Adam

Kadın’ı okudunuz.

Bu da Adam.

Diyebilirsiniz ki...

Kadının karşılığı erkek değil mi?

Bence değil.

Çünkü, her kadın kadın ama...

Her erkek adam değil.

Herifleri yazmamayı tercih ettim!

Elbette memleketin tüm adamlarını sıralayıp, bir kitaba sığdırabilmek imkânsızdır...

Peki nedir?

Farklı zamanlarda, farklı ortamlarda yaşayan, hatta birbirleriyle hiç tanışmamalarına rağmen, ortak zihniyetin, ortak karakterin, ortak paydasıdır Adam.

Yıkılsın diye karşıdevrim kazmalarıyla kolonlarına kolonlarına vurulan Türkiye, bugün hâlâ ayakta duruyorsa... İşte bu adamların ortak karakteri, ortak zihniyetinin sırtında duruyor.

Kadın

Eşit eğitim hakkı
1924

Eşit birey hakkı
1926

Eşit seçme seçilme hakkı
1934

Kadın erkek eşitliği fıtrata ters
kürtaj olma
sezaryen yaptırma
en az üç doğur
hamileysen sokağa çıkma
kahkaha atma
bankta kızlı erkekli oturma
talibin çıkarsa seçici olma
haddini bil
itaat et
okuma
düşünme
sus!
2015

72,00 ₺ KDV Dahil
90,00 ₺ KDV Dahil

Kevin Anderson, Marx Sınırlarda kitabında Marx’ın titizlikle kaleme almış olduğu, kapsamlı, ancak yıllar içerisinde ihmal edilmiş metinlerini farklı bir gözle ve ayrıntılı bir biçimde ele alarak, onun tüm eserleri hakkında gerçekte ne bildiğimiz sorusuna sarsıcı yeni bir ışık tutuyor.

Marx’ın Kapital’in Fransızca basımı için yaptığı değişiklikler,
New York Tribune
için yaptığı gazetecilik çalışmaları, diğer gazete yazıları ve tuttuğu kitap notları ile yorumları da dahil olmak üzere bütün metinlerini titizlikle inceleyen Anderson, alışageldiğimiz yorumlarla pek örtüşmeyen bir Marx portresiyle çıkıyor karşımıza.

Marx’ın Hindistan’dan Çin’e, Rusya’dan Polonya’ya, Amerika Birleşik Devletleri’nden İrlanda ve Cezayir’e, o dönem kapitalizmin çeperinde kalan ülke ve toplumlar hakkında kaleme aldığı binlerce sayfalık yazıyı didik didik ederek, “kapitalizmin farklı coğrafyalarda nasıl bir gelişim seyri izleyebileceği”, “ilkel ortaklaşmacı biçimlerin yeni olanaklar yaratıp yaratamayacağı” gibi konularda 1848’den 1883’e değişen görüşlerini de özetliyor.

Anderson’un bize sunduğu Marx, fikirlerini salt sınıfa dayandıran bir düşünür değil, tam bir 21. yüzyıl aydını olarak beliriyor: Toplum eleştirisi insanın sosyal ve tarihsel gelişimindeki çeşitliliklere duyarlı, sınıfın yanında ulus, ırk ve etnisiteyi de değerlendiren bir teorisyen.

Marx’ın farklı çalışmalarının derinlikli bir okumasını sunan kitap,
Marx çalışmalarını da aşan hararetli yeni tartışmaları ateşleyeceği muhakkak, çığır açıcı ve kabullerimizi değiştirecek yeni bir Karl Marx portresi ortaya koyuyor…

24,00 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil

Marksist hukuk teorisi var mıdır ya da Marksizmin hukuka bakışı nasıldır? Onur Karahanoğulları, Marksizm ve Hukuk kitabında bu temel soruyu tartışıyor. Bir yandan, Marksizmin hukuka bakışını en genel ve temel önermeleriyle aktarıp bu alandaki farklı yaklaşım ve tezleri özetlerken; bir yandan da genç hukukçuları hukuk çalışmaya, hukuk teorileri geliştirmeye çağırıyor.

Marx, kendisi de hukukçu olmasına rağmen hukuku bir toplumsal ilişki biçimi olarak bütünsel bir çalışmanın konusu yapmamış, hukuku bir bilinç biçimi olarak, aşılması gereken bir yabancılaşma alanı olarak değerlendirmişti. Karahanoğulları, Marksizmin hukukla temel “derdi”nin hukuksal bakışın yanlışlığını göstermek, eleştirmek olduğunun altını çiziyor.

Öte yandan, hukuk kuralı, hukuksal biçim, hukuksal ilişki, hukuk öznesi, hak, hukuksal işlem vb. gibi hukukun temel kavramlarını Marksist yöntemle inceleyen Karahanoğulları, konuyla ilgili yeterli sayıda çalışma bulunmadığı saptamasından yola çıkarak, Marksist hukuk yaklaşımının oluşturulmasının günümüzde gerçek bir ihtiyaç hâline geldiğini belirtiyor.

Kitap, Marksizm ve hukuk konusuyla ilgili olarak bugüne dek yazılmış en önemli çalışmaları tanıtıp farklı görüşleri aktararak, aynı zamanda eleştiri ve öneriler de geliştirerek bu alandaki bir boşluğu dolduruyor.

19,20 ₺ KDV Dahil
24,00 ₺ KDV Dahil

İçeriden Kuşatılan Kale: CHP, demokrasi kültürünün genç olduğu ülkemizde, siyasetin demokrasiyi ele geçirme planlarını, yakın tarihimizden somut verilerle aktarıyor.

Uzun yıllardır başkent Ankara’da muhabirlik yapan, sarı basın kartı sahibi Gazeteci C. Eren Çelik, araştırma ve kaynaklarının ışığında, ülkemizin son dönem yaşanan travmalarını, CHP özelinde açık seçik anlatıyor.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün göz bebeği, hatta, “Benim iki büyük eserim var; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi.” dediği, 9 Eylül 1923’te kurduğu partinin, “yeni” ambalajına girerken yaşananları, son dönem kurguları okuyacaksınız elinizde tuttuğunuz kitapta.

Asırlık Çınar CHP’nin “Cumhuriyetçilik”, “Halkçılık”, “Milliyetçilik”, “Laiklik” “Devletçilik”, “Devrimcilik” ilkeleriyle oluşturulan 6 okunun Küresel Aktörlerin eliyle dönüştürülen, dizayn edilen son hali birbirinden ilginç başlıklarla aktarılıyor:

  • CHP’nin dizayn ve dönüştürme operasyonuna ne zaman karar verildi ve bu projeyle Soros’un bağlantısı neydi?

  • Kemal Kılıçdaroğlu nasıl parlatıldı, nasıl Genel Başkan seçildi?

 

 

  • TESEV, TÜSES, 10 Aralık Hareketi gibi STK’ların bu operasyondaki rolleri neydi ve CHP nasıl adım adım ele geçirildi?

  • CHP içerisinde “Milli Derin Direniş” hattı nasıl kuruldu, karşı hamleler neler oldu?

  • Ekmeleddin İhsanoğlu nasıl aday gösterildi? Hangi ünlü köşkte, kimlerin katıldığı toplantıda çatı aday olarak belirlendi?

  • Kılıçdaroğlu’nun Küresel Destekleri kimler?

  • Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Muharrem İnce nasıl ve neden aday gösterildi, asıl amaç neydi?

  • Kılıçdaroğlu eski ABD Büyükelçisi Ricciardione ile iki buçuk saat baş başa ne konuştu, bu gizli toplantı kim tarafından organize edildi?

  • Sonraki süreçte CHP’de neler olacak?

 

20,80 ₺ KDV Dahil
26,00 ₺ KDV Dahil
“16 Nisan 2017 tarihi, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde yeni bir aşamaya işaret etmektedir. Bu dönem, Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra birçok önemli noktada belirleyici olmuş faşizan-kurumsal egemenliğin tamamen tasfiyesine yönelik son aşama olarak tanımlanabilir. Çünkü 16 Nisan 2017 Halk Oylamasında kabul edilen Anayasa Değişikliği, cumhurbaşkanlığı hükümet modeli açısından sadece pozitif hukuk sistematiğinde bir yenilenme adımı değildir. Bu, bütün boyutlarıyla siyasal sistemde reform başlatan bir adımdır.  

Bu kadar büyük bir önemi olan 16 Nisan Anayasa Değişikliğinin çeşitli boyutlarıyla analiz edilmesi gerekmektedir. Bu kısa çalışmada 16 Nisan Anayasa Değişikliği; zamanlama, politik-hukuk yaklaşımı, demokrasi ölçütleri ve içeriği açısından ele alınacaktır. Zamanlama konusu değerlendirilirken 15 Temmuz olaylarının analizine, siyasi ve hukuki sonuçlarına özel bir paragraf açmak gerekir. Bunun için 15-16 Temmuz Milli Demokratik Halk Devrimi zamanlamaya bağlı olarak ayrı bir başlık altında ele alınmıştır. Ayrıca kısa değinilerle; meşruiyet, mutabakat ve teklik hususlarında değerlendirme yapılacaktır. Son bölümde ise uyum düzenlemelerine ilişkin genel yaklaşımlar ve bazı somut konular ele alınmaktadır.” 
–Mehmet Uçum
16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
Ermeni sosyalist liderlerden Paramaz’la 19 arkadaşının idam sürecine ve sonrasına tanıklık eden bu kitap, Türkiye’de sosyalist kültürün ve sol hareketin tarihinin gerçek kökleriyle anlaşılması için önemli bir olanak sunmaktadır. 

İstanbul’daki bir halk kütüphanesinde tesadüfen bulunan kitap, Ermenice aslından Aris Nalcı tarafından Türkçeye kazandırıldı. 

Tanıkların ve idam edilenlerin günyüzüne çıkan yazılarıyla birlikte Sosyal Demokrat Hınçak Partisi Nizamnamesi de kitabın en dikkate değer bölümlerinden biridir. Bu çalışma, yalnızca tarihi değişik boyutlarıyla incelemenin ve tartışmanın önemini göstermekle kalmıyor, aynı zamanda bugünü anlamak için de değerli ipuçları sunuyor.
12,80 ₺ KDV Dahil
16,00 ₺ KDV Dahil
El Kindi, Farabi ve İbn-i Sina ile Gazali arasındaki çatışma, “akıl, mantık, süzgeç” esaslı Aydınlanmacı İslam hareketi ile Ortodoks İslam hareketi arasındaki temel çatışmaydı. 
El Kindi, Farabi ve İbn-i Sina geleneği yerine “akıl ve din” arasındaki ilişkiyi reddeden Gazali düşüncesinin galip gelmesi, İslam dünyasının bugün içinde bulunduğu siyasal ve ekonomik krizlerin ana nedenidir. 
Bu çatışma coğrafyamızda bin yıldır sürüyor. Dahası özellikle son yıllarda görüldüğü gibi, ülkemize de çok olumsuz bir şekilde yansıyor. 
Genel olarak “Türkiye niye bozuldu?” diye sorduğumuzda, karşımıza şu iki yanıt çıkıyor: Birincisi muhafazakâr-sağ alanı Ortodoks Vahabi İslam yorumu domine etti; ikincisi ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda liberal kapitalizm değerleri kültürel alanı dönüştürerek toplumsal dokuyu yozlaştırdı. 
Önümüzdeki en ciddi sorun ise eğitimin muhafazakârlaştırılmasıdır: Başörtüsüne ortaokul birinci sınıfta izin verilmesi, okullara mescid açılması, okulların imam hatipleştirilmesi, merkezi sınav sistemiyle öğrencilerin imam hatiplere yönlendirilmesi, din dersinin ilkokul birinci sınıftan başlayarak zorla okutulması, Osmanlıca’nın normal liselerde seçmeli ders yapılması, müfredatın bilimsel içeriğinin 
her yıl tırpanlanması vb. 
Silivri, geçen kedisiz günlerin eseridir. Müyesser
11,20 ₺ KDV Dahil
14,00 ₺ KDV Dahil
Antakya’nın Arapdil l i Doğu Ortodokslarına dair kolektif bir yayın, asl ında bir hayl i gecikmiş bir 
projedir. Bu kadim topluluk, Bizans, Osmanlı, Suriye ve Türkiye kültürlerine yaptığı büyük 
katkılara karşın uluslararası bil im camiasında gözden kaçan bir konu olarak kalmışt ır. Bu 
kitap, farklı alanlardan uzmanların bu topluluğun geçmiş ve bugünkü deneyimlerinin farklı 
boyutlarını aydınlatan çalışmalarını ilk defa bir araya getirmektedir. 
Birinci bölümde Haris Rigas, Arapdi l l i Doğu Ortodokslarını bir diyaspora olarak inceleyip, 
kimliklerinin tarihsel oluşumunu Kemalizm ve Baasçılık gibi iki modern siyasal hareketin açığa çıkardığı imkân 
ve tehditlerle karşılıklılık içerisinde ele alırken, ikinci bölümde Şule Can ve Zerrin Arslan, topluluk 
mensuplarıyla yapılan derinlemesine mülakatlar aracılığıyla topluluğun tarihsel vatanı Antakya’da karşı 
karşıya olduğu güncel gerçekl iği irdeliyor. Üçüncü bölümde Özgür Kaymak ve Anna Maria 
Beylunioğlu, topluluğun İstanbul’da yaşayan mensuplarının aidiyet biçimleri ve İstanbul Rum toplumuna 
meşakkatl i entegrasyon sürecine odaklanırken, Pol ina Gioltzoglou Tokaçlı köyünde gerçekleştirdiği 
ve maddi kültür, mutfak pratikleri ve aidiyet arasındaki etki leşimi incelediği katılımcı gözlem 
çalışmasını okuyucuya sunuyor.
20,80 ₺ KDV Dahil
26,00 ₺ KDV Dahil

