İnsanın yalnızca başkalarının gözu¨nde ne olduğunun aksine, kendi içinde ve kendi için değerinin doğru değerlendirilmesi mutluluğumuza çok şey katacaktır. 
Ünlu¨ Alman filozof ve yazar Arthur Schopenhauer’in idealizm, ahlak, du¨nya, mutluluk ve daha birçok konu u¨zerine göru¨şleri, yaşadığı 19. yu¨zyıldan bu yana tartışma konusu olagelmiştir. Tu¨m bu tartışmalara rağmen, fikirleri Nietzsche gibi pek çok du¨şu¨nu¨ru¨ derinden etkilemeyi başarmıştır. Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, Schopenhauer’in bu göru¨şlerini ve felsefesini yakından tanımak isteyen okurlar için hem keyifli hem de öğretici bir rehber niteliğinde.
₺14,00 KDV Dahil
₺17,50 KDV Dahil
Marksist teori 150 yıldan fazla bir süredir anti-kapitalist protestonun bir ikonu olarak var olmaktadır. 

Reel Sosyalizmin yıkılmasıyla birlikte tartışma, önce kapitalizmin bu mücadeleyi kalıcı olarak kazandığı şeklinde yorumlandı, hatta kimileri daha ileri giderek tarihin sonunu ilan etti. 

Ne var ki, aradan geçen yıllar komünizm idealini pekiştirecek şekilde yeniden ivme kazandı. Althusser’in “piyasa temelli ilişkilerin yokluğu” şeklinde tarif ettiği komünizm, kitabımız boyunca üç ana eksenin bütün muhataplarınca her geçen gün daha çok sahiplenir oldu: yoksulluk (ekonomi), yolsuzluk (siyaset) ve bayağılık (kültür). 

Piyasa temelli toplum, toplumsal ilişkilerin sadece ve sadece dolar üzerinden şekillendiği bir toplumdur. Oysa toplumu ekonomik ilişkilerin çok daha üzerinde entelektüel ilişkiler ağıyla yorumlayan ve belirleyen komünizm, insanlığı emeği aracılığıyla yaratıcı potansiyelini özgürleştirençok daha farklı ve derin bir noktaya taşır. 

Günümüzde üç milyara yakın insanın, günde iki dolardan az gelirle yaşamını ikame ettirmesi tabii ki yok sayılamaz ve bu, tamamen ekonomik bir olgudur. Marksist teori, bu meseleyi çözmekle yetinmez, yabancılaşma ile başlayan kapitalist toplumun, özgürlüğünönüne diktiği tüm engelleri kaldırmayı vaat eder. Zira reel sosyalizm sonrası, kapitalizmin insani değerler yerine piyasayı yeğlemesi, demokratik siyasal süreçte paralı ve zengin olana ayrıcalık tanıması, kültür ve boş zaman alanına sinsice nüfus etmesi, önceki dönemlere oranla çok daha bariz ve endüstriyeldir. 


Eğer özgürlüğün ne olması gerektiğine ilişkin tutarlı bir ortak kanaatten vazgeçersek, o zaman bu alanı, bize karşı şekillendirecek olan kapitalizme karşı açık bırakmış oluruz. Bu yüzden, küresel düzeyde yurttaşların estetik algısının geliştirilmesi için hep beraber gayret göstermeliyiz. Zira bunda başarısız olursak, özgürlük ve demokrasi kılığına bürünmüş kapitalizm, daha adil, yaşanabilir ve insani bir topluma yönelik dönüşümleri engellemeye devam edecektir. 

