ürpertinin hikâyesi. Bir Alman’ın Hikâyesi, Nazizmi/faşizmi, teorik metinlerin ve tarih kitaplarının aktarmaya pek muktedir olamayacağı bir derinlik ve duyguyla anlamamızı sağlayan bir anlatı. “Haffner’in anlatımı, yalnızca üslûbunun parlaklığıyla, şiirsel denebilecek canlılığıyla ve berrak görüşüyle kalmıyor, usul usul yaklaşmakta olan değişimleri algılamaktaki duyarlılığıyla dikkat çekiyor - adeta, antisemit terörün doğrudan kurbanlarından biriymişçesine.”           

- Der Spiegel - 

20,80 ₺ KDV Dahil
26,00 ₺ KDV Dahil
TÜRKÇE EZAN ZULMÜNÜN SÖZLÜ TARİHİ 

Mustafa Armağan, Türkçe ezanın okunduğu günleri ve Başbakan Menderes’in Arapça ezanı serbest bıraktırdığı günü yaşayanları konuşturarak yakın tarihimizin bu unutturulmuş döneminin perdesini aralıyor. 

“İnsaf ediniz, diyorlardı. “Allahuekber” dedi diye insan tutuklanır mı? Caminin içinde Arapça okumak suç değil. Fakat minareye çıkınca suç oluyor. Keza minareden ezan yerine küfür edilse yine suç değil. Fakat Allahuekber denilince 
hapishane hazır. Bu bizim 1300 yıllık geleneğimiz. Biz 1300 yıldan beri Allahuekber demeğe alışmışız. Mademki laikiz, neden ezan okurken “Tanrı Uludur” yerine “Allahuekber” dediğimiz için bizi hapse atıyorsunuz? Bir Hıristiyan, ibadetini 
istediği lisanla yapınca ses çıkartmıyorsunuz da, bizim Allah huzuruna çıkışımızda alıştığımız lisanda konuşmağa neden müsaade etmiyorsunuz?” 
(Bir Türkçe ezan mağdurunun sözleri...)
20,00 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil
Dersim, isyanlarıyla bilinen bir Kürt bölgesidir. Yok sayma ve şiddet politikasını benimseyen gelenek, bir taraftan sürgünlerle, tenkil operasyonlarıyla Dersim halkını dizginlemeye çalışırken, diğer yandan onu geçmişinden, kökeninden, kültüründen, geleneklerinden, yarına devredeceği her şeyinden mahrum etmeye yönelmiştir. Öyle ki, bölgeyi anarken Dersim kelimesini telaffuz etmek bile tehlikeli sayılmıştır. Kuşkusuz Dersim’de yaşananlar diğer Kürt illerinde yaşananlardan çok da farklı değildir, buna karşın Dersim’in bu acılı coğrafyada oldukça özgün bir yeri vardır. Faik Bulut kitabında işte bu zengin mirasa sahip Dersim’in dününe eğiliyor. Yazarın yöntemi kanıtsız yorumlar getirmek değil, aksine çok kanıt, az ama özlü yorumdur. Dersim’in farklı dönemlerini ele alırken, Osmanlı, Rus belgelerine başvuruyor. Yakın dönemler açısından, Meclis zabıtlarının, Genelkurmay belgelerinin, devletin bölgedeki görevlilerinin hazırladığı raporların tanıklığına yer veriyor. Kendinden önceki araştırmacıların eserlerine göndermeler yapıyor. Bu yazılı belgelerin yanında, araştırmacı gazeteciliğin olmazsa olmazlarından canlı tanıkların anlatımlarıyla eserini zenginleştiriyor.
25,60 ₺ KDV Dahil
32,00 ₺ KDV Dahil
İbn Haldun’un tarihsel araştırmaya şaşırtıcı derecede çağdaş yaklaşımı, çağdaş dönem öncesi du¨nyanın önde gelen tarih âlimi olmasını sağlamıştır. Başyapıtı Mukaddime’de tarihsel kanıtları değerlendirerek olayların altta yatan sebeplerini belirlemeyi amaçlayan, Aristotelesçi kavramlardan hayat bulan bir yöntem geliştirmiştir. Yapısal tarih ve tarihsel sosyolojinin du¨nyadaki ilk örneğini temsil eden Mukaddime, Avrupa’daki Aydınlanma döneminden dört yu¨z yıl önce çağdaş tarihyazımını ve sosyal bilimleri öngörmu¨ştu¨r. 
İbn Haldun, bu eserde, meslektaşı olan diğer Mu¨slu¨man tarihçilerden kayda değmez şifahi geleneği bırakmalarını ve bunun yerine çalışmalarını felsefeden beslenen bir sosyal örgu¨tlenmeler anlayışı u¨zerine temellendirmelerini talep eden kentli, ku¨ltu¨rlu¨ bir entelektu¨el dini otorite olarak ortaya çıkıyor. 
Platon, Aristoteles ve Galen ile başlayan, Greko-İslami filozoflar Farabi, İbn Sina ve İbn Ru¨şd ile devam eden, sonrasında Montesquieu, Hume, Adam Smith ve Durkheim ile yenilenen entelektu¨el neslin bir u¨yesi haline gelen İbn Haldun ve başyapıtı Mukaddime u¨zerine ayrıntılı bir çalışma olan Marakeş’in Portakal Ağaçları - İbn Haldun ve İnsan Bilimi, iyi bir biyografi ve tarih kitabı olmasının yanı sıra aynı zamanda bir “Mukaddime’yi anlama kılavuzu” niteliğinde.
24,00 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil

1917… Harbin üçüncü yılı. Umûr-ı Şarkıyye Dairesi; hayalci değil gerçekçi siyasi akılla, elindeki sınırlı imkânları doğru yer ve zamanda kullanarak Fas, Trablusgarp, İran ve Rusya eksenli faaliyetlerini sürdürmektedir. İtilaf Devletleri’yle savaş cephelerde bütün şiddetiyle devam ederken, cephe gerisinde ve sahadaki siyasi harp de hızını kaybetmemiştir. İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya’nın yanı sıra, müttefik Almanya’nın Fas’ta, İran’da, Trablusgarp’ta Osmanlı Devleti aleyhine yerel düzeyde yürüttüğü siyasi operasyonlarına, 1917 yılı boyunca karşı koyan Umûr-ı Şarkıyye Dairesi, Rusya’da ortaya çıkan yeni durumdan yararlanacak siyaseti uygulamak üzere her türlü çabayı göstermektedir. Madrid’den Tahran’a, Trablus’tan St. Petersburg’a uzanan coğrafyadaki bu mücadelenin belgelerdeki hikâyesi, “zaman dizini çerçevesinde” Teşkilat-ı Mahsusa Tarihi ’nin II. cildinde yer alıyor. Umûr-ı Şarkıyye Dairesi’nin sahada ve masa başındaki şahsiyetlerinden Ali Başhampa, Fahri Ferik Nuri, Miralay Tahir, Kaymakam Ömer Fevzi, Yüzbaşı Mehmed Nuri, Abdürreşid İbrahim, Köprülüzâde Mehmed Fuad ve diğerlerinin 1917 yılı faaliyetlerinin sürecini okurken; dünü öğreniyor, bugünü değerlendiriyor, yarını düşünüyoruz

 

(Tanıtım Bülteninden)

