“Ben, kendim ile çevremden müteşekkilim ve eğer çevremi kurtaramazsam kendimi de kurtaramam.”
Ortega y Gasset’in 1914’te, 31 yaşındayken yayımladığı kitabı Quijote Üzerine Düşün¬celer, felsefecinin daha sonra vereceği eserlerin çıkış noktasını oluşturur. Denemeler¬den oluşan bu kitabında özellikle sanat ve edebiyat alanlarındaki temel düşüncelerini ortaya koyduğu söylenebilir. Gerçekten de 1930’lardan sonra bu eserine göndermeler¬de bulunacak ve Quijote Üzerine Düşünceler, Ortega y Gasset’in düşüncesinin anlaşıl¬masında elzem bir eser niteliği kazanacaktır.
₺11,20KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

Menon Sokrates’e “Bana anlatmalısın, erdem öğretilebilir mi?” der ve ünlü felsefe tarihçisi Diogenes Laertios’un “Erdem Üzerine” ifadesiyle tanımladığı diyalog başlar. Erdemin tanımı araştırılır, yapısı soruşturulur. İnsanın doğası gereği sahip olduğu bir şey midir yoksa uygulayıp öğrenilen bir niteliği mi vardır?

Sadece içeriği değil yöntemi ve bağlamıyla da Batı Felsefesinin en önemli metinlerinden biri olan Menon, hem felsefi hem filolojik titizlikle yapılan bir tercüme ile, Yunanca-Türkçe biçiminde okura sunuluyor.

₺12,00KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Çağdaş Fransız felsefesinin önemli düşünürlerinden Jacob Rogozinski’nin bu eseri 20. yüzyılın en verimli tartışmalarından olan ben meselesine yeni bir bakış açısı getiriyor. Ben dışsal gerçeklik tarafından üretilen bir yanılsama mıdır? Şiddetin ve adaletsizliğin kaynağı o mudur? Öyleyse narsisizm ve yabancılaşma tartışmalarına rağmen egonun tekil hakikatini arayış nasıl mümkün olabilir? Felsefe ne ben’den vazgeçer ne de ona bağlı kalır; egoya geri dönüş ile ego cinayeti arasında gidip gelir. Rogozinski öncelikle iki ego katili Heidegger ve Lacan’ın özgün bir okumasını yapıp ardından Descartes, Husserl, Merleau-Ponty ve Artaud ile eleştirel bir diyaloğa girerek ben ve ben-olmayan arasındaki (ontolojik değil) egolojik farka odaklanıyor. Analizinin gücü tam olarak böyle bir stratejiden ileri geliyor çünkü ben ancak katilleri sayesinde yeniden dirilebilir. Ben’e geri dönmek için onu yadsıyan, yok eden eğilimlere gitmek gerekir zira kriz ve devamlı tehdit benin bir parçasıdır. Fransız filozof fenomenolojinin ve psikanalizin en verimli tezleri sayesinde ortaya koyduğu ve kendine-verilişiyle tanımlanan vücut bulmuş bir ten-ben ile artakalan adını verdiği bendeki-başka’dan yola çıkarak yaşam, ölüm, aşk ve nefret gibi varoluşun temel sorularıyla yüzleşmeye girişiyor.
₺36,00+ KDV
₺45,00 + KDV
Bu kitap Leo Strauss’un St. John’s College’da (Annapolis, Maryland) Nietzsche’nin İyinin ve Kötünün Ötesinde adlı eseri üzerine 1971-72 güz ve bahar dönemlerinde verdiği seminerin dökümünden oluşmaktadır. Seminer, büyük ölçüde Strauss’un Nietzsche’yi doğrudan anlama çabasıdır. Nietzsche Strauss’un ifadesiyle “son altı kuşağın en kapsamlı ve en derin sorgulayıcısıdır. Sokrates’i sorgulasa da ve tam da onu sorgulaması nedeniyle, bize Sokrates’i hatırlatır.” Strauss, Nietzsche’nin güç istencinin doğru olduğu ya da temel gerçek olduğu iddiasında yer alan güçlükler ile ilgilenir ve tüm bu iddiaların sadece yorum olduğunu belirtir. Ayrıca Nietzsche’nin hiçbir canlı türünün sabit olmadığı ve tüm “oluş”un ölümcül olduğu hakikatiyle ilgilenir ve “Tanrı öldü” olarak özetlenen bu ölümcül hakikatin gerçekten yaratıcı olanlar için ölümcül olması gerekmediğine dikkat çeker. Strauss’un doğa sorunu veya doğa ve tarih sorunuyla ilgili kendi kaygısı, aynı zamanda doğanın nasıl Nietzsche’nin merkezi ama genellikle gözden kaçan temalarından biri olduğunu vurgulamasına izin verir. Strauss bu vesileyle Platon, Spinoza, Locke, Kant, Hegel, Marx, Freud ve Heidegger gibi düşünürlere de değinir. Seminer ayrıca Strauss ve St. John’un öğretmenleri ve öğrencileri arasında canlı ve derin tartışmalarla da dikkat çekiyor. St. John’s College’ın dekanı ve Strauss’un arkadaşı olan Jacob Klein en azından bazı oturumlara katılmıştır.
₺32,00KDV Dahil
₺40,00 KDV Dahil

Yazışma formatında tasarlanıp yürütülen bir çabanın meyvesi olarak elinizdeki kitap, “beden ve tıp” temalarının “felsefe” ile ilişkilendirilme denemesinden çok daha fazlasını içeriyor.

Bir tıp doktoru ile bir felsefe doktorunun, yani bir hekim ile bir felsefecinin tanığı olacağınız bu karşılaşmasında, ortaklaşılan konular birer vesile kılınıyor ve sözü edilen diyalojik temas, çok geçmeden geniş aralıklara, çatallanan yollara açılıyor.

Dokunan mekikler ile temas edilen uğraklar ise uzadıkça uzuyor: Platon ve Aristoteles, Foucault ve fenomenoloji, Canguilhem ve Bichat, Husserl ve Derrida, Nietzsche ve Spinoza, Blanchot ve Beckett, Marx ve ötesi, canlılık ve yaşam, insan ve hayvan, sağlık ve hastalık, gövde ve beden, psikiyatri ve antropoloji, psikoterapi ve psikanaliz, Freud ve anti-morfoloji, R. D. Laing ve anti-psikiyatri, bilim ve edebiyat, feminizm ve queer, biyoetik ve biyoteknoloji, biyopolitika ve mikro-sosyoloji, tıbbî epistemoloji ve tıp tarihi...

Uğraklar ve duraklar çeşitlenirken, “tıp felsefesi” literatürü özelinde Türkçedeki o geniş boşluğun bir nebze de olsa telafi edilebilmesi adına, okurların önüne keyifli bir fırsat çıkmış oluyor.

Ucu açık bir davet: Vade mecum… Birlikte yürümekten daha güzeli var mı?

Bu sarsak, mahcup ama mağrur yürüyüş davetine, Özgür Taburoğlu da “takdim” iyle icabet ediyor.

₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
Babası Heinɾich Floɾis Schopenhaueɾ, Danzigli tüccaɾ biɾ ailenin soyundan gelmekteydi, annesi ise daha sonɾa tanıdık biɾ yazaɾ olan Johanna Schopenhaueɾ´dıɾ. Schopenhaueɾ ailesi, Polonya´nın bölünmesiyle otonomisini kaybeden Danzig´i 1793 yılında teɾk edeɾ ve Hambuɾg´a yeɾleşiɾ, buɾada yeni biɾ işyeɾi açaɾ. Ailesinin ticaɾi geçmişine gelenekselliğiyle sadık kalan Aɾthuɾ, babasının desteğiyle Hambuɾg´taki özel biɾ okula (Hambuɾgeɾ Rungesche Pɾivatschule) yazılıɾ. Buɾada öğɾendikleɾiyle yetinemeyen Aɾthuɾ, babasından kendisini acilen alt yaρısı daha iyi olan liseye (Gymnasium) kayıt etmesini ɾica edeɾ. Babası bunu geɾeksiz bulduğunu ve kendisine avɾupa ülkeleɾinde genel biɾ eğitim seyahati yaρmasını ve bu seyahat sonɾasında kaɾaɾ veɾmesi geɾektiğini söyleyeɾek daha iyi biɾ öneɾide bulunuɾ. Aɾthuɾ bu öneɾiyi kabul edeɾ ve nihayetinde de en çok Wimbledon´da İngilizce pɾatiği iςin zaman geςiɾiɾdiği bu seyahati 1803´ten 1804´e kadaɾ Hollanda, İngilteɾe, Fɾansa, İsveç, İsviçɾe, Silezya ve Pɾusya aɾasında dönüşümleniɾ.
9 Eylül 1860´tan itibaren Schopenhauer akciğer iltihaρlanmasına maruz kaldı. Ve 21 Eylül 1860 tarihinde Frankfurt´da, o 16 numaralı güzel görünümlü aρartman dairesinde koltuğunda dışarıya bakarken öldü. 26 Eylül günü de Frankfurt şehir mezarlığında toprağa verildi.
₺9,74KDV Dahil
₺12,99 KDV Dahil

Camus, “Hayatın, yaşanması için bir anlamı olmak zorunda mıdır?” diye sorar ve absu¨rdu¨ varoluşçuluğun merkezine yerleştirir. Sartre, varoluşçuluğun tu¨m felsefe içinde “rezalete en az elverişli ve teknik olarak kuru” bir öğreti olduğunu söyler.

Peki, varoluşçu felsefeyi ve filozofları anlamak sadece ıstırap, çaresizlik, abeslik ya da anlamsızlıktan mı ibarettir?

Bu kitapta hayır. Richard Appignanesi, felsefenin belki de en karmaşık alanını eğlenceli anlatımı ve Oscar Zarate’nin çizimleriyle adeta bir çizgi romana dönu¨ştu¨ru¨yor ve varoluşçu felsefenin tarihini Kierkegaard, Husserl ve Nietzsche’den Nazizm ve Soğuk Savaş’a dek su¨ru¨yor.

