Atatürk hâlâ önemli mi bizim için? Çok önemli. Peki, akıl bizim için önemli mi, aklımızı kullanmak zorunda mıyız? Buna verilecek cevaptan, Atatürk’ün bugün bizimle ilgili olup olmadığı, onun adını hatırlayıp hatırlamamız, onun yaptıklarından ders alıp almamamız gerektiği ortaya çıkacaktır. Atatürk bize aklın neler yapabileceğini göstermiştir. Bunun mümkün olduğunu göstermiş; ama, “Ben böyle diyorum, böyle yapın,” dememiştir. Bilakis, “Ben hiçbir şey söylemiyorum, sadece aklınızı rehber edinin,” demiştir. Yaptığı bütün inkılâpların gayesi de aklın rehberliğinde Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağa uygun, bütün mana ve biçimiyle uygar bir toplum haline dönüştürmektir. 

 

Atatürk bir diktatör mü, değil mi? 

Son yıllarda yazılmış en iddialı Atatürk kitabı olmaya aday bu eserde bu ve daha birçok sorunun cevabını bulacaksınız.

₺13,50 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

Türkiye bir bilim ülkesi değildir. Ürettiği bilim de birkaç kişisel istisna dışında dünya ölçeğinde tamamen ihmal edilebilir düzeydedir. Türkiye’nin bu bilim fakirliği, sanayisine ve ticaretine de yansımıştır. Özgün hemen hiçbir sanayi ürünü olmayan Türkiye; ticarette de, tarımda da gariban olup; örneğin yazılım oluşturmak gibi akıl ve bilgiden başka hiçbir sermaye istemeyen, son derece kolay ve getirisi büyük bir işi dahi yapamamaktadır. Türkiye’de (askerlik hariç) hemen hiçbir konuda bir ehil insanlar sınıfı yoktur. 

 

Bu korkunç cehalet denizini yaratanların arasında yaşamaya nasıl devam edebileceğiz? Atatürk Türkiyesi çoktan tarih olmuş, 1950’den beri kırsal kökenli zır cahil politikacılar elinde Osmanlı tüm dehşetiyle hortlamıştır. Ancak eskisinden çok daha hızlı gelişen dünyada yeni Osmanlı Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu kadar yaşamayacaktır. Aklımızı başımıza alıp, dünyayı yöneten bilgiyi edinip onu üretmeyi öğrenemezsek, bizlerin nesli bu yeni Osmanlı garibesinin parçalanarak tarih olduğunu ve Ön Asya’daki Türk varlığının silindiğini görecektir. 

 

Türkiye sonu pek feci bitebilecek olan bu cehalet temelli politikalarından derhal vazgeçerek aklını başına almalıdır.

₺13,50 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
Şu anda Türkiye’ye egemen olan cehalet yönetimi, toplum olma bilincimizde büyük yaralar açmıştır ve açmaya da devam etmektedir. Öncelikle, toplumun bir grup olarak rasyonel düşünme yeteneğini silip süpüren yobazlık ve düşünceye değil korkuya dayanan cemaat yaşamının hortlatılması, toplumsal dokumuzu derinden yaralamıştır. Buna ilaveten eğitimimizde yaratılan kargaşa ve kalitesizlik, bir toplum olarak bilgi edinme ve değerlendirme yetimizi ortadan kaldırmak üzeredir. Tüm bunları yapanların eleştirilmesine, toplumda gerçeği aramak için oluşturulabilecek bir serbest düşünce ve tartışma ortamının oluşturulmasına imkân verecek basın özgürlüğünün alenen, fütursuzca tehdit edilmesi ve buna toplumdan en ufak bir reaksiyon gelmemesi ortaya konan yıkım projesinin toplumca algılanamamasına ve dolayısıyla bertaraf edilememesine neden olmaktadır. Bahsettiğim yıkım projesi, bir grup kötü niyetli insanın Türkiye’yi ortadan kaldırma projesi olarak algılanmamalıdır. Kuşkusuz, içimizde bu yıkım projesini yönetenleri dışarıdan destekleyenlerin böyle bir amaçları olabilir ve muhtemelen vardır da. Ancak bu projeyi içimizde (ve başımızda) bulunarak yürüten ve destekleyenlerin yaptıklarının tamamen farkında olduklarını sanmıyorum. Ortaya çıkan ve benim kısaca “proje” diye betimlediğim olgu aslında yalnızca cehalet ve aptallığın ortaya çıkardığı bir süreçtir. Tarih boyunca cehaletin ve aptallığın eline geçen toplumların kaderleri hep bizimki gibi olmuştur. Zira cahil, çevresiyle temasa geçemediği gibi bizzat kendisi hakkındaki bilgileri de değerlendiremez. Aptal ise bu veriler kendisine sunulsa bile bunlarla ne yapacağını düşünemez. Cahil ve aptal her türlü eleştiriden korkar; zira bellediği yolun dışında bir yolun varlığını bilmez, olabileceğini düşünemez ve kendisine gösterilse bile değerlendiremez. Bu durumda yapabileceği tek şey, bugün Türkiye’de olduğu gibi, toplumsal terör, yani korku yaratmaktan ibaret olur.
₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

“Kamusal kaygı ve korkuların odak ve çıkış noktaları olagelen televizyon haberleri, gazete başlıkları, politik konuşmalar ve internet tweet’leri bugünlerde “göç krizi”ne referanslarla dolup taşıyor; görünüşe göre Avrupa’yı istila ederek, bildiğimiz, uyguladığımız ve el üstünde tuttuğumuz yaşam şeklinin çöküşü ve ölümüne işaret ediyor. Bu kriz, an itibariyle, kanaat oluşturucuların açtığı insan zihni ve duygularını işgal etme ve tabi kılma yönündeki daimi savaşın politik doğrucu bir tür kod adıdır. Bu savaş alanından yapılan haber yayınının etkisi hakiki bir “ahlaki paniğe” neden olmaya başlıyor.