25,60 ₺ KDV Dahil
32,00 ₺ KDV Dahil
Elinizdeki kitap sıra dışı şekilde çokkültürlü eski Yakındoğu uygarlıklarının açık ve kısa bir tarihini 
sunmaktadır. MÖ 3000 civarında yazının ortaya çıkışıyla başlayan anlatı, Mezopotamya’daki 
ilk şehirlerin kökenlerinden Babil ve Hitit krallıklarının yükselişine, oradan Asur ve Pers 
imparatorluklarına uzanır; Büyük İskender’in fetihleriyle eski Yakındoğu’yu dönüştürmesiyle sona 
erer. 
En son keşifleri ve bilgileri içeren kitap, hem siyasi ve askeri olaylara dair bir kesit hem de eski 
Yakındoğu kültürleri ve toplumlarına genel bir bakış sunar. 
Çok sayıda haritayla görselin eşlik ettiği net ve anlaşılabilir metin Yakındoğu kaynaklarından seçme 
çeviriler de içerir. Her bir bölüm tarihi bir kaynak olarak İncil’in kullanımı, Gılgamış destanı ve 
Asur krali yıllıkları gibi anahtar bir araştırma sorusu veya kutusuna sahiptir. 
Kitap dünya tarihinin bu önemli dönemiyle ilgilenen herkes için temel bir kaynaktır. 
Marc Van De Mieroop 
Yazar New York Columbia Üniversitesi Tarih ile Ortadoğu ve Asya Dilleri ve Kültürleri bölümlerinde 
profesörlük görevini sürdürmektedir. The Ancient Mesopotamian City (1997) ve Cuneiform Texts 
and Writing of History (1999) adlı eserlerin de dâhil olduğu birçok makaleyle kitabın yazarıdır.
30,00 ₺ KDV Dahil
37,50 ₺ KDV Dahil
“Yunan tarihinin hiçbir dönemi İskender’in ölümüyle Kleopatra’nın intiharı arasındaki zaman dilimi kadar 
karmaşık veya kaynaklar açısından zengin değildir. Bu kitap Hellenistik dünyanın siyasi çerçevesini güncel 
ve güvenilir bir şekilde yeniden kurgulayarak öğretim ve araştırma alanlarında döneme yönelik artan ilgiyi 
karşılayacak.” 
Angelos Chaniotis, Oxford Üniversitesi 
“Kolay anlaşılır, bilgilendirici ve berrak bir üslupla yazılmış Errington’ın Hellenistik Dünya Tarihi, 
Hellenistik Dönem çalışanların gözünde önümüzdeki yıllar için çok değerli ve kullanışlı bir rehber olacak.” 
Claude Ellers, McMaster Üniversitesi 
Hellenistik Dünya Tarihi Büyük İskender’i takip eden dönemin yeni ve güvenilir bir tarihini sunuyor. Net bir 
anlatım ve kapsamlı belgelerle kitap Hellenistik Dönem’in çok karmaşık siyasi tarihini anlatıyor. 
Metin Hellenistik dünyanın her bir bölgesini etraflıca inceleyerek Makedonia yayılımı süresince Yunan 
toplumunun siyasi başkalaşımının altını çizer. Yunan şehir devletleriyle yeni monarşiler arasında gelişen 
ilişkiyi öne çıkartır ve Hellenistik dünyanın Makedonia’lı kökenlerinin izini sürerken Anadolu’daki 
Makedonia’lı olmayan yeni monarşileri mercek altına alır. 
R. Malcolm Errington Almanya’nın Marburg Üniversitesi’nde eskiçağ profesörüdür. Durham 
Üniversitesi’nden mezun olan Errington Hellenistik dünya, özellikle de Roma’nın genişlemesi, ayrıca Geç 
Antik Çağ üzerine kapsamlı çalışmalar yayımlamıştır.
30,00 ₺ KDV Dahil
37,50 ₺ KDV Dahil
“Müşterekler”, hem özel mülkiyetten hem de kamu mülkiyetinden bağımsız, insanların kullanımına açık ve onların sorumluluğu altındaki kimi doğal varlıklara, bilgi ve ilişkilere verilen addır. 19. Yüzyılda özel mülkiyetin yaygınlaşmasından evvel çok geniş bir coğrafyada geçerli olan bu müşterekler (commons) modeli, 1970’li yıllarda Nobel ödüllü iktisatçı Elinor Ostrom tarafından güncellenerek yeni tartışmalara yol açmıştı. 
Müşterek, dünyanın farklı yerlerinde doğal kaynakların, mekânların, kamu hizmetlerinin, bilgi ve iletişim ağlarının küçük bir azınlık tarafından ele geçirilmesini eleştiren hareketlerin ortak talebine değiniyor. Müştereklerin piyasa ve devlet tarafından ele geçirilmesine karşı çıkan antikapitalistleri ve politik ekoloji hareketlerini birleştiren, doğal kaynakların ve bilgi ağlarının kolektif yönetimine dair araştırma ve mücadeleleri bir araya getiren, siyasi partilerin ve temsil mekanizmalarının yerini alma iddiasındaki yeni demokratik güçleri etrafında toplayan politik bir ilke olarak görülüyor. 
Yazarlara göre müşterek, insanların özüne veya şeylerin doğasına değil, insanların etkinliğine bağlıdır: Bir şeyin müşterek kullanıma ayrılmasını sağlayacak olan, bağlayıcı kuralları üretebilecek olan, ancak insanların “müşterekleştirme” etkinliğidir. Bu anlamda müşterek, toplumun kendi kendisini kurmasına yönelik bir çağrıdır. 
Türkiye’de 2012 yılında yayınlanan Dünyanın Yeni Aklı eserinde neoliberal aklı ve pratikleri eleştiren Dardot ve Laval, bu eserlerinde müşterekler temasını, yalnızca birtakım varlıkların bir özelliği olarak değil, 21. yüzyıldaki alternatif politikaların temel ilkesi olarak düşünmeyi öneriyor. Yalnızca Fransa’da değil, dünya çapında geniş ilgi uyandıran bu siyaset felsefesi çalışması, müşterekler tartışmasının tarihine ve güncelliğine dair temel bir katkı sunuyor.
40,00 ₺ KDV Dahil
50,00 ₺ KDV Dahil
12 Eylül 1927’de, bir yıl kadar önce hükümetin kararı, Reisicumhur’un onayı ile ilk ruleti İstanbul Belediye Başkanı Muhiddin Bey tarafından çevrilerek hizmete sokulan ‘Yıldız Kumarhânesi’ savcılar ve polisler tarafından çepeçevre kuşatılarak basıldı. Kumar paralarına el konuldu. Sosyeteye mensup seçkinlerden ve çoğunluğu tanınmış işadamlarından oluşan ‘kumarcıların’ hepsi, mahkemeye sevkedilmek üzere ‘nezaret altına’ alındı. Kumarhâne bir daha açılmamak üzere mühürlenerek kapatıldı. 
* * * 
Efkâr-ı Umûmîye/kamuoyu ‘Yıldız Baskını’ haberleriyle çalkalanırken ve olayın üzerindeki esrar perdesi yerli yerinde dururken... Üstelik, aradan 48 saat bile geçmemişken... 
14 Eylül Çarşamba günü saat 15.00 - 16.00 sıralarında, Beyoğlu Tiyatro Sokağı’nda silahlar patladı ve kan gövdeyi götürdü! 
* * * 
MURAT ÇULCU okurları adeta ‘zaman tüneline’ sokuyor, 91 yıl önceye götürüyor. Zamanın konuşulan dili ve gazeteci lisanıyla her şeyi ‘yeni baştan’ yaşatıyor. 
Kısacası ‘dört başı mamur’ tarihsel bir olay ve ‘tadını damakta bırakan’ kıvamda belgesel bir polisiye.
28,00 ₺ KDV Dahil
35,00 ₺ KDV Dahil
Yirmi birinci yüzyılın ilk yılından bu yana kuşaklar üzerinde çalışıyorum. Bir kuşağı anlamak, bir dönemi anlamaktır. Bir dönemi anladığınızda paradigmanın kıskacına sıkışmaktan kurtulursunuz. Ve sizin gibi olmayanları kendinize ait yargılarla değil, onlara ait gerçeklerle görmeniz mümkün olur. Bu mümkün olduğunda ise dönüşürsünüz. 
İşte ya da evde… Bir şirket olarak ya da bir birey olarak… 

Bir kuşağı anlamak, suya atılan taş gibi, etkisi dalga dalga büyüyen, yaşama, geçmişe ve geleceğe dair müthiş bir kavrayış sağlar. Hoşgörü sınırlarınızı genişletir, zamanın ruhuna yaklaştırır ve her adımda yargılayan değil öğrenen olmaya yönlendirir. 

