TOPLUMLAR BAŞARISIZLIĞI YA DA

BAŞARIYI NASIL SEÇERLER?

 

 Viraneye dönmüş Maya piramitlerinin mimarları nerede? 

Paskalya Adası’nın terk edilmiş heykellerini yapanlara ne oldu? 

Gökdelenlerimiz Angkor Vat’ın tapınakları misali yerle yeksan mı olacak? 

Geleceği şekillendirmiş bazı toplumlar iflas ederken bazı toplumlar neden zenginleşti? 

 

 

Yayımlandığı günden bu yana dünyada büyük ses getiren Tüfek, Mikrop ve Çelik’te Jared Diamond, Batı uygarlığının, dünyanın büyük bir kısmına hâkim olmasını sağlayan ayrıcalıkları ve teknolojiyi nasıl kazandığını incelemişti. Çöküş’te ise, madalyonun diğer yüzünü aydınlatıyor: Geçmişin büyük uygarlıklarından bazılarının yıkılmasına neden olan şey neydi? Yıkılan bu kadim uygarlıkların kaderlerinden neler öğrenebiliriz? 

Çevreye verilen zarar, iklim değişikliği, küreselleşme, hızlı nüfus artışı ve politik çatışmalar, dünyanın dört bir yanındaki toplumların yok olmasına neden olan faktörlerdi ancak bu toplumlardan bazıları kendi çözümlerini yarattı. Bugün pek çok ülke benzer sorunlarla karşı karşıya. Çin ve Avustralya bu sorunlarla yenilikçi yollarla baş etmeye çalışırken Ruanda ve Haiti gibi ülkeler felaketlerin altından kalkamıyor. 

Şaşırtıcı miktarda kaynaktan elde ettiği yeni kanıtları derleyip toplayıp bir yapbozun parçalarını bir araya getirir gibi işleyerek toplumların kendilerini yok etmeyi tercih etmelerinin nedenlerini sorgulayan Çöküş, atalarımızın mahrum olduğu bir şeyi; geçmişimizden nasıl yararlanabileceğimizi ve hayatta kalmak için neler yapabileceğimizi gözler önüne seriyor. 

 

 

 “Diamond, dünyanın en parlak beyinleri listesine girmeli…” 

-San Jose Mercury News -

 

“Büyük bir kavrayışla hazırlanmış ve aynı derecede şevkle berrak bir şekilde yazılmış tumturaklı bir çalışma. Bu yüzden asrın çalışması olmayı hak ediyor…” 

-BusinessWeek -

 

 “Başucu kitabı niteliğinde… Çöküş, kendini çabuk toparlayabilen toplumların hünerli olduklarını, uzun dönemli planlama yapabildiklerini ve kalplerine yerleşmiş fakat nihai olarak yıkıcı olan değerlerini ve inançlarını terk edebildiklerini göstermektedir.” 

-Nature -

 

“Diamond, geleceğe dair bir uyarı vermek için geçmişe ve bugüne bakıyor.” 

-Newsweek -

 

“Tarih biliminin dolambaçlı yollarıyla doğa bilimlerinin kadim bilgisini eğlenceli bir düzyazıya dönüştüren Diamond, bize, geçmişi görmezden gelenlerin benzer şeyleri yaşamak zorunda olduklarını hatırlatıyor.” 

-People -

 

“Aktüel gazeteciliğin kutsandığı bir dünyada, gazetecilerin sözde derinlemesine ele aldıkları olayları anlamlandırmak için düşüncesini farklı disiplinleri karşılaştırarak geliştiren Jared Diamond gibi yazarlara giderek daha fazla ihtiyaç duyuyoruz… Neyse ki Diamond gibiler hâlâ var…” 

-The Washington Post -

 

“Olağanüstü bir bilgelik ve muazzam bir yaratıcılık… bugünün dijital kıyametini, uzak geçmişte açan tarım güneşiyle ilişkilendirebilme becerisine sahip ender bir çalışma.” 

-The New York Times Book Review -

 

“Geleceğe emin adımlarla yürümek için yüzleşmesi gereken gerçekler karşısında hayal kırıklığına uğramaktan korkmayan herkes için temel bir okuma.” 

-Nature -

 

“Bu kitabı okuyanlar, birinci sayfadan itibaren uzun ve dolambaçlı ama bir o kadar da etkileyici bir gezintiye çıkacaklarını hissediyorlar. Hiç kimse, Diamond’ın kronolojiden başka bir şey yapmadığını ve coğrafi olarak belli bir bölgeyle sınırlı kaldığını iddia edemez. Diamond… ekseriyetle bizzat gidip aylarca, hatta yıllarca kaldığı bölgelerden bahsetmiş, bu bölgelerin yapısını ve buralarda yaşayan toplumları anlatırken kişisel gözlemlerini kullanmış. İzlandalılar... gerçekle yüzleşmeyi ve doğal çevrenin sınırları içinde yaşamaya adapte olmayı öğrendiler. Jared Diamond, bize de aynısını yapmamızda yardımcı olacak bir kitap yazdı.”

-Los Angeles Times-

 

“Jared Diamond, Çöküş kitabıyla dünya uygarlıklarının çöküşünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor… Başarısızlığa uğrayan bu medeniyetlerin tecrübelerinden yararlanıp yararlanmamak gerektiğini merak eden her okur, bu kitabı elinden bırakamayacak. Çöküş’ü okuyan herkes, gezegenimizi kurtarmak için yapabileceklerimiz konusunda ikna olacaktır.”

-The Boston Globe-

 

Tüfek, Mikrop ve Çelik ve Çöküş kitapları, birlikte, çağımızın parlak bir entelektüelinin başlattığı en önemli projelerden birini temsil ediyor. İkisi de fevkalade çalışmalar. Olağanüstü bir bilgelik ve muazzam bir yaratıcılık… İkisi de okunmalı… Literatürde bu denli net ve sistematik argümanların böylesine titizlikle inşa edildiğini görmek, umutları yeşertiyor.”

-The New York Times-

 

“Bu kitabı okuyun… Hayata başka türlü bakacaksınız…”

-Scientific American-

 

“Usta bir hikâye anlatıcısından, insanlığa dair kapsamlı bir anlatı…”

-Daily Mail-

 

“Sürükleyici, enfes, korkutucu.”

-Observer-

 

“Merak uyandıran, tutkularının peşinden giden bir kitap… Böyle bir kitabı sadece Diamond yazabilirdi.”

-Economist-

 

“Bu kitap da Diamond’ın diğer çalışmaları gibi etrafına ışık saçıyor.”

-Sunday Times-

 

 

Jared Diamond UCLA’de coğrafya profesörüdür. Bilimsel kariyerine fizyoloji bölümünde başladıktan sonra evrimsel biyoloji ve biyocoğrafya alanlarına yönelmiştir. Ulusal Bilim Akademisi’ne, Amerikan Bilim ve Sanat Akademisi’ne ve Amerikan Felsefe Topluluğu’na seçilmiştir. Aldığı ödüller arasında Ulusal Bilim Ödülü, Çevreci Başarılar İçin Tyler Ödülü, Japonya Kozmos Ödülü, McArthur Vakfı Üyeliği ve Rockefeller Üniversitesi tarafından verilen Lewis Thomas Ödülü bulunmaktadır. Altı yüzden fazla makalesi yayımlanmıştır ve Pulitzer Ödüllü Tüfek, Mikrop ve Çelik’in yazarıdır. 

₺55,99
₺79,98

Instagram’da tween etiketi yazıldığında yetişkinleştirilmiş, cinselleştirilmiş ve şöhretleştirilmiş yüz binlerce kız çocuğunun paylaşımlarına rastlanır. Bijuteriden bikiniye, dudak parlatıcısından gece uyuma gözlüğüne kadar her bir ürün, cinsiyetçi bir “kız çocuğu kültürü”ne özgü simgelerle bezelidir.

Şöhret şekerine bulanık paylaşımlarla #tween(s),’ “ne çocuk ne ergen” arada sıkışmış; “eşikteki çocuk”tur. Türkiye’de tween fenomen dünyaya oranla çok az, paylaşımlar daha ölçülü; ama fenomen olma arzusu çok yüksek! Keza elinizde tuttuğunuz bu kitap Instaşöhret kimliğinin okullarda da taklit edildiğini ve onun getirdiği sembolik kapitalin özellikle de kolejdeki çocuğun sosyal statüsüne transfer olduğunu bulguluyor! Celebrity-endüstriyel kompleksinin bir ürününe dönüşen ve çocukluğun masumiyetinden koparılarak fetişleştirilen eşikteki çocuğun gösterdiği en üzücü gerçek ise: “Çocukluğun yitişi”dir.

₺11,70
₺15,00

Epsilon Yayınevi’nin olay yaratan gençlik serisi Çürük Vişne üçüncü kitabı Viran’la kaldığı yerden devam ediyor!

Bu bir intihardı,
Ölene kadar ikisi de fark etmedi.

O gün, Esila Karam kendi gerçeğiyle yüzleştiğinde ve bunu akıl almaz bir acı takip ettiğinde, bir saksının içinde günbegün ölen bir çiçeğe benzemeye başlamıştı.

Su yoktu,
Güneş yoktu.

Ölüyordu, duyan yoktu.

Elinde bir bıçak tutuyordu, gören yoktu. Zihnindeki hastalığı herkesten saklayabileceğine inanarak elindeki bıçakla Asrın’a koşmaya devam etti ama ne Asrın o bıçağı görecek kadar normaldi ne de Esila bıçağı tuttuğunu farkında olacak kadar sağlıklıydı.

Sırlar ortalığa saçıldığında,
Kıyamet koptuğunda,
Ve o bıçak, beklenen kanı sızdırdığında,
Adına ayrılık verdikleri bir ölüm yaşandı.

Oturdu, tüm bulutlar buna ağladı.

“Uslanmaz bir şekilde
acı verici olan hatıralarım,
bir tek senin koynunda
kayba uğruyor, sevgilim.
Ve biliyorum ki artık
kanatlara ihtiyacım yok, çünkü uçmak istemiyorum, beni uçurmanı istiyorum; kanatlarınla.”

Emine Tavuz, 3 Mayıs 1998’de dünyaya gelmiştir ve İstanbul’da yaşamaktadır. Lise eğitimi sonrasında kazandığı okulu dondurmuş, hedefleri ve var olduğuna

inandığı yeteneğinin peşinden gitmiştir. Yazmanın hissetmekten geçtiğine inanan yazar, yazarlık serüvenine Çürük Vişne adlı eseriyle başlamıştır.

₺30,81
₺39,50

Sokak satıcılarının çoğu dengini yüklenip İstanbul’a taşı toprağı altın diye gelmiş kişilerdir. Sabırla kahrını çekerler İstanbul sokaklarının, taa ki bu kente tutunabilene kadar. Arşınla babam arşınla İstanbul sokaklarını... Sokakları biter mi İstanbul’un! ... Benim çocuklarım mahalle seyyar satıcılarının zamanına yetişemedi. Yani, onları en son bizim nesil gördü. O zaman yaşadıklarımızı, gördüklerimizi gelecek nesillere kayıt olarak bırakmak görevi de bize düşüyor. ... Bu kitapta hem nostalji için geçmişteki sokak satıcılarını hem de geleceğe hoş bir seda bırakmak için günümüzün sokak satıcılarını bulacaksınız. Ama yalnızca İstanbul’un sokak satıcılarını...

Deniz Gürsoy, Evlerimizin Bülbülleri Seyyar Satıcılarımız kitabında bu kez “taşı toprağı altın” İstanbul’un ağız tadını oluşturan bülbül sesli sokak satıcılarını konu alıyor. Üstelik sayfalarda gezinirken seyyar satıcıların avaz avaz sattıkları yoğurdun, macunun, elma şekerinin, simidin, poğaçanın... mutfağınızda kolaylıkla yapabileceğiniz tariflerini de bulacaksınız.

₺31,20
₺40,00

İngiltere ve Amerika şu an Sally Rooney’i konuşuyor. “Snapchat neslinin Salinger”i olarak selamlanan Sally Rooney, Sunday Times Yılın Yazarı ödülünün yanı sıra birçok başka ödül aldı. Dünya çapında bir edebiyat yıldızı haline gelen Sally Rooney X-Y-Z nesillerinin edebiyat dünyasındaki sembolü olarak anılıyor.

"Yazarın ilk kitabı olduğuna inanasınızın hiç gelmediği ilk kitaplara bayılıyorum... Arkadaşlarla Sohbetler ince ruhlu, hazır cevap ve merak uyandırıcı bir üniversitesi öğrencisinin kendisinden epey yaşlı ve evli bir adamla sancılı ilişkisini anlatıyor.” Zadie Smith

"Zeki ve seksi bir kadının kendini keşfedişinin gerçek öyküsü." Booklist

Merhaba Frances. Sana kızgın değilim, bunu bilmeni istiyorum. Sana yazıyorum çünkü bu konuda aynı fikirde olmamızın önemli olduğunu düşünüyorum. Nick benden ayrılmak istemiyor & ben de ondan ayrılmak istemiyorum. Birlikte yaşamaya & evli olmaya devam edeceğiz. Bunu e-postada yazıyorum çünkü Nick’in sana bu konuda doğruları söylediğine güvenemiyorum. Zayıf bir kişiliği var & dürtüsel olarak insanlara duymak istediklerini söylüyor. Kısacası eğer kocamla, onun bir gün senin kocan olacağına gizliden gizliye inandığın için birlikte oluyorsan, büyük bir hata yapıyorsun. Beni boşamayacak & zaten boşayacak olsaydı bile asla seninle evlenmezdi. Aynı şekilde onunla, onun sevgisinin, senin iyi biri, hatta akıllı ya da çekici biri olduğunu kanıtladığı için birlikte oluyorsan, Nick’in özellikle güzel ya da ahlaki açıdan değerli insanlara ilgi duymadığını bilmelisin. Nick onun bütün kararlarının tam sorumluluğunu alan partnerlerden hoşlanır, hepsi bu.

₺21,84
₺28,00

“Şu an sevişmiyorum, sizinle konuşuyorum. Gelin görün ki sevişirken yaşadığım tatminin aynısını yaşıyor olabilirim.” Yüceltimin bastırmasız dürtü tatmini olduğu iddiasını açıklarken bu örneği verir Lacan. Yüceltim genellikle ikame bir tatmin olarak düşünülür: “Sevişmek” yerine konuşuyorumdur, yazıyor veya resim yapıyorumdur mesela. Bu sayede, “eksik” olan tatminin yerine başka tür bir tatmin elde ederim. Oysa Lacancı psikanaliz daha paradoksal bir tespitte bulunur: Faaliyet farklıdır ama tatmin bire bir aynıdır. Başka bir deyişle, burada esas nokta konuşmaktan elde edilen tatminin cinsel kökenine istinaden açıklanması değil, bizatihi cinsel olmasıdır. Bizi cinselliğin doğası ve statüsünün ne olduğu sorusunu kökünden ele almaya zorlayan da budur. Marx’ın meşhur cümlesini hatırlayalım: “Maymun anatomisinin anahtarı insan anatomisindedir” (ve bunun tersi geçerli değildir belki de). Benzer şekilde, konuşmaktan elde edilen tatminin cinsel tatminin yahut cinselliğin ve bünyevi çelişkilerinin bir anahtarını içerdiği (ve bunun tersinin geçerli olmadığı) hususunda diretmemiz gerekiyor. Bu kitabın doğrultusunu belirleyen basit ama aynı zamanda en zor soru buradan doğmaktadır: Cinsellik nedir?

-Alenka Zupancic-

₺20,28
₺26,00

“Bugünün zaman krizi hızlanma olarak nitelendirilemez. Hızlanma çağı çoktan bitti. Bugün hızlanma olarak duyumsadığımız şey, zamansal dağılmanın semptomlarından sadece biri. Günümüzün zaman krizi, zamanda çeşitli aksaklıklara ve yanlış duyumlara yol açan bir diskroniden kaynaklanıyor. Zaman, düzenleyici bir ritmin eksikliğini çekiyor. Bu yüzden de ölçüsünü kaçırıyor. Diskroni, bu zamansal bozulma, zamanın adeta dönüp durmasına yol açıyor. Hayatın hızlandığı hissi, amaçsızca dönüp duran zamanın yol açtığı bir duygu aslında...

“Geleceğin temposu nasıl olacak? Hacılık veya uygun adım ilerleme çağı kesinlikle sona erdi. İnsanoğlu, kısa bir dolanıp durma döneminden sonra, bir yürüyüşçü olarak dönecek mi yeryüzüne? Yoksa yerçekimini ve çalışmanın bütün ağırlığını ardında bırakarak süzülmenin hafifliğini, boş zamanda süzülerek gezinmenin, bir başka deyişle, süzülen zamanın kokusunu keşfedecek mi?”

₺14,25
₺18,50

Antik Yunan’ın en önemli merkezlerinden biri olan Atina genellikle felsefenin ve demokrasinin beşiği olarak görülür. Karatani ise bu yaygın görüşü sorgulayarak yeni bir çıkış noktası işaret ediyor: İyonya. Karatani’ye göre Atina’daki sistem günümüz demokrasisinin öncülü olmakla birlikte, aslında İyonya’daki daha eşitlikçi bir sistemin yani izonominin “yozlaşmış” biçimiydi. Atina’daki demokrasi sınıf ayrılıklarını ve köleliği engellemezken, insanların hareket özgürlüğüne sahip olduğu İyonya’daki izonomi gerçek bir ekonomik ve siyasi eşitlik sunuyordu.

Durum buysa, İyonya’daki bu eşitlikçi sistemin yansımalarını erken dönem Yunan filozoflarının düşüncelerinde de görmeyi bekleriz. Nitekim Karatani, Pythagoras’tan Herakleitos’a, Parmenides’ten Sokrates’e birçok filozofa bu ışıkta bakarak onların İyonya doğa felsefesi ve etiğiyle olan bağlarını inceliyor. “İyonya ruhuna” sahip olan filozoflarla bu ruhtan kopmuş olanların düşünce biçimlerini kıyaslıyor.

Peki bütün bunlar günümüz dünyasında neden önemli? Karatani her şeyden önce, günümüzde demokrasinin karşı karşıya olduğu ciddi sorunları aşabilmek için bunların Antik Yunan’daki prototiplerine bakmak gerektiğini vurguluyor ve bizi reel demokrasinin potansiyel tehlikelerine karşı uyarıyor: “Tiranlık ile demokrasi birbirinden göründüğü kadar farklı değildir.” Bu anlamda Karatani, felsefe tarihine ve antikçağa dair klişeleri yıkmanın yanı sıra okuru kendi çağımıza da farklı bir eleştirel perspektiften bakmaya davet ediyor. 

₺18,48
₺24,00

Bilinç nedir ve nerededir? Beynin içine baktığımızda bilince benzer bir şey göremiyoruz, buna rağmen egemen görüş  bilincin “kafamızın içinde” olduğu yönünde. Hatta bütün gerçekliğin beyinde olduğunu, dış dünyanın bir yanılsama olduğunu savunanlar da var. 

Filozof ve robotik mühendisi Riccardo Manzotti ise bu egemen “içselci” görüşün insanları ayrıcalıklı bir konuma yerleştirerek doğanın geri kalanından ayırdığını ve dünyaya yabancılaştırdığını öne sürüyor. Ona göre bilinç ya da bilinçli deneyim kafamızın içinde, dünyadan bağımsız bir şekilde “beliriveren” özel ve gizemli bir fenomenden ziyade, doğal, fiziksel dünyanın bir parçası, hatta onun ta kendisi. Bir elma gördüğümde, diyor Manzotti, ben o elmanın ta kendisiyim. 

Bu diyaloglarda, roman ve denemelerinden tanıdığımız Tim Parks, Riccardo Manzotti ile bilince dair bu sıradışı teorisinin detayları hakkında konuşuyor. Parks’ın yerinde yorumları ve isabetli sorularıyla hem esprili hem de “zorlu” geçen bu sohbeti, düşündürücü soruları rahatlatıcı cevaplara yeğleyen açık zihinli okurlarımızın keyifle okuyacağını umuyoruz. 

₺15,60
₺20,00
Günümüzde en ilginç teorik müdahaleler belli başlı alanların içinden değil, açıkça belli bir alana ait olmayan, bu alanlar arasında kalan çatlaklardan doğuyorsa eğer, en dikkat çekici teorisyenlerden biri de Slavoj Žižek olmalı. Ne çişini ne belini tutabilen bu kitabında Žižek’in geliştirdiği fikirler tam da böyle bir iş görüyor: Felsefe, psikanaliz ve siyasal iktisadın eleştirisi arasındaki boşlukları dolduruyor.

Ontolojiden cinsiyetlenmeye, cinsiyetlenmeden siyasal iktisadın eleştirisine içkin geçişler üstünde duruyor Žižek: “Üstü çizili Bir’in oluşturduğu ontolojik Boşluk’a ancak cinsiyetlenmenin açmazları üstünden erişmek mümkünken, küresel kapitalizmde tekno-bilimsel ilerlemeyle birlikte doğup halen önümüzde duran cinselliğin lağvedilmesi, yani bizatihi ‘insan doğasının’ değişmesi ihtimali de bizi odak noktasını siyasal iktisadın eleştirisine kaydırmak durumunda bırakmaktadır.” 