Ben bu sözleri yazarken, nasırlaşmış bir duyarsızlık ve ahlaki körlükten doğan başka bir trajedi gelip çatmak için pusuda bekliyor. Kamuoyunun, reyting açgözlüsü medya ile işbirliği içinde “mülteci trajedisinden bıkkınlık” noktasına doğru gitgide ve durmaksızın yaklaştığına dair işaretler birikiyor. Boğulmuş çocuklar, aceleyle dikilen duvarlar, dikenli teller, aşırı kalabalık toplama kampları ve göçmenlere baş belası muamelesi etme konusunda birbiriyle rekabet eden hükümetler, kıl payı kurtulma ve güvenlik için seyahatin sinir bozucu tehlikeleri; tüm bu ahlaki rezaletler hiç olmadığı kadar az haber niteliği taşıyor ve gittikçe daha seyrek olarak “haberler”de yer alıyor. Ne yazık ki, şokların kaderi normalliğin rutinine dönüşüyor; kendini tüketen, gözden kaybolan ve unutulma örtüsüne sarılarak vicdanlardan kaybolan ahlaki paniğin rutinine...” (Zygmunt Bauman)

 

Zygmunt Bauman bu kitabında çağımızın en önemli sorunlarından birini eleştirel bir perspektiften hareketle masaya yatırıyor: Göçmenlik meselesi… 

₺7,20 KDV Dahil
₺9,00 KDV Dahil
Antropolojinin en büyük isimlerinden Claude Lévi-Strauss’un, 1979-2001 arasında yazılmış, daha önce yayımlanmamış ya da kimi zaman yalnızca Japonya’da basılmış bilimsel yayınlarda kalan çeşitli yazılarını ilk kez bir araya getiren Ayın Öteki Yüzü’nde, Japonya’ya âşık bir Lévi-Strauss’la karşılaşıyoruz. 

“Başka hiçbir etki entelektüel ve ahlaki gelişimime Japon uygarlığı kadar erkenden katkı sağlamamıştır. Gayet mütevazı yollarla elbette: İzlenimciler’e sadakatle bağlı bir ressam olan babam, gençliğinde büyük bir koliyi Japon oymabaskılarıyla doldurmuştu ve ben beş ya da altı yaşındayken bunlardan birini bana verdi. Onu hâlâ gözümün önüne getirebiliyorum: Hiroshige’nin hayli yıpranmış ve kenar boşlukları bulunmayan, deniz kenarındaki kocaman çamların altında gezinenleri gösteren bir tahta baskısı.” 

Lévi-Strauss bu çocukluk anısından başlayarak Japon medeniyetinin kendisini nasıl tüm yaşamı boyunca etkisi altına aldığını dile getiriyor. Tarihe, ayın görünen yüzünden (Mısır, Yunan ve Roma uygarlıklarından başlayarak Eski Dünya’nın tarihi) değil de karanlık yüzünden, Japon ve Amerikan kültürleri aracılığıyla yaklaşmanın stratejik öneminden söz ediyor. 

Ayın Öteki Yüzü, üstadın her deneyim verisinin farklı ses  
perdelerinde titreşimler yarattığı bir sesler uygarlığı olarak  
gördüğü Japon uygarlığını, mitolojiden kültürlerin doğasına,  
Doğu ve Batı düşüncesi arasındaki farklardan sanatların karşılaştırmasına, malzemelerin karıştırılmasına yanaşmayan  
mutfağından çizimle rengi ayıran ve rengi tekdüze biçimde uygulayan Yamato sanatına, Çin Denizi’ndeki Herodot’tan “dünyaya uyumlanma sanatı”na, tüm renklerine, kokularına uzanarak ele aldığı son derece önemli bir metin.
₺15,20 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
Olympos’un sakinleri aramızda 
‘Panik atak’ nereden geliyor? Kadın-erkek ilişkileri ne zaman karışmaya başladı? Peki ya sirenler aslında kimin için çalıyordu? Erkekliğin kitabını hangi tanrı yazdı? Elinizdeki kitapta işte bu soruların ve çok daha fazlasının cevaplarını bulacaksınız, hem de mitolojik tanrıların tanıklığında. Pan ıssız yerlerde insanları kovalıyor, Zeus çocuklarına sert davranıyor, Athena örümcek korkusuna tutuluyor... Kadınlığın tarifini yapan Hera kıskançlık krizlerinin pençesinde kendini arıyor, Hades ölüm ülkesinde fazla mesaiye kalıyor… Olympos’un sakinleri bize bizleri anlatıyor. Tarih ve psikoloji ortak yapımı Tanrılık Halleri eğlenceli, sivri ve esprili diliyle kadınlık, erkeklik, cinsellik, şiddet ve özgürlük gibi temaları tartışıyor. Yunan Tanrısı olmayı sıradanlaştırıyor. 

İnsan olmayı yüceltiyor. Ya da zaman zaman tam tersini yapıyor. Tanrılık Halleri her ne kadar, insanların keyifle okumaları için yazılmış olsa da psikoloji ve tarih alanlarında kuramsal bir arka planı var. Mitoloji sevenler, psikolojiye ilgi duyanlar ya da bu konulara ilgi duymasa da keyifli vakit geçirmek isteyenler için…
₺16,15 KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil
Ölümün ucuz olduğu çağda yaşamı kutsayan kahramanlara ihtiyacımız var. 