Çünkü bir Çin atasözünde de söylendiği gibi 
“Bir kuşağın diktiği ağacın gölgesinde öteki kuşaklar serinler.”
11,20 ₺ KDV Dahil
14,00 ₺ KDV Dahil
“Tarihin Merkezine Seyahat: 
Fotoğraf ve Osmanlı Köklerinin Yeniden Keşfi (1886)” 

Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde (ANAMED) 10 Mayıs–30 Eylül 2018 tarihlerinde ziyaretçilerle buluşan ve II. Abdülhamid’in Almanya şansölyesi Otto van Bismarck’a hediye ettiği üç cilt fotoğraf albümüne odaklanan “Tarihin Merkezine Seyahat: Fotoğraf ve Osmanlı Köklerinin Yeniden Keşfi (1886)” sergisinin İngilizce makalelerden oluşan derlemesi, OTTOMAN ARCADIA: The Hamidian Expedition to the Land of Tribal Roots (1886) yayımlandı. Prof. Selim Deringil, Doç. Dr. Ahmet Ersoy, Dr. Berin Gölönü, Prof. Reşat Kasaba, Sinan Kuneralp, Prof. T.G. Otte, Prof. Beatrice St. Laurentve Dr. Deniz Türker tarafından kaleme alınan kitabın editörlüğünü Bahattin Öztuncay ve Özge Ertem üstlendi. ANAMED tarafından yayımlanan kitapta, fotoğraf üzerinden imparatorluğun kuruluş mekânları ve tahayyülleri inceleniyor. 

ANAMED’de ziyaretçiyle buluşan “Tarihin Merkezine Seyahat: Fotoğraf ve Osmanlı Köklerinin Yeniden Keşfi (1886)” sergisinin İngilizce yayını raflardaki yerini aldı. Editörlüğünü serginin küratörlerinden Bahattin Öztuncay ile birlikte Özge Ertem’in üstlendiği kitap, sergiyle paralel olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş mekânlarıyla, bu mekânlara geçmişte ve 19. yüzyılda verilen anlamlara değiniyor. 

Kitap, serginin küratörlerinden Ahmet Ersoy ve Deniz Türker’in yanısıra Selim Deringil, Berin Gölönü, Reşat Kasaba, Sinan Kuneralp, T.G. Otte ve Beatrice St. Laurent gibi alanlarında uzman araştırmacı ve akademisyenleri bir araya getirdi. Kitapta yer alan makaleler, kuruluş tahayyüllerini, Anadolu yürükleri üzerinden tarih, hafıza ve temsil ilişkisini, imparatorluğun ilk yerleşimlerindeki anıtlar ve mimari eserlerin yanı sıra geç 19. yüzyıl Avrupa ve Osmanlı diplomasisini inceliyor. Ayrıca sergide yer alan fotoğraf ve eserlerin birçoğu yine yüksek kalitede baskılarıyla kitapta ek bir bölüm hâlinde okuyucularla buluşuyor. Kitabın Türkçe çevirisi, önümüzdeki aylarda yine ANAMED tarafından yayımlanacak.
80,00 ₺ KDV Dahil
100,00 ₺ KDV Dahil
Balkan Harbi sebepleri, cereyan edişi ve sonuçları bakımındanincelenmesi gereken siyasi, diplomatik, ekonomik ve askeri açılardan sonderece karmaşık bir yapıya sahiptir. Osmanlı İmparatorluğu’nun BalkanHarbi’nde mağlubiyete uğraması askeri açıdan da strateji, taktik, idarisorunlar ile eğitim, disiplin, ateş gücü gibi pek çok alt başlıkla ilişkilidir. 
Ulaştırma faaliyetleri ise bu başlıklar arasında en can alıcı olanıdır.Balkan Harbi’nde Osmanlı Ordusu’nun Ulaştırma Faaliyetleri,yığınaklanmadan harekât alanındaki idameyi sağlayan lojistiğe kadartüm safhalardaki ulaştırma hizmetlerini inceliyor. Ordunun harekâtalanına ulaşıncaya kadar ne tür zorluklarla karşılaştığı, yiyecek-içecek vemühimmat gibi ikmal maddelerinin buralara nasıl ulaştırılmaya çalışıldığıaskeri belgelere dayanarak ayrıntılışekilde ele alınıyor.
20,80 ₺ KDV Dahil
26,00 ₺ KDV Dahil
FATİH’İN İÇİNDE YANAN KOR’A DOĞRU BİR SEYAHAT 
İçinden kayıklar geçiyor bu kitabın, ilim adamlarıyla dolu. Coğrafyaları bir gerdanlık gibi birbirine rapteden altın halkaları tespit ediyor. Harita tutkusuyla iç dünya teknolojisini bir araya getiren engin bir ufka yelken açıyor. Yazar için Fatih’in ve fethinin maddesi kadar, belki de daha fazla, ifade ettiği mana önemli. 
Ne arıyordu bu genç Sultan, Bizans İmparatoru’nun efsanevi kütüphanesinde? Ya Delfi mabedinin kâhini Plutark’ın biyografi kitabını neden istinsah ettirmişti? Yaptırdığı onlarca Füsûsu’l-Hikem şerhindeki hikmetlerin, içindeki hangi boşluğa deva olacağını bekliyordu? Bunları yeterince bilmiyoruz. Bildiğimiz şey, onun içinde bir korun yanmakta olduğu. 
Bu kitap, okurunu o kor’a bir adım olsun yaklaştırabilirse vazifesini büyük ölçüde yerine getirmiş sayacaktır.
17,60 ₺ KDV Dahil
22,00 ₺ KDV Dahil
“Tarihimizin tartışmasız en etkileyici entelektüeli.” 
–The Guardian 
Edward Said, ölümünden yaklaşık on sene önce, son ropörtajlarından birini Tarık Ali’ye vermiştir. Bir yere ait olamayan varlığı, siyasetle 
ilgilenmeye 
başladığı zamanlar, Filistin davasına bağlılığı, kültür çalışmalarına olan 
yaklaşımı, edebiyat ve müziğin her alanına yayılmış sevgisi üzerine 
konuştular. 
Samimi, kişisel, düşündürücü ve kışkırtıcı bu konuşmalar Said’i bir siyasi 
aktivist, kültür tarihçisi, edebiyat profesörü ve müzik delisi olarak 
yansıtırken, zamanımızın en tutkulu, aynı zamanda en dikkatli 
entelektüeli 
olduğunu da kanıtlar.
11,20 ₺ KDV Dahil
14,00 ₺ KDV Dahil
ROMANOVLAR 1613 - 1918 
“Moğollardan sonra en çarpıcı başarıya ulaşmış imparatorluk kurucuları” 
Yaşadıkları dönemde yeryüzünün altıda birine hükmeden Romanovlar, modern çağın en başarılı hanedanıydı. Romanov hanedanına mensup 20 hükümdar 1613’ten çarlığın 1917 Devrimi’yle yıkılışına kadar, yani 304 yıl boyunca hüküm sürdü. Korkunç İvan döneminde başlayan bu hâkimiyet, Rasputin döneminde son buldu. 
Peki, bu aile savaşla harap olmuş bir prensliği dünyanın en büyük imparatorluğuna nasıl dönüştürebildi ve bu imparatorluğu nasıl yitirdi? 
Romanovlar’da bir bölümü dehadan, bir bölümü delilikten nasiplenmiş ama hepsi kutsal otokrasi fikrinden ve emperyal hırstan ilham almış 20 çar ile çariçenin tarihini okuyacaksınız. Montefiore, sürükleyici anlatımıyla onların sınırsız iktidarla ve imparatorluk kurmaya dönük acımasızlıkla belirlenen, saray entrikalarının, aile çekişmelerinin, seks düşkünlüğünün ve çılgınca savurganlığın gölgesinde kalan gizli dünyasını gözler önüne seriyor. 
Bu sahnenin geniş oyuncu kadrosunda maceraperestler, saraylılar, devrimciler ve şairler, ayrıca Korkunç İvan’dan Tolstoy’a, Kraliçe Victoria’dan Lenin’e kadar uzanan tarihsel kişilikler yer alıyor. Kitabın sonunda ise son derece etkileyici bir dille Nikolay ve Aleksandra çifti, Rasputin’in yükselişi ve öldürülüşü, savaş ve devrim, bütün ailenin feci bir vahşetle katledilişi anlatılıyor. 
Yeni arşiv araştırmalarına dayanan ve parlak bir edebi üslupla kaleme alınan Romanovlar hem büyüleyici bir zafer ve trajedi, aşk ve ölüm hikâyesi, hem genel bir iktidar incelemesi hem de Rusya’ya bugün bile damga vuran imparatorluğun portresi. 
Simon Sebag Montefiore’nin Romanovlar’ı, büyük ölçekli bir epik tarih örneği... Komploların, darbelerin, suikastların, işkencelerin, seks ve alkol düşkünlüğünün, şarlatanlığın ve düzenbazlığın, serfliğe dayalı zenginliğin ve bekleneceği üzere, baskı ve isyandan oluşan bir kısırdöngünün hikâyesi. Burada anlatılanlarla kıyaslanınca Game of Thrones sıkıcı görünüyor... Montefiore’nin muhteşem kitabını okurken, Rus monarşisinin böylesine korkunç liderlerle nasıl ayakta kalabildiğini hayal etmek zorlaşıyor. 
– Antony Beevor, Stalingrad ve Berlin’in Düşüşü 1945’in yazarı
44,00 ₺ KDV Dahil
55,00 ₺ KDV Dahil
II. Dünya Savaşı sonrasında “özgür dünya” içinde yer almak isteyen Türkiye çok partili hayata adım atmış, Şubat 1946’da İzmir ve İstanbul merkez şubeleri kurulan Demokrat Parti yurt genelinde yoğun bir teşkilatlanma sürecine girmişti. Her köşe başında demokrasi nutuklarının atıldığı bu dönemde tek parti iktidarı bütün istibdadıyla ayakta duruyor, kurulmakta olan muhalefet partisi, memleketin bütün aykırı sesleriyle birlikte sindiriliyordu. 
O günlerde, Demokrat Parti’yi Ege bölgesinde örgütleyen isimler tarafından İzmir’de neşredilen ve tek yapraktan ibaret bir gazete, elden ele dolaşan nüshalarıyla muhalefetin sesini yurt genelinde yükseltmeye gayret ediyordu. 
14 Mayıs 1950’de “mücadelesinde zafere ulaşan” Demokrat İzmir gazetesi, iktidara getirdiği parti kuruluş prensiplerinden uzaklaşarak ifade özgürlüğünü boğmaya yeltendiğinde yeni bir mücadeleye girişmiş, giderek artan antidemokratik uygulamaları basına ispat hakkı tanınması talebiyle durdurmaya çalışan Egeli Demokratlarla birlikte Hürriyet Partisi hareketine katılmıştır. 
Elinizdetuttuğunuz kitap, “iyi, doğruvegüzeli” arayanların “iribaklalızincirlerle” mükafatlandırıldığıbirülkeninyakıntarihinive Türk basınınındeğişmeyenyazgısınımücadelecibirgazeteningözlerindenanlatmaktadır.
30,40 ₺ KDV Dahil
38,00 ₺ KDV Dahil