“Akşam eve döneceğimiz saate göre rota belirlemek, evden çıkarken şehrin nerelerinden geçeceğimize göre kıyafet seçmek gibi gündelik hayatımıza dair ayrıntılar yanında bir de pek görünür olmayan konular var: ekonomik imkânlarımız dolayısıyla seçme imkânımız varsa, şehrin neresinde oturmak daha güvenli ve rahat? Mahalle hayatı, çocuğu olan bekâr bir kadın için siteye göre daha mı güvenli? Yaşadığımız yerde çevremizle kuracağımız ilişkilerin sınırları olmalı mı? Erkek arkadaşlarımızın eve girip çıkması sorun olur mu? Ailemizin ya da arkadaşlarımızın oturduğu mahallede yaşamak, kolaylaştırıcı olabilir mi?”
Şehirde yalnız yaşayan kadınlar, fizikî şiddet tehdidiyle sınırlı olmayan korkuların kıskacındalar, çoğunlukla. Adeta davranışlarına, bakışlarına sinmiş bir ihtiyatla yaşıyorlar. Gözetilmiyor ama gözetleniyorlar. Sadece sosyal ilişki rejiminin ve mekânların “erkekliği” değil, bekâr kadınların sosyal politikaların menzili dışına itilmiş olması da, onların yaşamını zorlaştırıyor. Oysa, yalnız  yaşayan -kimisi de çocuklu- kadınların varlığı, özellikle büyük şehirlerde giderek genişleyen bir vakıa.
Ceren Lordoğlu, mekâna feminist açıdan bakan çalışmasında, İstanbul’da farklı sınıfsal ve kültürel konumlardan bekâr kadınların bu meseleyle nasıl baş ettiklerini inceliyor. Nasıl taktikler geliştiriyor, arkadaş, aile, komşuluk, mahalle ilişkilerini nasıl kuruyor ve nasıl hissediyorlar?

 

 

21,20 ₺ KDV Dahil
26,50 ₺ KDV Dahil

“Ana akım medya tarafından bulandırılmış bir zihin, anlam üzerinde verilen mücadeleye kulaklarını tıkamış olsa bile, felsefe bu noktada çatlaklardan sızarak gerçekliğe bir çağrı görevi görebilir. Örneğin, ‘ölü ele geçirildi’ ile ‘öldürüldü’ arasındaki fark üzerine kafa yormak bile önemli bir kapıyı aralayabilir; yerleşik düşünme alışkanlıklarını yerle bir edebilir. İşte bu anlam mücadelesinde yeni cepheler açan biyopolitika, zihnimizin normatif cam tavanını tuzla buz etmek için gereken çekici sunuyor.”
Biyopolitika, yakın dönem sosyal teorinin ve siyaset biliminin anahtar kavramlarından birisi. Hayatla ilgili düzenlemelere analitik ve politik bir bakış için pencere açıyor çünkü. Buradan bakınca görecek çok şey var ve bu sayede birçok “alışıldık” şeyi başka bir gözle görmek mümkün. Öncelikle, iktidarın bedenlerle, genetikle, nüfusla istatistikle, cinsellikle ilişkisini… Özne ve öznelliğin kuruluşunu… Yaşam gibi ölümcül, ölüm gibi yaşamsal bir meseleyi… Utku Özmakas, öncelikle, biyopolitikayı “moda kavram” kisvesinden sıyırmaya önem veriyor. Kavramın gelişme seyrini, farklı nesnelliklere açılan yüzlerini, değişik stratejik kullanımlarını ve bunlar arasındaki bağlantıları, gerilimleri inceliyor. Bunu, kavramın “başlatıcıları” sayılabilecek Michel Foucault, Giorgio Agamben ve Michael Hardt – Antonio Negri’nin düşünsel serüvenlerinde derinleşerek yapıyor. Kitabın alt başlığı, iktidar ve direniş, biyopolitikayı tek yönlü ve adeta otomatik işleyen bir iktidar tekniği olarak değil, aynı zamanda direniş imkânlarının kaynağı olarak görmenin işaretidir. Konusuna vukufla eğilirken, bir dertle ve merakla düşünmenin zevkini, tutkusunu yansıtan bir kitap.

 

27,20 ₺ KDV Dahil
34,00 ₺ KDV Dahil
Uluslararası hukukta kadına yönelik şiddet, kadına yönelik ayrımcılık türlerinden birisi olarak kabul edilir. AİHS'nin 14. maddesinde yer alan ayrımcılık yasağı, eşitlik ilkesinin bir görünümü olarak hukukun genel ilkelerinden birini içerir. Bu çalışmada, Mart 2014 itibariyle AİHM'nin önüne gelen kadına yönelik şiddet davaları arasından ayrımcılık yasağı ihlalinin ileri sürüldüğü davaların tamamını oluşturan 14 dava ayrı ayrı ele alınmıştır. Bu incelemeyle AİHM'nin kadına yönelik şiddet davalarında ayrımcılık yasağını ne şekilde uyguladığı ve bu davalardaki içtihadın kadına yönelik şiddetle mücadeleye ve kadınlarla erkeklerin eşitliğini gerçekten sağlamaya ne derece elverişli olduğu sorularına yanıt aranmıştır. 

Ele alınan davaların detaylı incelenmesi, cinsiyet eşitliğine ulaşmanın temel amaçlarından birisi olduğunu söyleyen AİHM'nin, kadına yönelik şiddeti bir eşitlik ve ayrımcılık sorunu olarak ele almakta tereddüt ettiğini göstermektedir. Opuz davası ile olumlu yönde sıçrama yapan içtihat, sonraki tutarsızlıkları sebebiyle kadına yönelik şiddetin sistematik oluşunu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklandığı gerçeğini teslim etmekten uzaktır. Bu durum AİHM'nin temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alma işlevini kadınlar açısından tartışmalı kılmaktadır. 

Konu Başlıkları 
Eşitlik İlkesi ve Ayrımcılık Yasağı 
AİHS ve Ayrımcılık Yasağı 
AİHM Kararlarında Ayrımcılık Yasağı 
Pilot Davalar ve Sistematik Bir İhlal Olarak Ayrımcılık Yasağı 
Toplumsal Cinsiyet Temelli Şiddet Türü Olarak Kadına Yönelik Şiddet 
Uluslar arası Hukukta Kadına Yönelik Şiddet ve Ayrımcılık 
Kadına Yönelik Şiddet ve AİHM’nin Ayrımcılık Yasağı Konusundaki Yaklaşımı
35,91 ₺ KDV Dahil
39,90 ₺ KDV Dahil
“Ne yazık ki, Türkiye’de toplumun çoğunluğu, geçmişinde göç ve yerleştirmeyle ilgili acılı anıları olsa da, iskân kurumunun bugünkü dışa kapalı ve yabancı korkusuyla zedelenmiş arkaik anlayışını destekliyor. Oysa, bugünün mağdurları olan yabancıların, mültecilerin, sığınmacıların konumu, ancak ‘insan hakları’ fikrinin yaygın olarak benimsenmesi ve içselleştirilmesiyle iyileşebilir. Aynı şekilde, ne yazık ki, kentlerde ve kırsal alanlarda yerinden edilenler ve kamulaştırma mağdurları adeta çoğunluğun sessizliğine muhataptırlar.”
Toplum mühendisliği laf›n›n sosyal bilimlerden günlük politikaya sirayet ettiği günümüzde, bu “mühendisliğin” en etkili araçlar›ndan olan iskân politikalar›n›n pek az dikkat çekmesi, pek az tart›ş›lmas›, çarp›c› bir çelişki. Şehircilik ve nüfus çal›şmalar›n›n ülkemizdeki önemli ustalar›ndan Sema Erder’in kitab›, bu tart›şmay› aç›yor. Kitap ayn› zamanda, Türkiye’nin tarihini iskân politikalar› üzerinden okumam›z› sağl›yor: Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi… Kürtler ve Aleviler’in zorla yerleştirilmesi… Ulus-devletin yap›taş› mahiyetindeki 1934 ‹skân Kanunu… Yeni devletin “kurucu unsuru” olmaktan “d›ş Türkler” statüsüne Balkan göçmenleri… Son “şenlendirme uygulamas›” niteliğindeki 1974 K›br›s nüfus yerleştirmesi… 1980’lerin ikinci yar›s›ndan sonra “güvenlik amaçl›” kitlesel sürgünler… Osmanl›’da iskân kurumunun oluşumundan, Cumhuriyet dönemine, yerleştirme ve göçertmenin etkili bir yönetim mekanizmas› olarak işletildiğini görüyoruz. Erder, günümüzdeki iskân anlay›ş›n› süreklilik ve değişim boyutlar›yla ele al›rken; gerek afetler gerek kamu yat›r›mlar› nedeniyle yerinden edilip mülksüzleştirilenlere de bak›yor ve yeni ‹skân Kanunu’nun inşaat sektörünün “kolaylaşt›r›c›s›” olma işlevine dikkat çekiyor.
23,60 ₺ KDV Dahil
29,50 ₺ KDV Dahil

Modern dünyanın siyasal yapılanması içinden çıkan bir siyaset biçimi
olarak popülizm, son yıllarda “münferit vaka” olmaktan ziyade global
bir eğilim halini aldı. Bu eğilimin bir krize karşı oluşmuş bir tepki,
bir cevap olduğunu düşündüren olgular var. Bugün karşı karşıya
olduğumuz biçimiyle sağ bir görünüm arz etse de popülizm aynı
zamanda sol söylemden ödünç alınmış vaatlerin de taşıyıcılığını
yapıyor.
Popülizmin gündeme taşıdığı sorunları temsili demokrasinin ve liberal
demokratik değerlerin krizi olarak teşhis eden Murat Belge,
bu kitapta yer alan yazılarında popülist eğilimi tek tek örnekler
üzerinden değil, bir dönemin ürünü olarak, uluslararası siyasetin
geniş çerçevesi içinde kavramayı öneriyor. Belge, Türkiye’deki
AKP olgusunun dünya çapındaki popülizm olgusuyla eklemlendiği
yerleri, ortak noktaları ve farklılıkları ele alırken popülizmin gündelik
tezahürlerine, gündelik siyasetteki etkileri ve yansımalarına da ışık tutuyor.

