“Müşterekler”, hem özel mülkiyetten hem de kamu mülkiyetinden bağımsız, insanların kullanımına açık ve onların sorumluluğu altındaki kimi doğal varlıklara, bilgi ve ilişkilere verilen addır. 19. Yüzyılda özel mülkiyetin yaygınlaşmasından evvel çok geniş bir coğrafyada geçerli olan bu müşterekler (commons) modeli, 1970’li yıllarda Nobel ödüllü iktisatçı Elinor Ostrom tarafından güncellenerek yeni tartışmalara yol açmıştı. 
Müşterek, dünyanın farklı yerlerinde doğal kaynakların, mekânların, kamu hizmetlerinin, bilgi ve iletişim ağlarının küçük bir azınlık tarafından ele geçirilmesini eleştiren hareketlerin ortak talebine değiniyor. Müştereklerin piyasa ve devlet tarafından ele geçirilmesine karşı çıkan antikapitalistleri ve politik ekoloji hareketlerini birleştiren, doğal kaynakların ve bilgi ağlarının kolektif yönetimine dair araştırma ve mücadeleleri bir araya getiren, siyasi partilerin ve temsil mekanizmalarının yerini alma iddiasındaki yeni demokratik güçleri etrafında toplayan politik bir ilke olarak görülüyor. 
Yazarlara göre müşterek, insanların özüne veya şeylerin doğasına değil, insanların etkinliğine bağlıdır: Bir şeyin müşterek kullanıma ayrılmasını sağlayacak olan, bağlayıcı kuralları üretebilecek olan, ancak insanların “müşterekleştirme” etkinliğidir. Bu anlamda müşterek, toplumun kendi kendisini kurmasına yönelik bir çağrıdır. 
Türkiye’de 2012 yılında yayınlanan Dünyanın Yeni Aklı eserinde neoliberal aklı ve pratikleri eleştiren Dardot ve Laval, bu eserlerinde müşterekler temasını, yalnızca birtakım varlıkların bir özelliği olarak değil, 21. yüzyıldaki alternatif politikaların temel ilkesi olarak düşünmeyi öneriyor. Yalnızca Fransa’da değil, dünya çapında geniş ilgi uyandıran bu siyaset felsefesi çalışması, müşterekler tartışmasının tarihine ve güncelliğine dair temel bir katkı sunuyor.
₺40,00 KDV Dahil
₺50,00 KDV Dahil
12 Eylül 1927’de, bir yıl kadar önce hükümetin kararı, Reisicumhur’un onayı ile ilk ruleti İstanbul Belediye Başkanı Muhiddin Bey tarafından çevrilerek hizmete sokulan ‘Yıldız Kumarhânesi’ savcılar ve polisler tarafından çepeçevre kuşatılarak basıldı. Kumar paralarına el konuldu. Sosyeteye mensup seçkinlerden ve çoğunluğu tanınmış işadamlarından oluşan ‘kumarcıların’ hepsi, mahkemeye sevkedilmek üzere ‘nezaret altına’ alındı. Kumarhâne bir daha açılmamak üzere mühürlenerek kapatıldı. 
* * * 
Efkâr-ı Umûmîye/kamuoyu ‘Yıldız Baskını’ haberleriyle çalkalanırken ve olayın üzerindeki esrar perdesi yerli yerinde dururken... Üstelik, aradan 48 saat bile geçmemişken... 
14 Eylül Çarşamba günü saat 15.00 - 16.00 sıralarında, Beyoğlu Tiyatro Sokağı’nda silahlar patladı ve kan gövdeyi götürdü! 
* * * 
MURAT ÇULCU okurları adeta ‘zaman tüneline’ sokuyor, 91 yıl önceye götürüyor. Zamanın konuşulan dili ve gazeteci lisanıyla her şeyi ‘yeni baştan’ yaşatıyor. 
Kısacası ‘dört başı mamur’ tarihsel bir olay ve ‘tadını damakta bırakan’ kıvamda belgesel bir polisiye.
₺28,00 KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
Yirmi birinci yüzyılın ilk yılından bu yana kuşaklar üzerinde çalışıyorum. Bir kuşağı anlamak, bir dönemi anlamaktır. Bir dönemi anladığınızda paradigmanın kıskacına sıkışmaktan kurtulursunuz. Ve sizin gibi olmayanları kendinize ait yargılarla değil, onlara ait gerçeklerle görmeniz mümkün olur. Bu mümkün olduğunda ise dönüşürsünüz. 
İşte ya da evde… Bir şirket olarak ya da bir birey olarak… 

Bir kuşağı anlamak, suya atılan taş gibi, etkisi dalga dalga büyüyen, yaşama, geçmişe ve geleceğe dair müthiş bir kavrayış sağlar. Hoşgörü sınırlarınızı genişletir, zamanın ruhuna yaklaştırır ve her adımda yargılayan değil öğrenen olmaya yönlendirir. 

Çünkü bir Çin atasözünde de söylendiği gibi 
“Bir kuşağın diktiği ağacın gölgesinde öteki kuşaklar serinler.”
₺11,20 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
“Tarihin Merkezine Seyahat: 
Fotoğraf ve Osmanlı Köklerinin Yeniden Keşfi (1886)” 

Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde (ANAMED) 10 Mayıs–30 Eylül 2018 tarihlerinde ziyaretçilerle buluşan ve II. Abdülhamid’in Almanya şansölyesi Otto van Bismarck’a hediye ettiği üç cilt fotoğraf albümüne odaklanan “Tarihin Merkezine Seyahat: Fotoğraf ve Osmanlı Köklerinin Yeniden Keşfi (1886)” sergisinin İngilizce makalelerden oluşan derlemesi, OTTOMAN ARCADIA: The Hamidian Expedition to the Land of Tribal Roots (1886) yayımlandı. Prof. Selim Deringil, Doç. Dr. Ahmet Ersoy, Dr. Berin Gölönü, Prof. Reşat Kasaba, Sinan Kuneralp, Prof. T.G. Otte, Prof. Beatrice St. Laurentve Dr. Deniz Türker tarafından kaleme alınan kitabın editörlüğünü Bahattin Öztuncay ve Özge Ertem üstlendi. ANAMED tarafından yayımlanan kitapta, fotoğraf üzerinden imparatorluğun kuruluş mekânları ve tahayyülleri inceleniyor. 