XI. ve XIII. yüzyılları arasında, Avrupa Ortaçağı büyük öncüleri tüccar ve bankacılardan oluşan gerçek bir ticari devrime tanıklık eder. Bu dönem, uzak mesafelere yolculuk yapmayı mümkün kılan bir barış zamanıdır, fakat aynı zamanda önemli bir demografik büyümenin de zamanıdır. Her şeyden önce kentlerin yeniden doğuşu ve canlanışı söz konusudur. Floransa, Rouen, Brugge, Cenova veya Amiens’teki büyük Ortaçağ fuarlarında kentsel gelişimin ilk izleri, belirli bir serbestiyet, dinî vesayetten kurtuluş ve sanatsal faaliyetlerin desteklenişi görülür. 
Le Goff, bu çalışmayı toplumsal tarihin akışını açıkça etkilemiş belli bir özneler grubu ve özneleşme sürecini ele alarak yapmıştır. Üstelik bu metinde toplumların geçirdiği zihinsel/kültürel dönüşüm sürecini ülke ülke ele alınan belli kişiler, aileler ve hanedanların özyaşam öyküleri üzerinden açıklamıştır. Le Goff bunu, özellikle erken kapitalizm konusunda çok yoğun ve ayrıntılı araştırmaların yapıldığı İtalya, Felemenk, Almanya gibi ülkelerde Ortaçağ tarih çalışmalarının artmasına bağlıyor. Kapitalizmin ve kapitalistlerin ya da başvurduğu bir başka ifadeyle, “kendilerini ticarete adamış” insanların hangi tarihten başlayarak sözcüğün gerçek anlamında klasik kapitalizm ve kapitalist kavramlarını içerecek kıvama geldiğinin belirlenmesinin öneminden söz ettikten sonra bu işin ancak özneler, yani kapitalistler tarihine başvurularak yapılabileceğini gösteriyor.

14,40 ₺ KDV Dahil
18,00 ₺ KDV Dahil
“CHP Genel Sekreterliği örgütün merkeziydi. CHP merkezinin taşra teşkilâtıyla olan karşılıklı bütün irtibâtı, yazışmaları ve temasları, genel sekreterlik aracılığıyla gerçekleştirilirdi. Parti merkezinin örgüte ilettiği genelgeler de, partinin ana istikâmetini teşkilâta duyururdu.  
CHP Genel Sekreterliği’nin yegâne misyonunun bundan ibâret olduğunu düşünmek ise yanıltıcı olacaktır. Aksine, genel sekreterlik, yalnızca partinin taşra teşkilâtı ve yönetimiyle irtibat içinde olan bir organ değildi. Genel Sekreterlik bir yandan, örgütün ihtiyaçlarını bilmek ve öğrenmek için teşkilâtından gelen istekleri ve soruları karşılamaya çalışırken; diğer yandan da, teşkilâtına yön vermeye çalışıyordu. Fakat bunun yanında Genel Sekreterlik, önemli bir misyonu daha yerine getirmeye çalışıyordu; bu da, toplumun çeşitli kesimleriyle temâs etmek ve bağ kurmaktı.” 
–CEMİL KOÇAK
16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
Sir Isaac Newton, Batı’nın Bilim-Kültür-Uygarlık ekseninde yer alan önemli bir kişidir. Türkiye, Batı dünyası ile kendi axiologic (değerler sistemi) yapısını koruyarak ve geliştirerek buluşmak ve bunların arasından evrensellik özelliği taşıyan unsurları benimsemek ve gündelik hayata uygulamak arzusunu yaklaşık iki yüz yıldır ortaya koymuştur. İşte bu amaca hizmet edebilmek için Batı’nın Bilim ve Kültür dünyasında değerli bir yere ve haklı bir üne sahip olan Sir Isaac Newton’un bu çok az bilinen kitabını ilk kez Türkçeye kazandırmış olmanın mutluluğunu yaşıyorum. 
Aytunç Altındal
15,20 ₺ KDV Dahil
19,00 ₺ KDV Dahil
“Bu kitabın amacı bizim ‘ulus’ olarak kavramsallaştırdığımız yoğun grup özdeşleşmesinin ortaya çıkışını araştırmaktır. Rastgele mekânsal yakınlık ya da üstün bir gücün baskısı dışında, bireyleri geniş kümelerde birbirine bağlayan nedir? Her şey bir yana, çok uzun bir süre boyunca grup kimliğinin devamını sağlayan çimento nedir?”
28,13 ₺ KDV Dahil
37,50 ₺ KDV Dahil