Ucuz Ölüm, emniyette üst düzey görevlerde bulunmuş, kumpaslardan beraat etmiş Fırat Azad ve arkadaşlarının olağanüstü mücadelesini soluk soluğa anlatıyor.İntihar saldırısında iki kız kardeşini kaybeden Azad, bombalamanın faillerini ararken hiç hesapta olmayan kayıp bir avukat vakasının da sırrını çözmek zorunda kalacaktır. At izinin it izine karıştığını bir dönemde Fırat Azad kendi yöntemleriyle suçluların izini sürerken iki eski polis arkadaşı Oktay ve Yakup her zaman onun bir adım arkasında duracaktır.Fırat Azad’ın önündeki en büyük engel kirli işlere bulaşmış iki işadamı ve babasıdır.
₺21,85 KDV Dahil
₺23,00 KDV Dahil
Gırgır, memleket tarihinin en çok satan dergilerinden biri olmakla kalmad›, toplumsal haf›zada yer tutan, ismen bilinen, nostaljisiyle bir baflar› hikâyesi hat›rlatan, halen tarz olarak taklit edilen bir mizah dergisi oldu. Gökhan Demirkol, Gırgır’› bir dergi, bir fenomen ve gündelik hayatla doğrudan iliflkili bir yay›n mecras› olarak inceliyor. Baflta yay›n yönetmeni Oğuz Aral olmak üzere üreticilerini, aktüel siyaset ve magazinle iliflkisini, derginin y›llar içindeki dönüflümünü irdeliyor. Gırgır, benzersiz bir popüler kültür baflar›s›n› anlatan önemli bir kitap...
₺18,80 KDV Dahil
₺23,50 KDV Dahil
Sana kelimelerden kaleler yaptım. Hendekli, balkonlu, eflatun bayraklı, girişi saklı kocaman kaleler. Bir odasında bıraktım yüreğimi. Merasimsiz, habersiz, tantanasız ve beklentisiz usulca düşürüverdim elimden, olur da bulursan belki sevinirsin diye, öylesine. 
Sana harflerden sarmaşıklar ördüm; geceleri gözlerini kapadığında, uyku ile uyanıklık arası o tekinsiz aralıkta durduğunda, cinlerin meşveret alanında yapayalnız kaldığında koklarsın belki, hatırlarsın diye. 
Sana alfabeden kaftan diktim; azametle giyesin ve hiç üşümeyesin diye, kalın kadifeden, sırma ipliklerle. İşledim üzerine isminin baş harflerini, sessiz ve derinden, kimse bilmeden, sadece Yaradan’ın duyduğu bir yemin gibi. 
Sana noktalardan güller, virgüllerden bülbüller, ünlemlerden yaylalar, noktalı virgüllerden dağlar ve ovalar yaptım. Her bir imla işaretini özenle ekledim isminin büyüsüne. Çünkü sevmek, yeni bir dil inşa etmek demek. İki kişilik bir dil. Çünkü aşkın olduğu yerde muhakkak kelam vardır, sessizlik değil.
₺20,80 KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil

Güvenin Ölümü, Virginia Woolf’un dilimize ilk kez çevrilen denemelerinden oluşmaktadır. Bu metinler yazarın sanattan edebiyata, yazarlardan dostlarına kadar uzanan engin ve eşsiz düşüncelerini bir araya getiriyor. Olaylara ve insanlara bakışındaki tedirginlik ve eleştirel yaklaşımıyla, Virginia Woolf sevgili okurlarını keyifli bir yolculuğa davet ediyor.

 

₺14,40 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

Nihan Kaya, yaratıcılığın “fildişi kuyu” olduğunu iddia ediyor. Bütün bir psikanalitik düşüncenin panoraması olan Fildişi Kuyu, farklı türde edebiyat metinlerinin, çeşitli estetik teorilerinin iç dinamiklerini tartışıyor, psikanalitik kuramın edebiyata nasıl ve ne şekilde uygulanabileceğini örneklerle gösteriyor. Genişletilmiş ve gözden geçirilmiş tekrar baskısıyla Fildişi Kuyu yeniden okurla buluşuyor.

 

“Edebiyatçılar tarihte sık sık fildişi kulede olmakla suçlandı. Halbuki edebiyatçı, ‘fildişi kuyu’dan yazıyor. Evet, burası fildişi. Ama dünyaya yukarıdan bakan, hayattan kopuk bir kule değil. Bilakis, ‘dikey hayat’la, yüzeyde olan biten her şeyin deriniyle, iç dinamikleriyle meşgul bir sondaj kuyusu. Edebiyat da psikoloji de, görünen gerçekliğin altındakilere ulaşmayı amaçlıyorlar. Yazar eserini hazırlarken gündelik hayatla arasına mesafe koymak zorunda; ama hayatın dışından değil, olabildiğince derininden bir çaba bu. Bu yüzden edebiyat ve psikoloji, bize fildişi bir kuyunun içinden sesleniyor, bizi o fildişi kuyunun içine çağırıyorlar.”

₺28,00 KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil

Romanları Yaşamak, yazarın, farklı zamanlarda yazılmış ve yayımlanmış yazılarından bir seçki. Yazılarında ele aldığı romanlara bir başka açıdan bakıyor yazar. Birer yazınsal metin eleştirisi olarak da  okunabilecek olan bu örneklerin ortak noktası, okurun bakışını  psikanalitik duyarlılığa çağırıyor oluşu. Kitap, yazarın daha önceden yayımlanmış olan, Birey Sorunsalı/ ‘Psikanaliz ve Eleştirel Bir Bakışla Marksizm’; Hayal, Hakikat, Yaratı; Boşluğa Açılan Kapı; Spinoza ve Felsefesi kitaplarındaki bakışın devamı niteliğinde ve yazarın bundan sonra yayımlanacak olan, ‘yaratıcı edim’in çözümlemesi ve tartımını ‘estetik-poetik’ eksende yürüten çalışması için de bir ön okuma imkânı sunuyor.

 

Romanları Yaşamak, alışıldık edebi değerlendirmelerin ötesine geçilebilmesini sağlamakta, roman okumaya bir başka derinlik katmaktadır. Nitelikli edebiyat okumaları için mutlaka edinilmesi gereken bir yapıt…

₺20,00 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
“Körün Taşı yazılarında çoğu kez sanat ve edebiyat alanında yaşanan yasaklamalar, densizlikler karşısındaki tepkilerimi yazıya dökmüşüm, kültür dünyasında egemenlik kurmaya kalkışan bilirbilmezlere karşı öfkemi dile getirmişim, bu âlemde kol gezen cahillere yergi okları fırlatmışım. Körün taşı kelin başına denk gelmiş mi, siz karar verin...” 
Celâl Üster’in gazete ve kitap eklerinde yazdıklarından derlenen bu çalışma, renkli, sıkı ve hınzırca bir deneme kitabı... 2014-2017 yılları arasında yazılan bu yazılardaki tartışma ve olaylar, yakından şahit olduğumuz bir atmosferi ortaya çıkarıyor.
₺17,20 KDV Dahil
₺21,50 KDV Dahil
Hikâyenin peşini bırakma… 
“Hayat bu, bazen olur. Durur. Düşer. Yuvarlanır. Tepetaklak olur. Ayaklarını havada, başını yerde, kollarını düğüm bulursun. Bazı şeyler noktalanır. Böyle zamanlarda, sana söylediğim o içindeki ateşi yakacaksın. Başına oturacaksın, bağdaş kuracaksın. Ellerini ateşine tutup ısınacaksın biraz. Hikâyeni dinlemek isteyecek, içindeki tüm canlılar; kuşların, kurtların, böceklerin. Onlara taaa en baştan anlatacaksın. Böylece sen de hatırlamış olacaksın. Nereden geldin, nereye gidiyordun. En çok nelere gülüyordun. Dinleyince hatırlayıp, hemen atları hazırlayın sabah erkenden yola çıkıyoruz diyeceksin. Kovboy filmlerindeki gibi. Müziğin başlayacak. Hah, diyeceksin işte şimdi oldu. Kalbinin ritmiyle yola koyulacaksın tekrar. Anlayamayacaklar içlerindeki ateşi unutanlar. Anlam veremeyecekler hikâyelerini çabucak unutanlar. Hatta kızacaklar bile sana, gülmeyi kolayca bırakanlar. Sen ellerinde ateşinin sıcaklığı, kulaklarında kalbinin müziği, altında atın, hikâyenin devamına doğru yol alacaksın. Hayat unutturamamış olacak sana seni. Hazinenin yerini. Hazinen bugün, hazinen şimdi, hazinen sahip olduğun tek hayat.” 
(Hikâyenin Peşini Bırakma, s. 13) 