₺16,88KDV Dahil
₺22,50 KDV Dahil
Süreç felsefesine göre din ve ahlakın kaynağı Tanrı'dır. Ahlaki davranışın en önemli özelliklerinden biri olan adalet fikrinin din tarafından ikame edilmiş olmasıdır.

Önemli bir diğer husus daha ifade edecek olursak süreçciler geliştirdikleri felsefi düşüncelerinde ahlak konusunda ortaya koydukları fikirlerinde her ne kadar Darwinizm ve diyalektik materyalizme karşı olduklarını belirtmeye çalışsalar bile, yine Darwinizm'in etkisinden kurtulamamışlardır. Dolayısıyla ahlaki değerlerin kaynağı süreç anlayışında ne Tanrı ne de insandan gelmektedir. Ahlaki değerler süreçte, Tanrı ile insanın ilişkisinde, değerler olarak ortaya çıkmaktadır. Bu görüş, öyle denebilir ki, süreçcilerin geliştirdikleri felsefi düşüncelerinde başarılı olamadıklarının ispatıdır.

Oysa İslam dünyasında bu durum daha farklı bir anlayışı ortaya koymaktadır. İkbal'e göre Tanrı süreçle beraber kendisini tamlığa doğru yön veren değil, Tanrı tüm süreci ve âlemi kuşatandır. Bu anlayışa göre âlem ve diğer tüm varlıklar Tanrı'nın davranışlarıdır. İkbal buna Sünnetullah kavramını kullanır. Dolayısıyla Allah her şeyi kuşatan varlık olması sebebiyle adalet ve iyiliğin kaynağıdır. Düzenli bir varlıktan düzensizliğin çıkması onun adaletinin ve iyiliğinin tecellisidir. Âlemde bulunan kötülükler ise Allah katında iyiliklerin ortaya çıkmasıdır.
₺12,00KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

Monokl’un ilk yayınlandığı 2009 yılında Lacan ve psikanaliz konusunda efsane haline gelmiş Lacan sayısının kitap olarak tıpkıbasımı. 

 

Monokl Lacan sayısı Lacan hakkında Türkçedeki en doyurucu ve kapsamlı kaynak ve referans olma özelliğini koruyor.

 

MONOKL ULUSLARARASI LACAN SAYISINA 9 ÜLKEDEN 39 YAZAR KATILMIŞTIR.

₺52,50KDV Dahil
₺70,00 KDV Dahil

GÜNAH FİKRİNDEKİ SONSUZLUK üzerine BİR TARTIŞMA

Georges Bataille, Jean-Paul Sartre, Maurice de Gandillac, Jean Hyppolite, Louis Massignon, Pierre Klossowski,
Arthur Adamov, Rahip Jean Daniélou, Rahip Jacques Madaule…

₺6,00KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil
Bağımsızlığa kavuşturduğu halkı tarafından Mahatma (Ulu Ruh) diye adlandırılan Mahatma Gandi bir eylem adamı olduğu kadar Çağdaş siyaset felsefesinin önemli kişiliklerinden biridir. Şiddet kullanmama ilkesinden ödün vermeden sömürgeci imparatorluğu ülkesinden kovmayı başarması insanlık tarihinde eşsizdir. Bütün İnsanlar Kardeştir, Mahatma Gandi’nin kendisi tarafından anlatılan düşüncelerinden, inançlarından oluşan bir seçki. Kendi yaşamının yanı sıra, politika, tinsellik, yoksulluk, acı çekme, sevme, şiddet kullanmama, öz disiplin, din, doğruluk, kadınlar, teknoloji, gözü peklik bu kitabın konuları arasında.
₺9,00KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil
Buradaki ilk denemem, Oluş ve Zaman’da zamanın özsel bir belirlenimini tanımlayan ekstatikon kavramına odaklanmakta. “Ekstatik-olan”, kendi dışında olan’ı belirtiyor. Heidegger, kitapta, sıklıkla, zamanın “ekstaz’ları” deyimini de kullanmakta. Bu kavrama odaklanan ilk denemede, zaman, bizzat Oluş ve Zaman’da bu kavrama tanınan ayrıcalıkla uyumlu olarak, henüz uzay kavramıyla birlikte ele alınmıyor. Oysa ikinci denemenin yaklaşımını sunduğu Katkılar kitabında, zaman artık uzay’la bir eş-kökensellikte açıklanıyor: Heidegger’in sıklıkla kullandığı Zeit-Raum (uzay-ve-zaman) deyimi bunu belirtmekte. 

Kitapta bu iki denemeye, Volkan Çelebi ile kapsamlı bir söyleşi, Bergson ve Husserl’de zaman sorunsalı üzerine bir sunum, ayrıca Heidegger terimleri sözlüğü eklenmiştir. 


AHMET SOYSAL
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Hukukun Hükümranlığı, zengin ve çok katmanlı bir çalışma; Dworkin'in hukuk, siyaset ve ahlak hakkındaki düşüncelerini ve birbirleriyle aynı anda hem bağlantılı hem de bağlantısız olan bu kavramların pek çok veçhesini açığa çıkarıyor. Bu kitap tutkulu bir çalışmanın ürünü ve çok önemli bir düşünürün elinden çıkan büyük bir çalışmaya yönelttiğimiz hiçbir beklentiyi boşa çıkarmıyor. 

Thomas Nagel, LondonReview of Books 

Kuvvetli ve berrak üslubuyla haklı bir ün kazanan Ronald Dworkin, Hukukun Hükümranlığıçalışmasında, Anglo-Amerikan hukuk sisteminin ve bu sistemin üzerinde yükseldiği ilkelerin ustalıklı bir tasvirini yapıyor. Hukukun Hükümranlığı, Dworkin'in akademisyenler, kuramcılar, avukatlar, yargıçlar, araştırmacılar ve siyasi aktivistler tarafından uzun yıllar tartışılacak hukuk kuramının tafsilatlı bir sunumu. Dworkin, bütün bir hukuk sisteminin en hassas sorusuyla başlıyor çalışmasına: Zorlu davalar söz konusu olunca, yargıçlar hukuki olanı nasıl belirler ve nasıl belirlemelidir? Dworkin, yargıçların zorlu davalarda geçmiş içtihatları uygulamaktan ziyade yorumlamaya dayanarak karar vermesi gerektiğini öne sürüyor ve yorumlamanın genel bir teorisini üretmenin yanı sıra, bir yorumu diğerlerinden üstün kılan öğeleri de gözler önüne seriyor. Dworkin'e göre hukukun en temel noktası mutabakatları nakletmek ya da toplumsal hedefler için etkili araçlar sağlamak değil, bir siyasi birliğin, yine aynı birliğe tabi bütün unsurlara karşı tutarlı ve ilkeli bir tutum sergileme gereksinimini karşılamak olduğunu ısrarla belirtiyor.
₺45,00KDV Dahil
₺60,00 KDV Dahil

 “Alman İdeolojisi”, Marx ve Engels’in kendi görüş açılarıyla “Alman felsefesinin ideolojik bütün tarzları” arasındaki uzlaşmaz farklılığı göstermek üzere, birlikte giriştikleri zorlu bir çalışmanın sonucu olarak doğmuştur.

Marksizmin kuruluşunun ilk yapıtaşları bu çalışma sırasında temele konmuş; materyalist tarih teorisinin ilk ve en geniş açıklaması da burada gerçekleştirilmiştir. 1844 ve 1845 yıllarında Marx’ın ve Engels’in ayrı ayrı sürdürdükleri çalışmalar sırasında ve “Alman İdeolojisi”nden kısa bir süre önce yine bazı bölümlerini birlikte kaleme aldıkları “Kutsal Aile”de, tarihsel materya­lizme giden yolu önemli ölçüde açmışlardır. Lenin’in saptamasıyla, “Hegelci felsefeden gelerek sosyalizme ulaştıkları” aşama burada gerçekleşmiştir.

Alman İdeolojisi ise, artık “Komünist Parti Manifestosu”nu kaleme alacakları olgunluğa ulaş­tıkları düşünsel birikimi ve teorik bütünleşmeyi ifade etmektedir. Bu bakımdan eser, Marx ve Engels’in eski felsefi görüşleriyle hesaplaşmalarının son noktasıdır.

Ne var ki çalışmanın kaderi, tarihsel materyalizmin kurucusu iki ustanın diğer eserlerinden oldukça farklıdır: Eser, el yazmaları halinde 1932 yılına kadar gün ışığına çıkmayı beklemiştir. Bununla birlikte, Alman İdeolojisi’nin tam metni bugüne dek çok az dilde yayımlanmıştır. Eserin bu tam metni, Türkçeye kazandırılırken Marksizm-Leninizm Enstitüsü tarafından hazırlanan Al­manca ve İngilizce basımlarından yararlanılmıştır.

₺37,50KDV Dahil
₺50,00 KDV Dahil

“Gramsci’nin… felsefe, kültür-sanat-edebiyat ve siyaset arasında mükemmel bir köprü kurması ve bunları gerçekçi bir bütünsellik içinde bağdaştırması; determinist (belirlenimci), kaderci, pozitivist, kaba maddeci ve araçsal akılcı düşünme tarzına karşı, üstün bir eleştirel anlayışla karşı çıkması; anti-demokratik, otoriter, seçkinci, yukarıdancı (Jakoben ya da Sezarist) merkeziyetçi siyasal ve toplumsal oluşumlara karşı, bireye, öznelliğe, gerçek taban demokrasisine, özgürleştirmeye dayalı bir anlayışla teori ve pratikte yeni seçenekler sunması vurgulanmalıdır.”

