Wattpad Fenomeni Sümeyye Koç’tan

Yıkık dökük bir mazinin ortada bıraktığı yaralı bir adamla en az kendisi kadar yaralı olan bir kadının paramparça sevda hikâyesi bu. Hayallerini asmış bir kadının, yeniden düşlere tutunuş hikâyesi bu. Hercai bir adamın, meftuna dönüş hikâyesi…

Ne bir veda sözcüğü ne de haklı bir isyan. Hiçbir şey, onu sevmemeye yemin ettiği adamın karşısında güçlü tutamamıştı. Dudaklardan dökülen her serzeniş karşısında ördüğü duvarları biraz daha yıksa da, onu bir daha affetmeyeceğine dair büyük bir yemini vardı. Asla boyun eğmeyecekti, ihanetini unutmayacak, o adamı yeniden sevmeyecekti. Olmamıştı... Yeminlerini bozduran, karanlık bir gecede ellerinden tutan, onu düşüren adamdan başkası değildi.

Yaralıydı. Lakin o adam daha yaralıydı. Seviyordu. Lakin o adam daha çok seviyordu. “Dinle,” diyordu yürek yakan bakışlarını kuzguni harelere emanet ederken. “Dinle ki anla öldüğümü, seni öldürdüğümü sandığım her yerden! Sen sadece bir bıçaktın. Bense o bıçağın düşmanıma değil, kalbime saplanacağını hesaba katamayan bir zavallıydım...”

₺26,00
₺32,50

Cemil Meric'in "Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim." diye tarif ettiği "İrade Terbiyesi" İlk yayımlandığı tarihten itibaren pek çok dile çevrilmiş ve tembellik, İsteksizlik gibi huylardan kurtulmak isteyenlerin başucu kitabı olmuştur.

Kitapta bilhassa gençlere ve zihnini kullanarak çalışanlara hitap eden Fransız profesör kendi hayatından aktardığı Örnekleri ve başka düşünürlerin tespitlerini de kullanarak İnsanın İrade zayıflığıyla nasıl mücadele etmesi gerektiğini anlatıyor. Prof.Dr. Ali Fuat Başgil Gençlerle Başbaşa kitabında şöyle demektedir: "Mösyö Girard bize bir kitap tavsiye etti ve mutlaka okumamızı söyledi. Bu, Aix-Marseille Üniversitesi rektörü Jules Payot'un "irade Terbiyesi" adlı kitabı İdi. Ertesi gün şehre İnerek kitabı aldım, ihtiyar bir meşenin dibine oturarak İrade Terbiyesi'ni okumaya koyuldum. Okudukça İçimde tahassür ve nedametle karışık müphem bir acı duymaya başladım. Kendi kendime, ah bu kitap on sekiz yirmi yaşlarımdayken elime geçmeliydi diyor ve geciktiğim için üzülüyordum."

₺16,30
₺20,37

Hû Diyen Karga- Selçuklu Hikâyeleri adlı kitabıyla, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan Selçuklu neslinin o müthiş serüvenini bizlere bir karganın ağzından anlatan Misli Baydoğan, şimdi de Yakup’un Kanatları adlı kitabı ile okuyucuyu türlü türlü kapıların önüne çekiyor. Her bir öyküde başka mekânlarla, başka hayatlarla ve başka ruhlarla tanıştırıyor… Ve o, bunu yaparken kelimeleri yine ustaca kullanıyor. Sonra birden, sizi alıp ruh dünyanızın derinliklerine götürüyor.

 

Belki de yorgunluklarınızı, mücadelelerinizi, derinlerinizdeki siyah ile beyazı hatırlatıyor. “İçimden, ucu ufuk çizgisine uzayıp giden kervanlar geçiyor. Üzerinde durduğum kızılımsı çorak toprağa, topuklarımdan kök salmışçasına, giderek daha da yayıla dolana sabitleniyorum. Bir kader uzanıyor ayaklarımın önünden ötelere doğru. Gün batımında üzerine düşen gölgemi tam ortadan bölüyor çizgisi. Her zerrem tanıyor bu ikiye bölünmüşlüğü…

 

 

İkiye bölünmüşlüğüm neslimin, rahmime hiç düşmeyen, doğuramadığım, kucağıma alıp emziremediğim habis devamı… İkiye bölünmüşlüğüm, yüreğimin üzerinde taşıdığım pıhtıdan bir kese… Aynalarda görünmeyen tarafım… Retinaya düşmeyen yansımam… Alsınlar bu zerrelerime sinmiş tuz ağırlığını üzerimden. Kupkuruyum. Yüz yıllardır bu kubbede çınlayıp duran sahipsiz çığlıklarla çarpışmaktan yorgunum.”

₺10,42
₺13,89

“Beynimiz inanılmaz bilgi işleme sistemlerine ve insanlığın tanıdığı en karmaşık yapıya sahiptir. Fakat yine de eve dönerken süt almayı unutuyoruz. Peki bu nasıl olabiliyor?” 

Adam Gazzaley ve Larry Rosen bu basit sorudan yola çıkarak, günümüzde hemen hepimizin muzdarip olduğu zihin dağınıklığı sorununu bir sinirbilimcinin ve bir psikoloğun bakış açısından ele alıyor. Yazarlar kitabın ilk kısmında insan beyninin bilişsel kontrol mekanizmasını açıklayarak şu gibi soruları yanıtlıyor: Bir hedefe odaklanmışken dikkatimiz neden kolayca dağılır? Bir işi bitirmeden diğerine geçmeye yatkın olmamızın evrimsel temeli nedir? Dikkatimizi birkaç şey arasında bölüştürmeye çalıştığımızda neler olur? Dikkat kapasitemiz hayatımızın çeşitli evrelerinde nasıl değişir? İkinci kısımda, yüksek teknoloji dünyasındaki koşulların bilişsel kontrol mekanizmamız üzerindeki bozucu etkileri ele alınıyor: Bilişim çağında her an her türlü bilgiye erişebilmemiz dağınık zihinlerimizi nasıl etkiliyor? Bilgisayar, tablet ve akıllı telefon gibi cihazlar sürekli daldan dala atlama eğilimimizi nasıl besliyor? Güvenliğimizi, sağlığımızı ve ilişkilerimizi tehdit ettiği durumlarda bile yüksek teknolojili cihazlarımızın cazibesine neden direnemiyoruz? Teknoloji bağımlılığımız can sıkıntısı ve kaygı gibi içsel faktörleri nasıl artırıyor? Kitabın son kısmında ise yazarlar, zihnimizin dizginlerini elimize almamıza yardımcı olacak pratik ipuçları ve tavsiyeler sunuyor. 
Dağınık Zihin, topluca parlak ekranların esiri olduğumuz şu zamanlarda, teknolojiyi daha bilinçli kullanmamızın önemini gözler önüne seren ayıltıcı bir kitap.

(Tanıtım Bülteninden)

₺27,00
₺36,00

TAHRAN'DA DEVRİMİN ARİFESİNDE BÜYÜYEN, UNUTAMAYACAĞINIZ BİR AŞK

İran'ın başkenti Tahran'da, on yedi yaşındaki Paşa 1973 yazını en iyi arkadaşı Ahmed'le birlikte evinin damında geçirir. Gelecekleri üzerinde konuşur, hayat hakkında yakıcı sorular sorarlarken, bıçak gibi keskin sırlarla ve kabullenilmesi zor gerçeklerle yüzleşirler.
Paşa'yı, İran'ın devrime yaklaşılan döneminde, Şah'ın zalimliğiyle yankılanan sokaklarda, çocukluktan yetişkinliğe geçişin, büyümenin sancıları beklemektedir. Şimdi damlar daha karanlık, ama yıldızlar daha parlaktır.

Etkileyici ve duygusal olarak güçlü olan bu romanda, Mahbod Seraji hepimizin ortak paylaştığı insani deneyimleri, yani gülümsemeleri, gözyaşlarını, aşkı, korkuyu ve her şeyden öte umudu zihinlere ustalıkla işlerken, aynı zamanda eski Fars kültürünün içinde ateşlenen güzellik ve zalimliği gözler önüne seriyor.

"Tahran'ın Damları birçok güzel hatırayı gözyaşları ve sevimli gülümsemeler içinde harekete geçiriyor; damlarda yıldızlı geceler; uzun, kayıp aşklar; Pehlevi rejiminin absürd aşırılıkları ve adaletsizliği içinde yoğun ve tutku dolu bir öfke."
Nahid Mozaffari

"Bu büyüleyici romanda, Mahbod Seraji zalim Şah'ın son günlerinde yeşeren gizli bir aşkın hikâyesine espri ve insanlık katıyor. İran'daki devrimin arka planında, Paşa ve Zari'nin öyküsü en baskıcı zamanlarda bile gençler arasında alevlenen aşk ve umudun güzel bir işareti. Seraji muhteşem bir yetenek."
-Sandra Dallas

"Böylesi canlı ve etkileyici bir anlatımla karşı karşıya kalmak ne büyük bir zevk. Bir şairin sesi ile, Seraji evrensel bir aşk, kayıp ve umudun öyküsünü anlatıyor. Her şeyden önemlisi işte bu umut, son sayfa bittikten sonra bile kalacak. Tanrıya şükür Seraji gibi bir yazar var ve dünyalarımız ne kadar ayrı olursa olsun, yüreklerimizdeki insanlık noktasında hepimizin bir olduğunu gösteriyor, Seraji."
William Kent Krueger
₺27,71
₺36,94

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde tüm dünyada üretici güçler büyümüş, bu büyüme uluslararası iş bölümüne yansımış ve toplumsal yaşam hızlı bir şekilde dönüşmüştü. Bu süreçte Türkiye kapitalist dönüşümün yörüngesine giren ülkeler arasında yer aldı. Ülkenin kendi dinamikleri yerine dış dinamiklerin etkisinde ortaya çıkan bu dönüşüm süreci, toplumu etkileyen sağlık sorunlarının ortaya çıkışında ve seyrinde etkili oldu.
Günümüzde Türkiye’deki nüfusun içinde gençlerin oranı fazla olmakla beraber yaşlı nüfusun oranı giderek artıyor. Toplumda çocuk, genç ve kadın nüfusu etkileyen sağlık sorunları çözüme kavuşturulmayı beklerken, ileri yaşta görülen sağlık sorunları da önem kazanıyor. Nüfus büyük kentlerde yoğunlaşmış durumda. Ancak plansız ve hızlı bir şekilde büyümesi nedeniyle kentler sağlıklı yaşam alanları olmaktan her geçen gün daha fazla uzaklaşıyor. Artan nüfusun düzenli gelir elde etmesini sağlayacak yeni istihdam olanakları yaratılamazken, bir işte çalışabilen şanslı kişiler zorlu ve riskli sektörlerde uzun ve yıpratıcı koşullarda ömrünü tüketircesine çalışıyor. Yatırım ve istihdam sağlanması için uluslararası sermayenin ülkeye gelmesine bel bağlanmış durumda. Uluslararası sermaye ise dünya genelinde emeği en fazla istismar etme olanaklarının önüne serildiği ülkeleri tercih ediyor. Çalışma yaşamının yol açtığı sağlık ve güvenlik risklerinin ortadan kaldırılmasına yönelik adımlar, yatırımların başka ülkelere kaydırılması olasılığını ortaya çıkarıyor. Bu durumda çalışanların sağlıklarının korumasına yönelik önlemleri almak çoğu kez olanaklı olmuyor. Çalışma yaşamını düzenleyen kuralların bulunmaması, var olanlara da uyulmaması, kişilerin sağlıklı şekilde çalışma yaşamında yer almalarını engelliyor. Çalışma yaşamı ile ilgili normların çalışanların sağlığı bozucu özellikte olması, kapitalist üretim ilişkilerinin fıtratında var.

Refah artışı ve kalkınma için uluslararası sermayenin yatırımlarına bel bağlandığı için çevresel yıkım süreçleri kesintisiz ilerliyor. Doğal kaynakların tüketilmesi tarım ve hayvancılığı olumsuz etkiliyor. Endüstriyel tarımın yaygınlaşmasıyla yiyeceklerin besin değeri ve içerdikleri kimyasal kalıntılardan kaynaklı sağlık riskleri artıyor. Sağlıklı beslenmenin güvence altına alınmasına yönelik kamu politikaları ve kamusal denetim mekanizmaları bulunmuyor. Uluslararası tekellerin güdümündeki tarım politikaları, nüfusun sağlıklı beslenmesini sağlayacak kendi kendine yeterlilik ve gıda egemenliği olanaklarını yıkıma uğratmış durumda.
Kitapta kapitalist kalkınma modeli üzerinden refah ve kalkınma hayallerinin kurulduğu bir ülke olan Türkiye’de sağlık sorunlarının tarihsel gelişimi irdelenmektedir. Kitabın 1945 öncesini ele alan birinci bölümünde Osmanlı Devleti’nin son dönemi ile Cumhuriyetin başlarındaki toplumun sağlık durumu ele alınıyor. Bu dönemdeki bulaşıcı hastalıklarla mücadele konusunda elde edilen kısmi başarılar, modernleşme adımlarının işçilerin omuzları üzerinden ilerletilmeye çalışılması ve doğurganlığın kontrolüne yönelik mediko-sosyal içerikli müdahaleler irdeleniyor. 1945-1980 arası döneme odaklanan ikinci bölümde kapitalist yoldan kalkınma modelinin yol açtığı sağlıksızlık üreten koşullar ele alınıyor. Üçüncü bölümde 1980 sonrası yeniden biçimlenen uluslararası iş bölümü çerçevesinde çalışma rejiminin emek aleyhine yeniden yapılandırılması, taşeronlaşma, çevre sorunları ve tarımsal üretim sorunları irdeleniyor. Dördüncü bölümde ise kapitalist kalkınma modelinin sonucu olarak ortaya çıkan sağlıksızlık iklimi ele alınıyor. Kitapta Türkiye'deki tarihsel ve güncel örnekleri üzerinden kapitalist kalkınma modelinin, sağlıksızlık üreten toplumsal yapının yegane temel nedeni haline gelişi incelenmektedir.

Günümüzde sağlıklı genç kuşakların yetişmesi sağlanamadığı gibi ileri yaşta görülen hastalıkların salgın boyutuna ulaşması da önlenemiyor.Fazla kiloluluk, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kalp damar hastalıkları ve kanser gibi ileri yaş sorunlarının adeta salgın şekline bürünmesinin ardında ise kapitalist üretim ilişkilerinin yol açtığı toplumsal sorunlar yer alıyor. İnsanları yaşamlarını tüketircesine çalışmaya zorlayan kapitalist üretim ilişkileri var oldukça sağlıklı bir toplum hedefine yönelme olanağı bulunmuyor. Kitapta sorunun ele alınış şekli aracılığıyla dolaylı olarak hastalık ve ölümlerin azaltılması ile sağlıklı bir yaşamın güvence altına alınması için kapitalist modelin dışındaki seçeneklerin yaşama geçirilmesi olanaklarına değinilmektedir.

 

₺15,60
₺20,00
Francis Bacon, Türkiye’de felsefe/bilim tarihi kitaplarında kendisine çok kısa yer bulur. Novum Organum ile bilinirancak bu da pek derli toplu ortaya koyamadığı tümevarım anlayışından hareketle kısaca geçilmesinden öte gitmez.Biraz da ütopyası Yeni Atlantis ile bilinir; onun da modern toplum ve politika ile ilişkisi pek ele alınmaz. Türkiye dışında onun önemi, etkileri ve modern düşünce ile kurucu ilişkisi üzerine çalışmalar daha fazla ve ayrıntılıdır.Elinizdeki kitap, 2013 yılında, Bacon’ın felsefe/bilim kavrayışının çok daha önemli içeriklere ve etkilere sahip olduğunu göstermek amacıyla yazılmış bir tezin, daha sonra felsefe/bilim tarihi okuması eşliğinde eklemeler ve çıkarmalar yapılarak kitaplaştırılmış hali. Temel iddiası da, Baconcı doğa, bilim, insan ve özgürlük kavrayışları ile hasbihal olunduğunda modern düşüncenin oldukça önemli, kurucu ve güçlü bir figürü ile karşılaşılacağıdır: Modern dünya Baconcı bir damar taşır. Kitap, Bacon’ın özgünlüğünü gösterebilmek üzere Antik Yunan’dan Modern Dönem’e kadar gelen felsefe tarihinde, önemli dönemleri, filozofları ve düşünceleri tarihsel olarak inceliyor. Bu dönem ve filozoflarda doğa, bilgi, bilim, akıl, insan ve özgürlük kavrayışları ele alınarak bir felsefe/ bilim tarihi anlatısı sunuluyor. Ardından aynı kavramlar ışığında Francis Bacon’ın felsefesi, kapsamlı, derinlemesine biçimde işlenerek, klasik felsefeden kopuşu, modern düşünce ile kurucu ilişkisi ve günümüze etkileri bağlamında inceleniyor. Bugüne kadar pek anlaşılmamış pek de anlatılmamış bir filozofa dair felsefe/bilim tarihi ile ilişkide bir anlatı olarak tasarlanan kitap, Türkçe’de Francis Bacon felsefesine tüm yönleri, kavramları, eserleri ve düşünsel ilişkileriyle eğilen ilk kitap.
₺15,60
₺20,00
“Misafir” kelimesi çok ilginçtir mesela... “Tefsir, sefer ve misafir” kelimeleri, hepsi birbiriyle bağlantılıdır. “Kuran’ı tefsir ediyorum,” demek aslında “dünyadaki misafirliğimin anlamını yani marifeti öğrenmeye çalışıyorum,” demektir. Marifet, kendini ve Yaradanını bilmeye, tanımaya gayret göstermektir. Kâinat “büyük insan” olduğu için onda sizin içsel yolculuğunuzun izdüşümü bulunur. Bu sebeple “Şu ayet ne diyor? Bunun anlamı ne?” diye o kitap bu kitap gezmeden önce “tefsir” ne demek anlamanız lazım... Tefsir “perdeyi kaldırmak” demektir ve “sefer” kelimesiyle bağlantılıdır. Kuran senin sana yolculuğunu anlatır; algıların üzerindeki örtüleri kaldırarak “öz”üne varma seferini... Bu, enfüsünde, içsel âleminde gerçekleşen tefsirdir. Bilim ise dış âlemde, afakta ayetlerin üzerinde bulunan perdeleri kaldırmayı sağlayarak kâinat kitabını tefsir etme görevindedir. Fark etseniz de etmeseniz de dünyanızı dinler(!) ve inançlar yönetiyor. Buna rağmen siz dine alerji geliştirmişsiniz! “Misafir” kelimesiyle aynı kökten gelen “sefer” kelimesi dünyada bir yolculukta olduğunuzu işaret eder. Dünya bir köprü, hayat bir yolculuktur. Sen kendindeki Rabbine yapacağın seferde; kendine ve Yaradanına ait hakikatlerin içinden geçerken, o hakikatlerin üzerini kapatan örtüler teker teker kalkmaya başlar. Bu da senin farkındalığına sunulan her yeni bilgiyle bilinç ekranından bir perdenin daha kalkması demektir. 
Seferdesin... Allah’ın ilim sofrasında Misafir-Sin...
₺32,76
₺42,00
En son ne zaman yeni bir şeye karar verdin?
Birilerinin fikirleri neden bu kadar etkiliyor seni?
Neden onların cetveli ile ölçüyorsun, her doğrunu, her umudunu, her hayalini?
Başkalarının yıllardır zehirlediği senden kurtulmak lazım.
Yumurtadan çıkman lazım.
Hayatının ilk yarısı öyle ya da böyle geçti, bugüne geldin.
Elindekiler her ne ise, işimizi görür. Şimdi seni yeniden inşa etme zamanı.
Değişmek ve gelişmek için, tek ihtiyacın sensin.
Artık başkalarına göre değil, cesaretine göre yaşam başlamalı.
Nasıl mı?
Bir süre sana arkadaşlık etmeme izin ver.
Kitabın içinde seninle, sana gideceğiz.
Yeni sana. Senin yeni versiyonuna. Sen 2 versiyonuna.
Evet, birinci versiyon çalışıyordu ama kabul et birkaç kusur vardı.
Şimdi yeni model seni tasarlarken ve geliştirirken önce hasar tespit yapıp, sorunlardan
kurtulacağız.
Sonra da seni, gerçek olman gereken seni doğuracağız.
Doğum gününü seçmeye hazır mısın?
Korkma yalnız değilsin.
Sen varsın.
₺28,50
₺38,00
Modern gazeteciliğin öncüsü İngiliz medya patronu Lord Northcliff; 'Güç odaklarının bir yerlerde örtbas etmeye çalıştığı şey haber, gerisi reklâmdır' der. İlkeli, dürüst habercilık de, toplumun gerçekleri öğrenme hakkının dışında hiçbir güç önünde eğilmemeyi gerektirir. Atilla Köprülüoğlu, haber peşinde koşarak bugünlere gelen, gazetecilikten başka işi olmamış bir yaşamın adıdır. 
Okuduğunuz kitap; o yaşamın ilke imbiklerinden süzülerek anlatılan portrelerin sayfalara yansımasıdır. Bir anlamda da o kişilerin öyküleriyle tarihe düşülen notlardır.
Güzel okumalar dilerim.
-Uğur Dündar-