Modern zaman filozofu bir kadın. “Daha iyi nasıl yaşanır” diyen bir hayatsanatçısı. “Tek taşımı kendim aldım” diyen bir neo-feminist. Nil Karaibrahimgil sadece günümüzün en sevilen pop müzik sanatçılarından biri değil, tam 14 yıldır her pazartesi Hürriyet-Kelebek’teki köşesiyle hayatımıza yeni pencereler açan,  kitaplarının satışı yüz binleri bulan bir yazar aynı zamanda…Nil’e Hayat Dersleri onun üçüncü kitabı. Tekrar tekrar okumak, sevdiğiniz herkesle paylaşmak isteyeceğiniz bir hayat bilgisi kaynağı.
₺20,80 KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil
Kitapsız, çiçeksiz, hayvansız, vicdansız, doğrusuz insandan uzak dur. 
Umudu öldürüp, nefreti toprağa dikmek isteyenlerden uzak dur. 
Hayatı sadece ideoloji ve düşünce olarak görenden uzak dur. 
Mutlu olmanı, sorgulamanı, düşünebilmeni kendilerine yapılmış bir tehdit olarak görenlerden uzak dur. 
Kendilerine duydukları yabancılık yüzünden karşısındakini kötü bilenlerden uzak dur. 
Nefreti evinin kapısına koyan, artık her dışarı çıktığında avucunda nefret taşıyanlardan uzak dur. 
İnsan hayatına olan saygısızlığı bir övünç madalyası gibi, gurur mekanizması gibi görenlerden uzak dur. 
Kelimeleri özenle seçmeyen, her cümlesi biat olan, her sözcüğü toz olandan uzak dur. 
Sesinin tonu kalbinin tonundan çok olanlardan uzak dur. 
Çünkü neye çok yaklaşırsan, neyi çok biriktirirsen, ona dönüşürsün.
₺11,25 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

Dünya edebiyatının tartışmasız en büyük isimlerinden Dostoyevski’nin bahsettiği evrensel problemlerin önemli bir kısmını anlıyoruz, çünkü bunlar hepimize hitap ediyor. Ancak bunların tarihsel, politik, kültürel ve teolojik arka planları olduğunu da unutmamamız gerek.

Raskolnikov’u, Nastasya Filipovna’yı, Prens Mişkin’i yaratan büyük yazar, şu satırları da kaleme alabilmişti:

“Avrupa’da şimdi sürdürülen diplomatik görüşmeler ve anlaşmalar ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, önümüzdeki yüzyılda da olsa, İstanbul eninde sonunda bizim olacaktır!”

Adeta siyasi bir gündem belirleyen bu ifadelerin sahibi Dostoyevski ile evrensel karakterlerini döne döne okuduğumuz Dostoyevski’yi bağdaştırmak mümkün mü?

Bruce K. Ward’un kitabı, Dostoyevski’nin romanları için tuttuğu notları ve defterlerini de dikkate alarak, siyasi, felsefi ve teolojik görüşleriyle sanatı arasında kurduğu bağlantılar sebebiyle Türkçedeki Dostoyevski literatürüne önemli bir katkı niteliğinde…            

₺21,00 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
Ezbere bildiğim insanlar omuzlarındaki yükü, birlikte büyüdüğüm insanlar dertlerini, bırakıp gidiyor. Ağrılar, sancılar. Böyle birikir insanın içine, diyorum. Sonrası bir çiçeğe fazlasıyla benzeyen insanla karşılaşma zamanı. Her şey olabildiğince güzel, bir sokak çocuğunu sevindirecek kadar.Umut oluyoruz beraber. Bir çiçeğe çiçek veriyorum. Sonrası büyük enkaz. Herkes birilerine kendi enkazını bırakıp kaçma derdinde, diyorum. Sonrası aylarca süren sancı, ağrı. Annem çay yapınca geçiyor ama. Aile değerli şey, diyorum. Sonrası babamın bıçakları. Huzursuzluk. İsyan biraz. Değiştiremediği şeyleri kabullenemediği için intihar eden bir adamın hikayesi üzüyor beni. Sonra geçiyor. Unutuyorum. Unutuyor herkes her şeyi. Parklarda artık çocukların değil de alkoliklerin olması garip gelmiyor kimseye, diyorum. Her güzelliğin cebinde bir dönüş bileti var sanırım, diyorum. Biraz daha içmek bunun sonrası.  Sarhoşken yeni insanlarla tanışmak.  Kafam bir yıldız kadar güzel, herkes gider mi,  diyorum. Bu sorunun herkesi kaçırdığını fark ettim. Bilmekten korkuyor insanlar, diyorum. Yok yok. Duymaktan. Her güzel şeyin bir sonunun olmasının bir sonu olmaması, korkutuyor insanları, diyorum. Sonrası biraz daha sarhoşluk. Cevapsızlık. Dayanılmaz bir döngü bu. Yalnız öleceğinin farkında olan herkes, yalnızlaştırmaya çalışıyor kendini. Her kalabalık cadde, eninde sonunda boşalacak, diyorum. En sevdiğim şarkılar bitecek, annem bile gidecek. Öleceğiz, diyorum. Korkunç bir gerçek bu. Farkına vardıklarımdan kaçmak bunun sonrası. Sonrası boş vermek ve içmek biraz daha, sarhoşluk. Hazır kafam bir yıldız kadar güzelken, soruyorum, herkes, gider mi?
₺12,16 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
Galata Kulesi’nin bir rivayeti vardır:

Galata Kulesi efsaneleri arasında yer alan belki de en ilginç efsane, en eski olanıdır. Bu efsaneye göre Romalılar şuna inanıyorlardı: Eğer bir kadın ve erkek, Galata Kulesi’ne ilk kez birlikte çıkarlarsa, onlar mutlaka evlenirler… Ama çiftlerden biri daha önce kuleye bir kere bile olsa çıktıysa bu, onlar için geçersiz sayılmaktaymış.