Selahattin Yıldırım, Marksizme, sosyalizme ve özgürlükçü düşünceye katkısını bu sözlerle özetlediği Antonio Gramsci için bir tür okuma kılavuzu sunuyor. Akademisyenlere veya uzmanlarına değil, “sıradan” okura hitap ettiğini söyleyerek… Nitekim, sunduğu seçme-süzme alıntılarla bu büyük düşünürü keşfetmekte rehber işlevi görecek, “okur dostu” bir çalışma elinizdeki. Bununla beraber, hem birincil kaynaklardan hem “Gramsci ustalarından” faydalanarak, aşkla yazılmış olan kitabın, konunun özel meraklılarına da söyleyecekleri var. Yazar, Gramsci’nin düşünme ve yazma üslubunu özellikle önemsiyor. Onun, demokratik filozofluğuna dikkat çekiyor: “Son sözü söylemeyen, ucu açık, bitirilmemiş, diyaloğa ve yeni katkılara açık oluşuna… okur üzerinde bir egemenlik kurma girişiminde bulunmamasına”… Hegemonya, pasif devrim, tarihsel blok gibi birçok kavrama damgasını vurmuş, ideoloji, sivil toplum, aydınlar, kültür gibi birçok “kronik” meselede yeni ufuklar açmış bir düşünürle tanışmak, zaten tanıyanlar içinse, onunla sohbeti genişletmek için…

 

₺30,40KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil
Örümcek, at, köpek. Aslan, fare. Kanatlı at. Sirenler. Hayaletler… 
Gerçek hayvanlar, düşsel yaratıkların toplandığı bu resimli ansiklopedi, 
Spinoza’nın büyük temalarını ortaya koyarken sözcükler 
kadar imgelerden, bilgi kadar mizahtan da yararlanıyor. 
Spinoza, geometrik yönteme dayalı kanıtlamalarını hayvan ve 
melez yaratık imgeleriyle desteklemekten hiç çekinmez. Üstelik 
bu imgeler, insanın arzuları ve eylemlerini geometrik çizgiler, 
düzlemler ve cisimleri inceler gibi incelemenin içerdiği mizahı 
daha da belirginleştirmeye yarar. Spinoza ve Yaratıklar da, filozofun 
izinden giderek, sözcükler ile çizimlerin gücünü birleştiriyor. 
Spinoza’nın felsefesinden çıkarılabilecek belki de en büyük dersi 
tekrarlarcasına, yaşamı olumlamanın, ondaki mizahı olumlamaktan 
geçtiğini gösteriyor. 

Yazar ve Çizer 
ArielSuhamy, felsefede doktora derecesi ve hocalık diplomasına 
sahiptir. “Spinoza’da İyi’nin İletimi” başlıklı doktora tezinin yanı sıra, 
Spinoza üzerine birçok makalesi bulunmaktadır. Eğitimini mezun 
olduğu okullardan ziyade müzikten aldığına inanıyor. 
AliaDaval, uzun süre bilimsel ressam olarak çalıştı. 2002 yılından bu 
yanaServovalve multimedya kolektifinin bir üyesidir. Spinoza’yla 
karşılaşması daha eskilere dayanmakla birlikte, bu kitap filozofla 
çizim üzerinden kurduğu ilk iletişim.
₺21,75KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil
Alman edebiyatının iki bu¨yu¨k ismi; Johann Wolfgang von Goethe ve Friedrich Schiller, okurlarının yakından bildiği gibi, öğretmen-öğrenci ilişkisine dayanan bir dostluğa sahiptir. Bu dostluk, hem birbirlerine hem de çağdaşları olan başka aydınlara yazdıkları mektuplarda göru¨lmektedir. Goethe ve Schiller’den Aforizmalar, özellikle Goethe’nin hayatı, eserleri ve edebiyat anlayışını inceler, Schiller’le aralarındaki “görkemli” dostluğa ışık tutarken iki u¨stadın hayat göru¨şleri ve felsefelerini özetliyor. Aforizma tu¨ru¨nu¨n en çarpıcı örnekleriyle bir dönemin sanat ve fikir du¨nyasını okura sunuyor.
₺7,50KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil
“Seni o yere tekrar bağlayacak ve onu senin kılacak bir hikâye her zaman vardır.” 

Patikaların Jared Diamond’u gazeteci Robert Moor hevesin deneyime, merakın bilgeliğe, dünyanın iddiasının dünyayı anlayışa adım adım dönüştüğü bilgi dolu bir yürüyüşe çıkarıyor okuru. Görünmez karınca patikalarından kıtaları bağlayan yürüyüş yollarına, otobanlardan internet ağlarına çok farklı şekillerde patikalar inşa ettiğimizi ve bunların dünyayı anlamamıza nasıl yardımcı olduğunu anlatıyor. 

Robert Moor bizzat yürüdüğü patikaların tarihöncesinden kalma izlerini incelerken insanlığın kadim sorularında, tıpkı bir yolu şekillendiren izler gibi birikmiş cevapları hatırlatıyor: Düzen kaostan nasıl çıktı? Hayvanların denizden karaya sürünerek çıkmaya başladıkları yolculukları bir kıtadan diğerine uzanacak genişliğe nasıl ulaştı? İnsanın doğa ve teknolojiyle ilişkisi bizi çevreleyen dünyayı nasıl şekillendirdi? Ve son olarak her birimiz kendi yaşam patikalarımızı nasıl seçeriz? 

"Yabana ilişkin rastladığım en kısa ve öz tanım bu: ben olmayan. Orada, kendi imgemiz içinde yeniden şekillendirmemiş olduğumuz o tek yerde, çok derin ve kadim bir bilgelik biçimi bulunabilir. Albert Camus ‘Bütün güzelliğin kalbinde insandışı bir şey yatar,’ diye yazmıştı. Bu insandışı yüreği yalnızca aşinalığın pembe gözlükleri indiğinde görürüz.”
₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
“İnsan için insan daima büyücüdür.” 

Sartre’ın felsefe alanındaki başyapıtı Varlık ve Hiçlik’e giden yolda peşi sıra yayımladığı üç kitaptan biri olan Heyecanlar Üzerine Bir Kuram Taslağı, fenomenolojinin kurucusu sayılan Alman filozof Edmund Husserl’in etkisiyle geliştirdiği ruhbilim kuramının temel dayanaklarını saptıyor. Gerek roman gerekse tiyatroda insanın varoluşuna dair derinlikli anlatılarıyla tanıdığımız Sartre, bu kitapta heyecan kavramı üzerinden insanın olgulara indirgenemeyecek ruh dünyasının büyüsüne işaret ediyor.
₺6,75KDV Dahil
₺9,00 KDV Dahil
İnsanın yalnızca başkalarının gözu¨nde ne olduğunun aksine, kendi içinde ve kendi için değerinin doğru değerlendirilmesi mutluluğumuza çok şey katacaktır. 
Ünlu¨ Alman filozof ve yazar Arthur Schopenhauer’in idealizm, ahlak, du¨nya, mutluluk ve daha birçok konu u¨zerine göru¨şleri, yaşadığı 19. yu¨zyıldan bu yana tartışma konusu olagelmiştir. Tu¨m bu tartışmalara rağmen, fikirleri Nietzsche gibi pek çok du¨şu¨nu¨ru¨ derinden etkilemeyi başarmıştır. Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, Schopenhauer’in bu göru¨şlerini ve felsefesini yakından tanımak isteyen okurlar için hem keyifli hem de öğretici bir rehber niteliğinde.
₺13,50KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
Marksist teori 150 yıldan fazla bir süredir anti-kapitalist protestonun bir ikonu olarak var olmaktadır. 

Reel Sosyalizmin yıkılmasıyla birlikte tartışma, önce kapitalizmin bu mücadeleyi kalıcı olarak kazandığı şeklinde yorumlandı, hatta kimileri daha ileri giderek tarihin sonunu ilan etti. 

Ne var ki, aradan geçen yıllar komünizm idealini pekiştirecek şekilde yeniden ivme kazandı. Althusser’in “piyasa temelli ilişkilerin yokluğu” şeklinde tarif ettiği komünizm, kitabımız boyunca üç ana eksenin bütün muhataplarınca her geçen gün daha çok sahiplenir oldu: yoksulluk (ekonomi), yolsuzluk (siyaset) ve bayağılık (kültür). 

Piyasa temelli toplum, toplumsal ilişkilerin sadece ve sadece dolar üzerinden şekillendiği bir toplumdur. Oysa toplumu ekonomik ilişkilerin çok daha üzerinde entelektüel ilişkiler ağıyla yorumlayan ve belirleyen komünizm, insanlığı emeği aracılığıyla yaratıcı potansiyelini özgürleştirençok daha farklı ve derin bir noktaya taşır. 

Günümüzde üç milyara yakın insanın, günde iki dolardan az gelirle yaşamını ikame ettirmesi tabii ki yok sayılamaz ve bu, tamamen ekonomik bir olgudur. Marksist teori, bu meseleyi çözmekle yetinmez, yabancılaşma ile başlayan kapitalist toplumun, özgürlüğünönüne diktiği tüm engelleri kaldırmayı vaat eder. Zira reel sosyalizm sonrası, kapitalizmin insani değerler yerine piyasayı yeğlemesi, demokratik siyasal süreçte paralı ve zengin olana ayrıcalık tanıması, kültür ve boş zaman alanına sinsice nüfus etmesi, önceki dönemlere oranla çok daha bariz ve endüstriyeldir. 


Eğer özgürlüğün ne olması gerektiğine ilişkin tutarlı bir ortak kanaatten vazgeçersek, o zaman bu alanı, bize karşı şekillendirecek olan kapitalizme karşı açık bırakmış oluruz. Bu yüzden, küresel düzeyde yurttaşların estetik algısının geliştirilmesi için hep beraber gayret göstermeliyiz. Zira bunda başarısız olursak, özgürlük ve demokrasi kılığına bürünmüş kapitalizm, daha adil, yaşanabilir ve insani bir topluma yönelik dönüşümleri engellemeye devam edecektir. 