Güzel İzmir'in Güzel Yürekli'' Gazetecisi Atilla, portrelerdeki kişilere herkesin bakmadığı bir açıdan bakıyor.
Portrelerdeki kişilerin bilmediğimiz yanlarını, onun bakış açısından öğreniyoruz. Bu, yazarlıkta ilgi çekici unsurdur. Kitabı okuduğunuzda; Ne var bunda, biz bunu zaten biliyorduk'' demek yerine, Hiç bu açıdan düşünmemiştim'' diyebilirsiniz.
Sevgili Atilla! Seni yürekten kutluyorum Canım Kardeşim...
-Müjdat Gezen-

Gazetecilik denilen kavram, direksiyonda ileriye doğru yol alırken, göz ucuyla dikiz aynasına bakıp, arkadan gelen trafiği kontrol etmek gibidir. Geleceğe giderken, geçmişi unutmamaktır.
Yılların tecrübesi Atilla Köprülüoğlu'nun şahane bir seyahate davetidir bu...
-Yılmaz Özdil-
Dünya, bütün insanların oynadığı bir tiyatro sahnesidir. Rolünü iyi oynayanlara sanatçı deriz. En büyük Türk'' Atatürk'ten kalan ata sözü: Sanat, güzelliğin ifadesidir. 
Her yazısını okuyunca sırtını sıvazladığım Atilla Köprülüoğlu Kardeşim; böyle insanlardan bir hoş hikaye, rengi solmaz, adı unutulmaz bir kucak Türkiye çiçeği sunuyor bize. Unutulmazları bize ileterek, kendisini unutulmazlar arasına katmış oluyor. 
Merhaba...
-Prof. Dr. Şadan Gökovalı-

İnanmadığını yazan yazardan daha aşağısı yoktur'' diyen Özdemir Asaf sözünü şöyle tamamlar; ...vardır. inandığını yazmayan!..
Gazeteciliğinin ve haberciliğinin 40 yılına tanık olduğum kardeşim, yoldaşım Atilla Köprülüoğlu da inandığını yazmayı şiar edinen, düstur edinen az sayıdaki gazeteci yazarlardandır...
Bu onur da bana yeter!..
-Okan Yüksel-
₺18,75
₺25,00
Bu yıl meslekte 50'nci yılım!
Dile kolay, yarım asır!..
Gazetecilikte geçen ve sadece halkın haber alma hakkı önünde eğildiğim bir yaşam...
Baskılara, tehditlere, iftira ve ölüm tuzaklarına aldırmadan, yılıp pes etmeden, siz değerli okur ve seyircilerimle gerçeği, daima gerçeği paylaştığım rüzgâr gibi geçen yıllar...
Sırtımı dayadığım tek güç olan sizler de bu nedenle, neredeyse her yıl, bana Türkiye'nin En Güvenilir Kişisi seçilme onurunu yaşattınız.
Var olunuz!..

Hayranlarının 'Gabo' dedikleri Kolombiyalı büyük gazeteci-yazar Gabriel Garcia Marquez'e göre;
Gazeteci, çağının tanığıdır!..
Ona Oktay Akbal Usta'nın unutulmaz deyişini de ekliyorum;
En güvenilir tanığıdır hem de gazeteci!.. (Tabii her gazeteci değil!)
Bilginin güç olduğuna inanan ve önce insan diyen bir televizyon habercisi-yazar olarak, bu kitapta, günümüz Türkiyesi'nin çalkantılı siyasetindeki açmazlara ve ülke sorunlarına ayna tuttum. Ayrıca gençlere örnek olmalarını dilediğim bazı portrelerin öykülerini de yansıtmaya çalıştım. Olaylar ve insanları anlatarak tarihe notlar düştüm.

İyi okumalar efendim!..
₺18,75
₺25,00

Biz her yerdeyiz. Artik kurallari biz koyacağiz. Gelecek bizim.



Laura schrader ıssız bir dağ yolunda, kaza yapmış bir araçtan kurtarılır. Aracın bagajında kafatası parçalanmış bir çocuk cesedi bulunmaktadır. Dahası, kazanın gerçekleştiği bölgeye yakın bir köyün tüm sakinleri aniden ortadan kaybolmuştur. Birbiriyle bağlantılı bu olayları inceleyen psikolog robert winter ve emniyet güçleri büyük bir bilmeceyle karşı karşıya kalır çünkü yaşadığı travmayı atlatamayan laura schrader’in köyde olanlarla ilgili ilk ifadesi hayal ürünü gibi görünmektedir. Laura başına gelenleri robert winter’e anlattıkça ve köyde arama başlatan polis kanıtlara ulaştıkça bu kâbustan uyanmak daha da imkânsızlaşır…



“psikolojik gerilimin yeni ustası!”


-Elle france -



“wulf dorn, okuyucusunun kalp atışlarını nasıl hızlandıracağını çok iyi biliyor.”


-La repubblica-


₺27,71
₺36,94

Cehalet, basit bir bilgi eksikliğinden daha fazlasıdır. Neden mi?

Günümüzde cehalet oldukça revaçta. Politikacılar, “Sonuçta ben bir bilim adamı değilim ya,” diyerek argüman sunuyor. Öfkeli vatandaşlar, Latince bir deyim duyduklarında hemen karşı çıkıyorlar: Burası Amerika, Meksika’da ya da Latin Amerika’da yaşamıyoruz! Uzmanlık değil de deneyim eksikliği bir yeterlilik hâline geliyor. Kabul gören sahte haberler ve yinelenen yanlışlıklar sarsılmaz inançlara dönüşüyor. Amerikan hükümeti ve tarihine ilişkin cehalet öylesine endişe edici durumlara varmakta ki ideal bir kültürlü vatandaş fikri artık garip karşılanıyor. Komplo teorileri ve yanlış bilgi serpilip budaklanıyor. Yaşadığımız çağın ismi Bilgi Çağı olabilir ancak hiç de öyle yeterli bilgilendiriliyor gibi görünmüyoruz.

Filozof Daniel DeNicola bu kitapta cehaletin keşfine çıkıyor. Cehaletin bolluğu, dirayeti ve neden olduğu sonuçlar üzerine derin bir gözlem sunuyor. Cehaleti anlamayı hedefliyor ki bu hedef en başta paradoksal görünüyor. Bilinmeyen nasıl olup da bilinir kılınır ve hâlâ bilinmeyen olma özelliğini sürdürür?

DeNicola cehaletin bir eksiklik ve boşluktan fazlası olduğunu, bilgi ile dinamik ve karmaşık etkileşimlerde bulunduğunu öne sürüyor.

Daniel R. DeNicola, felsefe profesörüdür. Gettysburg Koleji’nde “Renklerin Felsefesi”, “Yerlerin Felsefesi” gibi üst düzey felsefe dersleri vermiştir. DeNicola, “Cehaleti Anlamak” adlı kitabıyla 2018 yılında Amerikan Yayıncılar Birliği’nden PROSE ödülünü almıştır.

₺25,93
₺32,41
Yarı otobiyografik bir roman. Sovyetler Birliği henüz dağılmamış. Türkiye'de askeri diktatörlüğün en karanlık günleri. Moskova'daki uluslararası okulda eğitim gören Türkiyeli devrimciler. Askeri diktatörlüğün istihbaratçıları onların peşinde. Ve karlar üzerinde bir cinayet. Cinayet sorgusuyla başlayan iç hesaplaşma. Hayatın anlamı nedir? Gerçeği kim temsil ediyor? Sadece Türkiye Komünist Partisi'nin değil, uluslararası devrimci hareketin bir dönemine de farklı bir bakış.

"Mehmet koruluğun sınırındaki dereye geldiğinde, Leonid yine yaklaşmıştı pencereye. Ama Mehmet onu görmedi. Gözleri geçeceği derenin üzerindeki küçük köprüye takılmıştı, yerler buzdan parıldıyordu. Köprüye doğru bir adım atmıştı ki, ayağı kaydı. Düşmekten son anda tahta korkuluğa tutunarak kurtuldu. Doğrulup yeniden yürümeye başlayacaktı ki, arkasında birinin varlığını hissetti. İrkilerek başını çevirmeye çalıştı ama geç kalmıştı; derinden gelen bir ses duydu, aynı anda sırtında şiddetli bir darbe hissetti; hızla öne savruldu ama elleri hâlâ korkuluklarda olduğu için yere düşmedi. Başını çevirip vuranı görmek istedi, başaramadı. Bakışları usulca aşağı, göğsüne kaydı, hiçbir şey göremedi. Ama sırtındaki ağırlık hissedilmeyecek gibi değildi. Birkaç saniye ayakta kaldı, başı dönüyor, kusmak istiyordu. Engellemek istedi, başaramadı, ağzından koyu bir sıvının boşaldığını fark etti. Elleri korkuluktan çözüldü, yüzüstü yere yıkıldı. Düşerken başını köprünün buzlanmış tahta döşemesine çarpmıştı, ama hiç acı duymuyordu. Yalnızca hızla uzaklaşan birinin ayak seslerini işitti."
₺6,88
₺9,17

Kayıp babasıyla doğacak çocuğu arasında kalmış bir kadın... Hayatın anlamını arayan bir insan: Karen Kimya... Kapıları sırlara açılan bir kent... Sırların mucizelere dönüştüğü geceler. Mucizelerin hakikat sayıldığı zamanlar... Yedi yüz yıl öncesinden gelen bir fısıltı... Aşkı sadece aşkla tartanların ıtırlı soluğu... Ölümün yok edemediği bir sevda... Yıllara direnen bir sevgi; Şems-i Tebrizi ve Mevlâna Celaleddin-i Rumi... Günümüzden yedi yüz küsur yıl öncesine uzanan gerilim dolu, heyecan yüklü, mistik bir serüven...


“Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu. Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar. Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi, nergislerin tazelenme demi. Yedi kişi girmişti bahçeye... Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdiği yedi akıl, yedi keskin bıçak. Yedi lanetli adam bahçenin sessizliğini yedi parçaya bölerek yürüdü kurbanlarının bulunduğu tahta kapıya...


Taşta kan vardı. Bahçede ürkütücü bir serinlik. Cinayetin tek tanığı dolunaydı. Hiç şaşırmadan, ürpermeden, korkmadan bakıyordu uzun boylu kavak ağaçlarının ölü yapraklarının arasından. Yedi kişiden en genç olanı vurmuştu kapıya. En yaşlı olanı çağırmıştı içeridekini. Yedi kişinin yedisi birden saplamıştı bıçaklarını içeriden çıkana.


Taşta kan vardı. İnsanların yüreklerinde nefret, dolunayda derin bir sükûnet…

₺10,35
₺13,80

Biri, sizi cinayet işlemekle suçladığında deliller bulur, tanıklar gösterir, bunun bir iftira olduğunu kanıtlamaya çalışırsınız, ama sizi itham eden kişi bizzat kendinizseniz, ne yaparsınız?" Ahmet Ümit'in Nisan ayında yayınlanacak romanı Sultanı Öldürmek bu satırlarla başlıyor. Yıllardır aynı kadını bekleyen bir tarihçinin hikâyesi bu. Şahane bir aşk için harcanmış bir ömrün hikâyesi... Serhazinlerin son temsilcisi Müştak Serhazin'in başından geçen dört günlük tuhaf bir serüven. Sapında Fatih Sultan Mehmed'in tuğrası bulunan mektup açacağıyla öldürülmüş bir tarih profesörü... Bir aşk cinayeti mi? Yoksa kökleri "Ulu Hakan"ın şüpheli ölümüne uzanan bir entrika mı? Osmanlı devletinin bir imparatorluğa dönüştüğü o zaferler ve ihanetlerle dolu günlere yapılan sıradışı bir yolculuk. Ve bu heyecan verici yolculuk boyunca kulaklardan eksik olmayan o kadim soru: Tarih, geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mı?



"...Ve Sultan Mehmed Han. Mehmed Han oğlu Murad Han oğlu Fatih Sultan Mehmed Han. İki karanın ve iki denizin hâkimi. Allah'ın yeryüzündeki gölgesi. Kostantiniyye'yi zapt eden padişah. Roma İmparatorluğu'nun doğal varisi, farklı dinlerden, farklı dillerden, farklı ırklardan yepyeni bir millet yaratma aşkıyla yanıp tutuşan kudretli hükümdar. Uçsuz bucaksız ovalarda at koşturan ordular. Kılıç sesleri, savaş naraları, korku çığlıkları. Ardı ardına düşen şehirler, ardı ardına yıkılan devletler, ardı ardına el değiştiren kaleler. Kırk dokuz yaşında dünyaya nam salmış bir hükümdar. Ve değişmez kader. Akşama kavuşan gün. Ecel şerbetini içen insan. Ve Fatih Sultan Mehmed'in şüpheli ölümü. Ve onun iki şehzadesi. İkiye bölünen saray, ikiye bölünen devlet, hiçbir şeyden haberi olmayan bir halk. Ve iki şehzadenin kanlı boğazlaşması sürerken saray odasında unutulan Fatih Sultan Mehmed Han'ın cansız bedeni..."

₺8,93
₺11,90

Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)

Her yazdığı romanla yüz binlerin kalbini feth eden İskender Pala yeni romanı ‘OD’ ile yeniden okurlarını selamlıyor. Od bir Yunus Emre romanı. Gök kubbemizin her zaman parlayan ve hep çok sevilen, şiirleri gönülden gönüle dolup dilden dile dolaşan Yunus Emre, bu kez OD’un ana kahramanı. İskender Pala’nın ilim ve kültür adamı olmasının yanında, yazar kişiliğinin imbiğinden geçirilerek aşkın tahtına bir kez daha oturtuluyor. 13. yüzyılın her bakımdan kavruk ve yanıp yıkılan ortamına Yunus Emre’nin gelişi tarihi atmosfer içerisinde hakiki anlamına kavuşturuluyor. Yıkıntılar ve yangınlar içinden bir gönül ve bir insanlık anıtının inşa edilişi cümle cümle anlatıyor ve elbette kalbe dokuna dokuna yol alıyor. Romanın her sayfasında Yunus’un hamlıktan saflığa geçişi okunuyor.

Biliyorum,

“Biz bu ilden gider olduk,

kalanlara selam olsun,” demişti…

Yine Biliyorum,

“Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun.” Demişti…

Ve Sevgili’ye gittiği o geceden sonra adının dilden dile,

Aşkının gönülden gönüle dolaştığını da biliyorum…

Şimdilerde ona kimisi Âşık Yunus, Miskin Yunus…

Derviş Yunus…Varsın onu da desinler.

Ve Türk yurtlarında, onu en çok “Bizim Yunus” diye çağırırlar.

Biliyorum.

₺10,35
₺13,80
Reşad Ekrem’in dilinde tarih gerçek hayattan daha canlı, daha güzel, daha büyülü… “Dağ haydudu ve şehir eşkıyası, kellelerini koltukları altına alıp cemiyetin günlük hayat huzurunu bozan dikenler, çalılar, acıma bilmeyen o zehir misali insanlar için sevgiden de nasipleri olmamıştır, demek biraz güçtür. (…) Bu bedbahtların hayatında bazan bir kadın, güzel görünmüş bir kadın fırtınalar koparmış, cüretlerini alabildiğine kamçılamış, fakat aşkları, çılgın haydut sevgisi bir gün olmuş onları maşukalarına karşı da bir canavar yapıvermiştir. Haydut, şaki aşkı bizim sevgimize benzememiştir.” Reşad Ekrem Koçu, Osmanlı’nın son devirlerinden, değme kara polisiyeye taş çıkartacak kadar karanlık beş “haydut aşkı” anlatıyor. Kahramanlardan biri de kadın korsan Despina!.
₺16,38
₺21,00
Reşad Ekrem'in dilinde tarih gerçek hayattan daha canlı, daha güzel, daha büyülü… Osmanlı padişahlarının hepsi şairdi, üstelik içlerinden bazıları gerçekten iyi şairdi. Aşk olmayınca meşk olmaz: Şairlerin temel besin kaynağı aşktır. Osmanlı padişahları da aşktan yana zengin hayatlar sürdüler. Kiminin adı tek kadınla anıldı, kiminin devrinde sarayda her gece onlarca beşik sallandı. Birden fazla eşi, pek çok cariyesi olanların bile çoğu zaman efsaneleşmiş bir tek aşkı oldu. Kanuni Hürrem Sultan'a "emperyal aşk şiirleri" yazıyordu; I. Abdülhamid ise "başının tacı, gözünün nuru, gönlünün süruru" Hümaşah Sultan'a bir gecelik vuslat uğruna "Kuşça canım, efendim yoluna kurban olsun" diye yalvarıyordu. Reşad Ekrem Koçu, Osmanlı padişahlarının aşklarını ve şiirlerini anlatıyor.
₺17,78
₺22,22
İyi anlatılmış bir hikâyenin iyileştirici gücü vardır...

Akira Kurosawa'nın Yedi Samuray filmini oğlumla izlediğimizde o daha 8 yaşındaydı. Elbette iki bölüme ayırarak izlemiştik. Malum çok uzun bir film ve güçlü evrensel mesajına rağmen bize çok uzak bir kültür ve zamana ait. Yine de sinema tarihinin bu en önemli filmlerinden birini daha o yaşta hiç sıkılmadan izlemişti oğlum... Çünkü iyi anlatılmış bir hikâye her zaman hedefine ulaşır ve iyileştirici bir gücü vardır.