 

Ünlü tarihçi Richard G. Hovannisian tarafından derlenen 14 ciltlik ‘Tarihi Kentler ve Ermeniler’ dizisinin dördüncü kitabı İzmir, bu kozmopolit liman şehrine, 13. yüzyılın ortalarından 1922 yılına dek İzmir’in ticari, kültürel ve sosyal hayatının en önemli aktörlerinden olan Ermenilerin tarihinden bakıyor. Kitapta, ticari ve etnik gruplar arası ilişkiler, eğitsel ve kültürel çalışmalar ve mimarinin yanı sıra, İzmir Ermenilerinin ‘Aydınlanma Dönemi’ne şekil veren matbaacılık faaliyetleriyle edebi eser ve çevirileri de mercek altına alınıyor. Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında İzmir’de yaşananlar ve 1922 Yangını bir makalede İzmirli Ermenilerin tanıklıklarında, başka bir makalede ise bu dönemde İzmir’de bulunan Henry Miller ve Ernest Hemingway’in yazılarında karşımıza çıkıyor.

Anadolu’nun çok katmanlı tarihini anlamamıza yardımcı olan Tarihi Kentler ve Ermeniler dizisi kapsamında daha önce ‘Bitlis ve Muş’, ‘Van’ ve 'Harput’ ciltleri yayımlanmıştı. 

27,00 ₺ KDV Dahil
36,00 ₺ KDV Dahil
Toderini hem Avrupa’da yazılmış Türk tarihi, edebiyatı ve kültürüne ait kitapları elde etmiş hem de İstanbul’da kitapçılarda/sahaflarda bulduğu Farsça, Arapça el yazmalarını, İstanbul’da basılmış Türkçe eserleri satın almış ve onları incelemiştir. Ayrıca yazarın İstanbul’daki kütüphanelerde de çalıştığı eserdeki ifadelerinden anlaşılmaktadır. 

Türklerin 18. yüzyıldaki kültür ve edebiyat dünyasının hem medreseleri, kütüphaneleri, matbaası ve bastıkları kitapları ile yarattıkları maddi kültür değerlerini hem de İstanbul ve İstanbul dışındaki medreselerde, diğer sosyal çevrelerde ve sarayda çeşitli bilim, müzik, sanat ve felsefeye dair öğretilerle oluşan zihinsel, ruhsal, insanî değerlerini bir bütün hâlinde Toderini’nin eserinde bulmak mümkündür. Eserde aynı zamanda İstanbul’daki sosyal ve ferdî yaşantılar, hayat tarzları hakkında da bilgi edinilebilir. Çünkü Toderini sadece İstanbul’daki medreseleri, kütüphaneleri, matbaayı ve onlarla ilişkili tarihî olayları anlatmamış, kendi yaşantılarını, tanıştığı yerli ve yabancı kişileri, onlarla kurduğu ilişkileri, kendi merak alanlarını da anlatan âdetâ bir hatıra kitabı da kaleme almıştır. İşte bu yüzden Toderini renkli anlatımlarla, hayattan alınmış çeşitli kesintilerle, enteresan gözlemlerle dolu bir eser meydana getirmiştir. Eser, mütercim Mehmet Serdar Bekar’ın emeği ile akıcı, saydam ve kolay anlaşılır bir üslûba sahiptir. Ayrıca Toderini samimi bir üslûp kullanmış, düşündüğünü açıkça ifade etmekten çekinmemiş ve objektif bir gözlemci olarak Türklerin örf ve âdetlerini, zihinsel yapılarını, hayat tarzlarını tespit etmiştir. Türkleri övmüş olmasına rağmen Toderini zaman zaman onları tenkit eden objektif tespitler de yapmıştır. 