Alenka Zupancic’in yeni yayımladığımız Cinsellik Nedir? kitabıyla kurduğu diyalogdan hareketle, ontolojinin sınırına radikal olumsuzluğu cisimleştiren fazlalık bir unsur, varlık düzenine nakşedildiği haliyle cinsiyet farkı antagonizması üstünden yaklaşıyor Žižek. İktisadi-felsefi bir perspektiften, önce bu ontolojik fazladan Marx’ın artı-değerine, oradan da Lacan’ın artı-keyif kavramına uzanıyor. 
Tuhaf bir kitap bu. Spinoza’nın Etika’sında karşımıza çıkan paradoksu hatırlatıyor: Bir yandan varlığın temel yapısı gibi “ebedi” konulara odaklanırken, diğer yandan Pokémon Go oyunundan popüler televizyon dizisi Castle’a kadar çeşitli örneklerle güncel meseleler üstüne gayet spesifik birçok tartışmaya giriyor. 
₺36,96
₺48,00
Max Weber uzun süre Karl Marx’ın rakibi veya alternatifi olarak görüldü. Bunda da özellikle Protestan ahlakı hakkındaki çalışması etkili oldu. Kısa sayılabilecek ömrüne çok sayıda eser sığdırmış Weber, bu seçkide yer alan yazılarıyla olduğu gibi daha geniş bir perspektiften ele alındığında, karşılaştırmalı dinler tarihi, çilecilik, rasyonelleşme ve dünyanın büyüsünün bozulması, disiplin ve iktidar gibi önemli kavramlar üzerinde tarihsel ve eşzamanlı çalışmalar yapmış öncü bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Yazıları modern hayatın sosyolojisinin yanı sıra felsefi bir antropolojiye de açılma imkânı sunuyor.

Sosyoloji, felsefe ve siyasetle ilgilenen okurlar için Sosyoloji Yazıları günümüzde de önde gelen bir Weber kılavuzu. Türkçede ilk yayımlanışından günümüze defalarca baskı yapmış olan kitabı, gözden geçirilmiş yeni bir edisyon olarak sunuyoruz.
₺36,96
₺48,00

Marx bir pozitivist miydi? Ya da kesin ve değişmez toplumsal yasaların varlığına inanan bir Aydınlanmacı mı? İnsanın ve toplumun da aynı doğa yasaları gibi mutlak yasalar altında devindiğini mi düşünüyordu?

Marx’ın bütün yapıtı üzerinde girişilmiş uzun ve sebatlı bir araştırma ürünü olan bu felsefi inceleme, Marx’ın yasa fikrinin pozitivist yasa anlayışından nasıl farklı olduğunu gösterebilmeyi amaçlıyor. M. Nuri Durmaz’ın günümüz için en anlamlı gördüğümüz paragraflarından birini alıntılayalım: “Marx’ta belirsizliğin dışlandığı katı bir kesinlikçilikle karşılaşılmaz. Marx, toplumsal gerçekliğe tarihdışı bir kesinlik gözüyle bakmadığı için, belirsizliğe olumsuz bir içerik yüklemez. Otomatik, kendiliğinden gelişecek bir gelecek anlayışı yoktur... Marx mutlak bir erekselliğin değil, potansiyelliğin içinden konuşur. Hem gerçekleşmeye hem de gerçekleşmemeye muktedir olan bir potansiyellik olarak beklentilerinde belirsizliği dışsal değil, gerçekliğe içkin bir mesele olarak kavrar, belirsizliği anlamaya çalışır. Bunu yaparken de ‘belirsizliğin azaltılması’ ile ‘belirsizliğin göğüslenmesi’ arasındaki kritik farkı atlamaz. Belirsizliği ortadan kaldırılması gereken bir kötülük olarak değil, bilakis göğüslenmesi gereken bir şey, hatta yeni fırsatlar, imkânlar olarak görür.”

₺29,64
₺38,00

Samuel Huntington: “Türkiye Atatürk’ün mirasını, Rusya’nın Lenin’in mirasını reddedişinden daha eksiksiz bir şekilde reddetmek zorundadır.”

Graham Fuller: “Atatürk’ün 1924 yılında bizzat bütün Sünni dünyanın en üst dini mercii olan halifeliği kaldırmasıyla birlikte Türkiye, İslam dünyası ile ilişkilerine en önemli darbeyi vurmuş oldu… Halifeliğin kaldırılması aynı zamanda, bizzat İslamın kendisine de bir darbe indirdi…”

CIA Türkiye istasyon şefi Paul Henze: "Orta gelecekte Osmanlı'nın siyasi haritasını diriltmek neden mümkün olmasın?”

İkinci Cumhuriyetçi ve İslamcı kimi grupların, Paul Henze ve Graham Fuller’in orkestrasyonunda Atatürk düşmanlığı yapmaları tesadüf müdür? 

Atatürk, küresel Yeni Dünya Düzeni’nin önünde engel olarak görülmektedir. Düşünceleri, öngörüleri ve gerçekleştirdikleriyle, başta “enerji zengini” Ortadoğu ülkeleri olmak üzere dünyadaki “gelişme yolundaki orta boy” devletlerin Yeni Dünya Düzeni’ne eklemlenmelerini zora sokacağı değerlendirilmektedir.

Atatürk’ün laik ve demokratik Kemalist modeli, karakteri “tam bağımsızlık” olan “ulusal devlet” esaslı bir projedir. Yeni Dünya Düzeni ise ulusal devlet düzeninin son bulmasını öngörmektedir.

Özellikle Ortadoğu’nun “enerji zengini” İslam ülkelerinin üniter yapılarını sürdürmeleri ABD’nin ve genel olarak Batı dünyasının çıkarlarına uygun değildir.

₺21,84
₺28,00

Tarihin en büyük savaşlarının ayrıntılı dökümleri, hasım kuvvetlerin stratejileri, taktikleri, askerî harekâtın düğüm noktaları.

Osmanlı kalelerinin mimari özellikleri, stratejik önemleri, tarihi gelişimleri. Garnizon yaşamı, sınır boylarında savaş ve barış tecrübeleri.

Çok çeşitli mimari gelenekleri bünyesinde barındıran Osmanlı İmparatorluğu, hem Bizans’ın hem de ortaçağ Ortadoğu’sunun mirasçısıydı. Bu geleneklerden beslenen Osmanlılar istihkâmcılıkta farklı üslupların bir sentezini yarattıkları gibi buna Avrupalı hasımlarından öğrenebildiklerini de eklediler. Sonuçta vücut bulan bir dizi kale, incelikli olmakla beraber mutlak surette işlevselliği ön plana almaktaydı; zira Osmanlılar kaleleri nadiren iktidar ve prestij kaynağı olarak kullanmışlardır. Bu kaleler çoğu kez devasa ve bir hayli tahripkâr toplara da ev sahipliği yapıyordu. Osmanlılar işte bu yapılar ve silahlar sayesinde, stratejik önemi yüksek Türk Boğazları başta gelmek üzere, idarelerinde bulunan coğrafyalardaki düğüm noktalarına yüzyıllarca hükmetmişlerdir. Osprey askeri tarih dizisinin İslam ve Ortadoğu tarihi uzmanı Dr. David Nicolle, elinizdeki kitabında, günümüze değin Batılı tarihçilerce genelde görmezden gelinmiş Osmanlı kalelerinin stratejik önemini ve fiziki inşaatını inceliyor. Adam Hook’un incelikli illüstrasyonları ise Osmanlı kale mimarisi kadar bu istihkâmlardaki yaşamı da tekrar hayata döndürüyor.

₺17,16
₺22,00
Tunus, Cezayir ve Trablusgarp eyaletlerinin oluşturduğu Garp Ocakları, Osmanlı İmparatorluğu'nun Akdeniz'deki deniz egemenliği mücadelesinde önemli rol oynamıştır. On yedinci yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun Akdeniz'de mutlak hâkimiyetinin başlamasıyla birlikte Garp Ocakları denizcilerinin faaliyetleri de artmıştır. Avrupa ülkeleri, Akdeniz'de ticaret gemilerinin emniyet ve güvenliğini sağlamak için Osmanlı İmparatorluğu ile barış yapma çabası içine girmişlerdir. Bunun sonucunda da ticaretlerini korumak ve ticari ayrıcalıklar elde etmek maksadıyla barış ve dostluk, seyrüsefer ve ticaret antlaşmaları yapmışlardır. Denizlerde egemen olmak isteyen Amerika Birleşik Devletleri ile Garp Ocakları arasında da yedi adet Barış ve Dostluk antlaşması imzalanmıştır. Bir zamanlar Türk Gölü olan Akdeniz'deki Osmanlı egemenliğinin, 1795-1824 yılları arasında ABD ile imzalanan bu antlaşmalarla nasıl etkilendiği, antlaşmaların özgün metinlerinin ve tercümelerinin yer aldığı bu çalışmada ortaya konulmaktadır.
₺23,40
₺30,00
“Unutmak, toplum için olduğu kadar birey için de bir zorunluluktur. İçinde bulunulan zamanın, şu anın ve bekleyişin tadına varmak için unutmayı bilmek gerekir; ancak unutmak bellek için de bir ihtiyaçtır: Uzak geçmişe ulaşabilmek için yakın geçmişi unutmak gerekir.” 

Alışılagelmiş kuramsal antropolojik/etnografik söylemin ötesinde, insanın dünyadaki mevcudiyet anlarının yazınsal sınırlarında gezinen Augé’den “unutma” üzerine cesur bir kitap. Yaşamı anlatı olarak kuran bellekte içkin olarak bulunan unutma’dan Afrika kabilelerindeki ayin deneyimleri sonrası yaşanan unutma’ya varıncaya kadar, 
Unutma Biçimleri insan zihninin karanlık tarafına kısa bir yolculuk yapmak isteyenler için birebir. 

“Faşist, bellekten yoksundur. Hiçbir şeyden ders almaz. Başka bir deyişle hiçbir şeyi unutmaz, kendi takıntılarının kesintisiz şimdiki zamanında yaşamaya devam eder.”
₺6,75
₺9,00
Arkeolog Sergen Çirkin’in hazırladığı bu kitap, Neolitik Çağ’dan Ortaçağ’a uzanan Güney Sibirya kültürlerini ve inançlarını kronolojik bir sırayla ele alıyor. Özellikle Şamanizm ve atalar kültü gibi inançları, arkeolojik bulgular ve yerel halka dair etnografik veriler eşliğinde karşılaştırmalı olarak inceliyor. 

Sibirya’da zaman farklı işler; akıp giden yüzyılların orada pek de önemi yoktur. Bu büyük kara parçasında toprak gibi, su gibi, zaman da adeta donmuştur. Süregelen yoğun “kültürel devamlılık” içinde çağların ayrımına varmak, tarihin akışını izlemek son derece güçtür. Ağır aksak işleyen bu tanrısal zamanı aydınlatacak ve onu yeniden okunur hale getirecek kilit sözcük ise ŞAMANİZM’dir. 

Şamanizm; tarih öncesinden modern çağlara uzanan bir inanç sistemi, Ural-Altay halklarının bir anlamda ortak bilinçaltıdır. Bu bilinçaltı o denli güçlüdür ki ona dair izler bugün hâlâ yaşamlarımızın bir parçası olmayı ısrarla sürdürüyor.
₺30,00
₺40,00
Yakındoğu coğrafyası MÖ 2. binyılda Mısır, Babil, Assur gibi dönemin süper güçlerine ev sahipliği yapıyordu. Hitit devletinin kurucusu ve aynı zamanda devletin başkenti Hattuşa’ya da adını veren I. Hattu ili, Anadolu, Mezopotamya ve Nil Vadisi ’nde hüküm süren bu süper güçlerle giriştiği mücadele sonucu, Anadolu’da yeni bir gücün doğmasını sağlamıştır: Hitit Krallığı. Onun döneminde Hititler, sistemli biçimde devletleşme sürecini tamamlayarak sınırlarını genişletmişler ve Anadolu’yu MÖ 2. binyılın ekonomik ve kültürel cazibe merkezine dönüştürmüşlerdir. Bu dönüşümün altında Hititlerin askeri, siyasi, ticari ve hukuki enstrümanları etkin biçimde kullanmaları yatmaktadır. 

Kitapta, devlet yapılarını yaklaşık 450 yıl sürdürerek insanlık kültür tarihine pek çok yenilik getiren Hititlerin tarihini, yasalarını, sanatını, mimarisini, ekonomisini, siyasi, dini ve sosyal yaşamını irdeleyen ve her biri alanında uzman araştırmacılar tarafından kaleme alınan 22 makale okuyucuya sunulmaktadır.
₺24,00
₺32,00
Şeffaflığın arttığı ve iletişimin sürekli daha hızlandığı günümüzde, bilgi bir göz açıp kapayıncaya kadar yayılıyor ve sınır tanımıyor. Karmaşık bağlantılarla inşa edilentüketici ekonomisinde, bir şirketin itibarını bir ürün gibi yönetmek artık söz konusu değil. Her türlü bilginin bir anda dünyanın en uç noktalarına dahi ulaştığı bu çağda, onlarca yıllık yatırımla sağlanan itibarın dakikalar içinde çötüğüne şahit oluyoruz. 
İdeal senaryolardan felaket senaryolarına, pek çok örnekten yararlanan Chris foster, itibar kaybının söz konusu olduğu durumlarda nasıl hazırlık yapılacağı, böyle bir durumda ne tür adımlar atılacağı ve sonraki dönemde itibarın nasıl yeniden güçlendirileceği gibi sorulara tatmin edici cevaplar veriyor. 
İtibar stratejisi, iletişim ve kurumsal stratji uzmanlarının bilgi ve deneyimleriye katkıda bulundukları çalışma, moder dijital ekonomide kurumsal itibarın korunması ve güçlendirilmesi konusunda veriye dayalı, adım adım ilerleyen ve uygulamaya yönelik bir yol haritası sunuyor. Hiper-Bağlı Bir Dünyada İtibar Stratejisi ve Analitiği, kurumsal iletişim ve itibar yönetimi konusunda tam teşekküllü bir rehbe kitap. 
Chris Foster, Burson Cohn&Wolfe İletişim Ajansının Kuzey Amerika Başkanı. Pek çok önemli kuruluşun yönetim kurulunda yer alıyor.
₺15,60
₺20,00
İçimizdeki en yakarıcı tonları açığa çıkaran ses, ağrı çeken insanın sesidir ve buna hepimiz aşinayızdır. Istırap paylaşılır; insan olmanın anlamını bir ağ gibi yoğun bir şekilde sarmalamıştır. Bir ağrı-olayı her zaman bireyin yaşamına aittir; onun yaşam öyküsünün bir parçasıdır. 
Ağrıyı, hastalık ve hastalık grupları üzerinden değil, ağrı çeken bedenin takdir edilmesi yoluyla daha iyi anlayabileceğimize inanan Joanna Bourke, ağrı çeken insanların kullandığı dilleri analiz ederken, ağrıyla ilgili derin bir kavrayışa sahip olmak isteyen, ağrı klinikleriyle, palyatif bakımla, ağrı araştırmalarıyla ilgisi olan, hastaları ve kendileri için ağrının anlamını bilmek isteyenleri hedefliyor. 
Bu ıstırap hastalar, doktorlar ve hemşireler arasındaki klinik karşılaşmalarda nasıl bir rol oynar? Ağrı çeken bir insanın kıvranan bedeni ve söze dökülmeyen inlemelerine tanık olduklarında, bazı tanıklar neden buna sırtını döner? Metaforik ağrı dillerinin incelenmesi, ağrının algılanmasındaki tarihsel değişiklikler hakkında spekülasyonlarda bulunabilmemizi sağlayabilir mi? 
Joanna Bourke, üç yüzyıllık Batı literatüründen yararlanarak, ağrı pratiğinin, dil, kültür ve beden arasındaki dinamik iç bağlantılar sürecinde inşa edilme ve yeniden kurulma biçimlerini tarihsel olarak inceliyor. 
Joanna Bourke, University of London, Birkbeck College’da tarih profesörü.
₺29,64
₺38,00

“24 Mart 1976’da Arjantin’de bir darbe daha olmuştu, aynı gün on beşime basmıştım. Gelecek planlarının ve hayallerin tohumlarını atacağım, ben olgunlaştıkça onların meyve vereceği bir dönem başlamalıydı aslında hayatımda. Ülkem, buna olanak sağlamalıydı...”

“Feda edilen bir nesle hürmet ve ulusal katliamlara karşı bir dikkat çağrısı olarak yazılmış bu kitapta Lisé, yaşayan bir tarih arşivi mahiyetindeki hafızasını yoklayıp göçebe, yerli ve çalışan sınıftan insanlarda vücut bulan, Arjantin’e özgü o inatçı, hayatta kalma ruhunu gözler önüne seriyor. Bu kitabın, lise ve üniversite kütüphanelerinin yanı sıra, Latin Amerika, tarih, kadın çalışmaları ve kültürel çalışmalar gibi programların müfredatlarında da bulunmasını şiddetle tavsiye ediyorum.” 
Gisela Norat, Agnes Scott Üniversitesi

₺14,06
₺18,50
Psikanaliz Defterleri: Çocuk ve Ergen Çalışmaları’nın ikinci kitabının teması çocuk, ergen ve ailesi. Kuşaklar ötesinden gelen yaşam olayları, masallar ve sırlarla yoğrularak oluşmuş bir aile sistemine doğan bebeğin büyürken farklı dönemlerde yaşayabileceği çeşitli zorluklar, kuramsal ve klinik yönleriyle psikanalitik açıdan ele alınıyor. Çocuğun psikanalizi sırasında anne babanın rolü ve işbirliğine de değiniliyor.

İrem Erdem Atak, Tijen Demirörs, Talat Parman, Şeyda Postacı, Alper Şahin ve Sezai Halifeoğlu’nun yazılarının yanı sıra Didier Houzel, Olympia Sklidi gibi ülkemiz psikanalizine önemli katkılarda bulunmuş yabancı isimlerden yapılan çeviriler de yer alıyor bu sayıda.
₺15,20
₺20,00

“Hayaletler, modern toplumların ayrılmaz parçaları, kurucu çelişkileri veya fark unsurlarıdır. Ekonomik eşitsizliklerin yanı sıra kültürel eşitsizliklerin üzerinde dolaşan hayaletler. İşte, hiç kimse bu hayaletlere Frantz Fanon’dan daha çarpıcı bir biçimde dikkat çekmemiştir.”

Bu kitap, altbaşlıkta ifade edildiği gibi, Fanon’la konuşmayı sürdürme arzusunun ürünü. Kitabı oluşturan makalelerin anafikri, Fanon düşüncesindeki eleştirel potansiyelleri ortaya koymak biçiminde ifade edilebilir.

“…biz onu unutmuş olsaydık da Fanon bizimle konuşmaya devam edecekti. Elinizdeki kitapta bu konuşmaya eleştirel-rasyonel bir biçim vermeyi, ona yeniden siyasal biçim kazandırmayı amaçladık. Hayaletsiz bir gelecek mümkün mü?”

₺22,52
₺29,63
Nihan Kaya, çok ses getiren kitabı İyi Aile Yoktur’dan sonra, hiç farkında olmadan topluma uygun hâle getiriliş biçimlerimizi ve bu mekanizmanın hem toplumun hem de bireyin gerçekten var olabilmesini nasıl engellediğini anlatıyor. İyi Aile Yoktur’un devam kitabı olan İyi Toplum Yoktur, sünnet, nikâh, düğün, kına gibi törenlerin bize anlatılandan çok başka amaçlara dayandığını, her törenin aslında bir kurban etme töreni olduğunu savunurken, yine ezber bozuyor, doğru bildiğimiz inanışlarımızı altüst ediyor. 
İnsanın en önemli aynası cinselliğidir. Aynı şekilde toplumlar da cinsiyet ve cinsellik üzerinden şekillenirler nitekim, bu ikisi aslında aynı şeydir. Toplumun, bireyleri kendi uzantısına dönüştürebilmesi için, kadınlık ve erkeklik algısı yaratılır, bu algı törenlerle pekiştirilir. Varlığından bir şekilde haberdar olduğumuz ve kanıksadığımız her tören, bizi topluma kurban eder ve toplumu da ölü, işlevsiz kılar. 
Törenlere verdiğimiz anlam, kendimize verdiğimiz anlamı ve hayatımızın kontrolünün kimin elinde olduğunu belirlemektedir.
₺15,20
₺20,00
Yaşam her yerde aynıdır. Bir istiridyede, bir ağaçta, bir hayvanda ya da bir insanda yaşam hep aynı talepleri yineler.

Hayvan ile insanın doğadaki yerleri, işlevleri, birbirleriyle ilişki kurma biçimleri düşünce tarihi boyunca işlenmiş, karşıt tezler ortaya atılmış ve sıkça tartışılmıştır. Gilbert Simondon genel psikoloji başlığı altında hayvan ve insan üzerine verdiği derslerde bu meseleleri antik dönemden başlayıp 17. yüzyıla kadar taşıyarak yeniden ele alır ve çizdiği tarihsel tabloda problemin etik ve dinsel yönlerini gözler önüne serer. İlk soru insan ile hayvan arasında bir süreklilik olup olmadığıdır. Aralarındaki temel farklar nelerdir, eğer fark varsa, hangisi daha üstündür? 