Çocukla Sinema, 3-12 yaş arasındaki çocuklarınızla birlikte izleyebileceğiniz filmler konusunda size rehberlik etmek üzere yazıldı. Sizi sinemanın büyülü dünyasına davet eden bu kitap, çocuklarınızla yaşamsal doğru ve yanlışları sorgulamanın, onların duygusal zekâlarını ve bilişsel yeteneklerini geliştirmenin de kapılarını açacak.
₺30,23
₺38,75
Ülkemizde pek çok düşünce insanın yetişmesine katkıda bulunan Teo Grünbergin 1963 yılında kaleme aldığı doktara tezi Anlam Kavramı Üzerine Bir Deneme analam kavramı ile felsefe arasındaki göbek bağını örneklerle belgeleyen bir çalışma. Modern mantığın Türkiyede yaygınlaştırılması, kurumsallaşması ve gelişmesi için verdiği hizmetler nedeniyle 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülüne değer bulunan Grünbergin saygın uluslararası dergilerde yayımlanmış çok sayıda makale ve bildirisi vardır. Türk felsefe literatürünün en önemli çalışmalarından biri olan Anlam Kavramı Üzerine Bir Deneme ilk yayımlanışından kırk yıl sonra gözden geçirilmiş baskısıyla okura sunuluyor.
₺23,11
₺29,63
“Ülkemizdeki birçok düşünce insanının yetişmesinde büyük katkısı olan, mantık ve bilim felsefesi alanlarında uluslararası literatüre çok değerli hizmetler veren ve ayrıca bilimsel çalışmaları kadar öğrencileriyle kurduğu ilişki, onları yetiştirirkenki gayretiyle de tanınan Teo Grünberg, 1960’ta, yani yaklaşık yarım yüzyıl önce, Hüseyin Batuhan’un teşvik ve teklifi üzerine, Hans Reichenbach’ın ayrılışından beri sembolik mantık okutulmayan İstanbul Üniversitesi’nde bir yandan mantık dersleri vermeye, bir yandan da doktora çalışmalarına başladı...
₺23,11
₺29,63

VakıfBank Kültür Yayınları, sosyoloji disiplininin kurucularından Ferdinand Tönnies’in büyük eseri Cemaat ve Cemiyet’i 132 yıl sonra dilimize kazandırarak Türkiye’nin düşünce hayatına önemli bir katkı sunuyor. Cemaat ve Cemiyet, birliktelik duygularının temel teşkil ettiği cemaatlerin “topluluk” ruhuyla, bireysel yaşamların belirleyici olduğu cemiyet yaşamını, yani modern “toplum”u karşılaştırmalı bir yaklaşımla ele alıyor. Kitap boyunca Tönnies bir yandan ele aldığı karşıtlıkların teorisini geliştirirken, bir yandan da doğal irade ile insan iradesi arasında bir denklem kuruyor. Kırsal-kentsel mekânlarda, geleneksel-modern yaşam formlarında, duygusal-rasyonel ilişkiler ekseninde, insanların davranışlarına hangi unsurların yön verdiğini açıklayan Cemaat ve Cemiyet, sadece Tönnies’in düşünce dünyasını değil, onu takip eden Alman sosyoloji geleneğini de anlamak için çok önemli bir kaynak. Okurlar kapitalizm, bireyselcilik ve kent sosyolojisi gibi alanların, Weber, Sombart ve Simmel gibi düşünürlerin fikrî tohumlarını Cemaat ve Cemiyet’te bulacak…

₺28,00
₺35,00
“Bir cumhuriyet kadını, cumhuriyetin öncülerini anlatıyor... 
Deneyimli gazeteci, yazar, söyleşi uzmanı Özlem Özdemir bu kitabında bir din/tarım toplumundan çağdaş bir endüstriyel/kentsel toplum yaratan devrimin öncülerini anlatıyor. 
Cumhuriyetin gerçek çağdaşlaşma tarihinin ve onun yaratıcısı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün yozlaştırıldığı ve birtakım temel yanlışların topluma dayatıldığı bir dönemde, hakiki öykülerin yeni kuşaklara aktarılması önemli bir görev. 
Özlem Özdemir saptırılmaya çalışılan cumhuriyet tarihinin gerçekleri ile genç kuşaklar arasında sağlıklı ilişkiler kurulması için büyük çaba harcayan bir yazar. 
Bu çalışması, cumhuriyet tarihine yapılmış olan çok önemli bir katkı olarak raflardaki yerini alacaktır.” 

Emre Kongar
₺10,40
₺13,00

Hissettiklerimiz ağızdan çıkınca, tortuları kalıyor elimizde. Hislerin ölüleri gibi duruyor sözler, asılı bir yerlere. Büyüdüm ben de ve utandım tekil büyüdüğüme. Çekmecelere yazdım, dolap raf larına. Evlerim değişti, sevdiklerim, sevmediklerim; dile geldim dost sohbetlerinde. Yine yetmedi, kendime yazdım. Eski usul bir güncenin ifşasıdır bu, mahremimdir. Akıl düşümü, ruh üşümesi, gönül çarpıntısıdır. En nihayetinde matbu bir hayata girizgâhımdır; yazmaya başlamama sebebe ithafımdır ve tüm anlatamadıklarıma. Olduğum değil, hasretini duyduğumdur.

Her sözcüğün bir emanetçiye ihtiyacındandır.

 

 

Diyorum kendime, demek ki:

Dünle bugünün farkı

Bir telefon ucu

Bir pencere dışı…

Ben dünken yok

Bugünken varsam

Mesafeler güzel

Mesafelerin aslı sevilesi…

Ben değilim mesafe

Mesafe, bize ait olmayan bir evde olmaktı sadece

 

Bize ait olmayanda biz olamadığımız sürece

Her şey bir evin yalanı

Her şey bizim olanın rüyası

Aidiyet yoktu, ne dünde ne bugünde

Ne yazıktır

Biz tutunduk sanrılı bir aidiyete

₺12,96
₺18,52

İnternetsiz bir hayat hayal etmek artık neredeyse mümkün değil, en azından şehirde yaşayan geniş kesimler için bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Fatura ödemek, alışveriş yapmak, gazete okumak gibi pratik işler bir yana, sosyal medyayı takip etmek, oyun oynamak, dizi ve film izlemek için de her geçen gün daha fazla kullanıyoruz interneti. Öyle ki, tatilde bile sanal dünyadan uzak kalmak birçoğumuz için rahatsızlığa, hatta bir tür yoksunluğa sebep oluyor.

İnterneti makul düzeyde ve anlamlı bir şekilde kullanmak hayatı kolaylaştırıyor ama ya aşırı kullanımı? Hakikaten, ne kadardan sonrası aşırı kullanım sayılır? Günde üç ya da dört saat mi, daha fazlası mı? Peki iş veya okul gereği internette “zorunlu olarak” geçirilen saatler bu süreye dahil midir? Hangi aşamadan itibaren internet bağımlılığından söz etmek gerekir? Mağdurlar ve yakınları bu rahatsızlıktan nasıl etkilenir? İnternet bağımlısı kişiler ne tür bedensel, sosyal ve psikolojik sorunlarla karşılaşırlar? Kişiyi internet bağımlılığına sürükleyen nedenler nelerdir? Gerçeklik ile sanallığın birbirinden ayrılamaz hale geldiği noktada bağımlılar ne yaşar? Medya okur yazarlığı, internet bağımlılığına karşı koruyucu bir kalkan olabilir mi? Aileler çocuklarını korumak için başka ne tür önlemler alabilir?

İnternet bağımlılığı konusunda uzman bir klinikte uzun yıllardır başhekim olarak görev yapan Holger Feindel, bu kitapta internet bağımlılığını normal internet kullanımından ayıran özellikleri ortaya koyuyor. Birçok örnek vaka eşliğinde risk grubundaki kişileri, tedavi yollarını, sanal sarmalından gerçek hayata geri dönüş yollarını anlatıyor. Bu dertten mustarip kişiler ve yakınları için vazgeçilmez bir rehber…

₺22,62
₺29,00
Radikal Kadınlar, kadim zamanlardan günümüze, dünyanın dört bir yanında yaşamış ve onlara biçilen rolü reddetmiş öncü kadınların ilham verici hikâyelerini anlatıyor. Karşılarına çıkan her engele ve zorluğa göğüs gererek devlet başkanı, asker, ressam, casus, korsan, futbolcu veya bilgisayar programcısı olmayı başarmış her yaştan, ırktan ve sınıftan kadınların hikâyelerini… 

Engelleri aşa aşa yürüyen, tehditlere aldırmadan yaşadıkları toplumların geleneklerine başkaldıran, şüpheli bakışları sonunda yere eğen ve yollarından asla şaşmayan bu kadınlar, bizi küçük ya da büyük ama hep kararlı mücadelelerine ortak olmaya çağırıyor. Radikal Kadınlar yalnızca tutkulu ve cesur kırk kadının hikâyesi değil; gelenekler, yasalar ve erkekler ne derse desin başkaldıran bütün kadınlara da bir methiye...
₺39,00
₺50,00
Farklı akımları, eğilim ve yaklaşımları içinde barındıran, bazı konularda ayrışan ve birleşen feminizm anlayışlarına taze bir soluk: %99 İçin Feminizm. İlhamını kısa süre önce dünyanın çeşitli ülkelerinde patlak veren feminist grev dalgalarından alan Arruzza, Bhattacharya ve Fraser bir konuda çok net: Toplumsal cinsiyet şiddeti farklı biçimler alsa da kapitalist toplumsal ilişkilerin sonucudur ve dolayısıyla bugün feminizm her zamankinden daha fazla antikapitalist bir karaktere bürünmelidir. Tüketiciliği pompalayarak kendine yeni bir pazar yaratan ticari feminizmle de, kariyer basamaklarını o kırılan cam tavanların döküntülerini süpürmeye mahkûm kızkardeşlerimizin omuzlarına basarak tırmanmamızı öğütleyen liberal feminizmle de arasına mesafe koyan; cinselliği ve cinsel kimlikleri düzenleyen değil, özgürleştiren; ırkçılık ve sömürgecilik karşıtı; enternasyonalist, eko-sosyalist bir feminizmin manifestosu bu. Üstelik, bir mücadele aracı olan grevi bürokratlaşmış sendikaların elinden alarak yeniden icat eden ve antikapitalist bütün radikal hareketlerle ittifak kurmayı hedefleyen bir feminizmin. Arruzza, Bhattacharya ve Fraser’ın kürtajdan bakıma, sağlıktan barınmaya, şiddetten cinselliğe kadar pek çok sorunu ele aldığı ve eşzamanlı olarak on dört dilde yayımlanan bu manifesto, kapitalizmin kâr hırsının temelde kadınların sömürüsü üzerine inşa edildiğini gözler önüne sererken, coşkuyla bir çözüm de sunuyor: %99 İçin Feminizm. Dünyanın üstünde bir hayalet dolaşıyor: Feminizmin hayaleti.
₺12,48
₺16,00
Nobel Ödüllü yazar Toni Morrison, Ötekilerin Kökeni’nde on dokuzuncu yüzyılda kaleme alınmış tıp makalelerinden, köle ve efendilerin günlüklerine, oradan da köleliği romantize eden, ayrımcılığı araçsallaştıran, yabancı olmanın ve yabancıya dönüşmenin farklı yönlerini vurgulayan edebi eserlere kadar çok geniş bir yelpazede ufuk açıcı bir gezintiye çıkarıyor bizleri. Ernest Hemingway, William Faulkner ve Flannery O’Connor gibi yazarların eserlerine ötekilik sorunu açısından yaklaşırken kendi eserlerini ve kişisel deneyimlerini de göz ardı etmeden asırlara yayılan bir sorunu ustalıkla betimliyor Morrison. Savaşlar, zorunlu göçler ve sınırlar dünyasında müthiş üslubu belleklere kazınmış bir kadın yazarın ötekilik üzerine esaslı gözlemleri ve çözümlemeleri okuru da kendisiyle yüzleşmeye davet ediyor. 
₺12,48
₺16,00
Çok özel 44 Aşk Kartı ile aşk falına bak, dilek tut, ondan haber al, ilişkini şifalandır, aşk ritüelleri ve tılsımları yap!

₺21,11
₺27,78

Almanya’nın önde gelen felsefecilerinden Marcus Steinweg’in bir eseri ilk defa Türkçenin diyarına adım atıyor. Aşikârlık Dehşeti: Sahte Kesinlikler’de Steinweg, sıradan başlıklar altında aşktan naifliğe, piyasadan dine, can sıkıntısından ırkçılığa varıncaya kadar gündelik hayatımızın çeşitli veçheleriyle ilgili aforizmalar, değiniler ve yorumlarla sarsıcı düşünceler geliştiriyor. Üslubu ve tarzıyla felsefeyi akademinin koridorlarından çıkarıp onu asli görevine, kendimiz için düşünme ödevine çağıran bir çalışma Aşikârlık Dehşeti. Roland Barthes’ın “yazdıran metinler” dediği türde, yani olup bitmemiş, okurun muhayyilesine açık, onun da yazma sürecine aktif biçimde katılmasını bekleyen, huzursuz edici ve talepkâr bir metin. “Ne de olsa felsefeciler dünyaya güven duymayı bırakarak yerleşirler dünyaya. Herhangi bir aşikârlıktan yoksun bir gerçeklikte yaşarlar. Düşünmek bu aşikârlık yokluğuyla başa çıkmak demektir. Kendini en açıkça gözler önüne serdiği yer, tutarlılık vaadinin uçsuz bucaksız olduğu noktalardır. ‘Felsefe nedir?’ sorusuna verilecek bir ilk cevap şu olabilir: Felsefe bir yaşam tarzı olarak tutarsızlık deneyimidir.”

“Steinweg: Ne de uygun bir isim! Hem “taşlı yol”, yani sağlam ve dirençli (locus lapidibus stratus) anlamına, hem de tek tek taşlarla (strada lastricata), kesik kesik nirengi noktalarıyla döşeli bir yol anlamına geliyor. Ekmek kırıntılarının bıraktığı iz onun dönüp yolunu bulmasını sağlıyor. Kitaba istediğiniz yerden başlayabilirsiniz ve nerede olmanız gerekiyorsa daima oraya varacaksınız.”
- Jean-Luc Nancy -

“Felsefe ve sanat, disiplinlerin en hafif ve en karmaşık olanları. Günümüzdeki felsefeciler arasında Marcus Steinweg bana kalırsa en sanatsal olanı.”
- Rosemarie Trockel (Alman sanatçı ve akademisyen) -

₺15,60
₺20,00

“İçeri girenler, ölenler, sağ kalanlar, sağ kaldığına üzülenler, gençliklerini faşizmin hapishanelerinde geçirenler, içeri girmeyenler, işkence görenler, işkencede konuşanlar, konuşmayanlar, mülteci olanlar... (…) Son yok. Son da Hayri gibi kayıp. Nasıl olsun ki? Hayri yok, devrim yok… Kayıpları aramaya devam ediyoruz. Geçmişe ağlamak fayda vermez. Biliyorum... Ama Hayri ve onun gibi devrimciler yaşasaydı burası başka bir ülke olurdu, bunu da biliyorum.”

Resmî belleğe şiddetli bir politik kutuplaşmanın karanlık çağı olarak nakşedilen 70’li yıllar, başka bir bakışla, sarsıcı bir toplumsal canlanmanın, büyük heyecanların ve ümitlerin dönemiydi.

Faruk Eren, işte Haliç’in kıyı semti Hasköy’ün 70’li yıllarını adımlıyor, gözaltında “kaybedilen” abisinin, Hayrettin Eren’in hikâyesini anlatıyor bize. Bu dönemde komşuluğun, ahbaplığın, gündeliğin nasıl deneyimlendiğinden, semtin siyasi-toplumsal tarihine, insanların nasıl devrimcileştiğine dair eşsiz izlenimler sunuyor. Pişmanlıkların, “keşke”lerin, “iyi ki”lerin izini sürerek yalnızca bir ailenin fotoğrafını çekmekle kalmıyor, tanıklık ettiği tarihi aktararak unutmamanın, hatırlamanın, en önemlisi de hatırlatmanın kıymetini teslim ederek cumartesileri oğullarını, yakınlarını, eşlerini, kardeşlerini arayanlara yoldaş ve yaslarına paydaş oluyor.

Kayıp Bir Devrimin Hikâyesi, kaybedilmek istenene karşı direnmenin, sebat etmenin kitabı.

₺21,84
₺28,00

“Daha önce birlikte yaşadığınız insanlarla aranızdaki sosyal-ekonomik mesafe açıldığı zaman, birlikte yaşama imkânı da ortadan kalkabiliyor... Tatil dönüşleri bile dert oluyor artık… Tatilden dönmüşsünüz, bronz bir tenle eve çıkacaksınız. İnsanlarla karşılaşıyorsunuz... Rahatsız oluyorsunuz ve rahatsız ediliyorsunuz… Diyorsunuz ki ‘Bunlardan rahatsız olmayacağım bir mekâna gideyim.’ Dolayısıyla… Başakşehir’e taşınmak, psikolojik bir rahatlık da sağlıyor bizlere. Çünkü burada hemen hemen herkes aynı seviyede.” Peyami Safa’nın Fatih Harbiye romanı (1931), Batılı, modernist orta sınıf seçkin zümreyle geleneksel, dindar-muhafazakâr muhit arasındaki çelişkinin simgesi, doğrusu biraz da klişesi olmuştur. Bu kitap, 21. yüzyıl Türkiyesi’nin ilk on yıllarında bir başka sınıfsal ve toplumsal kültürel çelişkiye dikkat çekiyor: Fatih-Başakşehir. Dindar-muhafazakâr yoksullar ve zenginler arasındaki çelişki. İrfan Özet, İslâmî habitus’un, yani hal ve davranışa, beğeni ve zevklere yansıyan içselleşmiş eğilimlerin, nasıl dönüşmekte olduğunu ele alıyor incelemesinde. Ekonomik rasyonaliteye dayanan bu eğilimlerin, kentte tutunma ve yükselme mücadelesindeki işlevini ve dönüşümünü
gösteriyor.

O dönüşümün temel bir veçhesini de, sınıfsal ayrışma oluşturuyor. Fatih ve Başakşehir arasında olduğu gibi, buraların kendi içinde de gitgide yol alan bir ayrışma… Bu dinamiğin arkasında, sosyal sermaye ağlarının, dinî grup ağlarının ve sivil toplum kuruluşu ağlarının değişimi var. Kentsel dönüşümün etkileri ve dört koldan gelişen sınıfsal dışlama mekanizmaları var. Muhafazakâr gündelik hayat tarzının ve “aile modelinin”, taşralı ve (kendi “ikoncanlar”ını da yaratan) “elit” hallerinin farklılaşması var. Türkiye’nin geçirmekte olduğu sosyolojik dönüşüm sürecinin önemli bir cephesini aydınlatan bir çalışma.

₺31,20
₺40,00
Amerikan hegemonyası inişte…
ABD emperyalizmi bir süredir üretmiyor, fazlasıyla tüketiyor.
Üretimi azalan her imparatorluk gibi ABD de tarihsel gerileme içinde.
Üretemeyen ABD, dünya çapında savaş ve operasyonları da yürütemiyor. Bu ABD’yi geri çekilmeye zorluyor. ABD egemenleri için artık problem şu: Nasıl bir geri çekilme? Tekrar ileri atılmak için taktik bir geri çekilme mi, savaşarak geri çekilme mi, vekâlet bırakarak geri çekilme mi?
ABD bu soruya nasıl bir yanıt bulursa bulsun, ABD hegemonyasının sonu geliyor ve yeni bir dünya kuruluyor.
ABD, AB, Çin, Rusya ve Hindistan’ın büyük güç mücadelesi yeni bir siyasal düzeni şekillendiriyor. Ekonomi gibi siyasetin merkezi de Atlantik’ten Pasifik’e, Amerika ve Avrupa’dan Asya’ya kayıyor.
“Serbest piyasa sosyalizmi”nin “serbest piyasa kapitalizmi”ne üstün geldiği yeni dünyada yeni dengeler kuruluyor…
₺16,66
₺20,83

Vakfımız 2019 yılından itibaren kitap yayınlama fonksiyonunu da yerine getirmek için çalışmalara başlamış ve bu yolda ilk olarak “Ne Yazıkki Namuslu” kitabıyla okuyucuların karşısına çıkmaya hazır hale gelmiş bulunmaktadır.

“Ne Yazıkki Namuslu” içeriğinde 8 tiyatro oyunu bulunduran 720 sayfa hacminde bir kitap olup, içeriğindeki bazı oyunlar İstanbul tiyatrosu ve İstanbul Çevre tiyatrosunda oynanmış, bazıları da filme çekilip, çok beğenilmiş ve üzerinden yıllar geçmiş olmasına karşın hala çeşitli TV kanallarında gösterilen oyunlardır. Sinema ve Tiyatro severlerin elde etmek ve kitaplıklarında bulundurmak isteyecekleri bir kitap olduğuna inanmaktayız.

Bu kitapta yıllarını İstanbul Şehir Tiyatrosunda geçirmiş usta oyuncu Suphi TEKNİKER’in üretimi olarak çağdaşlarının ve yeni kuşakların beğenisine sunulmaktadır.

₺40,00
Selam arkadaşlar, ben Şakir.
Hepinizin bildiği şekilde nam-ı diğer Kral Şakir.
Bu kez de bir çizgi roman albümüyle karşınızdayım.
Çılgın ve bir o kadar da komik ailemle yaşadığımız
maceraları çizgi roman olarak bu albümde topladık.
Eğlenmeye hazır mısınız?
₺33,58
₺46,00

“John Maeda’nın kitabından alıntı yapmayı ve sonra kitabı onaylamayı (ya da onaylamamayı) planlamıştım. Ancak kitabı okurken hemen etkisi altına girdim; böylece tek yapmam gerekenin Sadeliğin Yasaları’nı destekleyecek en güçlü sözcükleri seçmek olduğunu anladım. Bu önemli bir kitaptır ve Maeda sadelik gibi son derece karmaşık bir konuyu şaşırtıcı derecede kolaylıkla kavranıp kullanılabilecek hale getirmiştir. Bravo!”