Gönül Tekin
28,00 ₺ KDV Dahil
35,00 ₺ KDV Dahil
93,75 ₺ KDV Dahil
125,00 ₺ KDV Dahil
Rönesans ve Osmanlı Dünyası, Rönesans döneminde Batı Avrupa ile Ortadoğu’nun kültürel, entelektüel ve ticari etkileşimlerini konu alan en son araştırmaları bir araya getiriyor. Hıristiyan Batı Avrupa ile Müslüman Doğu Akdeniz arasındaki temas ve mübadele unsurlarının araştırıldığı bu kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nu içinde Rönesans’ın evrildiği jeopolitik ve kültürel sürekliliğin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiriyor. Bunu yaparken de bugün modern öncesi ve erken modern Akdeniz dünyasında farklı sanatsal, entelektüel ve siyasi etkileşimleri anlama biçimimizi incelterek Rönesans’ın niteliğiyle ilgili tartışmayı ilerletmeyi amaçlıyor. 
Tartışılan konular arasında ticari temaslar, bilgi değişimi, eşyaların kullanımı, mimarinin ilham kaynakları, müzikal etkileşim ile Doğu Akdeniz kaynaklarının Batı’da ve Avrupalı kaynakların Osmanlı’da kullanımı yer alıyor. 
Sanat ve Arkeoloji Bölümü’nde İslam Sanatı Tarihi profesörüdür. 
Claire Norton, Twickenham’da St. Mary’s University College Tarih Bölümü’nde öğretim görevlisidir.
27,20 ₺ KDV Dahil
34,00 ₺ KDV Dahil
Efelik zor iştir; haksızlığa, zulme, baskıya isyandır. Onurlu bir dik duruş, bir başkaldırı destanıdır. Ege’de efelik Umur Bey’le başlar, Mustafa Kemal Atatürk’le biter. Yedi yüz yıllık bir süreçte çeşitli aralıklarla Ege’de yaşar. Bazen Börklüce Mustafa, Birgili Cennetoğlu, Atçalı Kel, Sinanoğlu, Yörük Osman, Çakıcı olup dağlara çıkar. Bazen de Kurtuluş Savaşı yıllarında Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe olup Ege’de düşmana meydan okur. 
Umur Bey, efelerin efesidir. Ege’de efelik teşkilatını kuran kişidir. Hayatının tamamı cephelerde geçen Umur Bey, henüz on altı yaşındayken Aydınoğulları’nın başbuğu olan babası Mehmet Bey tarafından İzmir’e vali olarak atanmıştır. Döneminde pek çok kitap Türkçeye çevrilmiştir. Fatihten 115 yıl önce, Mora Yarımadası’nda gemileri karadan yürütmüş, Ege’yi Türk gölü haline getirmiştir. 
Efeleri yazmaya başlarken Umur Bey’den Atatürk’e efelik diyerek yola çıkmıştık. Atatürk’ün baba soyu da Aydınoğulları döneminde Ege’ye gelen, Yavuzköy, Söke yöresine yerleşen, Kızılhafızlar lakaplı bir yörük boyudur. Söke’den baba soyu Selanik’e, ana soyu ise Karamanoğullarından Selanik’e gelmiştir. Mustafa Kemal’in damarlarındaki efe kanı hep harlamıştır. Ölümünden önce Sarı Zeybek oyununu çaldırarak, bir yay gibi sıçrayıp efe oyunu oynaması kimbilir, belki de genlerin açığa vurmasıdır. 
Ege yöresinde, “Zefiros” diye bir söz vardır. “Ege’de esen gençlik rüzgârı” anlamında kullanılır. Bu rüzgâr insanları iri, diri, uzun ömürlü, dikbaşlı yapar. Umur Bey’le başlayan efelik tarihi, Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyetini kurmasıyla bitmiş, efelik efendiliğe dönüşmüştür. Efelik artık Atatürk’ün yolundan giderek, bilgili, çağdaş yurttaş olmaktan geçmektedir.
16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ilk ve tek eşi Latife Uşakizade ile 1922 yılında İzmir henüz düşman işgali altındayken Uşakizade Köşkü’ne yapılan bir ziyarette tanışır. Eğitimini özel okullarda ve yurtdışında tamamlayan Latife Hanım, Atatürk için gelecekte görmek istediği modern Türk kadını imgesinin karşılığı olur. 
İzmir’in ve Anadolu’nun Yunanlılardan kurtarılmasının ardından bu tanışlık 29 Ocak 1923’te evliliğe dönüşür. Bu nikâh, 1926’da yürürlüğe girecek olan Medeni Kanun’da yer alan resmi nikâhın ilk örneğidir. Gazi Mustafa Kemal Paşa ile Latife Hanım 5 Ağustos 1925 tarihine kadar evli kalırlar. Latife Hanım bu evlilik boyunca yapılan yurtiçi gezilerde Atatürk’e eşlik eder, onunla birlikte Anadolu’yu dolaşır. 
Latife Mustafa Kemal, Uşakizade Köşkü’nde başlayan ve Çankaya Köşkü’nde sonlanan bu evliliğe giden yolu, evlilik yıllarını ve Latife Hanım’ın Gazi’siz geçen 50 yıllık yaşantısını Uşakizade ailesinin, Atatürk ile Latife Hanım’ın o yıllarına tanık olan kişilerin ve bu konuda yapılan araştırmaların eşliğinde sergiliyor.
16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
Hasta, yaşlı, bir önceki yılın kan dolaşım sistemi bozukluğunu zorlukla atlatmış Papa XI. Pius Tanrı’ya kendisine birkaç gün daha bağışlaması için yalvarıyordu. Vatikan’da üçüncü kattaki bürosunda beyaz elbisesi içinde masasına oturmuştu; bastonu yakınındaki duvara dayalıydı. İtalya’nın en yüksek dağlarının zirvelerine tırmanmaları döneminden kalma paslı barometresi ve pusulası, uzun zaman önceki günlerin bir hatırası olarak bir kenarda durmaktaydı. Eski bir diyapazon da bir çekmecede bulunuyordu. (...) Şimdi sonunun yaklaştığını bilerek kâğıtlarının düzen içinde olduğundan emin olmak için bütün çekmeceleri yokladı. Gündüzleri Aziz Peter Meydanı’na bakan üç pencereden odasına ışık dolmaktaydı. Ama şimdi geceydi ve küçük masa lambasından, önünde bulunan yatağının çarşafları üzerine donuk sarı bir ışık vurmaktaydı. Tanrı’nın bir nedenden dolayı hayatını sürdürmesine izin verdiğini düşündü. Yeryüzünde Tanrı’nın vekiliydi. Söylemek zorunda olduğu şeyi söylemeden ölemezdi. 

Papa nihai mesajını duymaları için İtalya’nın bütün piskoposlarını Roma’ya çağırmıştı. Toplantı on gün sonra 11 Şubat 1939’da Aziz Peter Kilisesi’nde yapılacaktı. Bu tarih, Lateran Antlaşması’nın, yani XI. Pius’un İtalya diktatörü Mussolini’yle imzaladığı ve İtalya’yla Roma Katolik Kilisesi arasındaki on yıllar süren düşmanlığa son veren tarihi antlaşmanın onuncu yıldönümünü ifade etmekteydi. Bu antlaşmayla altmış sekiz yıl önceki kuruluşundan bu yana çağdaş İtalya’yı belirlemiş olan Kilise’yle devletin birbirinden ayrılmasına son verilmiş ve Kilise’nin Mussolini’nin faşist hükümetinin istekli bir ortağı olduğu yeni bir çağ açılmıştı... 

Papa ve Mussolini, İtalya’da faşist diktatörlük ile din arasındaki ilişkinin anatomisini çıkaran muhteşem bir çalışma...
33,75 ₺ KDV Dahil
45,00 ₺ KDV Dahil
Avrupa, coğrafî sınırları her zaman tartışılmış olan, eski dünya kıtasıdır. Avrupa’ya hâkim olmak tarih boyunca sadece Avrupalı devletlerin değil, küresel bir güç olma iddiasında olan tüm devletlerin amacı olmuştur. Avrupa, XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünya üzerindeki merkezî güç olma özelliği kaybetmiştir. Buna karşın, dünya genelinde egemen bir güç olmanın yolu, hâlâ Avrupa’ya hâkim olmaktan geçmektedir. Bu bağlamda, Avrupa tarihini anlamak, bir bakıma dünyadaki genel güç dengesini anlamaktır. 
Elinizdeki kitapta, Avrupa ve Avrupa tarihinin genel bir perspektifi ortaya konulmuştur. Okuyucuya, anahtar sorular vasıtasıyla, Avrupa tarihinin önemli ve ilgi çekici meseleleri aktarılmıştır. Eserde, ülke merkezli düşünülerek genel bir Avrupa tarihi oluşturulmuş ve kıtada genelinde yaşayan milletlerin etnik, dinî ve kültürel özellikleri izah edilmiştir.
16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
Fatih Bayhan, Milli Mücadele’nin en önemli metni olarak değerlendirilen İstiklâl Marşı’nın hikâyesini anlatıyor. Yazar ‘kahraman ordu’ için kaleme alınan şiirin marş olma sürecini bütün detaylarıyla bu çalışmasında bir araya getiriyor. 
  
* Osmanlı’nın ‘millî marş’ları nelerdi? 
* Hangi türküler marş yerine okundu? 
* İstiklâl Marşı yarışmasına Mehmet Âkif dışında hangi edebiyatçılar katıldı? 
* Mustafa Kemal Atatürk’ün İstiklâl Marşı’na bakışı nasıldı? 
* Âkif, şiirini heyete neden imzasız olarak teslim etti? 
* Şair, İstiklâl Marşı’nı Safahat’a neden koymadı? 
  
Bu kitap, hem İstiklal Marşı hem şairine hem de Türk milletine bir saygı duruşunda bulunuyor.
12,80 ₺ KDV Dahil
16,00 ₺ KDV Dahil
Siyasette “Sonuca giden her yol mubahtır,” anlayışıyla kadim. 

Hint dünyasının Machiavelli’si olarak kabul edilen Kautilya ve asırlardır okunan eseri Arthaşastra nihayet Türkçede. 

Kautilya, MÖ 340-293 yıllarında, danışmanlık ve başbakanlık yaptığı ilk Maurya İmparatoru Çandragupta’nın iktidara yükselişinin mimarı olmuş bir devlet adamıdır. Derin felsefe, siyaset ve iktisat bilgisiyle kaleme aldığı Arthaşastra ise devlet yönetimi alanında bugüne dek yazılmış en kapsamlı eserlerden biridir. 