Kitabımız, yoksulluk, yolsuzluk ve bayağılık eksenlerini incelerken, Marksist teori’nin kapsamlı bir kavrayışını da sağlar.
₺25,60 KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
Ciddi olan her eser, üzerine düşünülmeyi gerekli kılar. Hele ki bu eser felsefi geleneğin geniş külliyatını tanıtmak ve felsefi düşünmenin yollarını öğretmek amacındaysa, bu, başlı başına zor bir iştir. Columbia Üniversitesi felsefe profesörleri olan John-Herman Randall, Jr. ve Justus Buchler tarafından yazılmış olan bu eser, bu zor işi hakkıyla başaran önemli bir felsefeye giriş kitabıdır. İlk kez 1982 yılında Ahmet Arslan’ın titiz çevirisi ile Türkçe’ye kazandırılmış olan kitap, aradan geçen 32 senenin ardından akıcılığından ve açıklayıcılığından hiçbir şey kaybetmeden yeniden okuyucusunun karşısına çıkmaktadır. 
Kitap üç bölümden oluşmaktadır: “Felsefi Düşüncenin İnsan Hayatındaki Rolü”, “Felsefenin Analitik İşlevi” ve “Felsefenin Kurgusal İşlevi.” Ahmet Arslan’ın da belirttiği gibi: “Her bölümde ele alınan belli başlı görüş veya kuramların, hemen arkasından gelenEleştirel Düşünceler kısmı ilgili görüş veya kuramın başarı veya eksiklerinin daha iyi kavranmasında çok yardım edici niteliktedir. Gereken yerlerde filozofların kendi yapıtlarından yapılan alıntılar akıllıca seçilmiş olup, ölçülü ve aydınlatıcı niteliktedir. Belki bütün bunlardan daha da önemli olmak üzere yazarlar kendi görüş ve tercihlerinin nereye gittiğini açıkça belirtmekten kaçınmamakla birlikte, ele aldıkları her kuram veya görüşe aynı ciddilik, ölçülülük ve hakkaniyetle yaklaşma erdemini göstermekten geri kalmamaktadırlar.”
₺22,50 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Bu kitap felsefe öğrenmek isteyen herkesin işine yarayacak. François Dagognet Platon’dan başlayıp Spinoza, Kant, Nietzsche, Marx, Comte, Bachelard ve daha başka düşünürlerden geçerek Jean-Paul Sartre’a uzanan bir yolda en önemli filozofları karşılaştırmalı olarak inceliyor. Her bir filozofun düşüncesinin özünü açıklıyor, bir önceki düşünceyi nasıl dizgeleştirdiğini ya da ona nasıl karşı çıktığını gösteriyor. Yazarın gözünde, felsefe bir tapınak değildir, bir şantiye de değildir; bir savaş alanıdır. 
Fransız doktor ve düşünür François Dagognet’den ilginç bir felsefe tarihi.
₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Sokrates sorgulanmamış bir hayatın yaşamaya değer olmadığını söylerken yaşamın basit bir şekilde sadece hayatta kalmaktan ibaret olmadığını, yaşam üzerine sürekli bir tefekkür ve arayış içinde olmayı, daimi olarak benliğin diğer benlikler ile olan ilişkisi içerisinde sorgulanması gerekliliğini tüm insanlara salık verir. Bu süreç, insanı yaşamda sonu gelmez bir arayışçı olarak imlerken onun en nihayetinde kendi yaşamı için bir hakikate ulaşmasını önceler. Arayış, kişinin kendi ile yola çıkmasını, öncelikle kendi gölge yönü ile yüzleşerek mevcut dünyadaki uykusundan uyanmasını ve yüzünü Platoncu güneşe dönmesini gerektirir. Yaşamda hakikat arayışında olanlar için dünyevi bağlılıkların ötesinde tinsel bir kurtuluş ihtimali tüm insanlığın daha iyiye doğru evrilmesini sağlayacak bir umut vaat eder. Doris Lessing, görünür gerçekliğin rasyonalizm adına büyük bir bağlılık ile peşinden gidildiği yirminci yüzyılda bu kurtuluş ihtimaline inanarak yola çıkan, arayışın daimi bir şekilde "yolda olmak" ile eşdeğer olduğunun farkında olan, görünürün ötesindeki hakikatlerin izini süren bir düşünür ve yazar olarak kendi yolculuğunu öteki insanlara yazını aracılığı ile rehber kılar. Lessing, yirminci yüzyılın birçok insanı peşinden sürüklediği Marksizm, feminizm, psikanaliz gibi kurulu büyük anlatıları ne dışarıdan tamamen reddiyeci bir tavır ile öteler ne de kendi arayış yolculuğunda belirli dönemlerde uğradığı bu durakları sorgusuz olarak benimser. Onun tutumu, kendisinin tecrübe ederek sağlamasını yapmadığı herhangi bir izm'i yaşamının anlamı olarak belirlemek olmamıştır. Bu nedenle, deneyimlediği her yol Lessing'in kendi benliğini baştan kurup tekrar yıkmasını sağlayacak bir yeniden inşa olarak okunmalıdır. Dünyevi kazanımlar, politik idealler, hazcı tutumlar, tarihsel ilerlemeye inanç ve devamında tüm bunlara karşı inanç kaybı Doris Lessing'in var olan gerçeklerin ve verili nesnelliğin ötesinde mistik bir hakikat alanına girmesine ve Batının büyüklenmeci rasyonalizmine savaş açarak Doğunun manevi ve mistik yoluna yönelmesine neden olur. Bu arayış yolunda ise artık rehberi Sufizm olacaktır.
₺22,40 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
Biziz, Halk! politik ve ekonomik tahakküm altındaki halkların kamusal alanlarda toplanmasının ne anlama geldiğini, nasıl bir işlev gördüğünü soruşturuyor. Bu toplanmaları çoğul performatif eylemler olarak alan Judith Butler, performatiflik kuramını genişleterek, prekaryalığın şimdilerde sık sık yaşanan halk hareketlerinde temel bir motif olduğunu belirtiyor. 
Butler, belli nüfusların toplumsal ve ekonomik destek ağlarından uzak kaldıkları ve yaralanma, şiddet ve ölüme daha yakın düştükleri, siyasi nedenlerden kaynaklanan koşullara karşılık gelen prekaryalığı devindirici güç olarak alan gösterilerin nesnesinin bedenler olduğunu belirtiyor. Buna göre, kitle gösterileri prekaryalığın kolektif bir reddidir. Dahası, bedenlerin sokaklarda, meydanlarda ya da diğer kamusal alanlarda toplanması, arz-ı endam etme hakkının kullanılmasıdır; bu, daha yaşanabilir hayatlar için bedensel bir taleptir. 
Kamusal toplanmanın dışavurumcu ya da göstergesel biçimlerini anlamaya çalışan, ama aynı zamanda neyin “kamusal”, kimin “halk”tan sayılabileceğini sorgulayan Biziz, Halk!, toplanma özgürlüğünün de, tıpkı konuşma özgürlüğü gibi bir “ifade özgürlüğü” olduğunu ortaya koyuyor. Bu toplanmalarda prekaryalığın nasıl eyleme döküldüğünü ve prekaryalığa nasıl karşı çıkıldığını tartışan Butler, baskı ve zorlama altındaki bedenlerin bir araya geldiği bir toplaşmanın kendisinin sebat ve direnişi ima ettiğini söylerken zorlukların barındırdığı umudu yansıtmayı başarıyor. 
Judith Butler, California Üniversitesi (Berkeley) Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde ve Eleştirel Teori Programı’nda ders veriyor.
₺22,40 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

 Öyle güçlü bir kitap düşünün ki yayımlandığı zaman Beyrut’ta bir pazar yerinde ibret olsun diye yakılmış ve bütün bu tepki, kitabın daha da çok okunmasını sağlamış… Halil Cibran Asi Ruhlar aracılığıyla memleketi Lübnan’da apaçık bir özgürlük çağrısında bulunmuş ve hem bireylere hem de topluma seslenmiştir. Cibran yine o şiirsel diliyle, dini ve siyasi adaletsizliğe başkaldırıya davet ediyor.

 

₺6,40 KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

Halil Cibran’ın ölümünün ardından yayımlanan eseri Ermişin Bahçesi, bir geri dönüşün hikâyesini anlatır. El Mustafa, on iki yıl boyunca uzak kaldığı adaya ayak bastığında geri dönüşün bütün sancı ve sızılarını yüreğinde taşır. Halkına kavuştuğu an, daha derin bir yalnızlığın pençesine düştüğü andır. Annesiyle babasının ebedi uykuya yattığı o bahçenin duvarları, dünyayla arasına çizdiği bir sınır çizgisine dönüşür. Onun sesine hasret kulaklara fısıldadığı ise yaşama ve yaşamın getirdiklerine ve götürdüklerine dair kedere bulanmış cümlelerdir.

₺6,40 KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

Büyük düşünür Halil Cibran’ın edebiyat sahnesinde adını duyurduğu kitap olan Gözyaşı ve Kahkaha ruhunuzu dokunacak ve hayata bir başka gözle bakmanızı sağlayacak mesellerden, hikâyelerden ve şiirlerden oluşuyor. Gözyaşı ve Kahkaha’da Doğu ve Batı felsefesini kendince yoğuran Halil Cibran okurlara eşsiz bir metin sunuyor. Kitaptaki şiirler ve düzyazılar, Cibran’ın sevgi ve güzelliğe olan bitmek tükenmez açlığını gözler önüne seriyor.

₺6,40 KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

Halil Cibran, yarı otobiyografik kitabı Kırık Kanatlar’da gençlik aşklarının o sancılı ve tatlı anlarına götürüyor bizi. Genç Halil Beyrut’un varlıklı tüccarlarından olan Farris Karami’nin kızı Selma’yla tanışır. ve ona âşık olur. Ne yazık ki bu aşkın önünde birçok engel vardır. Halil ve Selma gizli gizli buluşmaya devam ederler ama kavuşmaları için artık bir mucize gerekmektedir.

Kırık Kanatlar insan varlığının anlamını sorgulayan dokunaklı bir aşk hikâyesi olmasının yanında, gerçek aşkın yeşermesine engel olan toplumsal ve bireysel riyakârlığın da ustalıklı bir eleştirisidir.