—Tom Peters

Sonunda sadeliğin akıl sağlığına eşdeğer olduğunu öğrendik. John Maeda Sadeliğin Yasaları’nda, hayatta, iş dünyasında, teknolojide ve tasarımda sadeliği ve karmaşayı dengelemek için on yasa belirlemiştir: daha aza ihtiyaç duyarak daha fazlasını elde etmenin rehberi.

Maeda’nın ilk sadelik yasası şudur: AZALT. Ama sadelik sadece azaltmak amacıyla “daha az” olması değildir. Dokuzuncu yasa şunu söyler: “Bazı şeyler asla sadeleştirilemez.” Maeda’nın bu çağda sadeleşme konusundaki bu rehberi, bu kavramın herkes için nasıl bir mihenk taşı olduğunu, hem hayatınızı hem de iş dünyasını nasıl yönlendirdiğini ortaya koyar.

Sadelik gün gibi meydanda olan gereksiz fazlalığı çıkartarak anlamlı olanı eklemektir.

₺11,85
₺14,81

“Gece başucunda keşkülle uyuyan, bir porsiyon iskender yemek için mesafeleri önemsemeyen, yirmi yedi yaşında Tip 2 diyabet teşhisi konmuş genç bir kadının serüvenine hoş geldiniz.”

Hayat hikâyemiz kim olduğumuzu anlatır, yediklerimiz ise bu hikâyenin nasıl şekilleneceğini... Sağlıksız beslenme biçimiyle yollarına güller döktüğü Tip 2 diyabet hastalığı yirmi yedi yaşındayken teklifsizce girivermişti hayatına. Başlarda ümitsizliğe kapılsa da, “Beslen, kıpırda; sev parılda” mottosuyla yola çıktı ve mücadele etmeye karar verdi ve diyabeti alt etti. Bu yolda kendini Instute for Integrative Nutrition’da Bütünsel Beslenme ve Sağlık Koçluğu, ardından Instute for Functional Medicine’da Fonksiyonel Tıp Sağlık Koçluğu eğitimi alırken buldu. İşte Sema Sumeli’nin çok renkli hikâyesine hoş geldiniz!

Tatlılar, börekler, kekler olmadan olmaz diyenlerden misiniz? Sema da öyleydi, sonraları canı tatlı, pizza, kek, börek gibi uzak durması gereken şeyler çektiğinde bunları yememesi gerektiğini biliyordu. Eline aldığı karıştırma kabı onun için sihirli bir değnek olmuştu. Tariflerini blogu ve sosyal medya hesaplarında paylaşarak çok sayıda insanı da kendi hikâyesine ortak etti. Mutfağınızı keyifli bir keşif alanı yapmaya, daha önce uzak durduğunuz tüm alternatif tarifleri “Ama bu sağlıklı olamayacak kadar güzel,” diyerek yemeye hazır olun. Sema’nın Sağlıklı Mutfağı, okurunu her dönemi büyük bir emekle örülen bir başarı öyküsüne ortak etmek ve mutfaklarda devrim yapmak için geliyor!

₺22,50
₺30,00

Yapay zekânın yükselişi zamanımızın en önemli hikâyesi.

Makineler Her Şeyi Yaptığında Biz Ne Yapacağız

Yapay Zekâ, Algoritmalar, Botlar ve Büyük Veri Çağında Öne Geçmek

Malcolm Frank, Paul Roehrig, Ben Pring

Yapay zekâ ve robotlar film sahnelerinden çıkalı çok oldu, artık evde ya da ofiste Siri’den Alexa’ya, Uber’den Waze’e kendi kendine öğrenen akıllı makinelerle çevriliyiz. Üstelik bu daha başlangıç. Makineler gün geçtikçe işlerimizi bizden daha iyi yapmaya başlıyor.

Peki makineler her şeyi yaptığı zaman siz ne yapacaksınız? Robotun biri işinizi elinizden mi alacak? Çalıştığınız şirkete ne olacak? Yaptığınız iş on yıl sonra neye benzeyecek?

Ünlü danışmanlık firması Cognizant-Center for the Future of Work’ün liderleri Malcolm Frank, Paul Roehrig ve Benjamin Pring, Makineler Her Şeyi Yaptığında Biz Ne Yapacağız’da dünyanın önde gelen şirketleriyle yaptıkları çalışma ve araştırmalar sayesinde geliştirdikleri AHEAD modelini anlatıyor, işinizde uygulayabileceğiniz akılcı ve uygulanabilir önerilerde bulunuyorlar.

Sadece teknoloji alanında değil hangi sektörde olursanız olun, ister kurumsal bir şirkette çalışın, ister kendi işinizi yapın, Makineler Her Şeyi Yaptığında Biz Ne Yapacağız yeni dijital çağda ayakta kalmak ve bir adım öne geçmek için rehberiniz olacak.

₺26,40
₺33,00
Orta yaş krizi alameti kırmızı Ferrari hakkında Carl Jung’un neler diyebileceğini merak etmiş miydiniz? Ya da B. F. Skinner’ın, neden sürekli telefonunuzu kontrol ettiğinizi açıklarken söyleyebileceklerini? Bay/Bayan Doğru’yu ararken, hiç Erich Fromm’dan yardım istemek aklınıza geldi mi? Kısmen psikolojiye giriş kısmen de hayat kılavuzu sayılabilecek bu kitap, neden olduğunuz kişi olduğunuz, yaptığınız şeyleri neden yaptığınızla ilgili aydınlatan ve iç görü kazandıran bilgiler sunuyor; Melanie Klein, Donald Winnicott, Fritz Perls ve daha pek çok psikanalist ve psikoloğun bu konulardaki tavsiyelerine yer veriyor.

₺31,25
₺41,67

Nöroplastisite hakkında eylemlerimize ve deneyimlerimize yanıt olarak beynimizin sürekli nasıl değiştiğini açıklayan kısa ve öz bir bakış. MIT Press Gerekli Bilgiler dizisi, ilgi çeken güncel konularda özenle hazırlanmış, kolay erişilebilir, özlü cep kitaplarından oluşmaktadır. İleri gelen düşünürler tarafından yazılmış bu kitaplar kültürel ve tarihî konulardan bilimsel ve teknik konulara uzanan bir yelpazede uzman bakış açısı sunmaktadır.

 

İçinde bulunduğumuz anlık bilgi hazzı çağında görüşlere, gerekçelendirmelere ve yüzeysel açıklamalara kolayca erişebiliyoruz. Çok daha zor olansa dünyaya dair ilkelere dayalı bir anlayış geliştirmemizi sağlayacak temel bilgiyi edinebilmek. Gerekli Bilgiler serisi bu ihtiyacı karşılıyor. Uzman olmayan okurlar için özelleşmiş alanlarda bilinenleri bir araya getiren ve önemli konu başlıklarını temel bilgilerle birbirine bağlayan bu kitapların her biri karmaşık fikirlere bir erişim noktası sağlamaktadır.

- Bruce Tidor -

₺24,07
₺30,09
20. yüzyılın başlarında insanlık büyük bir kıtlığın, kitlesel bir facianın eşiğindeydi. Dünyanın her tarafından bilim insanlarına havadaki azotu kullanmanın bir yolunu bulma çağrısı yapıldı.
Çözüm iki Alman bilim insanından geldi: Fritz Haber ve Carl Bosch.

Elinizdeki kitap, havayı ekmeğe dönüştürmenin bir yolunu bulan, küçük şehirler boyutunda fabrikalar inşa eden, muazzam servetler kazanan, milyonlarca insanın ölümünün tasarlanmasına yardım eden ve milyarlarcasından fazlasının hayatını kurtaran bu iki adamın hikâyesidir.

Kitapta Bosch ve Haber'in gruru, kibir ve hırstan oluşan Faustvari hayatlarına tanıklık ederken iki dünya savaşının arka planını, dönen entrikaları, bilim ve iktidar ilişkisini de bulacaksınız.
₺48,14
₺60,18

“Kendimizi uygar saymak hoşumuza gidebilir ancak bize uygarlığı bahşeden, büyük ölçüde malzeme zenginliğimizdir…  Biz onları yarattık, onlar da karşılığında bizi bugünkü halimize getirdiler.”

Malzemeler dünyasında yaşıyoruz. Etrafımız gündelik tasarım ve mühendislik mucizeleriyle çevrili. Çeliği düşünün: Ağzımıza sokuyor, istenmeyen tüylere karşı kullanıyor, içine biniyoruz. En sadık dostumuz ama nasıl işlediğini bilmiyoruz. Cam neden saydam? Lastiğe esnekliğini veren ne? Ataş neden bükülüyor? Bir malzeme neden göründüğü gibi görünüyor, neden davrandığı gibi davranıyor?
Mark Miodownik bizi malzemelerin iç dünyasına götürüyor. Mucidini idamdan kurtaran porselenden ayakkabılarımızdaki köpüğe, elinizdeki kâğıttan uygarlığımızın günah keçisi betona kadar, yaşamlarımızı şekillendiren bu mucizelerin nasıl doğduğunu, keşiflerinin ardında yatan akılalmaz öyküleri ve tüm bu yolculuğun insan ırkının becerisine, yaratıcılığına dair ne anlattığını ortaya koyuyor.
Eşyanın Tabiatı'nı benzersiz kılan, 20 dilde yayımlanmış bir 
popüler bilim klasiğine dönüştüren şey Miodownik'in saplantı derecesindeki tutkusu ve bu tutkuyu kelimelerle bize bulaştırma becerisi. Sadece etrafımızdaki nesnelere değil, 
dünyaya bakışımızı da değiştiriyor.

KRALİYET AKADEMİSİ BİLİM KİTABI ÖDÜLÜ

Bu kitap yüzünden sabahladım. 
- OLIVER SACKS -

Miodownik betonu bile ışıldatacak kadar iyi yazıyor. 
- FINANCIAL TIMES -

Ustaca yazılmış, fazlasıyla keyifli. 
- OBSERVER - 

₺23,20
₺29,00
Fiziğin de kendine has bir tarihi var. Bu tarih başarılara ve hezimetlere, umutlara ve yıkılan hayallere, kırgınlıklara ve kıskançlıklara, cömertliğe ve güçlü karakterlere, yaratıcı düşünceye, kısacası insana dair her şeye sahne oldu.

Wolfgang Rössler, büyük buluşları, fizikte çığır açan fikirleri, tarihî dönüm noktalarını anlaşılır bir dille özetlerken, bunlara imza atan büyük fizikçileri tanıtıyor. Kitabın geniş kapsamı içinde Newton ve Galileo da yer alıyor, Einstein, Feynman, Fermi ve Bohr da. Faraday ve Maxwell'den Schrödinger, Dirac, Heisenberg ve Pauli'ye uzanan geniş bir yelpazede, antik dönemde bilim alanında ortaya atılan ilk fikirlerden uzay ve zamanın, ışık ve ısının doğasına uzanan bütün temel fizik soruları ilişki içinde sunuluyor. Atomun keşfinden kuantum mekaniği formüllerine, yıldızlı gökyüzünde yapılan basit gözlemlerden modern astronomi ve kozmoloji keşiflerine giden yol neden-sonuç ilişkisi içinde ortaya konuyor.

Fikirler zaman zaman soyut olsa da, dünyayı anlamanın en etkili yolu olan fizik her açıdan yaşamı ve insanlığı yansıtır. Fizik İçin Serenad bu mucizevi gerçekliği gözler önüne seriyor.

Wolfgang Rössler, Linz Johannes Kepler Üniversitesi'nde çalıştı. Çeşitli liselerde fizik dersleri veriyor.
₺29,63
₺37,04
Tabu kavramı dilimize ilkel insanların sözlü dilinden geçmiştir. Bu sözcüğü aldığımız Polinezya dilinde, soyluların kişiliklerine ve özel mülkiyet haklarına karşı batıl inanç kaynaklı bir saygı telkin eder ve dini, toplumsal ve siyasi yaşamı derinden etkileyen şaşırtıcı bir sistemi tanımlar.

Bu cilt, tabu ilkelerini kitabın asıl teması olan krallar ve rahipler gibi kutsal kişilikler üzerinden ele alır.

Tabu ve benzer sistemlerin din, ahlak, yönetim ve mülkiyetin gelişimindeki önemi o günden sonra genel hatlarıyla kabul gördüğü gibi antropolojinin sıradan bir unsuru haline gelmiştir.
₺33,34
₺41,67

“Unutma! Eğilirsen basamak, dik durursan sığınak olursun. Dön çocukluğuna, derin bir nefes al takıl peşime, başla kendi hikâyeni yazmaya ve hayatını değiştirmeye.” Bu senin hikâyen, UNUTMA!”

Yazar Sevda Türküsev, yaşanmışlıklarından hareketle kendini cesur bir şekilde ortaya koyduğu yeni kitabı Yıkılmadım Ayaktayım’da bir kadının varoluş mücadelesini bazen güldüren bazen de düşündüren hikâyelerle anlatıyor. Yazar Türküsev; sevgi, aile, inanç, paylaşım, acılar ve kayıpları harmanladığı Yıkılmadım Ayaktayım kitabında hikâyesini yeniden yazmak isteyenlere eğlenceli tavsiyeler ve formüller de veriyorKırıl – Değiş – Güçlen – Umursama – Gülümse…

“Kırılmalara ve üzülmelere karşı “Dik Durmak” değişimin en önemli adımıdır. Çünkü insan “KIRILDIKÇA DEĞİŞİR” ve sonrasında ayakları üzerine daha sağlam basar.

₺18,52
₺23,15

Seçme şansı verselerdi, Danimarka’da mı yoksa Suriye’de mi doğmak isterdiniz? Şayet özel bir bağınız yoksa, sorunun cevabı barizdir. İster sevin ister burun kıvırın, politika önemlidir. Dün sıkıcı bir kuzey karakolu olan Danimarka’yı böylesine çekici hale getiren de, uygarlığın beşiğinde yer alan Suriye’yi bu derece yaşanmaz kılan da politikadır.

Elinizdeki kitap, dünyanın önde gelen siyaset bilimcilerinden David Runciman tarafından hazırlanmış, kısa ama tesirli bir rehber: Politika nedir? Neden ona ihtiyaç duyarız? İçinde bulunduğumuz çalkantılı günlerde bizi nereye doğru götürebilir? Tüm soruların cevabı demokrasi olabilir mi? Yoksa Washington’daki Kongre binasının da, tıpkı Atina’daki Parthenon ya da Moskova’daki Lenin mozolesi gibi, büyüleyici bir harabeye dönüşmesi kaçınılmaz mı?

Runciman’ın berrak anlatım dili ve etkileyici görsel tasarımıyla politika, nasıl ve neden yönetildiğimize kafa yoran herkes için önemli bir kitap.

Aklayakın serisi, mühim fikirler/zamanlar üzerine, önemli zihinler tarafından kaleme alınmış kısa ama tesirli kitaplardan oluşuyor.

₺16,50
₺22,00

Antik dünyada yaşam nasıldı? Bir zaman makinemiz olsa ve gidebilseydik Antik Roma’da neler görürdük mesela? Parıltılı beyaz tapınaklar ve togalara bürünmüş Romalılar mı? Forumda konuşma yapan Cicero’yu mu? Atina’da gezinseydik fikirleriyle Atinalıları çileden çıkaran Sokrates’e mi rastlardık? Parthenon’un görkeminden gözlerimizi alabilir miydik?

Bu kitapta Antik Çağ’a dair bu tür klişe imgeler yok.

İngiltere’nin önemli tarihçilerinden Jerry Toner’la bambaşka bir antik dünya yolculuğuna hoş geldiniz: Sokaklar ölüm ve çöp kokuyor. Seçkin azınlık dışındaki herkes sürekli fakirleşme, açlık ve ölüm tehdidi altında yaşıyor. Belediye, köle cezalandırma hizmeti veriyor. Bebekler satılıyor, kadınlar satılıyor, erkekler satılıyor. Cinsellikte, kimin kimle ne yaptığına değil, kimin üstte olduğuna bakılıyor. Duvar yazıları bilgelik değil, bol küfürlü mesajlar içeriyor.

Jerry Toner, böyle bir dünyada sıradan bir kadın, esnaf ya da köle olmanın anlamını sorguluyor. Antik dünyayı anlayabilmek için Antik Yunan ve Roma’yı tek başlarına değil, dönemlerinin küresel güçleriyle birlikte değerlendiriyor. Mesela Yunan metinlerinde barbarlar olarak geçen Persler sahiden öyle miydiler? Yunanlar hakkında ne düşünüyorlardı? Roma İmparatorluğu, Antik Çin’le karşılaştırıldığında nasıl duruyordu? Batı’nın İslam’a bakışını şekillendiren neydi?
Antik Dünya’yı okumak, hangi fikirlerin çağdan çağa “yeniden icat edilerek” kullanıldığını, hangi davranışların hemen hiç değişmeden nesilden nesile geçtiğini görmemizi, modern dünyaya dair cevaplamakta zorlandığımız sorulara başka bir gözle bakabilmemizi sağlıyor. 

Aklayakın serisi, mühim fikirler/zamanlar üzerine, önemli zihinler tarafından kaleme alınmış kısa ama tesirli kitaplardan oluşuyor.

₺16,50
₺22,00
Türk tarihinde Yenisey Yazıtları’nın önemi nedir? Yenisey Yazıtları, Türklerin tarih sahnesine çıkışlarına dair neler söylemektedir? Tarihte Türk izini sürebilmek için ciddiyetle araştırılması gereken yazıtlar ve incelenmesi gereken coğrafyalar hangileridir? Prof. Dr. Erhan Aydın hem bu soruları cevaplıyor hem de daha önce bozkır Türklerinin tarihine ilk yazılı belgeler ışığında baktığı “Taşa Kazınan Tarih: Türklerin İlk Yazılı Belgeleri” adlı eserinin açtığı yolu genişletiyor. 18. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren keşfedilen ve bilim dünyasınca bilinen Yenisey Yazıtları, satır sayılarının azlığı ve düzensiz yazılmış olmaları nedeniyle, özellikle Türk dili alanı dışında çalışan araştırmacıların ilgisini çekmemiştir. Bu yazıtların tamamının tarihsiz oluşu ve günümüz mezar taşlarındaki veciz ifadelere benzeyen kalıplaşmış ibare ve cümleler içermesi de bu yazıtlara olan ilginin az oluşunun bir başka nedenidir. Türklerin Sibirya’daki varlığına dair en önemli kaynak olan Yenisey Yazıtları, az satırlı olmasına rağmen bazı tarihî olaylara işaret etmesi nedeniyle çok büyük bir işleve sahiptir. Yapılan her çalışmada bu işaretler yoluyla Türk tarihinin Sibirya bölgesindeki izleri ortaya çıkmaktadır. Erhan Aydın, Türk runik harfli metni, transkripsiyonu ve Türkçe çevirisini alt alta verme sistemini bu çalışmasında da sürdürüyor ve böylece okuyucunun sürekli sayfa karıştırmasının önüne geçiyor. Her yazıtın altında bulunan özel kaynakçayla ise o yazıtla ilgili bütün yayınlar bir araya getirilmiş oluyor. “SİBİRYA’DA TÜRK İZLERİ: Yenisey Yazıtları”, şimdiye kadar yazıtlara dair yayımlanmış olan eserler içinde en kolay okunan bir rehber niteliğinde...
₺23,40
₺30,00

Tarih insanlığa ne gibi faydalar sunar? Tarihî kaynaklar nelerdir ve bu kaynaklar nasıl kullanılır? Politika, biyografi, felsefe, ekonomi, toplum ve zihniyet ekseninde tarih ilminden nasıl yararlanılır? Tarih yazıcılığı nedir? Tarihî bilginin sınırları var mıdır? Elinizdeki kitap, bu sorularla özel olarak ilgilenen tarih öğrencilerinin yanı sıra tarihe merakı sınır tanımayan okurlara hitap ediyor.