Elbet bir gün seninle İstiklal’de el ele yürüyüp sokak çalgıcılarını dinleyeceğiz. Kalabalığa aldırış etmeden Galata sokaklarında dans edeceğiz. Ellerin ellerime kokun gibi sarılmışken seni o Galata’ya çıkaracağım. 
Biraz daha zaman lazım, lütfen dayan…
₺12,16 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
"Ne zaman bir şair hakkında yazmak ya da konuşmak sorumluluğunu üstlensem, o anda başlayan bir tedirginlik karıncalanıp durur içimde. Bunun nedeni o şairin kurduğu dünyanın kapılarını ya bulamazsam kaygısı, biliyorum. Bulamazsam, afaki sözlerle havada birkaç silik çizik bırakmak, görevi savıp geçme oyununa düşmek korkusu... Bu korkuyu duyacağıma, şunu sormayı tutum edindim: Şiire giriş için bir kapı var mıdır gerçekten?" sorusuyla başlıyor çözümlemelerine Mahmut Temizyürek. Eleştirel bakışını disiplinler arası okumaları gözeterek sağlamlaştıran yazar sadece şairler üzerine değil, aynı zamanda olgulara da odaklayarak ilerliyor. Kitap, Nazım Hikmet’ten Ahmed Arif’e, Melih Cevdet’ten Behçet Necatigil’e, Can Yücel’den İlhan Berk’e, Hulki Aktunç’tan Kemal Varol’a, Şükrü Erbaş’tan Selim Temo’ya toplam 22 şair hakkında eleştirileri yazılarından oluşuyor. Kadrosu bunlarla da sınırlı değil, kitabın bütünü bir bakıma modern Türkçe şiir tarihi niteliğinde. Boşluktan Doğan, Kürt kökenli şairin ikinci dili ile yazıyor olmasının sonuçları üzerine düşünen, Ergin Günçe gibi sükût suikastine maruz kalmış bir şair üzerindeki sis bulutunu dağıtan ilk yazıları da kapsayan bir kitap. Şiirin kendinde özgü evreninde yıllardır çalışan yazarın bu emeği gözetilerek 2008 Memet Fuat Deneme Ödülü verilen Boşluktan Doğan, ikinci baskısıyla Edebi Şeyler’de…
₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

Ancak bazıları onu fark etmeden başkalarına kaptırır. 
Farkında olursak bereketi yeniden kazanabiliriz.

İstersek onu bilinçli olarak, eşimize ya da sevdiğimiz herhangi birine de devredebiliriz. O zaman bereketi sunduğumuz kişi bizim adımıza para kazanacaktır.
Vazgeçebiliriz elbette, yollar ayrılabilir, onu yeniden geri almayı unutursak bereket bizden kaçar. Binlerce yıldır unutulmuş ritüelleri uygulayıp bereketimizi geri alabiliriz.
Bereket de bir enerji olduğu için fizik kurallarına göre hareket eder. Duygularımız ve cinsel enerjimizle yön bulur. Bu yüzden onu ölçebilir, istediğiniz şekilde kontrol edip yön verebilir ve hakimiyet kurabilirsiniz.

Bu kitapta sıradan bir para kazanma hikayesi değil, unutulmuş önemli BEREKET ritüellerini bulacaksınız. Sadece paranın değil, aşkın, ilişkilerin, duyguların ve bilginin de bereketine de erişeceksiniz.
Seda Diker ilk kez sadece sezgisel güç değil, analitik düşünme ve davranmayı seven tüm kadın ve erkekler için yazdığı bu kitapta, bilimsel araştırmalar ve mantık çerçevesine konuyu anlattı.
Başarı üzerine yapılmış analitik araştırmalar, Antik Yunan Filozoflar Çağı’nın bilgileri, Psikanaliz ve bilim insanlarının ulaştığı veriler, okuyucuya bereket yolculuğunda ışık tutuyor.

₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
Hatırat yazarı, kendi yakınları için bir hain, en azından bir mezar kazıcıdır, der Amin Maalouf. Bence hatırat yazarının kendisi için de öyledir. Bu kitapta kendimi anlatıyorum.  

Gazeteci Hasan Cemal kimdir? Ama kendimi anlatırken, kendi kendimle kim bilir kaçıncı kez yüzleşirken yalnız dünü değil, bugünü de yazıyorum. Çünkü bu âlem memlekette geçmiş bir türlü geçmiş olamıyor, tarih bir türlü tarih olamıyor. Ve tarih her zaman paçalarımızdan çekmeye devam ediyor. Geçmişi yazarken bugünden kurtulamıyorsun.  

Bu on üçüncü kitabımda, hem hayat hikâyemi hem de dünün ve bugünün siyasetini yazıyorum.  

Hasan Cemal
₺31,20 KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil
Lirik-olan, tin’i kötülüklerden arındırır. Ben, lirik-olan her ne ise, onunla yaşamayı yeğledim. Ve kötülüklerden arınmak için yazdım bu ‘Defterler’i. Bu nedenle de adı Lirik Defterler olsun istedim.
₺6,00 KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

Tedaviye gülüp geçen yaralarım var benim. En sevdiklerimin ellerinden nakış nakış bakışlarıma işlenmiş habersizce. Kalabalıklar arasında neden kaybolduğumu sormayın bana, aslında tek isteğim insan selinin içinde kendimi unutturmak. Anlasana! Takatim yok bir daha kendimi elevermeye, el üstünde tuttuklarımdan el muamelesi görmeye. Etrafım hep benden bir parça. Bak mesela karşımda dağ gibi dikilen şu hayal kırıklıklarını görüyor musun? İşte onlar bana uykusuz gecelerimden hediye. Hangi birini def edebilirim, hangi birini silip atabilirim? Yapamam! Keşkelerimle defalarca yüzleşmem gerek benim, yıkılan hayallerimi karşıma alıp af dilemeliyim. Neden mi? Ruhumu enkaz altında bırakanla göz göze gelirse bu yürek, dayanamaz teslim olur, bilirim...