ANAMED’de ziyaretçiyle buluşan “Tarihin Merkezine Seyahat: Fotoğraf ve Osmanlı Köklerinin Yeniden Keşfi (1886)” sergisinin İngilizce yayını raflardaki yerini aldı. Editörlüğünü serginin küratörlerinden Bahattin Öztuncay ile birlikte Özge Ertem’in üstlendiği kitap, sergiyle paralel olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş mekânlarıyla, bu mekânlara geçmişte ve 19. yüzyılda verilen anlamlara değiniyor. 

Kitap, serginin küratörlerinden Ahmet Ersoy ve Deniz Türker’in yanısıra Selim Deringil, Berin Gölönü, Reşat Kasaba, Sinan Kuneralp, T.G. Otte ve Beatrice St. Laurent gibi alanlarında uzman araştırmacı ve akademisyenleri bir araya getirdi. Kitapta yer alan makaleler, kuruluş tahayyüllerini, Anadolu yürükleri üzerinden tarih, hafıza ve temsil ilişkisini, imparatorluğun ilk yerleşimlerindeki anıtlar ve mimari eserlerin yanı sıra geç 19. yüzyıl Avrupa ve Osmanlı diplomasisini inceliyor. Ayrıca sergide yer alan fotoğraf ve eserlerin birçoğu yine yüksek kalitede baskılarıyla kitapta ek bir bölüm hâlinde okuyucularla buluşuyor. Kitabın Türkçe çevirisi, önümüzdeki aylarda yine ANAMED tarafından yayımlanacak.
₺80,00 KDV Dahil
₺100,00 KDV Dahil
Balkan Harbi sebepleri, cereyan edişi ve sonuçları bakımındanincelenmesi gereken siyasi, diplomatik, ekonomik ve askeri açılardan sonderece karmaşık bir yapıya sahiptir. Osmanlı İmparatorluğu’nun BalkanHarbi’nde mağlubiyete uğraması askeri açıdan da strateji, taktik, idarisorunlar ile eğitim, disiplin, ateş gücü gibi pek çok alt başlıkla ilişkilidir. 
Ulaştırma faaliyetleri ise bu başlıklar arasında en can alıcı olanıdır.Balkan Harbi’nde Osmanlı Ordusu’nun Ulaştırma Faaliyetleri,yığınaklanmadan harekât alanındaki idameyi sağlayan lojistiğe kadartüm safhalardaki ulaştırma hizmetlerini inceliyor. Ordunun harekâtalanına ulaşıncaya kadar ne tür zorluklarla karşılaştığı, yiyecek-içecek vemühimmat gibi ikmal maddelerinin buralara nasıl ulaştırılmaya çalışıldığıaskeri belgelere dayanarak ayrıntılışekilde ele alınıyor.
₺20,80 KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil
FATİH’İN İÇİNDE YANAN KOR’A DOĞRU BİR SEYAHAT 
İçinden kayıklar geçiyor bu kitabın, ilim adamlarıyla dolu. Coğrafyaları bir gerdanlık gibi birbirine rapteden altın halkaları tespit ediyor. Harita tutkusuyla iç dünya teknolojisini bir araya getiren engin bir ufka yelken açıyor. Yazar için Fatih’in ve fethinin maddesi kadar, belki de daha fazla, ifade ettiği mana önemli. 
Ne arıyordu bu genç Sultan, Bizans İmparatoru’nun efsanevi kütüphanesinde? Ya Delfi mabedinin kâhini Plutark’ın biyografi kitabını neden istinsah ettirmişti? Yaptırdığı onlarca Füsûsu’l-Hikem şerhindeki hikmetlerin, içindeki hangi boşluğa deva olacağını bekliyordu? Bunları yeterince bilmiyoruz. Bildiğimiz şey, onun içinde bir korun yanmakta olduğu. 
Bu kitap, okurunu o kor’a bir adım olsun yaklaştırabilirse vazifesini büyük ölçüde yerine getirmiş sayacaktır.
₺17,60 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
“Tarihimizin tartışmasız en etkileyici entelektüeli.” 
–The Guardian 
Edward Said, ölümünden yaklaşık on sene önce, son ropörtajlarından birini Tarık Ali’ye vermiştir. Bir yere ait olamayan varlığı, siyasetle 
ilgilenmeye 
başladığı zamanlar, Filistin davasına bağlılığı, kültür çalışmalarına olan 
yaklaşımı, edebiyat ve müziğin her alanına yayılmış sevgisi üzerine 
konuştular. 
Samimi, kişisel, düşündürücü ve kışkırtıcı bu konuşmalar Said’i bir siyasi 
aktivist, kültür tarihçisi, edebiyat profesörü ve müzik delisi olarak 
yansıtırken, zamanımızın en tutkulu, aynı zamanda en dikkatli 
entelektüeli 
olduğunu da kanıtlar.
₺11,20 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
ROMANOVLAR 1613 - 1918 
“Moğollardan sonra en çarpıcı başarıya ulaşmış imparatorluk kurucuları” 
Yaşadıkları dönemde yeryüzünün altıda birine hükmeden Romanovlar, modern çağın en başarılı hanedanıydı. Romanov hanedanına mensup 20 hükümdar 1613’ten çarlığın 1917 Devrimi’yle yıkılışına kadar, yani 304 yıl boyunca hüküm sürdü. Korkunç İvan döneminde başlayan bu hâkimiyet, Rasputin döneminde son buldu. 
Peki, bu aile savaşla harap olmuş bir prensliği dünyanın en büyük imparatorluğuna nasıl dönüştürebildi ve bu imparatorluğu nasıl yitirdi? 
Romanovlar’da bir bölümü dehadan, bir bölümü delilikten nasiplenmiş ama hepsi kutsal otokrasi fikrinden ve emperyal hırstan ilham almış 20 çar ile çariçenin tarihini okuyacaksınız. Montefiore, sürükleyici anlatımıyla onların sınırsız iktidarla ve imparatorluk kurmaya dönük acımasızlıkla belirlenen, saray entrikalarının, aile çekişmelerinin, seks düşkünlüğünün ve çılgınca savurganlığın gölgesinde kalan gizli dünyasını gözler önüne seriyor. 
Bu sahnenin geniş oyuncu kadrosunda maceraperestler, saraylılar, devrimciler ve şairler, ayrıca Korkunç İvan’dan Tolstoy’a, Kraliçe Victoria’dan Lenin’e kadar uzanan tarihsel kişilikler yer alıyor. Kitabın sonunda ise son derece etkileyici bir dille Nikolay ve Aleksandra çifti, Rasputin’in yükselişi ve öldürülüşü, savaş ve devrim, bütün ailenin feci bir vahşetle katledilişi anlatılıyor. 
Yeni arşiv araştırmalarına dayanan ve parlak bir edebi üslupla kaleme alınan Romanovlar hem büyüleyici bir zafer ve trajedi, aşk ve ölüm hikâyesi, hem genel bir iktidar incelemesi hem de Rusya’ya bugün bile damga vuran imparatorluğun portresi. 
Simon Sebag Montefiore’nin Romanovlar’ı, büyük ölçekli bir epik tarih örneği... Komploların, darbelerin, suikastların, işkencelerin, seks ve alkol düşkünlüğünün, şarlatanlığın ve düzenbazlığın, serfliğe dayalı zenginliğin ve bekleneceği üzere, baskı ve isyandan oluşan bir kısırdöngünün hikâyesi. Burada anlatılanlarla kıyaslanınca Game of Thrones sıkıcı görünüyor... Montefiore’nin muhteşem kitabını okurken, Rus monarşisinin böylesine korkunç liderlerle nasıl ayakta kalabildiğini hayal etmek zorlaşıyor. 
– Antony Beevor, Stalingrad ve Berlin’in Düşüşü 1945’in yazarı
₺44,00 KDV Dahil
₺55,00 KDV Dahil
II. Dünya Savaşı sonrasında “özgür dünya” içinde yer almak isteyen Türkiye çok partili hayata adım atmış, Şubat 1946’da İzmir ve İstanbul merkez şubeleri kurulan Demokrat Parti yurt genelinde yoğun bir teşkilatlanma sürecine girmişti. Her köşe başında demokrasi nutuklarının atıldığı bu dönemde tek parti iktidarı bütün istibdadıyla ayakta duruyor, kurulmakta olan muhalefet partisi, memleketin bütün aykırı sesleriyle birlikte sindiriliyordu. 
O günlerde, Demokrat Parti’yi Ege bölgesinde örgütleyen isimler tarafından İzmir’de neşredilen ve tek yapraktan ibaret bir gazete, elden ele dolaşan nüshalarıyla muhalefetin sesini yurt genelinde yükseltmeye gayret ediyordu. 
14 Mayıs 1950’de “mücadelesinde zafere ulaşan” Demokrat İzmir gazetesi, iktidara getirdiği parti kuruluş prensiplerinden uzaklaşarak ifade özgürlüğünü boğmaya yeltendiğinde yeni bir mücadeleye girişmiş, giderek artan antidemokratik uygulamaları basına ispat hakkı tanınması talebiyle durdurmaya çalışan Egeli Demokratlarla birlikte Hürriyet Partisi hareketine katılmıştır. 
Elinizdetuttuğunuz kitap, “iyi, doğruvegüzeli” arayanların “iribaklalızincirlerle” mükafatlandırıldığıbirülkeninyakıntarihinive Türk basınınındeğişmeyenyazgısınımücadelecibirgazeteningözlerindenanlatmaktadır.
₺30,40 KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil

XI. ve XIII. yüzyılları arasında, Avrupa Ortaçağı büyük öncüleri tüccar ve bankacılardan oluşan gerçek bir ticari devrime tanıklık eder. Bu dönem, uzak mesafelere yolculuk yapmayı mümkün kılan bir barış zamanıdır, fakat aynı zamanda önemli bir demografik büyümenin de zamanıdır. Her şeyden önce kentlerin yeniden doğuşu ve canlanışı söz konusudur. Floransa, Rouen, Brugge, Cenova veya Amiens’teki büyük Ortaçağ fuarlarında kentsel gelişimin ilk izleri, belirli bir serbestiyet, dinî vesayetten kurtuluş ve sanatsal faaliyetlerin desteklenişi görülür. 
Le Goff, bu çalışmayı toplumsal tarihin akışını açıkça etkilemiş belli bir özneler grubu ve özneleşme sürecini ele alarak yapmıştır. Üstelik bu metinde toplumların geçirdiği zihinsel/kültürel dönüşüm sürecini ülke ülke ele alınan belli kişiler, aileler ve hanedanların özyaşam öyküleri üzerinden açıklamıştır. Le Goff bunu, özellikle erken kapitalizm konusunda çok yoğun ve ayrıntılı araştırmaların yapıldığı İtalya, Felemenk, Almanya gibi ülkelerde Ortaçağ tarih çalışmalarının artmasına bağlıyor. Kapitalizmin ve kapitalistlerin ya da başvurduğu bir başka ifadeyle, “kendilerini ticarete adamış” insanların hangi tarihten başlayarak sözcüğün gerçek anlamında klasik kapitalizm ve kapitalist kavramlarını içerecek kıvama geldiğinin belirlenmesinin öneminden söz ettikten sonra bu işin ancak özneler, yani kapitalistler tarihine başvurularak yapılabileceğini gösteriyor.