 

(Tanıtım Bülteninden)

22,40 ₺ KDV Dahil
28,00 ₺ KDV Dahil
Daha önce Paradigmanın İflası çerçevesinde resmî ideolojinin köklü bir eleştirisini geliştiren, Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto yazarak “neyi, nerede, nasıl üretmeli, nasıl tüketmeli, nasıl yaşamalı?” soruları ekseninde müştereklere dayanan yeni bir demokrasiyi tartışan Fikret Başkaya, şimdi de Çöküş’ü anlatıyor. 
Kapitalizmin son büyük krizi, onun aynı zamanda nihai krizi mi? Bugüne kadarki krizlerin dinamikleri nelerdi, bugün yaşadığımız kriz diğerlerinden farklı olarak ne gibi dinamiklere sahip? Aslında “kriz”, ondan çıkış ihtimalini de barındırdığı için, “çöküş” gibi farklı bir kavram ekseninde mi düşünmeliyiz? 
Bir çöküş yaşanacaksa bu birdenbire mi gerçekleşecek, yoksa bir süreç, eğilim olarak mı kendini gösterecek? Ekolojik yıkım hangi noktaya dayandı? Gerçekten hepimiz “aynı gemide” miyiz? Mevcut sistem geri dönüşü olmayan bir yola mı girdi, öyleyse bunun verileri neler? 
Başkaya’nın Çöküş’ü bu soruların yanıtlarını oluşturan; kalkınma, teknoloji, uygarlık, finansallaşma gibi kavramları ayrıntısıyla tartışan çok önemli bir yapıt. 
Peki, bütün bu tartışmaların ışığında önümüzde ne gibi seçenekler beliriyor? Yoksa seçeneksiz miyiz? Kısa yanıtını Fikret Başkaya’nın şu sözlerine, uzun yanıtını ise tüm bir kitaba bırakalım: 
“Eğer mevcut durum sürdürülebilir değilse, çöküş kaçınılmaz ise, önümüzde iki seçenek var demektir: Birincisi, çöküşü radikal bir devrimle bir fırsata dönüştürmek, aracın direksiyonunu sola kırmak, ama bu işi de vakitlice yapmak, zira zaman daralmakta; ikincisi, çöküşün altında kalmak… Bu ikisi arasında bir orta yol, bir üçüncü seçenek yok…”
16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
Türkiye’de resmî ideolojiye getirilmiş en keskin ve kapsamlı eleştirilerden biri... Öncü bir çalışma... Ve 27 yılın ardından, yaptığı onca basım, açtığı onca tartışma ve gördüğü onca “hukuki muamele” ile artık bir klasik… 
Fikret Başkaya’nın 1991 yılında ilk baskısını yaptıktan sonra siyaset bilimi ve yakın tarih alanında klasik bir yapıt haline gelen bu çalışması, “resmî ideoloji” cephesinde öyle bir endişe yarattı ki, Başkaya’nın yargılanması, 20 ay hapis ve para cezasına çarptırılması bir yana, gözaltı aramalarında, ev baskınlarında –demokrasinin geldiği “ileri” aşamanın da bir işareti olarak– “sakıncalı bir belge”, hatta “suç unsuru” olarak gösterilebildi! Bir anlamda “resmî ideoloji”yle hesaplaşma, bir kitabın sayfalarıyla sınırlı kalmadı, sokağa taştı! 
Paradigmanın İflası, aydınların resmî ideoloji karşısındaki konumunu ve “devlet aydını”nın çelişkilerini; milli mücadelenin niteliğini, anti-emperyalist bir karakter taşıyıp taşımadığını ve kitle katılımının boyutlarını; milli mücadelenin ulusallığı sorununu ve Kürt meselesini; Sovyet Rusya ve Komintern’le milli mücadelenin ilişkilerini; tarihte bireyin rolü bağlamında Mustafa Kemal’i ve Kemalist rejimin Bonapartizmle bağlantısını; Cumhuriyet dönemi iktisat politikalarını, sermaye birikimi ile Bonapartist rejim arasındaki bağı; sınıfsız, imtiyazsız bir kitle iddiasının ardındaki gerçeği ve yeni sömürgecilik kavramını kapsamlı bir şekilde tartışan bölümlerden oluşuyor. 
Son bölümde de tüm bu tartışmaların odağında yer alan “paradigma”nın iflas edip etmediğini ele alıyor.
20,00 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil
Samir Amin’in 40 küsur yıl önce yayımladığı Emperyalizm ve Eşitsiz Gelişme, yıllar içerisinde çağdaş Marksizmin klasik eserleri arasına katılmış, çokça tartışılmış, konu hakkında başka kitap ve makalelere esin kaynağı olmuştur. 
Emperyalizm ve Eşitsiz Gelişme, yazarın sözleriyle “Ekonomizme ve Batı-merkezli bakış açısına karşı olan ilk çalışmanın düşünce çizgisini izlemekte; antiemperyalist mücadelelerin radikalleşmesinin bir sonucu olan Marksizmin yeniden doğuşu genel perspektifi içinde yer almaktadır.” 
Dönemin Stalinizm, Troçkizm ve Çin Devrimi kutuplaşmaları içerisinde siyasi tavrını da belirterek yola çıkan Amin, bu önemli çalışmasına mikroekonominin eleştirisi ile başlamakta ve ardından tarım ve toprak rantı sorununa eğilerek, kapitalist üretim tarzının tarım üzerinde kurduğu egemenliği anlatmakta ve azgelişmişlik sorununa uzanmaktadır. 
Azgelişmişlik olgusunu, emperyalizmin farklı evreleri ve bunalımları bağlamında değerlendiren Amin, bir dönem önemli tartışmalar uyandıran merkez-çevre ülkeleri ayrımına ve uluslararası ticaretin rolüne de değinerek geçiş sorunları ve sosyalizmin inşası konularını ele almaktadır. 
Samir Amin, Emperyalizm ve Eşitsiz Gelişme’de teknoloji transferi, eğitimin işlevi, ücretin belirlenmesi, eşitsiz değişim ve eşitsiz gelişme gibi temel konularını kapsamlı bir şekilde tartışırken, son bölümde “değerlerin fiyatlara dönüşümü” ve “kâr oranlarının düşüşü” gibi Marx’ın Kapital’inden hareketle sıkça tartışılan sorun alanlarına da girmektedir. 
Emperyalizm ve Eşitsiz Gelişme, Bağımlılık Okulu’nun kurucularından ve çağdaş Marksizmin en önemli yazarlarından Samir Amin’in muhakkak okunması gereken klasik bir yapıtıdır…
14,40 ₺ KDV Dahil
18,00 ₺ KDV Dahil
Kapitalizm, sancılar içinde doğarken insanlığa ümit ve iyimserlik esinlemişti. Kendisiyle birlikte refahın da yükseleceğini, insanlığa bir ferahlık geleceğini vaat etmişti. Önce kan ve irinle çevrilen çarklarıyla gösterdi gerçek yüzünü. Sonra makineli tüfek ve top mermileriyle. Vahşi sömürü koşullarını gaddar savaşlar izledi. Peşinden krizler geldi; dünya işsizlik, fakirlik ve salgın hastalıklarla kavruldu. Nihayet faşizm boy verdi kapkara yüzüyle. Almanya, İtalya, Japonya, Portekiz ve İspanya’da faşist rejimler kuruldu. Faşist hareketler dünyanın her yerinde uç verdi. 
Günümüz dünyasında yeni biçim ve eğilimleriyle kol gezen faşizm belası, işçi sınıfı için hem karşı konulup alt edilmesi gereken bir hedef, hem de Marx’ın kuramlarıyla analiz edilip yorumlanması gereken dünya-tarihsel bir olguydu; bugün de öyledir. 
Faşizm üzerine hazırlanmış bu derleme, bir yandan geçmişe bir yandan bugüne bakabilen geniş perspektifiyle, kuram ve olgu arasında uygun bir denge kuran mimarisiyle ve faşizm üzerine yazılmış en önemli metinleri bir araya getiren özenli seçiciliğiyle benzersizdir. 
Anson G. Rabinbach, Antonio Gramsci, August Thalheimer, Bertolt Brecht, Daniel Guérin, Ernst Bloch, Georg Lukács, Georgi Dimitrov, Clara Zetkin, Kurt Gossweiler, Kurt Pätzold, Michal Kalecki, 
Palmiro Togliatti, Reinhard Kühnl, Robert Erlinghagen ve Tim Mason’ın değerlendirmeleriyle...
17,60 ₺ KDV Dahil
22,00 ₺ KDV Dahil
Bu kitap, ülkemizin yaşadığı darbe girişimini Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında araştıran “15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu”nun dört üyesinin, üyesi oldukları Komisyon’un açıkladığı taslak rapora karşı muhalefet şerhi olarak hazırladıkları çok kapsamlı bir çalışmanın ürünüdür. 

Muhalefet şerhinin amacını “hiçbir önyargı taşımadan gerçeklerin ortaya çıkarılması ve adaletin sağlanması” olarak belirleyen Aykut Erdoğdu, Aytun Çıray, Sezgin Tanrıkulu ve Zeynel Emre; darbe karanlığını aydınlatma sorumluluğu çerçevesinde hareket etmiş, darbe girişimiyle ilgili elde ettikleri bilgi ve belgeleri bu muhalefet şerhinde ortaya koymuşlardır. 

Şükrü Küçükşahin’in yılların gazetecilik deneyimiyle kitaplaştırdığı 15 Temmuz Gerçekleri, darbe öncesi, darbe günü ve sonrası hakkında herkesin cevaplarını merak ettiği sorulara yanıt veren bir çalışma olmuştur. 

Kitapta, darbenin ayak seslerinin duyulduğu günleri, o günlere ait soruları, darbe günü dakika dakika yaşananları, yaşananların arka planını, akıllarda yarattığı soru işaretlerini, darbe sonrası Komisyon’a yapılan sunumları, Komisyon’un çağrısına rağmen gelmeyen/gönderilmeyen tanıklara sorulamayan ama sorulması gereken soruları belgeleriyle bulacaksınız. 

- Elif Çongur
15,20 ₺ KDV Dahil
19,00 ₺ KDV Dahil
Uzun zamandır Üçüncü Yol tartışmalarına katılmıyorum; 

ama Orta Yol yeniden heyecanlanmamı sağladı.” 

Anthony GIDDENS 

Üçüncü Yol kitabının yazarı, İngiliz İşçi Partisi Teorisyeni 

London School of Economics, Londra 

“Orta Yol’da bir ideoloji ilk kez nörobilimsel verilerle 

temellendiriliyor. Hira; sosyal demokrasi adına, hem 

de Türkiye’den çok güçlü bir ses veriyor.” 

Sherl BERMAN 

Sosyal Demokrasi Zamanı ve Politikanın Üstünlüğü 

kitaplarının yazarı Columbia Üniversitesi, New York
33,60 ₺ KDV Dahil
42,00 ₺ KDV Dahil
Medeniyetleri tarih sahnesine çıkaran ve birbirinden farklılaştıran en temel saik, insanoğlunun varoluşuna yeni bir anlam çerçevesi kazandıran bir düşünce, inanç ya da iddiayı ortaya koyabilmesidir. İnsanoğlunun varoluşuna yeni bir anlam çerçevesi çizen dünya görüşleri önce varlık, bilgi ve değer sistemlerini etkileyen zihniyet süreçlerini belirlerler, sonra da zamanla süreklilik kazanarak sosyal hayatı düzenlemeye başlarlar. Bu anlamda zihniyet unsurları olan varlık-bilgi-değer sistemleri ile sosyal hayat unsurları olan hukuk-ekonomi-siyaset yapıları arasındaki görünmez bağ, bu süreklilik unsurları ile şekillenir ve dinamik bir süreç ile kendini tarihî varoluş alanına yansıtır. 