Kitabımız, yoksulluk, yolsuzluk ve bayağılık eksenlerini incelerken, Marksist teori’nin kapsamlı bir kavrayışını da sağlar.
₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
Ciddi olan her eser, üzerine düşünülmeyi gerekli kılar. Hele ki bu eser felsefi geleneğin geniş külliyatını tanıtmak ve felsefi düşünmenin yollarını öğretmek amacındaysa, bu, başlı başına zor bir iştir. Columbia Üniversitesi felsefe profesörleri olan John-Herman Randall, Jr. ve Justus Buchler tarafından yazılmış olan bu eser, bu zor işi hakkıyla başaran önemli bir felsefeye giriş kitabıdır. İlk kez 1982 yılında Ahmet Arslan’ın titiz çevirisi ile Türkçe’ye kazandırılmış olan kitap, aradan geçen 32 senenin ardından akıcılığından ve açıklayıcılığından hiçbir şey kaybetmeden yeniden okuyucusunun karşısına çıkmaktadır. 
Kitap üç bölümden oluşmaktadır: “Felsefi Düşüncenin İnsan Hayatındaki Rolü”, “Felsefenin Analitik İşlevi” ve “Felsefenin Kurgusal İşlevi.” Ahmet Arslan’ın da belirttiği gibi: “Her bölümde ele alınan belli başlı görüş veya kuramların, hemen arkasından gelenEleştirel Düşünceler kısmı ilgili görüş veya kuramın başarı veya eksiklerinin daha iyi kavranmasında çok yardım edici niteliktedir. Gereken yerlerde filozofların kendi yapıtlarından yapılan alıntılar akıllıca seçilmiş olup, ölçülü ve aydınlatıcı niteliktedir. Belki bütün bunlardan daha da önemli olmak üzere yazarlar kendi görüş ve tercihlerinin nereye gittiğini açıkça belirtmekten kaçınmamakla birlikte, ele aldıkları her kuram veya görüşe aynı ciddilik, ölçülülük ve hakkaniyetle yaklaşma erdemini göstermekten geri kalmamaktadırlar.”
₺21,00KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
Bu kitap felsefe öğrenmek isteyen herkesin işine yarayacak. François Dagognet Platon’dan başlayıp Spinoza, Kant, Nietzsche, Marx, Comte, Bachelard ve daha başka düşünürlerden geçerek Jean-Paul Sartre’a uzanan bir yolda en önemli filozofları karşılaştırmalı olarak inceliyor. Her bir filozofun düşüncesinin özünü açıklıyor, bir önceki düşünceyi nasıl dizgeleştirdiğini ya da ona nasıl karşı çıktığını gösteriyor. Yazarın gözünde, felsefe bir tapınak değildir, bir şantiye de değildir; bir savaş alanıdır. 
Fransız doktor ve düşünür François Dagognet’den ilginç bir felsefe tarihi.
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Sokrates sorgulanmamış bir hayatın yaşamaya değer olmadığını söylerken yaşamın basit bir şekilde sadece hayatta kalmaktan ibaret olmadığını, yaşam üzerine sürekli bir tefekkür ve arayış içinde olmayı, daimi olarak benliğin diğer benlikler ile olan ilişkisi içerisinde sorgulanması gerekliliğini tüm insanlara salık verir. Bu süreç, insanı yaşamda sonu gelmez bir arayışçı olarak imlerken onun en nihayetinde kendi yaşamı için bir hakikate ulaşmasını önceler. Arayış, kişinin kendi ile yola çıkmasını, öncelikle kendi gölge yönü ile yüzleşerek mevcut dünyadaki uykusundan uyanmasını ve yüzünü Platoncu güneşe dönmesini gerektirir. Yaşamda hakikat arayışında olanlar için dünyevi bağlılıkların ötesinde tinsel bir kurtuluş ihtimali tüm insanlığın daha iyiye doğru evrilmesini sağlayacak bir umut vaat eder. Doris Lessing, görünür gerçekliğin rasyonalizm adına büyük bir bağlılık ile peşinden gidildiği yirminci yüzyılda bu kurtuluş ihtimaline inanarak yola çıkan, arayışın daimi bir şekilde "yolda olmak" ile eşdeğer olduğunun farkında olan, görünürün ötesindeki hakikatlerin izini süren bir düşünür ve yazar olarak kendi yolculuğunu öteki insanlara yazını aracılığı ile rehber kılar. Lessing, yirminci yüzyılın birçok insanı peşinden sürüklediği Marksizm, feminizm, psikanaliz gibi kurulu büyük anlatıları ne dışarıdan tamamen reddiyeci bir tavır ile öteler ne de kendi arayış yolculuğunda belirli dönemlerde uğradığı bu durakları sorgusuz olarak benimser. Onun tutumu, kendisinin tecrübe ederek sağlamasını yapmadığı herhangi bir izm'i yaşamının anlamı olarak belirlemek olmamıştır. Bu nedenle, deneyimlediği her yol Lessing'in kendi benliğini baştan kurup tekrar yıkmasını sağlayacak bir yeniden inşa olarak okunmalıdır. Dünyevi kazanımlar, politik idealler, hazcı tutumlar, tarihsel ilerlemeye inanç ve devamında tüm bunlara karşı inanç kaybı Doris Lessing'in var olan gerçeklerin ve verili nesnelliğin ötesinde mistik bir hakikat alanına girmesine ve Batının büyüklenmeci rasyonalizmine savaş açarak Doğunun manevi ve mistik yoluna yönelmesine neden olur. Bu arayış yolunda ise artık rehberi Sufizm olacaktır.
₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
Biziz, Halk! politik ve ekonomik tahakküm altındaki halkların kamusal alanlarda toplanmasının ne anlama geldiğini, nasıl bir işlev gördüğünü soruşturuyor. Bu toplanmaları çoğul performatif eylemler olarak alan Judith Butler, performatiflik kuramını genişleterek, prekaryalığın şimdilerde sık sık yaşanan halk hareketlerinde temel bir motif olduğunu belirtiyor. 
Butler, belli nüfusların toplumsal ve ekonomik destek ağlarından uzak kaldıkları ve yaralanma, şiddet ve ölüme daha yakın düştükleri, siyasi nedenlerden kaynaklanan koşullara karşılık gelen prekaryalığı devindirici güç olarak alan gösterilerin nesnesinin bedenler olduğunu belirtiyor. Buna göre, kitle gösterileri prekaryalığın kolektif bir reddidir. Dahası, bedenlerin sokaklarda, meydanlarda ya da diğer kamusal alanlarda toplanması, arz-ı endam etme hakkının kullanılmasıdır; bu, daha yaşanabilir hayatlar için bedensel bir taleptir. 
Kamusal toplanmanın dışavurumcu ya da göstergesel biçimlerini anlamaya çalışan, ama aynı zamanda neyin “kamusal”, kimin “halk”tan sayılabileceğini sorgulayan Biziz, Halk!, toplanma özgürlüğünün de, tıpkı konuşma özgürlüğü gibi bir “ifade özgürlüğü” olduğunu ortaya koyuyor. Bu toplanmalarda prekaryalığın nasıl eyleme döküldüğünü ve prekaryalığa nasıl karşı çıkıldığını tartışan Butler, baskı ve zorlama altındaki bedenlerin bir araya geldiği bir toplaşmanın kendisinin sebat ve direnişi ima ettiğini söylerken zorlukların barındırdığı umudu yansıtmayı başarıyor. 
Judith Butler, California Üniversitesi (Berkeley) Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde ve Eleştirel Teori Programı’nda ders veriyor.
₺21,00KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

 Öyle güçlü bir kitap düşünün ki yayımlandığı zaman Beyrut’ta bir pazar yerinde ibret olsun diye yakılmış ve bütün bu tepki, kitabın daha da çok okunmasını sağlamış… Halil Cibran Asi Ruhlar aracılığıyla memleketi Lübnan’da apaçık bir özgürlük çağrısında bulunmuş ve hem bireylere hem de topluma seslenmiştir. Cibran yine o şiirsel diliyle, dini ve siyasi adaletsizliğe başkaldırıya davet ediyor.

 

₺6,00KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

Halil Cibran’ın ölümünün ardından yayımlanan eseri Ermişin Bahçesi, bir geri dönüşün hikâyesini anlatır. El Mustafa, on iki yıl boyunca uzak kaldığı adaya ayak bastığında geri dönüşün bütün sancı ve sızılarını yüreğinde taşır. Halkına kavuştuğu an, daha derin bir yalnızlığın pençesine düştüğü andır. Annesiyle babasının ebedi uykuya yattığı o bahçenin duvarları, dünyayla arasına çizdiği bir sınır çizgisine dönüşür. Onun sesine hasret kulaklara fısıldadığı ise yaşama ve yaşamın getirdiklerine ve götürdüklerine dair kedere bulanmış cümlelerdir.

₺6,00KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

Büyük düşünür Halil Cibran’ın edebiyat sahnesinde adını duyurduğu kitap olan Gözyaşı ve Kahkaha ruhunuzu dokunacak ve hayata bir başka gözle bakmanızı sağlayacak mesellerden, hikâyelerden ve şiirlerden oluşuyor. Gözyaşı ve Kahkaha’da Doğu ve Batı felsefesini kendince yoğuran Halil Cibran okurlara eşsiz bir metin sunuyor. Kitaptaki şiirler ve düzyazılar, Cibran’ın sevgi ve güzelliğe olan bitmek tükenmez açlığını gözler önüne seriyor.

₺6,00KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

Halil Cibran, yarı otobiyografik kitabı Kırık Kanatlar’da gençlik aşklarının o sancılı ve tatlı anlarına götürüyor bizi. Genç Halil Beyrut’un varlıklı tüccarlarından olan Farris Karami’nin kızı Selma’yla tanışır. ve ona âşık olur. Ne yazık ki bu aşkın önünde birçok engel vardır. Halil ve Selma gizli gizli buluşmaya devam ederler ama kavuşmaları için artık bir mucize gerekmektedir.