Simondon Hayvan ve İnsan Üzerine İki Ders'te, doğa filozoflarından Sokrates'e, Platon'a, Aristoteles'e, Rönesans düşünürlerine, tabii ki Giordano Bruno'ya, Descartes'a, Bossuet'ye, ve La Fontaine'e kadar uzayan bir düşünce çizgisinin izini sürüyor. Tabii asıl derdi bireyleşmenin biçimlerini, tarzlarını ve derecelerini incelemek.
₺15,60
₺20,00

Kimlikler, sınırlar, samimiyet, merak, üst komşu ile alt komşu arasındaki tahakküm ilişkileri ve sokakta yaşayan “dış” komşular…

Komşuluk bugün olmazsa olmazımız; ne de olsa hepimiz komşuyuz artık. Émile adlı eserinde dünyada artık sürülecek toprak kalmadı diyen Rousseau şöyle dursun, Robinson Crusoe bile çocuksu muhayyileyi bir tarafa bırakıp el değmemiş bir ada olmadığının farkına varır. Dünyanın yuvarlak olması hasebiyle kaide gereği hepimiz komşu olsak da Kant’ın işaret ettiği üzere taşımacılığın gelişmesi ve 20. yüzyılda özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra dörde katlanan dünya nüfusunun artması kâğıt üstündeki bu gerçeği olgusal bir veriye dönüştürdü. Hepimiz birbirimize ba­ğımlı hale geldik, başkasıyla muhatap olmamak için uzaklaşma bahanemiz kalmadı.

₺16,50
₺22,00

Deleuze, dostu Michel Foucault’nun ölümünden sadece bir yıl sonra Vincennes Üniversitesi’nde verdiği derslerde onun düşüncesinin sistematik bir yeniden değerlendirmesine girişti. Deleuze’ün Foucault’nun düşüncesini başından sonuna kadar bilgi, iktidar ve arzu olmak üzere üç eksenli bir düşünce olarak okumayı önerdiği bu dersler, 1985 yılının Ekim ayında başlayıp 1986 yılının Mayıs ayına kadar sürdü.

Deleuze’ün önerisinden yola çıkarak “Bilgi” başlığını verdiğimiz bu ilk sekiz ders, Foucault’da bilginin iki kutbunu oluşturan söylenebilir olan ile görünür olanın olanaklılık koşullarının analizini içeriyor. Deleuze’ün sözceler ile görünürlükler arasındaki karmaşık ilişkiler üzerine araştırması ilerledikçe, Foucault’nun tüm düşüncesinin felsefi bir soybilimi içinde olduğumuzu daha iyi anlıyoruz. Bu düşüncenin yapısalcılık, fenomenoloji ve dilbilimden nasıl ıraksadığını, Kant ve Blanchot’nun düşüncesi, Duras, Straub ve Syberberg’in sineması ve Raymond Roussel’in eseriyle yakınsayarak felsefede nasıl ışık çakmaları yarattığını ayırt etmeye başlıyoruz. Deleuze’ün dersler boyunca ısrarla hatırlattığı, bilgi analizinin ikinci eksenini oluşturan iktidar analizine nasıl bağlandığı sorusunun bir tekillikler problemi olarak ortaya çıkışına tanık oluyoruz.

Bir filozofun çağdaşı olan bir filozof üzerine yazdığı belki en kapsamlı şerhi oluşturan bu dersler, felsefe ile felsefe tarihi birbirinden ayrılmaz olduğunda düşüncedeki hangi kuvvetlerin harekete geçebileceğini gözler önüne seriyor. Ve Deleuze ile Foucault’nun karşılaşmasının belki en yalın sonucu olarak, anlıyoruz ki, bir düşüncenin güncelliğini olumlamak onu oluşa sürüklemekten, problemi olumlamak problematikliği olumlamaktan geçiyor.

₺26,00
₺33,33
Öğretmeni Sokrates ve öğrencisi Aristoteles'le birlikte felsefenin kurucularından sayılan Eski Yunan filozofu Platon, hem Hıristiyan hem İslam düşüncesini derinden etkilemiştir.

Kriton ya da Görev Üstüne, Platon'un Sokrates tarafından sözlü olarak uygulanan diyalog yöntemini bir yazı biçimine dönüştürdüğü metinlerin en önemlilerindendir. Diyaloglar'da bu yazı türünün en yetkin örneklerini vermiş olan Platon, yurttaşın görevlerini tartışıyor, 2500 yıl öncesinden çağımıza, günümüze ışık tutarak.

Devletin işlevini şirketlerin, yurttaşın yerini müşterinin aldığı bir dünyaya çarpıcı bir hatırlatma.
₺6,24
₺8,00
1- Para Kazanmak Senin Elinde - Jen Sincero 
2- Beden Dili Rehberi- Richard Webster 
3- Öfke Rehberi – Dr. Robert Puff – Dr. James Seghers 
4- Korku Ve Kaygı Çözümleri - Dr. Friedemann Schaub 
5-  Akıllı Kadınlar Yanlış Seçimler – Dr. Melveyn Kinder – Dr. Connell Cowan 
6- Pozitif Etki – Dr. Tım Irwın 
7- Sınırsız Limit – Dr. Bob Tobin
₺97,23
₺138,90
“Yemek ile dolu bir mideye hikmet yerleşmez.” 

“Bu marifete nasıl eriştin?” diye sorulduğunda Bayezid Bistâmî “Aç bir karın ve çıplak bir beden ile” diye cevap vermiştir. Açlık, ilk dönemlerden itibaren tasavvufta marifete eriştiren bir yöntem olagelmiştir. 

Bir tarife göre tasavvuf, nefsin tüm hazlarını terketmektir. Dünyevi olanı bırakarak İlahi olana ulaşmayı gaye edinen sufiler bu anlayış çerçevesinde “rağbet etmemek” anlamındaki zühdü hayatlarının her alanında uygulamaya çalışmış; bu açıdan zühdü; kıyafette zühd, yeme-içmede zühd, alışverişte zühd, konuşmada, bakmada, işitmede zühd, mülkiyette zühd şeklinde bir bütün olarak benimsemişlerdir. 

Açlık da zahitliğin kurucu bir unsuru olarak ilk dönemden itibaren farklı şekillerde uygulanmıştır. Sufiler aç kalarak ahlaklanma ve ahlaklanarak da marifetullaha erişme arasında kurdukları irtibat ile açlığı, tasavvufi eğitim sürecinin merkezine yerleştirmişlerdir.
₺17,60
₺22,00
Benimsediğimiz örf, âdet ve birçok gelenek 'aslında' nereye ait? 
Bu konuda İslam neler söylüyor? 
İslam’da kurşun dökme, ağaçlara ve türbelere bez bağlama, tütsü yakma, tahtaya üç kere vurmanın yeri var mıdır? 
Takke ve sarık Yahudilikten mi gelmiştir? 
Yahudilerin "kaka" oyunu nedir? 
Fatıma ananın elini nazarlık olarak kullanmak İslam’la ne kadar bağdaşır? 
Reiki, yoga, meditasyon ve reenkarnasyona İslam’ın bakışı nedir? 
İslam, uğur ya da uğursuzluk diye bir kavramı kabul eder mi? 

İslam, kadınların ve bekâr kızların rızası dışında istemediği birisiyle evlendirilmesini men eder. 
Muta nikâhı cahiliye devri âdetidir. 
Peygamberimiz (s.a.v.) eşlerine ayaklarını yıkatmamıştır. 
Zaruret halinde İslam kadının boşanmasını kabul eder. 
İslam’da Noel, yılbaşı kutlaması yoktur. 
İslam nazarı kabul eder ama nazarlıkları etmez.
₺19,20
₺24,00

“Brian Fagan açık ve etkileyici üslubuyla, günümüz arkeolojisinde en iyi yazarlardan biri.”

- Jeremy A. Sabloff

“Arkeolojinin zengin ve ilginç tarihine kusursuz bir giriş olsa da, bu bir ders kitabı değil: o kadar heyecan verici ki, elden bırakmak mümkün değil.”

- Francis Pryor

“Fagan, geçmiş, deneyimlememiz ve keyfini çıkarmamız için etrafımızda, diye hatırlatıyor ve anlattığı hikâye bunun için cesaret veriyor.”

- Chris Scarre

“Bizi biz yapan şeyler hakkında düşünmüş, gözlem ve araştırma yapmış usta bir hikâye anlatıcısının müthiş bir hevesle anlattığı bir kitap.”

- Michael Wood

“Brian Fagan tüm dünyada arkeolojinin gelişiminin hikâyesini eğlenceli bir şekilde anlatıyor.”

- Current World Archeology

₺24,00
₺32,00

Elinizdeki kitap, 1980’li yılların ortalarında göç ve göçmenlere ilgimin başladığı yıllardan günümüze değin bitmeyen bir yolculuğun öyküsüdür. Bu yolculukta göç ve göçmenlerle ilgili odaklanılan sorunsal değişse de değişmeyen tek şey, göçle ilgili olarak kendi içinde tutarlı ancak sürekli bir biçimde geliştirilmeye çalışılan metodoloji arayışı olmuştur. Göçün tüm dünyayı ilgilendirecek önemli bir olgu olacağı ve Türkiye’nin göç veren ya da transit bir ülke olmaktan göç alan bir ülke konumuna geleceği yönündeki öngörümüz, çok da dikkate alınmamış ve hem akademik hem de politik alanda bir yer edinememiştir. Nitekim göç özellikle de son yıllarda giderek daha da önem kazanan ve tüm dünyayı ilgilendiren bir olgu haline dönüşmüş ve “göçmen krizi” adlandırması ile gündeme oturmuştur.

Kitapta yer alan makalelerde yapılan tartışmalar üzerinden:
“Göçmek” ile “kaçmak” arasında fark olduğu,

Yarın bizim de tarafı olmayacağımız bir savaşın ortasında kalmayacağımızın ve benzer duruma düşmeyeceğimizin hiçbir güvencesinin olmadığı,

Göçmenler konusunda mevcut açıklamaların “yanlı” olabileceği ve bu yanlılığın bizim “gelenler”e karşı tavrımızı etkileyebileceği,

Gerçek suçluların kimler olduğu konusunda egemen olmayan farklı açıklamaların olabileceği,

Genellikle “kaçak” göçmen ve sığınmacı göçünü oluşturan göçmenlerin gittikleri ülkede “sınıf-altı/under-class” konumunda oldukları ve bu nedenle de her türden sömürüye ve adaletsizliğe daha fazla maruz kaldıkları,

Yaşadıkları yeri terk edip bilinmeze yolculuğun “gelenler” tarafından da istenir bir şey olmadığı,

Geri gitsinler dendiğinde geri gidil(e)meyeceği ve gidilse bile sorunların çözülmüş olmayacağı aynı sorunların farklı bir ülkede yeniden hortlayabileceği vb. konularda okuyucuyu düşünmeye ve düşüncelerini sorgulamaya yöneltmenin yanı sıra özellikle de alanda çalışacakların bilimsel bir bakış açısı edinmelerine katkı sunabilmesi dileğimiz.

₺21,45
₺27,50
Ensest yasağı… Belki de kökenleri insanlık tarihinin ilk devirlerine kadar giden bir yasak. Yasağın ihlalinin cezası, bazen kırbaçlanma bazen de ölüm olmuş. Peki ensest neden yasaklanmış? İlkel bir hukuk düzenlemesine bile sahip olmayan kabilelerin esas tabularından biri olan ensest, gelişmiş bir hukuk sistemine sahip modern toplumlarımızı hâlâ nasıl şekillendirebiliyor? Din, etik, psikoloji ve antropoloji gibi ana disiplinlerin temel konularından biri olan ensesti ve yasaklanmasını kurucu sosyologlardan Émile Durkheim inceliyor.
₺6,95
₺9,26

Gelecek Yapay Zekâ’da fakat bu gelecek nasıl olacak?

Süper zekâ bizim kölemiz mi yoksa efendimiz mi olacak?

Faydalı YZ araştırmalarının gündeme oturmasını sağlayan MIT Profesörü Max Tegmark, bizi YZ üzerine var olan son tartışmaların merkezine götürüyor. Varlığımızın gelecekteki safhasını keşfedebilmek için efsaneleri gerçeklerden, ütopyaları distopyalardan ayırıyor. Yapay Zekâ suç, savaş, adalet, iş gücü, toplum ve bizim insan olma hissimizi nasıl etkileyecek? YZ’nin yükselişi diğer tüm teknolojilerden daha çok geleceğimizi şekillendirme potansiyeline sahip.

Otomasyon sayesinde refah seviyemizi artırırken insanların işsiz ve amaçsız kalmasını nasıl önleyebiliriz? Çocuklarımıza nasıl kariyer tavsiyeleri vermeliyiz? Çökmeden, hata yapmadan veya hacklenmeden bizim istediklerimizi yapabilmeleri için gelecekteki YZ sistemlerini nasıl daha fazla güçlendirebiliriz? Ölümcül otonom silah sistemlerinde bir silahlanma yarışından korkmalı mıyız? Makineler zamanla her alanda bizi geçip işlerimizi, hatta gezegendeki yerimizi elimizden alacak mı? YZ daha önce eşi görülmemiş bir şekilde yaşamın gelişmesine yardım mı edecek yoksa bize yönetebileceğimizden daha büyük bir güç mü verecek?

Nasıl bir gelecek istiyorsunuz? Bu kitap, çağımızın belki de en önemli tartışmasına katılmanıza imkân veriyor. Tüm bakış açılarına yer verirken, süper zekâ, anlam, bilinç ve evrendeki yaşamın fiziksel sınırları gibi en radikal konulara değinmekten kaçınmıyor.

“Bu kitap, Dünya ve ötesinde yaşamın, zekânın ve bilincin geleceği maceramızda karşılaşabileceğimiz güçlükler ve seçimler üzerine muhteşem bir rehber.”

- Elon Musk, SpaceX ve Tesla’nın CEO’su -

“Sadece bilim insanları, sanayiciler ve generaller değil, hepimiz kendimize gelecekteki Yapay Zekâ’nın risklerinden kaçınmak ve faydalarından yararlanabilmek için neler yapabiliriz diye sormalıyız. Bu, çağımızın en önemli tartışması ve Tegmark’ın kitabı bu tartışmaya katılabilmenize yardım edecek.”

- Prof. Stephen Hawking -

“Yapay Zekâ’nın ortaya çıkarabileceği eşi benzeri görülmemiş güç, önümüzdeki yılların insanlığın zirvesi veya çöküşü olabileceği anlamına gelir. Tegmark, Yapay Zekâ’nın sonuçları üzerine bugüne kadar okuduğum en kapsamlı ve eğlenceli kitabı yazmış. Şimdiye dek Tegmark’ın neşeli zekâsıyla tanışmadıysanız sizi çok güzel bir sürpriz bekliyor.”

- Prof. Erik Brynjolfsson, MIT Dijital Ekonomi İnisiyatifi Direktörü -

“Yapay Zekâ, zekâ ve insanlığın geleceği üzerine düşünüş şeklimizi değiştirecek, harekete geçirici bir kitap.”

- Bert Selman, Cornell Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Profesörü -

“Tegmark, bir tür olarak nasıl bir gelecek yaratmak istediğimiz hakkında çok daha geniş bir tartışma yaratmak istiyor. Her ne kadar, Yapay Zekâ, kozmoloji, değerler ve hatta bilinçli deneyimin doğası gibi işlediği konular zorlayıcı olsa da bunları okunaklı bir biçimde sunarak okurun kendi fikirlerini oluşturmasına yardım ediyor.”

- Nick Bostrom, İnsanlığın Geleceği Enstitüsü’nün Kurucusu -

“Tegmark’ın yeni kitabı çağımızın en önemli konusuna dair derinlemesine ve düşündürücü bir rehber. Biyolojik düşüncelerimizi, kendi yarattığımız çok daha büyük bir zekâyla birleştirirken gelecekte nasıl daha iyi bir medeniyet yaratabileceğimizi araştırıyor.”

- Ray Kurzweil -

“Bu kitap beni olduğum yere çiviledi. Yapay Zekâ’nın dönüştürücü sonuçlarıyla kısa süre sonra yüzleşebiliriz ancak bunlar bizim için cennet mi yoksa cehennem mi olacak? Buna karar verebilecek bir jüri henüz yok ama bu aydınlatıcı ve okunaklı kitap bir fikir edinmemizi sağlıyor.”

- Prof. Martin Rees, Kraliyet Astronomu -

“Ünlü bir fizikçi ve Yaşamın Geleceği Enstitüsü başkanı olmak, Max Tegmark’a çağımızın en önemli konusu hakkında okuyucusunu hafife almadan bilgilendirme olanağını sağlıyor.”

- Jaan Tallinn, Skype’ın Eş Kurucusu -

“Orijinal, okunaklı ve düşündürücü… Tegmark YZ’nin birçok farklı yüzüne anlam kazandırıyor. The Second Machine Age’in ekonomik perspektifine ve YZ’de son yıllarda var olan gelişmelerin yakın dönemdeki sonuçlarına ışık tutarken günümüzden Yapay Genel Zekâ’ya ve süper zekâ seviyesine nasıl gelebileceğimizi açıklıyor. Tegmark, Emerson’dan da bir alıntı yapıyor: ‘Hayat bir yolculuktur, hedef değil.’ Aynı söz bu kitap için de geçerli olabilir. Bu kitabın tadını çıkarırsanız, bitirdiğinizde yıllar sonra insanlığın ve teknolojinin gelebileceği yeri çok daha iyi anlayabilirsiniz.”

- Science -

“Anlaşılır ve sürükleyici. Okura birçok şey sunuyor. Tegmark’ın, elektronik devreler veya insan beyninin düşünce gibi elle tutulamaz bir şeyi nasıl ürettiğini açıklaması hem son derece zarif hem de aydınlatıcı. Yapay süper zekânın bir şekilde kontrolden çıkabileceği fikrine birçok bilim insanı karşı çıkıyor fakat YZ tartışmalarının alevlenmesinin bir nedeni de Tegmark’ın çalışmaları.”

- Wall Street Journal -

Max Tegmark: MIT’de fizik profesörüdür ve Yaşamın Geleceği Enstitüsü’nün başkanıdır. Our Mathematical Universe kitabının yazarıdır ve düzinelerce bilimsel belgeselde yer almıştır. Fikirler, macera ve gelecek hakkındaki tutkusu bulaşıcıdır.

₺44,99
₺59,98
On yılı aşkın süredir Açık Radyo’da devam eden, Türkiye ve dünya çapında ekoloji mücadelesinin seyrini kayıt altına alan Açık Yeşil’den bir ekoloji rehberi. Üstelik teorisi ve pratiği ile.

Açık Yeşil’in bu birinci kitabı, her gün 150 ila 200 canlı türünün yok olduğu, iklim krizinin tüm dünyanın gündemine oturduğu İnsan Çağı’nda (Antroposen) çevre ve iklim hareketlerinin teorik temellerini ortaya koymanın yanı sıra, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından alan kayıtları ve mülakatlara yer verilen bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

Yeşil düşüncenin köklü tarihinden düşünürler ve aktivistler hakkında özel dosyaların da yer aldığı bu rehber kitap, çevre muharibi ve grevci Greta Thunberg’in, “Evimiz yanıyor!” diyerek işaret ettiği iklim krizinden hep birlikte nasıl çıkabileceğimize ilişkin yeni bakış açılarına kaynaklık ederken, kainattaki yegâne evimize karşı sorumluluklarımızı da yeniden gözden geçirmeye davet ediyor.
₺25,13
₺33,50
Hegel, felsefe tarihinin hakikat hakkında sürdürülen uzun bir diyalog olduğunu düşünür.Bu nedenle, felsefenin geçmiş veya güncel tüm başat eğilimleri ve filozofları onun muhatabıdır; kendi felsefe sistemini idealistlerinin üstadı Kant, eleştirel felsefesini geçmişle tam bir kopuş üzerine kurmuştu.Kant'ın yeni felsefesinin eleğinden geçmişin nereseyse hiçbir felsefesi geçemiyordu. Hegel ise geçmişe hakkını vermeyenin geleceği de kuramayacağını düşünen filozoflardandır.Hem Kant'ın felsefeye getirdiği yeni şartlara uyar , başka bir deyişle onun eleğinden geçmenin yolunu bulur; hem de felsefe tarihinin hakikat yani Hegel için mutlak yolundaki çileli yolculuğunu devam ettirir.Sonuç olarak öyle bir felsefe sistemi ortaya koyar ki, bu anıta bakan herkes ya hayranlıkla ya tiksintiyle orada bir devrin kapandığına kanaat getirir.Tamamına eren, Platon'dan ibaret devam eden felsefe yapma şeklidir.Hegen'den hemen sonra gelen Marx ,Nietzsche ve Kierkegaard bir devrin kapandığının bilincind olan , hatta tam da bu nedenle kendilerine filozof denmesini istemeyen düşünürlerdir.Bu sıra dışı düşünürlerin ortak noktalarından biri , Hegel'den sonra ya onun aynen taklit etmek ya da bambaşka yollara girmek gerektiğinin farkında olmaarıdır.

İşte Hegel'i tam bu bağlamda okuyan Tom Rockmore , yaşayan en eönemli Hegel uzmanlardan biri. Öncesiyle ve sonrasıyla Hegel felsefesine tarihsel bir giriş olması bakımından kitabın tüm dillerde bir ilk olduğunu söylüyor.Herhangi bir felsefi altyapısı olmayanlar için yazdığını söylüyor. Herhangi bir felsefi altyapısı olmayanlar için yazdığını söylediği bu kitaptaki amaçlardan biri de Hegel'in anlaşılamayan karanlık bir filozof olduğu konusundaki yaygın kanıyı kırmak.
₺23,40
₺30,00

İkigai, orman banyosu, wabi-sabi ve daha fazlası

Japonizm, Japonların huzurlu yaşam sanatını daha mutlu, daha sağlıklı, daha anlamlı bir hayat sürmenizi sağlayacak pratik ipuçları ve fikirler halinde sunuyor.