Ahmet Davutoğlu’nun 1990’da doktora tezi olarak hazırladığı ve 1994’te İngilizce olarak yayınlanan bu kitabı, iki alternatif paradigma olarak İslam ve Batı medeniyetlerine zihnî temel teşkil eden dünya görüşlerinin süreklilik ve tutarlılık unsurlarını ontolojik, epistemolojik ve aksiyolojik arka planları açısından ele alarak söz konusu dünya görüşlerinin siyaset teorisine etkilerini; sosyo-politik sistemin ve devletin gerekçelendirilmesi, siyasî otoritenin ve yönetimin meşruiyeti, güç ve çoğulculuk yapılanmaları ve siyasî birim ve evrensel düzen meseleleri etrafında kapsamlı ve derinlikli bir şekilde tartışmaktadır. 

Çeyrek asır önce Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte bir bütün olarak insanlığın, İslam dünyasının ve ülkemizin kritik tarihî eşiklerden geçtiği bir dönemde kaleme alınan bu çalışmanın Türkçede okuyucularla buluşmasının bugün de ihtiyaç hissettiğimiz zihniyet yenilenmesine katkıda bulunacağını ümit ediyoruz.
32,00 ₺ KDV Dahil
40,00 ₺ KDV Dahil
İran’daki İslami Devrim, kelimelerin ve imgelerin kurulu düzenin askerî gücüne başarılı bir biçimde meydan okuduğu olağanüstü tarihî olaylardan biriydi. Devrim’in karizmatik lideri olan Ayetullah Humeyni’nin coşkun ve ateşli sözlerinden devrimci posterlere, pankartlara, duvar resimlerine, graffitilere, şarkılara, nutuklara ve tüm bunların ortak ve kutsal tarihinin merak uyandıran sembollerine kadar çığ gibi büyüyen toplumsal duyarlılıklar devrimci hareketin öncü kişilikleri tarafından harekete geçirilmişti. 
Peter Chelkowski ve Hamid Dabashi, bu toplumsal mitlerin ve kolektif sembollerin devasa organizasyonunun 1979 yılındaki İslam devrimini ve hemen ardından gelen 1980-88 yıllarındaki İran-Irak savaşını nasıl yürüttüğünü araştırıyor. İslam Cumhuriyeti'nin çeşitli aktif organlarından bol miktarda birincil kaynak kullanan yazarlar, popüler inancın ve ritüellerin nasıl pullara, banknotlara, posterlere, hatta sakız paketlerine dönüştürüldüğünü ve bunların devrim ve savaş için kitlesel seferberliğe yöneltildiğini gösteriyor. Kitap, kutsal hassasiyetlerin, devrimci eylemin ve görsel imgelerin etkileşiminin karşılıklı olarak birbirine bağlı olduğu resimsel devrimin kayda değer bir portresini temsil ediyor.
55,20 ₺ KDV Dahil
69,00 ₺ KDV Dahil

Vefatının üzerinden 25 yıl geçen Turgut Özal, Cumhuriyet’in yeniden yapılandırmasında büyük rol oynadı. Tarihe iz bırakan liderlerden biri oldu. Kamu bürokrasisinin tepesinde görev aldı, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı yaptı. Daima devlet reformunu savundu. “Serbest piyasa ekonomisi”ne geçişte radikal adımlar attı.

Üç temel kavram üzerinde yoğunlaştı: “Girişim Hürriyeti,

Düşünce ve Fikir Hürriyeti ile Din ve İnanç Hürriyeti”.

Bu kitapta Özal’ın gerek bürokratlık gerek devlet adamlığı yaptığı dönemlerde gerçekleştirdiği konuşmaları yer alıyor. Türkiye’ye Yön Veren Konuşmalar’da Özal, ülkemizin muasır medeniyet seviyesine ulaşması için yapılması gerekenleri anlatıyor. Ekonomi ağırlıklı konuşmalar bir devletin gelişmesi için gerekli olan reformların yanı sıra Türkiye’nin “serbest piyasa ekonomisi”ne geçerek gerçekleştirdiği gelişmenin izlerini de sürüyor. Özal’ın 25 yıl öncesinden Türkiye’ye miras bıraktığı bu konuşmalar günümüzde yaşadığımız ekonomik ve siyasal olayların yanı sıra hem geçmişe hem de geleceğe ışık tutuyor.

(Tanıtım Bülteninden)

23,20 ₺ KDV Dahil
29,00 ₺ KDV Dahil
CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin'i tanımayanımız var mıdır? O kamuoyu önünde söyledikleri, yaptıkları ve görüşleriyle hep tartışılan bir isim oldu. İlkgençlik yıllarında CHP'nin gençlik örgütünde başladığı siyaset yaşamında, partinin ve yerel yönetimlerin basamaklarını hızla çıktı. Bu başarının altında ise “Üzerine aldığı her görevi başarıyla tamamlar” güvenini halkta yaratması yatıyordu. Bu güven, elbette onun kendine duyduğu özgüvenin de bir yansımasıydı. 



Ona hem rakip siyaset kulvarlarından hem de beraber siyaset yaptığı bazı arkadaşlarından yöneltilen karalamalara, iftiralara karşı durabilmesinde en büyük gücü; karakterinin açıkyürekliliğinden, dürüstlüğünden, açık düşünceliliğinden ve özgürlük tutkusundan aldı. 



İnsanlara ve halkına yöneltilmiş fiziki ve fikri hiçbir baskıyı kabul etmedi, sineye çekmedi. Bunu yaparken de insanlarının refahı dışında bir amaç gütmedi. Daha ortaokul sıralarında köylülere yapılan bir haksızlığa karşı düzenlediği eylem, siyasi yaşamının da nasıl şekilleneceğini gösteriyordu. 



Ünlü ve etkin kişilerde görmeye alıştığımız ayırım ondan da bulunuyor muydu? Acaba insan Gürsel Tekin'in, bir siyasetçi olarak Gürsel Tekin'den farklı yanları var mıydı? 



İşte bütün hayat macerasını bu kitapta; zaman zaman bastıramadığı isyan duygusuyla, kimi zaman da yaşadığı düş kırıklıklarıyla, hüzünleri ve sevinçleriyle, ama o bildiğimiz açıkyürekliliğiyle anlattı.
20,00 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil

Homofobik söylem ve eylemleri, ileri sürülen teorileri ve açıklamaları, homofobik gerilimlerin yaşandığı kurumlar ile sosyal ve coğrafi alanları ele alan Homofobi Sözlüğü, bu tutumun kökenlerini ve günümüzdeki gerçekliğini dinden sinemaya, siyasetten gündelik hayata birçok alanda irdeleyip ifşa ediyor.  
 
Bu kapsamlı çalışma homofobi olgusunun daha sağlıklı anlaşılması ve bu olguya karşı uygulanacak yöntemlerin geliştirilmesi için detaylı ve derin bir tarihsel kavrayış kazandırıyor. Eşcinsel pratiklerin doğal görüldüğü toplumlardan, bu pratiklerin şiddetli bir şekilde cezalandırılıp mahkûm edildiği ve hor görüldüğü toplumlara geçişin her merhalesini görünür kılarak homofobinin toplumsal kodlarda daima var olacağı mitini sistematik bir biçimde yıkıyor.  
 
Ölümle yaşam, aşağılanmayla onur, kapatılma ve reddetme ile tanınma arasında varlık mücadelesi veren LGBTİ+ bireylerin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de süregelen siyasal karakterdeki özgürleşme mücadelesine katkı sağlayacak bu çalışma, aynı zamanda önyargılarla mücadele etmek için de son derece önemli bir başvuru kaynağı. 
 

(Tanıtım Bülteninden)

45,60 ₺ KDV Dahil
60,00 ₺ KDV Dahil

Kapitalist toplum ile komünist toplum arasında, birinin diğerine devrimci dönüşüm dönemi yer alır. Buna siyasal bir geçiş dönemi de karşılık gelir ve söz konusu geçiş döneminin devleti, proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olamaz.”

Marx ile Engels’in Alman işçi sınıfı partisinin farklı program taslakları ve programları hakkındaki eleştirel değerlendirmelerinin yer aldığı yazı ve mektupları, program sorununa nasıl baktıklarını göstermenin yanı sıra, işçi sınıfının iktisadi kurtuluş mücadelesi ve bunun siyasal mücadeleyle ilişkisi, proletarya diktatörlüğü, kapitalist toplumdan komünist topluma geçiş süreci, işçi sınıfı enternasyonalizmi gibi pek çok başlıktaki yaklaşımlarına da açıklık kazandırıyor.

Gotha ve Erfurt Programları Üzerine, Marksizmin Almanya’daki gelişim tarihine de ışık tutan bir derleme. Alman işçi sınıfı partisinin yöneticileri, Marx ile Engels’in pek çok konudaki görüşlerini ancak uzun süren tartışmalar ve iç mücadeleler sonrasında benimsemişti.

Derlemede ayrıca, Marksizmin kurucularının eleştirilerine konu olan program taslaklarına, bu metinlerin son hâllerine ve tartışmalar sırasında anılan bazı önemli belgelere yer veriliyor.

11,20 ₺ KDV Dahil
14,00 ₺ KDV Dahil

Seçimler ve parlamento kürsüsü devrimci hedeflere ulaşmak için kullanılabilir mi? 1905’ten 1907’ye kadar Lenin’in ilgisini canlı tutan soru kesinlikle budur. Lenin bu sorunun cevabının “evet” olduğu kanısındaydı ve haksız olmadığı kanıtlandı.

Ama başka ve daha güncel sorular da var: Lenin’in 20. yüzyıl başında Rusya’da belirlediği seçim stratejisi bugüne de ışık tutuyor mu; bu stratejik yaklaşımın Tahrir’den Gezi’ye son yıllarda başlayan toplumsal muhalefetle ilişkisi nasıl kurulabilir? Çağdaş Marksist yazında ve sosyalistler arasında, Lenin’in seçimlere ve parlamentoya dönük yazıları ve yaklaşımı konusunda neden derin bir sessizlik söz konusu? Yunanistan’daki Syriza deneyimi bize neler anlatıyor?

August H. Nimtz’in eşsiz çalışmasının ikinci cildi, hem birinci ciltte kaldığı yerden devam edip 1905’ten 1917’ye uzanıyor, Üçüncü ve Dördüncü Duma deneyimlerini, Alman sosyal demokrasisi ile yaşanan ayrımları, Birinci Dünya Savaşı koşullarını, sovyetlerin parlamentoya göre üstünlük ve farklılıklarını, Troçki ve Stalin’in Lenin’in seçim stratejisi karşısındaki konumlarını, Komintern’de yaşananları vb. anlatıyor, hem de birkaç örneğini verdiğimiz bu güncel soruların yanıtlarını arayıp tartışıyor.

“Nimtz ilgi çekici ve tartışmaları ateşleyecek bir tez atıyor ortaya: Lenin, pek çok şey arasında, seçimleri Rusya’daki devrimci stratejisinin merkezine yerleştirdi. Nimtz’in, Lenin’in düşüncelerinin Marx ve Engels’in teorik ve pratik politik katkıları üzerinde yükseldiğine işaret eden iyi belgelendirilmiş bakış açısı eksiksizdir. Bilimsel ve politik tartışma ortamına parlak bir katkı...” Paul Le Blanc

39,00 ₺ KDV Dahil
52,00 ₺ KDV Dahil

Marksizm ve Feminizm, 1980’li yılların ortasına kadar ülkesi İran’da baskıcı uygulamalara tanık olan, ardından Kanada’ya geçen ve halen Toronto Üniversitesinde akademisyenlik yapan aktivist Shahrzad Mojab’ın hazırladığı kapsamlı bir derleme.

Bu önemli derlemede Asya, Amerika ve Avrupa’dan tanınmış akademisyenlerle birlikte heyecan verici yeni seslerin katkıları bir araya gelirken, Marksizm ve feminizmle ilgili tarihsel tartışmalar, günümüzün en can alıcı ideolojik sorunlarına cevap arayan bir bağlamda inceleniyor, kapitalizm, ataerki ve ırkçılık sınıf odaklı bir perspektifle ele alınıyor. Böylece, Marksizm ve feminizm arasındaki tartışmalı ilişkiyi merak eden araştırmacı, öğrenci ve aktivistler için çağdaş Marksist-feminist düşünceye kaynaklık edecek temel bir eser ortaya çıkıyor.