 

₺6,40 KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil

Zamansız bir bilgenin aklın, kalbin ve ruhun ışığında aydınlanan sözlerinden oluşuyor Kum ve Köpük. Halil Cibran, zihninin çağrışımlarına kaptırıp gidiyor kendisini, okuru da sürüklüyor peşinden. Dünyaya ve ötesine dair o sınırsız algısıyla mistik ve lirik cümleler saçıyor etrafa. Birbirinden bağımsız tüm bu fragmanlar bir bütünü ortaya koyuyor en nihayetinde: Cibran’ın sisle bir olmuş ruhunu. Tıpkı parmaklarınızın arasından kayıp giden kum taneleri gibi akışkan ve havada süzülen bir köpük gibi bir var bir yok ruhunu…

₺6,40 KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil
Hilmi Ziya Ülken’in felsefi sistemini taçlandıran Hâkimiyet adlı son kitabı uzun bir süre sonra ilk defa okuruyla buluşuyor. 
Eser, “hâkimiyet” (souveraineté) ve “tahakküm” (domination), yani “zorlama hâkimiyet” kavramlarının felsefi, antropolojik, sosyolojik ve tarihsel bir incelemesidir. 
Tarihsel anlamıyla bütün toplumlarda “iş organizasyonu” olarak şekillenen hâkimiyet, “kültür-tabiat bütünlüğü”dür, yani kültür ve tabiat birleşmesi siyasi felsefenin temel kavramı olarak “hâkimiyet”i ve bunun organlaşmış bir ifadesi olan “devlet”i doğurur. Öte yandan kültür-tabiat bütünlüğü, yani hâkimiyet her çağda ve toplum şeklinde birtakım saiklerle bozulabilir, parçalanabilir. Kaybolmuş kurumlar sisteminin hâkimiyet yetmezliği “tahakküm” şekillerini doğurur. 
Modern hâkimiyet şekli olarak demokrasi iki ayrı yönde yeni tahakküm şekillerine doğru gelişmiştir: Hürriyetçi demokrasiyi savunan kutup başlıca Birleşik Amerika’nın (kapitalist iş organizasyonu) tahakkümü şeklini almıştır. Eşitlikçi demokrasiyi savunan kutup Sovyet Rusya ve Çin’in (sosyalist iş organizasyonu) tahakkümü şeklini almıştır. Dünya bu iki tahakküm şekli arasında parçalanmış durumdadır. 
Geleceğin hâkimiyet şeklinin hürriyet-eşitlik dengesini kuracak olan “Mertebeler Devleti”nde gerçekleşeceğini öne süren Ülken, “yarınki insanlığın emperyalist tahakkümlere değil, kültürler, milletler bağımsızlığına dayanan bir konfederatif dünya devletine doğru gitmesini sağlayacak” bir “kültürler hümanizmi”ne yaslanır.
₺23,20 KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil
Spinoza’nın ölümünün ardından opera posthuma (tüm eserleri) içinde 1677’de yayımlanan, Politik İnceleme(Tractatus Politicus) filozof tarafından kaleme alınan en son yapıttır. Burada Spinoza doğalcı (naturalist) bir bakış açısından geleneksel “en iyi yönetim biçimi” sorusunu yeniden ele alır ve istikrar noktalarını ortaya çıkarmak için bir tanıtlama yapısı içinde monarşik, aristokratik ve demokratik Devletleri yeniden kurar. Güç ontolojisine demir atmış “doğal hak”, içinde multitidonun ya da “halk kitlesinin” hep daha süreğen bir barışta varlığını devam ettirdiği demokraside, yani “mutlak yönetim biçimi”nde tamamına eren niceliksel ve biçimsel bir siyaset kurar. 
Aşırı biçimde yetkinleştirilmiş Politik İnceleme, Spinoza’nın tüm yapıtlarına can veren birleştirme ve doğallaştırma için gösterdiği sınırsız kavramsal gayreti başarıyla sonuçlandırır. Derin özgünlüğü, ne aşkınsal bir değeri olan ne de harekete geçirici bir şiddet içeren, oyların sayısal değerlendirilmeleriyle barış üreten basit bir makine olan bir demokrasi önermesinde yatar, ama bunda siyasi gerçeklikte olduğu gibi insanlığın arzusunda da kuşkusuz aşılmazdır.
₺14,40 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

Aydınlanma Dönemi’ne yeni bir bakış açısı sunan Stéphane Van Damme düşünce ve kavramlar tarihinin ötesinde, filozofların seyahatleri, dostlukları, yazışmaları ve arşiv¬lerinin, gittikleri salon, kolej ve botanik bahçeleri gibi bilme/bilgi mekânlarının Roma, Paris ve Edinburgh gibi şehirlerde izini sürerek felsefe tarihine “açık havada” katkı sağlıyor. 

“Entelektüel felsefe tarihi 19. yüzyıldan beri hem bir tür hem de kurumsal ve peda¬gojik bir faaliyet olarak görülmüş felsefi sorunu anlamaya öncelik tanıyan yöntemi tesis etti. Felsefenin kurumsallaşmasına ve siyaset ve toplum nezdinde tanınmasına büyük katkı yaptı. Bununla birlikte meseleye daha yakından bakacak olursak felsefe tarihi dediğimiz şey bugün bile sıklıkla tarihsel sabite olarak tasavvur edilen faa¬liyetlerin ve nesnelerin zayıf biçimde tarihselleştirilmesiyle nitelenir...

Bu yüzden, tarihle edebiyat arasındaki, tarihle bilimler tarihi arasındaki, yahut tarihle sanat tarihi arasındaki semeresi bol alışverişleri uzun süre boyunca görmezden geldi ki bu alışverişler yöntemlerin dolaşımını aydınlatıp epistemolojik sınırlarını yeniden şekillendirebilirdi.”

₺12,00 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

Zaman Felsefesinin Kısa Tarihi, Sokrates öncesi filozoflardan Einstein ve sonrasına uzanan geniş bir tarihsel yelpaze içinde zamanla ilgili en önemli düşüncelerin esaslı bir özetini sunuyor. Yazarın kısa bir kitapta bu zor işin altından başarıyla kalkmasını sağlayan şey, kullandığı etkili yöntem. Bu yöntem fizik, evrimsel biyoloji ve bilişsel bilimden kaynaklanan deneysel bilgiler ile geleneksel metafiziğin argümanlarını harmanlayarak, zamanla ilgili en tutarlı dünya görüşünün ne olabileceğini araştırmaktan ibaret.

Zamanın gerçekten aktığı doğu mudur? Termodinamik yasaların zorunlu bir akış doğrultusu olup olmadığıyla ilgili bize söyleyebileceği bir şey var mıdır? Özel görelilik teorisi dinamik zaman anlayışıyla çelişir mi?
Yazar Adrian Bardon’ın zaman ve evrenle ilgili insanlığın başlangıcından bu yana sorulan ve bugün hâlâ bilim ile metafiziğin sınırında yer almayı sürdüren sorulara cevap aramanın belki de tek makul yolunu başarılı bir şekilde uyguladığı bu kitabın felsefe öğrencilerine olduğu kadar her düzeyden meraklı okuyucuya da hitap edeceğine inanıyoruz.

₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

20.Yüzyılın başında insanlık bir şok yaşadı. Evreni Newton’un bulduğu yasalar değil rastlantı yönetiyordu. Dünyanın bilimsel yorumunda ortaya çıkan bu önemli farkla, sadece kozmoloji değil klasik felsefenin çerçevesi de değişiyordu.

Rastlantının yönettiği bir evrende, kurallar, düzenler, kanunlar, fiziksel çerçeve, onun üzerinde ortaya çıkan canlılık, canlılığa bağlanan akıl nasıl ortaya çıkıyor? Kaos ve düzen arasındaki bu felsefi bağ nedir? Dahası rastlantısal ve özgür bir evrende insanın durumu nedir? İnsan gerçekten özgür müdür, yoksa evrenin zorunlu bir uzantısı mıdır? Evrende kutsal var mıdır, veya evren bir kutsalsız mümkün müdür?

Bu kitap rastlantının bilimsel mecradaki serüveninden yola çıkarak onu açıklayabilecek felsefi bir zemin inşa etmeye çalışıyor.

₺19,20 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

“Schopenhauer, insanların aşk ya da soyları uğruna yaşamlarını çoğu zaman feda etmeleri nedeniyle, aşkın insan doğasındaki en güçlü itki olduğunu ortaya koyuyor. Aşk sadece en güçlü değil, aynı zamanda en yaygın itkidir, eylemlerimizin çoğunu harekete geçirmede kararlı fakat bilinçaltına dayalı bir rol oynamaktadır. Gelgelelim Schopenhauer, bu itkinin gizli ve irrasyonel olduğunu, sonsuz acıların kaynağı olduğunu iddia eder. Aşkın bize hazların en muazzamını getireceğini düşünürüz. Arzularımız yenilendiğinden ve onlara karşı koyamadığımızdan dolayı, herhangi bir ders çıkartmak yerine aptallığımızı sürdürürüz. Aşk arayışının peşindeki failler olsak da, bizi kendi amaçları için kontrol eden ve kullanan daha yüksek güçlerin gerçekte yalnızca araçlarıyız. Aşk için üremeden başka hiçbir amaç yoktur ve üreme için de türün hayatta kalmasından başka hiçbir amaç yoktur. Her birey tür uğruna ürer ve üreme görevini yerine getirdikten sonra ıskartaya çıkarılır ve ölüme teslim edilir.

Epikuros ve Epiktetos gibi Schopenhauer de, servet ve şöhreti ne kadar çok elde edersek onları o kadar çok isteyeceğimizi ileri sürer; fakat ne kadar çok istersek de elde edilmeleri o kadar güçtür, dolayısıyla sürekli olarak memnuniyetsiz, tatminsiz kalırız. Günümüzün büyük bir kısmında ihtiyaçlarımızı tatmin etmek, can sıkıntısından kurtulmak için mücadele halindeyiz, ya da hareketsiz cinsel dürtülerle mücadele ediyoruz. Biliyoruz ki bizler bir işkence döngüsüne hapsolmuşuz; imkânsız olmasa da, kurtulmanın zor olduğunu keşfederiz, çünkü tam da bizi kapana sıkıştıran şeylere arzu duyarız. Schopenhauer’in belirttiği gibi, sanki “İksion’un dönen tekerleği üzerine yatmışız… ve Danaosların eleğinden su çekiyoruz.” Evet, aslında cehennemin daha iyi bir tarifi olamazdı.”

₺8,00 KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil
Sokrates, yaşadığı dönemde eleştirel yaklaşımlarıyla herkesin dikkatini çekerken bir kısım insanlar tarafından da aşağılayıcı hakaretlere uğramaya başlamıştır. Eğri ve doğruyu tanımlaması, araştırıp ortaya çıkarması, bilgi ve erdeme ve verdiği önem ve sorgulayıcı tavrı Sokrates'i sevilmeyen ve istenmeyen adam yapmıştır. 
Tanrı algısıyla kurulan irtibatlarda o dönemin içinde bulunduğu teokratik düzen içinde bilgiye ulaşma erdeminin gösterilmesi ve asıl bilginin Tarı'da olduğu gerçeğinin peşine düşülmesinde Sokrates başı çekmiştir. 
Sokrates, yazarların bilgisizliğini, şairlerin bilgisizliğini, filozofların yetersizliğini yüzlerine vurmuşlar. Toplumda tanrı diye inanılan şeyleri sorgulamaya başlamış ve insanların içgüdüleriyle hareket ederek menfaatleri doğrultusunda zorbaca bir hayat yaşadığı ortaya koymuştur.
₺4,00 KDV Dahil
₺5,00 KDV Dahil
İşte yeryüzünde yalnızım; kendimle başbaşayım; artık ne kardeşim var, ne bir benzerim, ne dostum ne de ait olduğum bir toplum. İnsanların en şefkatlisi, en cana yakını, bu insanlar arasından söz birliği ile dışlandı. Bunlar, olanca kinleriyle hassas ruhuma hangi azabın daha çok dokunabileceğini araştırıp beni kendilerine bağlayan bağları kesip attılar. Onları istemedikleri halde sevebilecektim. Sevgimden ancak insan olmaktan çıkma yoluyla kurtuldular...
₺9,60 KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil
 

Sevinç Türkmen Aşkın Ontolojisi: Spinoza’yla Bir Yürüyüş’te, son yıllarda giderek daha fazla rağbet gören Spinoza’nın felsefesini sıradışı bir yaklaşımla ele alıyor. Yarı-kurmaca bir çerçevede, Bento ile Maria’nın, aşk deneyimleri aracılığıyla Spinoza felsefesinin kimi önemli yanlarına ışık tutuyor: doğa, zihin, duygular, arzu ve özgürlük. Spinoza’nın hayatının onun başyapıtı olan Ethica’nın dolaysız bir ifadesi olması gibi, buradaki anlatı da bir aşk deneyimi vesilesiyle felsefeye hayatiyet kazandırıyor ve onu gündelik hayatın içinden anlamamıza kapı aralayacak şekilde ete kemiğe büründürmeye girişiyor. Spinoza’yı merak ve tutkuyla okuyanların, aşka Spinoza’nın gözlüğünden bakmak isteyenlerin, bu kitabı ilgiyle karşılayacağını umuyoruz.