Zaafın varsa cellatına, kurbanlığın hakkını verir insan. Belki bizi de özleyen biri vardır bir yerlerde. Tek sorun henüz tanışmamış olmamızdır. Artık kimse benden bir fedakârlık daha beklemesin, ne bıraktılar ki benden geriye? Elimden gelen tek şey bu satırlar. Vicdanın nasıl rahat bilmem ama gözyaşlarım iftiharla sunar...

₺10,50 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Avrupa’dabircanavardolaşıyor!  

Özgür Çiçekve Irmak ErtunaHowison, Mary Shelley’ninkülteseriFrankenstein’ınyayımlanışının 200.yıldönümünde KutsalKitaplardan Romantiklere, yaratıcılığıntekinsizdiyarlarındacanavarınelindensevgiyletutarakdolaşıyorlar. 
Dr. Frankenstein’ıncesetparçalarındanyarattığı, sonra da derinbirtiksintiyleyüzüstübıraktığı öksüz canavar, insanınkıyısındadurupsevilmeyibekledi.Birinsaneliuzansaydıona, hiçkötülükyapmayacak, sıcak, mutlu çatılarınaltınasığınacaktı. Yalvardıbabasına, kendisinebireş, onusevebilecekbirucubeyaratmasıiçin. Dünya denilencehennemesürgün; sevgisiz, kimsesiz, gittiği her yeredehşetyayanuğursuzbircanavarolarakişlediğicinayetlerdeacıdolubirçığlığınizivardı: “Baba beninedenterkettin?”
₺13,60 KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil

İnsanın kaderinde öyle bir kırılma noktası vardır ki  tam isyan edeceğin an, evet, işte o an ufacık bir dua ile kaderinin yönünü avuçlarındaki gözükmeyen tılsımla değiştirebilirsin. Her gecenin nasıl bir sabahı varsa her derdin de bir sonu var. Düştükten sonra kalkacak ve üstünü silkeleyip tekrar devam edeceksin koşmaya...  Ve unutmayacaksın ki Allah yanında, seninle birlikte...

Eğer yüreğinde Rabb'in varsa, bu hayatta kimseye ihtiyacın yok demektir. Her şer denilen şeyin içinde kocaman bir hayır var, sakın unutma. Hz. Mevlana'nın şu dizesi ne de hoştur aslında:

“İyi değilim demek ne haddimize? Şükürler olsun her halimize!” 

 

₺12,75 KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil

Kimsenin bilmediği bir şarkısın.

Bana kendini öğret.

 

Başka hisleri başka insanlarda değil de hepsini sende tüketmek isterim çünkü ikimiz başkayız, kimsenin bilmediği bir başka dünyayız. Bakma sen bu kalabalığa, bu dünya bizim için yaratıldı. Başkaları sadece başkaları olarak kalsın, sen bir hayal kur kendine ve içinde sadece bize yer olsun.

₺12,60 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

Belirli formüllere, basmakalıp kahramanlara ve olaylara dayanan seri üretim popüler romanlar, yaygın olarak tüketilmelerine rağmen edebiyat kanonu dışında görülürler. Popüler romana yönelik akademik ilgi de sınırlıdır. Bu noktadan yola çıkan Veli Uğur, Vampirin Öpücüğü, Âşığın Kanı’nda yerli popüler romanlar üzerine genel bir tasnif çalışması yapıyor. Popüler romanın tüm türlerinde bir ilerleme kaydedilen 1980 sonrasına odaklanan Uğur, tasnifini aşk romanları, hidayet romanları, bilimkurgu romanları, polisiyeler, casus romanları, fantastik romanlar, korku romanları, siyasal kurgular ve tarihi romanlar altında yapıyor. Her türü ve türün  alt kategorilerini temsilen incelediği eserlerle popüler romanların özelliklerini belirliyor.
Vampirin Öpücüğü, Âşığın Kanı, popüler romanı bir araştırma alanı olarak kültürel çalışmalardan siyaset bilimine farklı disiplinler içinde değerlendirebilecek araştırmacılar için faydalı bir kaynak.

Güncellenmiş 2. Baskı

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Edebiyat Bölümü Yard. Doç. Veli Uğur

₺27,00 KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil
Hayatımda da masalsı değişimler var artık benim. Eskiden elimi cebime soktuğum zaman kırışmış pos makinesi slipleri ya da bozuk para çıkardı, şimdi rengârenk lastik tokalar çıkıyor. Markete gidip alışveriş yapıyorum, kasaya geliyorum, cüzdanı çıkarıyorum arka cebimden, cüzdanımın üzerinde kocaman kabartma pembe bir kalp çıkartması var artık. Cep telefonumun arka yüzünde çiçek çıkartmaları, bu satırları yazdığım bilgisayarımın üzerinde Barbie çıkartmalarım var benim. Sabah kahvaltılarında bir önceki gün dünyada olan sıkıcı haberleri dinlemektense inanılmaz hayal gücünden çıkan fantastik rüyalar dinliyorum. Bütün prensesleri ve onların âşık olduğu prens karakterlerini tanıyorum. Bazen ufacık bir şey yapıyorum, “Aslan babam” diyor, süper kahraman sanıyorum kendimi. Çünkü baba olmak bazen süper kahraman olmayı gerektirir.
₺11,90 KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil

Ben bu kitabı kaleme alırken hepimizin geçmişini mürekkep olarak kullandım. Ve o kalem elimde olduğu sürece hayatlarımızdan insanları yazmayı da unutmadım. Dilerim bu kitap sizlere altı çizilecek sözlerin olduğunu göstermenin yanı sıra üstü çizilecek insanların var olduğunu da hatırlatır...