₺14,40 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
“CHP Genel Sekreterliği örgütün merkeziydi. CHP merkezinin taşra teşkilâtıyla olan karşılıklı bütün irtibâtı, yazışmaları ve temasları, genel sekreterlik aracılığıyla gerçekleştirilirdi. Parti merkezinin örgüte ilettiği genelgeler de, partinin ana istikâmetini teşkilâta duyururdu.  
CHP Genel Sekreterliği’nin yegâne misyonunun bundan ibâret olduğunu düşünmek ise yanıltıcı olacaktır. Aksine, genel sekreterlik, yalnızca partinin taşra teşkilâtı ve yönetimiyle irtibat içinde olan bir organ değildi. Genel Sekreterlik bir yandan, örgütün ihtiyaçlarını bilmek ve öğrenmek için teşkilâtından gelen istekleri ve soruları karşılamaya çalışırken; diğer yandan da, teşkilâtına yön vermeye çalışıyordu. Fakat bunun yanında Genel Sekreterlik, önemli bir misyonu daha yerine getirmeye çalışıyordu; bu da, toplumun çeşitli kesimleriyle temâs etmek ve bağ kurmaktı.” 
–CEMİL KOÇAK
₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Sir Isaac Newton, Batı’nın Bilim-Kültür-Uygarlık ekseninde yer alan önemli bir kişidir. Türkiye, Batı dünyası ile kendi axiologic (değerler sistemi) yapısını koruyarak ve geliştirerek buluşmak ve bunların arasından evrensellik özelliği taşıyan unsurları benimsemek ve gündelik hayata uygulamak arzusunu yaklaşık iki yüz yıldır ortaya koymuştur. İşte bu amaca hizmet edebilmek için Batı’nın Bilim ve Kültür dünyasında değerli bir yere ve haklı bir üne sahip olan Sir Isaac Newton’un bu çok az bilinen kitabını ilk kez Türkçeye kazandırmış olmanın mutluluğunu yaşıyorum. 
Aytunç Altındal
₺15,20 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
“Bu kitabın amacı bizim ‘ulus’ olarak kavramsallaştırdığımız yoğun grup özdeşleşmesinin ortaya çıkışını araştırmaktır. Rastgele mekânsal yakınlık ya da üstün bir gücün baskısı dışında, bireyleri geniş kümelerde birbirine bağlayan nedir? Her şey bir yana, çok uzun bir süre boyunca grup kimliğinin devamını sağlayan çimento nedir?”
₺28,13 KDV Dahil
₺37,50 KDV Dahil

 

Ünlü tarihçi Richard G. Hovannisian tarafından derlenen 14 ciltlik ‘Tarihi Kentler ve Ermeniler’ dizisinin dördüncü kitabı İzmir, bu kozmopolit liman şehrine, 13. yüzyılın ortalarından 1922 yılına dek İzmir’in ticari, kültürel ve sosyal hayatının en önemli aktörlerinden olan Ermenilerin tarihinden bakıyor. Kitapta, ticari ve etnik gruplar arası ilişkiler, eğitsel ve kültürel çalışmalar ve mimarinin yanı sıra, İzmir Ermenilerinin ‘Aydınlanma Dönemi’ne şekil veren matbaacılık faaliyetleriyle edebi eser ve çevirileri de mercek altına alınıyor. Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında İzmir’de yaşananlar ve 1922 Yangını bir makalede İzmirli Ermenilerin tanıklıklarında, başka bir makalede ise bu dönemde İzmir’de bulunan Henry Miller ve Ernest Hemingway’in yazılarında karşımıza çıkıyor.

Anadolu’nun çok katmanlı tarihini anlamamıza yardımcı olan Tarihi Kentler ve Ermeniler dizisi kapsamında daha önce ‘Bitlis ve Muş’, ‘Van’ ve 'Harput’ ciltleri yayımlanmıştı. 

₺27,00 KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil
Toderini hem Avrupa’da yazılmış Türk tarihi, edebiyatı ve kültürüne ait kitapları elde etmiş hem de İstanbul’da kitapçılarda/sahaflarda bulduğu Farsça, Arapça el yazmalarını, İstanbul’da basılmış Türkçe eserleri satın almış ve onları incelemiştir. Ayrıca yazarın İstanbul’daki kütüphanelerde de çalıştığı eserdeki ifadelerinden anlaşılmaktadır. 

Türklerin 18. yüzyıldaki kültür ve edebiyat dünyasının hem medreseleri, kütüphaneleri, matbaası ve bastıkları kitapları ile yarattıkları maddi kültür değerlerini hem de İstanbul ve İstanbul dışındaki medreselerde, diğer sosyal çevrelerde ve sarayda çeşitli bilim, müzik, sanat ve felsefeye dair öğretilerle oluşan zihinsel, ruhsal, insanî değerlerini bir bütün hâlinde Toderini’nin eserinde bulmak mümkündür. Eserde aynı zamanda İstanbul’daki sosyal ve ferdî yaşantılar, hayat tarzları hakkında da bilgi edinilebilir. Çünkü Toderini sadece İstanbul’daki medreseleri, kütüphaneleri, matbaayı ve onlarla ilişkili tarihî olayları anlatmamış, kendi yaşantılarını, tanıştığı yerli ve yabancı kişileri, onlarla kurduğu ilişkileri, kendi merak alanlarını da anlatan âdetâ bir hatıra kitabı da kaleme almıştır. İşte bu yüzden Toderini renkli anlatımlarla, hayattan alınmış çeşitli kesintilerle, enteresan gözlemlerle dolu bir eser meydana getirmiştir. Eser, mütercim Mehmet Serdar Bekar’ın emeği ile akıcı, saydam ve kolay anlaşılır bir üslûba sahiptir. Ayrıca Toderini samimi bir üslûp kullanmış, düşündüğünü açıkça ifade etmekten çekinmemiş ve objektif bir gözlemci olarak Türklerin örf ve âdetlerini, zihinsel yapılarını, hayat tarzlarını tespit etmiştir. Türkleri övmüş olmasına rağmen Toderini zaman zaman onları tenkit eden objektif tespitler de yapmıştır. 