Sizin ikigai’niz (amacınız) ne? Bir anı bir anını tutmayan günlük hayatın kaosunda farkındalığınızı nasıl geliştirebilirsiniz? 

Japonlar şinrin-yoku adı verilen orman banyosundan kaligrafiye, çiçek düzenleme sanatı ikebanaya, çay seremonilerine ve yeme içme anlayışlarına kadar pek çok alanda gelenekleri, felsefeleri ve sanatlarıyla huzur buluyorlar. Bu kitap bize de Japonizm’i günlük hayatımızda nasıl uygulayabileceğimizi öğretiyor. 

Hayata wabi-sabi (yaşamın geçici doğası), kintsugi (kırık objeleri altınla onarma sanatı) ve kaizen (alışkanlık edinme teknikleri) penceresinden bakarak yaşam tarzınızı ve zihninizi zenginleştirin. 

₺46,78
₺59,98
Üniversiteler dünyanın her ülkesinde olduğu gibi bizim ülkemizde de toplumun en önemli kurumları olmuştur, olagelmiştir. Çünkü üniversiteler toplumun sosyal, siyasal, ekonomik olduğu gibi bilim, teknoloji, katma değer üretimi, çağdaş medeniyet seviyesine erişme, velhasıl topyekûn kalkınmanın tümünü içeren nadir kurumlardır. Toplumun dinamikleridir. 
Üniversiteler, bilginin üretildiği, saklandığı, biriktirildiği ve sonra da o bilginin kullanılarak ete kemiğe büründürüldüğü bu kutsal mekânlar, aynı zamanda demokrasi kültürünün yeşertilip büyütüldüğü mekânlardır. Bu sebepledir ki; üniversitelerin bireyden devlet yönetimine ne kadar basamak var ise hepsine dokunan ve ülke geleceğinin inşası anlamında önemi çok büyüktür 
Üniversitelerin dün de bugün de üç önemli görevi ve misyonu olmuştur. Öğrenci Yetiştirmek, Bilimsel Faaliyetlerde Bulunmak (Bilim Üretmek) ve Toplumun Sorunlarına Çareler aramak. Aristo’dan günümüze birçok aşamalardan geçen “üniversite” ler, hep bu üçlüye ilişkin faaliyetlerde bulunmuş ve şekillenmişlerdir. 
Bu çalışmada; Tarihten günümüze üniversitenin mahiyeti, Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet sonrası Yükseköğretimleşmeyi etkileyen sosyal, siyasal ve ekonomik etkiler dönemler itibariyle değerlendirilmiştir. Ayrıca bu faktörlerin etkilediği üniversitelerdeki değişim, dönüşüm ve gelişim akıcı bir üslupla anlatılmıştır.
₺35,10
₺45,00

One day my frail body 
will turn to dust, but 
the Republic of Turkey 
will live forevermore.

₺51,20
₺64,00

Beyin Biliminin Sınırlarından Kişisel Başarı Öyküleri

İmkânsız olduğu sanılıyordu ama artık mümkün!

Nöroplastisite adı verilen yeni bilim dalında, yüzyıllardır değişemeyeceği düşünülen insan beyninin aslında değiştirilebileceği kanıtlandı. Psikanalist Dr. Norman Doidge, hem nöroplastisiteyi ve şifa gücünü destekleyen başarılı bilim insanlarıyla hem de zihinsel engellerinin ya da beyin hasarının düzelemeyeceği söylenen ama bu bilim insanları sayesinde hayatları değişen hastalarla buluşmak için ülkenin birçok yerine seyahat etti.

Engellerini aşan görme ve işitme engelliler, beyinleri gençleşen yaşlılar, hayatları normale dönen felçliler, hareket özgürlüğü kazanan serebral palsili çocuklar, beyninin yarısıyla doğmuş olsa da beyni bütünmüş gibi işlev görecek hale gelen bir kadın gibi pek çok kişinin mucizevi ama gerçek hikâyelerini kaleme aldı. Depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, hayalet uzuv sendromu ve otizm gibi birçok soruna tedavi bulma çalışmalarını bu sıra dışı hikâyelerle bağdaştırarak anlatan Dr. Doidge, son derece dokunaklı ve ilham verici olan bu kitabıyla beyinlerimize, insan doğasına ve potansiyeline bakış açımızı sonsuza dek değiştirecek.

Kendini Değiştiren Beyin rehberiyle nörobilimin sınırlarında gezerek vücudun, duyguların, cinselliğin, kültürün ve eğitimin sırlarını deşifre edin ve daha önce hayal bile edemeyeceğiniz tedavi yöntemleriyle yeni umutlara yelken açın...

“Dr. Doidge beyinle ilgili bildiğimizi sandığımız her şeyi altüst ediyor.”

- Publishers Weekly -

“Dr. Doidge, bilimi insanlara anlatma konusunda tam bir usta. Kendini Değiştiren Beyin kitabında beynin ihtiyaç halinde kendini yeniden yapılandırabilen dinamik bir organ olduğunu anlatıyor. Felç, serebral palsi, şizofreni, demans gibi ciddi rahatsızlıkları olanlardan sadece IQ seviyesini artırmak veya hafızasını güçlendirmek isteyenlere kadar hepimizin yararlanabileceği bu keşfi ele alan derin bir kaynak. Bu kitabı alırsanız beyniniz size müteşekkir olacak.”

- Dr. Jessica Warner, Globe and Mail -

“Bu kitap, dünyanın düz olmadığını keşfetmişsiniz gibi hissettiriyor.”

- Gretel Killeen, Sun Herald -

“Bu kitabın dünyanın her yerinde el üstünde tutulması gerek! Beynin plastik olduğunun, egzersiz ve pozitif düşünce yoluyla kendini gerçekten değiştirebileceğinin kabul edilmesi, tarih veya insanlık için büyük bir atılım. Ay’a ayak basmaktan bile daha büyük! Sade, etkileyici ve sürükleyici eseriyle Dr. Doidge en gencinden en yaşlısına kadar hepimize umut kaynağı sunuyor.”

- Jane S. Hall, International Psychoanalysis -

“Pozitif düşünmenin gücü nihayet bilimsel geçerlilik kazanıyor. Akıl almaz, mucizevi örneklerle dolu bu kitap, kültür, eğitim ve tarihle ilgili bilgilerin yanı sıra yalnızca nörolojik sorunları olan hastaların değil, bütün insanların faydalanabileceği önerilerde bulunuyor.”

- New York Times -

“Bu kitap birçok vaka çalışması ışığında tekrar hareket etmeyi ve konuşmayı öğrenen felçlileri, hafızalarını keskinleştiren yaşlıları, IQ seviyelerini yükselten ve öğrenme engellerini aşan çocukları ve çok daha fazlasını anlatıyor. Dr. Doidge’in öngördüğü üzere bilimin, birçok farklı alandaki uzmanlara, en çok da bütün öğretmenlere fayda sağlayacak sonuçları oluyor.”

- Education Week -

“Dr. Doidge zihnin ömrünün, bedenin ömründen daha uzun olabileceğini, genç bir beyinde gerçekleşebilen her şeyin yaşlı bir beyinde de gerçekleşebileceğini kanıtlıyor. Kendini Değiştiren Beyin, nöroplastisitenin gücünü gözler önüne sererek çaresizlik bulutlarını dağıtan ve insanların içini ısıtan bir eser.”

- Toronto Daily Star -

“Herkesin okuması gereken bir kitap... Mucizenin ta kendisi. Hemen alın!”

₺37,50
₺50,00
İnan bana hayat sana kaktüsün dikenlerini
değil, rengârek açan çiçeklerini gösterir.

Bazı insanlar, benim bu dünyada en büyük kırgınlıklarım olsa da kırıldığım yerden değiştim, güçlendim!
Anlamını yitiren o yolda hiçbir şey hissetmeden yürüdüm bir süre.
Ama öğrendim; insan, yürüdüğü yollara çiçekler ekerek ilerlemeli. Yarı yolda kalırsa eğer, geri döndüğünde o yollar çiçeklerle süslenmiş olmalı.
Kaktüsler bile çiçek açabiliyorken bazı insanların kalbi çoktan kurumuş.

Her şey üstüne gelip seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde, sakın vazgeçme! İşte orası kaderinin değişeceği noktadır!
-Mevlana-
₺14,25
₺19,00

Derek Ryan Hayvan Kuramı’nda, “hayvan” ve “hayvanlık”ı teorik tartışmalar ışığında inceliyor. Bunu yaparken Friedrich Nietzsche’nin materyalist ontolojisinden Donna Haraway’in feminist felsefesine; Sigmund Freud ve Jacques Lacan’ın psikanalizinden Peter Singer, Tom Regan ve Martha Nussbaum’un ahlâk felsefesine; Martin Heidegger ve Maurice Merleau-Ponty’nin fenomenolojisinden Derrida, Deleuze ve Félix Guattari’nin postyapısalcı felsefesine; Carol Adams’ın vejetaryen kuramından Cary Wolfe ve Rosi Braidotti’nin post hümanizmine uzanan disiplinlerarası bir yöntem izliyor, akademideki hayvan kuramının izini sürüyor.

Disiplinlerarası bu tartışmaları ele alırken, insanlar “olarak” hayvanları nasıl düşündüğümüz, hayvanat bahçesinde gördüğümüzde ya da tabağımızda karşılaştığımızda bununla nasıl yüzleşmediğimizi, yüzleşmeme nedenlerimizi; bununla birlikte evimizdeki hayvanlarla kurduğumuz ilişkilerimizi tartışmanın yanı sıra, “insan-merkezli olmayan”a dair tasavvur eksikliğimizle ve aslında “kendimize” bakış açımızla da ilgili önemli sorular ortaya koyuyor.

“Hayvanları düşünmek ve okumak, kendimize dair düşünmek ve okumaktır da. Hayvanlar olarak düşünmek ve okumak, diğer hayvanlarla vücut bulmuş ve duygusal ilişkimize bizi mesafelendirmekten ziyade, birçokları –üstünde değil– arasında bir tür olarak yaşıyor olmanın daha hassas, alicenap ve mütevazı bir üslubu olarak vazife görür.”

- Derek Ryan -

₺26,52
₺34,00

Felsefeci, Marksist bir entelektüel ve eğitmen olarak Louis Althusser, Machiavelli’den Marx’a siyaset kuramını ve tarih felsefesini özgün bir tarzda yenilemiş, kuramını daima pratik siyaseti düşünerek geliştirmiş bir düşünür.

Althusser ve Biz, onun öğrencisi olmuş, onunla aynı siyasal ve kültürel iklimi paylaşmış, günümüzün önemli düşünür ve yazarları arasında yer alan yirmi isimle gerçekleştirilmiş söyleşilerden oluşuyor. Onun mirasını güncelleme girişimleri olarak okunabilecek bu söyleşiler kimi zaman Althusser’in katkılarına vurgu yaparken kimi zaman da ona eleştirel bir üslupla yaklaşıyor.

Althusser’in çalışma tarzını, çevresiyle ilişkilerini ve kişiliğini de anlamamıza imkân veren bu kitap, hem düşünürün ortaya attığı kavramların seyrine ışık tutuyor hem de 1960’lar ve 1970’lerin Avrupa düşün ve siyaset dünyasına farklı bir gözle bakmamızı sağlıyor.

“Althusser’in düşüncesini içeriden parçalayan bir gerilim vardı: Bu yüzden, tüm yoğunluğu ve radikalliğinde onu tekrar oluşturmak istiyorsak, bu gerilimi açığa çıkarmak amacıyla kendi kuramsallaştırdığı ‘semptomatik okuma’ yöntemini ona uygulamak kaçınılmaz görünüyor. Althusser bugün ilgi çekiyor, bir ‘güncellik’ arz ediyor ama bunun nedeni, kurmayı başardığı ve elimize anahtarlarla kullanım kılavuzunu teslim ettiği homojen bir düşünce sistemi, yani Althussercilik değil; bazen fark edilmez şekilde, bazen çığlık çığlığa kendi içinde barındırdığı zıtlıklardır.”

- Pierre Macherey - 

₺27,30
₺35,00

Dünya’da ve Türkiye’de olup biten tarihi ve güncel olaylara bir de Oğuzhan Uğur’un hicivle karışık yorumlarıyla bakmak ister misiniz? Dünyada ne oluyor, ne oldu ve neler olacak? Bu tarz sorulara meraklıysanız, bu kitap sizin için bir arşiv niteliğinde olacak.

 

“Biz eskiden sokakta enerjimiz bitene kadar oyun oynardık, şimdiki çocuklar tabletin şarjı bitene kadar oyun oynuyorlar. (…) Deprem, yangın, sel değil, bilgisizliktir asıl felaket. (…) Ben birinin zihnine girip kendi fikirlerimi yerleştirmek istemiyorum. Ben sadece bu taraftan da bakın diyorum. (…) Ezberlemeyeceksiniz, anlayacaksınız. Formül bu. (…) Soru sormaya devam etmek iyi bir şeydir. Kötü olan, cevapları görmezden gelmektir. (…) Eskiden yeteneğini keşfettiğimiz insanları ünlü ederdik, şimdiyse biri ünlü olduktan sonra yeteneklerini keşfetmeye çalışıyoruz. (…) En tehlikeli insan, bahaneleri olan insandır. (…) Tek yapamadıkları şey bölmek, onu da yapamazlar. Beceremezsiniz, çünkü biz bir’iz. Bir’i bir’e bölemezsiniz!”

₺18,00
₺24,00
Bu kitabı okumaya başladığınız andan itibaren kitabın içerisine gireceksiniz çünkü sizin hayatınızdan kesitleri kitabın içerisinde bulacaksınız. Kitabın her bir sayfasını okurken başarıya daha fazla yaklaştığınızı hissedeceksiniz. Başarının dağın tepesinde değil dağın yamacında olduğunu fark ettiğinizde hayatınızda neler değişecek merak ediyorum.
₺25,00

“Nerede Bu Düzgün Erkekler?’’ Diyen Kadınlara...“İşte Buradayız!’’ Diyen Erkeklere...

“Ortalıkta düzgün erkek mi var!?”

Ne çok duyarız bu cümleyi kadınlardan. “Düzgün erkek” dedikleri, nesli tükenmek üzere olan bir canlıdır sanki. Cevap veriyorum: Evet var! Ortalıkta düzgün erkek var. Ortalıkta düzgün kadın da var…  Yıllardır sadece ilişkiler üzerine çalışıyorum. Doğru kişiyle tanışıp, düzgün bir ilişki yaşamak için bana gelen danışanlarımla bire bir 10 bin saati aşkın görüşmeler yaptım. Onlara her zaman yalnızca duymak istediklerini değil, gerçekleri söyledim.  Mesleğimin ne olduğunu merak ediyorsunuzdur: Matchmaker, introducer, ilişki mentoru… Hepsi de yaptığım işi tanımlamak için kullanılabilir. Yani ben bir çöpçatanım! Avukatlığı bırakıp yeni kariyer seçimimi babama söylediğimde, ilk tepkisi: “Oğlum p…venk oldu” olmuştu. Şaka gibi değil mi? Ama şaka değil... İsmi “tencere-kapak”tan gelen Tenkap’ın kurucusuyum. İnsan hayatının en önemli kararı olan eş seçimine vesile olmaya çalışan “ortak arkadaş” rolündeyim.  Elinizdeki bu kitap, ilişkilerde sivri köşelerimizi törpülemek, ilişki olasılıklarımızı artırmak ve hayatı paylaştığımız kişiyle yuvarlanıp gitmek için yazıldı. Hazırsanız başlayalım.
Gelin sizi ilişkilerin algoritmasıyla tanıştırayım!

₺17,36
₺22,25

Kimlikler, sınırlar, samimiyet, merak, üst komşu ile alt komşu arasındaki tahakküm ilişkileri ve sokakta yaşayan “dış” komşular…

Komşuluk bugün olmazsa olmazımız; ne de olsa hepimiz komşuyuz artık. Émile adlı eserinde dünyada artık sürülecek toprak kalmadı diyen Rousseau şöyle dursun, Robinson Crusoe bile çocuksu muhayyileyi bir tarafa bırakıp el değmemiş bir ada olmadığının farkına varır. Dünyanın yuvarlak olması hasebiyle kaide gereği hepimiz komşu olsak da Kant’ın işaret ettiği üzere taşımacılığın gelişmesi ve 20. yüzyılda özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra dörde katlanan dünya nüfusunun artması kâğıt üstündeki bu gerçeği olgusal bir veriye dönüştürdü. Hepimiz birbirimize ba­ğımlı hale geldik, başkasıyla muhatap olmamak için uzaklaşma bahanemiz kalmadı.

₺16,50
₺22,00
Kent Kitabı “Kentsel Dönüşüm”, “Kentlerin Hatırladıkları”, “Kentlerin Tekinsizleri” ve “Kentlerdeki Alternatif Sesler” olmak üzere dört bölümden oluşuyor; toplumsal belleğimizin, çok kültürlü yapımızın aldığı darbeleri sorguluyor, olumsuz gelişmelerin karşısında gelişen sokak sanatını ve direniş noktalarını ele alıyor; geniş bulvarlardan ötekileştirilen mahallelere doğru korkmadan ilerliyor; yeni yaşam pratiklerinin, soyut mekan kurgularının, semtten semte değişen kokuların, seslerin, imgelerin izini sürüyor. Alanında saygın akademisyenlerin, doktora, yüksek lisans ve lisans öğrencilerinin bu kitap için kaleme aldığı yazılar akademik perspektifle sınırlı kalmıyor, kişisel anıları deneyimleri, mülakatlara dayalı verileri, sanatçılarla söyleşileri de içeriyor. Bugün kim olduğumuza kentle birlikte bakmak, kentteki her türden değişimi irdeleyerek kendi serüvenini belirlemek isteyenler için eşsiz bir yolculuk sunuyor.
₺21,06
₺27,00

Onu herkesten daha iyi tanıyor. Nerede yemek yediğini, hangi filmi izlediğini biliyor.

Dışarıdan bakıldığında sıradan bir profil. Ancak büyük ses getirmesi beklenen Kralın Sevgilisi filminde başrolü oynayacak ünlü yıldız Gaia’ya olan hayranlığı yüzünden tehlikeli sulara çekilince, saplantılı zihni ona sınırlarını ne kadar zorlayacağını bilemediği tuhaf bir oyun oynar, bu arada şehirdeki akıl almaz cinayetleri araştıran Sussex polisinin eline çok önemli kozlar verdiğinden habersizdir.

Hem özel hayatında hem de dedektiflik kariyerinde bir dönüm noktası yaşayan Roy Grace, Gaia’yı korurken bir yandan da gözü dönmüş, esrarengiz birinin onu büyük bir sırra doğru sürükleyecek zekice hamlelerine nasıl karşılık vereceğini çözmeye çalışır. Tehlikenin nereden geldiğini belirsiz, dengelerin her an değiştiği bir köşe kapmaca başlar.

₺24,00
₺32,00

Sağlığın sosyal hali, insanların birbirleriyle kurduğu etkileşimi dert eder. Üretim biçimi, gelir, sınıflar, kimliklerle sağlık arasındaki ilişkiyi ortaya koymayı amaçlar. Topluluğun üyeleri arasındaki rekabet dayanışma, normlara uyum çatışma ve egemen değerlerin kabulü reddi konularını mercek altına alır.

Sağlığın Sosyal Hali başlıklı bu kitap, biyomedikal sağlığın iflah olmayacak düzeyde derin bir kriz yaşadığı bugünlerde, sağlık ile sosyal bilim alanlarını “sosyal sağlık” üst başlığı altında buluşturma konusunda mütevazi bir adım atmayı hedeflemektedir. Kavramsal tartışmalardan ziyade, gündelik hayatın olgu ve yaşanmışlıklarını temel alan bu kitap, her değerin fiyata kurban edildiği bir uygarlıkta, insanı ve sağlığı, toplumsallık ilişkisi içerisinde aramaya çalışmaktadır.

Hastayı “insan” gördüğü gibi, toplumu da fiili ya da potansiyel bir “hastalar yığını” değil, bilinçlendirilebilir, devindirilebilir, dönüştürülebilir bir insan birlikteliği olarak gören hekimler var. Onlar, doktorluk ve tıbbın, ne insanlar üzerinde iktidar icrasının gerçekleştirildiği ne de iktisadi yarar ve çıkar doğrultusunda insanların “hasta” olarak metalaştırıldığı bir etkinlik olduğu; fakat insan ihtiyacını karşılamaya dönük bir “zanaat” olduğu bilinciyle hareket eden “bir nefes sıhhat” mümessilleri… İnsanlıktan eksilerek doktor olma yerine, insanlıklarını daha mütekâmil kılma yolunda doktorluğu vesile yapan mümessiller…

İşte böyle bir “mümessil”in; hastalık gözetleyicisi olmak yerine “sağlık gözeteni” olmayı seçmiş, ama sadece hasta-bireyin değil, bir “hasta-toplum”un, bir “hasta-dünya”nın sağlığını da gözetmeyi insan olmanın gereği, yaşamın da ereği saymış bir hekimin kaleminden çıkan satırlar bekliyor sizi. Onu okurken, tıp hekimliği birikiminin bir sosyal bilimci yetkinliğiyle nasıl takviye edildiğini, kaynaştırıldığını, bireşime kavuşturulduğunu fark edeceksiniz. Tıbbın, onun kalemi ile nasıl sosyal-kültürel bir dinamizme büründüğünü, nasıl sosyolojiye, antropolojiye kanat çırptığını hissedeceksiniz!..