"Felsefe nerede biter, edebiyat nerede başlar? Felsefecilerin metinlerinde arz-ı endam eden soluk kavramlar nasıl olup da kanlı canlı insanların sözlerinde hayat bulabilir? İnsanın ve insanlığın aradığı sonsuzluk, tanımlanamayan bir kavramda içerilen bir nesne olmayıp, korkudansa hoşnutluğun, gururdansa onurun, benmerkezciliktense özdeğerin, bulantıdansa neşenin hâkim duygular olabildiği bir mekânda hemcinslerimizle özgürce yaşayabilme arzumuzda kaim olan bir arayış mıdır? Sevinç Türkmen bu eserinde ontolojiye ve Spinoza düşüncesine hâkimiyetini, ahlaki ve politik hassasiyetlerini, duru ve güzel Türkçesini tüm bu sorulara bir cevap önermek üzere cesurca bir araya getiriyor. "

-   Doç. Dr. Ahmet Ayhan Çitil (Felsefeci) - 

"Yaklaşık üç yıldır zihnimizi daha çok meşgul eden temel iki kavramdan biri hakikat, diğeri ise özgürlük. Sevinç Türkmen'in Spinoza'nın felsefesi üzerine yazdığı bu kitap, tam da böyle bir zamanda onun 'aşk, hakikat ve sonsuzluk sadece özgürlükte var olur' gerçeği üzerine dönüp dolaşıp bir kez daha düşünmemizi sağlıyor."

- Özcan Alper (Yönetmen) - 

₺10,50 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

 

Evren nasıl oluştu? İlk madde ne zaman meydana geldi? Galaksiler, yıldızlar, güneş sistemleri hangi süreçlerle ortaya çıktı? Canlılığın kökeni nedir? İnsan olmak ne anlama gelir?

 

İnsanlık tarihi boyunca yaratılışla ilgili çok farklı hikâyeler anlatılagelmiştir. Jim Baggott Kökenler’de yaklaşık 14 milyarlık bu öyküyü günümüzün bilimsel anlayışı ve birikimi çerçevesinde ele alıyor. Uzamın, zamanın, kütlenin, enerjinin, ışığın, galaksilerin, Güneş’in, Dünya’nın, yaşamın ve en nihayetinde Homo sapiens’in oluşumuna uzanan büyüleyici bir yolculuğa çıkıyor. Kozmoloji, jeoloji, evrim, antropoloji ve nörobilimdeki çağdaş düşünceleri bir araya getirerek varlığımızın kökenlerine dair bildiklerimizi haritalandırıyor ve henüz bilemediğimiz karanlık noktalara işaret ediyor. Bir bakıma yıldız tozlarından yaratılan insanın yıldızları yaratan müthiş tekillikten bugüne olup bitenleri anlamak için gösterdiği destansı çabayı özetliyor.

 

“Kökenler gerçekten ‘bizim’ hakkımızda bir kitap. Üzerinde yaşadığımız dünyanın nasıl oluştuğunu, yaşamın nasıl başlayıp evrilerek bizi meydana getirdiğini, bizim hikâyemizi anlatıyor. Kökenler’de sorgulanmamış olguları çoğunluğun açıklamalarından, kuşku uyandıran yorumlardan, safi spekülasyonlardan ayırmaya çalıştım. Bu kitap, bildiğimizi ve açıklayabildiğimizi düşündüğümüz şeylere dair net, dengeli ve (umarım) önyargısız bir bakış açısı isteyen okurları hedefliyor. Yaratılışın bilimsel hikâyesinin ‘kabul edilmiş’ ya da ‘resmi’ bir versiyonu bulunmuyor; fakat olsaydı, muhtemelen elinizdeki kitaba benzeyen bir şey olurdu.”

 

₺32,00 KDV Dahil
₺40,00 KDV Dahil
Hannah Arendt’ın Önsözüyle 
“Genellikle bir devir, ondan en az etkilenenlere, ona en uzak olanlara, dolayısıyla da ondan en çok acı çekenlere çok açık bir şekilde damgasını vurur. … Benjamin’in de başına gelen buydu. Hali tavrı, dinlerken ve konuşurken başını tutuş biçimi, hareketleri, davranışları, özellikle de sözcük seçimine, sözdizimine varasıya konuşma tarzı, nihayet, kendine özgü açıksözlülüğü… hepsi öylesine eski moda görünüyordu ki, tıpkı yabancı bir ülkenin kıyısına vuran biri gibi, on dokuzuncu yüzyıldan yirminci yüzyıla sürgün edilen biri gibiydi. … [Kendisini] ‘parçalanmakta olan bir yelken direğinin tepesi’nde ya da yıkıntılar arasında ‘yaşarken ölü ve gerçekten hayatta kalmış’ biri [gibi duyumsuyordu]: … Zengin ve garip olan şeyleri, derinliklerdeki incileri ve mercanları alıp su üstüne çıkarmak için denizin dibine kadar inen bir inci avcısı gibi… 
– Hannah Arendt 