İngiliz tarihçi John Tosh, tarih sözcüğünün iki anlama geldiğini belirtiyor. Bunlardan biri, geçmişte meydana gelmiş olaylardır. Diğeriyse geçmişin tarihçiler tarafından yeniden kurulup aktarılmasıdır. Elinizdeki eser daha çok ikinci anlama yönelik bir çalışma olup tarih konusuna giriş niteliği taşıyor.

Toplumlar arası bağlantıları olan tarihin tam manasıyla işlevini yerine getirebilmesi için başka disiplinlerden de yararlanması gerektiğini belirten Tosh, her türlü tarih araştırmasının modern akademik tarihe damgasını vurmuş olan titiz eleştiri yöntemine uygun olarak gerçekleştirilmesinin şart olduğunu söylüyor. Bunu yaparken tarihçiler arasında geçerli olan tartışmalardan yararlanıyor ve kendisinin katılmadığı görüşleri de adil bir şekilde aktarıyor.

“Tarihin Peşinde” alanında başvuru özelliği taşıyan nadir kitaplardan biri...

₺23,40
₺30,00
Ünlü Amerikalı sosyolog Charles Tilly’nin bu eseri, toplumsal meselelere ilişkin yaptığımız açıklamaları ve o açıklamaları neden öyle yaptığımızı sorguluyor. Okunması hayli kolay bir kitap olan Neden? Düşünce ve Davranışlarımızın Altında Yatan Nedenler, insanların başkalarıyla ilişkilerini nedenler etrafında kurmasının, müzakere etmesinin, tamir etmesinin, yenilemesinin veya sonlandırmasının yöntemlerini araştırıyor. “Neden göstermek insanları birbirine bağlar. İçerikleri ne olursa olsun, nedenler, şu ya da bu şekilde davranmaya ve olan şeylerin ortak anlatımlarına gerekçe sağlarlar,” diyen Tilly, nedenlerin konvansiyonel olanlar, anlatı şeklinde ifade edilenler, teknik sebep-sonuç hesaplamaları ve kodlamalı veya jargonlu bir dille belirtilenler olmak üzere, dört farklı kategoride değerlendirilebileceğini gösteriyor. Günlük toplumsal deneyimlerle ilişkili pek çok parlak anekdotla dolu bir çalışma olan Neden? insanlığın en büyük hazinelerinden birinin hikâyeler olduğunu anlamamızı sağlıyor.
₺21,06
₺28,08
Eagleton bu kitabında felsefe, siyaset, edebiyat ve teoloji gibi disiplinlerin kesişim noktasında konumlanan ve gerek Antikçağ toplumlarının gerekse modern toplumsal düzenin temelini oluşturan kurban mefhumunu yatırıyor masaya. Kendi tabiriyle modern felsefenin, özellikle de Marksistlerin fazla teolojik bularak alaka göstermekten kaçındığı kurban mefhumunun izlerini havarilerin, Antikçağ filozoflarının, teologların ve Hegel’den Derrida’ya, Shakespeare’den Henry James’e, oradan da günümüze daha yakın felsefeci ve edebiyatçıların metinlerinde sürmeye çalışıyor. Konu bu denli yaygın ve katmanlı olunca, kendimizi disiplinlerarası diyalogların ve Aeneas’tan Kral Lear’a, Patrick Melrose’dan Anna Karenina’ya uzanan bir edebi şahsiyetler geçidinin ortasında buluyoruz. 

Kurban mefhumunun yakından ilişkili olduğu, çarmıha gerilme ve tragedya, kutlu ve lanetli, thanatos ve eros, şahadet ve ahlak, mübadele ve aşırılık, günah keçisi ve armağan gibi kavramlarsa kitapta yürütülen genel tartışmanın yine teoloji, felsefe ve edebiyatta izi sürülen farklı katmanlarını oluşturuyor. 

“Kurban”ın uzun zamandır tek taraflı ve yanlış yorumlandığından dert yanan Eagleton, kendi formülleştirdiği hâliyle “radikal kurban” fikrini, siyaset ve devrimle ilişkilendiriyor ve bu fikirde yaşamı zenginleştirecek devrimci bir dönüşüm potansiyeli görüyor. Nitekim kurbanın salt yıkıcı, yok edici veçhelerini ön plana çıkaran postmodern düşünce akımlarına da karşı çıkarak, onun daha “hayat veren” yönlerini anlatmaya çalışıyor. Hıristiyan teolojisi, Marksist ideoloji ve göstergebilimiyle psikanalizi harmanladığı ve edebiyatın büyülü dünyasını bir araya getiren çarpıcı bir düşünsel yaklaşımla, kurban mefhumunu yeniden yerli yerine oturtmaya çalışıyor. 
₺18,72
₺24,00

Normal insanın hastalığını ne yönde anlamalı? Yalnızca cahil kişi bilge haline gelebileceği gibi, yalnızca normal insan hasta olabilir anlamında değil. Nezle, baş ağrısı, kaşıntı, kolik gibi semptom değeri olmayan, alarm değil uyarı değeri olan küçük kazaların bir eşitlik ve denge durumunu, onu bozmaksızın karıştırmaları anlamında da değil. Normal insanın hastalığından anlaşılması gereken normal durumun sürekliliğinden, normalin bozulmaz tekdüzeliğinden zamanla doğan bozukluktur; hastalık hastalıklardan yoksun kalmaktan, hastalıkla neredeyse uzlaşmaz bir varoluştan doğar. Normal insanın ancak bütün insanların kendisi gibi normal olmadığı bir dünyada kendisini böyle bildiğini kabul etmeliyiz, bunun sonucunda, iyi bir kaptanın gemisini karaya oturtabileceğini, efendi bir adamın bir “gaf” yapabileceğini bilmesi gibi normal insan da hastalanabilir olduğunu bilir. Bedenini başarısızlığa uğratabileceğini hisseder, ama bu gerçekliği püskürtmenin kesinliği ile yaşar. Hastalık söz konusu olduğunda normal insan, bir başkasında tükenmiş olanı kendi içinde tutabileceğinin güvencesini yaşayan kişidir. Dolayısıyla normal insanın öyle olduğuna inanması ve bunu söylemesi için hastalığın ön belirtilerine değil, hastalığın tasarlanan gölgesine ihtiyacı vardır.

Hastaların olduğu bir dünyada hasta olmamak zamanla bir rahatsızlık doğurur....Böylece normal insanda normal kalmakla ilgili bir endişe doğar, sağlığın sınanması için yani onun kanıtı olarak duyulan hastalık ihtiyacı; bilinçdışı bir hastalık arayışı, hastalığı kışkırtma doğar. Normal insanın hastalığı, kendisine duyduğu biyolojik güvende bir yarığın belirmesidir. 

- Georges Canguilhem - 

₺28,08
₺36,00
Kant Dersleri organik bir bütünlük arz eder. Ele alınan temaların hepsi birbiriyle yakından ilişkilidir: İnsan yaşamına anlam ve değer verenin tam olarak ne olduğu sorunu; yaşamın hoşlanma ve hoşlanmama duyguları bakımından değerlendirilmesi; temaşa insanlarının insani ilişkiler dünyasına beslediği husumet; metafizik hakikatlerden yoksun oluşumuz ve eleştirel düşünme ihtiyacı; ortak duyu ile anlama yetimizin savunusu; insan onuru kavramı; tarihsel düşünümün doğası; İlerleme fikri ile bireyin otonomisi arasındaki gerilim; evrensel ile tikel arasındaki ilişki ve son olarak, yargı yetisinin kurtarıcı gücü.”
Ronald Beiner

Hannah Arendt’in 1970’te Kant’ın siyasi felsefesi üzerine verdiği dersler, hem Kant’ın hem de asıl, Arendt’in düşüncesinin yeniden inşasına katkıda bulunmuştur. Kant’ın Yargı Yetisinin Eleştirisi eserine odaklanan Arendt, bu muhakemeye dayanarak, kendi siyaset
felsefesini geliştirip tamamlar.

Arendt, siyasetin, düşünce etkinliğinin ve insanların birbirleriyle konuşarak var olmalarının anlamı, olanakları, sorunları üzerine konuşuyor, tartışıyor Kant’la. Bu eserin Arendt’in ölümünden sonra yayımlanmasını sağlayan Ronald Beiner’in açımlayıcı yorumları, Türkçe basıma yazdığı uzunca önsözle tamamlanıyor.
₺27,69
₺35,50

Çiftleşmeden Bütünleşmeye kitabında, Lorenzo Chiesa, Lacan'ın son çalışmalarındaki mantık ve Tanrı konusunu inceliyor. Kitabın büyük bir kısmını 1970'lerin başında Lacan'ın Seminerleri’nde dile getirdiği “Cinsel ilişki yoktur!” aksiyomu üzerine kuran yazar, hem Lacan'ın cinsel farkı bir eksiklik biçiminde savunma çabası hem de bunun felsefi gerçekçilik ve materyalizm üzerindeki etkilerini tartışıyor.

Lacan’a göre, sevdiğimiz için seks yaparız ancak bu sevgi aslında Bir olma arzusundan kaynaklanır. Aşk, gerçek bir “bütünleşme” durumudur. Cinsel ilişkiler, bu imkânsızlığın üstesinden gelmeye çalışan ve fallik işlev olarak adlandırılan aşkın bir mantıkla sürdürülür. Chiesa da kitabında, bu “Cinsel ilişki yoktur!” düsturunun Lacan adına deneysel ve tarihsel olarak psikanaliz tarafından sınırlandırıldığını ancak günlük yaşamlarımızda bu gerçeğin kendini kanıtladığını mantıklı, net bir üslupla savunuyor.

Chiesa ayrıca Lacan'ın modern bilim ve biçimsel mantıkla yaşadığı çelişkinin yanı sıra, ana akım biyolojik söylem tarafından savunulduğu gibi, cinsellikten kopmasına odaklanarak, “tamamlanmamışlığa” dayalı yeni bir cinsiyetlendirme mantığı geliştirmenin, teleolojik evrimden vazgeçilmesini gerektireceğini okuyucuya gösteriyor.
Muhakkak ki, Çiftleşmeden Bütünleşmeye ile Lorenzo Chiesa, hem Lacancı çalışmalara hem de çağdaş metafiziğe önemli katkılar sunuyor. Ve ontolojik altyapıya sahip, bu meydan okuyan eserinde, şu soruyu gündeme getiriyor:

Eksikliği, gerçeklik hakkındaki başka bir gerçeğe yani mutlak varlık olarak başka bir Tanrı figürüne dönüştürmeden, böyle bir gerçeği düşünebilir miyiz?

₺28,89
₺37,04

Ayrıntı Yayınları’nı kuran ve yirmi yıl yöneten Ömer Faruk’un yeni deneme kitabı: Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği.

Ömer Faruk bu hayli iddialı kitabında çatışmalı toplumsallıkların kökeninde siyasi değil düşünce krizi olduğunu öne sürerek bizi düşünce üzerine düşünmeye davet ediyor. Ona göre düşünce kendisi üzerine düşünmediği sürece düşünmüş sayılamaz. Düşüncedeki bu kritik eşik aşılamadığı sürece de “sürekli kriz” durumundan çıkılamaz.

Yazar, düşüncenin düşünene hükmetmesi ile düşünenin düşünceye hükmetmesi arasındaki artan mesafenin “sürekli kriz”in temel nedeni olduğunu belirtiyor. Tüm düşünce tarihini arkalayan bu gerilim sorunsallaştırılmadığı sürece de “sürekli kriz” durumundan çıkılamayacağını söylüyor. Ve mevcut tartışma ortamını devlet olmaya/almaya yönelik siyasetin dışarısına, haysiyetli bir başlangıç noktasına, düşünenin düşünceye hükmetmesi boyutuna davet ediyor. Türkçe’de ilk kez dillendirilen ve mutlaka kulak verilmesi gereken özgün bir tez!

₺19,50
₺25,00

1930’lar Almanya’sının felakete götüren koşullarında yazılan kitap, milliyetçiliğin kültür içindeki izlerini kılcal damarlarına kadar sürerken bütün bir Batı dünyasının kültür ve düşünce tarihini liberter bir gözle analiz etmekte…

Bu kitap hakkında ne dediler:

Milliyetçilik ve Kültür her türlü övgüyü hak eden, özgün fikirlerle dolu olağanüstü aydınlatıcı bir kitap. Albert Einstein

Milliyetçilik ve Kültür, hem geniş çaplı bilgilendirici analizleri hem de devlet tapıncına yönelik
mükemmel eleştirileriyle siyaset felsefesine önemli bir katkıdır. Bertrand Russell

Rocker’ın, uzun tarihsel geçmişi keskin bir zekâyla analiz ettiği bu çalışma insan toplumuyla
ilgili düşüncemize önemli bir katkıdır. Despotizmin şu veya bu biçiminin insanlığın umutlarını, amaçlarını ve imkânlarını ele geçirdiği çağımızda, kitapta ifadesini bulan bakış açısının altı iki kez çizilmelidir. Lewis Mumford

Milliyetçilik ve Kültür, çağımızın sorunları ve aydınlanma yıllarıyla ilgilenen herkes için iyi bir rehber olacak. Geniş bilgi birikimiyle dolu bu önemli esere sahip olmaktan büyük mutluluk duyuyorum; ve dünyanın her yerine ulaşmasını diliyorum. Thomas Mann

₺58,50KDV Dahil
₺75,00 KDV Dahil

İskoç düşünür Alasdair MacIntyre’ın Erdem Peşinde’si “Ahlaki yargılarımızın kaynağı nedir?” ve “Üzerinde toplumsal olarak uzlaşabileceğimiz bir değerler manzumesi oluşturmamız mümkün müdür?” gibi sorulara merak salan geniş bir kitleye hitap ediyor. Yazar, antikçağın Homerosçu ahlakından başlayıp Aydınlanmanın Kantçı etiğine dek sürdürdüğü felsefi ve tarihi referanslarla dolu cevabını, Bentham, Mill, Rawls gibi modern ahlak felsefesinin önemli isimleriyle zenginleştiriyor.

MacIntyre, modern kültürün “rasyonel olarak tutarlı ve savunulabilir bir ahlak söylemi” geliştirme projesinin çöktüğünü; elimizde, birbirine rakip, hiçbiri bir diğerine üstün gelemeyen birtakım geleneklerin kaldığını söylüyor. MacIntyre’a göre, bunun nedeni ahlaka itibar kazandıran bağlamın yitirilip, geriye yalnızca bölük pörçük parçaların kalmış olması... Bu noktada, yazar, çözüm olarak Aristotelesçi geleneği savunuyor.

Yayınlandığı tarihten itibaren pek çok tartışmaya konu olan Erdem Peşinde, modernitenin açmazlarına ve modern ahlak kültürünün sorgulanmasına dair güçlü bir kaynak.

₺28,00
₺40,00

Sosyal bilimlerde kuramların polisiye kurmacalarla bir ilişkisi var mı? Nasıl bir ilişkisi olabilir? Karl Marx Kapital’de neden komedya yerine tragedyayı tercih etmiştir? Gazete haberlerinde saf gerçekliği mi okuyoruz? Peki “gerçekçi” denen anlatılarda kurmacanın rolü ne? Ya anlatılardaki pencereler nereye açılır? Geleneksel olarak kurmacanın dışında bırakılan insanlar romana ve öyküye nasıl dahil edildiler?

Filozof Jacques Rancière uzun yıllardır siyasetin yanı sıra estetik, özellikle de edebiyat üstüne kafa yoruyor. Bu kitabında da bir yandan Honoré de Balzac, Edgar A. Poe, Rainer Maria Rilke, Marcel Proust, Joseph Conrad, William Faulkner ve W. G. Sebald gibi yazarların eserlerinden hareketle kurmacanın kıyılarını keşfe çıkıyor; bir yandansa Georg Lukács ve Erich Auerbach gibi güçlü yorumcularla “diyalog” içinde düşüncelerini geliştiriyor. Kurmacanın Kıyıları’nı edebiyat, eleştiri ve felsefeye ilgi duyan okurlarımızın zevkle okuyacağına inanıyoruz.

₺18,17
₺23,00

Albert Camus “zamanımızın tek büyük ruhu” olarak selâmlar Simone Weil’i. Birçok sadık Weil okurunun söylediği gibi, zamanın tek büyük yüreği ve saf ışığı… İnsanın sefaletini ve düşkırıklığını Pascal’dan sonra dile getiren belki en derin seslerden biridir Simone Weil. Onda düşüncenin kendisi hiçbir zırha bürünmez, tam anlamıyla duru ve çıplaktır. Yalnızca içsel arınma arzusu taşır. Yüce alçakgönüllülükle dökülür her şey. Weil’deki cümleler ruh için doğaüstüne taşınan bir besindir ve âdeta gnostiklerin ‘seçilmiş’ yazgısında erir. Bir yönüyle umut kırıcı ve zor bir mesafedir bu. Anlamak ve anlaşılmak için hakiki bir tinselliğe gereksinim vardır. Gene de inayeti dilemek yerçekimi yasasına aykırı bir fiili içermez ve bizi tüm hayalî kahramanlıklardan, sözde dindarlıktan ve dünyevî ödüllerden kurtarır. Sonuçta, insan saf ışıktan beslenmeyi bilmiyorsa eğer, tüm yanlışlıklar birbirine denk düşmeyecek midir?

Simone Weil tüm dehasını küçümseyerek yazmıştır. Tanrı, aşk, zaman, hiçlik, ben, bağlılık, boşluk, güç, acı vb. kavramları sıra dışı bir yaşam deneyimiyle açımlar. Her birinde lütfun güzelliğini ama o ölçüde de tehlikeyi ve sürekli düşüşü göstererek… Yerçekimi ve İnayet, Weil’in düşüncelerini yansıtan en önemli kitabıdır.

₺19,50
₺25,00

“Eleştiri-özeleştiri kavram çifti, bütün tarihsel-toplumsal-kül­türel ve politik alanı kapsayan devinimlerin, açılımların ve üret­kenliğin kaynağını imler. Böyle geniş bir alanı kapsamasına kar­şın, bu kavram, çifti, çoğunlukla ‘politik’ olan ile sınırlandırılır. Politik olan, bir başına özerk bir öğeymiş gibi, insanın, insanlığın yaşam boyu üretiminin toplamı olan, tarihsel-toplumsal ve kül­türel öğelerden soyutlanır. Bu soyutlamacı tavır, zaten özeleştiri anlayışını benimsemeyen politik olanın eleştirisini tümüyle etki­sizleştirmese de etkisini azaltır. Bu bakımdan, eleştirinin etkinli­ğini güvence altına almak için, eleştirilen konunun belirlenmesi gerekir. Bu nedenle, eleştiri konusu yapılan ‘insan’, ‘toplum’, ‘kül­tür’, ‘sanat’ ve ‘politika’ kavramlarını çözümlemek kaçınılmazdır.”

Onur Bilge Kula, Aydınlanma felsefesi ışığında eleştiri kavramını ele aldığı bu çalışmasında, eleştiri-özeleştiri kavram çiftinin gerekliliğini Batılı düşünürlerle birlikte yorumlarken, sanat ve edebiyatta eleştirinin, ilerlemenin vazgeçilmez öğelerinden olduğunu yapıtlardan örnekler vererek çözümlüyor.

₺29,26
₺38,00

1900’ların başlarında, Lord Kelvin fizikte artık keşfedilecek bir şey kalmadığını öne sürdü. Sadece birkaç yıl sonra, Einstein görelilik teorisiyle dünyamıza dair o güne kadar oluşmuş bilgiyi tersyüz etti. Ardından 1980’lerde Stephen Hawking kuramsal fiziğin sonuna geldiğimizi, her şeyi açıklayan tek bir teorinin yakın olduğunu iddia etti… ve yanıldı.

Evrene dair her şeyi, her bir fizik olgusunu açıklayabilen tek bir teori… Her Şeyin Teorisi. Bilim böyle bir teorinin izini sürmekten ve sıklıkla ona ulaşıldığı yanılgısına düşmekten vazgeçmedi.