- Prof. Dr. Tayfun Atay

Sağlık yalnızca hastalık ya da sakatlığın bulunmaması değil, aynı zamanda bedensel, ruhsal ve sosyal açılardan tam bir iyilik durumu olarak tanımlansa da, hekimlerin büyük çoğunluğu sağlığı yalnızca hastalığın/sakatlığın karşıtı olarak algıla(t)maya eğilimlidirler. Osman Elbek Sağlığın Sosyal Hali’nde, pek çok bileşeniyle birlikte kişinin toplumsal gereksinimlerine ışık tutuyor, konuşulmayanı ve hatta konuşulmasından çekinileni gün yüzüne çıkartıyor.

- Prof. Dr. Kayıhan Pala

Hem mesleğini hem de mesleğinin geldiği halini tarihin süzgecinden geçirerek, düşünen ve sorgulayan Osman Elbek’in yazılarından yalnızca hekimlere değil, herkese düşecek bir pay var…

- Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu

Sağlığın Sosyal Hali, tıbbın toplumsal pratik olduğunu vurgulamanın çok ötesine geçen, sağlık kaygısını kolektif yaşamın bugüne özgü bütün katmanlarıyla kıyasıya ilişkilendirirken, hiçbir toplumsal kurum ve pratiğin kendi başına kavranamayacağını hatırlatan bir kitap. Nesnesiyle kendi arasında kategorik bir ayrım yapan ve sadece nesnesi hakkında konuşan bilim anlayışının tersine, kendi pratiğinin toplumsal ilişkiler bütünündeki yeri ve işlevinin de hesabını soruyor Osman Elbek. Üstelik, bunu insan bilimlerinin farklı alanlarına özgü söylem zenginliği içinde özgürce ve ustalıkla dolaşarak yapıyor. Neoliberal bir dünyada tıbbın yaşama müdahale etme biçimlerini belirleyen en temel unsurların tıptan giderek ne kadar uzaklaştığını anlamak için bir anahtar niteliğinde Sağlığın Sosyal Hali.

“Hasta” olmadan önce, “hasta” iken ve “iyi” olduktan sonra da okunması sağlık için birebir...

- Doç. Dr. Ferda Keskin

₺17,16
₺22,00

Goodreads Okur Ödülleri (2015)
Keystone Ödülü (2017)
Rebecca Caudill ÖDÜLÜ (2017)
Bluestem Kitap Ödülü (2019)

“Herkes farklı yönlerden zekidir. Ama bir balığı ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, hayvancağız hayatı boyunca kendisini aptal zanneder.”

New York Times çoksatan yazarı Hunt’tan, etrafına uyum sağlayamadığı için kendisini suçlayan herkese, duygu yüklü, neşe dolu bir roman.

Ally birçok zeki insanı kandırabilecek kadar kurnazdı. O ne zaman baksa, harfler ve kelimeler birdenbire dans etmeye ve iç içe girmeye başlıyorlardı, ancak Ally her yeni okulda bu durumunu gizlemeyi başarıyordu. Etrafındaki herkesin onu olduğundan farklı görmesinden sıkılmıştı, tek isteği farklı olmamaktı ama ne yaşadığını söylemeye çekiniyordu.

Bir gün derslerine yeni bir öğretmen girdi ve Ally'nin kendi hakkında bildiği her şey değişmeye başladı. Sivri dilli Keisha ve bilim düşkünü Albert ile beraber daha önce hayal bile edemeyeceği gerçeklerle karşılaşacaktı. Belki de herkesle aynı olmak, düşündüğü kadar iyi bir şey değildi. Tıpkı “aklın yolu bir” lafını tarih boyunca sorgulatan büyük isimler gibi, Ally de aslında dışarıdan görünenin çok ötesinde.

Çok dokunaklı… “Kalıpların dışına çıkma” vurgusu yapılmış… Rahatsızlığın teşhisi ve geri kazanılan okuma azmi gayet tatmin edici şekilde işlenmiş, tıpkı Ally’nin yeni arkadaşlıkları gibi.

- Kirkus Reviews -

İlginç ve sevimli karakterlerle dolu, içtenlikle anlatılmış bu öyküde aile, arkadaşlık ve cesaret kavramları birçok yönden ele alınıyor. Okulda zorlananlara umut verecek, belki de yol gösterecek bu kitap, ana kahramanı kadar özgün.

- Booklist -

Mullaly yine hayatında kendi kontrolünde olmayan durumların zorluğunu çeken, hassas ve zeki bir kızın portresini zengin ayrıntılarla çiziyor. Bay Daniels sıcaklığı sayfadan dışarı kadar yayılan, ilham verici bir öğretmen. En güzel taraf da, Mullaly Hunt’ın gerçekçilikten uzak bir mutlu son yerine, düşündürücü bir kapanış tercihi.

- School Library Journal -

Ally’nin öğrenme güçlüklerini okuyan herkes kendine dair bir şeyler bulabilir. Ally’nin hem kendi gelişimi hem de etrafındakilerle ilişkileri gayet doğal ve gerçekçi duruyor.

- Publishers Weekly -

₺22,13
₺29,50
Tarihin içinden geçip nefessiz kaldınız mı hiç?
Sevginin, aşkın, merhametin, şefkatin kollarında “Ben” duygusuna eriştiniz mi? Tutkunun girdabında Öz-Ben’in sesine kulak verdiniz mi?
Bu kitapta tarihe yolculuk yapacaksınız… Seda Diker’in kaleminden, Osmanlı döneminin dillere destan aşkı Şeyh Galib ve Beyhan Sultan’ın birlikte teslimiyete giden gönül yolculuğu, tarihin tozlu sayfalarından sizlere taşındı.
Elbette, her zaman olduğu gibi, modern dünyanın üç kadın kahramanının duygu karmaşasından çıkış öyküsü tarihi bir öyküyle ustaca harmanlandı...
Elinizde tuttuğunuz kitapta, eski ve yeninin iz düşümünde; Şeyh Galib ve Beyhan Sultan’ın aşkı tekâmül gözlüğüyle, ilahi aşkın bir yansıması olarak anlatılıyor.
Aşk’ın Galib’i, hayat yolculuğunda kendi iç rehberinizin sesini duymanın, onun yol göstericiliğinde aşka ve huzura kavuşmanın hikâyesini sizlere sunuyor.
₺18,75
₺25,00

Orta Asya’nın Düşünce, Kültür Ve Siyasi Tarihine Bambaşka Bir Bakış...

Kayıp Aydınlanma göz kamaştırıcı bir biçimde, asırlar boyunca dünya medeniyetinin kıyısında değil tam merkezinde olan Orta Asya dünyasını bizim için yeniden canlandırıyor. Nereye bakacağını gayet iyi bilen ve geniş tarih alanındaki yetkinliği sorgulanamaz olan Frederick Starr uzun yıllar kaynak olarak kullanılacak önemli bir kitap yazmış bulunuyor.”
Francis Fukuyama

Görsellerle zenginleştirilmiş bu sürükleyici kitap Orta Asya’nın orta çağdaki karanlıkta kalmış olan Aydınlanma Çağı’nı tarihi sıralamaya sadık kalarak ama kuru bir anlatımdan çıkartarak ortaya koyuyor. Dönemin en büyük zihinlerinin maceralı hayatları, büyüleyici başarıları ve modern dünyanın oluşumunu nasıl hazırladıklarını açık bir dille anlatan eser, olup biteni sebep-sonuç dairesi içinde okura sunarak zihinlerdeki sorulara cevap veriyor. Kitaba konu olan neredeyse tüm isimlerin Arapça yazmış olmasından ötürü Arap oldukları yönündeki yanılgıyı bertaraf eden kitap bugün Kazakistan’dan Afganistan’a ve Sincan’a kadar uzanan Orta Asya’da Türkî ve İranî halkların nasıl büyük medeniyetler inşa ettiklerini gözler önüne seriyor.

Kayıp Aydınlanma 800 ilâ 1200 seneleri arasında en büyük ve gelişmiş kentlere, en zarif sanata ve hemen her alanda en ileri bilgi ve teknolojiye sahip olan Orta Asya’nın dünya ticaretini ve ekonomisini nasıl yönlendirdiğini anlatıyor. Orta Asyalılar gökbilimi, matematik, jeoloji, tıp, kimya, musiki, sosyal bilimler, felsefe ve ilahiyat başta olmak üzere hemen her alanda başarı elde etmişlerdi. Cebire ismini veren, hayal edilemeyecek bir isabetlilik ile dünyanın çevresini hesaplayan, daha sonra Avrupa’da tıbbın temelini oluşturacak eserler veren ve dünya üzerindeki en muhteşem şiirlerin birçoğunu yazan Orta Asyalılardı. Hatta Birûni keşfinden beş asır önce Amerika kıtasının varlığını öngörmüştü. Tarihte aynı mekân ve zamanda bu kadar çok bilim adamının bir arada olduğu başka bir dönem pek yoktur. Yazdıkları Thomas Aquinas’ın döneminden bilimsel devrime kadar Avrupa’yı derinden etkilemişti. Aynı şekilde Asya’nın büyük bir kısmı ile Hindistan’da da büyük bir tesir bırakmıştı.

“Kayıp Aydınlanma” tarihin unutulmuş bir devrinin izini sürmekte, Asya’nın Aydınlanma Çağı’nın yükselişini anlatmakta ve neden sona erdiğine ilişkin farklı teorileri değerlendirmektedir. Geniş bir kaynak ve arşiv yelpazesinden istifade edilerek yazılan kitap akıcı üslubundan dolayı herkese hitap etmektedir.

₺45,00
₺60,00

“Oysa bir ayrılıkla başladı hayat. Annenin güvenli bedeninden kopan insan, yaşamı da ölüm denen ayrılıkla terk edecek.”

“Geçmişi anlamak bugünkü ilişkileri anlamaktır. İmkânsızdan mümküne geçmektir.”

Biriyle karşılaştınız bir gün. Üzerinde sizi kendisine çeken mıknatıslar vardı. Kalbiniz öyle hızlı atmaya başladı ki, “İşte,” dediniz, “hayatımın aşkı.” Bir anda peri tozu serpildi hayatınıza. Çok mutlu oldunuz, onsuz yaşayamayacağınızı düşündünüz, sözler verdiniz birbirinize, hatta evlendiniz belki. “Ölüm bizi ayırana dek,” dediniz sesiniz titreyerek. Lakin masal burada bitmedi. Ne olduğunu anlayamadan hayatınıza serpilen peri tozlarında boğulmaya başladığınızı hissettiniz. Bir şeyler ters gidiyordu. Sevilmek için sürekli çaba sarf ediyor ama bir türlü karşılığını alamıyordunuz. Sizi hayatınızın aşkı olduğuna inandığınız kişiye çeken mıknatısların, geçmişinizde yaşadığınız acılar olduğunu anlayamadınız. Ama gitmesine de izin veremezdiniz çünkü küçük bir çocukken de terk edilmek en büyük korkunuzdu. Bağlandığınızı sandığınız kişinin bağımlısı olmuştunuz. İmkânsız bir ilişkinin çıkmaz sokağındaydınız artık. Peki, bu ilişki nasıl mümkün olacaktı?

Psikiyatrist Dr. Bahar Tezcan’ın ilişki bağımlılığı, narsist bireyle ilişki, evlilik gibi konular üzerine kaleme aldığı, çeşitli vakalar ve denemelerin vücuda getirdiği İmkânsız İlişkilerden Mümkün İlişkilere; bir solukta okuyacağınız, kendinizden, geçmişinizden, ilişkilerinizden de parçalar bulacağınız, kaçtığınız gerçeklerle yüzleşeceğiniz, terapi niteliğinde bir başucu kitabı.

₺19,50
₺25,00

- Yaşamımızı anlamlı kılan şey nedir?
- Neden istek ve ideallerimize uygun bir yaşam süremiyoruz?
- Yaşam olaylarını çözümlerken nerede hata yapıyoruz?
- Duygularımız aslında nelere işaret eder?
- Üzüntü ve depresyonla nasıl başa çıkabiliriz?
- Panik bozukluğu, agorafobi, sosyal kaygı ve yaygın kaygı bozukluğu neden ortaya çıkar?
- Düşünce ve davranışlarımızı sağlıklı kılmanın yolu nedir?
- Yaşamımızı zorlaştıran temel bilişsel özellikler nelerdir?
- Beynimizin gelişimiyle ruhsal rahatsızlıklarımız arasında nasıl bir bağlantı var?
- Neleri değiştirebiliriz, neleri değiştiremeyiz?
- Duygu ve düşüncelerimizi nasıl takip etmeliyiz?
- İyi iletişimin özellikleri nelerdir ve iyi yaşama katkısı nedir?
- Bilişsel Davranışçı Terapi sorunlarımızı çözmemize nasıl yardımcı olur?

Türkiye’nin önde gelen bilişsel davranışçı terapistlerinden Prof. Dr. Hakan Türkçapar’ın tecrübeleri ve akademik birikimini bir araya getirerek kaleme aldığı Fark Et, Düşün, Hisset, Yaşa bu alanda Türkçe yazılan ilk bilimsel temelli “kendi kendine yardım” kitabı niteliğini taşıyor. Klinik rahatsızlık düzeyinde olmayan kimi sorunları kişinin kendi kendine aşmasına yardımcı olmayı hedefleyen bu çalışma, insan psikolojisine dair kimi bilgileri yaşamdaki karşılıklarıyla birlikte anlaşılır ve akıcı bir şekilde aktarıyor. “İyi yaşam”ın ancak bireyin istek ve ideallerine uygun şekilde hareket etmesiyle mümkün olabileceğine dikkat çekerken, duygu ve düşüncelerimizin asıl anlamlarını araştırarak yaşamımızda karşılaştığımız ruhsal problemleri aşmamıza yardımcı olacak bir yol haritası çıkarıyor. Türkçapar’ın Kendi Kendine Psikoterapi Rehberi istemediklerinize odaklanıp vakit kaybetmek yerine isteklerinize odaklanarak yaşamınızı anlamlı hale getirmenize kapı aralıyor.

“Prof. Dr. Hakan Türkçapar bizlere iyi yaşamın sırlarını bilimsel bilgilere dayalı bir şekilde sunuyor. Fark Et, Düşün, Hisset, Yaşa kişilerin yaşamlarında karşılaştıkları zorlukları Bilişsel Davranışçı Terapi ilkeleriyle kendi kendilerine çözümlemeleri için yol gösterici nitelikte… Hem akıcı diliyle hem sunduğu değerli bilgilerle daha olumlu ve anlamlı bir yaşam sürmelerine katkı sağlayacaktır. Kendisine bizlere kazandırdığı bu değerli kitap için teşekkürlerimi sunuyorum.”

-Dr. Emel D. Stroup

Dr. Türkçapar, Bilişsel Davranışçı Terapi alanında yalnızca ülkemizin değil, dünyanın önde gelenlerinden. Farklı psikoterapi ekollerinde olsak da bu son kitabında birtakım tanım farklılıklar dışında itiraz ettiğim hiçbir nokta yok.”

-Dr. Erol Göka

“Hakan Türkçapar, bize gidişatını belirleyen düşünce/duygu/davranış üçgeninin her aşamasında kendimize yöneltmemiz gereken soruları nasıl soracağımızı öğretiyor. Bu soruları kendimize sormak ve yanıtlarını verme cesareti göstermekse bize kalıyor. Bir psikoterapist ancak bu kadarını yapabilir. Danışanlarıma/hastalarıma tavsiye edebileceğim bu kitabı kaleme aldığı için Hakan Türkçapar'a teşekkürler…”

-Dr. Alper Hasanoğlu

“Ülkemizde bilişsel davranışçı terapi ekolünün önde gelen isimlerinden olan Türkçapar, otuz yıla yaklaşan mesleki bilgi ve deneyimlerini bir bilgelik süzgecinden geçirip damıtıyor ve bir hayat kılavuzu haline getiriyor. Prof. Dr. Türkçapar’ın bu harikulade eserini daha iyi ve anlamlı bir hayatı arzulayan herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.”

-Prof. Dr. Kemal Sayar

₺20,48
₺27,31
“Yirminci yüzyıl tarihin en kanlı dönemiydi” iddiası, ateizm, Darwin, devlet yönetimi, bilim, kapitalizm, komünizm, ilerleme ideali ve erkek cinsiyetin de aralarında bulunduğu pek çok şeytan itham edilirken başvurulan klişelerden biri. Peki ama bu doğru mu? Pinker tam tersini savunuyor. Avcı-toplayıcı toplumların, ilkel kabilelerin ya da “devletsiz toplulukların” insan öldürmeye daha az eğilimli oldukları şeklindeki klişe, pek çok istatistiksel veriyle çürütülüyor. Peki insanın doğası iyi mi kötü mü? Şiddetin kaynağı ekonomik eşitsizlik mi? Yoksulluk arttıkça insanlar şiddete daha mı eğilimli oluyorlar? Oysa 1960’larda şiddetin zirve yaptığı dönemde Batı toplumlarında eşitsizlik katsayısı hiç olmadığı kadar minimumdaydı. İçimizdeki kötülüğü açığa çıkaran eşitsiz toplum mu yoksa doğuştan mı kötüyüz? Hobbes ile Rousseau arasındaki yüzyıllardır süren bu tartışmayı Pinker bir üst boyuta taşıyarak, modern analizlerle aydınlatıyor. Hümanist devrimin insanı ehlileştirdiğini savunan Pinker, Aydınlanmanın insanın doğasının iyi tarafını nasıl ortaya çıkardığını göstererek, kimi Aydınlanma düşmanlarının saldırılarının geçersizliğini ispatlıyor.

“Olağanüstü önemli bir kitap.”

–The New York Times Book Review
₺35,10
₺45,00

19. yüzyıl Osmanlı reformları yalnızca Osman­lı İmparatorluğu ya da Türkiye Cumhuriyeti tarihi açısından değil, İslam dünyasının devlet idaresi geleneği tarihinin bütünü için de büyük bir önem taşımaktadır. Bu reformlar daha geniş bir kapsamda bakıldığında da önem­lidir. Eğer sahip olduğu geleneksel kültür Batı kültürüyle büyük ortaklıklar içeren Rusya’yı bir kenara bırakacak olursak Osmanlılar, modernleşmeye yönelen ilk Batılı olmayan ve 19. yüzyılın emperyalizm çağında bağımsızlığını nispeten sürdürebilmiş az sayıdaki toplumdan bir tanesidir.  Dolayısıyla Osmanlı idari reformlarının tam anlamıyla değerlendirilebil­mesi bunların derin bir tarihsel bakış açısıyla ele alınmasına ve diğer toplumların deneyimleriyle kıyaslanmasına bağlıdır.

Elinizdeki ça­lışma bu reformların, özüyle ilgili olarak önemli bir aşamasını incelemeyi ve açıklamayı hedeflemektedir: Geç imparatorluğun bürokratik teşkilatlarından en önemlisinin ve onun kadrolarını oluşturan yönetici sınıf kolunun gelişimi.

₺35,10
₺45,00
“Elinizdeki kitap Nietzsche’nin itibarının yeni bir yüksekliğe ulaştığı bir dönemde ortaya çıktı. Kendi kısa yaşamında—1889’da sağlığı bozulana kadar olgun ve yaratıcı işler yapmak için yalnızca on beş yılı olmuştu—ciddiye alınmak yerine hakkında dedikodu yapılan veya görmezden gelinenlerden biriydi. Yazdıklarının birçoğunu kendi dar olanaklarıyla yayımlayabilmişti. Sadece sona yakın kendi dar çevresinin dışındaki bazı önemli kişiler tarafından tanınmaya başlamıştı: August Strindberg, Georg Brandes, Hippolyte Taine. Ancak zihinsel çöküşü, fikirlerinin çok parlak—ama çılgınca olduğu savıyla reddedilmesini fazlasıyla kolaylaştırmıştı. Ta 1925’e kadar Amerika’daki popüler bir felsefe ders kitabında, 19. yüzyıl fikriyatında Nietzsche adı bile geçmiyordu; ama onaylanmasa da Nietzsche’nin yirminci yüzyıl yazarlarının üstünde dikkate değer bir etkisi oldu: Thomas Mann, Shaw, Lawrence, Remy de Gourmont, Heidegger, Jaspers—liste uzayıp gider. Doğumundan yüz yıl sonra, Nietzsche büyük bir düşünür olarak—ve daha genel olarak da, bir yazar olarak tanınacaktı.”
₺97,50
₺125,00

“Coşku dolu bir ustalık gösterisi.”

- Simon Sebag Montefiore

“Schama olayları ve anekdotları öyle coşkuyla içi içe geçiriyor ki, neredeyse gözünüzün önünde canlanyorlar.”

- Observer

“Schama’nın kitabı, bazı roman veya oyun yazarlarının ayrıntılar için yağmalayacakları bir mikro tarihler geçidi.”

- The New Yorker

“Schama'nın kitabı çok kapsayıcı; okuru Amsterdam'ın kalabalık pazarlarında, Topkapı Sarayının mutfaklarında, Londra'nın Doğu Yakasının soğuk kenar mahallelerinde ve Berlin ile Budapeşte'nin büyük metropol sinagoglarının gösterişli haşmetinde dolaştırıyor."