İki kısımdan oluşan kitabın ilk kısmında, güncel ve tarihsel Marksist-feminist yaklaşımlar ele alınıyor. İkinci kısım ise, feminizmin Marksist bir kavrayışla ele alınmasını sağlayacak anahtar kavramların incelendiği makalelerden oluşuyor.

Bir yandan küreselleşmenin sonuçları kadınları orantısız bir şiddette etkiliyor, öte yandan dünyanın her yerinde kadınlar, baskıya ve sömürüye karşı mücadeleye öncülük ediyor. Pek çok kadın aktivist ve akademisyen arasında Marksist teoriye ilgi artarken bu kitap, hem önceki tartışmaları yeniden değerlendirerek, ataerki ile kapitalizm arasındaki ilişkiyi anlamanın yollarını, hem de kadınlarla birlikte toplumu da özgürleştirecek feminist bir projeyi nasıl öngörebileceğimizi araştırıyor.

 

 

(Tanıtım Bülteninden)

25,60 ₺ KDV Dahil
32,00 ₺ KDV Dahil

Bu kitabı okuyanların bir kısmı, belki de çoğu, bu okuma eylemini bir bilgisayar ekranından ya da taşınabilir bir aygıttan gerçekleştirecektir. İçinde yaşadığımız dijital çağda bu durumu giderek daha çok kanıksıyoruz. Bu, 21. yüzyıl kapitalizminin getirdiği yeniliklerin bir göstergesidir; ama aynı zamanda onun itici gücünü, yani yaşamlarımızı her bakımdan metalaştıran amansız bir dürtüyü anlamamızın da anahtarıdır.

Ursula Huws, günümüz küresel kapitalist ekonomisinin farklı görünümleriyle ilgili kışkırtıcı analiziyle, son yılların iktisadi, kültürel ve siyasi olgularını bir araya getiriyor ve gelişmiş bilişim ve iletişim teknolojisinin, sermaye birikimine nasıl yepyeni alanlar açtığını inceliyor.

Kültür ve sanat, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, taşınabilir aygıtlar ve toplumsal ağlar aracılığıyla insanın sosyalliğinin metalaştırılması da bu alanlar arasında yer alıyor. Ayrıca çalışma düzenlerinin yaşadığı çarpıcı değişimler, 21. yüzyılda emek ve sermayenin farklı biçimlerde yüzleşmesi, proletaryadan sibertaryaya yaşanan dönüşüm, gezegenimizin her yanındaki işçi dayanışma ve mücadelesinin yeni çelişki ve biçimlerin yolunu açması da, bu genel eğilimlere eşlik ediyor.

On yıllar içerisinde sisteme kök salmış sömürü mekanizmaları ile kapitalizmin özünü aydınlatan serbest bilgi akışı kavramlarının ötesine geçen bu kitap, günümüzdeki baş döndürücü dijital dönüşümün, çağdaş, güçlü bir eleştirisini sunuyor…

14,40 ₺ KDV Dahil
18,00 ₺ KDV Dahil

Ensest saldırı, çocuğa cinsel istismarın özel bir şeklidir ve ağır ceza gerektiren bir suçtur. Ensestin en yıkıcı yanı bizi dışarıdaki anonim kötülükten koruyacağı, merhametle saracağı düşünülen aile ortamında gerçekleşiyor olmasıdır. Ataerkil iktidarın kanatları altında, ev içi mahremiyetinin arkasına gizlenen ensest saldırı suçuyla, ancak bireyi ailenin önüne koyan bir yaklaşımla mücadele edilebilir. Hedefi “her ne olursa olsun aileyi korumak” olan yaklaşımlar, ensest failini cezalandırma, mağduru ve mağdurla birlikte zarar gören diğer aile fertlerini sağaltma ve güçlendirme konularında tüm disiplinler için engel oluşturur. Ensest saldırı ile mücadelede çocukların güvenli şekilde istismardan uzaklaşabilecekleri olanakların sağlanması, bu olanakların kendileri ve istismarcı dışındaki aile bireyleri için sürdürülebilir olması büyük önem taşıyor.

Adli tıp, demografi, eleştirel medya çalışmaları, hukuk, kadın araştırmaları, pediatri, psikiyatri, psikoloji ve sosyoloji alanlarından uzmanların araştırma, uygulama ve gözleme dayalı birikimlerini bir araya getiren bu kitap, Türkiye’de yaşanan ensest gerçeğini görünür kılarak tartışmayı; son bulmasına, saldırganların cezalandırılmasına ve mağdura yönelik yardım süreçlerine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Tüm yazarların ortaklaştığı nokta, ensest olgusunda aile bireylerinin, akrabaların, öğretmenlerin, sağlık personelinin, avukatların, hâkimlerin, savcıların, medya çalışanlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve özellikle kamu otoritesinin yükümlülükleri olduğunu unutmamamız gerektiği.

 

(Tanıtım Bülteninden)

24,00 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil

Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)

Demokrasi tarihimizin ‘EN UZUN GECE’sini

okumaya hazır mısınız?

Tüm gerçekleriyle... Tüm çıplaklığıyla...

15 Temmuz, demokrasimizin en derinden yara aldığı bir darbe girişiminin tarihi oldu.

250 insanımız yaşamını yitirdi, binlerce kişi ise yaralandı.

Bu cinnet gecesinden geriye sadece bombalanmış Meclis binamız ve kamu kuruluşlarımız değil, aynı zamanda örselenmiş bir demokrasi ve kırılmış bir parlamenter sistem de kaldı.

Peki 15 Temmuz’un darbecileri, böylesi bir çılgınlığa nasıl kalkıştılar? Bir avucu geçmeyen asker ve subayla tarihte benzeri görülmemiş gözü dönmüş vahşeti nasıl yaptılar?

Bu cesareti nereden buldular?

Peki ya bir tarikatın mensupları Türk Silahlı Kuvvetleri gibi bir cumhuriyet ocağına nasıl kümelendiler?

En etkili rütbelere nasıl yükseldiler?

Birbirlerinin yükselmesi ve rütbe alması için nasıl taktikler izlediler?

TSK dışından kimlerden nasıl destek aldılar?

Cemaatçilerin böyle kudretli noktalara gelmesi devletin bir zaafı mı yoksa tercihi miydi?

Gerçekten 15 Temmuz davul zurna çalarak mı geldi?

Hazırlayan: Tolga GÜRAKAR
Editör: Barış DOSTER

18,00 ₺ KDV Dahil
24,00 ₺ KDV Dahil

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, çoğunluğu oluşturan grup yönetme krizine girdiğinde muhalefetin temsil hakkını elinden almaya çalışır. Fakat bazı milletvekilleri, her türlü engellemelere rağmen kendine özgü yöntemlerle sesini duyurmanın bir yolunu bulur ve muhatabını şaşkına çevirmeyi başarır. Böyle biri ortaya çıktığında ise halk, kendisini en iyi onun temsil ettiğini düşünür; sempatiyle izler, sever ve destekler. Ancak iktidar ve meclis yönetimi, cesaretini haklılığından alan bu tür milletvekillerinden pek hoşlanmaz; kırmızı koltuğunu boş görmekten mutlu olur. Fakat o, sırasını hiç terk etmez; her zaman, muhatabının karşısında çoğunluk gibi belirir.

Muharrem İnce, hiç kuşkusuz, son yılların bu tanıma en uygun milletvekillerinden biridir. Galiba onu farklı kılan, üzerine gittiği her konuyu sıkı bir takibe alması ve akılda kalacak etkili bir yöntemle anlatmasıdır. AKP gibi radikal eğilimlerini her fırsatta yaşama geçirmeye çalışan bir partinin büyük çoğunluğu oluşturduğu TBMM'de bulunması büyük bir şans. 

"-Buyurun Sayın İnce", CHP milletvekili Muharrem İnce'nin meclis çalışmalarına nasıl hazırlandığını; ne olup bittiğini göremediğimiz o taş binada rakipleriyle girdiği mücadelenin geri planını anlamamıza ışık tutuyor. Aynı zamanda Muharrem İnce'yi daha yakından tanıma olanağı da edinmiş oluyorsunuz. Hem de kendi kaleminden...
(Tanıtım Bülteninden)
11,25 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil

Bu ülke demokrasi yolunu seçti.


Bunun için bedeller ödedi.


Darbeleri yaşadı.


Tarihine, halkının hafızasına utanacağı idamlar kaydetti.


Biz tarihimize utanılacak sayfaların eklenmesin diye mücadele ediyoruz.


Bunu başarabilmemizin tek yolunun demokrasimizi geliştirmek, güçlendirmek olduğuna inandık.


Oysa bugün farklı bir utanç sayfasını yazmanın arifesindeyiz.


Bu küçük kitap, bu gidişe HAYIR demek için hazırlandı.


(Tanıtım Bülteninden)

11,25 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil
Her biri kendi sahalarında zirve isimler tartışıyor bu kitapta. Alain Touraine, Craig Calhoun ve David Lyon’ın büyük düşünür Manuel Castells’i anlamaya yönelik yazılarına Castells’in cevapları eşlik ediyor. Ardından Anthony Giddens ve Mustafa Armağan’ın yazılarıyla capcanlı bir tartışma platformuna dönüşen kitap yalnız Castells’in düşüncelerini değil, İslamcılıktan Milliyetçiliğe, Bosna katliamından ‘Ağ Toplumu’na kadar geniş bir alanı işaret fişeği gibi aydınlatıyor. 

Manuel Castells, The Wall Street Journal tarafından ‘sanal alemin ilk büyük filozofu’ ilan edilirken, The Guardian onu ‘’çağımızın en mümtaz düşünürlerinden biri’’ olarak tarif etmiştir. Anthony Giddens ve Peter Hall ise onu Max Weber ve Karl Marx’a benzetmiştir. 
Perestroika’nın hazırlayıcılarından olan Castells halen Şehir Sosyolojisi ve Enformasyon Devrimi üzerine eserler vermekte, enformasyon (bilgi) çağının toplumsal ve ekonomik dinamiklerini gözler önüne sererek geleceğe ışık tutmaktadır. Castells’e göre küresel ekonomiyi karakterize eden şey, anında gerçekleşen enformasyon, sermaye ve kültürel iletişim akışı ve alış-verişidir. Bu akışlar, hem tüketimi hem de üretimi biçimlendirmektedir. Castells, yenileşme ile uygulamayı ve enformasyon ağlarının dışında kalan tüm ülke ve milletleri marjinalleştiren ve onları gereksiz bir konuma sürüklemekle tehdit eden küreselleşme süreçlerini tasvir etmektedir. Bu derleme kitap, küresel ağın toplumları ve milletleri içine hızla çektiği çağımızda bireyin yeni çıkış yolları arayışına odaklanan devrimizin büyük düşünürü Castells’i anlama rehberi olarak okunmalı…
14,40 ₺ KDV Dahil
18,00 ₺ KDV Dahil
“Bir ülke, yer altı zenginlikleri, ormanları, ırmakları, gölleri, tarihi ve doğal güzellikleri kadar, tarihi boyunca edindiği değerler ve evrensel manada sahip olduğu hukuku, demokrasisi, devlet geleneği, yönetim tecrübesi, yetişmiş insan kaynağı, ortak yaşam anlayışı, fikir özgürlüğü gibi kavramlarıyla tanımlanır. Bu kavramlar, ülkedeki insanların mutlu, rahat ve huzurlu bir ortamda mı tam tersi bir konumda mı yaşadıklarına dair birer ölçüttür. 

Ülkemiz son zamanlarda fikir ve düşünce özgürlüğü, hukuk, demokrasi, devlet geleneği gibi moral değerlerin bir kısmını kaybetti.” 


Hanefi Avcı, bugün geldiğimiz noktada, bozulan devlet düzeni, kısıtlanan özgürlükler, bağımlı yargı ve tek adam anlayışına karşı yapılması gerekenleri, bu kötüye gidişin durması için bulunduğumuz Son Eşik’te vereceğimiz kararın önemini anlatıyor.
20,00 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil

Bağdatlı şehzade Barmecide’in, bir dilenciye boş tabaklarla “ziyafet çektiği” hikâyeyi bilirsiniz. Ancak boş tabaklardan oluşan bu bahşedilmiş ziyafet, pek tabii ki Bağdatlı dilencimizin karnını doyurmaz. Barmecide’in sofrasında, dilencinin, olmayan yemeklerle ziyafete alınması, aslında trajikomik bir olay anlatır bize; trajikomiklik olmayanın zarafeti ve şatafatından yeşerir. Bu tıpkı günümüz insanının, yaratılmış, görkemli sanal hikâyelerle beslenmesi mefhumunda olduğu gibi, özünde bir aldatma hikâyesidir. Şehzadenin, hayali ürünlerle, dilencinin zihninde sanal gerçeklik yaratmaya çalıştığını anlatan öykü; günümüz şehzadelerinin (siz kapitalizm diye okuyunuz), bir çeşit dilenciye çevrilmiş olan günümüz insanına sunduğu “ziyafet” öyküsüyle örtüşür. Her iki öykü de tam bir fantazmagoryadır.

   Ancak günümüz insanının, Bağdatlı dilenciden çok daha şanslı(!) olduğunu söylemeliyiz; çünkü önüne serilmiş olan Barmecide sofrası çok daha şatafatlı, zengin ve boydan boya boş tabaklarla dolu. Üstelik bu boş tabakların her birinin içinde bireyi, ve dolayısıyla toplumu geçici doyma hissine ulaştıran bir sürü hayali yemek var. Kuşkusuz “din” bu yemekler içinde en doyurucu olanı; ama itiraf etmek gerekir ki en lezzetlisi değil. “Futbol”, Barmecide sofrasındaki en lezzetli yemek olma konusunda liderliğini bir süre daha kimseye kaptırmayacak gibi. Lakin tüm doyuruculuğuna ve lezzetine rağmen “din” ve “futbol”; asla “ulusçuluk” kadar besleyici değiller. “Ulusçuluk”, sofradaki boş tabağa konduğu ilk andan itibaren, günümüz dilencisi olan sıradan birey için, her zaman besin değeri en yüksek hayali yemek oldu ve bazen sofraya hiç beklemediklerimiz de oturdu…

 

(Tanıtım Bülteninden)

12,00 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil

Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde başdanışmanlığını yapan Ahmet Sever’in 2015 yılında yayımlanan Abdullah Gül ile 12 Yıl kitabı kamuoyunda büyük yankı uyandırmış ve aylarca süren tartışmalara neden olmuştu.

Sever bu kitabında bir yandan özellikle iktidar saflarından gelen tepki, eleştiri ve saldırılara cevap verirken, diğer yandan “aile içi sır” olarak saklanan bazı gerçeklere ışık tutuyor. İyi başlayan bir yolculuğun nasıl bir çıkmaz sokağa girdiğini çarpıcı örneklerle anlatırken ülkenin son yıllarda uluslararası arenada içine düştüğü açmazları da gözler önüne seriyor.

İktidarın açmazlarından bazı satırbaşları:

• “Gül ve Davutoğlu’nu FETÖ’cülükle suçlar, hapse atarız” diyen üst düzey AKP’li kim?

• Erdoğan kimlerle ilgili Sadullah Ergin’e “Yargının işine karışma!” dedi?

• Gül 2007 yılında Erdoğan’a rağmen nasıl cumhurbaşkanı oldu?

• Erdoğan, 2012 yılında Gül’e neden yasak koydurdu?

• Erdoğan, MKYK’da kimler için “Üç kendini bilmez!” ifadesini kullandı?

• Ahmet Davutoğlu hangi konuda doğruyu söylemiyor?

• Arınç ve Davutoğlu’nun Erdoğan ile dramatik “git-gel” ilişkileri.

• 2015 yılında yapılan Erdoğan-Gül görüşmesinin perde arkası.

• Mustafa Varank ve 36 başdanışmana çağrı: “Mal varlığınızı açıklayın.”

• Şamil Tayyar ve Selçuk Özdağ’ın içler acısı halleri.

• Erdoğan’ın Soros bağlantısı.

• Gül’ün ekibinin kötü sınavı.

• AKP ile ilgili hüsran, hayal kırıklığı ve suçluluk duygusu yaşayanlar...

Ülkenin açmazlarından bazı satırbaşları:

• Hukukun Üstünlüğü Endeksi: 113 ülke arasında 101. sıradayız.

• Uluslararası Şeffaflık Örgütü: Yolsuzlukta Avrupa’nın en yozlaşmış ülkesiyiz.

• Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü: Basın özgürlüğünde 188 ülke arasında 155. sıradayız.

• The Economist Intelligence Unit: Dünya demokrasi endeksinde 88. sıradayız.

• OECD Eğitim Endeksi: Üye 38 ülke içinde 36. sıradayız.

• Uluslararası Sendikalar Örgütü: İş kazalarında dünya üçüncüsüyüz.

• Çocuk İstismarcılığıyla Mücadele Derneği: Çocuk istismarında dünya üçüncüsüyüz.

• URAP: Dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında yokuz.

(Tanıtım Bülteninden)

20,00 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil
2008 finans krizinin patlak vermesinden sonra kapitalizm tekrar eleştirilmeye başlandı. O zamana dek, Sovyetler Birliği’nin ve alternatif sistem sosyalizmin çözu¨lu¨şu¨nden sonra tarih son sözu¨nu¨ söylemiş ve kapitalizm diğer tu¨m ekonomi formlarına u¨stu¨n gelmiş gibi göru¨nu¨yordu. Ama finans krizinin patlak vermesi ve bu krizin ardından nelerin yaşanabileceğinin öngöru¨lememesi, “kapitalizm”in iyi ve kötu¨ yanlarına, çelişkilerine ve potansiyellerine dair uzun zaman önce demode olmuş göru¨nen soruların tekrar sorulmasına yol açtı. Kapitalizm tarihi alanında uluslararası bir sima ve önde gelen bir araştırmacı olan Ju¨rgen Kocka bu kitapta kapitalizmin ortaya çıkışı ve gelişmesine pek çok bakımdan ışık tutuyor. Kapitalizmi incelemeye onun ilk aşaması olan merkantilizm ya da ticari kapitalizm döneminden başlıyor, sanayi kapitalizmi ve finans kapitalizmi ile devam ediyor. En sonunda da finans kapitalizminin neoliberalizm ru¨zgârı altında vardığı koşulların bir değerlendirmesini yapıyor. “Objektif” bir kapitalizm tarihi okumak isteyenler kaçırmasın deriz. 

“Kapitalizmin Tarihi, yazarın ömru¨nu¨ adadığı dev araştırmayı kolayca okunup anlaşılabilecek bir forma sokup, geniş bir okur kitlesine ulaştırmayı başarıyor. Bir bestseller olmayı hak ediyor.” 
— Patrick O’Brien, London School of Economics
12,00 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil
Sana uzanan eller kırılsın. Sen bu canilerin hedefi oldun. Esas hedef 
Türkiye Cumhuriyeti, Türk milleti ve onun huzurudur. 
Süleyman Demirel (Cumhurbaşkanı) 
Ulusumuz, yeri kolayca doldurulamayacak bir bilim adamını kaybetti. Cumhuriyetin başı sağ olsun. 
Hikmet Çetin (Dışişleri Bakanı) 
Sevgili Kışlalı, biz devam ediyoruz. 
Hasan Fehmi Güneş (İçişleri Bakanı) 
Laik, çağdaş, demokratik Türkiye’ye eklemlenen her aydınlık 
yürek gibi çoğaldın… 
Prof. Dr. Türkel Minibaş (Ekonomist, yazar) 
Bilimin yol göstericiliğini tüm yaşamı boyunca temel ilke edinmiş çok değerli bir aydınımızın yok edilmesi, bu ilkenin Türk toplumunun temel ışığı olmasını engellemeyecektir. 
Prof. Dr. Namık Kemal Pak (TÜBİTAK Başkanı) 
Komutan Kışlalı. 1974’te komutan bendim. 25 yıl sonra Atatürkçü düşünenleri, laikleri, Kuvayı Milliyecileri yeniden derin uykudan uyandıran komutan sen oldun. Mustafa Erkal (E. Albay) 
Atatürk’ün Cumhuriyeti’nde namuslular namussuzlar kadar etkili olamazlarsa, Kışlalı’yı başka yurtsever aydınlar izleyecektir. 
Prof. Dr. Yaman Örs 
Sevgili Kışlalı laikliğin ve demokrasinin yılmaz savunucusuydu. 
Mustafa Gazalcı (Eğitimci, milletvekili) 
Biz Kemalistler sizden aldığımız ışığı daha da ileriye götüreceğiz. 
Suay Karaman (ADD Genel Sekreteri)
22,40 ₺ KDV Dahil
28,00 ₺ KDV Dahil
Karl Marx, fikirleriyle bütün dünyayı etkileyen az sayıdaki insandan biri. Bu fikirler öylesine etkileyici ki kendisinin 1883’teki  ölümünden önce bile fikirleri büyük tartışmalar yaratabilmişti. 
Herkes Marx’ı güncel sorunlar karşısında yeniden yorumlama gereksinimi duyuyor. Bu yorumların bir bölümü öylesine vahim ki Marx bile bu “marksizmler” karşısında “bütün bildiğim ‘marksist’ olmadığımdır; tanrı beni dostlarımdan korusun!” diye isyan etmişti. 
Bu kitabın amaçlarından bir tanesi, onu fikirlerini çarpıtan dost ve düşmanlarının ellerinden kurtararak onun temel fikirlerini mümkün olan en açık ve doğrudan bir şekilde ortaya koymaktır. 
Ama bundan daha önemlisi, onun ekonomik kriz, işsizlik, sömürü, ulusal sorun, savaş tehdidi, emperyalizm gibi konulardaki fikirlerini (ki bugün hala onlara çok ihtiyacımız var) ve bu sorunlara onun fikirlerini temel alan devrimci yanıtları sunmaktır. 


(...) Son yıllarda Karl Marx dünya ölçeğinde hem yapıtları en çok yayınlanan, hem de üzerine en çok yayın yapılan yazarların başında geliyor kuşkusuz (…) 
Ne ki özellikle 1980’lerden itibaren devreye giren “lapsus” ve bu lapsus sürecinde biriken söylem yığışması, Marx okumasını özellikle yeni devrimci kuşaklar için zorlaştırıyor. 
Alex Callinicos, Marx’ta ayak diremekten vazgeçmemiş az sayıda marksistten biri. Orijinali 1983’te yayınlanan Marx’ın Devrimci Fikirleri’nin “Önsöz”ünde Marx’ı okumayı güçleştiren esas etkenin Marx’ın fikirlerinin çoğu kez büyük ölçüde çarpıtmalara maruz kalmış olması olduğunu vurguluyor (...) 
Bu nedenle marksizmi, Marx’ın yazılarından hareketle bir kuram, bir kuram olduğu kadar bir “devrimci eylem rehberi” ya da tekil bir deyişle bir “pratik felsefesi” olarak sunan bir duruşla kaleme almış Marx’ın Devrimci Fikirleri’ni (...) 
Bu kitap tam da bu mücadelelerin yoğunlaşacağı günümüzde sıcağı sıcağına başvurulması gereken bir el kitabı. 
Sibel Özbudun
16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
Neydi ’68? Tarihin bir şakası mı, yoksa, tarihe yön veren çelişmelerin bir düğüm noktası mı? Bulutsuz gökyüzünde çakan bir şimşek mi, yoksa, küller arasındaki kıvılcımın parlaması mı? Yalnızca bir “gençlik isyanı” mı, yoksa, emperyalizme karşı savaşan köylülerin, kapitalizmin yakasını tutup silkeleyen işçilerin de ayağa kalkışı mı? Türkiye’nin ‘68’i, “dünyadaki hareketlerin taklidi” miydi, yoksa kendi tarihsel dinamiklerinin bir ürünü mü? Toprak ve fabrika işgalleri, 15-16 Haziran... Demokratik üniversite mücadelesinin, anti-emperyalist direnişin başlıca özellikleri, olaylar, kişiler, ilişkiler... Üniversiteden dağlara, Fikir Kulüpleri’nden gerillaya... Deniz, Yusuf, Hüseyin, Mahir, İbrahim, Sinan... Dönemin bütün fırtınasını, neşesi, heyecanı ve acısıyla yaşamış olanların tanıklıklarıyla... Devrimcinin ‘68’i... 

Değerlendirmeleri ve tanıklıklarıyla... 
Ahmet Say, Ali Kaypakkaya, Alibek Çubuk, Beşir Aslan, Bozkurt Nuhoğlu, Cemil Gezmiş, Erdal Öz, Ertuğrul Kürkçü, Fahriye Aral, Fatma Çubuk, Hacı Tonak, Halit Çelenk, Hasan Ataol, Haşmet Atan, Hüsniye Göçmen, Hıdır İnan, İhsan Çaralan, Kemal Kalaycı, Metin Eşrefoğlu, Mustafa Çubuk, Mustafa Yalçıner, Nuran Kepenek, Onat Kutlar, Orhan İyiler, Remzi Şirin, Salman Kaya, Şekibe Çelenk, Talat Turhan, Tuncay Çelen, Tuncer Sümer, Zeki Tekeş...
24,00 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil

Seçimler ve parlamento kürsüsü devrimci hedeflere ulaşmak için kullanılabilir mi? Boykot taktiğine hangi durumda başvurulabilir, komünist bir aday parlamentoya seçilirse kürsüyü nasıl değerlendirebilir? Lenin’in seçim stratejisinin kökenleri Marx ve Engels’te bulunabilir mi? Marx ve Engels’in seçimlere dönük görüşleri hangi klasik metinlere nasıl yansımış, Lenin bunlardan nasıl yararlanmıştır? Legal-illegal mücadele koşulları, sınıf ve seçim ittifakları, çarlığa karşı diğer muhalif kesimlerle işbirliği olanakları, Bolşevik-Menşevik ayrımının sıcaklığı ve 1905 Devrimi’nin öncesi ve sonrası göz önünde bulundurulduğunda, Lenin ne gibi stratejik değişikliklere gitmiş, Birinci ve İkinci Duma seçimleri için nasıl bir mücadele örgütlemiştir?

Hepsi, bugüne yansımaları da olan can alıcı sorular… Ve August H. Nimtz’in kitabı, Lenin’in stratejik yaklaşımları temelinde bu ve benzer soruların yanıtını oluşturan eşsiz bir çalışma.

Marx ve Engels’ten yola çıkıp 1905 Devrimi’ne kadar uzanan bu ilk ciltte, Lenin’in, seçim kampanyalarının nasıl yürütüleceği, seçim bloklarında yer alıp alınmayacağı ve bununla ilgili “ehvenişer” ikilemi, vekillerin partiye hesap vermesinin nasıl sağlanacağı ve seçim siyasetiyle silahlı mücadele dengesinin nasıl kurulacağı gibi meselelere nasıl cevap ürettiğini de görüyoruz. Lenin’in, daha sonraları bu çalışmadan çıkan derslerin Bolşeviklerin 1917’deki başarısı açısından “elzem” olduğunu söylediği düşünüldüğünde, bu dönemin ayrıntılı analizinin eksiksiz bir Leninizm kavrayışı için hayati önemde olduğunu görüyoruz...

18,00 ₺ KDV Dahil
24,00 ₺ KDV Dahil
FETÖ, ABD’deki en büyük sözleşmeli okul yapılanmalarından birini elinde bulundurduğunu kamuoyundan yıllarca gizleyebilmiş ; eğitim konularındaki keyif ve yanlı uygulamaları yetmezmiş gibi, başka alanlarda da Fethullah Gülen’le bağlantılı tüyler ürpertici yalanlarını sürdürmüştü. Emlak alım satımında sahtecilik, şişirilmiş avantalar, yabancılara yönelik vize programlarının suistimali… 28 eyalette faaliyet gösteren bu şebekenin yasadışı işleri arasında neler yoktu ki !
80,00 ₺ KDV Dahil
100,00 ₺ KDV Dahil
10,40 ₺ KDV Dahil
13,00 ₺ KDV Dahil
Cumhuriyet Ordusu, ordunun içindeki işbirlikçilerin desteği ile tasfiye edildi. Bu süreçte, Genelkurmay Başkanı Özkök'ün ve Özel'in, bu millete kendi dönemlerini yazma borçları var. Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın, Başbuğ'un, Koşaner'in ve bu dönemde görev yapmış kuvvet komutanlarının, Türkiye'nin bu günlere gelişine ışık tutacak anılarını kaleme alma borçları var. Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı bir yapının, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde nasıl yuvalandığını ve bu insanları kimlerin üst rütbeye yükselttiğini, kimlerin imzasıyla kritik görevlere atandıklarını anlatma borçları var. 

Güneydoğu'da PKK hendek kazarken,patlayıcı madde döşerken, siper hazırlarken, silah ve cephane depolarken göz yumulmasına, sessiz kalınmasına ve operasyon izni verilmemesine karşı tepkisiz kalmak ve Türkiye'nin bölünmenin eşiğine getirilmesine tanıklık yapmak nasıl bir duyguydu? 

PKK güç kazanırken, anayasa ve yasalar çerçevesinde tepki gösterip, Türkiye'yi bir tehlikeden kurtarmak mümkün değil miydi? Tarih, gelecek kuşaklar okusun diye şehitlerin kanıyla "terörle mücadelede alınan dersler"i yazdığında, görevini yapmayanlar kendilerini nasıl savunacaklar? 

Dış politikada, kendi sahasında bile tek maç kazanamayan bir ülke, varlığını sürdürebilir mi? Ulusal çıkarlara öncelik vermeyen bir strateji, terörle mücadele edebilir mi? Türkiye, neden tüm cephelerde kaybetmiştir? Yozlaşmanın yaygınlaştığı, cehaletin bilgeliğin yerini aldığı, güneşin battığı bir toplumda, bilgi ve liyakat neden gereksizdir? 

TSK içindeki ayıklanmayan cemaat yapılanmasının boyutları, sanıldığı kadar endişe verici değil mi? Cumhuriyetin birikimlerini, köklü kurumların da iş birliği ile yok eden bir Türkiye, gelecek kuşaklara acı ve gözyaşı vadetmeye hazır bir zihniyetle, toprak bütünlüğünü 2023'e kadar koruyabilir mi? 

30-40 yıl sonra, bugünün tarihi yazıldığında gelecek kuşakların, bugünlerde yaşanan gerçekleri bilme hakkı var. Atatürk'ün en büyük eseri ve kutsal emaneti olan Cumhuriyet'in, getirildiği durumun nedenlerini gelecek kuşakların öğrenme hakkı var. İşte bu nedenle, elinizdeki kitapta, herkesin gözü önünde çöken bir devletin öyküsünü, yaşanan gerçekler ışığında okuyacaksınız. 

Bu, sadece tarihe bir not düşmek için atılmış küçük bir adımdır…
16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
Bugünkü durum şöyle ki, kendi evi tarafından ne kadar köleleştirilmiş olduğunu kadın kendisi de bilmiyor. O, tüm hayatını, günler ve saatler boyunca hiç bitmek bilmeyen yemek pişirme, yıkama, temizleme, dikiş vs. vs. işlerine kurban ederken; sadece pratik ve ticari soruların çözümüyle kaderinin düzeleceğine inanmak bir yanılmadır.
12,80 ₺ KDV Dahil
16,00 ₺ KDV Dahil
Siyasal cinayetler önceden bilinir! 

Komplo teorileri, Gizli cemiyetler, Spekülatif düşünceler her zaman ilgi çekici olmuştur. 
Dünya ve Osmanlı tarihi ile Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihi suikastlar, entrikalar, komplolar, sabotaj ve ihanetlerle doludur. 
Peki neden? 
Erol Mütercimler, bu kitabında bir kez daha birbirinden ilginç örneklerle bu sorunun peşine düşüyor… İşte bunlardan birkaçı... 
Dünya tarihinden... 
Ceaser cinayeti – Çar Ailesinin ölüm günü – Troçki cinayeti 
– Salvador Allende suikastı – Kod Adı “Ajax” olan Mussadık’a yapılan darbe – Mısır’ın ünlü Arap milliyetçisi Cemal Abdulnasır’ın iktidara gelişinde CIA’in parmağı – Siyon protokolleri entrikası – Hitler’i bir türlü öldüremeyen suikast girişimleri – Hiroşima komplosu 
– Perl Harbor provokasyonu… 
Osmanlı Devleti tarihinden... 
Piri Reis’e kurulan büyük komplo – Padişah Genç Osman’ın öldürülüşü – Çocuk padişah IV. Mehmet  entrikası – Büyük fesat örneği: Siyonizmin öncüsü Yasef Nassi’den Mesih Sabatay Sevi’ye gidiş 
– İlk kez okunacak olan entrika: Fransa “mason locasında padişah V. Murat’ın tahta oturtulma girişimi II. Abdülhamit’e taht kaybettiren Manastır’da atılan kurşun provokasyonu – 1913 Bab-ı Âli baskını entrikası – Mahmut Şevket Paşa suikastı – I. Dünya Savaşını başlatan cinayet – İttihatçı Paşalara kurulan tuzak cinayetler: Talat Paşa ve Cemal Paşa’nın öldürülüşü … 
Cumhuriyet Dönemi tarihinden... 
Mustafa Suphi’yi tuzağa düşüren Yahya Kâhya komplosu – İhanet örneği; Atatürk’ün anlattığı Yahya Kaptan cinayeti – 16 Mart 1978 tarihinde üniversite öğrencileri provokasyonu – Abdi İpekçi ve Uğur Mumcu cinayetlerinin aynanın arkasında kalan büyük planları 
– İmralı zabıtlarının yayını bir sabotaj mıdır? 
Mükemmel işlenmiş cinayet yoktur!
25,60 ₺ KDV Dahil
32,00 ₺ KDV Dahil
Öyle bir oyun düşünün ki bütün oyuncular aynı ekipten. Yani siz, kendi ekibinizden birine karşı oynuyorsunuz. Muhteşem bir kriptolojik kurgu! Rakibiniz aslında sizinle aynı amaçlara hizmet eden biri oluyor. Siz ve rakibiniz (!) sizin için hangi strateji en büyük getiriyi sağlıyorsa onu tercih ediyorsunuz. Siz açıktan yapıyorsunuz, o ise gizliden gizliye yapıyor. Size karşı oynuyormuş gibi gözükerek size hizmet ediyor. 
Burada guguk kuşu, rakibinizin bizzat kendisi olmuş oluyor. Bir kripto. Çok çeşitli sahalarda bunun uygulamalarını görmek mümkündür. Örneğin kendi elemanınızı, rakip bir kuruluşun önemli bir yöneticisi yapmayı başarmanız gibi bir şey! 
Bugün bize karşı kurgulanan bütün oyunları tek tek çözümlemeye başladığımızda, aslında hepsinin anasının bir dünya hâkimiyeti oyunu veya kurgusu olduğunu görüyoruz. Eğer düşmanlarımızla ya da daha yumuşak bir ifadeyle rakiplerimizle mücadele edeceksek, bu mücadeleyi tüm katmanlarda yapmak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde kaybetmeye mahkûm olmuş oluruz. Yani, kısacası, Türkiye küresel ölçekte bir oyun kurucu olmalıdır. Bu bir tercih değil, zorunluluktur. 
Büyük devletler şartları oluşturur, küçük devletler şartlara tabi olur. Türkiye’miz büyük bir devlettir ve şartları oluşturmak zorundadır.
13,60 ₺ KDV Dahil
17,00 ₺ KDV Dahil
Karl Marx’ın, 1880 yılında Revue Socialiste dergisine Fransa’da yaklaşan genel seçimler için hazırladığı 101 soruluk “İşçi Anketi”, Tu¨rkiye’de 1970 yılında Devrimci Sinema Dergisi tarafından basılmıştı. Aradan geçen yarım yüzyıl bize, “İşçi Anketi”nin hâlâ koruduğu gu¨ncelliği anlatırken, “işçi sınıfının nasıl bir özne olduğu” sorusunu bugu¨n de sorduruyor. 