Kırık Kanatlar insan varlığının anlamını sorgulayan dokunaklı bir aşk hikâyesi olmasının yanında, gerçek aşkın yeşermesine engel olan toplumsal ve bireysel riyakârlığın da ustalıklı bir eleştirisidir.

 

₺6,00KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

Zamansız bir bilgenin aklın, kalbin ve ruhun ışığında aydınlanan sözlerinden oluşuyor Kum ve Köpük. Halil Cibran, zihninin çağrışımlarına kaptırıp gidiyor kendisini, okuru da sürüklüyor peşinden. Dünyaya ve ötesine dair o sınırsız algısıyla mistik ve lirik cümleler saçıyor etrafa. Birbirinden bağımsız tüm bu fragmanlar bir bütünü ortaya koyuyor en nihayetinde: Cibran’ın sisle bir olmuş ruhunu. Tıpkı parmaklarınızın arasından kayıp giden kum taneleri gibi akışkan ve havada süzülen bir köpük gibi bir var bir yok ruhunu…

₺6,00KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil
Hilmi Ziya Ülken’in felsefi sistemini taçlandıran Hâkimiyet adlı son kitabı uzun bir süre sonra ilk defa okuruyla buluşuyor. 
Eser, “hâkimiyet” (souveraineté) ve “tahakküm” (domination), yani “zorlama hâkimiyet” kavramlarının felsefi, antropolojik, sosyolojik ve tarihsel bir incelemesidir. 
Tarihsel anlamıyla bütün toplumlarda “iş organizasyonu” olarak şekillenen hâkimiyet, “kültür-tabiat bütünlüğü”dür, yani kültür ve tabiat birleşmesi siyasi felsefenin temel kavramı olarak “hâkimiyet”i ve bunun organlaşmış bir ifadesi olan “devlet”i doğurur. Öte yandan kültür-tabiat bütünlüğü, yani hâkimiyet her çağda ve toplum şeklinde birtakım saiklerle bozulabilir, parçalanabilir. Kaybolmuş kurumlar sisteminin hâkimiyet yetmezliği “tahakküm” şekillerini doğurur. 
Modern hâkimiyet şekli olarak demokrasi iki ayrı yönde yeni tahakküm şekillerine doğru gelişmiştir: Hürriyetçi demokrasiyi savunan kutup başlıca Birleşik Amerika’nın (kapitalist iş organizasyonu) tahakkümü şeklini almıştır. Eşitlikçi demokrasiyi savunan kutup Sovyet Rusya ve Çin’in (sosyalist iş organizasyonu) tahakkümü şeklini almıştır. Dünya bu iki tahakküm şekli arasında parçalanmış durumdadır. 
Geleceğin hâkimiyet şeklinin hürriyet-eşitlik dengesini kuracak olan “Mertebeler Devleti”nde gerçekleşeceğini öne süren Ülken, “yarınki insanlığın emperyalist tahakkümlere değil, kültürler, milletler bağımsızlığına dayanan bir konfederatif dünya devletine doğru gitmesini sağlayacak” bir “kültürler hümanizmi”ne yaslanır.
₺21,75KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil
Spinoza’nın ölümünün ardından opera posthuma (tüm eserleri) içinde 1677’de yayımlanan, Politik İnceleme(Tractatus Politicus) filozof tarafından kaleme alınan en son yapıttır. Burada Spinoza doğalcı (naturalist) bir bakış açısından geleneksel “en iyi yönetim biçimi” sorusunu yeniden ele alır ve istikrar noktalarını ortaya çıkarmak için bir tanıtlama yapısı içinde monarşik, aristokratik ve demokratik Devletleri yeniden kurar. Güç ontolojisine demir atmış “doğal hak”, içinde multitidonun ya da “halk kitlesinin” hep daha süreğen bir barışta varlığını devam ettirdiği demokraside, yani “mutlak yönetim biçimi”nde tamamına eren niceliksel ve biçimsel bir siyaset kurar. 
Aşırı biçimde yetkinleştirilmiş Politik İnceleme, Spinoza’nın tüm yapıtlarına can veren birleştirme ve doğallaştırma için gösterdiği sınırsız kavramsal gayreti başarıyla sonuçlandırır. Derin özgünlüğü, ne aşkınsal bir değeri olan ne de harekete geçirici bir şiddet içeren, oyların sayısal değerlendirilmeleriyle barış üreten basit bir makine olan bir demokrasi önermesinde yatar, ama bunda siyasi gerçeklikte olduğu gibi insanlığın arzusunda da kuşkusuz aşılmazdır.
₺13,50KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

Aydınlanma Dönemi’ne yeni bir bakış açısı sunan Stéphane Van Damme düşünce ve kavramlar tarihinin ötesinde, filozofların seyahatleri, dostlukları, yazışmaları ve arşiv¬lerinin, gittikleri salon, kolej ve botanik bahçeleri gibi bilme/bilgi mekânlarının Roma, Paris ve Edinburgh gibi şehirlerde izini sürerek felsefe tarihine “açık havada” katkı sağlıyor. 

“Entelektüel felsefe tarihi 19. yüzyıldan beri hem bir tür hem de kurumsal ve peda¬gojik bir faaliyet olarak görülmüş felsefi sorunu anlamaya öncelik tanıyan yöntemi tesis etti. Felsefenin kurumsallaşmasına ve siyaset ve toplum nezdinde tanınmasına büyük katkı yaptı. Bununla birlikte meseleye daha yakından bakacak olursak felsefe tarihi dediğimiz şey bugün bile sıklıkla tarihsel sabite olarak tasavvur edilen faa¬liyetlerin ve nesnelerin zayıf biçimde tarihselleştirilmesiyle nitelenir...

Bu yüzden, tarihle edebiyat arasındaki, tarihle bilimler tarihi arasındaki, yahut tarihle sanat tarihi arasındaki semeresi bol alışverişleri uzun süre boyunca görmezden geldi ki bu alışverişler yöntemlerin dolaşımını aydınlatıp epistemolojik sınırlarını yeniden şekillendirebilirdi.”

₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

Zaman Felsefesinin Kısa Tarihi, Sokrates öncesi filozoflardan Einstein ve sonrasına uzanan geniş bir tarihsel yelpaze içinde zamanla ilgili en önemli düşüncelerin esaslı bir özetini sunuyor. Yazarın kısa bir kitapta bu zor işin altından başarıyla kalkmasını sağlayan şey, kullandığı etkili yöntem. Bu yöntem fizik, evrimsel biyoloji ve bilişsel bilimden kaynaklanan deneysel bilgiler ile geleneksel metafiziğin argümanlarını harmanlayarak, zamanla ilgili en tutarlı dünya görüşünün ne olabileceğini araştırmaktan ibaret.

Zamanın gerçekten aktığı doğu mudur? Termodinamik yasaların zorunlu bir akış doğrultusu olup olmadığıyla ilgili bize söyleyebileceği bir şey var mıdır? Özel görelilik teorisi dinamik zaman anlayışıyla çelişir mi?
Yazar Adrian Bardon’ın zaman ve evrenle ilgili insanlığın başlangıcından bu yana sorulan ve bugün hâlâ bilim ile metafiziğin sınırında yer almayı sürdüren sorulara cevap aramanın belki de tek makul yolunu başarılı bir şekilde uyguladığı bu kitabın felsefe öğrencilerine olduğu kadar her düzeyden meraklı okuyucuya da hitap edeceğine inanıyoruz.

₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

20.Yüzyılın başında insanlık bir şok yaşadı. Evreni Newton’un bulduğu yasalar değil rastlantı yönetiyordu. Dünyanın bilimsel yorumunda ortaya çıkan bu önemli farkla, sadece kozmoloji değil klasik felsefenin çerçevesi de değişiyordu.

Rastlantının yönettiği bir evrende, kurallar, düzenler, kanunlar, fiziksel çerçeve, onun üzerinde ortaya çıkan canlılık, canlılığa bağlanan akıl nasıl ortaya çıkıyor? Kaos ve düzen arasındaki bu felsefi bağ nedir? Dahası rastlantısal ve özgür bir evrende insanın durumu nedir? İnsan gerçekten özgür müdür, yoksa evrenin zorunlu bir uzantısı mıdır? Evrende kutsal var mıdır, veya evren bir kutsalsız mümkün müdür?

Bu kitap rastlantının bilimsel mecradaki serüveninden yola çıkarak onu açıklayabilecek felsefi bir zemin inşa etmeye çalışıyor.

₺20,25KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil

“Schopenhauer, insanların aşk ya da soyları uğruna yaşamlarını çoğu zaman feda etmeleri nedeniyle, aşkın insan doğasındaki en güçlü itki olduğunu ortaya koyuyor. Aşk sadece en güçlü değil, aynı zamanda en yaygın itkidir, eylemlerimizin çoğunu harekete geçirmede kararlı fakat bilinçaltına dayalı bir rol oynamaktadır. Gelgelelim Schopenhauer, bu itkinin gizli ve irrasyonel olduğunu, sonsuz acıların kaynağı olduğunu iddia eder. Aşkın bize hazların en muazzamını getireceğini düşünürüz. Arzularımız yenilendiğinden ve onlara karşı koyamadığımızdan dolayı, herhangi bir ders çıkartmak yerine aptallığımızı sürdürürüz. Aşk arayışının peşindeki failler olsak da, bizi kendi amaçları için kontrol eden ve kullanan daha yüksek güçlerin gerçekte yalnızca araçlarıyız. Aşk için üremeden başka hiçbir amaç yoktur ve üreme için de türün hayatta kalmasından başka hiçbir amaç yoktur. Her birey tür uğruna ürer ve üreme görevini yerine getirdikten sonra ıskartaya çıkarılır ve ölüme teslim edilir.