İngiliz Bilim Yazarları Derneği Ödülü’nü üç kez kazanmış tek bilim insanı olan Frank Close, “her şeyin teorileri” tarihinde zaferler ve hayal kırıklıklarıyla dolu sürükleyici bir yolculuğa çıkıyor. On yedinci yüzyılda Newton’ın hareket yasalarından başlayıp, on dokuzuncu yüzyılda termodinamiğe ve James Clerk Maxwell’in elektromanyetizma yasalarına, oradan da yirminci yüzyılda Max Planck’la Paul Dirac’ın kuantum fiziğine giren Close, nihayet günümüz fiziğine (süpersicim, çoklu evren, döngü kuantum kütleçekimi) gelip mevcut her şeyin teorisinin kalıcılığını sorguluyor. Bir teorinin, önce her şeyin teorisine meydan okuduğu, sonra onun yerini aldığı amansız döngünün, bilimin ilerlemesinde nasıl büyük bir rol oynadığını gözler önüne seriyor.

Aklayakın serisi, mühim fikirler/zamanlar üzerine, önemli zihinler tarafından kaleme alınmış kısa ama tesirli kitaplardan oluşuyor.

₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

Evren yaratıldı mı yoksa hep var mıydı?

Önce ne vardı, önce denen bir zaman dilimi var mıydı?

Atom altı parçacıklardan hidrojen oluştuktan sonra, diğer elementler nasıl oluştu? Evrende madde de mi evrim geçirdi?

Galaksi toplulukları, galaksiler, yıldızlar topluluğu ve yıldızlar nasıl oluştu?

Bütün gök cisimlerinde canlı aramalı mıyız yoksa elimizdeki bilgi nerede canlı olacağını tahmin etmek için yeterli mi?

Neden altın ve platin uzayın da en değerli elementidir?

Uzayda bir değiş tokuşta kullanılmak için neden altın ve platini yanımızda götürmeliyiz?

Uzayda bizim dışımızda canlı var mı?

Tanrı Parçacığı olarak bilinen Higgs Bozonu bildiğimiz tüm dogmaları yıkacak mı?

Her yıldızda ve gezegende neden canlı olamaz; yoksa evrende çekilmiş bir piyangoda baş ikramiye dünyaya mı isabet etmişti?

Güneş’in özellikleri nelerdir? Her güneş bizim güneşin sunduklarını sunabilir mi?

Neden eski kavimler güneşi Tanrı yaptılar?

 

₺33,75KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil

Seçmenler kime, neden oy verir?

Seçilmek isteyen oyunu almak istediği seçmenlere ne söylemeli?

Siyaset ve iletişimin ilişkisi kısaca budur. Ancak basit görünen, çok zor bir problemdir.

Seçim süreci ve kampanyalar, seçmenler ile seçilenin iletişiminin doruk noktasıdır.

Bu önemli iletişim süreci, iletişim teknolojisinin de gelişmesiyle, artık bilimsel yöntemlerle yapılan büyük ve etkili kampanyalarla yürütülüyor.

Elinizdeki kitap, dünya çapında başarılı olmuş seçim kampanyalarını inceleyen ve bunlardan 101 tavsiye çıkaran, bir seçimin kazanılması için neler yapılması gerektiğini ortaya koyan “seçim-iletişimi” kitabıdır.

₺15,75KDV Dahil
₺21,00 KDV Dahil

Gordon Childe, 1946’da itibaren on yıl boyunca arkeolojik sınıflandırma ilkeleri, güncel terminoloji ve metodolojiyle ilgili verdiği dersleri kitaplaştırmış ve Geçmişi Bir Araya Getirmek adıyla yayımlamıştır.

Childe bu kitapta, arkeolojik düşünme ilkelerini ortaya koyduğu, yorumları ve kavramları araştırır, arkeolojik kayıt tutmanın yöntemlerini inceler ve arkeolojinin, verileri tarihsel bir bütünlük içinde değerlendirmesi gerektiğini savunur. Bununla beraber bu alanda yeni olanlar için de, örneklerini tarihöncesi arkeolojiden alarak, çağların nerede başladığını, neleri kapsayıp nerede bittiğini yorumlamaya ve kültürlerin tanımlanmasındaki kriterleri belirlemeye çalışır.

₺13,50KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
İnsanlık tarihini geliştirmek için sadece iyi şeyler denenmedi. İdealize edilmiş dünyanın peşinde ve onun yararına yürütülen çalışmalar, pozitif bilimleri ve bilim insanlarını onurlandırırken; her keşif, icat ya da gelişme, insanlığı “kurtarılacaklar” ve “yok edilecekler” olarak ikiye ayıran kötülerin elinde silaha dönüştü. Bu kitapta da, bir fili öldüreninden çocukların hayatını karartanına, intihara sebep olanından insanların içindeki faşisti ortaya çıkaranına kadar bir dizi deney ve bu deneylerin bilim insanı olan yürütücüleri var.
₺9,00KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil

René Girard, Şiddet ve Kutsal’da şiddetin kaynağında kutsalın bulunduğunu iddia ediyor. Uygarlığımızın merkezindeki yapının köklerine inerek tarih boyunca görüldüğü, edebiyat ve mitte temsil edildiği haliyle şiddeti araştırıyor. İnsan kötülüğüne dair çığır açan bu incelemede İncil anlatıları ile Yunan tragedyalarını özgün bir bakış açısıyla yeniden okumasının yanı sıra, tarihin ilk kültürel ve toplumsal kurumlarına ve ilk kurban törenlerine evrensel bir açıklama getirmek için sosyoloji, etnoloji ve psikanalizden faydalanıyor.

Zarif ve açık bir dille kaleme aldığı bu araştırma hem önemli bir bilimsel çalışma hem de edebi bir eser. Belki de Girard’ın en büyük meziyeti bu…

₺29,25KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil
Yirminci yüzyıl tarihin en kanlı dönemiydi iddiası, ateizm, Darwin, devlet yönetimi, bilim, kapitalizm, komünizm, ilerleme ideali ve erkek cinsiyetin de aralarında bulunduğu pek çok şeytan itham edilirken başvurulan klişelerden biri. Peki ama bu doğru mu? Pinker tam tersini savunuyor. Avcı-toplayıcı toplumların, ilkel kabilelerin ya da devletsiz toplulukların insan öldürmeye daha az eğilimli oldukları şeklindeki klişe, pek çok istatistiksel veriyle çürütülüyor. Peki insanın doğası iyi mi kötü mü? Şiddetin kaynağı ekonomik eşitsizlik mi? Yoksulluk arttıkça insanlar şiddete daha mı eğilimli oluyorlar? Oysa 1960'larda şiddetin zirve yaptığı dönemde Batı toplumlarında eşitsizlik katsayısı hiç olmadığı kadar minimumdaydı. İçimizdeki kötülüğü açığa çıkaran eşitsiz toplum mu yoksa doğuştan mı kötüyüz? Hobbes ile Rousseau arasındaki yüzyıllardır süren bu tartışmayı Pinker bir üst boyuta taşıyarak, modern analizlerle aydınlatıyor. Hümanist devrimin insanı ehlileştirdiğini savunan Pinker, Aydınlanmanın insanın doğasının iyi tarafını nasıl ortaya çıkardığını göstererek, kimi Aydınlanma düşmanlarının saldırılarının geçersizliğini ispatlıyor.

Olağanüstü önemli bir kitap.
₺48,75KDV Dahil
₺65,00 KDV Dahil

Kaç tane ünlü mucit tanıyorsunuz?


Peki ya gizli ajan?


Bu kitap, kadın oldukları için yaşadıkları dönemde hak ettikleri ilgiyi görmeyen ama inanılmaz işler başarmış kadın savaşçılar hakkında.


Onlar dünyayı değiştirdiler, bu yüzden adları kocaman harflerle yazılmalı!



Kadın savas¸çılar her taraftalar, sadece biraz dikkatli bakmak gerek. Bir düs¸ünün... Anneniz, büyükanneniz, kız kardes¸iniz, eski ögˆretmeniniz, belki o çok begˆendigˆiniz yazar... Ünlü olmasalar da hayata kars¸ı gerçek birer rock yıldızı gibi dik duran tüm bu büyüleyici kadınlar onlar. I·s¸te bu sebepten tüm dünya ayaklarına kapanmalı. Hemen s¸imdi.


Bu kitapta baş döndürücü 26 kadının hikâyesini derledik. Bazı isimler tanıdık gelebilir, bazılarını ise ilk defa duyuyor olabilirsiniz ama hepsi yaptıklarıyla tarihte büyük bir önem taşıyor.



Kadın savaşçılar geldi ve gitmek gibi bir niyetleri yok!



İSKENDERİYELİ HYPATIA * MARY SHELLEY * ADA BYRON * NELLIE BLY * MARIE CURIE * LOTTIE DOD * ALICE GUY * VIRGINIA WOOLF * COCO CHANEL * CLARA CAMPOAMOR * AGATHA CHRISTIE * ANGELA RUIZ ROBLES * AMELIA EARHART * FRIDA KAHLO * SIMONE DE BEAUVOIR * IRENA SANDLER * NANCY WAKE * ROSA PARKS * HEDY LAMARR * AUDREY HEPBURN * SUSAN SONTAG * ANNIE LEIBOVITZ * JANE GOODALL * VALENTINE TERESHKOVA * LADY GAGA * MALALA YOUSAFZAI

₺36,00KDV Dahil
₺48,00 KDV Dahil

Dun Gifford Ödüllerinde “Dünyanın En İyi Akdeniz Mutfağı Kitabı” seçilen Zeytinyağı Diyeti zeytinyağının faydalarını, kullanım kolaylığını ve yöntemlerini anlaşılır açıklamalarla ve harika pratik tariflerle birlikte sizlere sunuyor ve sağlıklı bir yaşamın kapılarını sizin için ardına kadar açıyor.

Akdeniz diyeti uzmanı Dr. Simon Poole ve zeytinyağıyla ilgili yirmi yılı aşkın deneyimiyle tecrübeli yazar Judy Ridgway’in ortak çalışması olan bu kitap, zeytinyağına dair aklınıza takılan sorulara bilimsel açıklamalar getirecek ve günün her öğününe uygun 120’den fazla sağlıklı tarifle yaşam kalitenizi artıracak. Huzurlu ve sağlık dolu bir yaşam için Akdeniz’in kalbine yapılan bu büyüleyici yolculukta Zeytinyağı Diyeti’ni yanınızdan ve mutfağınızdan eksik etmeyin.

₺26,25KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
Türkiye’nin her açıdan kabuk değiştirdiği bir dönem olan 1950’li yıllardaki zamanın ruhu üzerine kapsamlı bir kılavuz.
•Dünyaya açılma devri, ABD hegemonyasının etkisine girilen yıllar, küresel kapitalizme eklemlenme... •Tek parti sultasının ardından Demokrat Parti devri... Adnan Menderes, Celal Bayar, İsmet İnönü, Osman Bölükbaşı, Fevzi Lütfü Karaosmanoğlu, Hikmet Kıvılcımlı ve diğerleri... •Soğuk Savaş, anti-komünizm, DP’yle birlikte bir yeni otoriterlik tecrübesi, özgürleşme arayışları... •Siyasal mücadeleler, dış politika, 6/7 Eylül pogromu, emek hareketi, kentleşme, kitle iletişimi, kadın hareketi, “Doğu Sorunu”... •Günlük hayat, popüler kültür, magazin, sinema, edebiyat…
Mete Kaan Kaynar’ın hazırladığı derlemeye Cenk Ağcabay, Gökhan Ak, Yelda Şahin Akıllı, Mehmet Öznur Alkan, Zübeyir Barutçu, Foti Benlisoy, Tanıl Bora, Funda Şenol Cantek, Kadir Dede, Tanel Demirel, Yasemin Doğaner, Eren Erden Erdem, Nevra Ersarı, Süleyman İnan, Mete Kaan Kaynar, Nuray Ertürk Keskin, Bayram Koca, Selçuk Koca, Hakan Koçak, Feridun Cemil Özcan, Gencer Özcan, C. Oral Özdemir, Emrah Özen, Ezgi Sarıtaş, Ayşem Sezer Şanlı, Aslı Uçar, Kerem Ünüvar, Anıl Varel, Kerem Yavaşça ve Sinan Yıldırmaz yazılarıyla katkıda bulundu.
₺52,50KDV Dahil
₺70,00 KDV Dahil

Zamanı geriye çevirebilmek mümkün olsaydı aynı hataları yapar mıydık?

Peki ya kendimizi zamanda ileriye götürebilseydik orada karşılaşacağımız kişi nasıl biri olurdu

Umut, ruhumuzun gölgelerinde saklanan küçük bir çocuk mudur?

Mert Çuhadaroğlu, “Mutluluğun Şifresi”nde bu kez kalbi kırık, yorgun, umutsuz genç bir kadının kaybettiği ışığını bulmasına yardımcı oluyor. Uluç ile Esra’nın anı yakalamak için çıktıkları bu keyifli yaz yolculuğuna eşlik ederken siz de hayallerinizin yaşamın içinde çağlayan o sonsuz neşeden nasıl kolayca filizlenebileceğine bizzat tanıklık edeceksiniz.

₺32,00KDV Dahil

“Bir insanlık mirası göz göre göre kayboluyordu. Ve biz, her bir görüşmemizde bu gerçeği biraz daha yakından gözlemliyor, bu büyük kaybın hüznünü biraz daha derinden seziyorduk. Bütün anlatıcılar bir kayıp hikâyesi anlattıklarının farkındaydı. O yüzden hep hüzünlüydüler. Ve yine o yüzden hep daha fazla anlatmak istediler.”

Aleviliğin, gitgide kaybolmakta olan bir katmanını ele alıyor bu kitap: Rıza Yıldırım’a göre, günümüz Aleviliğinin en alt katmanını oluşturan geleneksel Aleviliği. “Yalıtılmış, sıkdokulu, kırsal” ilişkilere dayanan, “mistik ve mitik nitelikli dogmalar”la kendini sözlü iletişimle yeniden üreten bir kültür olarak tasvir edilen geleneksel Alevilik, aktarım kanalları hayli tıkanmış olduğundan, bir tür “gizli kaynak” havası taşıyor.

Tokat-Amasya-Sivas-Çorum bölgesinde 670 Alevi köyünde dört yüzü aşkın dede, baba, âşık ve anayla derinlemesine mülakatlara dayanan bu çalışma, geleneksel Aleviliğin dünyasına geniş bir bakış sunuyor. Kolektif belleğin haritasını çizen, menkıbeleri, yazılı metinleri ve inanç temellerini anlatan çalışmada; dinî olmanın yanında edebî bir değer de taşıyan zengin bir kolektif menkıbe örnekleri derlemesi yer alıyor. İbadetler, cem töreni, ocak, dedelik, taliplik, musahiplik kurum ve ilişkileriyle, geleneksel Alevi toplum düzeninin canlı bir resmi çiziliyor.

Modernleşme ve kentleşmenin etkisi altında çözülürken, oluşum sürecindeki modern Aleviliğin temel kaynağını oluşturan bir “eski” Aleviliğin, son derece canlı bir portresi.

₺27,65KDV Dahil
₺39,50 KDV Dahil
Antik çağların fantezileştirilmiş amazonları ile Dahomey’in gerçek amazonlarının ortak özellikleri oldukça fazlaydı. Her ikisinde de kız çocukları küçük yaşlardan itibaren savaşmayı, silah tutmayı, güçlü, hızlı ve dayanıklı olmayı ve acıyla baş etmeyi öğreniyorlardı. Avcılık, dans ve enstrümantal müzik bu kız çocuklarının yeteneklerinden sadece bazılarıydı. Hayattaki asıl amaçları savaşmaktı. Savaşmayı arzuluyor, kan dondurucu çığlıklarla savaşa koşuyor, savaştan zevk alıyor, öfke ve yüreklilikle savaşıyorlardı. Korkuya bağışıklık kazandıkları aşikârdı. Zafer kazanınca ise acımasız oluyorlardı. Komşularına korku salıyorlardı. Erkekler onları, saygın ve amansız düşmanları olarak görüyorlardı. 

Titiz bir arşiv araştırmasıyla hazırlanan Afrikalı Amazonlar, dünya savaş tarihinde kadınlar hakkında yazılan en kapsamlı ve güvenilir çalışma olma özelliğini de taşıyor. Stanley B. Alpern’in eşsiz araştırması, köleliğe karşı çıkan bu zorlu kadın savaşçıların sömürgecilik tarihindeki yerlerine ışık tutuyor. Bir mitten öteye geçemeyen Amazonlar'ın vücut bulmuş hali olan Dahomey’in kadın savaşçıları, erkek egemen dünyanın kıtalarından biri olan Afrika’da ataerkil geleneğin ezberini bozuyor. Bu kapsamlı çalışmada devletin kökenlerinden 1892 yılındaki Fransa yenilgisine kadar Dahomey Amazonları’nın tarihi gözler önüne seriliyor: Kadınların ne yedikleri, nasıl işe alındıkları, nasıl eğitildikleri ve savaşın olmadığı dönemlerde neler yaptıkları hakkında görsel ve yazınsal belgeler sunuluyor. Erkek egemen tarih yazımına alternatif çarpıcı ve zihin açıcı bir tarih kitabı... 
₺26,25KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
Havva’nın Saklı Yüzü, ilk olarak 1977’de Arapça yayımlandı, İngilizce çevirisiyse 1980’de piyasaya çıktı. Kitap çıkar çıkmaz başarı yakaladı ve Arap toplumunda kadın çalışmalarının başlıca ders kitaplarından biri haline geldi. O zamandan bu yana Arap kadınları uluslararası arenada sivrilmiş ve toplumdaki statülerini iyileştirmeye yönelik önemli bir ilerleme kaydetmişlerdir. Fakat ne yazık ki Nevâl es-Sâdevî’nin kitabında gündeme getirdiği konuların pek çoğu bugün de geçerliliğini korumakta. Kitabı okumak, tam da bu nedenle, otuz yıl önce ne kadar gerektiyse bugün de o kadar gerekiyor. 

Havva’nın Saklı Yüzü, Nevâl es-Sâdevî’nin külliyatında bir dönüm noktası ve Batılı bir okur kitlesiyle ilk buluşmasıdır. Kitap Arap dünyasında muazzam bir hiddetle karşılandı. Yazarı eleştirenler, onun Arap kadınları tasvirinin Arap dünyasına ilişkin kalıplaşmış yargıları ve önyargıları pekiştirdiği iddiasıyla ona ateş püskürdüler. Sözümona “ahlak bekçileri” için bir nefret nesnesi haline geldi, sürekli ölüm tehditlerine ve tacizlere maruz kaldı. Arap kadınları ve dünyanın dört bir yanındaki kadınlar, Nevâl es-Sâdevî’nin geleneklere karşı çıkışına ve sıra dışı cesaretine çok şey borçlu. Nevâl es-Sâdevî, Havva’nın Saklı Yüzü ve diğer kitapları vasıtasıyla bir diyalog başlattı ve değişime dair tek umudumuz da bu türden bir açıklık ve diyalogda. 
₺30,00KDV Dahil
₺40,00 KDV Dahil

Bir Türkiye hayaliniz var mı?


Çocuklarınız için kurduğunuz Türkiye hayali nedir?



Selçuk Şirin, elinizdeki kitapta bilimsel verilerden yola çıkarak eğitimden kalkınmaya, girişimcilikten kodlamaya, çocuk yetiştirmeden obeziteye uzanan geniş bir alanda yeni bir geleceğin kapılarını aralıyor. Gidişat sizi karamsarlığa itiyorsa bu kitap size iyi gelecek. Şimdi, başka bir Türkiye hayali kurmanın tam zamanı.



"Düşünde bile göremez işler, düşlerin gördüğü işleri" demiş Can Yücel. Ustanın dizesini verilerle Türkiye gerçekliğine ustaca uyguluyor Selçuk Şirin. Yeni ekonomiyi ve kalkınmayı dert edinenler muhakkak okumalı.


-Prof. Dr. Tülin Erdem / New York Üniversitesi Stern School of Business-



Türkiye için sadece parlak umutları değil, bu umutları gerçekleştirmenin yöntemlerini de vurgulayan bir çalışma.