Gönül Tekin
₺28,00 KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
Rönesans ve Osmanlı Dünyası, Rönesans döneminde Batı Avrupa ile Ortadoğu’nun kültürel, entelektüel ve ticari etkileşimlerini konu alan en son araştırmaları bir araya getiriyor. Hıristiyan Batı Avrupa ile Müslüman Doğu Akdeniz arasındaki temas ve mübadele unsurlarının araştırıldığı bu kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nu içinde Rönesans’ın evrildiği jeopolitik ve kültürel sürekliliğin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiriyor. Bunu yaparken de bugün modern öncesi ve erken modern Akdeniz dünyasında farklı sanatsal, entelektüel ve siyasi etkileşimleri anlama biçimimizi incelterek Rönesans’ın niteliğiyle ilgili tartışmayı ilerletmeyi amaçlıyor. 
Tartışılan konular arasında ticari temaslar, bilgi değişimi, eşyaların kullanımı, mimarinin ilham kaynakları, müzikal etkileşim ile Doğu Akdeniz kaynaklarının Batı’da ve Avrupalı kaynakların Osmanlı’da kullanımı yer alıyor. 
Sanat ve Arkeoloji Bölümü’nde İslam Sanatı Tarihi profesörüdür. 
Claire Norton, Twickenham’da St. Mary’s University College Tarih Bölümü’nde öğretim görevlisidir.
₺27,20 KDV Dahil
₺34,00 KDV Dahil
Efelik zor iştir; haksızlığa, zulme, baskıya isyandır. Onurlu bir dik duruş, bir başkaldırı destanıdır. Ege’de efelik Umur Bey’le başlar, Mustafa Kemal Atatürk’le biter. Yedi yüz yıllık bir süreçte çeşitli aralıklarla Ege’de yaşar. Bazen Börklüce Mustafa, Birgili Cennetoğlu, Atçalı Kel, Sinanoğlu, Yörük Osman, Çakıcı olup dağlara çıkar. Bazen de Kurtuluş Savaşı yıllarında Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe olup Ege’de düşmana meydan okur. 
Umur Bey, efelerin efesidir. Ege’de efelik teşkilatını kuran kişidir. Hayatının tamamı cephelerde geçen Umur Bey, henüz on altı yaşındayken Aydınoğulları’nın başbuğu olan babası Mehmet Bey tarafından İzmir’e vali olarak atanmıştır. Döneminde pek çok kitap Türkçeye çevrilmiştir. Fatihten 115 yıl önce, Mora Yarımadası’nda gemileri karadan yürütmüş, Ege’yi Türk gölü haline getirmiştir. 
Efeleri yazmaya başlarken Umur Bey’den Atatürk’e efelik diyerek yola çıkmıştık. Atatürk’ün baba soyu da Aydınoğulları döneminde Ege’ye gelen, Yavuzköy, Söke yöresine yerleşen, Kızılhafızlar lakaplı bir yörük boyudur. Söke’den baba soyu Selanik’e, ana soyu ise Karamanoğullarından Selanik’e gelmiştir. Mustafa Kemal’in damarlarındaki efe kanı hep harlamıştır. Ölümünden önce Sarı Zeybek oyununu çaldırarak, bir yay gibi sıçrayıp efe oyunu oynaması kimbilir, belki de genlerin açığa vurmasıdır. 
Ege yöresinde, “Zefiros” diye bir söz vardır. “Ege’de esen gençlik rüzgârı” anlamında kullanılır. Bu rüzgâr insanları iri, diri, uzun ömürlü, dikbaşlı yapar. Umur Bey’le başlayan efelik tarihi, Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyetini kurmasıyla bitmiş, efelik efendiliğe dönüşmüştür. Efelik artık Atatürk’ün yolundan giderek, bilgili, çağdaş yurttaş olmaktan geçmektedir.
₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ilk ve tek eşi Latife Uşakizade ile 1922 yılında İzmir henüz düşman işgali altındayken Uşakizade Köşkü’ne yapılan bir ziyarette tanışır. Eğitimini özel okullarda ve yurtdışında tamamlayan Latife Hanım, Atatürk için gelecekte görmek istediği modern Türk kadını imgesinin karşılığı olur. 
İzmir’in ve Anadolu’nun Yunanlılardan kurtarılmasının ardından bu tanışlık 29 Ocak 1923’te evliliğe dönüşür. Bu nikâh, 1926’da yürürlüğe girecek olan Medeni Kanun’da yer alan resmi nikâhın ilk örneğidir. Gazi Mustafa Kemal Paşa ile Latife Hanım 5 Ağustos 1925 tarihine kadar evli kalırlar. Latife Hanım bu evlilik boyunca yapılan yurtiçi gezilerde Atatürk’e eşlik eder, onunla birlikte Anadolu’yu dolaşır. 
Latife Mustafa Kemal, Uşakizade Köşkü’nde başlayan ve Çankaya Köşkü’nde sonlanan bu evliliğe giden yolu, evlilik yıllarını ve Latife Hanım’ın Gazi’siz geçen 50 yıllık yaşantısını Uşakizade ailesinin, Atatürk ile Latife Hanım’ın o yıllarına tanık olan kişilerin ve bu konuda yapılan araştırmaların eşliğinde sergiliyor.
₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Hasta, yaşlı, bir önceki yılın kan dolaşım sistemi bozukluğunu zorlukla atlatmış Papa XI. Pius Tanrı’ya kendisine birkaç gün daha bağışlaması için yalvarıyordu. Vatikan’da üçüncü kattaki bürosunda beyaz elbisesi içinde masasına oturmuştu; bastonu yakınındaki duvara dayalıydı. İtalya’nın en yüksek dağlarının zirvelerine tırmanmaları döneminden kalma paslı barometresi ve pusulası, uzun zaman önceki günlerin bir hatırası olarak bir kenarda durmaktaydı. Eski bir diyapazon da bir çekmecede bulunuyordu. (...) Şimdi sonunun yaklaştığını bilerek kâğıtlarının düzen içinde olduğundan emin olmak için bütün çekmeceleri yokladı. Gündüzleri Aziz Peter Meydanı’na bakan üç pencereden odasına ışık dolmaktaydı. Ama şimdi geceydi ve küçük masa lambasından, önünde bulunan yatağının çarşafları üzerine donuk sarı bir ışık vurmaktaydı. Tanrı’nın bir nedenden dolayı hayatını sürdürmesine izin verdiğini düşündü. Yeryüzünde Tanrı’nın vekiliydi. Söylemek zorunda olduğu şeyi söylemeden ölemezdi. 