Walter Benjamin’in bir felsefeci ve eleştirel kuramcı olarak önemi onun çok çeşitli alanlarda ve kendine özgü bir parıltıyla kalem oynatmasından, ürettiği düşüncelerin bugün de çok verimli tartışmalara yol açmasından ileri gelir. Siyasal yönelimli bir estetik ve kültür kuramı geliştirme yönündeki çabaları hem Frankfurt Okulu hem de Brecht açısından hatırı sayılır bir uyaran olmuştur. Yazdığı eserler erken dönem Alman Romantizmine duyulan ilgiyi yeniden canlandırmış, film kuramının gelişmesine katkıda bulunmuş, kültür kuramını, yanı sıra modern döneme egemen olan felsefi kavramları etkilemiş, Derrida, Agamben ve Habermas gibi düşünürlere kaynaklık etmiş ve siyasal teolojinin yeniden tartışılmasına vesile olmuştur. 
Bu seçkide, kısa ömrüne rağmen yirminci yüzyılın en önemli düşünürleri arasına girmeyi başaran Walter Benjamin’i ve onun o çok yönlü ve verimli eserini okurla olabildiğince buluşturmayı amaçlıyoruz.
₺30,00 KDV Dahil
₺40,00 KDV Dahil
Michel Foucault’nun 1970-1984 aras›nda Collège de France’taki “Düşünce Sistemleri Tarihi” başlıklı kürsüsünde verdiği bu derslerde, düşünürün elindeki tarihsel materyalleri nasıl işlediğine, felsefeyle tarih arasındaki bağları nasl ördüğüne tanık oluyoruz. Bu derslerde Foucault, Antik Yunan’da paranın tesisinden 18. yüzyıl Fransa şehirciliğine, psikiyatrik iktidardan modern devlet aklına, Hıristiyan öznellik biçimlerinden neoliberalizmin insan kavrayışına uzanan tarihsel araştırmaları, hakikat ile özne arasındaki ilişkinin biçimlerini sorgulayarak ortaya koyuyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Fransa’da 1999’dan itibaren yayınlanan, birçok yeni araştırma için çıkış noktası oluşturan ve Foucault’nun düşüncesinin alımlanmasında bir dönüm noktası haline gelen bu dersleri, Türkçe baskısı için yazılan yeni önsözlerle birlikte yayınlıyor. Foucault’nun ölümünden bir kaç ay önce verdiği bu son ders, aynı zamanda düşünürün bir tür felsefi vasiyetnamesi gibi de okunabilir. Bir yandan, daha önceki yıllarda başlayan parrhêsia kavramının analizi, Antik Yunan’da doğruyu söyleme biçimlerinin genel bir analizine dönüşür. Diğer yandan, Foucault Yunan düşüncesinin ölüm karşısındaki tutumunu ve kendilik kaygısını ele alarak bu dersi “felsefi yaşam” hakkında bir çalışma haline getirir. “Hem size hem de kendime göstermek istedig?im s¸ey s¸uydu: nasıl oldu da Sokratesçi parrêsia’nın ortaya çıkıs¸ıyla ve temellenmesiyle birlikte varolus¸ (bios) Yunan düs¸üncesinde bir estetik nesne olarak, estetik dönüs¸türme çabasının ve estetik algının nesnesi olarak, ‘güzel bir eser’ olarak ins¸a edildi? Burada çok zengin tarihsel bir alan açılıyor önümüzde. Elbette ruhun metafizig?inin tarihi yapılmalı. Fakat aynı s¸ekilde varolus¸un tarzbilgisinin tarihi de ve mümkün bir güzellik olarak yas¸amın tarihi de yapılmalı – ki bu da ruhun metafizig?inin tarihinin dig?er yüzünü ve alternatifini tes¸kil eder.” (29 Şubat 1984 dersi)
₺36,00 KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil
Farabî (870-950): Türk-İslam filozofu, gökbilimci, müzisyen. İslam’ın Altın Çağ’ının en önemli isimlerden biridir. Farabî yükseköğrenimini Bağdat’ta tamamladı, zamanın ünlü bilginlerinden ders aldı. Aristoteles’in ve Platon’un eserlerini inceledi, bu iki filozofun felsefelerini İslam’la bağdaştırmaya, bu sayede İslam dinine felsefi bir nitelik kazandırmaya çalıştı. Felsefeye mantık ile başlayıp metafizik üzerinde durdu; felsefenin dil, siyaset, doğa, zihin ile ilgilenen dallarında eserler verdi; müzik aletleri geliştirdi, müzik ve psikoloji konularında yazdı. İslam felsefesinin gelişmesini ve korunmasını sağladı, Batılı Orta Çağ düşüncesini etkiledi. Siyaset felsefesi alanındaki en olgun eseri kabul edilen Mutluluğun Kazanılması öncelikle insanların her iki dünyada mutluluğu kazanmalarına aracı olan insani şeyleri, yani teorik erdem, fikrî erdem, ahlâki erdem ve pratik sanatları tanımlar. Sonra da bu erdem ve sanatların türlerini, niteliklerini inceler ve bu dört erdemin bireysel insandan topluma taşınması ve toplumda hayata geçirilmesini ele alır. Farabî bunu yaparken de yönetici, eğitim, öğretim, toplumsal sınıflar, filozof, felsefe-din ilişkisi, kanun koyucu kavramları üzerinden kendi siyaset öğretisini kurar.
₺21,60 KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil
Georges Politzer 
3 Mayıs 1903- ö. 23 Mayıs 1942 
Macar kökenli Fransız marksist yazar ve felsefecidir.´´Kızıl kafalı Filozof ´´ olarak tanınır. Bugünkü Romanya´nın Nagyvarad (Oradea) kentinde doğmuştur.. Politzer daha 1919 yılındaki Macar ayaklanması sırasında aktivist olmuştu. Viyana´da Sgmund Freud ve Sandor Ferenczi ile tanışdıktan sonra 1921 yılında Paris´e yerleşti. 1929 ve 1931 yılları arsında Fransız Konünist Partisi´ne katıldı. 1930 yılının başında Fransız Komünist Partisi 1939´da Alman işgaline kadar faaliyet gösterecek olan Paris İşçi Üniversitesi´ni kurmuştu. Marx ve Lenin´in taraftarı olarak psikolojiyle ilgilendi. Başlarda Freud´un geliştirdiği psikanaliz teorisine ve onun uygulanma olanaklarına büyük ilgi gösterdi. 
Ancak zamanla komünist partinin psikanalize karşı tutumunun da etkisi altında psikanalizden uzaklaştı. Nazi Almanyası´nın Fransa´yı işgali sırasında 1940 
yılındaki seferberlikte Paris´te görevlendirildi. Komünist Partisinin gizli önderliğine bağlı kaldı. Temmuz 1940´da seferberlik bittikten sonra, yasadışı bir gazetenin yayıncıları arasında yer aldı. Dünyaca ünlü fizikçi, Politzer´in dostu ve yoldaşı Paul Langevin´in Ekim 1940´da tutuklanması üzerine fizikçinin tutuklandığını bildiren ve II. Dünya Savaşı boyunca faşizmin suçlarını ifşa eden Özgür Üniversite´nin (L´Universite Libre) ilk sayısını yayınladı. L´Universite Libre 1940 ve 1941 yıllarında tekraryayınlandı. Şubat 1942´de Politzer kendisi gibi bir direnişçi ve komünist olan eşi Mai´yle birlikte tutuklandı. 20 Mart 1942´de Nazi işgalcilerine teslim edildi ve ağır işkenceden geçti. Yasadışı bir Fransızca akademik dergi yayınlamaya başlamasından kısa süre sonra, 23 Maysı 1942´de kurşuna dizilerek idam edildi. eşi mai Auschwitz imha kampına gönderildi ve Mart 1943´de orada öldü.
₺7,19 KDV Dahil
₺8,99 KDV Dahil
Georges Politzer 
3 Mayıs 1903- ö. 23 Mayıs 1942 
Macar kökenli Fransız marksist yazar ve felsefecidir.´´Kızıl kafalı Filozof ´´ olarak tanınır. Bugünkü Romanya´nın Nagyvarad (Oradea) kentinde doğmuştur.. Politzer daha 1919 yılındaki Macar ayaklanması sırasında aktivist olmuştu. Viyana´da Sgmund Freud ve Sandor Ferenczi ile tanışdıktan sonra 1921 yılında Paris´e yerleşti. 1929 ve 1931 yılları arsında Fransız Konünist Partisi´ne katıldı. 1930 yılının başında Fransız Komünist Partisi 1939´da Alman işgaline kadar faaliyet gösterecek olan Paris İşçi Üniversitesi´ni kurmuştu. Marx ve Lenin´in taraftarı olarak psikolojiyle ilgilendi. Başlarda Freud´un geliştirdiği psikanaliz teorisine ve onun uygulanma olanaklarına büyük ilgi gösterdi. 
Ancak zamanla komünist partinin psikanalize karşı tutumunun da etkisi altında psikanalizden uzaklaştı. Nazi Almanyası´nın Fransa´yı işgali sırasında 1940 
yılındaki seferberlikte Paris´te görevlendirildi. Komünist Partisinin gizli önderliğine bağlı kaldı. Temmuz 1940´da seferberlik bittikten sonra, yasadışı bir gazetenin yayıncıları arasında yer aldı. Dünyaca ünlü fizikçi, Politzer´in dostu ve yoldaşı Paul Langevin´in Ekim 1940´da tutuklanması üzerine fizikçinin tutuklandığını bildiren ve II. Dünya Savaşı boyunca faşizmin suçlarını ifşa eden Özgür Üniversite´nin (L´Universite Libre) ilk sayısını yayınladı. L´Universite Libre 1940 ve 1941 yıllarında tekraryayınlandı. Şubat 1942´de Politzer kendisi gibi bir direnişçi ve komünist olan eşi Mai´yle birlikte tutuklandı. 20 Mart 1942´de Nazi işgalcilerine teslim edildi ve ağır işkenceden geçti. Yasadışı bir Fransızca akademik dergi yayınlamaya başlamasından kısa süre sonra, 23 Maysı 1942´de kurşuna dizilerek idam edildi. eşi mai Auschwitz imha kampına gönderildi ve Mart 1943´de orada öldü.
₺11,99 KDV Dahil
₺14,99 KDV Dahil

2013 yılında kaybettiğimiz ünlü hukuk bilgini ve felsefecisi Ronald Dworkin’in son kitabı Tanrısız Din “modern hukukun en can sıkıcı sorusu”na yanıt arıyor: Din nedir ve dinin içinde Tanrı’nın yeri neresidir?

Bu soruları teolojik açıdan değil, daha çok modern hukuk üzerinden inceleyen Dworkin, geleneksel Tanrılı din olgusu karşısında Spinoza’dan beri tartışılan ve modern dünyada  yeni hukuki meseleler çıkaran “Tanrısız din” kavramını hukuk, felsefe ve fizik bilimi açısından tartışmakla kalmayıp, dine dair bu iki temel anlayış hakkında çarpıcı tespitlerde bulunuyor.

Kitabına “Bu kitabın teması dinin Tanrı’dan daha derin olduğudur,” gibi kışkırtıcı ve iddialı bir cümle ile başlayan Dworkin, yaptığı felsefi ve hukuki tespitlerle din-hukuk ilişkisi ve sorunları üzerine demokrasiyi ve her tür özgürlüğü koruyarak nasıl çözümler getirilebileceğini de ele alıyor.

Ronald Dworkin’in bu önemli eserini İsmet Birkan İngilizce aslından çevirdi.

“Prof. Dworkin, hiç kuşkusuz son yüz yılın en önemli düşünürlerinden biridir.”

-Thomas Nagel-

“ Kısa ama oldukça derin bir kitap. Tam zamanında geldi.”

-Jon Derbyshire-

₺12,00 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
Aristoteles’in Politika’sı, hocası Platon’un Devlet’i gibi, politik felsefenin kurucu metinlerinden biridir. Hakikate sevdiklerimizden daha çok değer vermeliyiz şiarıyla hareket eden Aristoteles, bu eserinde hocasının politikaya dair başlıca eserlerini (Devlet ve Yasalar) eleştirmekten kaçınmaz. Bu açıdan bilim ve felsefenin eleştiri üzerinde yükseldiği gerçeğinin en seçkin örneklerinden birini sunar. Politikanın hem teorisini hem pratiğini önemseyen Aristoteles bu eserinde ikisi arasında varsayılan mesafeyi gidermeye çalışır. Buna yönelik olarak kendi zamanında ve toplumunda olduğu kadar çağdaş toplumlarda cereyan eden teorik ve pratik tartışmalara ışık tutabilecek tespit ve değerlendirmelerde bulunur. Kent/devlet ve onun alt birimleri ve özellikle hane, hane yönetimi ve kölelik, yurttaş, rejim, rejimlerin ana unsurları, rejim çeşitleri, iyi rejimler ve kötü rejimler, rejim değişikliklerinin sebepleri ve buna yönelik alınabilecek tedbirler, en iyi rejim ve eğitim gibi konularda aydınlatıcı tartışmalar yürütür. Özellikle demokrasi, oligarşi ve diktatörlük üzerine tespitleri her toplumda karşılaşılan politikaya dair sorunları daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.
₺37,50 KDV Dahil
₺50,00 KDV Dahil

1968’in CİNSEL OLAN POLİTİKTİR sloganını Lacan’ın o meşhur “Cinsel İlişki Yoktur” formülü ile birlikte ele alan Žižek cinsellik ve politikaya dair yeni bir tartışma öne sürüyor. Toplumsal cinsiyete dair günümüzdeki siyaseten doğrucu yaklaşımları sorgulayarak kişisel olan ve politik olan arasındaki hassas dengeye işaret ediyor.

"... bir diğer sahte mücadelenin orta yerindeyiz: tesettür mayosu mu, çıplak göğüsler mi? Bu tercih kesinlikle siyasetin dışına çıkarılmalı, kişisel tercihlerin o kendine has alanına bırakılmalıdır. Kişisel olan bir şeye yanlış bir şekilde siyasi dendiğinde, kişinin mahrem tercihinin doğrudan teşhir edilmesi en yüksek siyasi edim halini aldığında şüpheci olmak gerekir. Sahici siyaset kişinin arzularının ve fantezilerinin ne olduğunu alenen ortaya koymasıyla asla ilgilenmez."

₺8,00 KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil

Baş/sız ve başkan/sız, hüküm/süz ve hükümran/sız bir sarsılmaya teslim olanların, başsızların bir araya geldiğinde oluşturduğu bir cemaat mitosu. Yolda Buda ile karşılaşırsan, Buda’yı öldür diyen öğreti gibi, hiçbir tanrıya, hiçbir öndere, hiçbir akla, hiçbir puta tapmayan, bu dünyayı bir yukarıdakine, bir ötesine teslim ederek varoluşu içinde değersiz kılmayan bir mitos…

Kıyametin kopması aslında insanlığın doğrulmasına, uyur iken uyanmasına, uyur iken uyarılmasına, isyan etmesine bağlıdır. İsyan eden, bu dünyayı ve ahireti temellük ve temsil etmeyi bırakacak, tığ-ı teber şah-ı merdan olacaktır. Hiçbir kusur, mülkiyetçilik kadar kötü değildir ve bu mülke, en başta kişinin kendi başı ve kimliği dahildir.