Epikuros ve Epiktetos gibi Schopenhauer de, servet ve şöhreti ne kadar çok elde edersek onları o kadar çok isteyeceğimizi ileri sürer; fakat ne kadar çok istersek de elde edilmeleri o kadar güçtür, dolayısıyla sürekli olarak memnuniyetsiz, tatminsiz kalırız. Günümüzün büyük bir kısmında ihtiyaçlarımızı tatmin etmek, can sıkıntısından kurtulmak için mücadele halindeyiz, ya da hareketsiz cinsel dürtülerle mücadele ediyoruz. Biliyoruz ki bizler bir işkence döngüsüne hapsolmuşuz; imkânsız olmasa da, kurtulmanın zor olduğunu keşfederiz, çünkü tam da bizi kapana sıkıştıran şeylere arzu duyarız. Schopenhauer’in belirttiği gibi, sanki “İksion’un dönen tekerleği üzerine yatmışız… ve Danaosların eleğinden su çekiyoruz.” Evet, aslında cehennemin daha iyi bir tarifi olamazdı.”

₺7,50KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil
Sokrates, yaşadığı dönemde eleştirel yaklaşımlarıyla herkesin dikkatini çekerken bir kısım insanlar tarafından da aşağılayıcı hakaretlere uğramaya başlamıştır. Eğri ve doğruyu tanımlaması, araştırıp ortaya çıkarması, bilgi ve erdeme ve verdiği önem ve sorgulayıcı tavrı Sokrates'i sevilmeyen ve istenmeyen adam yapmıştır. 
Tanrı algısıyla kurulan irtibatlarda o dönemin içinde bulunduğu teokratik düzen içinde bilgiye ulaşma erdeminin gösterilmesi ve asıl bilginin Tarı'da olduğu gerçeğinin peşine düşülmesinde Sokrates başı çekmiştir. 
Sokrates, yazarların bilgisizliğini, şairlerin bilgisizliğini, filozofların yetersizliğini yüzlerine vurmuşlar. Toplumda tanrı diye inanılan şeyleri sorgulamaya başlamış ve insanların içgüdüleriyle hareket ederek menfaatleri doğrultusunda zorbaca bir hayat yaşadığı ortaya koymuştur.
₺3,75KDV Dahil
₺5,00 KDV Dahil
İşte yeryüzünde yalnızım; kendimle başbaşayım; artık ne kardeşim var, ne bir benzerim, ne dostum ne de ait olduğum bir toplum. İnsanların en şefkatlisi, en cana yakını, bu insanlar arasından söz birliği ile dışlandı. Bunlar, olanca kinleriyle hassas ruhuma hangi azabın daha çok dokunabileceğini araştırıp beni kendilerine bağlayan bağları kesip attılar. Onları istemedikleri halde sevebilecektim. Sevgimden ancak insan olmaktan çıkma yoluyla kurtuldular...
₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
 

Sevinç Türkmen Aşkın Ontolojisi: Spinoza’yla Bir Yürüyüş’te, son yıllarda giderek daha fazla rağbet gören Spinoza’nın felsefesini sıradışı bir yaklaşımla ele alıyor. Yarı-kurmaca bir çerçevede, Bento ile Maria’nın, aşk deneyimleri aracılığıyla Spinoza felsefesinin kimi önemli yanlarına ışık tutuyor: doğa, zihin, duygular, arzu ve özgürlük. Spinoza’nın hayatının onun başyapıtı olan Ethica’nın dolaysız bir ifadesi olması gibi, buradaki anlatı da bir aşk deneyimi vesilesiyle felsefeye hayatiyet kazandırıyor ve onu gündelik hayatın içinden anlamamıza kapı aralayacak şekilde ete kemiğe büründürmeye girişiyor. Spinoza’yı merak ve tutkuyla okuyanların, aşka Spinoza’nın gözlüğünden bakmak isteyenlerin, bu kitabı ilgiyle karşılayacağını umuyoruz.

"Felsefe nerede biter, edebiyat nerede başlar? Felsefecilerin metinlerinde arz-ı endam eden soluk kavramlar nasıl olup da kanlı canlı insanların sözlerinde hayat bulabilir? İnsanın ve insanlığın aradığı sonsuzluk, tanımlanamayan bir kavramda içerilen bir nesne olmayıp, korkudansa hoşnutluğun, gururdansa onurun, benmerkezciliktense özdeğerin, bulantıdansa neşenin hâkim duygular olabildiği bir mekânda hemcinslerimizle özgürce yaşayabilme arzumuzda kaim olan bir arayış mıdır? Sevinç Türkmen bu eserinde ontolojiye ve Spinoza düşüncesine hâkimiyetini, ahlaki ve politik hassasiyetlerini, duru ve güzel Türkçesini tüm bu sorulara bir cevap önermek üzere cesurca bir araya getiriyor. "

-   Doç. Dr. Ahmet Ayhan Çitil (Felsefeci) - 

"Yaklaşık üç yıldır zihnimizi daha çok meşgul eden temel iki kavramdan biri hakikat, diğeri ise özgürlük. Sevinç Türkmen'in Spinoza'nın felsefesi üzerine yazdığı bu kitap, tam da böyle bir zamanda onun 'aşk, hakikat ve sonsuzluk sadece özgürlükte var olur' gerçeği üzerine dönüp dolaşıp bir kez daha düşünmemizi sağlıyor."

- Özcan Alper (Yönetmen) - 

₺10,50KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

 

Evren nasıl oluştu? İlk madde ne zaman meydana geldi? Galaksiler, yıldızlar, güneş sistemleri hangi süreçlerle ortaya çıktı? Canlılığın kökeni nedir? İnsan olmak ne anlama gelir?

 

İnsanlık tarihi boyunca yaratılışla ilgili çok farklı hikâyeler anlatılagelmiştir. Jim Baggott Kökenler’de yaklaşık 14 milyarlık bu öyküyü günümüzün bilimsel anlayışı ve birikimi çerçevesinde ele alıyor. Uzamın, zamanın, kütlenin, enerjinin, ışığın, galaksilerin, Güneş’in, Dünya’nın, yaşamın ve en nihayetinde Homo sapiens’in oluşumuna uzanan büyüleyici bir yolculuğa çıkıyor. Kozmoloji, jeoloji, evrim, antropoloji ve nörobilimdeki çağdaş düşünceleri bir araya getirerek varlığımızın kökenlerine dair bildiklerimizi haritalandırıyor ve henüz bilemediğimiz karanlık noktalara işaret ediyor. Bir bakıma yıldız tozlarından yaratılan insanın yıldızları yaratan müthiş tekillikten bugüne olup bitenleri anlamak için gösterdiği destansı çabayı özetliyor.

 

“Kökenler gerçekten ‘bizim’ hakkımızda bir kitap. Üzerinde yaşadığımız dünyanın nasıl oluştuğunu, yaşamın nasıl başlayıp evrilerek bizi meydana getirdiğini, bizim hikâyemizi anlatıyor. Kökenler’de sorgulanmamış olguları çoğunluğun açıklamalarından, kuşku uyandıran yorumlardan, safi spekülasyonlardan ayırmaya çalıştım. Bu kitap, bildiğimizi ve açıklayabildiğimizi düşündüğümüz şeylere dair net, dengeli ve (umarım) önyargısız bir bakış açısı isteyen okurları hedefliyor. Yaratılışın bilimsel hikâyesinin ‘kabul edilmiş’ ya da ‘resmi’ bir versiyonu bulunmuyor; fakat olsaydı, muhtemelen elinizdeki kitaba benzeyen bir şey olurdu.”

 

₺33,75KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil
Hannah Arendt’ın Önsözüyle 
“Genellikle bir devir, ondan en az etkilenenlere, ona en uzak olanlara, dolayısıyla da ondan en çok acı çekenlere çok açık bir şekilde damgasını vurur. … Benjamin’in de başına gelen buydu. Hali tavrı, dinlerken ve konuşurken başını tutuş biçimi, hareketleri, davranışları, özellikle de sözcük seçimine, sözdizimine varasıya konuşma tarzı, nihayet, kendine özgü açıksözlülüğü… hepsi öylesine eski moda görünüyordu ki, tıpkı yabancı bir ülkenin kıyısına vuran biri gibi, on dokuzuncu yüzyıldan yirminci yüzyıla sürgün edilen biri gibiydi. … [Kendisini] ‘parçalanmakta olan bir yelken direğinin tepesi’nde ya da yıkıntılar arasında ‘yaşarken ölü ve gerçekten hayatta kalmış’ biri [gibi duyumsuyordu]: … Zengin ve garip olan şeyleri, derinliklerdeki incileri ve mercanları alıp su üstüne çıkarmak için denizin dibine kadar inen bir inci avcısı gibi… 
– Hannah Arendt 