- Guardian

“Okuru içine çeken üslubuyla yazar kronolojik olarak ilerliyor ve Yahudi deneyimini önemli dini figürlerinin ötesinde ortaya çıkaran büyüleyici kişisel hikâyelere uzanıyor."

- Kirkus Reviews

“Kesintisiz bir biçimde ilerleyen olaylar o kadar büyüleyici anlatılmış ki, kitabın kalınlığını fark edemiyorsunuz bile.”

- Church Times

₺38,22
₺49,00

Sonra konuşuruz... Ne çok söyleriz bu cümleyi... Ama o sonra bir türlü gelmez ve sonraya bıraktıklarımız içimizdeki kumbarada birikir. Söze dökemediklerimizi içimize dökeriz. 

Dargınlıklarımızı ve kızgınlıklarımızı paylaşmadığımızda, hepsini içimizde yaşadığımızda, karşımızdakinin bundan haberi bile olmaz. Hepimizin iyi bildiği o hikâyedeki gibi tavşan dağa küser ama dağın tavşanın ona küstüğünden haberi olmaz. İşte tam da bu yüzden sorunlarımızı çözmek için iletişimi etkili kullanmalıyız. Ne de olsa sorunsuz bir hayat olamayacağına göre sorunlarla baş etme kapasitemizi artırmalıyız. Çünkü baş ettikçe baş edebilme inancımız da artar ve giderek anlarız ki başımız dertte değil, dertlerimiz başımızdadır.

İnsana dair sorunların çözümü yine insandadır. İnsana dair dediğimiz zaman önümüze çok çeşitli bir menü çıkar; işte bu kitaptaki yazılar benim o menünün içinden seçtiklerim!

Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Ayşe Özgener'in kaleminden insana, hayata, kullandığımız ve kullanmadığımız kelimelere, iletişim ve ilişkilere dair büyük farkındalıklar yaşatacak bir kitap... 

 

₺18,72
₺24,00

Hangi eğitim sistemi içinde olursa olsun, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, öğretmenin öğrenciyle göz göze geldiği bir an vardır. Bu kitap, öğretmenin öğrenciyle göz göze geldiği o anın gücünü anlatmaktadır. O anda öğretmen, öğrencinin gönül kapısından girerek zihnine ulaşır. Ve işte o an eğitim başlar. Öğretmenin gücü binlerce yaşam inşa eder…

Deneyimli bir eğitimci dostumun dediği gibi, “Sadece eğitimin değil, ülkenin lokomotifi öğretmendir. Gücünün sınırı tahminlerin çok ötesindedir.”

Öğretmenim Bir Bakar Mısın? öğretmenin kuşaklar boyu devam eden gücüne tanıklık yapmak için yazıldı.

₺21,67
₺27,78

Wattpad Fenomeni Sümeyye Koç’tan

Yıkık dökük bir mazinin ortada bıraktığı yaralı bir adamla en az kendisi kadar yaralı olan bir kadının paramparça sevda hikâyesi bu. Hayallerini asmış bir kadının, yeniden düşlere tutunuş hikâyesi bu. Hercai bir adamın, meftuna dönüş hikâyesi…

Ne bir veda sözcüğü ne de haklı bir isyan. Hiçbir şey, onu sevmemeye yemin ettiği adamın karşısında güçlü tutamamıştı. Dudaklardan dökülen her serzeniş karşısında ördüğü duvarları biraz daha yıksa da, onu bir daha affetmeyeceğine dair büyük bir yemini vardı. Asla boyun eğmeyecekti, ihanetini unutmayacak, o adamı yeniden sevmeyecekti. Olmamıştı... Yeminlerini bozduran, karanlık bir gecede ellerinden tutan, onu düşüren adamdan başkası değildi.

Yaralıydı. Lakin o adam daha yaralıydı. Seviyordu. Lakin o adam daha çok seviyordu. “Dinle,” diyordu yürek yakan bakışlarını kuzguni harelere emanet ederken. “Dinle ki anla öldüğümü, seni öldürdüğümü sandığım her yerden! Sen sadece bir bıçaktın. Bense o bıçağın düşmanıma değil, kalbime saplanacağını hesaba katamayan bir zavallıydım...”

₺26,00
₺32,50

Cemil Meric'in "Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim." diye tarif ettiği "İrade Terbiyesi" İlk yayımlandığı tarihten itibaren pek çok dile çevrilmiş ve tembellik, İsteksizlik gibi huylardan kurtulmak isteyenlerin başucu kitabı olmuştur.

Kitapta bilhassa gençlere ve zihnini kullanarak çalışanlara hitap eden Fransız profesör kendi hayatından aktardığı Örnekleri ve başka düşünürlerin tespitlerini de kullanarak İnsanın İrade zayıflığıyla nasıl mücadele etmesi gerektiğini anlatıyor. Prof.Dr. Ali Fuat Başgil Gençlerle Başbaşa kitabında şöyle demektedir: "Mösyö Girard bize bir kitap tavsiye etti ve mutlaka okumamızı söyledi. Bu, Aix-Marseille Üniversitesi rektörü Jules Payot'un "irade Terbiyesi" adlı kitabı İdi. Ertesi gün şehre İnerek kitabı aldım, ihtiyar bir meşenin dibine oturarak İrade Terbiyesi'ni okumaya koyuldum. Okudukça İçimde tahassür ve nedametle karışık müphem bir acı duymaya başladım. Kendi kendime, ah bu kitap on sekiz yirmi yaşlarımdayken elime geçmeliydi diyor ve geciktiğim için üzülüyordum."

₺16,30
₺20,37

Hû Diyen Karga- Selçuklu Hikâyeleri adlı kitabıyla, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan Selçuklu neslinin o müthiş serüvenini bizlere bir karganın ağzından anlatan Misli Baydoğan, şimdi de Yakup’un Kanatları adlı kitabı ile okuyucuyu türlü türlü kapıların önüne çekiyor. Her bir öyküde başka mekânlarla, başka hayatlarla ve başka ruhlarla tanıştırıyor… Ve o, bunu yaparken kelimeleri yine ustaca kullanıyor. Sonra birden, sizi alıp ruh dünyanızın derinliklerine götürüyor.

 

Belki de yorgunluklarınızı, mücadelelerinizi, derinlerinizdeki siyah ile beyazı hatırlatıyor. “İçimden, ucu ufuk çizgisine uzayıp giden kervanlar geçiyor. Üzerinde durduğum kızılımsı çorak toprağa, topuklarımdan kök salmışçasına, giderek daha da yayıla dolana sabitleniyorum. Bir kader uzanıyor ayaklarımın önünden ötelere doğru. Gün batımında üzerine düşen gölgemi tam ortadan bölüyor çizgisi. Her zerrem tanıyor bu ikiye bölünmüşlüğü…

 

 

İkiye bölünmüşlüğüm neslimin, rahmime hiç düşmeyen, doğuramadığım, kucağıma alıp emziremediğim habis devamı… İkiye bölünmüşlüğüm, yüreğimin üzerinde taşıdığım pıhtıdan bir kese… Aynalarda görünmeyen tarafım… Retinaya düşmeyen yansımam… Alsınlar bu zerrelerime sinmiş tuz ağırlığını üzerimden. Kupkuruyum. Yüz yıllardır bu kubbede çınlayıp duran sahipsiz çığlıklarla çarpışmaktan yorgunum.”

₺10,42
₺13,89

“Beynimiz inanılmaz bilgi işleme sistemlerine ve insanlığın tanıdığı en karmaşık yapıya sahiptir. Fakat yine de eve dönerken süt almayı unutuyoruz. Peki bu nasıl olabiliyor?” 

Adam Gazzaley ve Larry Rosen bu basit sorudan yola çıkarak, günümüzde hemen hepimizin muzdarip olduğu zihin dağınıklığı sorununu bir sinirbilimcinin ve bir psikoloğun bakış açısından ele alıyor. Yazarlar kitabın ilk kısmında insan beyninin bilişsel kontrol mekanizmasını açıklayarak şu gibi soruları yanıtlıyor: Bir hedefe odaklanmışken dikkatimiz neden kolayca dağılır? Bir işi bitirmeden diğerine geçmeye yatkın olmamızın evrimsel temeli nedir? Dikkatimizi birkaç şey arasında bölüştürmeye çalıştığımızda neler olur? Dikkat kapasitemiz hayatımızın çeşitli evrelerinde nasıl değişir? İkinci kısımda, yüksek teknoloji dünyasındaki koşulların bilişsel kontrol mekanizmamız üzerindeki bozucu etkileri ele alınıyor: Bilişim çağında her an her türlü bilgiye erişebilmemiz dağınık zihinlerimizi nasıl etkiliyor? Bilgisayar, tablet ve akıllı telefon gibi cihazlar sürekli daldan dala atlama eğilimimizi nasıl besliyor? Güvenliğimizi, sağlığımızı ve ilişkilerimizi tehdit ettiği durumlarda bile yüksek teknolojili cihazlarımızın cazibesine neden direnemiyoruz? Teknoloji bağımlılığımız can sıkıntısı ve kaygı gibi içsel faktörleri nasıl artırıyor? Kitabın son kısmında ise yazarlar, zihnimizin dizginlerini elimize almamıza yardımcı olacak pratik ipuçları ve tavsiyeler sunuyor. 
Dağınık Zihin, topluca parlak ekranların esiri olduğumuz şu zamanlarda, teknolojiyi daha bilinçli kullanmamızın önemini gözler önüne seren ayıltıcı bir kitap.

(Tanıtım Bülteninden)

₺27,00
₺36,00

TAHRAN'DA DEVRİMİN ARİFESİNDE BÜYÜYEN, UNUTAMAYACAĞINIZ BİR AŞK

İran'ın başkenti Tahran'da, on yedi yaşındaki Paşa 1973 yazını en iyi arkadaşı Ahmed'le birlikte evinin damında geçirir. Gelecekleri üzerinde konuşur, hayat hakkında yakıcı sorular sorarlarken, bıçak gibi keskin sırlarla ve kabullenilmesi zor gerçeklerle yüzleşirler.
Paşa'yı, İran'ın devrime yaklaşılan döneminde, Şah'ın zalimliğiyle yankılanan sokaklarda, çocukluktan yetişkinliğe geçişin, büyümenin sancıları beklemektedir. Şimdi damlar daha karanlık, ama yıldızlar daha parlaktır.

Etkileyici ve duygusal olarak güçlü olan bu romanda, Mahbod Seraji hepimizin ortak paylaştığı insani deneyimleri, yani gülümsemeleri, gözyaşlarını, aşkı, korkuyu ve her şeyden öte umudu zihinlere ustalıkla işlerken, aynı zamanda eski Fars kültürünün içinde ateşlenen güzellik ve zalimliği gözler önüne seriyor.

"Tahran'ın Damları birçok güzel hatırayı gözyaşları ve sevimli gülümsemeler içinde harekete geçiriyor; damlarda yıldızlı geceler; uzun, kayıp aşklar; Pehlevi rejiminin absürd aşırılıkları ve adaletsizliği içinde yoğun ve tutku dolu bir öfke."
Nahid Mozaffari

"Bu büyüleyici romanda, Mahbod Seraji zalim Şah'ın son günlerinde yeşeren gizli bir aşkın hikâyesine espri ve insanlık katıyor. İran'daki devrimin arka planında, Paşa ve Zari'nin öyküsü en baskıcı zamanlarda bile gençler arasında alevlenen aşk ve umudun güzel bir işareti. Seraji muhteşem bir yetenek."
-Sandra Dallas

"Böylesi canlı ve etkileyici bir anlatımla karşı karşıya kalmak ne büyük bir zevk. Bir şairin sesi ile, Seraji evrensel bir aşk, kayıp ve umudun öyküsünü anlatıyor. Her şeyden önemlisi işte bu umut, son sayfa bittikten sonra bile kalacak. Tanrıya şükür Seraji gibi bir yazar var ve dünyalarımız ne kadar ayrı olursa olsun, yüreklerimizdeki insanlık noktasında hepimizin bir olduğunu gösteriyor, Seraji."
William Kent Krueger
₺27,71
₺36,94

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde tüm dünyada üretici güçler büyümüş, bu büyüme uluslararası iş bölümüne yansımış ve toplumsal yaşam hızlı bir şekilde dönüşmüştü. Bu süreçte Türkiye kapitalist dönüşümün yörüngesine giren ülkeler arasında yer aldı. Ülkenin kendi dinamikleri yerine dış dinamiklerin etkisinde ortaya çıkan bu dönüşüm süreci, toplumu etkileyen sağlık sorunlarının ortaya çıkışında ve seyrinde etkili oldu.
Günümüzde Türkiye’deki nüfusun içinde gençlerin oranı fazla olmakla beraber yaşlı nüfusun oranı giderek artıyor. Toplumda çocuk, genç ve kadın nüfusu etkileyen sağlık sorunları çözüme kavuşturulmayı beklerken, ileri yaşta görülen sağlık sorunları da önem kazanıyor. Nüfus büyük kentlerde yoğunlaşmış durumda. Ancak plansız ve hızlı bir şekilde büyümesi nedeniyle kentler sağlıklı yaşam alanları olmaktan her geçen gün daha fazla uzaklaşıyor. Artan nüfusun düzenli gelir elde etmesini sağlayacak yeni istihdam olanakları yaratılamazken, bir işte çalışabilen şanslı kişiler zorlu ve riskli sektörlerde uzun ve yıpratıcı koşullarda ömrünü tüketircesine çalışıyor. Yatırım ve istihdam sağlanması için uluslararası sermayenin ülkeye gelmesine bel bağlanmış durumda. Uluslararası sermaye ise dünya genelinde emeği en fazla istismar etme olanaklarının önüne serildiği ülkeleri tercih ediyor. Çalışma yaşamının yol açtığı sağlık ve güvenlik risklerinin ortadan kaldırılmasına yönelik adımlar, yatırımların başka ülkelere kaydırılması olasılığını ortaya çıkarıyor. Bu durumda çalışanların sağlıklarının korumasına yönelik önlemleri almak çoğu kez olanaklı olmuyor. Çalışma yaşamını düzenleyen kuralların bulunmaması, var olanlara da uyulmaması, kişilerin sağlıklı şekilde çalışma yaşamında yer almalarını engelliyor. Çalışma yaşamı ile ilgili normların çalışanların sağlığı bozucu özellikte olması, kapitalist üretim ilişkilerinin fıtratında var.

Refah artışı ve kalkınma için uluslararası sermayenin yatırımlarına bel bağlandığı için çevresel yıkım süreçleri kesintisiz ilerliyor. Doğal kaynakların tüketilmesi tarım ve hayvancılığı olumsuz etkiliyor. Endüstriyel tarımın yaygınlaşmasıyla yiyeceklerin besin değeri ve içerdikleri kimyasal kalıntılardan kaynaklı sağlık riskleri artıyor. Sağlıklı beslenmenin güvence altına alınmasına yönelik kamu politikaları ve kamusal denetim mekanizmaları bulunmuyor. Uluslararası tekellerin güdümündeki tarım politikaları, nüfusun sağlıklı beslenmesini sağlayacak kendi kendine yeterlilik ve gıda egemenliği olanaklarını yıkıma uğratmış durumda.
Kitapta kapitalist kalkınma modeli üzerinden refah ve kalkınma hayallerinin kurulduğu bir ülke olan Türkiye’de sağlık sorunlarının tarihsel gelişimi irdelenmektedir. Kitabın 1945 öncesini ele alan birinci bölümünde Osmanlı Devleti’nin son dönemi ile Cumhuriyetin başlarındaki toplumun sağlık durumu ele alınıyor. Bu dönemdeki bulaşıcı hastalıklarla mücadele konusunda elde edilen kısmi başarılar, modernleşme adımlarının işçilerin omuzları üzerinden ilerletilmeye çalışılması ve doğurganlığın kontrolüne yönelik mediko-sosyal içerikli müdahaleler irdeleniyor. 1945-1980 arası döneme odaklanan ikinci bölümde kapitalist yoldan kalkınma modelinin yol açtığı sağlıksızlık üreten koşullar ele alınıyor. Üçüncü bölümde 1980 sonrası yeniden biçimlenen uluslararası iş bölümü çerçevesinde çalışma rejiminin emek aleyhine yeniden yapılandırılması, taşeronlaşma, çevre sorunları ve tarımsal üretim sorunları irdeleniyor. Dördüncü bölümde ise kapitalist kalkınma modelinin sonucu olarak ortaya çıkan sağlıksızlık iklimi ele alınıyor. Kitapta Türkiye'deki tarihsel ve güncel örnekleri üzerinden kapitalist kalkınma modelinin, sağlıksızlık üreten toplumsal yapının yegane temel nedeni haline gelişi incelenmektedir.

Günümüzde sağlıklı genç kuşakların yetişmesi sağlanamadığı gibi ileri yaşta görülen hastalıkların salgın boyutuna ulaşması da önlenemiyor.Fazla kiloluluk, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kalp damar hastalıkları ve kanser gibi ileri yaş sorunlarının adeta salgın şekline bürünmesinin ardında ise kapitalist üretim ilişkilerinin yol açtığı toplumsal sorunlar yer alıyor. İnsanları yaşamlarını tüketircesine çalışmaya zorlayan kapitalist üretim ilişkileri var oldukça sağlıklı bir toplum hedefine yönelme olanağı bulunmuyor. Kitapta sorunun ele alınış şekli aracılığıyla dolaylı olarak hastalık ve ölümlerin azaltılması ile sağlıklı bir yaşamın güvence altına alınması için kapitalist modelin dışındaki seçeneklerin yaşama geçirilmesi olanaklarına değinilmektedir.

 

₺15,60
₺20,00
Francis Bacon, Türkiye’de felsefe/bilim tarihi kitaplarında kendisine çok kısa yer bulur. Novum Organum ile bilinirancak bu da pek derli toplu ortaya koyamadığı tümevarım anlayışından hareketle kısaca geçilmesinden öte gitmez.Biraz da ütopyası Yeni Atlantis ile bilinir; onun da modern toplum ve politika ile ilişkisi pek ele alınmaz. Türkiye dışında onun önemi, etkileri ve modern düşünce ile kurucu ilişkisi üzerine çalışmalar daha fazla ve ayrıntılıdır.Elinizdeki kitap, 2013 yılında, Bacon’ın felsefe/bilim kavrayışının çok daha önemli içeriklere ve etkilere sahip olduğunu göstermek amacıyla yazılmış bir tezin, daha sonra felsefe/bilim tarihi okuması eşliğinde eklemeler ve çıkarmalar yapılarak kitaplaştırılmış hali. Temel iddiası da, Baconcı doğa, bilim, insan ve özgürlük kavrayışları ile hasbihal olunduğunda modern düşüncenin oldukça önemli, kurucu ve güçlü bir figürü ile karşılaşılacağıdır: Modern dünya Baconcı bir damar taşır. Kitap, Bacon’ın özgünlüğünü gösterebilmek üzere Antik Yunan’dan Modern Dönem’e kadar gelen felsefe tarihinde, önemli dönemleri, filozofları ve düşünceleri tarihsel olarak inceliyor. Bu dönem ve filozoflarda doğa, bilgi, bilim, akıl, insan ve özgürlük kavrayışları ele alınarak bir felsefe/ bilim tarihi anlatısı sunuluyor. Ardından aynı kavramlar ışığında Francis Bacon’ın felsefesi, kapsamlı, derinlemesine biçimde işlenerek, klasik felsefeden kopuşu, modern düşünce ile kurucu ilişkisi ve günümüze etkileri bağlamında inceleniyor. Bugüne kadar pek anlaşılmamış pek de anlatılmamış bir filozofa dair felsefe/bilim tarihi ile ilişkide bir anlatı olarak tasarlanan kitap, Türkçe’de Francis Bacon felsefesine tüm yönleri, kavramları, eserleri ve düşünsel ilişkileriyle eğilen ilk kitap.
₺15,60
₺20,00
“Misafir” kelimesi çok ilginçtir mesela... “Tefsir, sefer ve misafir” kelimeleri, hepsi birbiriyle bağlantılıdır. “Kuran’ı tefsir ediyorum,” demek aslında “dünyadaki misafirliğimin anlamını yani marifeti öğrenmeye çalışıyorum,” demektir. Marifet, kendini ve Yaradanını bilmeye, tanımaya gayret göstermektir. Kâinat “büyük insan” olduğu için onda sizin içsel yolculuğunuzun izdüşümü bulunur. Bu sebeple “Şu ayet ne diyor? Bunun anlamı ne?” diye o kitap bu kitap gezmeden önce “tefsir” ne demek anlamanız lazım... Tefsir “perdeyi kaldırmak” demektir ve “sefer” kelimesiyle bağlantılıdır. Kuran senin sana yolculuğunu anlatır; algıların üzerindeki örtüleri kaldırarak “öz”üne varma seferini... Bu, enfüsünde, içsel âleminde gerçekleşen tefsirdir. Bilim ise dış âlemde, afakta ayetlerin üzerinde bulunan perdeleri kaldırmayı sağlayarak kâinat kitabını tefsir etme görevindedir. Fark etseniz de etmeseniz de dünyanızı dinler(!) ve inançlar yönetiyor. Buna rağmen siz dine alerji geliştirmişsiniz! “Misafir” kelimesiyle aynı kökten gelen “sefer” kelimesi dünyada bir yolculukta olduğunuzu işaret eder. Dünya bir köprü, hayat bir yolculuktur. Sen kendindeki Rabbine yapacağın seferde; kendine ve Yaradanına ait hakikatlerin içinden geçerken, o hakikatlerin üzerini kapatan örtüler teker teker kalkmaya başlar. Bu da senin farkındalığına sunulan her yeni bilgiyle bilinç ekranından bir perdenin daha kalkması demektir. 
Seferdesin... Allah’ın ilim sofrasında Misafir-Sin...
₺32,76
₺42,00
En son ne zaman yeni bir şeye karar verdin?
Birilerinin fikirleri neden bu kadar etkiliyor seni?
Neden onların cetveli ile ölçüyorsun, her doğrunu, her umudunu, her hayalini?
Başkalarının yıllardır zehirlediği senden kurtulmak lazım.
Yumurtadan çıkman lazım.
Hayatının ilk yarısı öyle ya da böyle geçti, bugüne geldin.
Elindekiler her ne ise, işimizi görür. Şimdi seni yeniden inşa etme zamanı.
Değişmek ve gelişmek için, tek ihtiyacın sensin.
Artık başkalarına göre değil, cesaretine göre yaşam başlamalı.
Nasıl mı?
Bir süre sana arkadaşlık etmeme izin ver.
Kitabın içinde seninle, sana gideceğiz.
Yeni sana. Senin yeni versiyonuna. Sen 2 versiyonuna.
Evet, birinci versiyon çalışıyordu ama kabul et birkaç kusur vardı.
Şimdi yeni model seni tasarlarken ve geliştirirken önce hasar tespit yapıp, sorunlardan
kurtulacağız.
Sonra da seni, gerçek olman gereken seni doğuracağız.
Doğum gününü seçmeye hazır mısın?
Korkma yalnız değilsin.
Sen varsın.
₺28,50
₺38,00
Modern gazeteciliğin öncüsü İngiliz medya patronu Lord Northcliff; 'Güç odaklarının bir yerlerde örtbas etmeye çalıştığı şey haber, gerisi reklâmdır' der. İlkeli, dürüst habercilık de, toplumun gerçekleri öğrenme hakkının dışında hiçbir güç önünde eğilmemeyi gerektirir. Atilla Köprülüoğlu, haber peşinde koşarak bugünlere gelen, gazetecilikten başka işi olmamış bir yaşamın adıdır. 
Okuduğunuz kitap; o yaşamın ilke imbiklerinden süzülerek anlatılan portrelerin sayfalara yansımasıdır. Bir anlamda da o kişilerin öyküleriyle tarihe düşülen notlardır.
Güzel okumalar dilerim.
-Uğur Dündar-