₺14,06 KDV Dahil
₺18,50 KDV Dahil
Michel Foucault’nun 1970-1984 arasında Collège de France’taki “Düşünce Sistemleri Tarihi” başlıklı kürsüsünde verdiği bu derslerde, düşünürün elindeki tarihsel materyalleri nasıl işlediğine, felsefeyle tarih arasındaki bağları nasıl ördüğüne tanık oluyoruz. Bu derslerde Foucault, Antik Yunan’da paranın tesisinden 18. yüzyıl Fransa şehirciliğine, psikiyatrik iktidardan modern devlet aklına, Hıristiyan öznellik biçimlerinden neoliberalizmin insan kavrayışına uzanan tarihsel araştırmaları, hakikat ile özne arasındaki ilişkinin biçimlerini sorgulayarak ortaya koyuyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Fransa’da 1999’dan itibaren yayınlanan, birçok yeni araştırma için çıkış noktası oluşturan ve Foucault’nun düşüncesinin alımlanmasında bir dönüm noktası haline gelen bu dersleri, Türkçe baskısı için yazılan yeni önsözlerle birlikte yayınlıyor.1981-82 yılındaki dersinde Foucault, daha önceki senelerden farklı bir araştırmayı başlatır: Klasik Yunan ve Roma dönemlerinde öznellik ve hakikat arasındaki ilişki. Bu araştırma Foucault’yu, öznenin kendisiyle kurduğu ilişkiyi şekillendirmesini sağlayan tekniklerle ve esas olarak Antikçağ’ın cinselliği sorunsallaştırma biçimleriyle ilgilenmeye sevk edecektir. Foucault’ya göre bu dönemde cinsel pratikler bir yasak formundan ziyade bir “tercihler sistemi” içinde ele alınıyor, bir perhiz ve yaşam biçimi dahilinde değerlendiriliyordu. Peki, bir cinsel davranışın başka bir cinsel davranış aleyhine değerli bulunması hangi etik sistem ve algılardan hareketle meydana geliyordu? Foucault, Cinselliğin Tarihi eserinin ikinci ve üçüncü ciltlerine temel teşkil eden bu çalışmasında, Helen-Roma döneminde ve özellikle Stoacılarda tek eşlilik, evlilik ve çift modellerinin bir gereklilik olarak ortaya çıkışını inceleyerek, modernlerin “cinsellik” ve “arzu” adını verecekleri alanların başka bir tarihini çiziyor. Aynı zamanda, kitabın çevirmeni Sibel Yardımcı’nın önsözünde belirttiği gibi, kendilikle ve hakikatle başka bir ilişkinin, “başka bir aşkın” mümkün olduğunu vurguluyor.
₺31,92 KDV Dahil
₺42,00 KDV Dahil
Yazar Didier Eribon’un 1980’lerde Lévi-Strauss ile iki yıl boyunca belirli aralıklarla bir araya gelerek sürdürdüğü diyaloğun ürünü bu kitap. Önce Lévi-Strauss’un hayatı ve tanık oldukları hakkında konuşuyorlar: Brezilya’da Yerli kabileleri arasında yaptığı saha araştırması, İkinci Dünya Savaşı başında askere alınması, Soykırım’dan kurtulması, Fransız gerçeküstücülerle Amerika’da kurduğu yakın ilişkiler ve yapısalcılığın kuruluşu. Ardından, birkaç kuşağı derinden etkilemiş bu büyük düşünürün kitapları ve düşünceleri geliyor. En temel önkabullerimizi dahi tartışmaya açan bir eleştirel düşüncenin yanı sıra, 20. yüzyılın zanaatkâr entelektüellerinin dünyasına açılan bir kapı gibi bu söyleşiler. Felsefe, sosyal bilimler ve düşünce tarihiyle ilgilenen okurlarımızın zevkle okuyacağına inanıyoruz.
₺20,25 KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil
Human, All Too Human (1878) marks the point where Nietzsche abandons German romanticism for the French Enlightenment. At a moment of crisis in his life (no longer a friend of Richard Wagner, forced to leave academic life through ill health), he sets out his views in a scintillating and bewildering series of aphorisms which contain the seeds of his later philosophy (e.g. the will to power, the need to transcend conventional Christian morality). The result is one of the cornerstones of his life's work. It well deserves its subtitle `A Book for Free Spirits', and its original dedication to Voltaire, whose project of radical enlightenment here finds a new champion. Beyond Good and Evil (1886) is a scathing and powerful critique of philosophy, religion and science. Here Nietzsche presents us with problems and challenges that are as troubling as they are inspiring, while at the same time outlining the virtues, ideas, and practices which will characterise the philosophy of the future. Relentless, energetic, tirelessly probing, he both determines that philosophy's agenda and is himself the embodiment of the type of thought he wants to foster.
₺18,79 KDV Dahil
₺20,88 KDV Dahil

Fenomenoloji hareketi Çağdaş Fransız felsefesinin en canlı ve üretken alanlarının başında gelir. Husserl ve Heidegger’in izinden giden Fransız fenomenologlar, öne sürdükleri farklı argümanlara rağmen klasik fenomenolojiye karşı aynı eleştirel yaklaşımla hareket ederler ve yönelimsel olmayana (bir anlamda ontolojik, hermeneutik, etik ve metafizik olana) merkezi bir konum atfederek fenomenolojiyi kendisinin dışıyla ilişkiye sokmaya çalışırlar.

Hemen hemen hepsinin ortak eğilimi, yönelimsel bilinç ve onun noetik-noematik yapısı tarafından belirlenen anlam verilişlerine indirgenemeyecek istisnâi fenomenleri (“görünmez”, “ten”, “vahşi veya spontane anlam”, “sembol”, “duygulanım”, “yüz” ve “doygun fenomen”) mercek altına almaktır. Sınırdaki fenomenlere yöneliş, fenomenolojinin Alman kurucularıyla yeni bir tartışmanın fitilini ateşler. Fransız fenomenologlar Husserl ve Heidegger’in eserlerine eleştirel bir mesafe alıp hem onlarla birlikte hem de onların eserlerindeki düşünülmemiş boyutlar içinden düşünerek fenomenolojiye yeni bir kimlik kazandırırlar.

 

₺9,00 KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil

Zamanı ve dünyayı yaşamanın bambaşka bir yolu olarak tembel eylem!

 

“Duchamp kapitalist toplumdaki vazife, rol ve ölçülere teslim olmayarak hem sanatsal hem de ücretli işi inatla reddetmiş, üstelik sanatın ve sanatçının tanımlarına meydan okumakla da yetinmemiştir.” Onun radikal eylemsizliği kapitalist toplumun üç sacayağına birden meydan okumasından ileri gelir: Mübadele, mülkiyet ve emek.

 

Maurizio Lazzarato, Marcel Duchamp’ın yerleşik iktidar ilişkilerini askıya almanın, politik kırılmayı mümkün kılan koşulları yaratmanın ve yeni bir öznelliğin inşasının başlangıç noktası olarak tanımladığı “işin reddi” ve “tembel eylem” kavramlarını, hem sosyoekonomik bir eleştiri hem de felsefi bir kategori olarak ele aldığı kitabında, henüz çözülememiş bir ihtilafa işaret ederek Duchamp üzerinden yeni bir kapı aralıyor: “Amaçlanan çalışmama özgürlüğü müdür yoksa çalışarak özgürlüğe kavuşmak mıdır?”

 

“İşin reddi” ve “tembel eylem” bir olanağa işaret eder ve “Olanak bir zerreciktir,” der Duchamp. Artık aynı şekilde görüp aynı şekilde duymadığımız bu olanağa erişmekse başka bir yaşam biçimine bağlıdır, “zerreciğin tembel sakinleri” gibi.

₺8,00 KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil
₺26,25 KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
₺8,25 KDV Dahil
₺11,00 KDV Dahil
₺9,75 KDV Dahil
₺13,00 KDV Dahil
₺11,25 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
₺15,75 KDV Dahil
₺21,00 KDV Dahil
₺17,25 KDV Dahil
₺23,00 KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
₺11,63 KDV Dahil
₺15,50 KDV Dahil
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 >