 

₺10,50 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

İki kanatlı ve iki ayaklı bir canlı bize hem özgürlüğü, serüvenciliği ve mutluluğu, hem de yuva rahatlığını, güveni ve nikbinliği hissettiriyor. Kalabalığın ve gürültünün içinde sesi kısılmış, yolunu zaman zaman kaybetmiş olsa da, hem gökte hem de yerde umudu tazeleme işçiliğine devam ediyor.

Yazar, hiç var olmamış şakacı, hüzünlü, neşeli, melankolik, çilekeş kuşlar tasavvur ediyor. Çizer de onlara formlarını, renklerini giydiriyor.

Ece Temelkuran ve M.K. Perker, aynı gökyüzünün altından bize bir kuş ağacı gönderiyorlar; berrak bir gökyüzü ve neşeli topraklar istiyorsak eğer, hayal etmenin hakkı da verilsin diye.

 

₺12,80 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

Edebiyattan sosyolojiye farklı alanlarda çok sayıda eser veren Elias Canetti, bu kez de yalnızlık, ölüm, iktidar ve dil temalarını işlediği Sinek Azabı’yla okur karşısında. On yıllardır not aldığı ve daha önce yayınlanmamış aforizmalar, alıntılar ve hatıralardan oluşan bu eserde büyük edebiyatçı ve düşünürün zihninde beliren kıvılcımların ve düşünüş tarzının izini sürmek mümkün. Canetti eserini dilin müthiş kuvvetinin bilinciyle kaleme alırken, 20. yüzyılın büyük bilgesinin derin yaşam
deneyimini değerlendirmek de okurlarına kalıyor.

 

“Her sözcüğün şiddetle etkilediği bir kurbanı vardır; bazen düşünüyorum da, galiba bütün sözcüklerin kurbanıyım ben. Yakayı sıyırabildiğim kelimeler, sadece kâğıda aktarabildiklerim; bunlar beni sakinleştiriyor; bu sözcükleri kullanmama müsaade edilmiş gibi; ölüp gittiğim zaman, beni artık tahrik etmeyeceklerinden eminim, her ne kadar o zaman bile, hatta asıl o zaman var olacaklarsa da.”

 

₺11,20 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

Yaşamanın kendini coşkuyla keşfetmek; yola çıkmanın kendini bulmaya çıkmak; rastlamanın kendinden geçerek aşkla karşılaşmak; sıçramanın yeni bir başlangıca sıçramak; keşfetmenin doğayı ve doğanları bir başka keşfetmek; saklamanın kalbini saklamak ve korumak; süzülmenin hür hayata katılmak; taşımanın bir güzellik, bir barış taşırmak olduğu bir kitap Yaşamak ve Sen...Yaşamak ve Sen herkesin kendi hakikatine yolculuğa çıkabileceği bir şiir ve şuur, bir gök ve kuş, bir aşk ve arınış kitabı. Bir vecd ve vücud kitabı. Akıl ile yüreğin birbirlerine dönüşmesinin, birbirlerini dönüştürmelerin anlatıldığı ve kadim bilgeliğin yazıya döküldüğü bir "ebedî anlar, sevgili mekânlar kitabı."

 

“Sen: yaşamamda ‘karşıma çıkan’ yakın yabancı, bir beliriş, bir doğuş.” - AHMET SOYSAL -

“Kalbinde hayatın özünü, parlayan an’ı, sana senden bir hayat bahşeden o güzel akışı saklamak. Taşarak her an olan, her şimdiye varan o an’ı,  o arındıran, o kaplayan, o dönen, o dönüştüren an’ı: o yaşamak vaktini saklamak. Her şimdide has kalbini, her şimdide gezinen ebedî kalbi saklamak.

Hayatın özünü anlayan, ona dokunan, onda dokunan, onunla birlikte devinen, onunla gezinen, hayata hür bağlanan, hayata âşık kalbini saklamak: kalbini korumak. Her zaman ve her zamanda kalbini yaşayan an’la, sana konuşan, seni sarıp sarmalayan an’la: seni başka yerlere taşıran engin an’larla, gerçeğin içinde uçuşan neşelerle ve hayallerle, kalbini başka var oluşlara taşıyan gizemli ve çarpıcı canlarla korumak. Keşiflerle ve kaşiflerle, vecdlerle ve vücutlarla, kalbi ortamlarla ve gezgin aşklarla, şiirlerle ve şuurlarla, doğanlarla ve doğayla, göklerle ve rüzgârlarla.

Öyle bir korumak ki, yol almak, yürümek, sıçramak olsun; uçmak, yükselmek, süzülmek, neşelenmek olsun; çarpılmak, kaybolmak, varmak olsun; bir kuşla tüm göklere varmak olsun; kendinden çıktığın dışarılarda başka içerilere, kendinden geçmelerde akışlara, kaybolup gitmelerde esrik tenlere varmak olsun.

Öyle bir korumak ki, kalbini koruyan ağaçlara, göklere, kuşlara, patikalara, denizlere, nehirlere, yıldızlara, tüm esrik tenlilere: seni bir başka var edenlere, seni güzel ve mutlu bir hayatın ebedîliğine taşıyanlara saklanmak olsun. Daima ve daimî bir saklanmak olsun: yaşayan bir saklanmak olsun. Öyle bir yaşamak ki: parlayan ve yaşatan bir saklanmak olsun...

Ey sen: en güzel adı “sabah” olan…” - VOLKAN ÇELEBİ -

₺20,25 KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil

Şeyhmus Diken, Mezopotamya’nın ortasından dünyaya yayılan sesiyle yazmaya devam ediyor ve

Gittiler İşte kitabıyla okurla kurduğu yakın ilişkiyi yeni kitabıyla başka bir aşamaya taşıyor.

Ahım Var Diyarbakır, yaşadığı topraklardaki hemşerilerin, kirvelerin, apêlerin, ahpariglerin, kekelerin, ciranların, kardeşlerin hikâyesi. Hem yerel hem evrensel şahsiyetleri, tarihle ve kentle birlikte yaşayan herkesi misafir eden 46 denemeden oluşan kitap, Diyarbakır özelinde bütün bölgeyi ve halklarını bu hikâyelerin laboratuvarı gibi kullanıyor. Asimilasyonu ve yıkımı her zaman ensesinde bir soluk, bir kılıç olarak hissetmiş halkların, dinlerin ve mekânların içinden usul usul, bir masal anlatıcısı gibi konuşan metinler bunlar. Türkçe-Kürtçe-Ermenicenin iç içe geçtiği, zaman zaman birbiriyle yarıştığı ironik dili ve nevi şahsına münhasır anlatıcılığıyla Diyarbakırlı Şeyhmus Diken okura bu ortak dünyayı sunuyor. Diken’in yazarlığının 20. yılında 20. kitabı olarak yayımladığımız Ahım Var Diyarbakır, unutuluşa terk edilmesi istenmeyen herkese ve her yere içten bir selamdır.

₺20,80 KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil

Jale Parla sizi Don Kişot’un izinde bir yolculuğa davet ediyor. 17. yüzyıl İspanyası’nda, La Mancha’da başlayan bu yolculukta Cervantes’i takip ederken, aynı zamanda Avrupa romanının doğuşuna tanıklık edecek, türün bu en klasik örneğini metinsel, bağlamsal ve teorik olarak
değerlendirme imkânı bulacaksınız.

Cervantes’in uyguladığı tekniği, temsilden ne anladığını, yazar ve yazarlık konusunda sorularını, yazar
otoritesiyle nasıl oynadığını, gerçeklik ve yanılsama ilişkisini nasıl gördüğünü, hiciv, parodi gibi yöntemlerden ne amaçla yararlandığını
da sergileyen bir çalışma bu. Don Kişot’ta Cervantes’in hem edebi hem de edebiyat dışı söylemleri romanın dokusuna nasıl işlediğini ve
en önemlisi “mimesis“ten ne anladığını ve nasıl uyguladığını görüp roman kuramının, moda olduğu 20. yüzyılın başlarından itibaren neden
hep La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote’yle temellendirildiğini izleyeceksiniz.

La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote’yi ve onun maceralarını okumamış olsanız bile elinizdeki kitap bir romanın nasıl okunabileceğine, romana olan teorik yaklaşımlara ve türün tarihinedair size kılavuzluk ederken sizi şimdiye dek yaratılmış belki de en meşhur ikilinin maceralarına ortak edecek.

₺13,13 KDV Dahil
₺17,50 KDV Dahil

İnsan iyi hissederse iyi yaşar.

“İyi” ile sarmalandığında iyi şeyler üretir.

İyi hissetmeyi, iyiye inanırsa bulur.

 

“İyi”yi kimi insan Tanrı'da bulur, kimisi meleklerde.

Kimisi çiçeklerde, kimisi ağaçlarda.

 

Kimisi aşkta, kimisi sevgilide, kimisi çocuklarda, 

kimisi müzikte, kimisi fizikte.

 

İyiden aldığımız güçle yaşarız. 

İyinin dokunduğu yerden filizleniriz. 

İyiden aldığımız güçle yaptıklarımız “umut” olur.

 

Tabular ve önyargılarla insanlar birbirini düşman ilan ediyor.

Çok da iyi bir dünya değil aslında burası.

 

Yine de umutlarınızı yok etmeyin. Bu evrende iyi de var.

 

Sabırlı ol. Güçlü ol. İçine çek nefesi. 

Hayatı, iyiyi içine çek.

 

“Evrendeki iyiden asla vazgeçme.”

₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

-Prenses Margriet Kültür Ödülü

-Erich Maria Remarque Barış Ödülü

-Theodor Heuss Madalyası

-Bruno Kreisky İnsan Hakları Ödülü

-Karl Tucholsky Ödülü

 

Aslı Erdoğan, bir Orta Avrupa kentindeki müzik festivalinden Diyarbakır’daki, Cizre’deki yıkıntılara uçuyor. Frankfurt’taki bir konuşmadan, darbe gecesi Harbiye’ye konuyor. Hayatın bütün karanlık köşelerinde, ne kadar ürkütücü kıpırtı varsa tanık oluyor ve bu şiddetli gerçekliği, elini cayır cayır yakacaksa da şiddetsiz, tarafsız, tekrarsız, yeniden ve yeniden kurguluyor.

 

Aslı Erdoğan’ın Radikal, Özgür Gündem gazeteleri ve Karakarga Dergi’de yayımlanan bu yazıları, pek çok dilde kitaplaştırıldı ve ödüller aldı. Burada okurlarına ulaşması içinse yazarın dört duvar arasından çıkması, sokaklara kavuşması gerekti. Altı yılın bütün kayıpları, acıları, umutları ve kararlılıkları hevesli bir seçkiyle bir araya getirildi.

₺19,50 KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil

Pek yakında tıpkı bizim gibi Batı dillerinde yaşayan insanlar da tanık olacakları sarsıcı kötülük temsillerinden sonra kendilerine yeniden şunu soracaklar, “İnsan iyi midir? Kötü müdür?” Bu, yeniden, kalabalıkların konuştuğu bir şüphe olacak, “Yoksa insanlar kötü müdür?”

Bu, yıkıcı, acı verici bir şüphe. Sadece insanın içine ortak hayatla ilgili korku saldığı için değil, bu soruyu soran da insan olduğu için. Korku ve şüphe karşılıklı ilişkileri ve bireyi böyle çürütücü bir döngü ile yıkar ve sonunda kötülüğü ilk kez kimin başlattığı unutuluncaya kadar insanlık bu çukurda yuvarlanır durur. Daha kötüsü ise şu: “Yoksa insan kötü müdür?” şüphesi insanı iyi ve kötü arasında kısır bir ikiliğin içine sıkıştırır. İkilikten düşünce çıkmaz, hayal çıkmaz, hikâye çıkmaz. Hikâye ikiliğin ötesinde başlar.

İkiliklerin tartışıldığı, kahramanların rol aldığı tragedya çağından, insanın karmaşık öyküsünün sürekli yeniden karıldığı modern topluma ulaşmış olan düşünceyi aynı ikiliye yeniden sıkıştırmamak için... Belki de bunca sert gerçeğin karşısında yazının ve kitabın sağladığı tek direnç noktası bu.

Ece Temelkuran’ın yazılarından derlediğimiz bu kitap, yeni bağlamıyla kültürün, sanatın gerekliliğine ve yaşamsallığına ilişkin eşsiz bir fırsat.

₺11,20 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
₺8,40 KDV Dahil
₺10,50 KDV Dahil
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 >