Walter Benjamin’in bir felsefeci ve eleştirel kuramcı olarak önemi onun çok çeşitli alanlarda ve kendine özgü bir parıltıyla kalem oynatmasından, ürettiği düşüncelerin bugün de çok verimli tartışmalara yol açmasından ileri gelir. Siyasal yönelimli bir estetik ve kültür kuramı geliştirme yönündeki çabaları hem Frankfurt Okulu hem de Brecht açısından hatırı sayılır bir uyaran olmuştur. Yazdığı eserler erken dönem Alman Romantizmine duyulan ilgiyi yeniden canlandırmış, film kuramının gelişmesine katkıda bulunmuş, kültür kuramını, yanı sıra modern döneme egemen olan felsefi kavramları etkilemiş, Derrida, Agamben ve Habermas gibi düşünürlere kaynaklık etmiş ve siyasal teolojinin yeniden tartışılmasına vesile olmuştur. 
Bu seçkide, kısa ömrüne rağmen yirminci yüzyılın en önemli düşünürleri arasına girmeyi başaran Walter Benjamin’i ve onun o çok yönlü ve verimli eserini okurla olabildiğince buluşturmayı amaçlıyoruz.
₺30,00KDV Dahil
₺40,00 KDV Dahil
Michel Foucault’nun 1970-1984 aras›nda Collège de France’taki “Düşünce Sistemleri Tarihi” başlıklı kürsüsünde verdiği bu derslerde, düşünürün elindeki tarihsel materyalleri nasıl işlediğine, felsefeyle tarih arasındaki bağları nasl ördüğüne tanık oluyoruz. Bu derslerde Foucault, Antik Yunan’da paranın tesisinden 18. yüzyıl Fransa şehirciliğine, psikiyatrik iktidardan modern devlet aklına, Hıristiyan öznellik biçimlerinden neoliberalizmin insan kavrayışına uzanan tarihsel araştırmaları, hakikat ile özne arasındaki ilişkinin biçimlerini sorgulayarak ortaya koyuyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Fransa’da 1999’dan itibaren yayınlanan, birçok yeni araştırma için çıkış noktası oluşturan ve Foucault’nun düşüncesinin alımlanmasında bir dönüm noktası haline gelen bu dersleri, Türkçe baskısı için yazılan yeni önsözlerle birlikte yayınlıyor. Foucault’nun ölümünden bir kaç ay önce verdiği bu son ders, aynı zamanda düşünürün bir tür felsefi vasiyetnamesi gibi de okunabilir. Bir yandan, daha önceki yıllarda başlayan parrhêsia kavramının analizi, Antik Yunan’da doğruyu söyleme biçimlerinin genel bir analizine dönüşür. Diğer yandan, Foucault Yunan düşüncesinin ölüm karşısındaki tutumunu ve kendilik kaygısını ele alarak bu dersi “felsefi yaşam” hakkında bir çalışma haline getirir. “Hem size hem de kendime göstermek istedig?im s¸ey s¸uydu: nasıl oldu da Sokratesçi parrêsia’nın ortaya çıkıs¸ıyla ve temellenmesiyle birlikte varolus¸ (bios) Yunan düs¸üncesinde bir estetik nesne olarak, estetik dönüs¸türme çabasının ve estetik algının nesnesi olarak, ‘güzel bir eser’ olarak ins¸a edildi? Burada çok zengin tarihsel bir alan açılıyor önümüzde. Elbette ruhun metafizig?inin tarihi yapılmalı. Fakat aynı s¸ekilde varolus¸un tarzbilgisinin tarihi de ve mümkün bir güzellik olarak yas¸amın tarihi de yapılmalı – ki bu da ruhun metafizig?inin tarihinin dig?er yüzünü ve alternatifini tes¸kil eder.” (29 Şubat 1984 dersi)
₺33,75KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil
Georges Politzer 
3 Mayıs 1903- ö. 23 Mayıs 1942 
Macar kökenli Fransız marksist yazar ve felsefecidir.´´Kızıl kafalı Filozof ´´ olarak tanınır. Bugünkü Romanya´nın Nagyvarad (Oradea) kentinde doğmuştur.. Politzer daha 1919 yılındaki Macar ayaklanması sırasında aktivist olmuştu. Viyana´da Sgmund Freud ve Sandor Ferenczi ile tanışdıktan sonra 1921 yılında Paris´e yerleşti. 1929 ve 1931 yılları arsında Fransız Konünist Partisi´ne katıldı. 1930 yılının başında Fransız Komünist Partisi 1939´da Alman işgaline kadar faaliyet gösterecek olan Paris İşçi Üniversitesi´ni kurmuştu. Marx ve Lenin´in taraftarı olarak psikolojiyle ilgilendi. Başlarda Freud´un geliştirdiği psikanaliz teorisine ve onun uygulanma olanaklarına büyük ilgi gösterdi. 
Ancak zamanla komünist partinin psikanalize karşı tutumunun da etkisi altında psikanalizden uzaklaştı. Nazi Almanyası´nın Fransa´yı işgali sırasında 1940 
yılındaki seferberlikte Paris´te görevlendirildi. Komünist Partisinin gizli önderliğine bağlı kaldı. Temmuz 1940´da seferberlik bittikten sonra, yasadışı bir gazetenin yayıncıları arasında yer aldı. Dünyaca ünlü fizikçi, Politzer´in dostu ve yoldaşı Paul Langevin´in Ekim 1940´da tutuklanması üzerine fizikçinin tutuklandığını bildiren ve II. Dünya Savaşı boyunca faşizmin suçlarını ifşa eden Özgür Üniversite´nin (L´Universite Libre) ilk sayısını yayınladı. L´Universite Libre 1940 ve 1941 yıllarında tekraryayınlandı. Şubat 1942´de Politzer kendisi gibi bir direnişçi ve komünist olan eşi Mai´yle birlikte tutuklandı. 20 Mart 1942´de Nazi işgalcilerine teslim edildi ve ağır işkenceden geçti. Yasadışı bir Fransızca akademik dergi yayınlamaya başlamasından kısa süre sonra, 23 Maysı 1942´de kurşuna dizilerek idam edildi. eşi mai Auschwitz imha kampına gönderildi ve Mart 1943´de orada öldü.
₺8,25KDV Dahil
₺11,00 KDV Dahil
Georges Politzer 
3 Mayıs 1903- ö. 23 Mayıs 1942 
Macar kökenli Fransız marksist yazar ve felsefecidir.´´Kızıl kafalı Filozof ´´ olarak tanınır. Bugünkü Romanya´nın Nagyvarad (Oradea) kentinde doğmuştur.. Politzer daha 1919 yılındaki Macar ayaklanması sırasında aktivist olmuştu. Viyana´da Sgmund Freud ve Sandor Ferenczi ile tanışdıktan sonra 1921 yılında Paris´e yerleşti. 1929 ve 1931 yılları arsında Fransız Konünist Partisi´ne katıldı. 1930 yılının başında Fransız Komünist Partisi 1939´da Alman işgaline kadar faaliyet gösterecek olan Paris İşçi Üniversitesi´ni kurmuştu. Marx ve Lenin´in taraftarı olarak psikolojiyle ilgilendi. Başlarda Freud´un geliştirdiği psikanaliz teorisine ve onun uygulanma olanaklarına büyük ilgi gösterdi. 
Ancak zamanla komünist partinin psikanalize karşı tutumunun da etkisi altında psikanalizden uzaklaştı. Nazi Almanyası´nın Fransa´yı işgali sırasında 1940 
yılındaki seferberlikte Paris´te görevlendirildi. Komünist Partisinin gizli önderliğine bağlı kaldı. Temmuz 1940´da seferberlik bittikten sonra, yasadışı bir gazetenin yayıncıları arasında yer aldı. Dünyaca ünlü fizikçi, Politzer´in dostu ve yoldaşı Paul Langevin´in Ekim 1940´da tutuklanması üzerine fizikçinin tutuklandığını bildiren ve II. Dünya Savaşı boyunca faşizmin suçlarını ifşa eden Özgür Üniversite´nin (L´Universite Libre) ilk sayısını yayınladı. L´Universite Libre 1940 ve 1941 yıllarında tekraryayınlandı. Şubat 1942´de Politzer kendisi gibi bir direnişçi ve komünist olan eşi Mai´yle birlikte tutuklandı. 20 Mart 1942´de Nazi işgalcilerine teslim edildi ve ağır işkenceden geçti. Yasadışı bir Fransızca akademik dergi yayınlamaya başlamasından kısa süre sonra, 23 Maysı 1942´de kurşuna dizilerek idam edildi. eşi mai Auschwitz imha kampına gönderildi ve Mart 1943´de orada öldü.
₺12,00KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

2013 yılında kaybettiğimiz ünlü hukuk bilgini ve felsefecisi Ronald Dworkin’in son kitabı Tanrısız Din “modern hukukun en can sıkıcı sorusu”na yanıt arıyor: Din nedir ve dinin içinde Tanrı’nın yeri neresidir?

Bu soruları teolojik açıdan değil, daha çok modern hukuk üzerinden inceleyen Dworkin, geleneksel Tanrılı din olgusu karşısında Spinoza’dan beri tartışılan ve modern dünyada  yeni hukuki meseleler çıkaran “Tanrısız din” kavramını hukuk, felsefe ve fizik bilimi açısından tartışmakla kalmayıp, dine dair bu iki temel anlayış hakkında çarpıcı tespitlerde bulunuyor.

Kitabına “Bu kitabın teması dinin Tanrı’dan daha derin olduğudur,” gibi kışkırtıcı ve iddialı bir cümle ile başlayan Dworkin, yaptığı felsefi ve hukuki tespitlerle din-hukuk ilişkisi ve sorunları üzerine demokrasiyi ve her tür özgürlüğü koruyarak nasıl çözümler getirilebileceğini de ele alıyor.

Ronald Dworkin’in bu önemli eserini İsmet Birkan İngilizce aslından çevirdi.

“Prof. Dworkin, hiç kuşkusuz son yüz yılın en önemli düşünürlerinden biridir.”

-Thomas Nagel-

“ Kısa ama oldukça derin bir kitap. Tam zamanında geldi.”