Papa nihai mesajını duymaları için İtalya’nın bütün piskoposlarını Roma’ya çağırmıştı. Toplantı on gün sonra 11 Şubat 1939’da Aziz Peter Kilisesi’nde yapılacaktı. Bu tarih, Lateran Antlaşması’nın, yani XI. Pius’un İtalya diktatörü Mussolini’yle imzaladığı ve İtalya’yla Roma Katolik Kilisesi arasındaki on yıllar süren düşmanlığa son veren tarihi antlaşmanın onuncu yıldönümünü ifade etmekteydi. Bu antlaşmayla altmış sekiz yıl önceki kuruluşundan bu yana çağdaş İtalya’yı belirlemiş olan Kilise’yle devletin birbirinden ayrılmasına son verilmiş ve Kilise’nin Mussolini’nin faşist hükümetinin istekli bir ortağı olduğu yeni bir çağ açılmıştı... 

Papa ve Mussolini, İtalya’da faşist diktatörlük ile din arasındaki ilişkinin anatomisini çıkaran muhteşem bir çalışma...
₺33,75 KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil
Avrupa, coğrafî sınırları her zaman tartışılmış olan, eski dünya kıtasıdır. Avrupa’ya hâkim olmak tarih boyunca sadece Avrupalı devletlerin değil, küresel bir güç olma iddiasında olan tüm devletlerin amacı olmuştur. Avrupa, XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünya üzerindeki merkezî güç olma özelliği kaybetmiştir. Buna karşın, dünya genelinde egemen bir güç olmanın yolu, hâlâ Avrupa’ya hâkim olmaktan geçmektedir. Bu bağlamda, Avrupa tarihini anlamak, bir bakıma dünyadaki genel güç dengesini anlamaktır. 
Elinizdeki kitapta, Avrupa ve Avrupa tarihinin genel bir perspektifi ortaya konulmuştur. Okuyucuya, anahtar sorular vasıtasıyla, Avrupa tarihinin önemli ve ilgi çekici meseleleri aktarılmıştır. Eserde, ülke merkezli düşünülerek genel bir Avrupa tarihi oluşturulmuş ve kıtada genelinde yaşayan milletlerin etnik, dinî ve kültürel özellikleri izah edilmiştir.
₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Fatih Bayhan, Milli Mücadele’nin en önemli metni olarak değerlendirilen İstiklâl Marşı’nın hikâyesini anlatıyor. Yazar ‘kahraman ordu’ için kaleme alınan şiirin marş olma sürecini bütün detaylarıyla bu çalışmasında bir araya getiriyor. 
  
* Osmanlı’nın ‘millî marş’ları nelerdi? 
* Hangi türküler marş yerine okundu? 
* İstiklâl Marşı yarışmasına Mehmet Âkif dışında hangi edebiyatçılar katıldı? 
* Mustafa Kemal Atatürk’ün İstiklâl Marşı’na bakışı nasıldı? 
* Âkif, şiirini heyete neden imzasız olarak teslim etti? 
* Şair, İstiklâl Marşı’nı Safahat’a neden koymadı? 
  
Bu kitap, hem İstiklal Marşı hem şairine hem de Türk milletine bir saygı duruşunda bulunuyor.
₺12,80 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
Siyasette “Sonuca giden her yol mubahtır,” anlayışıyla kadim. 

Hint dünyasının Machiavelli’si olarak kabul edilen Kautilya ve asırlardır okunan eseri Arthaşastra nihayet Türkçede. 

Kautilya, MÖ 340-293 yıllarında, danışmanlık ve başbakanlık yaptığı ilk Maurya İmparatoru Çandragupta’nın iktidara yükselişinin mimarı olmuş bir devlet adamıdır. Derin felsefe, siyaset ve iktisat bilgisiyle kaleme aldığı Arthaşastra ise devlet yönetimi alanında bugüne dek yazılmış en kapsamlı eserlerden biridir. 

Hükümdarın vazifelerinden devlet görevlilerinin maaşlarına, isyanlardan savaşlara, mülkiyet kanunundan ceza sistemine, devletin ve toplumun yapısı ve işleyişiyle ilgili hemen her konuya değinen devasa bir çalışma.
₺52,50 KDV Dahil
₺70,00 KDV Dahil

ÜRÜN AÇIKLAMASI

“Resmi anlatı, 1915’te olup biteni münhasıran Osmanlı İmparatorluğu bağlamına 
ait göstererek İmparatorluk ile Cumhuriyet arasında kesin bir kopuş olduğunu 
varsayar. Dolayısıyla 1915 ile ‘yeni bir başlangıç’ olan Cumhuriyet dönemi 
arasında siyasi ve hukuki bağ kurulamayacağını savunur. Özellikle ulusalcı 
perspektiften yapılan yorumlar, muasır medeniyet ile eş görülen Cumhuriyet 
projesinin Ermeni iddiaları ile ‘lekelenmesini’ önlemeye çalışır. Resmi 
anlatının bir diğer iddiası ise 1915’in 1980’lerin ilk yıllarında yoğunlaşan ASALA 
saldırılarından önce sivil ve askeri bürokrasinin gündemine gelmediği; bu 
konuda devletin yeni düzenlemelere ihtiyaç duymadığıdır. Böylece resmi söylem, 
uzun süre başarıyla sürdürülen suskunluk politikasını tarihsel gerçeğin yok 
sayılması için zemin olarak kullanmaya devam eder.” 
Ermeni Soykırımı sadece Osmanlı’nın son dönemini ve Cumhuriyet’in 
kuruluşunu etkilemekle kalmadı, Türkiye’deki “devlet aklı”nın 
biçimlenişinde de önemli bir rol oynadı. Tehcir trajedisi sonrasında devlete 
önemli bir gündem dayatmıştı. Kurbanların taleplerine verilecek yanıttan, 
faillerin nasıl konumlandırılacağına ve facianın nasıl anlatılacağına ilişkin bir 
dizi soruda tartışmalar halen devam ediyor. 
Türkiye ulus-devletinin tarihsel öncülü Osmanlı İmparatorluğu’dur ancak 
“devlet aklı” Osmanlı ile Cumhuriyet döneminin ilişkisini vurgularken, kimi 
zaman eski dönemlerin “şanlı sayfalarını” öne çıkarır, kimi zaman ise yakın 
dönemde yaşananları sessizlikle geçiştirir ve resmi anlatıyı tabular üzerine 
inşa eder. Bu öylesine çok katmanlı bir ilişkidir ki, “devlet aklı” tabulaştırdığı 
konularda bazen de yapılanlara sahip çıkan bir tavrı benimser. Devlet Aklı 
ve 1915’te Ömer Turan ve Güven Gürkan Öztan, bir yandan tehcirin dayattığı 
gündem sürekliliğine resmi düzlemde inşa edilen “Ermeni Meselesi” anlatısı 
ile yanıt verildiğini iddia ediyorlar. Diğer yandan devlet aklı adına konuşan 
aktörlerin hamle repertuarlarını inceliyorlar. Devlet Aklı ve 1915, Mütareke, 
erken Cumhuriyet, Soğuk Savaş dönemlerinden geçerek, günümüze 
aktarılan inkârda ortaklaşma tavrının titiz bir incelemesini sunuyor.

₺28,50 KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil
Elinizde tuttuğunuz bu kitapta basın olgusunun Batılılaşma pratiğinin ve modernizm düşüncesinin önemli bir unsuru ve etkili bir aracı olduğu vurgulanmaktadır. İnternet ve Televizyon gibi iki önemli rakibinin tüm olumsuz etkisine rağmen Gutenberg Çağı henüz tamamen sona ermemiştir. İnternet ve Televizyon her ne kadar yazılı basın karşısında önemli avantajlara sahip olsa da modern toplumun bilgilenmek ve bilinçlenmek için kâğıda ve yazıya bağımlılığı halen sürmektedir, en azından bir müddet daha sürmeye devam edeceği öngörülmektedir. 

Türkiye’de Batılılaşma, çağdaşlaşma, modernleşme hangi kavramla ifade edersek edelim tüm bu olgulara ait edinimlerde basın ve iletişim olgusunun derin izlerine rastlamak mümkündür. Dolayısıyla gazetecilik faaliyetleri ve iletişim; değişim, modernlik ve uygarlığın ayrılmaz bir parçasıdır. Sosyal bilimlerde bir olgunun geldiği noktayı anlamak için başlangıcını iyi bilmek gerekir. 

Üzerinde yaşadığımız bu topraklarda basın ve modernleşme ilişkisinin geçmişten günümüze geldiği noktayı anlatmayı amaç edinen bu çalışma, konuya ilgi duyan araştırmacılar için önemli tarihsel ve sosyolojik verileri aktarmakla birlikte Türkiye’nin modernleşme sürecine ait karşılaştırmalı dönemsel analizleri okuyucularına özgün bir yorumla sunma iddiasındadır.
₺24,80 KDV Dahil
₺31,00 KDV Dahil
Tarihi büyük hadiselerle dolu olan milletlerin hafızaları bazı kahramanlarını yeterince algılayamaz. Çünkü onlar büyük tarih içinde birer ayrıntıdır. Bilinmelidir ki, aslında bu ayrıntılar tarihin ta kendisidir. Dikkatle incelendiğinde kahramanların faaliyetlerinin olayları nasıl yönlendirdiği görülebilir. İşte tarihimizin az bilenen simalarından biri de Medine Müdâfii Fahreddin Paşa’dır. Paşa, üstün askerî meziyetleri yanında vatanperverliği, mütedeyyin ve vakur duruşuyla Türk-İslam tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. Fahreddin Paşa, I. Dünya Savaşı’nda İngilizlerle işbirliği yapan Şerif Hüseyin İsyanı’na karşı İslam’ın mukaddes beldesi Medine’yi ve Hz. Peygamber’in mübârek Ravza-yı Mutahhara’sını 2,5 yıl büyük fedakârlıklarla Arap-İngiliz ortak güçlerine karşı her türlü yokluğa katlanarak savunmuş ve teslim etmemiştir. Hatta 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütârekesi’nden sonra da Medine’yi teslime razı olmamıştır. Ancak emrindeki bazı subayların kendisine karşı direnişi üzerine Araplara teslim olmak zorunda kaldı. Medine Müdâfaası, Türk-İslam âlemi nazarında Türk Milleti’nin vatan saydığı mukaddes yerleri savunmadaki kararlılığı ve titizliği göstermesi bakımından I. Dünya Savaşı içinde müstesna bir yere sahiptir. Bu kitap bu büyük müdâfaayı ve onun komutanı Fahreddin Paşa’yı anlatmak amacıyla kaleme alınmıştır.
₺22,50 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
“... Bediüzzaman, Cilasun’un tespit ettiği gibi rejim ve yönetim anlamında hiç de yenilikçi değildi, tam tersine şeriatçıydı. Gençlik yıllarından itibaren buna çalıştı, yöntemleri değişti ama hedefi hiç değişmedi...”        
Mehmet Nuri Turan - Tahşiye Yayınevi’nin kurucusu  

“Kitap, Said Nursi’nin İslamcılığa adanmış hayatı hakkında doğru bilgiler edinmek için iyi bir kaynak. Her zaman hâkim sınıflara ve erkek egemen düzene hizmet etme iştahına sahip olan bu hareketi  
ve onu olumlayanları değerlendirmeyi kolaylaştırıyor.”  
Handan Koç - Feminist Yazar 

“Bediüzzaman Efsanesi ve Said Nursi Gerçeği adlı kitabı yazan Emrah Cilasun, Şerif Mardin’in kitabıyla ilgili şu yorumu yaptı: Şerif Mardin,  
Said Nursi’yi bir hayli abartılı tanımlamalarla güzelleştirmekte ve  
akıllara durgunluk veren bir Said Nursi portresi ortaya çıkartmaktadır. “ 

Soner Yalçın 

“Soner Yalçın, ‘Bozacının şahidi şıracı’ misali, yazısında Said Nursi aleyhtarı Emrah Cilasun’u şahit gösterdi. Bu ikiliye göre Şerif Mardin’in  
en büyük suçu Said Nursi’yi övmesiymiş.”  
Risale Haber
₺28,00 KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
II. Dünya Savaşı’nda, savaşın dışında kalmayı başaran Türkiye, uzun süre askeri, siyasi ve ekonomik baskılara maruz kalmıştır. Olağanüstü koşullar neticesinde ülkede oluşan savaş ekonomisinin olumsuzlukları ekonomiye ağır yük getirmiş, halkın ve silahaltına alınanların ihtiyaçlarının karşılanması meselesi yeni kaynak arayışlarını zorunlu kılmıştır. Savaşın başlamasıyla beraber hızlı fiyat artışları ve karaborsacılık başlamıştır. Bu olumsuz tablonun üzerine bir de 1939 depremi eklenince devletin eli kolu bağlanmıştır. Nitekim Erzincan başta olmak üzere çok geniş bir alanda etkisini gösteren, birçok can ve mal kaybına yol açan 1939 depremi, Türkiye’yi savaşla beraber uzun süre meşgul etmiştir. Bu dönemde Türkiye’de ülke genelinde uygulamaya konulan zorunlu savaş ekonomisine ek olarak deprem ekonomisi de eklenmiştir. 
1939 depremi, Erzincan başta olmak üzere Erzurum, Sivas, Gümüşhane, Tunceli, Amasya, Tokat, Yozgat, Niğde, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun gibi 14 şehirde etkisini göstermiştir. 1939 depreminin en çok etkilendiği şehir şüphesiz Erzincan’dır. Deprem neticesinde Erzincan’da 15 bin civarında insan hayatını kaybederken, 4 bin civarında yaralanan olmuştur. 30 bin civarında bina tamamen yıkılmış, 8 bin civarındaki bina da oturulmayacak derecede hasar görmüştür. 50 bin civarında büyük ve küçükbaş hayvan ile binek hayvanı telef olmuştur. Erzincan dışındaki diğer şehirler de ise 17 bin civarında insan hayatını kaybetmiş, 5 bin civarında insan yaralanmış, 33 bin civarında bina tamamen yıkılmış ve 27 bin bina ise kullanılamaz hale gelmiştir. 
Bu çalışma 1939 depreminin tüm yönleriyle gün yüzüne çıkarılmasının yanı sıra depremin Erzincan başta olmak üzere diğer şehirlere olan etkisinin ortaya konulması bakımından oldukça önem arz etmektedir. Bu eser aynı zamanda dönemin siyasi, sosyal ve ekonomik özellikleri hakkında da tamamlayıcı bilgiler vermektedir.
₺14,40 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

 

Şerife’nin bulunduğu odanın duvarları çökmüştü. Ama sanki çöken duvar değil, Hüseyin’in başına yıkılmış koskoca bir dünyaydı. Kadın yerdeydi. Parçalanan araçlardan yükselen alevlerin cehennemi andıran sıcaklığı Hüseyin’in yüzünü yalıyordu. Kucağına aldığı Şerife’yi, yanında beliren iki kişinin yardımıyla dışarı çıkardı. Avazı çıktığı kadar bağırarak ambulans arıyordu. Şerife’yi, bulundukları yere yanaşan bir minibüsün arka koltuğuna yatırdılar. Hüseyin, kadının başını kucağına aldı. Şerife bütün gücünü toplayıp toz duman içinde kalmış kirpiklerinin arasından kızıla dönmüş gözlerle Hüseyin’e baktı ve zor duyulur bir sesle, “Aşkım, nefes alamıyorum” dedi.

Orhan Miroğlu’nun Kürt meselesi üzerine yazılmış son kitabı, Yeni Yüzyıl, Kürtler ve Bağımsızlık siyasi mülahazalar bir yana, merkezinde büyük acıların yer aldığı bir tarih anlatısı, bir yüzyıl sancısı...

₺36,75 KDV Dahil
₺49,00 KDV Dahil

“İnsanın, tuzakları fark etmek için tilki, kurtları korkutup kaçırmak için de aslan olması gerekir.”                    

-Niccolo Machiavelli-

Niccolò Machiavelli’nin ölümünden beş yıl sonra yayımlanan eseri Prens, o tarihten günümüze kadar devam eden bir tartışmayı başlatmıştır. Prens, devlet yönetiminde amaca ulaşmak için her yolun geçerli olduğunu savunan bir elkitabı mıydı, yoksa devletin ve iktidarın gerçek doğası üstüne felsefi ve siyasal bir başyapıt mı? Prens, kimilerince “şeytanın kitabı” olarak nitelendi kimilerince de gerçekçi siyaset kuramının bir başyapıtı olarak. Ama kesin olan bir şey var ki, devlet yönetme sanatının en temel kaynaklarından birini oluşturdu. Prens, özlü anlatımı, etkileyici imgeleri ve gerek çağdaşları gerek sonraki kuşaklarca harfi harfine yorumlanan kimi özdeyişlerinin pervasızlığıyla çok daha büyük ün kazandı.

Yalnızca siyasal içeriğiyle değil, edebî üslubuyla da klasik edebiyatın ölümsüz metinleri arasına giren bu benzersiz eseri, yazar ve kitap üstüne kapsamlı bir inceleme ve açıklayıcı notlar eşliğinde sunuyoruz.

₺9,38 KDV Dahil
₺12,50 KDV Dahil

Karl Marx, kısa süren gazetecilik hayatında –Rheinische Zeitung’da– odun hırsızlığı hakkındaki tartışmalara dair bir dizi makale yazmış, bu vesileyle mülkiyet hakkı, basın özgürlüğü, suç ve ceza konularına değinme imkânı bulmuştur.

Kaleme alınmalarının üzerinden bir buçuk asır geçmesine rağmen Marx’ın irdelediği meseleler güncelliğini korumaya devam etmektedir. Marx’ın yazıları üzerine verdiği dersten yola çıkarak bu kitabı kotaran Daniel Bensaïd, genç Marx’ın bu polemiksel yazılarını bağlamına oturturken, aynı zamanda, dün nasılsa bugün de dünyanın (toprağın, suyun, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının) özelleştirilmesine karşı çıkan mülksüzlerin günümüzde yaşadıkları zorluklar çerçevesinde bu tartışmanın felsefi kaynaklarını da gözler önüne sermektedir. Bu kısa, ama sarsıcı kitabı okurlarımızın beğenisine sunuyoruz.

₺11,25 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
₺19,20 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
₺19,20 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil
₺13,60 KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
₺16,20 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
₺14,40 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
₺60,00 KDV Dahil
₺75,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 >