-Prof. Dr. Emre Kongar / Yazar-araştırmacı-



Selçuk Şirin Türkiye’nin bugünkü durumunun fotoğrafını çekmekle kalmıyor, bizlere kurtuluş reçetelerini de sunuyor. Bir hayalin ötesinde, geleceğin Türkiyesine ulaşmak için anahtar niteliğinde bir başucu kitabı.


-Cüneyt Özdemir / Gazeteci-CNNTürk-

₺20,25KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil

Özgürlüğün iyimserliği rakamların kötümserliğini yok edecek!

Bir ülkeyi, bir toplumu anlamanın en iyi yolu, öteki ülkelerle, öteki toplumlarla karşılaştırmaktır. Çünkü dünyayı birlikte paylaştığımız, çağı birlikte yaşadığımız kültürleri anlamadan, kendimizi anlamak mümkün değildir. O zaman da sayılar girer devreye, rakamlar bütün ayrıntılarıyla kendi hakikatimizi döker gözler önüne. Selçuk Şirin, bu önemli çalışmasında verilerle, kıyaslamalarla, deneyimlemelerle ülkemizin çarpıcı bir fotoğrafını sunuyor bize. Düşünmek, anlamak ve değiştirmek için...

-Ahmet Ümit (Yazarı)-

Refaha giden yolun özgürlükten geçtiğini verilerle kanıtlıyor Selçuk Şirin. Çocuklarımıza layık bir geleceğin yol haritası, zengin bir Türkiye'nin reçetesi var bu kitapta.

-Hamdi Ulukaya (Chobani CEO)-

Selçuk Şirin, Türkiye'ye yeni bir bakış açısıyla bakıp yeni gerçeklikleri sunan değerli bir bilim insanı. Onu farklı kılan, yerel meselelere küresel perspektiften getirdiği analiz ve yorumlarıdır. Yazılarından istifade ediyorum. Kitabı başucu kaynağı olacaktır.

-İsmail Küçükkaya (Gazeteci)-

Özgürlüğün iyimserliği rakamların kötümserliğini yok edecek! Kendinizi cehaletten yılmış, dün ile fazlasıyla yorulmuş hissediyorsanız elinizdeki kitap sizi Türkiye için yeni hayaller kurmaya davet ediyor.

Selçuk Şirin sıkı bir araştırmacı. Türkiye'nin kritik bir yol ayrımında olduğunu verilerle kanıtlıyor. Buradan ileriye ancak özgürlükle, adil rekabetle, kaliteli eğitimle gidebileceğimizi gösteriyor. Bunu beylik sözlerle değil somut verilerle yapıyor. Lafı dolandırmıyor, en sade anlatımla, her kesimden okuru yol ayrımındaki Türkiye'de doğru tercihi aramaya davet ediyor. Türkiye'den neden bir WhatsAPP çıkmasın, diyor. Hayatı bulduğu gibi bırakmak istemeyenlerdenseniz, bu kitap size çok iyi gelecek.

₺19,50KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil
Kuantum Dünyasinda 
Küçük Bir Gezinti 

Çağdaş fizik kuramları arasında popüler dille anlatılması belki de en zor olanı kuantum fiziğidir. Fizikçi ve bilim felsefecisi Étienne Klein’ın “Kuantum Dünyasında Küçük Bir Gezinti”de bunu başardığını söyleyebiliriz. Klein bu kitabında, gündelik deneyimlerimizle asla kavrayamayacağımız kuantum fiziğinin temel ilkelerine dair bir anlayış geliştirmemizi sağlıyor. 

Kuantum fiziği, anlaşılıp uygulanabilmek için bir yorum çalışmasına da gereksinme duyar. Einstein-Bohr tartışmasında ortaya çıkan teori ile gerçeklik arasındaki ilişki sorusu, fizikçileri farklı kamplara bölmeyi sürdürüyor. “Kuantum Dünyasında Küçük Bir Gezinti”, kuantum teorisinin gerçeklikle ilişkisine dair bu farklı yorumlara da yer veriyor.
₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Viking dönemi üzerine bu kitap konunun önde gelen uzmanları Stefan Brink ve Neil Price'ın işbirliğiyle ortaya çıktı. Arkeoloji, tarih, filoloji, karşılaştırmalı dinler tarihi, nümizmatik ve kültürel coğrafya gibi pek çok disiplinin yenilikçi araştırmalarını bir araya getiren ilk kitap olma özelliğini taşıyor. Bu kapsamlı kitap, Vikinglerin sosyal kurumlarından Viking çağının ekonomisine, İzlanda sagaları ve şiirlerinden Vikinglerin savaşları, inançları, yolculukları, ortaçağ ve Hıristiyan Avrupa'yla olan ilişkilerine kadar geniş bir yelpazeye yayılan pek çok ilginç konuyu işliyor ve Viking araştırmaları alanında önemli bir boşluğu dolduruyor. Çok sayıda resim ve haritayla desteklenen bu kitap Viking dönemi ve İskandinav tarihiyle ister akademik anlamda ister meraklı bir okur olarak ilgilenen herkesin kütüphanesinde yer alması gereken temel bir başvuru kitabıdır. 

Brink ve Price muhteşem bir kitap kotarmışlar: Viking Çağını merak edenler ve akademisyenler için çok kapsamlı bir kaynak kitap. Önde gelen uzmanların yazdığı makaleler Vikinglerle ilgili çok çeşitli konuları derinlemesine işliyor ve Vikinglerle ilgilenen herkese yönelik zengin bir bilgi kaynağı oluşturuyor. Hem ortaçağ akademisyenleri hem de meraklılar için vazgeçilmez bir eser.
-Choice-

Viking Dünyası zekice yazılmış, ayrıntılı, güvenilir, aynı zamanda herkesin kolaylıkla okuyabileceği bir eser. Viking araştırmaları alanında vazgeçilmez bir kılavuz olacağına, gelecekteki araştırmalar için de bir temel oluşturacağına hiç kuşku yok.
-Simon Keynes, Cambridge Üniversitesi-

Çağdaş akademisyenlerin başını döndürecek bir derleme. Kısa ve ayrıntılı makalelerle desteklenen genel bölümler, güncel kaynakçasıyla bilimdeki son eğilimlerin bir ansiklopedisi adeta.
-Joseph Harris, Harvard Üniversitesi-

Bu kitabın güzelliği hem araştırmacılara yönelik son bilgileri kapsaması, hem de Vikinglerle ilgilenen okurlara ilgi çekici ve heyecanlı bir tarzda Vikingleri anlatması.
-Helge Salvesen, Tromso Üniversitesi, Norveç-
₺43,07KDV Dahil
₺59,00 KDV Dahil

Ahmet Şerif İzgören’in yeni kitabı Masallarda Bir Peri Çıkar Karşınıza Gerçek Hayatta Öğretmen raflardaki yerini aldı.

Öğretmen, aile, öğrenci, sistem ve ülke kültürü başlıklarında eğitim sistemini irdeleyen İzgören, kitabında sistemin tüm paydaşlarına öneriler sunuyor. Ülke geleceğiyle ilgili en önemli başlığın eğitim olduğunu, sistemin doğru kurgulanması durumunda değişimin başlayacağını savunan İzgören, çalışmasında “Eğitim sistemimiz nasıl daha iyi olabilir?” sorusunun da yanıtını arıyor.

Keyifli okumalar.

Gerçek örneklerle, çok güzel mesajlarla, doküman ve sayısal verilerle “mutlaka okunmalı” dediğim bir kitap olmuş. Bu kitabı okuyan öğretmenler mutlaka kendileriyle yüzleşecek ve mesleki geçmişlerini, ürettiklerini ve tükettiklerini gözden geçireceklerdir, eminim. Bir öğretmen olarak karşılaştığım örneklerden yola çıkarsak kitapta vurgulanan başlıkların ve içeriklerinin çok yerinde olduğunu söyleyebilirim. Hocamın emeğine, görüşüne, kalbine sağlık.

- Gülistan Ekiner/Bahçeşehir Koleji İlkokul Eğitim Koordinatörü-Öğrenme Stilleri Eğitmeni -

Şerif Hocanın bende yarattığı en büyük etki ülkesine olan koşulsuz sevdasıydı. Okudukça ve tanıdıkça sevdası anlam kazandı, o bu ülkenin güzel çocuklarına olan inancından hiçbir şey kaybetmeden çalışıyor. Şimdi de Masallarda Bir Peri Çıkar Karşınıza Gerçek Hayatta Öğretmen kitabıyla çalıyor kapılarımızı. Kitapta buram buram Anadolu kokan anılarla bezenmiş öğretmen, anne-baba tutumları da yer alıyor. Şerif Hoca bir şey öğretmeye çalışmıyor, sadece bıraktığı duyguyla yaşama yeniden dört elle sarılmamız gerektiğini fısıldıyor küçük harflerle büyük izler bırakarak…

-Müjdat Ataman/Eğitimci-Yazar -

Öğrenci, öğretmen, yönetici ve bir veli olarak geçirdiğim bütün süreçleri tekrar sorgulamamı sağlayan, bitirdiğimde “iyi ki böyle yapmışım, keşke böyle yapsaydım ve mutlaka böyle yapacağım” dediğim bir başucu kitabı.

-Metin Altun/İzmir Türk Koleji Bornova İlköğretim Müdürü -

Ahmet Şerif İzgören birçok öğretmen ve öğrencinin model aldığı bir yazar. Kitabı okuyunca neden böyle olduğunu çok daha iyi anladım. Tüm okul yöneticilerinin okuması gereken bir kitap.

-Ali Mahmut Akça/UKEB Okulları Müdürü -

Bir öğretmen olarak diğerleri gibi bir solukta okudum bu kitabınızı da. Yine müthiş gözlemler, hayata dair eğitime dair yaşanmışlıklar, iyi yapılan ve yapılamayan işleri tespit ederek sunulan öneriler, örnekler… Herkes kendi yaşamından satırlar bulacak bu başucu kitabında… Ve düşünecek yapması gerekenleri, yapılması gerekenleri; diyecek ki “umudun olduğu yerde mucizeler çiçek açacak”.

-Nihal Sav/Öğretmen -

₺22,04KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil

Bu derlemedeki yazılar, geçmişi yorumlamak ve geleceği tayin etmek için verilen mücadelenin ana mecralarından biri olan arkeolojinin politikasına ışık tutuyor. Arkeoloji, üzerinde hak iddia ettikleri toprakla aralarındaki tarihsel bağı ispat etmek isteyen ulusdevletlerin, kendilerine şanlı bir geçmiş kurgulamak isteyen halkların ve toprak gasplarını medeniyet anlatılarıyla meşrulaştırma gereği duyan kolonyal güçlerin elinde etkili bir araca dönüşmüştür.

1980’lerden itibaren disiplin içinden ve dışından arkeoloji pratiğine yöneltilen tüm eleştirilere rağmen, Irak’tan Filistin topraklarına kadar 21. yüzyılda yaşanan çatışmalar, arkeolojik eserlerin günümüzde hala savaş sahalarına sürülebildiğini gösteriyor. Bu derlemeye katkıda bulunan yazarlar, ulusların inşa süreciyle beraber bilimler arasındaki yerini sağlamlaştıran, kolonyalizmin himayesi altında serpilen ve kapitalizmle eklemlenen arkeolojiyi, bu güçlerle arasındaki karşılıklı
üretim ve yeniden üretim ilişkisini gözden geçirmeye çağırıyor.

Hepsinden önemlisi, arkeologları, ölü topluluklarla değil yaşayan insanlarla ve günümüzde hala etkinliğini sürdüren nesnelerle çalıştıklarının bilincinde olup buna uygun bir etik geliştirmeye davet ediyor.

₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

“Machiavelli, neredeyse romantik denebilecek bir tavırla prensin… güzel başarısızlığını över. Oysa ki düşünürün genel geçer imgesi, başarı uğruna her şeyi yapmaya hazır bir muhteristen söz edildiğini düşündürür. Zaferi elinin tersiyle iten bu adam da kim?

Machiavelli’nin içinde Machiavelliler mi var; yoksa genel geçer imgede mi bir sorun var? Demek ki, ‘Makyavelci Machiavelli’ imgesine o kadar da güvenmememiz gerekiyor.”

Machiavelli ve büyük eseri Prens’in, “amaca giden her yol mubahtır” anlamındaki Makyavelcilik’le özdeşleşerek ünlenmiş olduğunu biliyoruz. Bu kitap, Machiavelli’nin düşünsel ufkunun asla bununla
tüketilemeyeceğini, dahası onun aslında Makyavelci olmadığını bir defa daha gösteriyor. Hem Prens’i, hem başta Leo Strauss olmak üzere hakkındaki literatürü didik didik okuyarak, düşünürün kavramsal avadanlığını merakla elden geçiren bir metinle karşı karşıyayız: Virtù (beceri), fortuna (talih), ironi, politik bellek, şiddet, din, sözleşme, karşılaşma, ordu-bürokrasi, yanıltma politikası, somut gerçeklik, imge, maske, sağduyu, astroloji, kozmoloji… Ve başta beceri-talih ikiliği olmak üzere, kavramsal kutuplar arasındaki gerilimler, buluşmalar ve buluşamamalar…

Utku Özmakas, Machiavelli’nin kavramları müphem bırakan, metaforlarla ilerleyen düşünme tarzındaki hikmetin zevkine varır ve vardırırken, bu düşüncedeki zengin olanakları, olasılıkları arıyor. Tartışarak anlatan diliyle, bu arayışında okuru da yanına katıyor. Zaten, sadece Prens’i anlama kılavuzu değil “sizi çarpan, zorlayan, ilk etapta kuşatamadığınız bir metin karşısında hevesini kaybetmeme kılavuzu” olarak tanımlıyor kitabın amacını.

₺28,87KDV Dahil
₺38,50 KDV Dahil

Bugün anne baba olmak, önceki kuşakların ebeveynlik pratiğinden oldukça farklı bir anlam taşıyor. Son otuz kırk yıl içinde, araştırmacılar “iyi bir ebeveyn”in nasıl olması, ne yapması, nelerden kaçınması gerektiğine dair kafa yormaya ve bu alanda çalışmalar yapmaya başladılar. Aynı süreçte gazeteler ve dergiler de konuya eğilen öğretici yazılar, altın kurallar içeren listeler yayımladılar. Kısacası ebeveynlik, adeta bir uzmanlık alanına dönüştü. Çocukların gelişimi, sağlığı ve mutluluğu için her zamankinden fazla çaba gösterme baskısı, aynı zamanda yeni bir kavramı da beraberinde getirdi: ebeveynlerde tükenmişlik sendromu. Peki kimler etkilenir bundan? Anne babaları tükenmişlik sendromuna götüren risk faktörleri nelerdir? Kronik stresin tükenmişlikle bağlantısı nedir? Aile ideali, tükenmişliğin ortaya çıkmasında nasıl bir rol oynar? Tükenmişliğin tetiklediği olumsuz davranışlar hangileridir? Risk faktörlerini telafi eden koruma faktörleri nelerdir, bunlar nasıl geliştirilebilir? Tükenmişlik sendromuna yakalanma ihtimalini azaltmak için hangi eğitim yöntemlerinden kaçınmak gerekir? “Olumlu ebeveynlik” nedir? Tükenmişliğe karşı ebeveyn imgesini düzeltmenin yolları nelerdir? Ebeveynlerde tükenmişlik kaçınılmaz ve kalıcı bir durum mudur, başka deyişle kader midir?

Her ikisi de klinik psikolog olan Moira Mikolajczak ve Isabelle Roskam, Ebeveynlerde Tükenmişlik’te mesleki birikimlerini kişisel ebeveynlik deneyimleriyle buluşturarak, bu zorlu tablonun oluşma sürecine ve sonuçlarına ışık tutuyorlar. Çocuklarıyla ilişkilerinde yorgun düşmüş, tekrar sağlıklı ve dengeli bir ebeveynliğe çıkan yolu arayan anne babalar için benzersiz bir kaynak.

₺21,38KDV Dahil
₺28,50 KDV Dahil

İşti güçtü, haramdı küfürdü, Fener’di Cimbom’du derken unutulup gidiyor... Sağ, sol, sermaye, Komünist Manifesto... Hiçbiri umurumda değil. Ben oldum olası yorulmaktan şikayetçiyim.

Hiçbirimizin, enerjisini atsın da erkenden uyusun denerek parklarda, bahçelerde koşturulan çocuklardan bir farkı yok…

Askerde doldurtulan anonslu kasetler, kapısında “miras değil alın teri” yazan birahaneler, tuvalete yakın masalar, yarım kalan rakılar, filtresi rujlu izmaritler, tuzlu fıstıklar, çiziktirilmiş adisyonlar, kaçak çaylar…

En müstesna huylu kadınlar ve onlara âşık adamlar, yapacak hiçbir şey kalmayınca eve gidip Breaking Bad izleyenler, içlerindeki dolmak bilmez kuyuları birayla dolduranlar…

Engin Barış Kalkan, muzip bir insan sarrafı… Zamane ağzıyla “Aa aynı ben” dedirten gözlemlerle örülü hikâyeler anlatıyor.

Anonslu Kaset Doldurulur, herkesin aklından geçenler ama söze dökülmeyenler… Kelebek etkileri…

Sevgi, özlem, kalp çarpıntısı, kıskançlık… Basbayağı çocukluk aşkı.

Ömrün geri kalanına kafa yormayınca her şey daha tatlı.

₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

“Tarihsel bilim felsefesindeki meşakkatin, kendini tarihsel kaydın gözlemleri üzerine temellendirerek ve yerine koyacak herhangi bir şeyi sağlamadan, daha önce bilimsel bilginin otoritesinin dayandığı düşünülen sütunların altını oymak olduğunu ileri sürdüm.

Aklımdaki sütunların en önde gelen ikisi: İlk olarak, delil sağladığı söylenen olgular inançlara öncel ve onlardan bağımsızdır; ikinci olarak, bilim pratiğiyle ortaya çıkan şey, zihinden ve kültürden bağımsız dış bir dünya hakkındaki doğrular, olası doğrular veya yaklaşık doğrulardır.”

“Paradigma” kavramının bilimsel-teorik dünyanın da dışına taşarak yaygınlaşması, onun eseridir: Thomas Kuhn’un 1962’de yayımlanan Bilimsel Devrimlerin Yapısı kitabı, bakış açısını, düşünme biçimini tanımlayan bu kavrama “şöhret” kazandırmıştı. Elinizdeki kitap, bu çığır açıcı eserindeki hipotezleri üzerine düşünmeyi sürdüren Kuhn’un ilginç sorgulamalarını yansıtıyor.

Bilim felsefesini, alabildiğine geniş bir merak ufkuna açan yazılar var kitapta: Bilimin ilerlemesi “nedir”, nasıl olur? Bilimin “sosyal bir girişim oluşu” bize ne söyler? Bilimsel ilerleme ile evrimsel biyolojik gelişim arasındaki benzerliklerden neler öğreniriz? Farklı diller arasında iletişim zorlukları doğuran “ortak-ölçüsüzlük” ve “karşılaştırılabilirlik, iletişilebilirlik” meseleleri, nasıl ele alınabilir?

Ayrıca Thomas Kuhn’la, hayat hikâyesi ve düşünsel macerası üzerine uzun ve samimi bir söyleşi, müstesna bir bilim insanının portresini çizmeye katkıda bulunuyor.

Bilimin anlamı üzerine ve bilim yöntemi üzerine bir kaynak ve rehber kitap.

₺33,00KDV Dahil
₺44,00 KDV Dahil

“Günümüzde uzmanlar ve siyasetçiler faşizmi, yalnızca popülizmi değil, otoriter rejimleri, uluslararası terörizmi veya devletlerin sergilediği baskıcı tutumları, hatta muhalefetin gerçekleştirdiği sokak eylemlerini de gevşekçe tanımlamak için kullanıyor. Bu gevşeklik tarihsel olarak sorunludur, faşizm kavramının bu gibi dikkatsiz kullanımları popülizmi şeytanlaştırır fakat onu var eden tarihsel sebepleri açıklayamaz. Faşizm ve popülizmin bir torbaya konulması, genellikle statükonun popülist seçeneklerin yegâne alternatifi olarak sunulmasına sebep olur.”