-Jon Derbyshire-

₺12,00KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
Aristoteles’in Politika’sı, hocası Platon’un Devlet’i gibi, politik felsefenin kurucu metinlerinden biridir. Hakikate sevdiklerimizden daha çok değer vermeliyiz şiarıyla hareket eden Aristoteles, bu eserinde hocasının politikaya dair başlıca eserlerini (Devlet ve Yasalar) eleştirmekten kaçınmaz. Bu açıdan bilim ve felsefenin eleştiri üzerinde yükseldiği gerçeğinin en seçkin örneklerinden birini sunar. Politikanın hem teorisini hem pratiğini önemseyen Aristoteles bu eserinde ikisi arasında varsayılan mesafeyi gidermeye çalışır. Buna yönelik olarak kendi zamanında ve toplumunda olduğu kadar çağdaş toplumlarda cereyan eden teorik ve pratik tartışmalara ışık tutabilecek tespit ve değerlendirmelerde bulunur. Kent/devlet ve onun alt birimleri ve özellikle hane, hane yönetimi ve kölelik, yurttaş, rejim, rejimlerin ana unsurları, rejim çeşitleri, iyi rejimler ve kötü rejimler, rejim değişikliklerinin sebepleri ve buna yönelik alınabilecek tedbirler, en iyi rejim ve eğitim gibi konularda aydınlatıcı tartışmalar yürütür. Özellikle demokrasi, oligarşi ve diktatörlük üzerine tespitleri her toplumda karşılaşılan politikaya dair sorunları daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.
₺45,00KDV Dahil
₺60,00 KDV Dahil

1968’in CİNSEL OLAN POLİTİKTİR sloganını Lacan’ın o meşhur “Cinsel İlişki Yoktur” formülü ile birlikte ele alan Žižek cinsellik ve politikaya dair yeni bir tartışma öne sürüyor. Toplumsal cinsiyete dair günümüzdeki siyaseten doğrucu yaklaşımları sorgulayarak kişisel olan ve politik olan arasındaki hassas dengeye işaret ediyor.

"... bir diğer sahte mücadelenin orta yerindeyiz: tesettür mayosu mu, çıplak göğüsler mi? Bu tercih kesinlikle siyasetin dışına çıkarılmalı, kişisel tercihlerin o kendine has alanına bırakılmalıdır. Kişisel olan bir şeye yanlış bir şekilde siyasi dendiğinde, kişinin mahrem tercihinin doğrudan teşhir edilmesi en yüksek siyasi edim halini aldığında şüpheci olmak gerekir. Sahici siyaset kişinin arzularının ve fantezilerinin ne olduğunu alenen ortaya koymasıyla asla ilgilenmez."

₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

Baş/sız ve başkan/sız, hüküm/süz ve hükümran/sız bir sarsılmaya teslim olanların, başsızların bir araya geldiğinde oluşturduğu bir cemaat mitosu. Yolda Buda ile karşılaşırsan, Buda’yı öldür diyen öğreti gibi, hiçbir tanrıya, hiçbir öndere, hiçbir akla, hiçbir puta tapmayan, bu dünyayı bir yukarıdakine, bir ötesine teslim ederek varoluşu içinde değersiz kılmayan bir mitos…

Kıyametin kopması aslında insanlığın doğrulmasına, uyur iken uyanmasına, uyur iken uyarılmasına, isyan etmesine bağlıdır. İsyan eden, bu dünyayı ve ahireti temellük ve temsil etmeyi bırakacak, tığ-ı teber şah-ı merdan olacaktır. Hiçbir kusur, mülkiyetçilik kadar kötü değildir ve bu mülke, en başta kişinin kendi başı ve kimliği dahildir.

₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Michel Foucault’nun 1970-1984 arasında Collège de France’taki “Düşünce Sistemleri Tarihi” başlıklı kürsüsünde verdiği bu derslerde, düşünürün elindeki tarihsel materyalleri nasıl işlediğine, felsefeyle tarih arasındaki bağları nasıl ördüğüne tanık oluyoruz. Bu derslerde Foucault, Antik Yunan’da paranın tesisinden 18. yüzyıl Fransa şehirciliğine, psikiyatrik iktidardan modern devlet aklına, Hıristiyan öznellik biçimlerinden neoliberalizmin insan kavrayışına uzanan tarihsel araştırmaları, hakikat ile özne arasındaki ilişkinin biçimlerini sorgulayarak ortaya koyuyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Fransa’da 1999’dan itibaren yayınlanan, birçok yeni araştırma için çıkış noktası oluşturan ve Foucault’nun düşüncesinin alımlanmasında bir dönüm noktası haline gelen bu dersleri, Türkçe baskısı için yazılan yeni önsözlerle birlikte yayınlıyor.1981-82 yılındaki dersinde Foucault, daha önceki senelerden farklı bir araştırmayı başlatır: Klasik Yunan ve Roma dönemlerinde öznellik ve hakikat arasındaki ilişki. Bu araştırma Foucault’yu, öznenin kendisiyle kurduğu ilişkiyi şekillendirmesini sağlayan tekniklerle ve esas olarak Antikçağ’ın cinselliği sorunsallaştırma biçimleriyle ilgilenmeye sevk edecektir. Foucault’ya göre bu dönemde cinsel pratikler bir yasak formundan ziyade bir “tercihler sistemi” içinde ele alınıyor, bir perhiz ve yaşam biçimi dahilinde değerlendiriliyordu. Peki, bir cinsel davranışın başka bir cinsel davranış aleyhine değerli bulunması hangi etik sistem ve algılardan hareketle meydana geliyordu? Foucault, Cinselliğin Tarihi eserinin ikinci ve üçüncü ciltlerine temel teşkil eden bu çalışmasında, Helen-Roma döneminde ve özellikle Stoacılarda tek eşlilik, evlilik ve çift modellerinin bir gereklilik olarak ortaya çıkışını inceleyerek, modernlerin “cinsellik” ve “arzu” adını verecekleri alanların başka bir tarihini çiziyor. Aynı zamanda, kitabın çevirmeni Sibel Yardımcı’nın önsözünde belirttiği gibi, kendilikle ve hakikatle başka bir ilişkinin, “başka bir aşkın” mümkün olduğunu vurguluyor.
₺31,50KDV Dahil
₺42,00 KDV Dahil
Human, All Too Human (1878) marks the point where Nietzsche abandons German romanticism for the French Enlightenment. At a moment of crisis in his life (no longer a friend of Richard Wagner, forced to leave academic life through ill health), he sets out his views in a scintillating and bewildering series of aphorisms which contain the seeds of his later philosophy (e.g. the will to power, the need to transcend conventional Christian morality). The result is one of the cornerstones of his life's work. It well deserves its subtitle `A Book for Free Spirits', and its original dedication to Voltaire, whose project of radical enlightenment here finds a new champion. Beyond Good and Evil (1886) is a scathing and powerful critique of philosophy, religion and science. Here Nietzsche presents us with problems and challenges that are as troubling as they are inspiring, while at the same time outlining the virtues, ideas, and practices which will characterise the philosophy of the future. Relentless, energetic, tirelessly probing, he both determines that philosophy's agenda and is himself the embodiment of the type of thought he wants to foster.
₺15,66KDV Dahil
₺20,88 KDV Dahil

Fenomenoloji hareketi Çağdaş Fransız felsefesinin en canlı ve üretken alanlarının başında gelir. Husserl ve Heidegger’in izinden giden Fransız fenomenologlar, öne sürdükleri farklı argümanlara rağmen klasik fenomenolojiye karşı aynı eleştirel yaklaşımla hareket ederler ve yönelimsel olmayana (bir anlamda ontolojik, hermeneutik, etik ve metafizik olana) merkezi bir konum atfederek fenomenolojiyi kendisinin dışıyla ilişkiye sokmaya çalışırlar.

Hemen hemen hepsinin ortak eğilimi, yönelimsel bilinç ve onun noetik-noematik yapısı tarafından belirlenen anlam verilişlerine indirgenemeyecek istisnâi fenomenleri (“görünmez”, “ten”, “vahşi veya spontane anlam”, “sembol”, “duygulanım”, “yüz” ve “doygun fenomen”) mercek altına almaktır. Sınırdaki fenomenlere yöneliş, fenomenolojinin Alman kurucularıyla yeni bir tartışmanın fitilini ateşler. Fransız fenomenologlar Husserl ve Heidegger’in eserlerine eleştirel bir mesafe alıp hem onlarla birlikte hem de onların eserlerindeki düşünülmemiş boyutlar içinden düşünerek fenomenolojiye yeni bir kimlik kazandırırlar.

 

₺10,50KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

Zamanı ve dünyayı yaşamanın bambaşka bir yolu olarak tembel eylem!

 

“Duchamp kapitalist toplumdaki vazife, rol ve ölçülere teslim olmayarak hem sanatsal hem de ücretli işi inatla reddetmiş, üstelik sanatın ve sanatçının tanımlarına meydan okumakla da yetinmemiştir.” Onun radikal eylemsizliği kapitalist toplumun üç sacayağına birden meydan okumasından ileri gelir: Mübadele, mülkiyet ve emek.

 

Maurizio Lazzarato, Marcel Duchamp’ın yerleşik iktidar ilişkilerini askıya almanın, politik kırılmayı mümkün kılan koşulları yaratmanın ve yeni bir öznelliğin inşasının başlangıç noktası olarak tanımladığı “işin reddi” ve “tembel eylem” kavramlarını, hem sosyoekonomik bir eleştiri hem de felsefi bir kategori olarak ele aldığı kitabında, henüz çözülememiş bir ihtilafa işaret ederek Duchamp üzerinden yeni bir kapı aralıyor: “Amaçlanan çalışmama özgürlüğü müdür yoksa çalışarak özgürlüğe kavuşmak mıdır?”

 

“İşin reddi” ve “tembel eylem” bir olanağa işaret eder ve “Olanak bir zerreciktir,” der Duchamp. Artık aynı şekilde görüp aynı şekilde duymadığımız bu olanağa erişmekse başka bir yaşam biçimine bağlıdır, “zerreciğin tembel sakinleri” gibi.

₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
₺26,25KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
₺10,50KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
₺9,75KDV Dahil
₺13,00 KDV Dahil
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
₺5,25KDV Dahil
₺7,00 KDV Dahil
₺12,75KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil
₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
₺21,00KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
₺37,50KDV Dahil
₺50,00 KDV Dahil
₺17,25KDV Dahil
₺23,00 KDV Dahil
₺27,00KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil
₺9,75KDV Dahil
₺13,00 KDV Dahil
₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
₺27,20KDV Dahil
₺34,00 KDV Dahil