Güzel İzmir'in Güzel Yürekli'' Gazetecisi Atilla, portrelerdeki kişilere herkesin bakmadığı bir açıdan bakıyor.
Portrelerdeki kişilerin bilmediğimiz yanlarını, onun bakış açısından öğreniyoruz. Bu, yazarlıkta ilgi çekici unsurdur. Kitabı okuduğunuzda; Ne var bunda, biz bunu zaten biliyorduk'' demek yerine, Hiç bu açıdan düşünmemiştim'' diyebilirsiniz.
Sevgili Atilla! Seni yürekten kutluyorum Canım Kardeşim...
-Müjdat Gezen-

Gazetecilik denilen kavram, direksiyonda ileriye doğru yol alırken, göz ucuyla dikiz aynasına bakıp, arkadan gelen trafiği kontrol etmek gibidir. Geleceğe giderken, geçmişi unutmamaktır.
Yılların tecrübesi Atilla Köprülüoğlu'nun şahane bir seyahate davetidir bu...
-Yılmaz Özdil-
Dünya, bütün insanların oynadığı bir tiyatro sahnesidir. Rolünü iyi oynayanlara sanatçı deriz. En büyük Türk'' Atatürk'ten kalan ata sözü: Sanat, güzelliğin ifadesidir. 
Her yazısını okuyunca sırtını sıvazladığım Atilla Köprülüoğlu Kardeşim; böyle insanlardan bir hoş hikaye, rengi solmaz, adı unutulmaz bir kucak Türkiye çiçeği sunuyor bize. Unutulmazları bize ileterek, kendisini unutulmazlar arasına katmış oluyor. 
Merhaba...
-Prof. Dr. Şadan Gökovalı-

İnanmadığını yazan yazardan daha aşağısı yoktur'' diyen Özdemir Asaf sözünü şöyle tamamlar; ...vardır. inandığını yazmayan!..
Gazeteciliğinin ve haberciliğinin 40 yılına tanık olduğum kardeşim, yoldaşım Atilla Köprülüoğlu da inandığını yazmayı şiar edinen, düstur edinen az sayıdaki gazeteci yazarlardandır...
Bu onur da bana yeter!..
-Okan Yüksel-
₺18,75
₺25,00
Bu yıl meslekte 50'nci yılım!
Dile kolay, yarım asır!..
Gazetecilikte geçen ve sadece halkın haber alma hakkı önünde eğildiğim bir yaşam...
Baskılara, tehditlere, iftira ve ölüm tuzaklarına aldırmadan, yılıp pes etmeden, siz değerli okur ve seyircilerimle gerçeği, daima gerçeği paylaştığım rüzgâr gibi geçen yıllar...
Sırtımı dayadığım tek güç olan sizler de bu nedenle, neredeyse her yıl, bana Türkiye'nin En Güvenilir Kişisi seçilme onurunu yaşattınız.
Var olunuz!..

Hayranlarının 'Gabo' dedikleri Kolombiyalı büyük gazeteci-yazar Gabriel Garcia Marquez'e göre;
Gazeteci, çağının tanığıdır!..
Ona Oktay Akbal Usta'nın unutulmaz deyişini de ekliyorum;
En güvenilir tanığıdır hem de gazeteci!.. (Tabii her gazeteci değil!)
Bilginin güç olduğuna inanan ve önce insan diyen bir televizyon habercisi-yazar olarak, bu kitapta, günümüz Türkiyesi'nin çalkantılı siyasetindeki açmazlara ve ülke sorunlarına ayna tuttum. Ayrıca gençlere örnek olmalarını dilediğim bazı portrelerin öykülerini de yansıtmaya çalıştım. Olaylar ve insanları anlatarak tarihe notlar düştüm.

İyi okumalar efendim!..
₺18,75
₺25,00

Biz her yerdeyiz. Artik kurallari biz koyacağiz. Gelecek bizim.



Laura schrader ıssız bir dağ yolunda, kaza yapmış bir araçtan kurtarılır. Aracın bagajında kafatası parçalanmış bir çocuk cesedi bulunmaktadır. Dahası, kazanın gerçekleştiği bölgeye yakın bir köyün tüm sakinleri aniden ortadan kaybolmuştur. Birbiriyle bağlantılı bu olayları inceleyen psikolog robert winter ve emniyet güçleri büyük bir bilmeceyle karşı karşıya kalır çünkü yaşadığı travmayı atlatamayan laura schrader’in köyde olanlarla ilgili ilk ifadesi hayal ürünü gibi görünmektedir. Laura başına gelenleri robert winter’e anlattıkça ve köyde arama başlatan polis kanıtlara ulaştıkça bu kâbustan uyanmak daha da imkânsızlaşır…



“psikolojik gerilimin yeni ustası!”


-Elle france -



“wulf dorn, okuyucusunun kalp atışlarını nasıl hızlandıracağını çok iyi biliyor.”


-La repubblica-


₺27,71
₺36,94

Cehalet, basit bir bilgi eksikliğinden daha fazlasıdır. Neden mi?

Günümüzde cehalet oldukça revaçta. Politikacılar, “Sonuçta ben bir bilim adamı değilim ya,” diyerek argüman sunuyor. Öfkeli vatandaşlar, Latince bir deyim duyduklarında hemen karşı çıkıyorlar: Burası Amerika, Meksika’da ya da Latin Amerika’da yaşamıyoruz! Uzmanlık değil de deneyim eksikliği bir yeterlilik hâline geliyor. Kabul gören sahte haberler ve yinelenen yanlışlıklar sarsılmaz inançlara dönüşüyor. Amerikan hükümeti ve tarihine ilişkin cehalet öylesine endişe edici durumlara varmakta ki ideal bir kültürlü vatandaş fikri artık garip karşılanıyor. Komplo teorileri ve yanlış bilgi serpilip budaklanıyor. Yaşadığımız çağın ismi Bilgi Çağı olabilir ancak hiç de öyle yeterli bilgilendiriliyor gibi görünmüyoruz.

Filozof Daniel DeNicola bu kitapta cehaletin keşfine çıkıyor. Cehaletin bolluğu, dirayeti ve neden olduğu sonuçlar üzerine derin bir gözlem sunuyor. Cehaleti anlamayı hedefliyor ki bu hedef en başta paradoksal görünüyor. Bilinmeyen nasıl olup da bilinir kılınır ve hâlâ bilinmeyen olma özelliğini sürdürür?

DeNicola cehaletin bir eksiklik ve boşluktan fazlası olduğunu, bilgi ile dinamik ve karmaşık etkileşimlerde bulunduğunu öne sürüyor.

Daniel R. DeNicola, felsefe profesörüdür. Gettysburg Koleji’nde “Renklerin Felsefesi”, “Yerlerin Felsefesi” gibi üst düzey felsefe dersleri vermiştir. DeNicola, “Cehaleti Anlamak” adlı kitabıyla 2018 yılında Amerikan Yayıncılar Birliği’nden PROSE ödülünü almıştır.

₺25,93
₺32,41
Yarı otobiyografik bir roman. Sovyetler Birliği henüz dağılmamış. Türkiye'de askeri diktatörlüğün en karanlık günleri. Moskova'daki uluslararası okulda eğitim gören Türkiyeli devrimciler. Askeri diktatörlüğün istihbaratçıları onların peşinde. Ve karlar üzerinde bir cinayet. Cinayet sorgusuyla başlayan iç hesaplaşma. Hayatın anlamı nedir? Gerçeği kim temsil ediyor? Sadece Türkiye Komünist Partisi'nin değil, uluslararası devrimci hareketin bir dönemine de farklı bir bakış.

"Mehmet koruluğun sınırındaki dereye geldiğinde, Leonid yine yaklaşmıştı pencereye. Ama Mehmet onu görmedi. Gözleri geçeceği derenin üzerindeki küçük köprüye takılmıştı, yerler buzdan parıldıyordu. Köprüye doğru bir adım atmıştı ki, ayağı kaydı. Düşmekten son anda tahta korkuluğa tutunarak kurtuldu. Doğrulup yeniden yürümeye başlayacaktı ki, arkasında birinin varlığını hissetti. İrkilerek başını çevirmeye çalıştı ama geç kalmıştı; derinden gelen bir ses duydu, aynı anda sırtında şiddetli bir darbe hissetti; hızla öne savruldu ama elleri hâlâ korkuluklarda olduğu için yere düşmedi. Başını çevirip vuranı görmek istedi, başaramadı. Bakışları usulca aşağı, göğsüne kaydı, hiçbir şey göremedi. Ama sırtındaki ağırlık hissedilmeyecek gibi değildi. Birkaç saniye ayakta kaldı, başı dönüyor, kusmak istiyordu. Engellemek istedi, başaramadı, ağzından koyu bir sıvının boşaldığını fark etti. Elleri korkuluktan çözüldü, yüzüstü yere yıkıldı. Düşerken başını köprünün buzlanmış tahta döşemesine çarpmıştı, ama hiç acı duymuyordu. Yalnızca hızla uzaklaşan birinin ayak seslerini işitti."
₺6,88
₺9,17

Kayıp babasıyla doğacak çocuğu arasında kalmış bir kadın... Hayatın anlamını arayan bir insan: Karen Kimya... Kapıları sırlara açılan bir kent... Sırların mucizelere dönüştüğü geceler. Mucizelerin hakikat sayıldığı zamanlar... Yedi yüz yıl öncesinden gelen bir fısıltı... Aşkı sadece aşkla tartanların ıtırlı soluğu... Ölümün yok edemediği bir sevda... Yıllara direnen bir sevgi; Şems-i Tebrizi ve Mevlâna Celaleddin-i Rumi... Günümüzden yedi yüz küsur yıl öncesine uzanan gerilim dolu, heyecan yüklü, mistik bir serüven...


“Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu. Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar. Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi, nergislerin tazelenme demi. Yedi kişi girmişti bahçeye... Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdiği yedi akıl, yedi keskin bıçak. Yedi lanetli adam bahçenin sessizliğini yedi parçaya bölerek yürüdü kurbanlarının bulunduğu tahta kapıya...


Taşta kan vardı. Bahçede ürkütücü bir serinlik. Cinayetin tek tanığı dolunaydı. Hiç şaşırmadan, ürpermeden, korkmadan bakıyordu uzun boylu kavak ağaçlarının ölü yapraklarının arasından. Yedi kişiden en genç olanı vurmuştu kapıya. En yaşlı olanı çağırmıştı içeridekini. Yedi kişinin yedisi birden saplamıştı bıçaklarını içeriden çıkana.


Taşta kan vardı. İnsanların yüreklerinde nefret, dolunayda derin bir sükûnet…

₺10,35
₺13,80

Biri, sizi cinayet işlemekle suçladığında deliller bulur, tanıklar gösterir, bunun bir iftira olduğunu kanıtlamaya çalışırsınız, ama sizi itham eden kişi bizzat kendinizseniz, ne yaparsınız?" Ahmet Ümit'in Nisan ayında yayınlanacak romanı Sultanı Öldürmek bu satırlarla başlıyor. Yıllardır aynı kadını bekleyen bir tarihçinin hikâyesi bu. Şahane bir aşk için harcanmış bir ömrün hikâyesi... Serhazinlerin son temsilcisi Müştak Serhazin'in başından geçen dört günlük tuhaf bir serüven. Sapında Fatih Sultan Mehmed'in tuğrası bulunan mektup açacağıyla öldürülmüş bir tarih profesörü... Bir aşk cinayeti mi? Yoksa kökleri "Ulu Hakan"ın şüpheli ölümüne uzanan bir entrika mı? Osmanlı devletinin bir imparatorluğa dönüştüğü o zaferler ve ihanetlerle dolu günlere yapılan sıradışı bir yolculuk. Ve bu heyecan verici yolculuk boyunca kulaklardan eksik olmayan o kadim soru: Tarih, geçmişte yaşananlar mıdır, yoksa tarihçilerin anlattıkları mı?



"...Ve Sultan Mehmed Han. Mehmed Han oğlu Murad Han oğlu Fatih Sultan Mehmed Han. İki karanın ve iki denizin hâkimi. Allah'ın yeryüzündeki gölgesi. Kostantiniyye'yi zapt eden padişah. Roma İmparatorluğu'nun doğal varisi, farklı dinlerden, farklı dillerden, farklı ırklardan yepyeni bir millet yaratma aşkıyla yanıp tutuşan kudretli hükümdar. Uçsuz bucaksız ovalarda at koşturan ordular. Kılıç sesleri, savaş naraları, korku çığlıkları. Ardı ardına düşen şehirler, ardı ardına yıkılan devletler, ardı ardına el değiştiren kaleler. Kırk dokuz yaşında dünyaya nam salmış bir hükümdar. Ve değişmez kader. Akşama kavuşan gün. Ecel şerbetini içen insan. Ve Fatih Sultan Mehmed'in şüpheli ölümü. Ve onun iki şehzadesi. İkiye bölünen saray, ikiye bölünen devlet, hiçbir şeyden haberi olmayan bir halk. Ve iki şehzadenin kanlı boğazlaşması sürerken saray odasında unutulan Fatih Sultan Mehmed Han'ın cansız bedeni..."

₺8,93
₺11,90

Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)

Her yazdığı romanla yüz binlerin kalbini feth eden İskender Pala yeni romanı ‘OD’ ile yeniden okurlarını selamlıyor. Od bir Yunus Emre romanı. Gök kubbemizin her zaman parlayan ve hep çok sevilen, şiirleri gönülden gönüle dolup dilden dile dolaşan Yunus Emre, bu kez OD’un ana kahramanı. İskender Pala’nın ilim ve kültür adamı olmasının yanında, yazar kişiliğinin imbiğinden geçirilerek aşkın tahtına bir kez daha oturtuluyor. 13. yüzyılın her bakımdan kavruk ve yanıp yıkılan ortamına Yunus Emre’nin gelişi tarihi atmosfer içerisinde hakiki anlamına kavuşturuluyor. Yıkıntılar ve yangınlar içinden bir gönül ve bir insanlık anıtının inşa edilişi cümle cümle anlatıyor ve elbette kalbe dokuna dokuna yol alıyor. Romanın her sayfasında Yunus’un hamlıktan saflığa geçişi okunuyor.

Biliyorum,

“Biz bu ilden gider olduk,

kalanlara selam olsun,” demişti…

Yine Biliyorum,

“Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun.” Demişti…

Ve Sevgili’ye gittiği o geceden sonra adının dilden dile,

Aşkının gönülden gönüle dolaştığını da biliyorum…

Şimdilerde ona kimisi Âşık Yunus, Miskin Yunus…

Derviş Yunus…Varsın onu da desinler.

Ve Türk yurtlarında, onu en çok “Bizim Yunus” diye çağırırlar.

Biliyorum.

₺10,35
₺13,80
Reşad Ekrem’in dilinde tarih gerçek hayattan daha canlı, daha güzel, daha büyülü… “Dağ haydudu ve şehir eşkıyası, kellelerini koltukları altına alıp cemiyetin günlük hayat huzurunu bozan dikenler, çalılar, acıma bilmeyen o zehir misali insanlar için sevgiden de nasipleri olmamıştır, demek biraz güçtür. (…) Bu bedbahtların hayatında bazan bir kadın, güzel görünmüş bir kadın fırtınalar koparmış, cüretlerini alabildiğine kamçılamış, fakat aşkları, çılgın haydut sevgisi bir gün olmuş onları maşukalarına karşı da bir canavar yapıvermiştir. Haydut, şaki aşkı bizim sevgimize benzememiştir.” Reşad Ekrem Koçu, Osmanlı’nın son devirlerinden, değme kara polisiyeye taş çıkartacak kadar karanlık beş “haydut aşkı” anlatıyor. Kahramanlardan biri de kadın korsan Despina!.
₺16,38
₺21,00
Reşad Ekrem'in dilinde tarih gerçek hayattan daha canlı, daha güzel, daha büyülü… Osmanlı padişahlarının hepsi şairdi, üstelik içlerinden bazıları gerçekten iyi şairdi. Aşk olmayınca meşk olmaz: Şairlerin temel besin kaynağı aşktır. Osmanlı padişahları da aşktan yana zengin hayatlar sürdüler. Kiminin adı tek kadınla anıldı, kiminin devrinde sarayda her gece onlarca beşik sallandı. Birden fazla eşi, pek çok cariyesi olanların bile çoğu zaman efsaneleşmiş bir tek aşkı oldu. Kanuni Hürrem Sultan'a "emperyal aşk şiirleri" yazıyordu; I. Abdülhamid ise "başının tacı, gözünün nuru, gönlünün süruru" Hümaşah Sultan'a bir gecelik vuslat uğruna "Kuşça canım, efendim yoluna kurban olsun" diye yalvarıyordu. Reşad Ekrem Koçu, Osmanlı padişahlarının aşklarını ve şiirlerini anlatıyor.
₺17,78
₺22,22
İyi anlatılmış bir hikâyenin iyileştirici gücü vardır...

Akira Kurosawa'nın Yedi Samuray filmini oğlumla izlediğimizde o daha 8 yaşındaydı. Elbette iki bölüme ayırarak izlemiştik. Malum çok uzun bir film ve güçlü evrensel mesajına rağmen bize çok uzak bir kültür ve zamana ait. Yine de sinema tarihinin bu en önemli filmlerinden birini daha o yaşta hiç sıkılmadan izlemişti oğlum... Çünkü iyi anlatılmış bir hikâye her zaman hedefine ulaşır ve iyileştirici bir gücü vardır.

Çocukla Sinema, 3-12 yaş arasındaki çocuklarınızla birlikte izleyebileceğiniz filmler konusunda size rehberlik etmek üzere yazıldı. Sizi sinemanın büyülü dünyasına davet eden bu kitap, çocuklarınızla yaşamsal doğru ve yanlışları sorgulamanın, onların duygusal zekâlarını ve bilişsel yeteneklerini geliştirmenin de kapılarını açacak.
₺30,23
₺38,75
Ülkemizde pek çok düşünce insanın yetişmesine katkıda bulunan Teo Grünbergin 1963 yılında kaleme aldığı doktara tezi Anlam Kavramı Üzerine Bir Deneme analam kavramı ile felsefe arasındaki göbek bağını örneklerle belgeleyen bir çalışma. Modern mantığın Türkiyede yaygınlaştırılması, kurumsallaşması ve gelişmesi için verdiği hizmetler nedeniyle 1998 yılında Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülüne değer bulunan Grünbergin saygın uluslararası dergilerde yayımlanmış çok sayıda makale ve bildirisi vardır. Türk felsefe literatürünün en önemli çalışmalarından biri olan Anlam Kavramı Üzerine Bir Deneme ilk yayımlanışından kırk yıl sonra gözden geçirilmiş baskısıyla okura sunuluyor.
₺23,11
₺29,63
“Ülkemizdeki birçok düşünce insanının yetişmesinde büyük katkısı olan, mantık ve bilim felsefesi alanlarında uluslararası literatüre çok değerli hizmetler veren ve ayrıca bilimsel çalışmaları kadar öğrencileriyle kurduğu ilişki, onları yetiştirirkenki gayretiyle de tanınan Teo Grünberg, 1960’ta, yani yaklaşık yarım yüzyıl önce, Hüseyin Batuhan’un teşvik ve teklifi üzerine, Hans Reichenbach’ın ayrılışından beri sembolik mantık okutulmayan İstanbul Üniversitesi’nde bir yandan mantık dersleri vermeye, bir yandan da doktora çalışmalarına başladı...
₺23,11
₺29,63

VakıfBank Kültür Yayınları, sosyoloji disiplininin kurucularından Ferdinand Tönnies’in büyük eseri Cemaat ve Cemiyet’i 132 yıl sonra dilimize kazandırarak Türkiye’nin düşünce hayatına önemli bir katkı sunuyor. Cemaat ve Cemiyet, birliktelik duygularının temel teşkil ettiği cemaatlerin “topluluk” ruhuyla, bireysel yaşamların belirleyici olduğu cemiyet yaşamını, yani modern “toplum”u karşılaştırmalı bir yaklaşımla ele alıyor. Kitap boyunca Tönnies bir yandan ele aldığı karşıtlıkların teorisini geliştirirken, bir yandan da doğal irade ile insan iradesi arasında bir denklem kuruyor. Kırsal-kentsel mekânlarda, geleneksel-modern yaşam formlarında, duygusal-rasyonel ilişkiler ekseninde, insanların davranışlarına hangi unsurların yön verdiğini açıklayan Cemaat ve Cemiyet, sadece Tönnies’in düşünce dünyasını değil, onu takip eden Alman sosyoloji geleneğini de anlamak için çok önemli bir kaynak. Okurlar kapitalizm, bireyselcilik ve kent sosyolojisi gibi alanların, Weber, Sombart ve Simmel gibi düşünürlerin fikrî tohumlarını Cemaat ve Cemiyet’te bulacak…

₺28,00
₺35,00
“Bir cumhuriyet kadını, cumhuriyetin öncülerini anlatıyor... 
Deneyimli gazeteci, yazar, söyleşi uzmanı Özlem Özdemir bu kitabında bir din/tarım toplumundan çağdaş bir endüstriyel/kentsel toplum yaratan devrimin öncülerini anlatıyor. 
Cumhuriyetin gerçek çağdaşlaşma tarihinin ve onun yaratıcısı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün yozlaştırıldığı ve birtakım temel yanlışların topluma dayatıldığı bir dönemde, hakiki öykülerin yeni kuşaklara aktarılması önemli bir görev. 
Özlem Özdemir saptırılmaya çalışılan cumhuriyet tarihinin gerçekleri ile genç kuşaklar arasında sağlıklı ilişkiler kurulması için büyük çaba harcayan bir yazar. 
Bu çalışması, cumhuriyet tarihine yapılmış olan çok önemli bir katkı olarak raflardaki yerini alacaktır.” 

Emre Kongar
₺10,40
₺13,00

Hissettiklerimiz ağızdan çıkınca, tortuları kalıyor elimizde. Hislerin ölüleri gibi duruyor sözler, asılı bir yerlere. Büyüdüm ben de ve utandım tekil büyüdüğüme. Çekmecelere yazdım, dolap raf larına. Evlerim değişti, sevdiklerim, sevmediklerim; dile geldim dost sohbetlerinde. Yine yetmedi, kendime yazdım. Eski usul bir güncenin ifşasıdır bu, mahremimdir. Akıl düşümü, ruh üşümesi, gönül çarpıntısıdır. En nihayetinde matbu bir hayata girizgâhımdır; yazmaya başlamama sebebe ithafımdır ve tüm anlatamadıklarıma. Olduğum değil, hasretini duyduğumdur.

Her sözcüğün bir emanetçiye ihtiyacındandır.

 

 

Diyorum kendime, demek ki:

Dünle bugünün farkı

Bir telefon ucu

Bir pencere dışı…

Ben dünken yok

Bugünken varsam

Mesafeler güzel

Mesafelerin aslı sevilesi…

Ben değilim mesafe

Mesafe, bize ait olmayan bir evde olmaktı sadece

 

Bize ait olmayanda biz olamadığımız sürece

Her şey bir evin yalanı

Her şey bizim olanın rüyası

Aidiyet yoktu, ne dünde ne bugünde

Ne yazıktır

Biz tutunduk sanrılı bir aidiyete

₺12,96
₺18,52

İnternetsiz bir hayat hayal etmek artık neredeyse mümkün değil, en azından şehirde yaşayan geniş kesimler için bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Fatura ödemek, alışveriş yapmak, gazete okumak gibi pratik işler bir yana, sosyal medyayı takip etmek, oyun oynamak, dizi ve film izlemek için de her geçen gün daha fazla kullanıyoruz interneti. Öyle ki, tatilde bile sanal dünyadan uzak kalmak birçoğumuz için rahatsızlığa, hatta bir tür yoksunluğa sebep oluyor.

İnterneti makul düzeyde ve anlamlı bir şekilde kullanmak hayatı kolaylaştırıyor ama ya aşırı kullanımı? Hakikaten, ne kadardan sonrası aşırı kullanım sayılır? Günde üç ya da dört saat mi, daha fazlası mı? Peki iş veya okul gereği internette “zorunlu olarak” geçirilen saatler bu süreye dahil midir? Hangi aşamadan itibaren internet bağımlılığından söz etmek gerekir? Mağdurlar ve yakınları bu rahatsızlıktan nasıl etkilenir? İnternet bağımlısı kişiler ne tür bedensel, sosyal ve psikolojik sorunlarla karşılaşırlar? Kişiyi internet bağımlılığına sürükleyen nedenler nelerdir? Gerçeklik ile sanallığın birbirinden ayrılamaz hale geldiği noktada bağımlılar ne yaşar? Medya okur yazarlığı, internet bağımlılığına karşı koruyucu bir kalkan olabilir mi? Aileler çocuklarını korumak için başka ne tür önlemler alabilir?

İnternet bağımlılığı konusunda uzman bir klinikte uzun yıllardır başhekim olarak görev yapan Holger Feindel, bu kitapta internet bağımlılığını normal internet kullanımından ayıran özellikleri ortaya koyuyor. Birçok örnek vaka eşliğinde risk grubundaki kişileri, tedavi yollarını, sanal sarmalından gerçek hayata geri dönüş yollarını anlatıyor. Bu dertten mustarip kişiler ve yakınları için vazgeçilmez bir rehber…

₺22,62
₺29,00
Radikal Kadınlar, kadim zamanlardan günümüze, dünyanın dört bir yanında yaşamış ve onlara biçilen rolü reddetmiş öncü kadınların ilham verici hikâyelerini anlatıyor. Karşılarına çıkan her engele ve zorluğa göğüs gererek devlet başkanı, asker, ressam, casus, korsan, futbolcu veya bilgisayar programcısı olmayı başarmış her yaştan, ırktan ve sınıftan kadınların hikâyelerini… 

Engelleri aşa aşa yürüyen, tehditlere aldırmadan yaşadıkları toplumların geleneklerine başkaldıran, şüpheli bakışları sonunda yere eğen ve yollarından asla şaşmayan bu kadınlar, bizi küçük ya da büyük ama hep kararlı mücadelelerine ortak olmaya çağırıyor. Radikal Kadınlar yalnızca tutkulu ve cesur kırk kadının hikâyesi değil; gelenekler, yasalar ve erkekler ne derse desin başkaldıran bütün kadınlara da bir methiye...
₺39,00
₺50,00
Farklı akımları, eğilim ve yaklaşımları içinde barındıran, bazı konularda ayrışan ve birleşen feminizm anlayışlarına taze bir soluk: %99 İçin Feminizm. İlhamını kısa süre önce dünyanın çeşitli ülkelerinde patlak veren feminist grev dalgalarından alan Arruzza, Bhattacharya ve Fraser bir konuda çok net: Toplumsal cinsiyet şiddeti farklı biçimler alsa da kapitalist toplumsal ilişkilerin sonucudur ve dolayısıyla bugün feminizm her zamankinden daha fazla antikapitalist bir karaktere bürünmelidir. Tüketiciliği pompalayarak kendine yeni bir pazar yaratan ticari feminizmle de, kariyer basamaklarını o kırılan cam tavanların döküntülerini süpürmeye mahkûm kızkardeşlerimizin omuzlarına basarak tırmanmamızı öğütleyen liberal feminizmle de arasına mesafe koyan; cinselliği ve cinsel kimlikleri düzenleyen değil, özgürleştiren; ırkçılık ve sömürgecilik karşıtı; enternasyonalist, eko-sosyalist bir feminizmin manifestosu bu. Üstelik, bir mücadele aracı olan grevi bürokratlaşmış sendikaların elinden alarak yeniden icat eden ve antikapitalist bütün radikal hareketlerle ittifak kurmayı hedefleyen bir feminizmin. Arruzza, Bhattacharya ve Fraser’ın kürtajdan bakıma, sağlıktan barınmaya, şiddetten cinselliğe kadar pek çok sorunu ele aldığı ve eşzamanlı olarak on dört dilde yayımlanan bu manifesto, kapitalizmin kâr hırsının temelde kadınların sömürüsü üzerine inşa edildiğini gözler önüne sererken, coşkuyla bir çözüm de sunuyor: %99 İçin Feminizm. Dünyanın üstünde bir hayalet dolaşıyor: Feminizmin hayaleti.
₺12,48
₺16,00
Nobel Ödüllü yazar Toni Morrison, Ötekilerin Kökeni’nde on dokuzuncu yüzyılda kaleme alınmış tıp makalelerinden, köle ve efendilerin günlüklerine, oradan da köleliği romantize eden, ayrımcılığı araçsallaştıran, yabancı olmanın ve yabancıya dönüşmenin farklı yönlerini vurgulayan edebi eserlere kadar çok geniş bir yelpazede ufuk açıcı bir gezintiye çıkarıyor bizleri. Ernest Hemingway, William Faulkner ve Flannery O’Connor gibi yazarların eserlerine ötekilik sorunu açısından yaklaşırken kendi eserlerini ve kişisel deneyimlerini de göz ardı etmeden asırlara yayılan bir sorunu ustalıkla betimliyor Morrison. Savaşlar, zorunlu göçler ve sınırlar dünyasında müthiş üslubu belleklere kazınmış bir kadın yazarın ötekilik üzerine esaslı gözlemleri ve çözümlemeleri okuru da kendisiyle yüzleşmeye davet ediyor. 
₺12,48
₺16,00
Çok özel 44 Aşk Kartı ile aşk falına bak, dilek tut, ondan haber al, ilişkini şifalandır, aşk ritüelleri ve tılsımları yap!

₺21,11
₺27,78

Almanya’nın önde gelen felsefecilerinden Marcus Steinweg’in bir eseri ilk defa Türkçenin diyarına adım atıyor. Aşikârlık Dehşeti: Sahte Kesinlikler’de Steinweg, sıradan başlıklar altında aşktan naifliğe, piyasadan dine, can sıkıntısından ırkçılığa varıncaya kadar gündelik hayatımızın çeşitli veçheleriyle ilgili aforizmalar, değiniler ve yorumlarla sarsıcı düşünceler geliştiriyor. Üslubu ve tarzıyla felsefeyi akademinin koridorlarından çıkarıp onu asli görevine, kendimiz için düşünme ödevine çağıran bir çalışma Aşikârlık Dehşeti. Roland Barthes’ın “yazdıran metinler” dediği türde, yani olup bitmemiş, okurun muhayyilesine açık, onun da yazma sürecine aktif biçimde katılmasını bekleyen, huzursuz edici ve talepkâr bir metin. “Ne de olsa felsefeciler dünyaya güven duymayı bırakarak yerleşirler dünyaya. Herhangi bir aşikârlıktan yoksun bir gerçeklikte yaşarlar. Düşünmek bu aşikârlık yokluğuyla başa çıkmak demektir. Kendini en açıkça gözler önüne serdiği yer, tutarlılık vaadinin uçsuz bucaksız olduğu noktalardır. ‘Felsefe nedir?’ sorusuna verilecek bir ilk cevap şu olabilir: Felsefe bir yaşam tarzı olarak tutarsızlık deneyimidir.”

“Steinweg: Ne de uygun bir isim! Hem “taşlı yol”, yani sağlam ve dirençli (locus lapidibus stratus) anlamına, hem de tek tek taşlarla (strada lastricata), kesik kesik nirengi noktalarıyla döşeli bir yol anlamına geliyor. Ekmek kırıntılarının bıraktığı iz onun dönüp yolunu bulmasını sağlıyor. Kitaba istediğiniz yerden başlayabilirsiniz ve nerede olmanız gerekiyorsa daima oraya varacaksınız.”
- Jean-Luc Nancy -

“Felsefe ve sanat, disiplinlerin en hafif ve en karmaşık olanları. Günümüzdeki felsefeciler arasında Marcus Steinweg bana kalırsa en sanatsal olanı.”
- Rosemarie Trockel (Alman sanatçı ve akademisyen) -

₺15,60
₺20,00

“İçeri girenler, ölenler, sağ kalanlar, sağ kaldığına üzülenler, gençliklerini faşizmin hapishanelerinde geçirenler, içeri girmeyenler, işkence görenler, işkencede konuşanlar, konuşmayanlar, mülteci olanlar... (…) Son yok. Son da Hayri gibi kayıp. Nasıl olsun ki? Hayri yok, devrim yok… Kayıpları aramaya devam ediyoruz. Geçmişe ağlamak fayda vermez. Biliyorum... Ama Hayri ve onun gibi devrimciler yaşasaydı burası başka bir ülke olurdu, bunu da biliyorum.”

Resmî belleğe şiddetli bir politik kutuplaşmanın karanlık çağı olarak nakşedilen 70’li yıllar, başka bir bakışla, sarsıcı bir toplumsal canlanmanın, büyük heyecanların ve ümitlerin dönemiydi.

Faruk Eren, işte Haliç’in kıyı semti Hasköy’ün 70’li yıllarını adımlıyor, gözaltında “kaybedilen” abisinin, Hayrettin Eren’in hikâyesini anlatıyor bize. Bu dönemde komşuluğun, ahbaplığın, gündeliğin nasıl deneyimlendiğinden, semtin siyasi-toplumsal tarihine, insanların nasıl devrimcileştiğine dair eşsiz izlenimler sunuyor. Pişmanlıkların, “keşke”lerin, “iyi ki”lerin izini sürerek yalnızca bir ailenin fotoğrafını çekmekle kalmıyor, tanıklık ettiği tarihi aktararak unutmamanın, hatırlamanın, en önemlisi de hatırlatmanın kıymetini teslim ederek cumartesileri oğullarını, yakınlarını, eşlerini, kardeşlerini arayanlara yoldaş ve yaslarına paydaş oluyor.

Kayıp Bir Devrimin Hikâyesi, kaybedilmek istenene karşı direnmenin, sebat etmenin kitabı.

₺21,84
₺28,00

“Daha önce birlikte yaşadığınız insanlarla aranızdaki sosyal-ekonomik mesafe açıldığı zaman, birlikte yaşama imkânı da ortadan kalkabiliyor... Tatil dönüşleri bile dert oluyor artık… Tatilden dönmüşsünüz, bronz bir tenle eve çıkacaksınız. İnsanlarla karşılaşıyorsunuz... Rahatsız oluyorsunuz ve rahatsız ediliyorsunuz… Diyorsunuz ki ‘Bunlardan rahatsız olmayacağım bir mekâna gideyim.’ Dolayısıyla… Başakşehir’e taşınmak, psikolojik bir rahatlık da sağlıyor bizlere. Çünkü burada hemen hemen herkes aynı seviyede.” Peyami Safa’nın Fatih Harbiye romanı (1931), Batılı, modernist orta sınıf seçkin zümreyle geleneksel, dindar-muhafazakâr muhit arasındaki çelişkinin simgesi, doğrusu biraz da klişesi olmuştur. Bu kitap, 21. yüzyıl Türkiyesi’nin ilk on yıllarında bir başka sınıfsal ve toplumsal kültürel çelişkiye dikkat çekiyor: Fatih-Başakşehir. Dindar-muhafazakâr yoksullar ve zenginler arasındaki çelişki. İrfan Özet, İslâmî habitus’un, yani hal ve davranışa, beğeni ve zevklere yansıyan içselleşmiş eğilimlerin, nasıl dönüşmekte olduğunu ele alıyor incelemesinde. Ekonomik rasyonaliteye dayanan bu eğilimlerin, kentte tutunma ve yükselme mücadelesindeki işlevini ve dönüşümünü
gösteriyor.

O dönüşümün temel bir veçhesini de, sınıfsal ayrışma oluşturuyor. Fatih ve Başakşehir arasında olduğu gibi, buraların kendi içinde de gitgide yol alan bir ayrışma… Bu dinamiğin arkasında, sosyal sermaye ağlarının, dinî grup ağlarının ve sivil toplum kuruluşu ağlarının değişimi var. Kentsel dönüşümün etkileri ve dört koldan gelişen sınıfsal dışlama mekanizmaları var. Muhafazakâr gündelik hayat tarzının ve “aile modelinin”, taşralı ve (kendi “ikoncanlar”ını da yaratan) “elit” hallerinin farklılaşması var. Türkiye’nin geçirmekte olduğu sosyolojik dönüşüm sürecinin önemli bir cephesini aydınlatan bir çalışma.

₺31,20
₺40,00
Amerikan hegemonyası inişte…
ABD emperyalizmi bir süredir üretmiyor, fazlasıyla tüketiyor.
Üretimi azalan her imparatorluk gibi ABD de tarihsel gerileme içinde.
Üretemeyen ABD, dünya çapında savaş ve operasyonları da yürütemiyor. Bu ABD’yi geri çekilmeye zorluyor. ABD egemenleri için artık problem şu: Nasıl bir geri çekilme? Tekrar ileri atılmak için taktik bir geri çekilme mi, savaşarak geri çekilme mi, vekâlet bırakarak geri çekilme mi?
ABD bu soruya nasıl bir yanıt bulursa bulsun, ABD hegemonyasının sonu geliyor ve yeni bir dünya kuruluyor.
ABD, AB, Çin, Rusya ve Hindistan’ın büyük güç mücadelesi yeni bir siyasal düzeni şekillendiriyor. Ekonomi gibi siyasetin merkezi de Atlantik’ten Pasifik’e, Amerika ve Avrupa’dan Asya’ya kayıyor.
“Serbest piyasa sosyalizmi”nin “serbest piyasa kapitalizmi”ne üstün geldiği yeni dünyada yeni dengeler kuruluyor…
₺16,66
₺20,83

Vakfımız 2019 yılından itibaren kitap yayınlama fonksiyonunu da yerine getirmek için çalışmalara başlamış ve bu yolda ilk olarak “Ne Yazıkki Namuslu” kitabıyla okuyucuların karşısına çıkmaya hazır hale gelmiş bulunmaktadır.

“Ne Yazıkki Namuslu” içeriğinde 8 tiyatro oyunu bulunduran 720 sayfa hacminde bir kitap olup, içeriğindeki bazı oyunlar İstanbul tiyatrosu ve İstanbul Çevre tiyatrosunda oynanmış, bazıları da filme çekilip, çok beğenilmiş ve üzerinden yıllar geçmiş olmasına karşın hala çeşitli TV kanallarında gösterilen oyunlardır. Sinema ve Tiyatro severlerin elde etmek ve kitaplıklarında bulundurmak isteyecekleri bir kitap olduğuna inanmaktayız.

Bu kitapta yıllarını İstanbul Şehir Tiyatrosunda geçirmiş usta oyuncu Suphi TEKNİKER’in üretimi olarak çağdaşlarının ve yeni kuşakların beğenisine sunulmaktadır.

₺40,00
Selam arkadaşlar, ben Şakir.
Hepinizin bildiği şekilde nam-ı diğer Kral Şakir.
Bu kez de bir çizgi roman albümüyle karşınızdayım.
Çılgın ve bir o kadar da komik ailemle yaşadığımız
maceraları çizgi roman olarak bu albümde topladık.
Eğlenmeye hazır mısınız?
₺33,58
₺46,00

“John Maeda’nın kitabından alıntı yapmayı ve sonra kitabı onaylamayı (ya da onaylamamayı) planlamıştım. Ancak kitabı okurken hemen etkisi altına girdim; böylece tek yapmam gerekenin Sadeliğin Yasaları’nı destekleyecek en güçlü sözcükleri seçmek olduğunu anladım. Bu önemli bir kitaptır ve Maeda sadelik gibi son derece karmaşık bir konuyu şaşırtıcı derecede kolaylıkla kavranıp kullanılabilecek hale getirmiştir. Bravo!”

—Tom Peters

Sonunda sadeliğin akıl sağlığına eşdeğer olduğunu öğrendik. John Maeda Sadeliğin Yasaları’nda, hayatta, iş dünyasında, teknolojide ve tasarımda sadeliği ve karmaşayı dengelemek için on yasa belirlemiştir: daha aza ihtiyaç duyarak daha fazlasını elde etmenin rehberi.

Maeda’nın ilk sadelik yasası şudur: AZALT. Ama sadelik sadece azaltmak amacıyla “daha az” olması değildir. Dokuzuncu yasa şunu söyler: “Bazı şeyler asla sadeleştirilemez.” Maeda’nın bu çağda sadeleşme konusundaki bu rehberi, bu kavramın herkes için nasıl bir mihenk taşı olduğunu, hem hayatınızı hem de iş dünyasını nasıl yönlendirdiğini ortaya koyar.

Sadelik gün gibi meydanda olan gereksiz fazlalığı çıkartarak anlamlı olanı eklemektir.

₺11,85
₺14,81