Hükümdarın vazifelerinden devlet görevlilerinin maaşlarına, isyanlardan savaşlara, mülkiyet kanunundan ceza sistemine, devletin ve toplumun yapısı ve işleyişiyle ilgili hemen her konuya değinen devasa bir çalışma.
52,50 ₺ KDV Dahil
70,00 ₺ KDV Dahil

ÜRÜN AÇIKLAMASI

“Resmi anlatı, 1915’te olup biteni münhasıran Osmanlı İmparatorluğu bağlamına 
ait göstererek İmparatorluk ile Cumhuriyet arasında kesin bir kopuş olduğunu 
varsayar. Dolayısıyla 1915 ile ‘yeni bir başlangıç’ olan Cumhuriyet dönemi 
arasında siyasi ve hukuki bağ kurulamayacağını savunur. Özellikle ulusalcı 
perspektiften yapılan yorumlar, muasır medeniyet ile eş görülen Cumhuriyet 
projesinin Ermeni iddiaları ile ‘lekelenmesini’ önlemeye çalışır. Resmi 
anlatının bir diğer iddiası ise 1915’in 1980’lerin ilk yıllarında yoğunlaşan ASALA 
saldırılarından önce sivil ve askeri bürokrasinin gündemine gelmediği; bu 
konuda devletin yeni düzenlemelere ihtiyaç duymadığıdır. Böylece resmi söylem, 
uzun süre başarıyla sürdürülen suskunluk politikasını tarihsel gerçeğin yok 
sayılması için zemin olarak kullanmaya devam eder.” 
Ermeni Soykırımı sadece Osmanlı’nın son dönemini ve Cumhuriyet’in 
kuruluşunu etkilemekle kalmadı, Türkiye’deki “devlet aklı”nın 
biçimlenişinde de önemli bir rol oynadı. Tehcir trajedisi sonrasında devlete 
önemli bir gündem dayatmıştı. Kurbanların taleplerine verilecek yanıttan, 
faillerin nasıl konumlandırılacağına ve facianın nasıl anlatılacağına ilişkin bir 
dizi soruda tartışmalar halen devam ediyor. 
Türkiye ulus-devletinin tarihsel öncülü Osmanlı İmparatorluğu’dur ancak 
“devlet aklı” Osmanlı ile Cumhuriyet döneminin ilişkisini vurgularken, kimi 
zaman eski dönemlerin “şanlı sayfalarını” öne çıkarır, kimi zaman ise yakın 
dönemde yaşananları sessizlikle geçiştirir ve resmi anlatıyı tabular üzerine 
inşa eder. Bu öylesine çok katmanlı bir ilişkidir ki, “devlet aklı” tabulaştırdığı 
konularda bazen de yapılanlara sahip çıkan bir tavrı benimser. Devlet Aklı 
ve 1915’te Ömer Turan ve Güven Gürkan Öztan, bir yandan tehcirin dayattığı 
gündem sürekliliğine resmi düzlemde inşa edilen “Ermeni Meselesi” anlatısı 
ile yanıt verildiğini iddia ediyorlar. Diğer yandan devlet aklı adına konuşan 
aktörlerin hamle repertuarlarını inceliyorlar. Devlet Aklı ve 1915, Mütareke, 
erken Cumhuriyet, Soğuk Savaş dönemlerinden geçerek, günümüze 
aktarılan inkârda ortaklaşma tavrının titiz bir incelemesini sunuyor.

32,80 ₺ KDV Dahil
41,00 ₺ KDV Dahil
Elinizde tuttuğunuz bu kitapta basın olgusunun Batılılaşma pratiğinin ve modernizm düşüncesinin önemli bir unsuru ve etkili bir aracı olduğu vurgulanmaktadır. İnternet ve Televizyon gibi iki önemli rakibinin tüm olumsuz etkisine rağmen Gutenberg Çağı henüz tamamen sona ermemiştir. İnternet ve Televizyon her ne kadar yazılı basın karşısında önemli avantajlara sahip olsa da modern toplumun bilgilenmek ve bilinçlenmek için kâğıda ve yazıya bağımlılığı halen sürmektedir, en azından bir müddet daha sürmeye devam edeceği öngörülmektedir. 

Türkiye’de Batılılaşma, çağdaşlaşma, modernleşme hangi kavramla ifade edersek edelim tüm bu olgulara ait edinimlerde basın ve iletişim olgusunun derin izlerine rastlamak mümkündür. Dolayısıyla gazetecilik faaliyetleri ve iletişim; değişim, modernlik ve uygarlığın ayrılmaz bir parçasıdır. Sosyal bilimlerde bir olgunun geldiği noktayı anlamak için başlangıcını iyi bilmek gerekir. 

Üzerinde yaşadığımız bu topraklarda basın ve modernleşme ilişkisinin geçmişten günümüze geldiği noktayı anlatmayı amaç edinen bu çalışma, konuya ilgi duyan araştırmacılar için önemli tarihsel ve sosyolojik verileri aktarmakla birlikte Türkiye’nin modernleşme sürecine ait karşılaştırmalı dönemsel analizleri okuyucularına özgün bir yorumla sunma iddiasındadır.
24,80 ₺ KDV Dahil
31,00 ₺ KDV Dahil
Tarihi büyük hadiselerle dolu olan milletlerin hafızaları bazı kahramanlarını yeterince algılayamaz. Çünkü onlar büyük tarih içinde birer ayrıntıdır. Bilinmelidir ki, aslında bu ayrıntılar tarihin ta kendisidir. Dikkatle incelendiğinde kahramanların faaliyetlerinin olayları nasıl yönlendirdiği görülebilir. İşte tarihimizin az bilenen simalarından biri de Medine Müdâfii Fahreddin Paşa’dır. Paşa, üstün askerî meziyetleri yanında vatanperverliği, mütedeyyin ve vakur duruşuyla Türk-İslam tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. Fahreddin Paşa, I. Dünya Savaşı’nda İngilizlerle işbirliği yapan Şerif Hüseyin İsyanı’na karşı İslam’ın mukaddes beldesi Medine’yi ve Hz. Peygamber’in mübârek Ravza-yı Mutahhara’sını 2,5 yıl büyük fedakârlıklarla Arap-İngiliz ortak güçlerine karşı her türlü yokluğa katlanarak savunmuş ve teslim etmemiştir. Hatta 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütârekesi’nden sonra da Medine’yi teslime razı olmamıştır. Ancak emrindeki bazı subayların kendisine karşı direnişi üzerine Araplara teslim olmak zorunda kaldı. Medine Müdâfaası, Türk-İslam âlemi nazarında Türk Milleti’nin vatan saydığı mukaddes yerleri savunmadaki kararlılığı ve titizliği göstermesi bakımından I. Dünya Savaşı içinde müstesna bir yere sahiptir. Bu kitap bu büyük müdâfaayı ve onun komutanı Fahreddin Paşa’yı anlatmak amacıyla kaleme alınmıştır.
22,50 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil
“... Bediüzzaman, Cilasun’un tespit ettiği gibi rejim ve yönetim anlamında hiç de yenilikçi değildi, tam tersine şeriatçıydı. Gençlik yıllarından itibaren buna çalıştı, yöntemleri değişti ama hedefi hiç değişmedi...”        
Mehmet Nuri Turan - Tahşiye Yayınevi’nin kurucusu  

“Kitap, Said Nursi’nin İslamcılığa adanmış hayatı hakkında doğru bilgiler edinmek için iyi bir kaynak. Her zaman hâkim sınıflara ve erkek egemen düzene hizmet etme iştahına sahip olan bu hareketi  
ve onu olumlayanları değerlendirmeyi kolaylaştırıyor.”  
Handan Koç - Feminist Yazar 

“Bediüzzaman Efsanesi ve Said Nursi Gerçeği adlı kitabı yazan Emrah Cilasun, Şerif Mardin’in kitabıyla ilgili şu yorumu yaptı: Şerif Mardin,  
Said Nursi’yi bir hayli abartılı tanımlamalarla güzelleştirmekte ve  
akıllara durgunluk veren bir Said Nursi portresi ortaya çıkartmaktadır. “ 

Soner Yalçın 

“Soner Yalçın, ‘Bozacının şahidi şıracı’ misali, yazısında Said Nursi aleyhtarı Emrah Cilasun’u şahit gösterdi. Bu ikiliye göre Şerif Mardin’in  
en büyük suçu Said Nursi’yi övmesiymiş.”  
Risale Haber
28,00 ₺ KDV Dahil
35,00 ₺ KDV Dahil
II. Dünya Savaşı’nda, savaşın dışında kalmayı başaran Türkiye, uzun süre askeri, siyasi ve ekonomik baskılara maruz kalmıştır. Olağanüstü koşullar neticesinde ülkede oluşan savaş ekonomisinin olumsuzlukları ekonomiye ağır yük getirmiş, halkın ve silahaltına alınanların ihtiyaçlarının karşılanması meselesi yeni kaynak arayışlarını zorunlu kılmıştır. Savaşın başlamasıyla beraber hızlı fiyat artışları ve karaborsacılık başlamıştır. Bu olumsuz tablonun üzerine bir de 1939 depremi eklenince devletin eli kolu bağlanmıştır. Nitekim Erzincan başta olmak üzere çok geniş bir alanda etkisini gösteren, birçok can ve mal kaybına yol açan 1939 depremi, Türkiye’yi savaşla beraber uzun süre meşgul etmiştir. Bu dönemde Türkiye’de ülke genelinde uygulamaya konulan zorunlu savaş ekonomisine ek olarak deprem ekonomisi de eklenmiştir. 
1939 depremi, Erzincan başta olmak üzere Erzurum, Sivas, Gümüşhane, Tunceli, Amasya, Tokat, Yozgat, Niğde, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun gibi 14 şehirde etkisini göstermiştir. 1939 depreminin en çok etkilendiği şehir şüphesiz Erzincan’dır. Deprem neticesinde Erzincan’da 15 bin civarında insan hayatını kaybederken, 4 bin civarında yaralanan olmuştur. 30 bin civarında bina tamamen yıkılmış, 8 bin civarındaki bina da oturulmayacak derecede hasar görmüştür. 50 bin civarında büyük ve küçükbaş hayvan ile binek hayvanı telef olmuştur. Erzincan dışındaki diğer şehirler de ise 17 bin civarında insan hayatını kaybetmiş, 5 bin civarında insan yaralanmış, 33 bin civarında bina tamamen yıkılmış ve 27 bin bina ise kullanılamaz hale gelmiştir. 
Bu çalışma 1939 depreminin tüm yönleriyle gün yüzüne çıkarılmasının yanı sıra depremin Erzincan başta olmak üzere diğer şehirlere olan etkisinin ortaya konulması bakımından oldukça önem arz etmektedir. Bu eser aynı zamanda dönemin siyasi, sosyal ve ekonomik özellikleri hakkında da tamamlayıcı bilgiler vermektedir.
14,40 ₺ KDV Dahil
18,00 ₺ KDV Dahil

 

Şerife’nin bulunduğu odanın duvarları çökmüştü. Ama sanki çöken duvar değil, Hüseyin’in başına yıkılmış koskoca bir dünyaydı. Kadın yerdeydi. Parçalanan araçlardan yükselen alevlerin cehennemi andıran sıcaklığı Hüseyin’in yüzünü yalıyordu. Kucağına aldığı Şerife’yi, yanında beliren iki kişinin yardımıyla dışarı çıkardı. Avazı çıktığı kadar bağırarak ambulans arıyordu. Şerife’yi, bulundukları yere yanaşan bir minibüsün arka koltuğuna yatırdılar. Hüseyin, kadının başını kucağına aldı. Şerife bütün gücünü toplayıp toz duman içinde kalmış kirpiklerinin arasından kızıla dönmüş gözlerle Hüseyin’e baktı ve zor duyulur bir sesle, “Aşkım, nefes alamıyorum” dedi.

Orhan Miroğlu’nun Kürt meselesi üzerine yazılmış son kitabı, Yeni Yüzyıl, Kürtler ve Bağımsızlık siyasi mülahazalar bir yana, merkezinde büyük acıların yer aldığı bir tarih anlatısı, bir yüzyıl sancısı...

36,75 ₺ KDV Dahil
49,00 ₺ KDV Dahil

“İnsanın, tuzakları fark etmek için tilki, kurtları korkutup kaçırmak için de aslan olması gerekir.”                    

-Niccolo Machiavelli-

Niccolò Machiavelli’nin ölümünden beş yıl sonra yayımlanan eseri Prens, o tarihten günümüze kadar devam eden bir tartışmayı başlatmıştır. Prens, devlet yönetiminde amaca ulaşmak için her yolun geçerli olduğunu savunan bir elkitabı mıydı, yoksa devletin ve iktidarın gerçek doğası üstüne felsefi ve siyasal bir başyapıt mı? Prens, kimilerince “şeytanın kitabı” olarak nitelendi kimilerince de gerçekçi siyaset kuramının bir başyapıtı olarak. Ama kesin olan bir şey var ki, devlet yönetme sanatının en temel kaynaklarından birini oluşturdu. Prens, özlü anlatımı, etkileyici imgeleri ve gerek çağdaşları gerek sonraki kuşaklarca harfi harfine yorumlanan kimi özdeyişlerinin pervasızlığıyla çok daha büyük ün kazandı.

Yalnızca siyasal içeriğiyle değil, edebî üslubuyla da klasik edebiyatın ölümsüz metinleri arasına giren bu benzersiz eseri, yazar ve kitap üstüne kapsamlı bir inceleme ve açıklayıcı notlar eşliğinde sunuyoruz.

9,38 ₺ KDV Dahil
12,50 ₺ KDV Dahil

Karl Marx, kısa süren gazetecilik hayatında –Rheinische Zeitung’da– odun hırsızlığı hakkındaki tartışmalara dair bir dizi makale yazmış, bu vesileyle mülkiyet hakkı, basın özgürlüğü, suç ve ceza konularına değinme imkânı bulmuştur.

Kaleme alınmalarının üzerinden bir buçuk asır geçmesine rağmen Marx’ın irdelediği meseleler güncelliğini korumaya devam etmektedir. Marx’ın yazıları üzerine verdiği dersten yola çıkarak bu kitabı kotaran Daniel Bensaïd, genç Marx’ın bu polemiksel yazılarını bağlamına oturturken, aynı zamanda, dün nasılsa bugün de dünyanın (toprağın, suyun, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının) özelleştirilmesine karşı çıkan mülksüzlerin günümüzde yaşadıkları zorluklar çerçevesinde bu tartışmanın felsefi kaynaklarını da gözler önüne sermektedir. Bu kısa, ama sarsıcı kitabı okurlarımızın beğenisine sunuyoruz.

11,25 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil
23,20 ₺ KDV Dahil
29,00 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
18,75 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil
17,25 ₺ KDV Dahil
23,00 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
24,80 ₺ KDV Dahil
31,00 ₺ KDV Dahil
10,22 ₺ KDV Dahil
14,00 ₺ KDV Dahil
19,20 ₺ KDV Dahil
24,00 ₺ KDV Dahil
19,20 ₺ KDV Dahil
24,00 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil
40,00 ₺ KDV Dahil
8,00 ₺ KDV Dahil
10,00 ₺ KDV Dahil
8,00 ₺ KDV Dahil
10,00 ₺ KDV Dahil
13,60 ₺ KDV Dahil
17,00 ₺ KDV Dahil
16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
28,00 ₺ KDV Dahil
35,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 >