Popülizm şu sıra her kapının kilidini açan bir kavram muamelesi görüyor. Bambaşka ülkelerdeki hareketlere, liderlere, siyasetlere popülizm ve popülist etiketi konduruluyor. Bu adlandırmalardan da hareketle, bir fenomen olarak popülizmin ulus-ötesi bir karakter taşıdığına şüphe olmasa da onun ne olduğuna dair tartışmalar kısa vadede hız kesecek gibi görünmüyor.

Federico Finchelstein, Faşizmden Popülizme adlı bu kitabında, popülizmin ulus-ötesi karakterini tanıyarak, onu iki savaş arası dönemde, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ve Soğuk Savaş atmosferi
içerisinde kavrıyor. Böylelikle popülizmi faşizme eşitleyen görüşleri bertaraf ederken, faşizm mirasından devraldıklarını göstererek, onu post-faşist bir bağlam içerisinde kavramamıza imkan tanıyor.

Bu karşılaştırmalı-tarihsel okuma, savaş sonrası zuhur eden modern popülizmi kavramaya ve kavramların kullanımlarının önemini yeniden hatırlamaya bir davet niteliği taşıyor.

₺29,25KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil
Günümüzde en ilginç teorik müdahaleler belli başlı alanların içinden değil, açıkça belli bir alana ait olmayan, bu alanlar arasında kalan çatlaklardan doğuyorsa eğer, en dikkat çekici teorisyenlerden biri de Slavoj Zizek olmalı. Ne çişini ne belini tutabilen bu kitabında Zizek’in geliştirdiği fikirler tam da böyle bir iş görüyor: Felsefe, psikanaliz ve siyasal iktisadın eleştirisi arasındaki boşlukları dolduruyor.

Ontolojiden cinsiyetlenmeye, cinsiyetlenmeden siyasal iktisadın eleştirisine içkin geçişler üstünde duruyor Zizek: “Üstü çizili Bir’in oluşturduğu ontolojik Boşluk’a ancak cinsiyetlenmenin açmazları üstünden erişmek mümkünken, küresel kapitalizmde tekno-bilimsel ilerlemeyle birlikte doğup halen önümüzde duran cinselliğin lağvedilmesi, yani bizatihi ‘insan doğasının’ değişmesi ihtimali de bizi odak noktasını siyasal iktisadın eleştirisine kaydırmak durumunda bırakmaktadır.” 

Alenka Zupancic’in yeni yayımladığımız Cinsellik Nedir? kitabıyla kurduğu diyalogdan hareketle, ontolojinin sınırına radikal olumsuzluğu cisimleştiren fazlalık bir unsur, varlık düzenine nakşedildiği haliyle cinsiyet farkı antagonizması üstünden yaklaşıyor Zizek. İktisadi-felsefi bir perspektiften, önce bu ontolojik fazladan Marx’ın artı-değerine, oradan da Lacan’ın artı-keyif kavramına uzanıyor. 
Tuhaf bir kitap bu. Spinoza’nın Etika’sında karşımıza çıkan paradoksu hatırlatıyor: Bir yandan varlığın temel yapısı gibi “ebedi” konulara odaklanırken, diğer yandan Pokémon Go oyunundan popüler televizyon dizisi Castle’a kadar çeşitli örneklerle güncel meseleler üstüne gayet spesifik birçok tartışmaya giriyor.
₺36,00KDV Dahil
₺48,00 KDV Dahil

Faşizmin Analizi Maria-Antonietta Macchiocchi tarafından 1975 yılında Vincennes Üniversitesi’nde verilen ve kendi konularında uzman olan bilimadamlarının da katılımıyla gerçekleşen bir seminerden, faşizm ve yeni-faşizm incelemelerine yoğunlaşmış bir toplu çalışmadan doğmuştur.

Faşizmin doğuşundan bu yana uzun yıllar geçse de insanoğlu hâlâ onunla uğraşıyor. Geçmişin korkulu düşleri, bu düşlerle beslenen baskıcı yönetimler günümüzde bile varlığını sürdürürken, insanlık adına utanç verici kalıntıların tam olarak temizlendiği söylenemez.

Sekiz makaleden oluşan bu çalışmanın geniş bir bölümünü “kadınlar ve faşizm” meselesi, bir başka deyişle kadınların faşist yönetimler altındaki yaşamı ve bu yaşama nasıl razı edildikleri konusu oluşturuyor. Üzerinde pek fazla araştırma yapılmamış bu konunun yanı sıra faşizm karşısında işçi hareketlerinin yenilgisi, aydınların hareketsiz bırakılması, sinema ve propaganda ilişkisi gibi günümüzde bile geçerliliğini koruyan kavramların, aradan geçen bunca yılın ardından bile ilginizi fazlasıyla çekeceğini düşünüyoruz. Faşizmin Analizi ’ni Cemal Süreya’nın özenli çevirisiyle sunuyoruz…

₺20,62KDV Dahil
₺27,50 KDV Dahil

“Zekiye Olgaçay, Ruhsal Rönesans’ta isteyen herkese ilham veren, etkili ve pratik bir rehber sunuyor. Bütünlüğe doğru yaptığı yolculukta, kendimizi ve dünyamızı iyileştirebileceğimiz derin bilgi ve farkındalıklarını paylaşıyor. Şiddetle tavsiye ederim!”

- Michael J. Gelb, Leonardo da Vinci Gibi Düşünmek ve Dehanızı Keşfedin kitaplarının yazarı -

Ruhsal Rönesans, içinde yaşadığın tutsaklıktan kurtulman, en yüksek potansiyeline ulaşman, dönüşümünü tamamlaman için bir rehber kitap! Hayata bakarken daha fazlası –ötesi– olduğunu mu hissediyorsun? Gerçekleri öğrenmeyi, tutsaklıktan çıkıp “cennet”ini yaratmayı hayal edebilir misin? Yola çıkmaya hazır mısın? Elindeki kitap sana yolun her aşamasında rehberlik edecek. Karanlıktan ışığa doğru ilerlerken sana ışık tutacak, yolunu aydınlatacak. Yorulduğunda, yıldığında sana devam etmen için güç ve cesaret verecek. Bu yola girdiğinde gerçekliğin illüzyonuna uyanarak içinde tutsak olduğun matriksin ne olduğunu kavrayacaksın. Korku ve acı gibi gölgelerinle yüzleşerek seni engelleyen olumsuz enerjileri dönüştürmenin simyasını keşfedeceksin.Bu süreçte geçireceğin evreleri, karşılaşacağın tuzakları anlayacak, tutsaklığından çıkmanın yollarını öğreneceksin. Bilinçaltına gerekli tohumları ekerek bedeninde ve bilincinde dönüşümü başlatacaksın! Zekiye Olgaçay, Ruhsal Rönesans kitabında “uyanıştan ustalığa” giden yolda kendini iyileştirerek, seni “yeni dünya”nın yaratımında yer almaya ve “en muhteşem versiyonunu yaratmaya” davet ediyor. Kesinlikle başucundan ayırmaman gereken ruhsal bir yol haritası, bir rehber!

₺28,50KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil

Türk kahvesini diğer kahvelerden ayıran önemli bir özelliği var: Fal. Bu gelenek yaşadığımız toprakların insanlarını birleştiren özelliklerinden biri aynı zamanda. Üstelik tüm dünya tarafından kabul edilen bir gelenek. İspatı ise UNESCO’nun Türk kahvesi kültürü ve geleneğini “UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi”ne alması.

Bu kitapta bir ailenin yüzyıllar süren Türk kahvesi ve fal macerasını okuyacaksınız. En lezzetli kahve için kavurmasından öğütmesine saklamasından pişirmesine hatta sunumuna kadar tüm detayları öğrenecek, bu coğrafyanın kahvelerini tanıyacak ve bir kahvenin doğru miktarda tüketildiğinde insan bedenine ne kadar yararlı olabileceğini öğreneceksiniz.

Bu kitapla birlikte 100 kahve falı örneğine de sahip olacaksınız. Eğer o gün yanınızda falınıza bakacak kimse yoksa ya da arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde “Falımıza keşke Binnaz Abla baksa” diyorsanız bu falları kullanabilirsiniz. Kahvenizi kapatırken, “Kahve pir, kalbime gir, kalbimdekini bil” deyip bir sayfa açın ve unutmayın, gönlünde güzel niyetler yatan kişiye, güzel yollar açılır.

₺21,75KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil

Sen değişirsen evren de değişmeye başlar.

Başımıza gelen her şey için başkalarını suçlamak en kolayı! Ama yapmamız gereken günah keçilerini rahat bırakıp kendi sorumluluğumuzu üstlenmek. Neden mi? Çünkü kendimizden başkasını değiştiremeyiz!Biz değişmeye karar verdiğimizde ise evren de bizim istediğimiz yönde değişmeye başlar… Bu kitapta şifa ile ilgili yeteneklerin nasıl kullanılacağını, daha doğrusu ruhsal farkındalık kazanarak bu yeteneklerinizi nasıl keşfedeceğinizi anlattım.Aslında anlattığım her şey denge ile ilgilidir. Çünkü şifa ruhsal, eterik ve fiziki bedenin enerjilerini dengelemekten ibarettir. Ve daima hatırlamamız gereken en önemli bilgi şudur: “Hepimiz dünyaya insan olmayı öğrenmeye gelen muhteşem ruhlarız.”

₺21,75KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil

“Tanrı ve bilim hiç bu kadar birbirine yakın olmamıştı.’’

“Bütün bilgiler içindeki en önemli bilgiyi öğrendin mi?’’

“Hangi bilgi?”

“Evrenin en büyük gizini saklayan bilgi.’’

“Böyle bir bilgi olduğundan haberim yok. Lütfen efendim, siz öğretin bana bu bilgiyi.’’

“Peki, git bana bir niyagrodha ağacının meyvesini getir.’’

“Getirdim efendim.’’

“Şimdi onu ortasından ikiye böl.’’

“Böldüm.’’

“Ne görüyorsun?’’

“Çekirdekleri efendim. Minicikler.’’

“Şimdi o çekirdeklerden birinin içini aç.’’

“Açtım efendim.’’

“Ne görüyorsun?’’

“Hiç.’’

“Bak evladım, o göremediğin özden bir niyagrodha ağacı meydana gelir. Çekirdeğin içindeki boşluk o öz ile doludur. Onu göremesen bile o her yerdedir. Tıpkı senin bedenin gibi. İçindeki özü göremezsin ama o oradadır. Tanrı da böyledir. Onu göremesen bile her şeyin içindedir. Her şey var oluşunu ona borçludur. İşte en büyük hakikat budur. Ve sen... Sen O’sun işte.’’

Columbia Üniversitesi’nde atom fiziği dersleri veren ve ateşli bir ateist olan Şirin Özdemir, tüm hayatının büyük bir yalan olduğunu öğrenmesiyle birlikte olayları çözmek amacıyla New York’tan İstanbul’a gelmeye mecbur kalır ve gelir gelmez kendisini bir ölüm kalım mücadelesinin içinde bulur.

Bu mücadelede ona trajik bir biçimde yolunun kesiştiği tanınmış bir yazar ve felsefeci olan karizmatik genç profesör Algan Ataman yardım eder.

İkili birlikte hayatta kalmaya ve gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışırken geçmişten günümüze gelen ve tüm dinleri derinden etkileyecek büyük sırrın ne olduğunu bulmak zorundadırlar. Ve elbette büyük bir küresel gücün türlü oyunlarıyla baş etmeleri gerekir.

Başak Sayan Bağlanma Korkusu, Kelebeğin Kaderi ve Ölü Kuşların Sessizliği romanlarının ardından bu kez Nigahdar ile okuyucuyu Hallac’ı Mansür’un kayıp risaleleri ekseninde tarihin derinliklerine sürükleyerek, tasavvuf, din, Tanrı kavramları ile atom fiziği ve kuantum evreninin iç içe geçtiği heyecan dozu yüksek bir dünyaya götürüyor.

Maddenin içi dolu gözüktüğü kadar boştur...

Atomun büyük kısmı boşluktur.

₺27,75KDV Dahil
₺37,00 KDV Dahil

İnsanlar çok eski zamanlardan beri yeryüzünde yaşamın nasıl ortaya çıktığı ve evrende yalnız olup olmadığımız gibi sorulara kafa yoruyorlar. Son dönemlerde adını giderek daha sık duyduğumuz astrobiyoloji tam da bu sorulara yanıt bulmak üzere ortaya çıkmış bir bilgi alanı. Evrende ve dünyada yaşamın kökenini, evrimini ve geleceğini inceleyen astrobiyologlar, gelişen teknolojiyle birlikte her geçen gün hayal gücümüzü kışkırtan keşiflerde bulunuyor.

Kendisi de bir astrobiyolog olan David Catling bu kitapta astrobiyolojinin temel meselelerini ele alarak bu heyecan verici bilime dair kısa ama kapsamlı bir çerçeve sunuyor. Dünyada yaşamı ortaya çıkaran koşullar nelerdi? Yaşam hangi ilkeler temelinde gelişti? Gezegenimiz mevcut haline erişmeden önce nasıl evrelerden geçti? Kitlesel yok oluşlara hangi olaylar yol açtı? Dünyamızı nasıl bir gelecek bekliyor? Gezegenler nasıl oluştu? Güneş Sistemi’nde ve ötesinde hangi gezegenlerde yaşam ortaya çıkmış olabilir veya gelecekte ortaya çıkabilir? Dünya dışındaki bir gezegende akıllı varlıklar varsa fizikçi Enrico Fermi’nin meşhur tabiriyle Nerede bunlar? 
Astrobiyoloji, okuru kendi tanıdık dünyasından dışarı adım atıp üzerinde yaşadığı görkemli gezegene ve çevresini sarmalayan uçsuz bucaksız evrene meraklı gözlerle bakmaya davet ediyor.

₺16,80KDV Dahil
₺21,00 KDV Dahil

İkinci Dünya Savaşı sonrası İtalyan edebiyatının en güçlü kalemlerinden biri olan Natalia Ginzburg, Aile Sözlüğü’nde aile yaşamının inceliklerini, ayrıntılarını, tartışmalarını büyük bir başarıyla, gerçekçi bir bakış açısıyla anlatıyor.

Basit bir aile destanı gibi başlayan bu kitabın satır aralarına tarihi gerçeklik, etkileyici karakterlerle nakış gibi işleniyor. Disiplinli, sert kişilikli bir baba ve sakin bir annenin çelişkili dünyasında büyüyen Natalia, yıllar sonra kaleme aldığı Aile Sözlüğü kitabında yalın, imbikten geçirilmiş bir üslupla, kişiliğinin ve yapıtlarının temelini oluşturan ailesine ışık tutuyor.

₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Setin İçinde Yer Alan Kitaplar

Permakültür Bahçeleri

Permakültür Bahçeleri, hayal gücünüzü harekete geçirerek, permakültürün en temel mesajını okurlara ulaştırıyor: Doğaya karşı değil onunla birlikte çalışırsak daha güzel, daha bereketli ve daha bağışlayıcı bahçeler yaratabiliriz. Toby Hemenway’in gösterdiği gibi işbirliği içinde çalışabilen ve;

Toprağın verimliliğini ve yapısını geliştirmek ve korumak,

Peyzajın içinde suyu yakalamak ve sudan tasarruf etmek,

Faydalı böcekler, hayvanlar ve insanlar için habitat sağlamak,

Mevsimsel meyveler, yemişler ve diğer gıdalar üreten yenebilir bir “orman” yaratmak

gibi çeşitli işlevler üstlenen bitkileri topluluklar şeklinde bir araya getirerek arka bahçenizde bir ekosistem yaratmak hem kolay hem de tatmin edici bir uğraştır.

Bu gözden geçirilmiş ve güncellenmiş baskıya, yetiştirme alanları çok kısıtlı olan kentte ya da banliyöde yaşayan insanlar için özel olarak tasarlanmış, kentsel permakültür üzerine yeni bir bölüm de eklenmiştir. Elinizdeki bahçe ya da tarla ne büyüklükte olursa olsun permakültürün temel ilkelerini uygulayarak orayı daha çeşitli, daha doğal, daha üretken ve daha güzel hale getirebilirsiniz.

“Permakültür Bahçeleri kesinlikle bugüne kadar yazılmış en iyi permakültür kitabı ve bugüne kadar yazılmış en iyi bahçıvanlık kitabı olmaya da aday. Herkesin kütüphanesinde bulunmalı.”

- Sharon Astyk Depletion and Abundance: Life on the New Home Front’un yazarı -

Permakültür Şehirde

Şehir permakültürü şehirde bahçecilik yapmaktan fazlasıdır. Şehir permakültürü bahçede öğrendiklerimizi alır ve bunu çok daha geniş bir insan deneyimine uygular. Bu sayede yalnızca bitki bahçeciliği değil; insan, mahalle ve hatta kültür bahçeciliği de yaparız.

Bu kitabın amacı da okuyucularına permakültür tasarımcısı gibi düşünmeyi öğretmek, onların şehirlerde yaşarken çözümler bulmak için bütünsel sistem yaklaşımında uzmanlaşmalarını sağlamaktır.

Permakültür tasarımcılarının sistemin tamamını düşünerek, besin üretimini ve habitat onarımını uygulayarak öğrendikleri şeyler, kentsel çevredeki insan ekolojisi üzerinde temel ve birincil uygulamaya sahiptir. Bu yüzden bu kitap yalnızca bahçecilik ile ilgili olamaz; aslında, yalnızca çeyrek kadar bir kısmı bununla ilgilidir.

Permakültür, apartman balkonlarında küçük saksı bahçeleri, hobi bahçelerinde alçakgönüllü fakat ilham verici parseller, dar şehir arka bahçelerinde mikrobesin ormanları, parklarda besin üreten vahşi yaşam bahçeleri ve kenar mahallelerde verimli çiftlikler tasarlamak için kullanılabilir.

Kompost Tuvaletler

Topraklarımız için çok değerli kompost malzemesini israf edip çöpe atıyoruz. Oysa bunları apartmandan bahçeye, otellerden fabrikalara, sanayiden tarlalara kadar kuracağımız basit ve ucuz sistemlerle ileri dönüştürebilir yani kompostlaştırabiliriz. Böylelikle çok kıymetli ve toprak için yaşamsal gübrenin en kalitesini elde edebiliriz.

Kent bahçecileri, çiftçiler, belediyeler, sanayi tesisleri, oteller atıklarınızı kompostlaştırın, gezegene onarıcı bir katkı verin, üstelik gübreye verdiğiniz para cebinizde kalsın. Tükenmekte olan doğayı koruyun ve yaşamsal önemdeki fakirleşmiş toprağımızı geri kazanın.

Bu kitap işte bunların tamamını yapabilmeniz için hazırlanmış tam bir uygulama kaynağı ve pratik kitabıdır.

Kompost hakkında gerekli bütün bilgileri bu kitapta bulabilirsiniz. Kompostun kurulması, soğuk, sıcak kompost ve diğer yöntemlerin hepsi. Evsel atıklarınızı nasıl kompost yapabilirsiniz, nelere dikkat etmelisiniz, tek tek hepsini anlatan eşsiz bir kaynak. Kompostun nemini ve sıcaklığını kontrol etmek için hem bilimsel değeler veriliyor hem de basit ve elle yapılan kontroller anlatılıyor. Her neyi kompostlaştırmak istiyorsanız, elinizin altında bulunması gereken bir eser.

₺87,32KDV Dahil
₺118,00 KDV Dahil
Yalan hiç bu kadar gerçek olmamıştı 

Liderler gerçekleri alaya alıp küçümsüyor. Komplo teorileri havada uçuşuyor. Bilim tartışmaya açılıyor. Uydurma haberler, internet ve sosyal medya aracılığıyla planlışekilde yayılıyor. Sağduyu kaybolurken, vasat fikirler uzman görüşlerinin önüne geçiyor. Nesnelliğin yerini önyargının, mantığın yerini duygunun, aklın yerini ise inancın aldığı hakikat sonrası çağa hoş geldiniz. Hakikatin Ölümü, Trump’ın kişiliğinde cisimleşen, Amerika’nın nesnel gerçeklerden uzaklaşma eğilimine eleştirel bir bakış.
₺15,20KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil