Gölgeler (Ciltli)

Düşen Gölgenin Batı Sanatında Tasviri

₺60,00
₺75,00

Buradayız

  • Yayınevi:

    Everest Yayınları

  • Yazar:

    Kerem Eksen 

  • ISBN:

    9786051854748

  • Stok Adedi:

    500+

  • Sayfa :

    224

  • Ebat :

    13,5 X 19,5

  • Basım Tarihi:

    19.03.2020

  • Son Basım Tarihi:

    19.03.2020 1.Baskı

  • Barkod:

    Barkod

₺17,60
₺22,00

Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları: Hava

₺23,20
₺29,00

Uyku Tanrısının Evi

₺14,40
₺18,00

Bir Cümle Olmaya Geldim

 

Ferruh Tunç’un şiirleri, yalın bir yaklaşımla uygarlık ve benlik arayışına yaslanır. Bu arayış, kurumların, değerlerin ve beğenilerin çözüldüğü, birbirine karıştığı ve fakat yeni olanın apaçık belirginleşmediği bir geçiş zamanında (onun deyişiyle melez zamanlarda) gerçekleşiyor.
Uygarlık ve benlik arayışı, Bir Cümle Olmaya Geldim’de daha da öne çıkıyor. Ardışık okunan Flamenko, Fado, Ya Leyl ve Uzun Hava bölümlerinde özellikle lirik olmaktan kaçınan ama yine de oradan söz alan şair, yakınlığın uzaklığa, benzerliğin başkalığa olan varlık borcunun ayırdındadır. Arayışları, antik kentlerde, müzelerde, eve dönüş yollarında zamanın parçalanmışlığını sağaltmayı, yitik mekânların yeniden bulunmasını ve bir şekilde bize ait kılınmasının çabaları olarak da okuyabiliriz.
Önceki kitaplarıyla Ceyhun Atuf Kansu, Behçet Aysan ve Behçet Necatigil şiir ödüllerini alan Ferruh Tunç, eğilimini ve eleştirel mesafesini sezgisel aklın süzgecinden geçirerek ortaya koyuyor. Bu çabasını şiir dilinin ve olanaklarının vaaz, reklam ve propaganda dili tarafından ele geçirilmesine karşı bir duruş olarak belirliyor.
Bir Cümle Olmaya Geldim, benim açımdan özgün olmaktan taviz vermeyen, zaman ve mekân arayışı ile yerli ama evrensel; yeni bir caz duygusudur.

Ahmet Telli

₺14,25
₺19,00

Büyülü Beyoğlu

 

Nazlı Eray’ın büyülü kaleminden, büyüleyici bir Beyoğlu masalı.

Yaşlı ve esrarengiz Madam Anastasia rehberliğinde, Eski Beyoğlu’na uzanan gizem dolu bir yolculuk Büyülü Beyoğlu. 

“Bana bir gün o kişileri anlatır mısınız  Madam Anastasia?” diye sordum. 
“Anlatırım tabii,” dedi.
“Kimdi onlar?”
“Ünlü yazar Ahmet Hamdi Tanpınar’ın orada, sağ tarafta bir odası vardı. Ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ufak bir atölyesi vardı orada. Sonra ünlü gravürcü Aliye Berger üst katta sol taraftaki dairede otururdu,” dedi. Kimdi bunlar hiç bilmiyordum.
 Ama öğrenecektim. 

₺17,25
₺23,00

Uzakların Şarkısı

"Belki birbirimize çarparak durabiliriz."

 

Papağanlar konuşur, bunu biliyoruz. Ama “haber” verirler mi? Yahut geçmişten konuşma yetenekleri var mıdır? 

Kars’a yolculuk, Bünyamin, Besti Nine, Eylül, günümüzün yozlaşmış ilişkileri, psikolojik arka planlar, Gülbadem, Zencefil, Hindistan, Osmanlı İstanbul’u, ezanlar, silahlar, Sunullah Efendi, Mevleviler, Galata, kıraathaneler, Fülfül, şiirler, hüzün ve tebessüm... Genç bir yazarın kaleminden, epey olgun bir roman Uzakların Şarkısı.

“Tûtî-i mu’cize-gûyem ne desem lâf değil/ Çerh ile söyleşemem âyinesi sâf değil” diyen şairin kadim izi ile, Kars’ta kendini bulmaya çalışan Bünyamin’in gündelik yolu kesişirse ortaya ne çıkar? Uzakların Şarkısı bu sorunun yanıtı olmaya talip. 

Roman biterken, turuncu bir yağmur yağacak. Sakın şaşırma! 

“Haklısın. Ruhumun içinde usulca büyüyen başka bir ruh var; ben ona mukavemet gösterdikçe etrafında dönmeye başlıyorum, tıpkı senin gibi. Bir olmalıyız. Belki birbirimize çarparak durabiliriz.”

₺24,00
₺32,00

Sırlıçeşme

 

Zaman zaman içinde, mekân mekân içinde. Hem büyü, hem gerçek: Sırlıçeşme.
İstanbul’un ücrasında iki kafadar gencin, Fikret ile Sadık’ın eski çağlardan süzülen hikâyeleri var bu ilk romanda. Bir Türkiye manzarası, öte yandan. 
Ayhan Koç “İnsan, kendisini bekleyenlerin umutları kadar yaşıyor,” derken, bir mecburiyeti hatırlatıyor aslında. Bugünden geriye bakarken usta, dünden şimdiye bakarken hevesli bir anlatıcı.
Romandaki incelmiş dil, ironilerdeki ustalık şaşırtıcı. Fikret’in ve Sadık’ın kasaba ile ilişkileri sadece “sıkıntı” ile açıklanabilir mi? Sadece kasaba değil; iletişim, iletişimsizlik, bizatihi dil bir sıkıntıya dönüşüyor. Doğurgan bir sıkıntıya. 
Tekrar söylersek, insan kendisini bekleyenlerin umutları kadar mı yaşıyor? 
Bir ilk roman ama belli, devamı gelecek. Türkçe, o gelecek olanı bekliyor.

₺24,00
₺32,00

Utanca Tanım

 

BEHRAM’ın ‘şiirözü’ diye nitelediği bu yapıtlar bilinen sanat / edebiyat türlerinin hiçbirine benzemiyor. Yazar, en özgün şiirlerinin arkasındaki duygu / gözlem / bilgi birikiminin öykülerini çocuklar ve yetişkinlere masal diliyle anlatıyor. Anlatılanlar ressam Bayram Gümüş’ün renkleriyle bezeli. Öyküleri anlatılan şiirlerin de yer aldığı bu kitaplardaki ‘bilgi notlu görseller’ yapıtların bütünlüğü içinde ayrı bir önem taşıyor. Bilgiler düşgücü harmanına bilimsel kaynaklarından derlenmiştir. Bu ‘bilgi notları’ hem somut gerçeklikle, hem yapıtın omurgası olan şiirle, söylem / gözlem / yorum bütünlüğü içindedir. Bu yapıtlardaki hayat yorumu, çocuk / doğa / yetişkin üçgeni temelinde, çocuk ve doğanın birbiri içinde akışına dönüktür. Bu akış arıdır, durudur, haklıdır, mazlum ve güçlüdür. Bu akışın bulanma nedenleri, bir canlı türü olan ‘çocukluğunu yitirmiş  yetişkin insan’da gizlidir: savaşlar ve doğa katliamı; talan, sömürü, doymazlık ve kâr hırsı; zulüm, işkence, maske, sahtekârlık... gibi. İnsanlığı hayat, çocuklar ve doğanın safına çağıran bu yapıtlar, hayata sevinç, insana tutku, doğaya sevgi taşıyan çocuk  / yetişkin her yaştan herkesin sesidir. Şiirin öz itibariyle düş, duygu, bilgi, sezgi, kültür definesi olduğunu gösteren şiirözü yapıtlarıyla BEHRAM, okura yepyeni bir türle, yepyeni bir zenginlik sunuyor.BEHRAM’ın ‘şiirözü’ diye nitelediği bu yapıtlar bilinen sanat / edebiyat türlerinin hiçbirine benzemiyor. Yazar, en özgün şiirlerinin arkasındaki duygu / gözlem / bilgi birikiminin öykülerini çocuklar ve yetişkinlere masal diliyle anlatıyor. Anlatılanlar ressam Bayram Gümüş’ün renkleriyle bezeli. Öyküleri anlatılan şiirlerin de yer aldığı bu kitaplardaki ‘bilgi notlu görseller’ yapıtların bütünlüğü içinde ayrı bir önem taşıyor. Bilgiler düşgücü harmanına bilimsel kaynaklarından derlenmiştir. Bu ‘bilgi notları’ hem somut gerçeklikle, hem yapıtın omurgası olan şiirle, söylem / gözlem / yorum bütünlüğü içindedir. Bu yapıtlardaki hayat yorumu, çocuk / doğa / yetişkin üçgeni temelinde, çocuk ve doğanın birbiri içinde akışına dönüktür. Bu akış arıdır, durudur, haklıdır, mazlum ve güçlüdür. Bu akışın bulanma nedenleri, bir canlı türü olan ‘çocukluğunu yitirmiş  yetişkin insan’da gizlidir: savaşlar ve doğa katliamı; talan, sömürü, doymazlık ve kâr hırsı; zulüm, işkence, maske, sahtekârlık... gibi. İnsanlığı hayat, çocuklar ve doğanın safına çağıran bu yapıtlar, hayata sevinç, insana tutku, doğaya sevgi taşıyan çocuk  / yetişkin her yaştan herkesin sesidir. Şiirin öz itibariyle düş, duygu, bilgi, sezgi, kültür definesi olduğunu gösteren şiirözü yapıtlarıyla BEHRAM, okura yepyeni bir türle, yepyeni bir zenginlik sunuyor.

₺14,25
₺19,00

Mucizeye Tanım

 

BEHRAM’ın ‘şiirözü’ diye nitelediği bu yapıtlar bilinen sanat / edebiyat türlerinin hiçbirine benzemiyor. Yazar, en özgün şiirlerinin arkasındaki duygu / gözlem / bilgi birikiminin öykülerini çocuklar ve yetişkinlere masal diliyle anlatıyor. Anlatılanlar ressam Bayram Gümüş’ün renkleriyle bezeli. Öyküleri anlatılan şiirlerin de yer aldığı bu kitaplardaki ‘bilgi notlu görseller’ yapıtların bütünlüğü içinde ayrı bir önem taşıyor. Bilgiler düşgücü harmanına bilimsel kaynaklarından derlenmiştir. Bu ‘bilgi notları’ hem somut gerçeklikle, hem yapıtın omurgası olan şiirle, söylem / gözlem / yorum bütünlüğü içindedir. Bu yapıtlardaki hayat yorumu, çocuk / doğa / yetişkin üçgeni temelinde, çocuk ve doğanın birbiri içinde akışına dönüktür. Bu akış arıdır, durudur, haklıdır, mazlum ve güçlüdür. Bu akışın bulanma nedenleri, bir canlı türü olan ‘çocukluğunu yitirmiş  yetişkin insan’da gizlidir: savaşlar ve doğa katliamı; talan, sömürü, doymazlık ve kâr hırsı; zulüm, işkence, maske, sahtekârlık... gibi. İnsanlığı hayat, çocuklar ve doğanın safına çağıran bu yapıtlar, hayata sevinç, insana tutku, doğaya sevgi taşıyan çocuk  / yetişkin her yaştan herkesin sesidir. Şiirin öz itibariyle düş, duygu, bilgi, sezgi, kültür definesi olduğunu gösteren şiirözü yapıtlarıyla BEHRAM, okura yepyeni bir türle, yepyeni bir zenginlik sunuyor.

₺14,25
₺19,00

İnsanın Düşünmekten Canı Yanar mı?

 

Nevşin Mengü’den zülfiyâre dokunan bir kitap.
 İlk kitap.

Bu kitabın yazarını televizyon ekranından tanıyoruz daha çok. Sözünü sakınmayan, dobra dobra konuşan, gazetecilik geleneğinin hakkını vermeye çalışan biriydi Mengü. Burada, bu kitapta da aslında tüm bunları beraber yapıyor: Sözünü sakınmıyor, kitapta bahsettiği insanların çoğuyla ve okuyucusuyla dobra dobra konuşuyor, gazetecilik geleneğinin hakkını vermeye çalışıyor. 

2009 yılında, genç bir muhabir İran’a giderse neler olur? Dahası, 2009 yılında genç bir muhabir olan Nevşin Mengü İran’a giderse neler olur? Gazetecilik yapar ve bir yandan gördüklerini, hissettiklerini, yaşadıklarını kaydeder. Ortaya bu “anlatı” çıkar böylelikle. 

İnsanın Düşünmekten Canı Yanar mı? hassas zamanların kitabı. Hassas zamanları adeta sıradanlaştırmış bir ülkenin gazetecisinden, komşu ülkeye bakan bir ilk kitap. 

“İyiler yine kaybetti sonuçta İran’da. Hep öyle olmuyor mu son dönemlerde buralarda...”

₺17,25
₺23,00

Ofis Yazıları

“Kafka’nın Ofis Yazıları, sıradan memur Kafka mitini yerle bir ediyor!”

 

Franz Kafka: Ofis Yazıları Kafka’nın üst düzey bir bürokrat olarak yaptığı iş yazışmalarının en ilginçlerini bir araya getiriyor. Bu yazışmalar Kafka’nın, genel kanının aksine, ofiste sıkıcı evrak işleri arasında kaybolmuş, gündelik hayatına yabancılaştığı için hayal dünyasına sığınan önemsiz bir memur olmadığını, hünerli bir avukat, zeki bir dava takipçisi ve döneminin sosyal, ekonomik ve politik meseleleri konusunda yenilikçi düşünceleri olan bir fikir adamı olduğunu gözler önüne seriyor.
Kafka’nın ofis yazılarıyla eserleri arasındaki paralellikleri inceleyen kitap, yazarın birbiriyle bağdaşmadığı varsayılan iki kimliğinin aslında birbirini besleyen, birbirinden ayrı düşünülemeyecek kimlikler olduğunu, geceleri kaleme aldığı romanlarının gündüz yaptığı ofis yazışmalarından esinlendiğini öne sürüyor.
Dünyanın en önemli iki Kafka uzmanı ve Amerika’nın önde gelen insan hakları avukatlarından biri tarafından hazırlanan çalışma, Kafka’nın dünyasını daha iyi anlayabilmemizi sağlayan çok farklı bir bakış açısı sunuyor.
“Bu çalışma Kafka’yı ve eserlerini daha iyi anlamamıza büyük bir katkı sağlıyor.”"--Harold T. Shapiro,
“Franz Kafka: Ofis Yazıları okurları şaşırtıcı, yeni bir Kafka’yla tanıştırıyor: Yasal ve edebi çalışmaları birbiriyle yakından ilişkili, üst düzey, kendine güvenli bir bürokrat.” John Zilcosky
"Bu yetkin eser, Kafka çalışmalarındaki bir boşluğu dolduruyor ve onun gündüzleri bir sigorta şirketinde çalışıp geceleri romanlar yazmanın çelişkisiyle işkenceler çeken bir deha olduğuna dair algıyı değiştiriyor.” M. McCulloh, Choice

 

 

₺33,75
₺45,00

Belli Belirsiz Şeyler Anısına

 

“Adonis Arap şiiri için milattır.
Bir ondan önceki Arap şiiri, bir de ondan sonraki.”
SAMUEL HAZO

Fenike mitolojisindeki Adonis efsanesinden esinlenerek bu adı alan Ali Ahmed Said İsbir, günümüzde yaşayan en etkileyici Arap şairi olarak kabul edilmektedir. Şiirlerinde yeni bir mistik dünya yarattığı düşünülür; geleneksel tasavvuf yaklaşımlarının dışında, tasavvufun sürrealizmle ilişkisini araştırır onun şiiri. Bireyciliğin de metafizikle olan ilişkisini kurcalar. Dönemine damga vurmuş şairliğinin yanı sıra, eleştirmen ve çevirmendir. Türkçe uzun süredir Belli Belirsiz Şeyler Anısına’yı bekliyordu. İşte şimdi Mehmet Hakkı Suçin çevirisiyle okurun karşısında!

Çoğu zaman kapalı ve zaman zaman da sürrealist düzyazı şiirlerini içeren Belli Belirsiz Şeyler Anısına bizi “eve ulaştıran iz”dir Adonis için. Yol boyunca gördüğü her şeydir. Hiçbir şeyin bu izin dışında kalmasını istemez şair. Kül, duman, ölüm, yaşam, ev, sis, gül, zaman, umut, umutsuzluk, aşk, sevgi, gök, deniz, kadın, adam. Kısacası yaşama ve ölüme dair ne varsa, bilinir kılmanın ve bilinmenin bir parçası olur. Yaşama çevrilen bir teleskoptur Belli Belirsiz Şeyler Anısına. Onu bilmek isteyen gözleri ve kalpleri bekleyen, naif bir şölen.

“Günümüzün en cesur ve kışkırtıcı Arap şairi.”
EDWARD W. SAID

 

 

₺18,00
₺24,00

Gerçekleşmeyen Gerçeklik

 

Yolculuğa Övgü, Filozofların Karnı, Bir Putun Alacakaranlığı kitaplarıyla tanıdığımız Fransız filozof Michel Onfray, Gerçekleşmeyen Gerçeklik adlı kitabında, Cervantes’in Don Quixote’sinden hareketle “Donkişotluk” kavramı üzerine düşünüyor.

Onfray; paranoyak, kötü niyetli, saldırgan, her an değişebilir, inkârcı bir kişiyi olumlu bir örneğe, hatta yel değirmenleriyle savaşan yiğit bir şövalyeye, gerçek bir kahramana dönüştüren tuhaf bir simya olarak nitelendirdiği “Donkişotluk” ile Cervantes’in yarattığı kahraman arasındaki anlam kaymasından hareketle, gerçekleşmeyen gerçekliğin romanın yazarları, kahramanları ve okurları tarafından nasıl farklı şekillerde ele alındığını, gerçeklik zemininin ve algılanışının nasıl değiştiğini inceliyor.

“Don Kişot dünyayı dile getiren fikrin dünyadan daha gerçek olduğunu düşünen simgesel bir Platoncu olarak ortaya çıkmaktadır. Gezgin şövalye devler görürken, Sanço Panza bunların değirmen olduklarını söyleyecektir ama Don Kişot burada kendi gördüğünün, görünen şeyden daha doğru olduğunu söylemekte ısrar edecektir. Özetle, Cervantes’in kahramanının deliliği şu tür bir düşünme biçiminden kaynaklanmaktadır: Kendi fikrinin, gerçekliğin gösterdiğinden daha gerçek olduğuna inanmak —Thales’in başlattığı soydan gelen Batılı düşünürün sık sık yakalandığı işte bu hastalıktır…”
MICHEL ONFRAY

₺14,25
₺19,00

Halit Ziya Uşaklıgil - Siyah Bir Adam

 

Türk edebiyatının yaşayan belleği Selim İleri’den yepyeni bir Uşaklıgil kılavuzu!

Dört cilt halinde yayımlanan Sanata Dair yayımlandığı dönem de çok ilgi çekmişti. Bu dört ciltte Uşaklıgil’in entelektüel ilgileri, Türk ve dünya edebiyatına dair fikirleri, o büyük üslupçuluğuyla açtığı tartışmalar, dil ve edebiyat meselelerine yaklaşımları bir aradaydı. Siyah Bir Adam, dört cildin içinden Selim İleri’nin seçtikleri ve notlandırmasıyla okuyucunun karşısına çıkıyor...
Selim İleri bizi bu defa Uşaklıgil yolculuğuna davet ediyor.

Halid Ziya, Edebiyat-ı Cedide’nin en ünlü şairini önce Kırk Yıl’da anlatır. Bu hatırlayış yazısıyla Fikret’e bir kez daha geri dönmek ihtiyacını duymuş. Kırk Yıl’daki Fikret’le Sanata Dair’deki “Sis” şairi, ikisi de “siyah bir adam” diye nitelendirilmiştir.

Fikret “Sis” şairi olarak yaşayacaktır diyor Halid Ziya. Lise sonda okuduğum, dilini sökmekte zorlandığım “Sis”, ezgisiyle beni büyülemişti. Bu şiiri yerle bir edici ilençleri sebebiyle Yahya Kemal yanıtlamış: “Siste Söyleniş”... “O bedduâ...” diyor. Aşk-ı Memnu romancısıyla “Siste Söyleniş” şairinin karşıt yaklaşımları güncelliğini
bence hâlâ koruyor.

Selim İleri

₺16,67
₺22,22

Çekirgenin Günü

 

“Çılgınca komik, çaresizce hüzünlü, acımasız ve nazik, öfkeli ve sabırlı; Nathanael West gibisi yok.” 
Dorothy Parker

Çekirgenin Günü, Büyük Buhran sonrası Hollywood ve California’nın kavurucu güneşi altında kâbusa dönüşen Amerikan rüyası hakkında. Başarısız bir ressam, maço bir kovboy, saf bir taşralı, güzel ama yeteneksiz bir yıldızcık, fahişeler, horoz dövüşçüleri… Nathanael West, parlak yıldızların gölgesinde yaşam mücadelesi veren bir grup kaybetmeye mahkûm, umutsuz ve yozlaşmış karakterin portresini grotesk bir üslupla çiziyor.

Raymond Chandler’ın Büyük Uyku’su ve John Fante’nin Toza Sor’uyla aynı yıl yayımlanan Çekirgenin Günü, bu iki romanla birlikte Los Angeles’ı bugün hâlâ en iyi yansıtan başyapıtlardan kabul ediliyor. Unutulmaz kahramanlarından birinin Simpsonlar’daki Homer Simpson’ın isim babası olduğu, birçok yazara ilham veren roman 1975 yılında filme de alındı.

Birçok eleştirmenin İngilizcede yazılmış en iyi romanlar listesinde yer alan Çekirgenin Günü, gerçeklikle alay edip sahteliği yücelten, kendi ürettiği vahşi şiddetin kurbanı olan bir dünyayı tasvir edişindeki ustalığı ve sade ama sert diliyle zamansız bir roman.

“Döneminin, güneşin altında parıldayan bir polaroid fotoğrafı niteliğindeki Çekirgenin Günü, daimi bir kehanet.”
Jonathan Lethem

₺18,00
₺24,00

Cennetteki Gölgeler

 

“Almanlar savaşı belki kaybedecekler ama Naziler değil. Naziler Mars’tan inmedi ki! Ama onlar Almanya’nın anasını bellediler,” dedi. “Sizin söylediğinize, Almanya’yı 1933’te terk edenler inanır belki. Topluma haykıran o kalın, o hunhar sesi radyoda dinledim ben. Bu artık bir partinin sesi değildi. Almanya’nın sesiydi.”

Savaşın ve göçmenliğin ruhunu en iyi yansıtan yazarlardan biridir Erich Maria Remarque. Birinci Dünya Savaşı’nı anlattığı ilk romanı Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok ile okurlarını çıkardığı yolculuk, İkinci Dünya Savaşı’nın son dönemini anlattığı Cennetteki Gölgeler ile sona erer. Romanda, toplama kampından sağ çıkan, geçerli pasaportları olmadığı için ülkeden ülkeye kaçan, sonunda yolları Amerika’da kesişen mültecilerin tedirginlikleri, savaşın sonunu bekleyişleri ve hayata tutunma çabaları anlatılır. Amerika savaştan uzak bir cennettir, mülteciler ise sadece birer gölge…

₺27,75
₺37,00

Hayat (Midi Boy)

1941-1964 Dürbünümde Kırk Sene

 

Hayat ve Hüzünde yazdıklarım, babamın da var olduğu dünyada geçirdiğim kırk yılın, dürbünüme çarpan resimleridir; özelimde ve ülkemde 1941'den bu yana yaşadıklarımdan, gördüklerimden seçmelerimdir. Kitabıma, beni çok etkileyen, çok üzen, çok sevindiren, bende iz bırakan, belleğimde hep kalan anılarımı aldım.
1983'ten sonraki yıllarımın serüveni belki bir başka kitaba konu olur ama bu kitaplar, 1983 yılına kadar, Edip Cansever'e rahmetle selam olsun, "Ben Ayşe Kulin Nasılım?”'a yanıtımdır.
Veda ve Umut'ta ailesinin yaşadıklarından yola çıkarak Osmanlı'nın son günlerinden cumhuriyetin ortalarına kadar Türkiye'nin öyküsünü anlatan Ayşe Kulin, bu kez Hayat ve Hüzün'de kendi anılarını ve o anılarının geri planını oluşturan dünyayı anlatıyor.
Çağdaş Türk edebiyatının en sevilen kalemlerinden biri olan Ayşe Kulin'den, anıların, Türkiye ve dünya koşullarının iç içe geçtiği bir çalışma.

₺11,18
₺14,90

Yaban Yaşam

Karayı, Denizi ve İnsan Yaşamını Yeniden Yabanlaştırmak

 

Bugün metropollerde yaşayan, evinin, işyerinin ve taşıtların duvarları arasına sıkışmış biz milyonlar, sıkıntılı, duyarsız ve cansız bir hayata mecbur edildiğimizi hissediyoruz.
Bu kısıtlı, renksiz varoluşun sınırları içinde bunalıyor, ne var ki, daha canlı, daha enerjili hissettiğimiz bir yaşamı ancak hayallerimizde tasavvur edebiliyoruz. 
Çünkü ekoloji ve çevre açısından büyük zarar görmüş, geleceği karanlık bir dünyaya; bereketli doğayla bağlarını tümüyle koparmış ortamlara mahkûm olduğumuzu düşünüyoruz. 
Peki ama gerçek bundan mı ibaret, bu tablo her şeyi anlatıyor mu?..

İnsanın kendisi ve çevresiyle ilişkisine radikal bir bakış açısı getiren Yaban Yaşam, ekolojist ve filozof George Monbiot’nun, doğayla yeniden ilişki kurmasının ve yeni yaşam biçimleri tasavvur etme çabasının lirik, çarpıcı hikâyesi. 
Monbiot kara ve denizlerimizdeki bozulmuş ekosistemleri yeniden-düzenleyip yabanlaştırmanın hiç de imkânsız olmadığını, halihazırda dünyanın çeşitli yerlerinde bu tip programların olağanüstü neticeler verdiğini gösteriyor. 
Bu yolla hayatlarımıza yeniden canlılığı ve varoluş sevincini getirmenin mümkün olduğunu savunan Monbiot, en son bilimsel bulgulardan yola çıkarak, doğanın, insanların desteğiyle kendi yolunu bulduğu yeni, olumlu bir çevreciliğin ve ekoloji anlayışının, daha ötesi yeni bir yaşam felsefesinin temellerini atıyor. 

₺24,00
₺32,00

Türkan (Midi Boy)

Tek ve Tek Başına

 

“Tüm insanlığın aklın ve vicdanın aydınlattığı yolda yürümeyi seçeceği gün, er veya geç gelecekti. Buna bütün kalbimle inanıyordum. Sabrımı ve sükûnetimi, bu inançtan alıyordum. O güne kadar, başa her gelen çekilecek! Oyunun kuralı böyle! Yaşam oyununun! 
Ne demiş şair:
‘Yaşamak şakaya gelmez…’”
Binlerce cüzamlıyı iyileştirdi, hayatın içine kattı… Kız çocukları başta olmak üzere, binlerce çocuğun okullu olmasını sağladı. Her zaman tek başınaydı ama hiçbir zaman yalnız değildi. Kimsenin yanında yer almak adına inançlarından, ilkelerinden ödün vermedi ama yüz binlerce insan onun yanında yer aldı.
Türkan Saylan… Tek ve tek başına!

₺11,18
₺14,90

Gizli Anların Yolcusu (Midi Boy)

 

Uzun zamandır çıkmadığı yollarda kaybolanların hikâyesi...
Ayşe Kulin yeni romanında aşkın değiştirdiği ve bir daha hiç aynı olmayacak hayatları anlatıyor…

Çağdaş edebiyatımızın en sevilen yazarlarından Ayşe Kulin, Gizli Anların Yolcusu ile bir kez daha okurlarını şaşırtıcı gerçeklerle yüzleşmeye zorluyor. Bu kitap yerleşik ve düzenli hayatlarımızın nasıl da pamuk ipliğine bağlı olduğunu, bir anda yıkılıp gidebileceğini gösteriyor bize... Acı bir kaza... Bir anda ağızdan kaçan bir söz... Ansızın yayınevine gelen bir dosya... Birbirine dolanmış eşarplar... Bütün bunlar, aykırı bir aşkın başını ve sonunu belirlemeye yeter mi?

Gizli  Anların Yolcusu, pek çoğumuzun anlamakta zorlandığı, yargılamakta ısrar ettiği bir aşkın romanı. Ayşe Kulin her zamanki ustalığıyla yaklaşmaya korkulan bir konunun üstüne giderek tabuları yıkmayı deniyor.

Bu romanda sadece aşkı değil, toplumun zorladığı hayatları, harcanmış çocuklukları, kendi içindeki sırlarla en yakınlarını yaralayan ailelerin öykülerini soluk kesen bir tempoyla okuyacaksınız.

₺11,18
₺14,90

Bir Yazarın Yolculuğu

 

“Annem bana yerel lehçesinden bir sözcük bıraktı; yüreğini parçalayan çelişkili hisler aklını şuraya buraya çeldiğini hissettiğinde … içinde bir frantumaglia (kırık parçacıklar karışımı) olduğunu söylerdi …

[F]rantumaglia, başka türlü tanımlanamayan bir rahatsızlığın öznel ifadesiydi, zihninde oluşan, beynin bulanık suyunda yüzen, farklı nitelikli parçacık kalabalığını tanımlardı…

… [Y]aşarken sesimizi onunla yükselttiğimiz ve sonunda onun içinde kaybolma tehlikesi yaşadığımız heterojen kalabalığı çok sancılı bir kaygıyla algılamaktır frantumaglia...”

“Napoli Romanları” dörtlemesiyle tüm dünyada büyük yankı uyandıran münzevi yazar Elena Ferrante, bu derlemeye altbaşlık olarak frantumaglia ismini verdiği kavramı, “kırık parçacıklar karışımı, başka türlü tanımlanamayan bir rahatsızlığın öznel ifadesi” sözleriyle tanımlıyor. 

Bir Yazarın Yolculuğu’nda Gerçek kimliğini gizlemesi, edebiyatına esin kaynağı olan konular, siyaset ve kültür, günümüz toplumlarında edebiyatın rolü gibi konuları irdeleyen büyük yazar, bundan başka “kadın yazar olmak”, “erkekegemen toplum ve düşünce eleştirisi”, “feminist yazın ve düşüncenin önemi” gibi, hele bugünler daha da vahim bir şekilde gündeme yerleşen konuları da ele alıyor. Öte yandan yazarlıkta nasıl karar kıldığını, romanlarını yazma sürecini de aktarıyor Ferrante – romanlarındaki tüm dünyada yankı bulan sesiyle; yani dolaysız, içe işleyen, sakınmasız, büyüleyici ve alabildiğine samimi bir üslupla… 

“Kadın olmak akış halinde yaşamak demektir. Ferrante’nin bu içgörülü yazını edebi geleneği tersyüz ediyor ve böylece kadın olmak evrenselliğin ölçütü haline geliyor.”

₺27,75
₺37,00

İçimdeki Kişi

 

“Gerçek abartılıyor. Elimizde sadece, açılan bir manzaraya çiziktirilmiş sözcükler, hafızadan kazınıp çıkarılmış sahnelerin kalıntıları, Amerikan düzlüklerinde sürüklenen kayıp seslerin oluşturduğu bir ağıt var. İçimdeki Kişi birleştirici bir atlas gibi; üzerinde de bu atlasın dünyadışı yollarında, açık gözlerle, içgüdülerini dinleyerek dolaşan kişinin çizmelerinin bıraktığı izleri taşıyor.” 
Patti Smith

Modern Amerikan edebiyatının en önemli isimlerinden, oyun yazarı, öykücü, oyuncu, yönetmen Sam Shepard, İçimdeki Kişi’de, babasının öldüğü yaştaki bir adamın geçmiş ve şimdiki zaman arasındaki yolculuğuna odaklanıyor. Hafızası onu giderek ele geçirirken, hayatına giren kadınlara, aktörlük yaptığı zamanlara, babasına ve çocukluk keşif lerine dair anıları hayaller, rüyalar, fanteziler ve halüsinasyonlarla iç içe geçiyor.
Pulitzer ödülünü ve Wim Wenders’in Paris, Texas filminin senaryosuyla 1984 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazanan Sam Shepard’ın 2017’deki ölümünden kısa bir süre önce yazdığı ilk romanı İçimdeki Kişi, insan olmanın kaçınılmaz istikrarsızlığı hakkında bir bilinç akışı. 

“Romanın etkisi, Fellini’nin gerçeğin ve hayallerin 
birbirine karıştığı başyapıtı 8 ½’unkine benziyor. 
İçimdeki Kişi Shepard hayranlarına, yazarın ünlü oyunlarında hem karakterlerin imgelemlerinin birer yansıması hem de Buñuel’vari metaforik bir arka plan olarak kullandığı gerçeküstü imgeleri hatırlatacak.” 
Michiko Kakutani

₺14,25
₺19,00

Aşk Yeniden İcat Edilmeli

 

Fantastik edebiyatın kraliçesi Nazlı Eray, yeni romanında Jim Morrison efsanesinin gizemlerini gün ışığına çıkartıyor!

Milyonların sevgilisi, rock efsanesi Jim Morrison... ve onun taparcasına hayran olduğu; kural tanımazlığı, asiliği, başkaldırısı, edebiyatı allak bullak eden dehası karşısında büyülendiği ünlü Fransız şair Arthur Rimbaud... ve mavi gözlü güzel Pamela.

1971 yılında, henüz 27 yaşındayken, Paris’te bir apartman dairesinin küvetinde ölü bulunan Morrison. Pamela’nın birbirini tutmayan ifadeleri. Apar topar bir cenaze merasimi, sonsuzluğa göçüş, Paris’te, Père Lachaise’de yapayalnız bir mezar!
Yıllarca Jim’in hayranlarının tapınağı haline gelen bu mezarın üstünde yer alan mermer büst, çiçekler, grafittiler ve viski şişeleri ile donanmış mezarda geçirdiği 8 yıl boyunca, Jim’in bu dünyadaki sureti olmayı sürdürüyor; karanlık, soğuk, ıssız geceler, sonsuza akan kımıltısız günler boyunca hayatın anlamını çözmeye çalışıyor.

Jim Morrison’ın mermer büstü konuşuyor, aşka ve ölüme dair, şiire dair, hayata dair, hiç kimsenin bilmediği şeyler anlatıyor, anılarını fısıldıyor okurun kulağına.

Sekiz yıl sonra ne mi oluyor? Aşk yeniden icat ediliyor, roman Bodrum’da, Koyunbaba’da devam ediyor!

₺19,50
₺26,00

Bana Göre Kıyamet

 

Bütün ülkeyi televizyon karşısına kilitleyen bir televizyon efsanesi: Sarı Melek dizisi. Bu dizinin başrol oyuncusu Bahar. Memleketin bir yerinde, Serpe isminde bir kasabada ölmüş annesinin cenazesine giden Bahar. Yanındaki Gül; yardımcısı, eli ayağı, öfkelenince Amerikanca küfreder. Serpe halkı; Metin, Eczacı, Kâmil, Mualla... Ve kasabanın deli kızı Zehra. Kasabalılara göre Suriyeli iki mülteci, metne göre tuhaf iki mahluk: Anas ve Maya.

Ümit Ünal’ın yeni romanı Bana Göre Kıyamet bilindik anlatı tekniklerine yüz vermiyor. Konuşkan bir kafanın içinde durmadan konuşan insanların sesinden terkip yaratmayı başarıyor. Gürültü olmayan bir terkip. Bu terkibin içinde kıyamet de var, kadınlık ile erkeklik de, erkeklik ve kadınlık da, kadınlık ile kadınlık da. Dahası, yanımızda yöremizde yaşayan vampirler de. Aşk mı? Şüphesiz ki, her şeyin ortasında o var.

Roman biterken, bitmeyen bir borç duygusu... Alacaklı Bahar mıdır, yoksa Maya mı?

“Efsane bitti. Rüzgârda uçuşurken bulduğum bir gazete öyle diyor: Bahar kaybolmuş, efsane bitmiş. Efsane de neymiş, kıyamet koptu, bana göre kıyamet, ben öldüm: Ama canım yanmıyor, artık acı yok. Bir zamanlar Bahar’dım, artık biraz Maya oldum ben. Dünyanın bütün sırları önümde açılacak, bütün sorular cevaplanacak sanıyordum ama yok, olmadı öyle bir şey.”

₺18,00
₺24,00

Kapalı İktisat Açık Metin

 

Kapalı İktisat metni, Selim İleri’nin ilk olarak 1980’de yayımlanan Bir Denizin Etekleri kitabının içindedir. Ardından 2007’de metin tek başına kitap olarak yayımlanır. Akademisyen Fatih Altuğ, bu metni “sözlük” olarak okuyor. Bunu o kdar ilham verici, o kadar yol açıcı yapıyor ki, okuyucuyu bizzat bu diyalogun öznesi yapıyor. Kapalı İktisat Açık Metin son yılların en cesur denemelerinden biri! 

“Kapalı İktisat’ta biçim ve ideoloji üzerine düşünme girişimime, öncelikle metni kuşatan metinler ağını keşfetme arzum eşlik etti. Metin, bazen apaçık bir şekilde başka metinleri anıyordu ama anılan metin, her zaman sözü edilen niteliklere sahip olmayabiliyordu. Bazense tariflerle, ilişki kurulan metin ima ediliyor, hatta ondan uzun uzun alıntılar yapılıyordu. [...] Metinle birlikte yol aldıkça, başka metinlerle kurulan ilişkiler kadar metin dışı mecraların temsilini de önemseyen tavrın farkına vardım. Kitap kapakları, pullar, şarkılar ve ses kayıtlarıyla başlayan bu temsil, metnin son bölümünde illüstrasyonların temsili ve bu temsile atfedilen sırlılıkla zirve noktasına ulaştı. [...] Selim İleri’nin Kapalı İktisat’ı, kendini başka metinlere ve mecralara açan, bu metin ve mecraların özel bir halitası olarak vücut bulan, onlarla örülen bir metin olduğu kadar olay örgüsünün asal hareketleri de açılıp kapanmalara dayanıyor.”
Fatih Altuğ 

“Üst üste gelen, beni yıkan, sarsıp aklımı yitirmeme yol açan birtakım şeyler oldu: olaylar, yaşantılar, duygulanımlar, bölük pörçük, içyüzüne varılamamış izlenimler. Tümünü de her zamanki –dingin bir insanım– serinkanlılığımla yaşadım. Daha doğrusu öyle sanıyordum.” 

₺14,25
₺19,00

Hayat İşte Böyle Geçip Gidiyor

 

Hatırat yazarı, kendi yakınları için bir hain, en azından bir mezar kazıcıdır, der Amin Maalouf. Bence hatırat yazarının kendisi için de öyledir. Bu kitapta kendimi anlatıyorum. 

Gazeteci Hasan Cemal kimdir? Ama kendimi anlatırken, kendi kendimle kim bilir kaçıncı kez yüzleşirken yalnız dünü değil, bugünü de yazıyorum. Çünkü bu âlem memlekette geçmiş bir türlü geçmiş olamıyor, tarih bir türlü tarih olamıyor. Ve tarih her zaman paçalarımızdan çekmeye devam ediyor. Geçmişi yazarken bugünden kurtulamıyorsun. 

Bu on üçüncü kitabımda, hem hayat hikâyemi hem de dünün ve bugünün siyasetini yazıyorum. 

Hasan Cemal

₺37,50
₺50,00

İtibarlar

 

Güney Amerika edebiyatının yıldızlarından, Düşen Şeylerin Gürültüsü romanıyla tüm dünyada büyük yankı uyandıran Kolombiyalı yazar Juan Gabriel Vásquez, son romanı İtibarlar’da, her an, herkesin başına gelebilecek bir durumu, saygınlığın, güvenilirliğin, itibarın nasıl bir anda, geçmişteki bir olay yüzünden sarsılabileceğini, kamuya mal olmuş figürlerin mahrem hayatlarının ne gibi sonuçlar doğurabileceğini, nefes nefese okunan bir kurguyla anlatıyor. 
 
Javier Mallarino, yalnızca mürekkep ve kalem kullanarak yasaları değiştirme, yargı kararlarını tersine çevirme, politik kariyerleri yok etme gücüne sahip, ülkesinde adeta bir efsaneye dönüşmüş, çok etkili bir siyasi karikatüristtir. 40 yıllık başarılı kariyerinin sonunda, gücünün zirvesindeyken, genç bir kadının ziyaretiyle kendisini birdenbire tüm yaşamını, geçmişini, kariyerini, itibarını etkileyecek bir olayın içinde buluverir. 
 
İtibarların üzerinde yükseldiği zemin son derece kaygandır; geçmişin ağırlığı, politikanın çirkefi, ilişkilerin tıkanmışlığı, belleğin zaafları karşısında bir anda yerle bir olabilirler.
 
“Pusulasını şaşırmış zamanlar yaşıyoruz. Liderlerimiz hiçbir şeye liderlik etmiyorlar ve daha da kötüsü olan biten hakkında bize hiçbir şey anlatmıyorlar. Orada devreye ben giriyorum. Ben insanlara ne olup bittiğini anlatıyorum. Bizim toplumumuzda önemli olan ne olup bittiği değil, ne olup bittiğini kimin anlattığıdır. Bunu anlatmayı sadece politikacılara mı bırakacağız? Bu bir intihar olurdu, ulusal bir intihar.”  

₺17,25
₺23,00

Hayatlarımın Kitabı

 

Anadilinden farklı bir dilde yazan ve Nabokov ve Conrad gibi ustalarla karşılaştırılan Aleksandar Hemon'un hayatlarından biri; Saraybosnalı, futbola, Amerikan müziğine ve kötü şiire meraklı bir gencin öyküsü. Bir diğeriyse, Bosna’da savaşın patlamasından hemen önce Chicago’ya göç eden, ailesi ve vatanı için endişelenen bir yersiz yurtsuzun hayatı. 

Hemon’un otobiyografik denemeleri bir hatırattan çok daha fazlası. Aile bağlarına ve iki şehre güzelleme olmanın yanı sıra, Hayatlarımın Kitabı kişisel ve toplumsal trajedileri nokta atışı bir içgörü, özeleştiri ve sivri bir mizahla dile getirmeyi başarıyor. Hemon, tüm iyi yazarlar gibi, okurunun hayata farklı bir yerden bakmasını sağlıyor.

 “Hayatlarımın Kitabı düşündürecek, güldürecek, ağlatacak ve size kendinizi hatırlatacak. Daha önce hiç Aleksandar Hemon kitabı okumadıysanız, dünya görüşünüzün derinleşmesine hazır olun.” Jonathan Safran Foer

 “Aleksandar Hemon, dürüstçe söylüyorum ki, bizim neslimizin en iyi yazarı. Edebi dili derin, kıvrak, komik, zarif, acı verici, öfkeli, sert, sorgulayıcı. Hayatlarımın Kitabı -Hemon’un tüm kitapları gibi- günümüze adanmış bir arya.” Colum McCann

“Aleksandar Hemon'un denemeleri öylesine mizahi ve ironik, öylesine şefkatli ve insancıl ki temel konusu göz ardı ediliyor: Hayatlarımın Kitabı tarihin en korkunç savaşlarından birinde kaybolup giden bir ülkenin 
son derece samimi ve yürek burkan portresi.” Téa Obreht

“Göz kamaştırıcı. Aleksandar Hemon'un büyük yeteneğinin gücünü, gözlerinizi kapattığınızda da hissetmeye devam edeceksiniz.” Junot Díaz

₺17,25
₺23,00

Karayolcu

 

Köprü ve yol.

Halim Ağaoğlu’nun hayatını özetleyen iki kelime.
O bir yanıyla hep yolda bir yanıyla da köprü kurmanın peşinde.
Bir mühendis ama bunun ötesinde kültür hayatının da içinde.

Adalet Ağaoğlu’nun eşi olmasının yanında onun yazarlığının yolunu sürekli açan ve köprüler kuran bir fedakâr. Bir yaşam mühendisi. Sessiz makine. Koruyucu gökyüzü.

İzmir’de başlayan hayatı İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki eğitiminden sonra onu Anadolu’ya, Türkiye’ye açmış. Keskin bir gözlemci Halim Ağaoğlu. Türkiye’nin kırılma noktalarını iyi teşhis etmiş. Bu kitapta da onun çok değerli dikkatlerini bulacaksınız..

Türkiye’den insana bir yol, bir köprü bulacaksınız

₺14,25
₺19,00

Benim Adımla Toplanın

 

“İlginç, hayat dolu, komik ve bilgece. . . 
Angelou bir şarkı gibi, hakikat gibi yazıyor.”
THE NEW YORK TIMES BOOK REVIEW

Maya Angelou hayata yenik başlar: Henüz on yedi yaşındadır, zencidir, kadındır ve bekâr bir annedir. Üstelik, parası ve hayatta ne yapmak istediğine dair hiçbir fikri yoktur. Bebeğine bakabilmek için kötü restoranlarda aşçılık yapar, orduya yazılmayı düşünür, gece kulüplerinde dans eder, uyuşturucu kullanır, hatta bir genelevde bile çalışır. Sık sık âşık olur, beyaz atlı prensin onu kurtaracağına dair hayaller kurar, oysa hayatın gerçekleri bambaşkadır. Genç Maya, bütün engellere rağmen asla boyun eğmez ve kendini aramaktan vazgeçmez.

Maya Angelou’nun otobiyografik romanlarının Modern Klasikler serisinde yayımladığımız ilk halkası Kafesteki Kuş Neden Şakır, Bilirim’in kaldığı yerden devam eden Benim Adımla Toplanın, genç bir kadının dünyayı ve kendini keşfetmesinin hikâyesi. Angelou zorluklarla dolu geçmişini umut, mizah ve şefkatle anımsıyor. Yolunu bir kez olsun şaşırmış herkes için ilham verici bir roman. 

“Angelou gözüpek, pervasız, toy genç kızlığının süslenmeye ihtiyacı olmayan hikâyesini samimiyetle anlatıyor.”

₺19,50
₺26,00

"Ben Böyle Düşünüyorum!" Demekle Olmuyor

 

“Ben böyle düşünüyorum!” demekle olmuyor. Yıllar var ki, “münazara” sözcüğü dilden düştü. “Safsata” sözcüğü ise her nedense yobazlıkla özdeşleştirildi, batıl inanç anlamında kullanılır oldu. Oysa akıl yürütme yetisinin hatalı kullanımı anlamına gelir, bir yöntem sorunundan ibarettir, safsata. 
Dinle, imanla, inançla ilgisi yoktur. Başta Türkçenin kötü kullanımı olmak üzere, eksik bilgi, önyargı, duygusallık, acelecilik, özensizlik, aşırı genelleme, duygu sömürüsü 
gibi nedenlerden kaynaklanır. 

Safsata kural olduğunda, konuşanlar birbirini duymaz olurlar. Kısır ortamı dolaylı karalama, sahte açmaz, tecahülü arifane, felaket tellallığı, girift soru gibi laf cambazlıkları doldurur. 
Gece gündüz televizyondan, basından, siyasilerden, hatta maalesef yakınlarınızdan yayılan temelsiz ahkâmın farkında olmamanız mümkün değil. Öyleyse, sorgulayın. Başta konuştuğunuz Türkçe olmak üzere, fikirlerinizi, tercihlerinizi, size söylenenleri ya da duyduklarınızı illa ki sorgulayın. Bıkmadan, üşenmeden, yılmadan sorgulayın. Sosyal medya münazaraya el veren bir mecra değildir, twite laf yetiştirmekle kaybedeceğiniz zamanı mesela “ad hominem” safsata nedir, onu öğrenmeye ayırın. Öğrenin ki, arkanızı dönüp gideceğiniz zamanı doğru kestirebilesiniz. Kendiniz yapıyorsanız da, yapmayın. Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun.

₺18,75
₺25,00

Gözlerini Kaçırma

 

“Her-kadın-anne-doğar. Her-kadın-anne-doğar. Her-kadın-anne-doğar. Bunu da söylediler. Aslında kimsenin kız çocuğu doğurduğu yoktu. Doğurulan yeni bir anneydi. Anneannen Kâmile Hanım, senin anneni doğurmuştu. Kendi kızını değil. Annen Hicran, Rüya’nın annesini doğurmuştu. Gözü gibi sevmek için adını Didem koyduğu bebeği değil. Sen şimdi bu döngüyü kırdın.”
                 
Muzır ve itaatsiz kız çocuklarının bile büyüdükçe 
“o çok eleştirdikleri” annelerine dönüştüğünü gösteren, “sistemi yeniden yaratan” o bakışlar… 

Gözlerini Kaçırma, bir ailenin üç kuşak kadınlarının kızlarıyla kurduğu ilişkiler üzerinden; kadınlığı, “kutsal” anneliği, “iyi evlat” olmayı ve ataerkilliği kadın eliyle üreten döngüyü sorguluyor.

₺17,25
₺23,00

Oyuncu

 

“Aslında herkes oyun oynar. Kılığına girdiği, görünmeye çalıştığı kişi ile öz beni arasında çıkar uyumu bulunduğu sürece,
oyun oynadığını ayrımsamaz bile insan. Uyum bozulunca da,
hemen iç çatışması başlar ve kişi yeni bir oyuncu kimliği kazanıncaya kadar, kendi kendisiyle baş başa kalmanın sancısını çeker.
Gerçek oyuncu, bu türlü oyunların üstüne çıkabilen,
oyunu oyun içinde oynayan, bundan zevk alan kimsedir.”

Yapıtlarında benzersiz psikolojik çözümlemeler gerçekleştiren Erhan Bener, Oyuncu’da çok katmanlı bir roman kurgusu ortaya koyar. Otobiyografik özellikler taşıyan Oyuncu’nun başkarakteri Kerim Turgut bir yazardır ve Oyuncu adlı romanını yazmaktadır. Bu roman içinde roman, Erhan Bener’in yaşamından izler taşıyan bir rotada, yazarın çalkantılı iç dünyasının yanısıra Türkiye’nin hem siyasi hem entelektüel ortamının da cesur bir analizini sunmaktadır.

“Erhan Bener’in roman sanatı edebiyat tarihimiz açısından değerlendirilirken vurgulanması gereken bir nokta, onun çağdaş Türk romanındaki birçok modern anlatım özelliklerinin öncülerinden olduğudur…”
GÜRSEL AYTAÇ

“Oyuncu bir sanatçı romanı olmasının yanısıra aynı zamanda bir hesaplaşmanın da romanı. Kerim Turgut karakteri aracılığıyla kendisine de eleştirel yaklaşan Erhan Bener aslında başta yakınları, oyuncu kimliği ve edebiyat dünyası ve daha genel anlamda ülkenin düşünsel iklimi olmak üzere pek çok şeyle hesaplaşmış, hatta bu romanıyla hesabı kapatmış da diyebiliriz.”
BETÜL MUTLU

₺27,75
₺37,00

Demokrasi Projesi

 

Demokrasi Projesi’nde David Graeber, yakın dönemde dünyayı kasıp kavuran “Wall Street’i İşgal Et!” hareketiyle beraber gelmiş geçmiş en cesur siyasi düşünce olan demokrasi fikrinin tarihini ve radikal demokrasinin dünyayı nasıl dönüştüreceğini anlatıyor. 

Demokrasi, tarihi boyunca Amerika için bir çeşit din statüsüne sahip olmuştur. Ancak bugün geçerli olan siyasi sisteme; sadece en zenginlere hitap edip geri kalan yüzde 99’u yok sayan, onların seslerini duyurmayan, ihtiyaçlarını karşılamayan, geleceğini karartan bu sisteme gerçekten demokrasi demek mümkün müdür? Ve eğer bu demokrasinin aygıtları anbean yükselip şiddetlenmekte olan bir krize cevap veremiyorsa, biz yurttaşlara düşen görev nedir?

Günümüzün en etkili aydınlarından biri olan antropolog ve aktivist David Graeber, Demokrasi Projesi’nde okurları demokrasi tarihinde bir yolculuğa çıkarıyor. Atina demokrasisi tahayyülünden Birleşik Devletler’in kuruluşuna, yirminci yüzyılın küresel çaptaki krizlerinden yeni nesil aktivist gençliğin bilinçlenişi ve yükselişine, merkezi öneme sahip tarihsel anlar hakkında kışkırtıcı ve ufuk açıcı çıkarımlarda bulunuyor. Zenginliğin ve erkin günbegün belli noktalarda biriktiğine dikkat çeken yazar, öte yandan da oydaşma, eşitlik ve katılımcılık üzerine kurulu yeni bir toplumdan, geleceğin toplumundan haberler veriyor. 

₺24,00
₺32,00

Sokağın Zoru

 

Rahmet yağıyor gökten
Şiir düşünmenin manadan düştüğü zamanlarda
Kâğıdı unutmayı işten bile saymadığımız
Uzatmıyorum:
Ali, seni vuran eller kırılmaz mı oğul?

₺12,00
₺16,00

Kusurlu Bahçe

 

ben çok şeye kusur kaldım.
çok şey kusura baksın bu yüzden.

kapkara bir kusurum şimdi,
saçlarım uzun, tırnaklarım uzun, kirpiklerim uzun.

₺12,00
₺16,00

Ailem Ve Diğer Yahudiler

 

Şair RoniMargulies’ten ailesine, İstanbul’a, yan yana gelmesi neredeyse imkânsız ebeveynlerine, çocukluğuna, okul hayatına, Londra’ya ve aslında gündelik yaşayışın can alıcı detaylarına odaklanmış bir hatırat!

Ailem ve Diğer Yahudiler’de okuyucular, “Bunu ben de yaşamıştım,” hissine kapılacak sıkça. Çünkü Margulies kendine ve çevresine o kadar dürüst ki, bahsi geçen duyguyu hissetmemek çok zor. Bir yandan da okurlar, artık sayıları geçmişe oranla azalmış İstanbul’daki Yahudilere dair birçok şey öğrenecek “içeriden”.

Bu hatırat, “hiçbiryerli” ama öte yandan hem İstanbullu hem Londralı bir şairin kendine dahi acımasızca yaklaşmasının parıltılı bir vesikası.

sonraoyuncaklarınısayanbirçocukgibi
tekteksaydıhepsini, “Bu nereninki?” dedi
desteninortasındaki metal halkayıtutarak.
Hastaydı, yerindedeğildibirsürediraklı.

“O” dedim, “açamadığımızkapılarınanahtarı”.
Biliyordusanki, günlerdir ilk kezgülümsedi,
“Yoo”, dedi, “Bu gecekullanacağım ben bunu”.
O geceöldü. Banakaldıanahtarları

₺14,25
₺19,00

İnce Adam

 

“Usta bir yazar.” 
RAYMOND CHANDLER
 
Jigolosuyla evlenmiş histerik bir kadın, üvey babasının kendisine tecavüz etmesinden korkan kızları, uyuşturucuları ve ensesti merak eden oğullarıyla yozlaşmış bir aile. Ortadan kaybolmuş bir baba ve onun cinayete kurban giden metresi… 
İstemediği halde olayların içine sürüklenen eski dedektif Nick, sosyetik karısı Nora, polisliği bırakıp bir çiftlik satın alma hayalleri kuran ve ipuçlarını hep bir adım geriden takip eden komiser, içki yasağı Amerika’sında hiç ayık gezmeyen türlü tuhaf karakter, kaçakçılar, gangsterler, muhbirler… 
 
Suç romanının en önemli isimlerinden Dashiell Hammett, İnce Adam’da ünlü kinik, karamsar “sert erkek” dedektifi yerine, zeki bir kadının mutlu eşini kahramanı yapıyor. Bu kez dedektif acımasız sokaklarda değil, üst sınıfın süslü salonlarında arıyor katili; üstelik karısından da yardım alarak… 
 
Durum komedisini polisiyeyle harmanlayan bu farklı romanında Hammett, alemetifarikası alaycılığı, yalın gerçekçiliği ve tek bir kelimenin bile fazla olmadığı diyaloglarıyla bir kez daha ustalığını kanıtlıyor.
 
“Dilinin zenginliğiyle, sefaleti tasvir ediyor.  
Hammett’ın alçakça dalaverelerin altından ustalıkla 
kalkışına şahit olmak bir keyif.” 
MARGARET ATWOOD 

₺19,50
₺26,00

İyi Bir Evlilik

 

“Doris Lessing’in pasif kahramanı Martha, hayatından hiç memnun değil ve bir türlü kendi kaderinin kontrolünü eline alamıyor. Ancak bu romanlar iyi sonla bitmeseler de çok daha geniş ölçekte bir ihtirasın kanıtı olacaklar en azından: kişisel bir hikâyenin izlerini bütün toplumsal ve tarihsel bağlamı içinde yansıtan bir Bildungsroman yazma ihtirası.”
J.M. Coetzee

 
İyi Bir Evlilik, Nobel ödüllü Doris Lessing’in, iki dünya savaşı arasında doğup büyüyen bir nesli anlatan beş kitaplık “Şiddetin Çocukları” dizisinin ikinci cildi.

İyi Bir Evlilik’te, sıradan bir evliliğin tuzağına düşen sıradışı kahramanımız Martha Quest’in dünyasında gömülü cinsel, toplumsal ironiler ve çelişkiler yakıcı bir zeka parlaklığıyla gözler önüne seriliyor.

Doris Lessing bir erkeği, bir kadını, birbirlerine ulaşmak için harcadıkları boşuna ve yanlış anlamalarla dolu çabaları, patlayıp onur kırıcı bir şiddete dönüşen hüsranları, sadakatsizlikleri ve sonunda Martha’nın evliliğe sırtını dönerek, çocuğundan yürek burkan bir şekilde vazgeçişini olağanüstü bir sezgiyle dile getiriyor.

 
“Eğer 20. yüzyıl yazarları için bir Rushmore 
Dağı Anıtı olsaydı, üzerine oyulmuş yüzlerden biri 
kesinlikle Doris Lessing olurdu.”
Margaret Atwood 

₺27,75
₺37,00

Earth - The Adventures of Misfit Defne Kaman

 

Renowned journalist Defne Kaman; notorious environmental activist and female troublemaker, has gone missing in a small town called Çorum, once the capital city of the ancient Hitite Empire.
Each hour that passes raises the level of anxiety as the high value of the stolen artifacts combines with increasing indications that Defne Kaman may have been murdered. News of her disappearance quickly spreads over social media and groups of young people spontaneously get together under the hashtag #WHEREISDEFNEKAMAN 
The anger of the crowds turns into an uprising for press freedom.

As well as inviting readers on a page-turning adventure in search of the missing journalist, EARTH revives and evokes a psycho-mythological memory respecting the “earth ethics and rights”of pre-Islamic Shamanic spiritual traditions. 
Brisk, witty, and sensitive, EARTH presents an ecological subtext recalling the fact that the earth is not a piece of property to be bought and sold, destroyed, lost, smothered in concrete, or ravaged for mining and petroleum.    
Buket Uzuner, one of Turkey's most popular authors, here takes on the voice of the earth itself to remind us of how we once used to call her Mother Nature.

₺27,75
₺37,00

Denizden Yansıyan

 

 “En çarpıcı nesir kesinlikle onun kaleminden çıkmıştır.”
T. E. LAWRENCE
Joseph Conrad, Denizden Yansıyan’ın başına 1919’da eklediği açıklamada şöyle yazar: “Bu kitapta birçok şey içtenlikle açığa vurulmakta, ortaya dökülmektedir. (…) sevginin hazlarıyla ve elemleriyle dolu dolu yaşanmış denizle ilişkimi bütün çıplaklığıyla ve son bir itirafın açık sözlülüğüyle gözler önünde sermeyi denedim.” 

Yazarın denizci hayatında yaşadığı sıra dışı olaylara, anekdotlara yer veren bu eser, okyanusları, fırtınaları, boğazları, ilginç şahsiyetli kaptanları, tehlikeli seferleri, maceraları ve kendisinin bir denizci olarak gelişimini anlatıyor. Bununla birlikte denizcilik hakkında son derece ilginç bilgiler veriyor. Zira Denizden Yansıyan, yelkenli gemilere yönelik tutkulu bir övgü olarak da okunabilir. Nitekim denizcilikle ilgili kitap, yazı ve çevirileriyle tanınan çevirmen Ömer Bozkurt, sunuş yazısında şu sözlere yer veriyor: “Conrad, duyarlı varlıklar saydığı ve kişilik atfettiği gemileri, ya da yorgun gemileri ve hayırsız gemileri –tembel, su alan, denize uygun olmayan tekneler, dümen dinlemeyenler, canı çektiği gibi davrananlar, inatçılar, genelde yöneltilemeyen gemileri– olağanüstü bir nüfuzla, duyarlılıkla ve ozansı bir bakış ve ifadeyle işliyor.”

Conrad’ın yirmi yıllık denizcilik hayatında yaşadıklarını engin bilgisi ışığında, bir romancı üslubuyla anlatan Denizden Yansıyan: Anılar, İzlenimler, Ömer Bozkurt’un kapsamlı sunuş yazısı ve özellikle denizcilik terimleriyle ilgili ayrıntılı dipnotları eşliğinde, benzersiz bir edebiyat şöleni sunuyor.  
“Yazarların en kendine özgü olanıdır. Başka bir yazarınkine benzeyen çok az şey yazmıştır.” IAN WATTS

₺19,50
₺26,00

Askeri Dönüşü

 

“Rebecca VVesf aşkın kurtarıcı gücünün portresini ucuz duygusallıkların tuzağına düşmeden çiziyor.” -PAT BARKER
Travma sonrası hafızasını kaybettiği için son on beş yılı hatırlamayan Chris cepheden geri döner. Evde onu bekleyen üç kadın vardır: ona umutsuzca aşık kuzeni Jenny, varlığını tamamen unuttuğu güzel karısı Kitty ve on beş yıl önceki sevgilisi yoksul Margaret. Kitty kusursuz sandı¬ğı evliliklerini hatırlamayan kocasının Margaret gibi sıradan bir kadınla olmak istemesini kabullenemez. Jenny kuzeninin mutluluk ve sorumlu¬lukları arasında gidip gelişini acıyla izler. Küçümsedikleri Margaret ise gerçek sevginin ne olduğu konusunda onlara çok şey öğretecektir.
Feminist-sosyalist yazar Rebecca West’in başyapıtı Askerin Dönüşü sa¬vaş hakkında bir roman ama alışılagelmişin aksine, savaşın tahribatını cephedeki erkeklerin değil evde bekleyen kadınların gözünden anlatıyor. Aynı zamanda aşk, evlilik ve kıskançlık hakkında bir roman ama dan¬teli andıran cümlelerinin satır aralarında bundan çok daha fazlası var; sosyal rolleri, sınıf ilişkilerini ve I. Dünya Savaşı sonrasında geri dönüşü olmayan biçimde değişen dünyayı sorguluyor. Askerin Dönüşü gerçek ve fanteziler arasında sıkışıp kalan, varoluşuyla yüzleşmekte zorlanan insan doğasını zamansızca ortaya koyuşuyla kısa ama yoğun bir metin.
“Askerin Dönüşü dokunaklı öyküsünü derin bir farkındalıkla anlatırken aşkın doğası, gerçeğin acımasızlığı ve birbirimize karşı sorumluluklarımız üzerine düşünen bir roman.” SADIE JONES

₺15,00
₺20,00

To Kill a Sultan

 

            Müştak Serhazin, last scion of the Serhazin clan. A man who has been waiting for years for one woman, his life wasted on one grandiose love. On his love for an ambitious, indomitable woman who has dedicated her life to the study of Ottoman history... A professor with an outstanding career, one studded with triumphs and achievements, found dead, stabbed with a letter-opener featuring an engraving of the seal of Sultan Mehmed the Conqueror... Is it a crime of passion or a murder with roots that stretch back to the suspicious death of the great Sultan Mehmed himself? An epic journey back in time to the heady days of victory and betrayal when the Ottoman state became a global empire. And an ancient question haunting us throughout this exhilarating journey: is history the events of the past or is it what the historians tell us?
Sultan Mehmed Han. Mehmed Han, son of Murad Han, son of Mehmed Han I. Lord of the two lands and the two seas, shadow of God on Earth, natural successor to the Roman Empire, the emperor who conquered Constantinople. And a man with a burning desire to create a completely new nation, embracing peoples of different faiths, languages and creeds. An army galloping across vast plains and the sound of swords, battle cries and shrieks of terror. Cities falling, castles captured and states crumbling into ruin one after the other. A ruler whose name was known throughout the known world by the age of forty-nine. And the eternal, unchanging hand of destiny, as day fades into night and man passes away into the next world. The suspicious death of Sultan Mehmed the Conqueror, and a state and a palace torn asunder as, unbeknownst to the people, the two princes vie for the throne. And, as the bloody battle rages on, in a forgotten chamber of the royal palace lies the lifeless body of Sultan Mehmed the Conqueror...

₺33,75
₺45,00

Diane Arbus - Ötekilerin Fotoğrafçısı

 

"Diane Arbus insan yüzü algımızda dönüşüm yaratmıştır." Robert Hughes
"O, icra ettiği sanatın kurallarını değiştirmişti." Hilton Kramer
"Onun gibi bir sanatçı olabilmeyi isterdim." Richard Avedon

Frida Kahlo, Georgia O’Keeffe ve Virginia Woolf gibi Diane Arbus da hem sanatı hem de yaşamıyla hayranlarında yoğun bir ilgi uyandırır. Cüceleri, ikizleri, travestileri, hilkat garibelerini ve tuhaf tipleri gösteren çarpıcı fotografik imgeleri, her şey bir yana normal ve anormal gibi değerlendirmeleri yerle bir etmiş, Arbus’un yaşadığı dönemin ikonografisinde sağlam bir yer edinmiştir. Gelgelelim ölümünü takip eden yıllar boyunca eserlerine duyulan ilgi günbegün artarken, Arbus’un olağanüstü hayatını örten sır perdesi bugüne kadar yerli yerinde durmaktaydı.
Bosworth’ün biyografisi Arbus’un büyüleyici imgelerinin ardındaki hayatı irdeliyor. New York’taki ayrıcalıklı çocukluğunu, fotoğrafçı ve oyuncu Alan Arbus’la tutkulu evliliği ve ikilinin moda alanındaki çalışmalarını; anne ve eş yaşantısını ve evliliğinin çökmesiyle gelen duygusal kargaşayı gözler önüne seriyor. Ve özellikle altmışlı yıllarla birlikte karanlık, özgürleştirici ve oldukça trajik bir yöne kayan sanatını anlatıyor. Bosworth bu vurucu eserde hem depresyonu hem de içinde yaşadığı toplumla mücadele eden, buna rağmen zamanımızın en güçlü ve hiç şüphesiz en özgün fotoğraflarını çeken bir kadının benzersiz portresini çiziyor.

₺27,75
₺37,00

Asaf Halet Çelebi Bütün Yazıları

 

Türkçenin en çarpıcı kalemlerinden biri olan Asa hâlet Çelebi’nin dergilerde kalmış bütün yaıları, söyleşileri, konferansları ve onunla yapılan söyleşiler bu kitapta bir araya geliyor.

Şiirlerinin yanı sıra eleştirel metinleri de oldukça ilgi çeken Çelebi’nin entelektüel merakının ne denli geniş olduğunu görüyoruz bu kitapta. Kendinden once yaşayan şairler, çağdaşı olanyazarlar ve şairler, Hint bilgisi, İstanbul, Mevlana ve Mevlevilik… Sadece dizin bölümüne baktığımızda bile, bu entelektüel ilginin genişliği anlaşılabiliyor.

Şiiri kadar düzyazısı da çok kıymetli bir entelektüelin, okura tesir eden metinleri. Şimdi, bird aha Asaf Hâlet Çelebi.

 

₺31,50
₺42,00

Eti Kemiği Zen

 

Meiji Dönemi’nde Japon bir Zen ustası olan Nan-in, Zen hakkında Yargılarından Kurtulmaya Hazır Olanlara Kadim Bir Rehber sorular sormaya gelen bir üniversite profesörünü kabul etmişti. Nan-in ona çay ikram etti. Konuğunun fincanını tepeleme doldurmakla yetinmedi, çayı dökmeye devam etti.
Profesör çayın taşmasını seyrederken öyle şaşırdı ki artık kendini tutamadı.
“Dur! Taşıyor işte. Artık çay almaz ki bu fincan.”
Nan-in o zaman “Tıpkı bu fincan gibi,” dedi. “Kendi fikirlerinle ve yargılarınla dolmuşsun. Önce fincanını boşaltmazsan Zen’i nasıl doldurabilirim sana?” Yaşamın ve varoluşun kaynağına bambaşka derinliklerden ışık
tutan Zen öğretisinin dört temel yazıtı bu yapıtta bir arada. Paul Reps ve Nyogen Senzaki’nin derlediği
Eti Kemiği Zen’de yer alan
• 101 Zen Öyküsü 700 yıl boyunca süzülüp gelen
Zen tecrübelerini,
• 13. yüzyıldan Kapısız Geçit aydınlanmaya
yönelik koan denen bilmeceleri,
• 12. yüzyıldan 10 Boğa aydınlanma yolundaki on aşamayı
• Dengeleme ise 4 bin yıldır Hindistan’da uygulanan ve
Zen’in kökenleri sayabileceğimiz uygulamaları anlatıyor.
Yargılarından kurtulmaya hazır olanlara kadim bir rehber.

 

₺15,75
₺21,00

Dar Zamanlar - Ciltli

 

 Türk edebiyatının başyapıtlarından Dar Zamanlar üçlemesi, 
ilk kez tek ciltte okurlarıyla buluşuyor.
 “Ağaoğlu, Ölmeye Yatmak romanının başkişisi olan Aysel tipinde, eğitim düzeyinde ortaya konan Batıcı Cumhuriyet ideolojisi ile aile düzeyinde ortaya konan geleneksel ideolojiyi karşı karşıya getiriyor.”-Hilmi Yavuz
 “Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı ile aydınların iç dünyasına açılan pencere, Adalet Ağaoğlu’nun o nefis yapıtı Bir Düğün Gecesi ile Tanpınar’ın Huzur’unun bir uzantısı niteliğine bürünmektedir.”-Vedat Günyol
“Adalet Ağaoğlu, yalnızca Hayır…’ın son halkasını oluşturduğu üçlemesiyle, bütün romanlarıyla kimi sorunsalların peşinde bir yazar kimliğindedir. Romanlarında en öne çıkan yan, düşünsel içeriktir. Hayır… onun bu özelliğinin belki de en yoğun biçimde alımlanabileceği bir roman…”-Füsun Akatlı

₺74,25
₺99,00

Küçük Kara Balık ve Diğer Masallar

 

İçindeki Masallar: Küçük Kara Balık, Sevgi Masalı, Püsküllü Deve

Samed Behrengi, kısa yaşamında hem çocuklara hem yetişkinlere ilham ve cesaret veren, unutulmaz masallar yazdı. Bu masallar şimdi Resimli Hikâyeler dizisinde bir araya geliyor. Dizinin ilk kitabında Küçük Kara Balık, Sevgi Masalı ve Püsküllü Deve var. Bu masalların konusu hep güncel; adaletten, eşitlikten ve direnmekten yana.

Birden aklıma geldi yine. Devem bu gece beni sırtında dolaştıracaktı. Yerimden fırladığım gibi koşmaya başladım.
Oyuncakçı kapatmış, ama ben oyuncakların gürültüsünü kapı arkasından işitiyorum.
Lokomotif çuf çuf ediyor, düdüğünü öttürüyordu.

“Gidip derenin sonunu arayacağım. Düşünebiliyor musun anne? Aylardan beri derenin sonunda ne olabileceğini düşünüp duruyorum. Ama bir türlü bulamıyorum. Bu gece sabaha kadar yine gözüme uyku girmedi. Hep düşündüm durdum. Sonunda kararımı verdim. Gidip bulacağım derenin sonunu.”

₺12,00
₺16,00

Pak İnsanlar Ülkesinde

 

Kenizé Mourad bu sarsıcı aşk romanıyla bizi az tanınan ve gizemli bir ülkeye “Pak İnsanlar Ülkesi” Pakistan’a götürüyor.
                Fransız gazeteci Anne, nükleer güce sahip tek Müslüman ülke olan Pakistan’da bombanın teröristlerin eline geçme riskini araştırıyor. Sarayları, camileri ve Moğol bahçeleriyle meşhur Lahor’un aristokratik güzelliğinde, genç kadın her türden casusluk şebekeleri, askerler, polisler, köklü aileler ve cihatçılarla karşılaşıyor.
                Genç kadın çok iyi saklanan bir sırrı ortaya çıkaracak: Başlıca petrol yollarının tam kavşağında Çin’in devasa bir petrol terminaline dönüştürmekte olduğu, Pakistan’ın küçük liman şehri Gwadar etrafında, Çin ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan savaş. 
                Anne ayrıca ölümcül bombalı saldırılardan sorumlu olan bir aşırıcı örgütün içine sızmayı deneyecek, onlar tarafından kaçırılacak, açlığı, susuzluğu ve ölüm korkusunu tadacak.  
                Ona kılavuzluk edenler arasında bulunan tuhaf arkadaşı Karim onu kurtarabilecek mi? Lahor’da Beckett’in eserlerini sahneleyen tiyatrocu Karim; Pakistan’ı büyük bir tutkuyla seven ve tehlikeli bir sır barındıran Karim...

 

₺23,25
₺31,00

Düşme Korkusu

 

“Şimdi öyle bir şey ki yazmak, sigara tiryakiliğinden daha büyük bir tiryakilik. Sahiden. Ben elimden düşürmediğim sigarayı kolayca bıraktım, hiç de aramadım. Fakat yazmayı bırakamadım, tiryakilik o dereceydi. Şimdi yaklaşık son iki yıldır evden dışarı çıkamıyorum, yine de yazmadan duramıyorum. Yazmak, su içer gibi içimden geliyor hep. 
Son dönemde yatakta daha sık zaman geçiriyorum. Üç kere düşmüşüm yere. Doktorlar tarafından sırt üstü yatağa yatırılmışım. Zaman içinde yavaş yavaş kendime geldim. Fakat korkuyu yenemedim. O dönemde içimde büyük bir düşme korkusu vardı. Onu mutlaka bir biçim altında anlatmak istiyordum. Düşmek sadece yere düşmekten ibaret değil. Bir de manevi yanı var.
Düşme Korkusu adı altında altı tane hikâye yazdım. Çünkü düşmenin çeşitli anlamları var. Saygınlığını kaybetmek var, değerini kaybetmek, gözden düşmek, çaresizliğe düşmek var. Bunun manevi yanını göz önünde tutarak düşme korkusunu yazmaya karar verdim.”  Adalet Ağaoğlu

₺11,25
₺15,00

Dublinliler

 

“…amaç Dublin'deki hayatın o denli gerçek bir tasvirini yapmaktı ki, orada yaşayanlar şehirlerindeki bu düşünce ve duygu felci karşısında dehşete düşerek hatalarından arınacak ve bu sanat eserini bir tür manevi dirilişin lokomotifi olarak göreceklerdi. Bu, eseri belki de fazlaca didaktik kılar ki Joyce'dan daha az didaktik bir yazar da yoktur. Joyce yargılamaz, sadece gösterir.”

-Anthony Burgess

 Korkuyla ürperen, aşkı keşfeden, haylazlıkla coşan, ölümle tanışan, macerayla tutuşan ve kimi zaman şefkat dolu çocukların; ayrılmak, kaçmak, uzaklaşmak isteyip de yerinden kımıldayamayan genç kızların; kızlarına yol çizen annelerin, anneliği akıllarını perdeleyen kadınların; zorba babaların, babalık bilmez hayalperestlerin; despot amirlerin ve tembel memurların; değişmez arkadaşlığın ve değişen arkadaşların; hayal kırıklıklarının, hovardalığın, siyasi çatışmaların, insani çelişkilerin, hesapsızca geçirilen günlerin ve harcanan paranın, susamanın ve susadıkça içmenin, üçkağıtçılığın, nerede akşam orada sabahın, ihtiraslı kaçak aşkların, batıl inancın ve tanrıya imanın, haklı haksızlığın, geçmişe özlemin, günahkarlığın ve yakarışın, birlikteliğin ve duygusal soyutlanmanın; ara sokakların, ana caddelerin, nehir boylarının, kenar mahallelerin; müziğin, piyanonun, ağıtların… öykülerini dinliyoruz Joyce’un Dublinliler’inden.

₺19,50
₺26,00

Beklenen Sevgili - Elimde Viyoletler

 

Türk edebiyatının ustalarından Selim İleri’den duymak, hissetmek isteyenler için enfes bir beste!

Elimde Viyoletler / Beklenen Sevgili, bir ayna; mektuplar kâğıda döküldükçe aynanın içi açılıyor, sonrasında ortaya son derece kişisel ve cesur bir metin çıkıyor!

Şefkati’ye yazılıyor her şey. Yazan kişi basımevinde musahhih. Emekliliği yaklaşmış devlet memuru. Şefkati kim? Bunca mektup neden yazılıyor? Selim İleri, imlanın sınırlarını bilinçli bir şekilde zorlayarak, bu “heyûlâ”yı bile isteye kurguluyor. Okurun yüreğini perde perde bükerken onu, içli hayat dökümlerine bir kader ortağı olarak konuk ediyor…

Onca mektubu yazan kişi; mâziye asla dönülemeyeceğini bilebiliyorsa, yaşamaya hâlâ susayabiliyorsa, her günün hercümercinden kurtulabiliyorsa, hatıraların canını fena halde yakmasına aldırış etmeyebiliyorsa, rüyalar sayesinde! İki satır karşılık, bir ses, umut hep umut talep ediyor, saadetsizlik çukurunda. Musikî gönlünü çelse de çelmese de köşede bir yerde “piyano” hep duruyor…

Belki hiçbir şey yazılmıyor, kim bilir!

“Yazdıklarımı ne olur oku; başkalarına, beni tanımayanlara yazmam imkânsız! Kendime merhametim ağır basmasa yapmayacağım çılgınlık yok. Beni oku, nefes almam için ümitler ver!”

₺15,75
₺21,00

Göndermeler : Yazı Yanıt Söyleşi Anı

 

Selahattin Özpalabıyıklar: S.Ö., şef editör, editörlerin editörü (yazarların yazarından mülhem), anlamlı tashih ustası,“Marazî Yazarlar Birliği” onursal başkanı, sözlüklerarası seyahat rehberi, çağrışım otomatı, üst-metin, üst-üst-metin, alt-metin, yan-metin yazarı, Oulipoyunbaz,“Gi¬Yazİş” (GizilYazınİş¬li¬ği) genel sekreteri, kapanmayan parantezler açıcısı, çevirmen, düzeltmen, redaktör, son okur, ön okur, ideal okur, saf okur, bayağı saf okur, anagramcı, pastişçi, parodici, pastiş-parodici, başarısız intihal teşebbüsçüsü, aşırıyorumcu, “aşırıyorum”cu, arka kapak mütehassisi (böyle!), paralipomenon üreticisi, optik okuyucu, yaratıcı üşengeçlik atölyesi sahibi, bibliyofil,“Haz.”duyucu, ansiklopedist, fihrist, takdir, takriz, takdim tehir uzmanı,göndermelerin, dipnotların, önnotların, sonnotların, yannotların, içnotların, ek-notların sapmaların, metindışının, konu dışına çıkışların efendisi…
Eserleri: Selahattin Özpalabıyıklar Beyefendi’nin Hayatı ve Görüşleri, Selahattin Özpalabıyıklar’ın Olağanüstü Kısa ve Garip Hayatı.

Dalağını yarmadan, iyicene kanırtmadan, defalarca sınayıp tartmadan, uykusunu kaçırmadan, uyuduğunda düşlerine taşımadan, yeniden ve yeniden denetlemeden iş bitti diyemeyen bir canlı türü —
Göndermeler, o türün edebiyatımızdaki tek örneğinin benzersiz kitabı,
ki okurken, okudukça anlayacaksınız neden.
Enis Batur

₺23,25
₺31,00

Şiir Nefreti

 

Çoğu kişi, şiirin ne olduğuna dair fikir birliğine varamazken şiirden nefret ettikleri hususunda hemfikirdir. Ben, keza, hoşlanmam ondan, yine de hayatımı büyük ölçüde onun etrafında kurdum ve bunda bir çelişki görmüyorum çünkü şiir ve şiir nefreti benim için -belki sizin için de- birbirinden ayrılamaz.”
Şiir Nefreti, Amerikan edebiyatının son dönemdeki en parlak yazarlarından biri olan, Atocha’dan Ayrılış, 22:04 gibi romanlarıyla tüm dünyada büyük yankı uyandıran Ben Lerner’dan nefis bir deneme.
Roman ve denemelerinin yanı sıra şiir de yazan Lerner, bu yaratıcı ve oyuncu metinde, şiir nefretini, şiir sanatının savunusu için başlangıç noktası olarak ele alıyor. Şiir nefretini Platon’dan başlatarak, Keats, Dickinson, McGonagall ve Whitman gibi türün en iyi ve en kötü örneklerini kaleme almış şairlerin metinlerini yakın okumayla ele alıyor. En harika ve en korkunç şiirlerin tümünün kalbinde yer alan görkemli kaybedişin altını çiziyor: Bir bireyin deneyimini, ebedi bir toplumsal varoluşa dahil etme dürtüsü.

“Lerner kolay anlaşılır tarzı ve ele avuca sığmayan zekâsıyla parlak bir eleştirmen… Ama belki de asıl dikkat çekici olan, Şiir Nefreti’nin eğlenceli, nükteli, ateşli ve matrak yapısı… Kitabı okurken, ders veren bir profesöre kulak misafiri olmaktan çok dersten sonra bira içerken öğrencileriyle şakalaşan bir profesörü dinliyor gibi hissediyorsunuz.”
ANTHONY DOMESTICO
“Ben Lerner’ı okurken, gerçek anlamda kendine has bir yazarla karşılaştığımda hep olduğu gibi, omurgamda bir ürperti hissediyorum. O, kimsenin beğenilerini dikkate almadığı halde zevkle okunan cesur ve entelektüel bir sanatçı.”
JEFFREY EUGENIDES

₺12,00
₺16,00

Alışveriş Listesi

 

Gözyaşı arıtma cihazı
Ruhsal kaza anlarında iç dünyamızdan fırlayacak
hava yastıkları
Bir ideoloji kokteyli hakikat adlı doğal dondurma
Bitti bitecek dediğimiz bahar için morgda kiralık kasa
Tanrıya şantaj yapma cüretini takviye için incir çekirdeği
Biri kız biri erkek
İki yaşam devir teslim bebeği
Sana şefkat duyuyorum polisi
Sicil kaydı temizlenmiş ayak sesi
Sayısız toplu iğne
Yatmadan önce duvara iliştirmek için
Birer post-it gibi günlük yüzlerimizi

Yüklenip bunca şeyi
Yalnızlığımıza döneceğiz
Gerek yok bagaja poşetlere
Göz torbalarımıza sığar hepsi

- DAHA ÇOK ŞEY ÇOK ŞEY GEREKLİ- 

₺11,25
₺15,00

Kumkuma

 

Selim İleri’den dorukta bir dil ve anlatış şöleni: Kapkara alayın eşliğinde ölümsüzlük!

Hazin bir azap günü, yine sonbaharda,  üzüntüler cümleleri parçalıyor. Hayat bir yanıltı. Uzak, her şey çok uzak!

Bebek’teki üçüz yalı, Çamlıca’daki bülbül yuvası köşk, Maçka Palas’ta salon-salamanje… 
Ulu Şair nereye adım atsa; her köşeden üstüne üstüne gelen Samipaşazâde Sezai’ler, Namık Kemal’ler, Halid Ziya’lar, II. Abdülhamid’ler, Abdülmecid Efendi’ler, Ahmed Hâşim’ler, Nurullah Ataç’lar, ötekiler! Bir ihtiyarın dehşetengiz akşamı başlıyor.

Kumkuma, sevilmek, unutulmamak isteyen 
Şair-i Âzam’ın haykırış metni:

“Şimdiki yirmi birinci asrımızda tekrar ziyaret edeyim dedim, hiç değilse mâzinin hatıralarına. Kendimi tanıttımsa da tanıyanım çıkmadı; fakat yaşlı adamın, yorgun, bastonuyla bile yürüyemeyen, ricasını kırmadılar. Köşkü bomboş buldum! O muhteşem âvizeler, ışıl ışıl aynalar, duvarların ruhsuzluğunu örten o caanım tablolar yok olmuş! Geriye ölüm kalmış, köşkün de ölümü. Köşk ölüsünden yıkılıp giderek kaçtım…”

“Yapılacak 
hiçbir şey yok. Elem hiçbir şekilde engellenemez. Akşam ruha 
sızı verdi. 
Elden bir şey gelmez.”

₺14,25
₺19,00

Kandan Adam

 

Abdullah Aren Çelik’i İlerde Hep Yalnız isimli ilk romanıyla tanımıştık. Kandan Adam bu yolculuğun ikinci vesikası.

Bu romanda da benzer bir hattan ama o hattı derinleştirerek konuşuyor yazar. Mekân Diyarbakır, kahraman emniyet görevlisi Ahmet Boz, mevsim kış. Sert bir Diyarbakır kışı üstelik. Cinayetler, faili meçhuller, arşiv odaları, müzeler, tarihî sesler, bugünden konuşanlar...

Abdullah Aren Çelik, Ahmet Boz kadar yaralı bir karakter üzerinden, çarpıcı bir kent alegorisi kuruyor. Buna kayıtsız kalmak, bu “kan”ı duymamak epey güç.

₺21,75
₺29,00

Madam Floridis Dönmeyebilir

 

Bu kitabın adını, beklemediğim bir zamanda, bir yolculuğa çıkarken buldum. Bir kış gecesiydi. Beni İstanbul’dan Ankara’ya götürecek otobüsteydim. Hareket saatini bekliyordum. Otobüse o anda, ellilerinde, çok şık giyinmiş bir adam bindi, arkamdaki koltuğa oturdu. Muavin çocuk, herkesin yerini alıp almadığını öğrenmek için geldi sonra. Adama, elindeki listeye bakarak, yanındaki boş koltuğu gösterip birini bekleyip beklemediğini sordu. Adam kısa bir süre tepkisiz kaldıktan sonra, çocuğa, üzgün bir sesle, 
“O arkadaş gelmeyebilir... Biz gidelim...” dedi.

Büyünün başladığı andı o an. O adamın hikâyesini o gün bugündür bulamadım. O adamın kimi, ne için beklediğini de öğrenemedim elbet, o otobüse hangi duygularla bindiğini de... Ama bu sözler, bana bir yerlerde, birilerinin dönüşünü beklediğimizi hep hatırlattı. Bu kitabı biraz da o insanlar için yazdım.

₺15,75
₺21,00

Plasenta

 

şiir çıplak bırakır
yoksa nasıl duyulur dünyanın teni
sarmaşıklara,kırbitkilerine dolanıyorum
bu, size görünmeye  yeter
kuşlardan öğreniyorum konuşmayı yeniden
sindirim en hassas yeri sistemin
gaga, yutak, kursak ve taşlık
çamurlu sözcükler kusuyorum sürekli
siklon B, kansız ölüm
ağaçlar yeşerirken ölmeye yürüyenler vardı
alacakaranlıkla doluyordu dolmaz sandığım boşluk
tekildir, kolektif hatırlamaz hafıza
özne miyim nesnesi mi kimin
sesimi bozuyor bu iç çatışma

 

₺11,25
₺15,00

Neredeyse Hiç Hatırlamıyor

 

“Amerikan edebiyatının sessiz devlerinden biri” olarak nitelenen Lydia Davis’in elli bir öyküsünden oluşan Neredeyse Hiç Hatırlamıyor, gerçekliğin doğasını, insan duygularının anlamını sorguluyor. Davis yalnız evliliklerden, bitmekte olan aşkların yavaş işkencesinden, insanın başka biri olmaya duyduğu arzudan, geçmişin olmadığı sonsuz bir şimdiden bahsederken, insan ilişkilerinin zorluklarını ve diyaloğun sınırlarını derin bir zekâ ve empatiyle anlıyor. 

Davis’in dille oynama biçimiyle düzyazı şiirleri anımsatan bu yakınlık ve umutsuzluk öyküleri, çıkmanın tek yolu tekrar tekrar derinliklerine inmek olan bir labirent gibi sizi içine çekecek. Sonunda çıktığınızdaysa kendinizi belki daha yalnız ama daha az “deli” hissedeceksiniz.

“Neredeyse Hiç Hatırlamıyor, aşkın bir eser. Aynı zamanda 
hem fantastik bir orman hem de gerçek dünya.” 
Brian Lennon

“Esprili ve yaratıcı bir içgörüye sahip. 
Neredeyse Hiç Hatırlamıyor insan hayatının tuhaf 
bir biçimde trajikomik tarafını yakalıyor.” 
Paula Friedman, Washington Post

“Son derece şiirsel ve kesinlikle unutulmaz.” 
Liam Callanan, N.Y. Times Book Review

₺15,00
₺20,00

Hasta Olmaya Dair Hasta Odalarından Notlar

 

 
“Düşününce hastalık denen illetin ne kadar yaygın olduğunu, ne muazzam bir ruhsal değişime yol açtığını, sağlığın ışıkları söndüğünde, ancak o zaman açığa çıkan keşfedilmemiş ülkelerin nasıl da insanı hayrete düşürdüğünü, hafif bir grip nöbetiyle ruhta ne harabeler ve çöllerin gözler önüne serildiğini; işte bunu düşününce, hastalığın aşkla, savaşla ve hasetle birlikte edebiyatın ana temaları arasında yerini almamış olması garip geliyor doğrusu.”  Virginia Woolf
 
            Virginia Woolf’un Hasta Olmaya Dair adlı metniyle annesi Julia Stephen’ın Hasta Odalarından Notlar’ını bir araya getiren bu kitap, edebiyat tarihinde ilk kez, bu iki önemli figürün benzersiz yazınsal diyaloğunu gözler önüne seriyor; farklı deneyimlere sahip iki kadının “hastalık” üzerine düşüncelerini yansıtıyor. 
            
Julia Stephen, hayırseverliğiyle ve Ön-Raffaeloculuk sanat akımına model olarak katılmasını sağlayan çarpıcı güzelliğiyle tanınan bir kadın. Viktorya döneminin ünlü fotoğrafçılarından Julia Margaret Cameron’ın yeğeni. Hayatının önemli bir kısmında başkalarına bakmak; aynı evde, iki evliliğinden olan toplam 7 çocuk, depresyona yakalanan eşi ve yanı sıra ölümlerine kadar kendi anne-babasıyla ilgilenmek zorunda kalan Stephen, Londra ve civarındaki hastaneleri ziyaret eder ve 1883 yılında Hasta Odalarından Notlar adlı kitabı yayınlatır. Stephen, 1895 yılında, kızı Virginia 13 yaşındayken hayata veda eder.
          
  Stephen zaman zaman ironik bir dille, hastalığa, yardımseverin perspektifinden bakarken; Woolf, bu etkileyici ve cüretkâr denemesinde, acıyı betimlemek için yeni bir dil icat etmemiz gerekir diyerek, hastalıkla ilgili tabulara değiniyor ve dünya ile ilişkimizi yeniden gözden geçirmemiz için bunun bir fırsat olduğunu dile getiriyor. 

₺12,00
₺16,00

Deniz Duası

 

   "Ah nasıl yakarıyorum denize bunu bilmesi için.”
Uçurtma Avcısı, Bin Muhteşem Güneş, Ve Dağlar Yankılandı romanları ile tüm dünyada milyonlar tarafından okunmayı sürdüren Khaled Hosseini’den olağanüstü bir ağıt!
Hosseini’nin, 2015 yılının Eylül ayında, Avrupa’da güvenli bir yere ulaşmaya çalışırken Akdeniz’de boğulan ve cansız cesedi kıyıya vuran üç yaşındaki Suriyeli mülteci Aylan Kurdi’nin hikâyesinden esinlenerek kaleme aldığı Deniz Duası, mülteci sorununa son derece çarpıcı bir bakış getiriyor. 
 Suriyeli bir babanın, sonu belirsiz bir yolculuğa çıkmadan önce, oğluna yazdığı bir mektup şeklinde tasarlanmış olan metin, savaştan ve zulümden kaçarken denizlerde kaybolan binlerce mülteciye adanmış.
 Deniz Duası’nın tüm gelirini, iyi niyet elçisi olarak görev aldığı Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve Khaled Hosseini Foundation’a aktaran Hosseini, (UNHCR) mülteci kamplarını ziyaret etmeye, çeşitli platformlarda bu sorunu dile getirmeye ve bağış toplamaya devam ediyor. 
"Ama o hayat, o dönem şimdi bana bile sahte geliyor, unutulup gitmiş bir söylenti gibi."

₺12,75
₺17,00

Sinek Valesi Nizamettin

 

Fantastik edebiyatın kraliçesi Nazlı Eray,
Sinek Valesi Nizamettin’de okurun kulağına şöyle fısıldıyor: “Acı dünya, içindeyim. Gözlerim kör. Yüreğim projektör.”

Kahire Saint Simon Mağarası’nda çılgın piyanist David Helfgott’un cinlere verdiği bir konserle başlayan roman, jürinin Cristiano Ronaldo ve Neymar Jr. olduğu bir “Yaşım Kaç?” programı, programda birtakım yaşlı kadınların bu gözde erkekler tarafından hırpalanmaları, kendilerini büsbütün yaşlı hissetmeleri, programın sonsuz coşkusu, Beşiktaş’taki Mehmet Hüdai Efendi Türbesi’nin avlusunda beliriveren sevgili varlık Nalan ve kısıtlanmış bir iletişim.
Nalan’ı içinin bir boyutunda ve beyninde barındıran yaşlı kadın Mebrure, dünya haritası üstünde çok renkli ve çılgın bir anı yelpazesi, Sultanahmet’teki otoparktaki sinek valesi Nizamettin, aşık olduğu Rihanna ve lokması döküldükten sonra ulaştığı Nizamettin Adası; bir ölüden geriye kalan anı ve eşya yığını.
Helvan karılmış, duan okunmuş bile olsa ölmemiş olabilir misin? Nizamettin’in çelişkisi.
Ziraat’e para yatırınca insan yaşını gence fiksleyen Medyum Meziyet.
Ronaldo ile Roma’da dizdize yemekler…

₺17,25
₺23,00

Amerikan Gotiği

 

“William Gaddis benim edebi kahramanımdır.”
JONATHAN FRANZEN

20. yüzyıl edebiyatının en etkileyici isimlerinden biri olan William Gaddis, aralarında Thomas Pynchon, Robert Coover, John Barth ve William Gass’in de bulunduğu Amerikan Postmodernizmi’nin öncülerinden.
İlk romanı Recognitions’la büyük yankı uyandıran, iki kez National Book Ödülü’ne layık görülen Gaddis’in başyapıtlarından Amerikan Gotiği, tamamen tek bir mekânda, kitaba da adını veren “marangoz gotiği” (Carpenter Gothic) estetiğiyle inşa edilmiş, Amerika’ya özgü dışı gösterişli ama içi kof ve kullanışsız bir evde geçiyor. İlerledikçe Poe ve Hawthorne’dan tanıdığımız gotik bir atmosfere bürünen roman, okuru pasif gözlemci konumundan çıkartarak, başroldeki evin odalarında, yazarın çarpıcı ifade biçimlerinin ve sıradışı karakterlerinin arasında bizzat dolaşmaya zorluyor.
Gaddis, görkemli bir dinamizmle ve hiç vazgeçmediği ironisiyle kurguladığı diyaloglarla, sömürgecilik tarihinden, CIA ve misyonerlik ilişkisine uzanan geniş konu yelpazesini adeta bir virtüoz gibi işleyerek, Amerikan rüyasının altını üstüne getiriyor.

“Romanda aykırı bir dönüm noktası. Gaddis’in Amerikan edebiyatına inşa ettiği gösterişli, dâhice ve cüretkâr Gotik malikâneden yükselen yeni bir kule.”
NEW YORK TIMES BOOK REVIEW

₺24,75
₺33,00

T.S. Eliot Bütün Şiirleri

 

“Eliot’ın şiirleri beni çağımızın diğer  şairlerinden daha çok etkilemiştir.”
EZRA POUND
 
“Eliot’ın Çorak Ülke’sini okuyanlar, şiiri  ‘dünyada tamamen yalnız olmanın dehşetini fark etmiş’  bir halde bitirirler.” Virgina Woolf

“Eliot, geleneğini, Avrupa’da, Fransız Simgecilerinde ve kendisine çok şey borçlu olduğu Jules Laforgue’da, İngiliz Elizabeth ve James Çağı oyun yazarlarında, metafiziksel şairlerde, Akdeniz’de ve Dante’de bulur. Dinsel sezgisi, kendisinin ötesinde ve üstünde bir şeye bağlanma konusundaki bilinçli kararı ve duyarlığının şaşırtıcı yoğunluğu ile düzeni eksiksiz bir eser yaratmaya yönelir. Duyan, düşünen, kendisiyle savaşan ve sanatına 
büyük bir disiplinle, neredeyse gizemli bir yoğunlukla bağlanan eşsiz bir şair örneğidir.”
YORGO SEFERİS
 
“Eliot’ın yapıtı, kendisini daha itidalli, daha şaşkın,  daha alçakgönüllü olarak görmekten şaşkına dönmüş bir  kitle karşısında her geçen yıl daha da büyük bir önem 
kazanmaya devam ediyor.”
 TED HUGHES

“Eliot hakkında kapsamlı bir bilgi, çağdaş edebiyatla ilgilenen herkes için zorunludur. Sevilmesi ya da sevilmemesinin önemi yoktur, mutlaka okumalıdır.”
Northrop Frye

₺31,50
₺42,00

Okurunun Yazarı

 

Okurunun Yazarı, Adalet Ağaoğlu’nun yapıtları arasında bir gezinti. 
Sefa Kaplan’ın hazırladığı Okurunun Yazarı, yazarın kalem oynattığı tüm türleri kapsayan bir seçki ortaya koyarak Adalet Ağaoğlu edebiyatına parlak bir ışık tutuyor. Romanları, hikâyeleri, denemeleri, oyunları hatta şiirlerinden seçilmiş örnekleri bir araya getirirken edebiyatımızın en güçlü kalemlerinden birinin edebî yolculuğunu izleme fırsatı veriyor. 
Okurunun Yazarı hem yazarın yakın takipçilerine hem yeni başlayanlara bir kılavuz niteliğinde. 

₺29,25
₺39,00

The Flock

Try Them As Gold - Çok Satan "Kavim" Romanının İngilizcesi

 

A man killed by a knife with a cross-shaped hilt.
 
A Bible with passages stained by a man’s blood. A journey into the depths of this land, from Istanbul to Anatolia, into the ancient temples of ancient faiths. A journey into Christianity’s roots in Anatolia and a paean to the vanishing cultures of a land that was once home to ancient tribes… The Assyrians, the Nusayris, the Greeks, Turks, Kurds and other peoples that turned this land into a country. A spellbinding novel that explores the rich tapestry of cultures that make up this country.
 
A nasal-burning odor woke him. He knew this smell. The smell of a church that had remained shut for years. Of oil lamps, crumbling stone, corroded marble, rotting wood, tattered pages and moldering corpses. He should have been horrified but he just gazed around. He glimpsed a gently stirring black figure. A formless, vague shape... A jet-black silhouette... He smiled at it.
 
“Mor Gabriel,” he murmured. The figure drew closer, and as it approached, it assumed human form. A person in black. A person who came up to him and whispered in his ear: “Do you know me?”
 
“Mor Gabriel,” he murmured again. As the name Mor Gabriel spilled from his mouth, he heard music: Liturgical music coming from deep, deep within. A mumble of recurring passion in a language he didn't know, the rhyme of a person in raptures.  Just then he noticed the cross. A cross of silver. As he tried to discern whether the man carried it in his hand or on his chest, a flash of light split the emptiness in two. He felt a stab of pain. The light flashed again, the pain disappeared and relief spread throughout his entire body.”

₺33,75
₺45,00

Susan Sontag Entelektüel Bir Roman

 

         20. yüzyılın en etkili düşünürlerinden Susan Sontag’ın (1933-2004) ilk ve en geniş kapsamlı biyografisi, ihtişamlı ve mücadelelerle dolu renkli bir yaşamı anlatıyor. 
Biyografi, daha çok eleştirmen ve yazar olarak bilinen Sontag’ın film yapımcılığı, tiyatro yönetmenliği, oyun yazarlığı gibi bilinmeyen yönlerine de ışık tutuyor. 
          1960’lardan itibaren Amerikan edebiyat ve sanat çevresinde ikon haline gelen Sontag’ın, Andy Warhol’danPatti Smith’e, William Burroughs’danIsabelleHupert’e uzanan geniş çevresiyle kurduğu çalkantılı ilişkiler, kültür ve siyaset dünyasındaki toplumsal dönüşümler çerçevesinde ele alınıyor. 
Daniel Schreiber’in Almanya’da ve Amerika’da büyük övgüler alan çalışması, Yugoslavya Savaşı’nın tam ortasında Saraybosna’ya giderek Godot’yuBeklerken’i sahneleyen Sontag’ınaktivist ve kışkırtıcı kişiliğini başarıyla yansıtıyor. 
           Okullarda ders kitabı olarak okutulan Fotoğraf Üzerine, hastalık kavramına başka bir açıdan bakmamızı sağlayan Bir Metafor Olarak Hastalık gibi artık klasikleşmiş denemelerinin yanında avangard romanları, filmleri ve tiyatro eserleri olan Sontag’ın Arizona çöllerindeki zorlu çocukluğundan başlayan Schreiber, unutulmaz bir kadının görkemli yaşamını gözler önüne seriyor. 

“Her yüzyılın en fazla birkaç yıldızı vardır. Susan Sontag bu yıldızlardan biridir. Onun yaşamını ve yapıtlarını keşfe çıkan bu biyografi, onun korkusuz ve olağanüstü zihnini anlamamızı içini büyük bir fırsat sunuyor.” Marina Abramovic

“Entelektüel bir yıldızın duyarlı ve zeki bir biyografisi.” KirkusReviews

“Modern tarihin en önemli ve en karmaşık zihinlerinden birini anlatmak çok zor bir iş. Sontag biyografisiyle Daniel Schreiberbunun üstesinden başarıyla geliyor; Sontag’ın kendine özgü ruhunu, onun entelektüel açıdan korkusuzluğunu, edebi ve insani duyarlılığını çarpıcı biçimde vurguluyor.” Maria Popova- Brain Pickings. 

“Sontag’ın yaşamı ve yapıtlarına giriş için en iyi kaynak.” SüddeutscheZeitung

“New Yorklu entelektüelin çarpıcı yaşamının olağanüstü tasviri.” FrankfurterAllgemeineSonntagszeitung

₺27,75
₺37,00

Nora Webster

 

"Son derece zengin ayrıntıları var. Toibin’in zarif ritmi güzellik dolu anlarla taçlanıyor."
The New Yorker

İrlanda’da küçük bir kasabada yaşayan Nora Webster kırk yaşında, dört çocukla dul kalır. Yalnızca hayatının aşkı değil, aynı zamanda onu herkesin herkesi tanıdığı boğucu kasaba yaşamından koruyan bir kalkan olan kocasını kaybeden Nora, hem kendi acısıyla baş etmek hem de çocuklarının ihtiyaçlarıyla tek başına ilgilenmek zorundadır. İçine kapanık Nora kaçınmaya
çalıştığı insanlardan gelen beklenmedik desteklerle önünde yeni kapılar açıldığını görecektir.
Hayat her şeye rağmen devam eder.
Çağdaş edebiyatın en önemli yazarlarından biri
olan Colm Tóibín, çok katmanlı bir roman olan
Nora Webster’da aile ilişkilerinin, önemsiz görünen değerli inceliklerin ve zorlu bir yas sürecinin son derece gerçekçi bir portresini sunuyor. Tóibín sıradan hayatların gizli şiirini yakalarken edebiyat tarihinin en güçlü kadın karakterlerinden birini de yaratmayı başarıyor. Nora Webster; Emma Bovary, Anna Karenina, Hedda Gabler gibi unutulmaz karakterlerin
geleneğine ait, derinlikli bir kadın figürü.

Bu sessiz, yürek burkucu romanın sakin
yüzeyinin altında insan ruhunun çalkantıları gizli.
Tóibín, Henry James’ten çok şey öğrenmiş.

₺27,75
₺37,00

Umut (Midi Boy)

 

 Osmanlı’nın gözdesi Bosna bir imza ile elden çıkarken,
Kulin ailesi Bosna'dan İstanbul'a göç ediyor, çöken imparatorluğun son maliye nazırı Ahmet Reşat sürgüne gidiyordu.
Sabahat ile Aram'ın aşkı ise tehcir olaylarının acısına yenik düşmeyecekti.
Yeni bir cumhuriyet, yeni bir şehir ve yeni bir yuva kurulurken hayat hep akan bir suydu Sitare, Muhittin ve herkes için...
Savaşlar, yıkımlar, sürgünlerin ardından Umut geliyor. Umut "Hayat Akan Bir Sudur"'da Kulin, Veda ile başladığı Osmanlı ailelerinin yaşamına, bu kez de Cumhuriyetin yeni kurulmakta olduğu sancılı yıllarda tanıklık ediyor. Akıp gitmekte olan günlük hayat derinden değişmekte, bu değişim aşklara, dostluklara, aile ilişkilerine, her şeye yansımaktadır.
Ayşe Kulin, bir kez daha okurlarına ellerinden bırakamayacakları, okuyup bitirdikten sonra anılarına katacakları bir armağan sunuyor.   

₺11,18
₺14,90

Çıplak ve Ölü

 

“Çıplak ve Ölü’yü hâlâ seviyorum. Meziyetleri de kusurları da var, ama aynı zamanda arındıran, hatta canlandıran bir Tolstoycu şefkat dokunuşuna sahip ve bu sayede, ara sıra dönüp birkaç sayfa okuduğumda hepimiz için umutlanmamı sağlıyor. Öyleyse izninizle, tüm sayfalarını okuyacak birinin orada fazlasıyla umut bulacağını varsayacağım.”
NORMAN MAILER

Pulitzer ve Légion d’Honneur ödüllü ABD’li romancı Norman Mailer’ın, uçak mühendisi olmak için girdiği Harvard Üniversitesi’nde okurken askere alınarak cepheye gönderilmesinin ardından 25 yaşında kaleme aldığı ilk romanı Çıplak ve Ölü “İkinci Dünya Savaşı’nı anlatan en iyi roman, belki de tüm savaşları anlatan en iyi roman” olarak değerlendiriliyor. 
Mailer, Pasifik Cephesi’nde, Japonların elindeki Anapopei adasına yapılan çıkarma sırasında Amerikan askerlerinin yaşadığı büyük korkuları ve acıları anlatırken, savaşın boşunalığının altını çizer. Askerlerin canları pahasına gönderildiği bu adanın aslında stratejik bir önemi yoktur; âdeta ölmeye gönderilmişlerdir. Ustaca kurgulanmış ve son derece gerçekçi bir dille yazılmış roman, savaşın topyekûn felaket olduğunu gösterir. Her biri ayrı bir romanın kahramanı olacak derinlikte işlenmiş karakterlerin içindeki umut ise onların ölüm makineleri değil, insan olduklarını hatırlatır. Tüm dünyada en çok okunan savaş romanlarının başında gelen Çıplak ve Ölü, cepheden sağ dönebilmiş bir yazarın savaş karşıtı güçlü manifestosudur.

“İşte acımasız, tedirgin edici, yer yer sinirlendirici ama unutulmaz bir kitap. Çıplak ve Ölü savaşın korkunçluğunu veriyor yalnızca. Çünkü dehşetini, gereksizliğini ve boşluğunu göstermeden savaştan gerçekçi olarak söz etmek olanaksızdır.
Bazı Amerikalı eleştirmenler, Çıplak ve Ölü için ‘gerçekçi bir kâbus’ dediler. Hayır, yanıtını verdi yazar: Bir simge.”
ANDRÉ MAUROIS

₺47,25
₺63,00

Uçurtma Avcısı (Midi Boy)

 

Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk... Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.
Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.
Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları... Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.
Uçurtma Avcısı'nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü...

₺11,18
₺14,90

Sevdalinka (Midi Boy)

 

Aynı ırktan, kim bilir belki de aynı soydan geliyorlardı. Aynı yaşlarda, aynı boylardaydılar. Aynı kadını sevmişlerdi. Ataları aynı tanrıya ayrı yollardan ulaşmak istedikleri için, biri Boşnak diğeri Hırvat’tı. Bunu kendileri seçmemişlerdi, savaşmayı ve kaderlerini de seçmedikleri gibi. Ve ambulanstaki çocuğu kurtarmanın dışında, beklentileri yoktu yarın için.

Yarınlar, kurşun, havan topu ve bombaydı, kandı. Ama her ikisi de farkına bile varmadan ‘daha güzel günleri’ bekliyorlardı. İnsanlar, değişik inançlarla ve hırslarıyla ne kadar karıştırırlarsa karıştırsınlar, kana, acıya, şiddete bulaştırsınlar, bu muhteşem dünyayı, yaşam bir umuttu sonuçta. Hiç bitmeyen bir umuttu.

Dünya tarihinin en acımasız soykırımlarından Bosna’da, bir kadın gazetecinin hayatla hesaplaşması...

₺11,18
₺14,90

TAŞ BİNA VE DİĞERLERİ

BİR KEZ DAHA

BİR DELİNİN GÜNCESİ

KABUK ADAM

KIRMIZI PELERİNLİ KENT

MUCUZEVİ MANDARİN

₺99,00

Eskici ve Oğulları (Midi Boy)

 

Türk edebiyatının büyük ustası Orhan Kemal, en yetkin kitaplarından biri olan Eskici ve Oğulları’nda ekonomik koşulların nasıl da aile bağlarını zorladığını ele alıyor. Edebiyatımızda her zaman emeğin, umudun, aydınlığın yanında tavır almış olan Orhan Kemal, insan eliyle kurulan çarpık düzenin nasıl da insanın kendini yozlaştırdığını en iyi dile getiren yazarlarımızdan biri. Eskici ve Oğullan, ekonomik zorluklar nedeniyle çözülmenin eşiğine gelmiş aile ilişkilerini tüm canlılığıyla gözler önüne seriyor.
Orhan Kemal'in kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz bırakır, okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve iyimserliği yeniden kazanmamız için yol gösterir bize. Edebiyatımızın en değerli ustalarından biri olan Orhan Kemal'in kitaplarını yayımlamaktan onur duyuyoruz.

₺11,18
₺14,90

Poz

 

Banu Özyürek, çok ilgi çeken ilk kitabı Bir Günü Bitirme Sanatı ile kuşağının güçlü temsilcilerinden, gür seslerinden biri oldu. İkinci kitabı Poz, etki alanını genişletiyor.
Daha gözü pek, daha müdanasız, daha sert metinler.
Bir yandan mırıl mırıl konuştuğunu sandığımız karakterler, öte yandan bize karanlık taraflarımızı gösteren, hatırlatan kahramanlar. İlk kitabından aşina olduğumuz karşıtlıklarla beraber:
Safdil bir hüzün, neşeli alınganlık...
“Kalk. Ayağa kalk. Kendime böyle emir veriyorum. Yürü. İleri yürü. Çök. Kalk. Çök sırtını dik tutarak, kalk. Unutmak için sürekli bunları yap. Ya da benzerlerini yap. Yemek ye şimdi, diyorum. İçini doldur. Midenden göğsüne, hani o boşluğu hissettiğin yere bir kanal vardır da yediklerinden vitaminler, iyilikler, güçler kuvvetler, tahayyüller ve teselliler, orayı doldurabilecek herhangi bir şeyler, umutlar ve proteinler, toz olur uçuşur boşluğuna doluşur, bir de bakmışsın sofradan kalkarken artık, o var. Var olmasa bile yokluğu yok en azından.”
Kentlilerin de hakiki dertleri, tasaları, neşeleri, acıları vardır. Özyürek, işte buradan konuşuyor.
Poz, edebiyatımızın taptaze özgün seslerinden birinden, müthiş bir jest!

₺12,75
₺17,00

Erkekler Kitabı

 

Erkekler Kitabı, Esquire dergisi ve dünyanın dört bir yanından insan hikâyeleri toplayarak köprüler kurmayı hedefleyen Narrative 4 organizasyonunun projesi kapsamında oluşturulan seksen yazarlı bir Colum McCann seçkisi. 
Aralarında John Berger, Salman Rushdie, 
Geoff Dyer ve Khaled Hosseini gibi isimlerin de bulunduğu yazarlar erkekliğin kaygan zemininde dolaşıyor ve erkek olmanın ne anlama geldiği üzerine düşünüyor. 

Bazı erkekler öğrenirken bazıları gerekli dersleri alamıyor, bazıları başarılı bazıları yenilmiş, bazıları yolunu kaybetmiş bazılarıysa nereye varmak istediğini iyi biliyor… 
Bu metinler yalnızca erkeklik ve nasıl erkek olunur hakkında değil, aynı zamanda bütün karmaşıklığı, belirsizliği, 
hataları ve güzelliğiyle insan olmak hakkında. 

Farklı kökenlere ve tarzlara sahip yazarların bir araya 
geldiği Erkekler Kitabı, “bir erkeği erkek yapan nedir” 
sorusuna çok sesli bir yanıt niteliğinde.

₺23,25
₺31,00

Geçen Yüzyılın Ortasında Çocukluk Nesneleri

 

Serhan Ada, Geçen Yüzyılın Ortasında Çocukluk Nesneleri’ni yazmaya, Walter Benjamin’in Bin Dokuz Yüzlerin Başında Berlin’de Çocukluk’unu Berlin’de okurken karar veriyor. Bir (çoklu) çarpışma gerçekleşiyor bir anda. Hemen bir giriş yazıyor deftere. “İzmir’deki çocukluğun elli yıl önceki nesnelerini yazma” düşüncesinin cazibesi bir anda sökün eden geçmiş okumalarla; her an tetikte bekleyen nostalji kapanı belleğin delik-deşik, parçalı işleyişiyle; şeylerin öyle kolayına hizaya gelmez, ele geçirilemez niteliği eşyanın tabiatının eskizini çıkarma, çocuğun belleğinde izlerin peşine düşme arzusuyla çarpışıyor.

Yitik zamanın şeylerini, Proust’un yaptığı gibi, tel tel toplayıp “kâğıt üzerinde” yeniden kurmak değilse amaçlanan, nesneleri oldukları halde yakalayıvermek, bugünün düşünce dili ile geçmişteki çocuğun gözlerine yaklaşmak, belleğin oyunlarına kendini bırakıvermek zor iş, hatta imkânsız. Serhan Ada, tam da bunu gerçekleştirmeye girişiyor burada, yazan özne ile yaşanmış nesne (çocukluk ile ona dair bellekteki her şey) arasında fasılasız bir zoom-geniş açı gidiş-gelişi.

Proust’tan, Benjamin’den, hatta Ponge’un “le parti pris des choses”undan el alan, son derece özgün bir metin, sıradışı bir bellek kaydı!

“Bazı izleri, ayrıntıları, durduklarını sandığım yerde buldum. Öylece duruyorlardı. Ben onları, renkleri, malzemeyi, ışığı, sesi alıp yazıya geçirmesem belki de öylece durmaya devam edeceklerdi. Bu işi yaparken izlerin doğru olup olmadığıyla ilgilenmedim. Başka kaynaklara başvurup sağlama yapmaya kalkmadım. Bulmak, bulabilmek bana yetti. Ne bulduysam aldım ve yazıya koydum. Belleğin oyununu bozmak istemedim. Bellekte kalanların o eksik, belirsiz, bulutsu hallerini korumak istedim.”

₺14,25
₺19,00

Umut, Kendi Enkazından

 

Lacivert Taşından Tabletler ile 2006 yılında Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’nü kazanan Armağan Ekici, denemelerinin bu ikinci cildinde 2015-2018 arasındaki yazılarını derliyor. Homeros, Shelley ve Ambrose Bierce’dan başlayıp, Lewis Carroll, James Joyce, Flann O’Brien, Ahmet Hamdi Tanpınar, Antonin Artaud, Nikos Kazancakis, Behçet Necatigil, Oktay Rifat, Enis Batur üzerinden edebiyatın bugünün dünyasıyla bağlantılarını arıyor, çeviri meseleleri üzerine okurla birlikte düşünüyor.

“Bazen, yakın arkadaşlarımın bana (hayır, Joyce ile ilgisi olmayan bir konuda) ‘bu yaptığımız delilik mi?’ diye sordukları oluyor. Şimdiye kadar hep aynı cevabı verdim: “Bırak delilik olsun, akıllılardan ne hayır gördük?”
Evet: arkadaşlar, buyrun bakın, ‘akıllı’lara göre kurulmuş dünyanın hali ortada. (Beckett’ın da sevdiği ‘Dünya ve Pantalon’ fıkrasını hatırlayın.) Bıærakın akıllılar bildiklerini okusunlar; hayatımıza katılan pek çok güzellik, birilerinin delilik etmesi sayesinde ortaya çıkıyor.”

₺22,50
₺30,00

Sussam Gönül Razı Değil

 

Bu kitabı yayınlama gerekçemi, birinci bölümün girişine alınlık yaptığım George Orwell’in sözü anlatıyor en çok da.

Yurdumuzda ve geniş coğrafyamızda derin acılar çekiliyor, bir grup insan olabildiğince mutsuz, yer yer umutsuz.

Şiirse, büsbütün kimsesiz ve Eflatun’un ülkesinden kovulduğundan bu yana, hâlâ kovulmakta hayattan ve hâlâ sahipsiz, yapayalnız!

Söz, etkisini neredeyse yitirmiş durumda. Aynı dili konuştuğumuzu söylüyor kimileri, fakat hiç kimse bir diğerini anlamıyor. Herkesin birbirine “anlatabildim mi?” diye sormasının gerekçesi bu olmalı.

Bütün bu olumsuzluklar ve kamplaşma içerisinde yazılar yazmayı, şiirler sezdirmeyi sürdürüyoruz elbette, çünkü yazmak ve sezdirmek varlık nedenimiz bir yanıyla da.

Bu kitaptaki yazılar; Sol ve Yurt Gazeteleri, ABC Gazetesi ve kimi dergilerde yayınladığım yazılardan seçilerek, yeniden düzenlenmiş ve elinizdeki kitabı oluşturmuştur.

Bu kitap; bir umudu yeniden çağırmak ve çoğaltmak için yayınlansa da, Fuzuli’nin 1500’lerde söylediği “Söylesem Tesiri Yok, Sussam gönül Razı Değil” sözüne yaslanmış ve bu sözdeki derinliği anlayarak kendine ad yapmıştır.

Tuğrul Keskin  

₺17,25
₺23,00

Bilmek İstemediğim Şeyler

 

Bilmek İstemediğim Şeyler, George Orwell’in 1946 tarihli Neden Yazıyorum? adlı denemesine, çağdaş edebiyatın ödüllü yazarlarından Deborah Levy’nin verdiği feminist bir cevap. Levy çıkış noktası olarak Orwell’in yazma nedenlerini alsa da, apartheid Güney Afrika’sında geçen çocukluğu, İngiltere’ye göçtüğü gençlik yılları ve her şeyi bırakıp İspanya’ya kaçtığı orta yaş krizini ender bir içtenlikle anlatırken bambaşka bir üslup ve bakış açısı yakalıyor.
Metin otobiyografik bir anlatı olsa dacinsiyet rolleri, annelik, göçmenlik gibi kavramlar üzerine düşünürken evrenselleşiyor. Levy kadın yazar olma deneyiminin erkek bir yazarınkinden farkını açıklarken Simone de Beauvoir, Marguerite Duras, Sylvia Plath ve Virginia Woolf gibi öncü feminist yazarları selamlamayı da unutmuyor.
Bilmek İstemediğim Şeyler kendi sesini bulmak ve yüksek sesle konuşmayı öğrenmek üzerine.

“Bilmek İstemediğim Şeyler, George Orwell'in denemesine bir cevap ama aynı zamanda Kendine Ait Bir Oda’nın güncel bir yorumu da. Virginia Woolf’un ünlü denemesi gibi bu da önümüzdeki yıllarda sık sık alıntılanacak bir metin.”  ―TheIrish Examiner

“Bir yazarın hayatının en sıradan detaylarının bile edebi bir metinde nasıl güç kazanabileceğini gösteren capcanlı bir anlatı.” ― New York Times Book Review

₺14,25
₺19,00

Kul

 

Mercan görmezden gelinen, başkasına bağışlanacak bir dünya hayal eden, varlık çabası hayatını sürdürmekten ziyade yaşadığını fark ettirmek olan bir kahraman. Ona dünya diye sunulanları öfkeye dönüştürmesine tanık olduğumuz Mercan, mizahıyla öfkesini birleştirerek özgürleşiyor. Önce bir umut, sonra inatla çıktığı yollarda muhatap ararken kendini buluyor.
Bu roman, sadece Mercan’ın romanı değil.

Kul, Seray Şahiner edebiyatını derinleştiren, zenginleştiren, daha da çarpıcı hale getiren bir roman. Başka bir İstanbul’u görmeye cesaret eden, aidiyet duygusuna yeniden bakmamızı öneren, sınıf meselesini bambaşka bir yerden ele alan, kentsel dönüşüm adı verilen toptancılığın zararlarını ifşa eden Kul, okuyucusuyla tekrar buluşuyor.

Orhan Kemal Roman Armağanı’yla taltif edilen ve tiyatro oyunu olarak da sahnelenen Kul, Mercan’ı edebiyat tarihinin müstesna
bir yerine zarifçe yerleştiriyor.

“Buzdolabı hırıltısı ne demek? Şıp şıp damlatan musluğun sesi ne demek? Sokaklarda ilaç niyetine merhaba diyecek bir kişi bulamayıp da televizyona sığınmak ne demek? Yemeği tepside yemek ne demek? Yemekten sonra meyve soyarken yanında bir dilimini uzatacak bir insan olmaması ne demek? Yalnız insan, bilirdi bunları…”

₺15,75
₺21,00

Öte

 

Sultan Komut’tan deneyen, yanılmaktan korkmayan, yanıldığı yerleri kendi sezen, o yanılgının da edebiyata dahil olduğunu bilen öyküler. 

Öte, bir ilk kitap. İlk kitaplara dair söylenen birçok ezberi yerinden etmeye, sarsmaya aday bir ilk kitap. 

Kokulardan, peltelerden, apartmanlardan, kadınadamlardan bahseden; siyasi olmaktan çekinmeyen, bizatihi varoluşu siyasi olan kadınların konuştuğu, konuşulduğu metinler Öte’nin öyküleri. Sultan Komut, çetin bir işe girişiyor. Çok da iyi ediyor. 

“Annesi gelin olduğunda kayınvalidesinin aldığı ve babasının atılmasına asla izin vermediği, kahverengi çiçekli kanepenin yanındaki mindere baktı, yoktu. Annesi gelin olduğunda kayınvalidesinin aldığı ve babasının atılmasına asla izin vermediği kahverengi çiçekli kanepenin arkasına baktı, yoktu. Annesi gelin olduğunda kayınvalidesinin aldığı ve babasının asla izin vermediği kahverengi çiçekli kanepenin altına bakmak için eğildi, belini incitti.”

₺12,00
₺16,00

Adı Aylin (Midi Boy)

 

Aylin Radomisli Cates, 19 Ocak 1995 Perşembe günü, evinin bahçesinde, o sabah evini temizlemeye gelen hizmetçisi tarafından, kendi arabasının altında ölü bulundu. Üstünde ve etrafta nasıl öldüğüne dair hiçbir iz yoktu. Bir hırsızın saldırısına uğramış değildi. Bir katille boğuşmamıştı. Elbisesi yırtılmamış, tırnakları kırılmamıştı. Çorapları bile kaçmamıştı. Kaptıkaçtı tipi arabası, parke taşı döşeli dümdüz avluda, aklın alamayacağı bir nedenle kayarak, dört parmak yüksekliğindeki seti atlamış, meyil aşağı inmiş, ön tekerlekleri yolda, arka tekerlekleri duvara takılı durmuştu. Aylin, arabanın altına çaprazlamasına girmiş, sırtüstü yatıyordu. Üstünde abiye bir gri döpiyes, yakasında yarım ay biçiminde bir elmas broş, parmağında tek taş yüzük vardı. Otopsi raporuna göre, iki gün önce, Salı gecesi ölmüştü.   
Türkiye’nin tartışmasız en ünlü kitaplarından biri Adı: Aylin, prenseslikten Amerikan ordusuna uzanan baş döndürücü bir hayatın romanı...  

₺11,18
₺14,90

Kambur

 

Küçük Adam Ne Oldu Sana, Herkes Tek Başına Ölür, Kurtlar Sofrasında gibi romanlarıyla tanınan 20. yüzyıl Alman edebiyatının en önemli isimlerinden Hans Fallada’nın yazdığı öyküler okurla ilk kez buluşuyor.
Fallada’nın çeşitli gazete ve dergilerde yayınladığı öyküler yıllar yılı arşivlerin karanlığına gömülmüş, ta ki 2017’de yapılan bir araştırmaya kadar… Yazarın biyografisi üzerine yeni çalışmalar yürütülürken ortaya çıkan bu öyküler, edebiyat dünyası için gerçek bir keşif! Kambur, 1920-1940 dönemi Almanya’sının bir profilini çizerken, yoksulluk ve haksızlıklara karşın ayakta kalmaya çalışan bir toplumu anlatıyor. Fallada’nın zor geçen gençlik yıllarının izlerini taşıyan bu yirmi dört öykü, yazara özgü gerçekçi, yalın ve duru anlatımla kaleme alınmış.
“Güçsüzlerin yazarı” kabul edilen Hans Fallada, yazgısını anlattığı küçük insanları bu yapıtında da anıtlaştırıyor.
“Fallada, kararlılığı ve dünyevi görüşleriyle toplum yaşamındaki çelişkileri kolayca sezme ve onları ustalıkla anlatma yeteneğine sahip bir yazardır.”
Thomas Hüetlin, DER SPIEGEL

₺18,75
₺25,00

Toplu Oyunlar (Ciltli)

 

Türk edebiyatının ustalarından Adalet Ağaoğlu, romanla¬rı kadar oyunlarıyla da büyük yankı uyandırmıştır. İlk kez tek ciltte bir araya gelen bütün oyunları, Ağaoğlu’nun Evcilik Oyunu, Çatıdaki Çatlak, Kozalar gibi klasikleşmiş metinlerinin yanı sıra daha önce Çağımızın Tellâlı adıyla kitaplaşan radyo oyunlarını da kapsıyor.
“Okuru için her yazdığı bir yürek çarpıntısıdır. Beğenilmenin tuzağından hep kaçar, konusuyla yeniliğin ve her yenilikçinin başaramadığı mükemmeliyetçiliğin de temsilcisidir.”
Doğan Hızlan
“Adalet Ağaoğlu ayrıntı ustasıdır. Oyunlarında sarsıcı büyük olaylardan çok, küçük çatışmaları içeren durumlara yer verir.
Bu durumları yaşayan kişinin duygu ve düşünce ayrıntılarını seyirciye ustalıkla iletir.”
Sevda Şener
“Adalet Ağaoğlu’nu durmadan okurum.
Yeni yeni şeyler keşfederim onda.”
Yıldız Kenter

₺60,00
₺80,00

Antabus

 

Leyla’yı çok iyi tanıyoruz. Sadece gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinden değil; kendimizden, ailemizden, yakın çevremizden, komşularımızdan... Leyla, başına buyruk olmasının önüne engeller konularak tek başına bırakılmış... Antabus, Leyla ile birlikte, 
ona bakıp görmezden gelenleri de anlatıyor. 

Seray Şahiner, Antabus romanında bir “iç sesler” geçidiyle baş başa bırakıyor okuru. Susturulduğu için kendi kendine konuşan kadınların romanı bu. Bu kadarla kalmıyor elbette; roman, bu kadarla kalmadığı yerde başlıyor. Leyla sesini tekrar fark ediyor, 
o sesi buluyor ve nihayet yükseltiyor.

Antabus şimdiden, Şahiner’in kaleminden edebiyat tarihine müthiş parlak bir metin olarak geçti. Tekrar tekrar yayınlandı, tiyatro oyunu olarak sahnelendi, hakkında çok konuşuldu, çok yazıldı...  
Şimdi bir kez daha Antabus zamanı. 

“Mesela ben dayak yedim diye karakola gitsem, biriniz şahitliğe gelmezsiniz, niye? E aile meselesi ne olsa, yarın öbür gün ben kocamla iyi olurum, hatta size, ‘Sana ne be, kocam değil mi döver de sever de,’ bile derim de, siz kötü olursunuz di mi? 

Siz karışmazsınız. Bana üzülürsünüz tabii ama taraf tutmazsınız... 
Öyle de bir tutarsınız ki: Ben zulüm çekerken susuyorsanız, kocamın tarafındasınız. Siz, erkek tarafısınız. Amaaan, benim babam bile özbeöz babamken, kız tarafı değil erkek tarafıydı. 

Size baba diyebilir miyim?!”

₺12,75
₺17,00

Ölümün Mavi Işığı

 

“İnsan sevdiğiyle karanlığını paylaştığında öyle güçlü bir ışık çıkar ki aşk doğar, ama bazen de ölüm.Bunu bilmen gerekiyor, Marie! Bu ölümcül mavi ışığı gördün!”
İsveç’in ve Kıta Avrupası’nın en önemli çağdaş yazarlarından Per Olov Enquist’in biyografi ve kurguyu harmanlayan bu romanında yazarın benzersiz üslubu, lirik bir ton ve tarihsel bir anlatı arasında mekik dokuyor. 
Enquist, iki kadının trajedisine ve kader ortaklıklarına odaklanıyor: Ünlü nörolog Charcot’nun hastası, “histerikler kraliçesi” lakaplı Blanche Wittmann ve iki Nobel ödülü sahibi bilim kadını Marie Curie. 
Bu iki sıradışı ve cesur kadının dostluğu ve aşk uğruna neleri göze aldıkları, arka planda bilim dünyasının ataerkil ahlakı sorgulanarak anlatılıyor. 

“Curie’den Blanche’a, Charcot’dan Freud’a, tarihsel figürler arasında gezinen Enquist, insanın en derin ve kadim duygularını ustalıkla işliyor.”
Die Zeit

“Büyük İsveçli yazar Enquist, aşkın her şeyi, ölümü bile aşıp aşamayacağını sorgularken, son dönem Avrupa romanının çıtasını yükseltiyor.”
The Guardian 

₺21,00
₺28,00

Hayatta Kalma Rehberi

 

Zehra Çelenk, Hayatta Kalma Rehberi ile insan ruhunun  görünmez taraflarına bakıyor. Bu bakışta yoğun bir cesaret ve derin bir edebî feraset var. Her gün gözümüzün önünde cereyan 
eden hadiselere, bir de “buradan” bakmanın oldukça şaşırtıcı sonuçlarını izliyoruz bu öykülerde.

Senaryoları ve gazete yazılarıyla geniş bir kitleye hitap eden Çelenk’in, her öyküsünde arkada mırıldanan bir roman olduğunu sezmek mümkün.

Değişen, bir daha değişen, daha da değişen hayatların ve dünyaların öyküleri bir araya geliyor burada. Zaman zaman umutsuzluğa kapılmak da kusur değildir, umut hep var diyor metinler. 
Yeni bir başlangıç için; heyecan hariç değil.

“Manzara körlüğü” diye açıklamıştı bunu ilk tanıştığımız günlerde. Denizin, ormanın, kentin manzarası gibi, insanın da manzarası gücünü zamanla kaybediyor. Birbirimizin yüzüne baka baka 
görünmez hale geliyoruz. Alışkanlığın tutarlı kaplumbağası aşkın sabırsız tavşanını daima yeniyor. 

İnsanlar ikiye ayrılır: Doğrudan kanına karışanlar, yanından su gibi akıp geçenler. O, kana zehir gibi karışan cinstendi. Güzel rüya, kesin ölüm.

₺12,75
₺17,00

Murtaza (Midi Boy)

 

İnsanı en derininden kavrayarak anlatan kalemlerin başında gelen Orhan Kemal, ölümsüz karakteri Murtaza ile Türk edebiyatına asla silinemeyecek biçimde damgasını vurmuştur. Yazıldığı günden beri defalarca filmlere, oyunlara konu olan bu karakter, insanın en çapraşık durumlarından birini kara mizahla yüklü bir dille anlatır. Otorite ile doğru kavramı arasında sıkışıp kalan, doğruculuğundan ödün vermemek için çabaladıkça daha çözümsüz durumlara düşen, bu arada gittikçe insanı anlamaktan uzaklaşıp salt ilkelerini savunan bireyin başına gelenlerin acıklı bir güldürüsüdür Murtaza'nın öyküsü. Türk edebiyatının en önemli klasiklerinden biri olan Murtaza, her okurun mutlaka okuması gereken bir kitap.
Orhan Kemal’in kitapları bir okurun hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurun dünyasında onun kadar iz bırakır, okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve aydınlığı yeniden kazanmanız için yol gösterir bize. Edebiyatımızın  en değerli ustalarından biri olan Orhan Kemal’in kitaplarını yayımlamaktan onur  duyuyoruz.

₺11,18
₺14,90

Gece Çiçeği İstanbul

 

Aldıkları biletlerle masal dünyasına giren Nazlı ve Osman’ı olağanüstü serüvenler beklemektedir! Roman kahramanı gibi arzıendam eden İstanbul, şehrin semtlerini gölgesiyle karartmış bir dev, “Hayatım roman,” diyerek yazar olup şöhrete kavuşan bir begonya, büyüyle mavi bir el sabununa çevrilen prenses, pasta evde yaşayan Kukuman Kadın, yanlışlıkla kanaryaya dönüşen Nazlı’yla Osman, kafes arkadaşları Hezarfen Ahmet Çelebi ve daha niceleri…

Kadın biletimi kesti.
“24 saat için geçerli,” dedi. “Klasik masallar. Eskiden büyükanneden dinlenen masalları kapsıyor bu bilet.”
“Başka ne var ki?” diye hayretle sordum.
Kadın bir kaşını yukarıya kaldırıp bana baktı.
“Her şey var,” dedi. “Uzay, filmleştirilmiş masallar, güncel şeyler. Ama pahalı. Hem sen daha küçüksün,” dedi bana bakarak.
Biletimi kapıp pembe kadife perdeye kadar gittim.
“Soldan. Sol taraftan gir,” diye seslendi arkamdan.
Sol taraftan, pembe kadife perdenin arasından süzüldüm.

₺17,25
₺23,00

Bin Muhteşem Güneş (Midi Boy)

 

Nereye giderseniz gidin, ülkeniz peşinizden gelir. Artık siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar. Afganistan’ın Khaled Hosseini’de yaşadığı gibi…

Bin Muhteşem Güneş, ilk romanı Uçurtma Avcısı’yla tüm dünyada inanılmaz bir başarı yakalayan Hosseini’nin ikinci romanı. Yazar bu romanında da yine doğduğu toprakları anlatıyor. Bu kez iki kadının kesişen yaşamları ve dostlukları üzerinden…

Küçük yaşta evlendirilen kızlar, çocuğu olmayan kadınlar, babaya ya da çocukluk arkadaşına duyulan, geçmişe gömülmüş aşklar… 

Khaled Hosseini, hasreti, dostluğu, aşkı ve insanlığı en iyi anlatan yazarlardan. Başarıyla kurduğu olay örgüsüyle, çıkmaz yolların nasıl düzlüklere açılabileceğini gösteren yaratıcı bir kalem.
Bin Muhteşem Güneş, kelimenin tam anlamıyla “beklenen” bir roman…

₺11,18
₺14,90

Bildiğim Bütün Kırmızılar

 

kapanmayı bir kapıdan öğrendim.
ah nasılsa insan, unutarak
söndürüyor yüzünde biriken
yağmuru diyorum ve dökülüyorum buraya.
payına düşeni alsın herkes ve kimse
bağırmasın kuyularda adımı, artık
değilim. bakmayın hâlâ kanadığıma
yazdım da demin buraya
gelmem bi’ daha masalınıza.

₺12,75
₺17,00

Başucumda Müzik (Midi Boy)

 

“Eğer, hayatımızın bir an’ına gidip orada sonsuza dek kalacaksınız deseler yalnızca iki şeyden birini seçmek isterdim. Biri, o çocukluğun bahçesindeki ağacın dalına asılı salıncakta sallanırken… Öteki, bütün hayatım boyunca en çok sevdiğim adamla öpüştüğüm ilk gün… Herkes âşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya çalışıyordu. Ama aslında bu kadar basitti işte: Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan âşıksın.”       

Sanat Yönetmeni: Yetkin Başarır

₺11,18
₺14,90

Dağda Duman Yeri Yok

 

Birîndar ve Yara Bende ile öyküdeki ustalığını romanlarında da sürdüren Abdullah Ataşçı’dan zorunlu bir göçün destansı dil ve folklorik sesle anlatıldığı bir hatırlamalar serencamı! Dağda Duman Yeri Yok, her şeyi bir trene sığdırıyor; vagonlardan dengbêjler, hüzünler, ayrılıklar ve hayatdökümleri rüzgâra karışıp yazarın hayalle gerçek arasında kurguladığı yokyerlere savruluyor. Nereye gittiğinin bir önemi yok, ne trenin ne de trendekilerin; belki de her şey bir rüya, kim bilir!

Romandaki tüm karakterler bir uykunun dehlizinde ve ölenin yaşayandan farkı yok; mezarlıklardan çıkarak mahallede dolaşan ruhlar, geçmişle bugünü eşitliyorlar. Bu romanda ses de ıslık da koku da ete kemiğe bürünüyor, onlar da hikâyeye dahiller. Kırk gün kırk gece bir türkü mahcup mahcup çalıyor; bu türküyü herkes hem can kulağıyla dinliyor hem de tüm şehir, tüm insanlar sağırlaşıyor sanki.

Dağda Duman Yeri Yok tamam da, şehir duman altında.

“Ağır ağır, sanki hiç acelesi yokmuşçasına konuştu. Neden savaştıklarından, özgürlüğün ne anlama geldiğinden, bir halkın en önemli varlığının dili olduğundan, dili yasaklanmış bir halkın zalimlere karşı ayağa kalkmasından ve daha bir sürü şeyden bahsetti. 

Yangın en azılı düşmanına saldırıyormuş gibi gittikçe yayılıyor, sağlam bulabildiği her şeyin üzerine bir kasırga gibi ilerliyor; yeşili de beyazı da büsbütün kirleterek büyüyordu. Bu, besbelli toprağın kederiydi. Çünkü doğuran da çoğaltan da, seven de, anlayan da, şefkat gösteren de topraktı. Toprağın hazin bir yenilgisiydi bu.”

₺21,00
₺28,00

Bora'nın Kitabı (Midi Boy)

 

"Yorgunum!
Önce gerçeğimi kendime kabul ettirirken yoruldum! Sonra gizlerken... Daha sonra yüzleşirken... Kendim olmaya hakkım olduğunu anladığımda... Kendimle barışırken... Gerçeğimi başkalarına kabul ettirmeye çalışırken... Benim gibi binlerce, on binlerce insanın var olduğunu öğrenirken... Yoruldum!”

Acımasız günlerin gölgesinde geçen çocukluğunun yaralarını sarmak ve geçmişini silmek için İstanbul'a gelen genç bir adam:  Bora. Tam hayatını değiştiren aşkı bulup umudu yeşerdiğinde, geçmişi yeniden karşısına çıkacak ve kendi öyküsünü anlattığı Bora’nın Kitabı onu bir girdabın içine sürükleyecek.
Gizli Anların Yolcusu'ndan tanıdığımız Bora'nın hazin öyküsüyle Ayşe Kulin, sadece genç bir adamın kişisel varoluş mücadelesini değil, bu coğrafyanın zorlu koşullarında bir insan, bir âşık, bir birey olabilmenin imkânsızlığını da anlatıyor.
Bora'nın Kitabı kabuğundan sıyrılmaya ant içmiş insanların büyük mücadelesinin romanı.

₺11,18
₺14,90
1 2 3 4 5 6 7 8 >
< style >. async - hide { opacity : 0 ! important } < /style>