Karl Marx’ın ölu¨mu¨nden u¨ç yıl önce hazırladığı 101 soruluk anket çalışması; du¨nya çapında kabul gören, kapitalist u¨retimin eleştirel bir tahlilini yaptığı Kapital isimli kitabında geçen kavramların, pratik bir çalışmada nasıl işlendiğinin ve Marx’ın ölu¨mu¨ne kadar işçi sınıfı örgu¨tleri, kurumları ve yayınları ile ilişkisini kesmediğinin de bir göstergesidir. 

Elinizdeki kitap; Karl Marx ve Friedrich Engels’in karşılaşmalarıyla başlayıp, tu¨m du¨nyaya yayılacak bir gerçekliğin ve hakikatin anlatısında, Tu¨rkiye’de ve du¨nyada unutulmuş olanı açığa çıkarmayı, u¨zerine du¨şu¨nmeyi amaçlıyor...
9,60 ₺ KDV Dahil
12,00 ₺ KDV Dahil

“Kavramların tarihi onların kapsam, alan ve içeriklerinin değişme/dönüşme tarihidir de. “Ekonomi politik” kavramı/deyimi için de bu böyledir. Bu bağlamda; (iktisadi) düşünce tarihçisi, basitçe mezarlık(lar) bekçisi olmayacaksa hangi mezarın hangisinden önce kazıldığını, mezarların üst üste mi yan yana mı konumlandığını, mezar(lık)ların aralarında geçitlerin mevcut olup olmadığını öğrenmek/bilmek durumundadır (zorundadır?).

Mezarlık(lar) bekçisi hangi mezar(lar)ın harabe, hangilerinin içinde değerli hazineler barındıran virane olduklarını teşhis etmeyecekse ne “işe” yarayacaktır? Bu teşhisinde mücevherlerden bazılarını biraz daha parlatsa, bir kısmını ön sıralara yerleştirse, haddini fazla mı aşmış olur? “Sahih” mücevherlerle “sahtesini” ayırabilmişse, galiba bu biraz onun “işinin” de parçasıdır.”

18,36 ₺ KDV Dahil
21,60 ₺ KDV Dahil

Cezalandırmanın mantığı nedir?

Hammurabi Kanunları’ndan günümüze; intikam, caydırma ve engelleme üzerine kurulu olan cezalandırma teknikleri toplumlar genelinde ne kadar başarılı olmuştur?

Kaç insanın hayatı sıklıkla değişen kanunlar ve işkence aletleri altında ezilmiştir?

Suç oranları yapılan kanunlar ve uygulanan cezalandırma yöntemleri ışığında yüzde kaç oranında düşmüştür? Sahiden düşmüş müdür?

“Cellat Pierrepoint: Devlet adına, ölümü -ölüm ne kadar adil veya haksız olursa olsun- en insani ve asil şekilde sağlama görevini yerine getirdim… Deneyimlerimin meyveleri ağzımda acı bir tat bıraktı, zira gerçekleştirdiğim yüzlerce infazın her birinin o ya da bu şekilde yeni cinayetleri önlemiş olduğuna inanmıyorum. İdam cezası, bana göre, intikamdan başka bir şey değildir.”

(Tanıtım Bülteninden)

24,00 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil
Tevrat’ta geçen bir ayet var, İran-Irak Savaşı’ndan bahsediyor, Peygamber Yeşaya’nın bir öngörüsü bu, işte o ayet: 
“Feryat edin! Tanrı diyor ki: Gümüşe değer vermeyen, altını sevmeyen Medleri onlara karşı harekete geçireceğim. Oklarıyla gençleri parçalayacak, bebeklere acımayacak, çocukları esirgemeyecekler.” 
Ayette geçen “gümüşe değer vermeyen Medler” bugünkü İran, Babil ise Irak’tır. 

Tevrat’ta geçen yine bir ayet var, bu kez Irak Savaşı’ndan söz ediyor, yine Peygamber Yeşaya’nın bir öngörüsü bu. İşte o ayet: 
“Ben Her Şeye Egemen Rab... Babil’i baykuş yuvasına, bataklığa çevirecek, yıkım süpürgesiyle süpüreceğim. Yakalananın bedeni delik deşik edilecek, ele geçen kılıçtan geçirilecek. Yavruları gözleri önünde parçalanacak, evleri yağmalanacak, kadınlarının ırzına geçilecek...” 
Buradaki Babil Irak’tır... 

Günümüzde “olacak olayları önceden bilme” yeteneğine öngörü diyorlar. Ama bir öngörü kutsal bir kitapta yer alıyorsa ve olaylar binlerce yıl öncesinde söylenildiği gibi bugün bire bir cereyan ediyorsa ve de bu öngörü Yahudilerin Büyük Peygamberi Yeşaya’nın sözleriyle yazılmış ise bu artık öngörüyü aşıyor ve “kehanet” oluyor... 
Ve Şam... Onun da bir kehaneti var... 
Soru şu: Bu gerçekten bir kehanet mi yoksa tuzak mı? 
Ya Türkiye? 
Kehanetlerle başlayan bu yolu izleyiniz, tüm cevapları bulacaksınız...
21,00 ₺ KDV Dahil
28,00 ₺ KDV Dahil
Bu harika kitap, en derin ve incelikli felsefi temaların bazılarını ikna edici bir açıklıkla aktarmayı başarıyor ve Hegelci kökenlerinin ayrıntılarına inerek, Marksist düşüncenin diyalektikliğini yenilemesine yardımcı oluyor. Marksist ‘yabancılaşma’ kavramı konusunda karşılaştığım en iyi kitap. 
Tony McKenna, Marx and Philosophy Review of Books 

Sean Sayers’in kitabı, Marx’ın düşüncesinin Hegelci boyutunu ve bu sayede Marx’ın yabancılaşma teorisini savunmak bakımından etkileyici bir çaba. 
Dan Swain, International Socialism Journal 

Sayers, Marx’ın düşüncesinin temelinde Hegelciliğin yattığı noktasında güçlü bir argüman sunuyor, çokça işlenmiş bazı alanlara yeni bir ışık tutuyor ve çoğu Marx araştırmasının hâlâ yoksun olduğu bir açıklıkta yazıyor. Hepsinin ötesinde, Sayers şunu kanıtlıyor: Hegel-Marx ilişkisi üzerine pek çok şey yazılmasına rağmen, Marx’ın felsefi fikirlerine bu şekilde yaklaşmak Marx araştırması için en verimli araştırma alanı olmaya devam ediyor.
17,60 ₺ KDV Dahil
22,00 ₺ KDV Dahil
“Kalkınma ve politika dünyasında artık yepyeni bir kuramsal 
paradigma var. ‘İnsani Gelişmişlik’ ya da ‘Yapabilirlikler Yaklaşımı’ 
olarak adlandırılan bu model çok basit bir soruyla işe başlar: İnsanlar 
gerçekte neler yapabilir ve ne olabilirler? Önlerinde ne gibi fırsatlar 
vardır? İnsan hayatı, doğası gereği, birbiriyle ilintili çok sayıda 
unsurun bir arada incelenmesini gerektirir, bu nedenle basit gibi 
görünen bu sorular aslında oldukça karmaşıktır. Zaten modeli cazip 
kılan özelliklerden biri de bu karmaşıklıktır: insan yaşamının ve insani 
çabanın kendi karmaşıklığına yanıt verecek donanıma sahip yepyeni 
bir yaklaşım olması. Her halükârda, modelin sorduğu sorularla 
insanlar günlük hayatlarında sürekli karşı karşıya kalırlar.” 
Günümüz dünyası hâkim kalkınma paradigmasının içine hapsolmuş 
durumda. Bu kalkınma anlayışında insanlar hesaplanabilir 
hesaplanması gereken birimler, insan yaşamı ekonomik rasyonalizmin 
bir nesnesi, insanın en temel ihtiyaçları ise üzerinde pazarlık 
edilebilir “şey”ler olarak görülüyor. Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri 
de bu paradigmayla koşutluk içerisinde gayri safi yurtiçi hâsıla gibi 
rakamlara göre belirleniyor; adil bölüşüm, temel ihtiyaçlar, ekonomik 
ve sosyal adalet, kamusal tartışmanın dışında konumlandırılıp 
“ideolojik” olmakla eşleştiriliyor. Martha C. Nussbaum elinizde 
tuttuğunuz bu kitapta, “Yapabilirlik Yaklaşımı” adını verdiği ve 
bir paradigma değişimini esas alan yaklaşımıyla yalnızca insanlar için 
değil, tüm canlılar için “yaşanabilir” bir dünya kurabilmenin incelikli 
arayışını sunuyor.
20,80 ₺ KDV Dahil
26,00 ₺ KDV Dahil
“Modern çağın dini olan milliyetçiliğin güçlü olması ve ona karşı 
ideolojik mücadelenin yavaşlığı, cesaretimizi kırmamalıdır. Milliyetçi 
ideolojiye karşı mücadeleye girişenler, en küçük başarılardan 
memnun olmalı, uzun sürecek olan bu mücadelede hem kararlı hem 
sabırlı olmayı öğrenmelidirler. Kötümser ve iyimser olmak için 
nedenler vardır. Kötü gelişmeleri görmezden gelmeyen, aydınlatıcı 
fikir ve eylemlerin değiştirici gücüne inanan iyimser tutum, daha 
gerçekçi bir yaklaşımdır.” 
İnsan topluluklarının arasına aşılmaz bariyerler kuran bir 
milliyetçiliğin aşılması gerektiği fikri demokrasi güçlerinin uzunca bir 
süredir gündeminde. Öte yandan modern toplumların içinde bulunduğu 
krizi tanımlayan anlam arayışına/anomiye bir yanıt sunduğu düşünülen 
“aidiyet”in cazibesi beraberinde milliyetçiliğe sıkıca sarılmayı da 
zaman zaman mümkün kılabiliyor. 
Marksizm, Milliyetçilik ve Demokratik Ulus milliyetçilik tartışmalarına 
odaklanarak ve bunun Marksizm içi tartışmalarda nasıl kavrandığını 
ortaya koyarak milliyetçiliğin dayandığı ilkeleri gözler önüne serip 
milliyetçiliğin gücünü kıracak önemli bir tezi, “Demokratik Ulus” tezini 
ileri sürüyor ve bizi milliyetçilik üzerine yeniden düşünmeye çağırıyor.
30,80 ₺ KDV Dahil
38,50 ₺ KDV Dahil
Emperyalist fenomenler, her dönemin ekonomik sınıf çıkarlarına indirgenmeye çalışılabilir. Neo-Marksist kuramın yaptığı budur. Emperyalizmde, kısacası, yalnızca kapitalist üst katmanın kapitalist gelişmenin belli bir aşamasındaki çıkarlarının yansımasını görür. Şüphesiz ki bu, meselemizin çözümüne dair elimizde olan açık ara en ciddi katkı. Ancak bu düşüncenin, tarihin ekonomik yorumunun mantıksal olarak zorunlu bir sonucu olmadığını vurgulayalım. Bu düşünce, tarihin ekonomik yorumuyla çelişmeden, hatta onun sunduğu çerçevede kalarak da reddedilebilir. 
Emperyalizm geçmiş devirlerin kalıntıları diyebileceğimiz büyük gruba girer. Bunlar tüm somut toplumsal durumlarda, her toplumsal durumun o günkü yaşamsal koşullarıyla değil de o günün geçmişinin yaşamsal koşullarıyla, yani iktisat tarihi bakış açısından o anın değil de geçmiş zamanın üretim ilişkileriyle açıklanabilecek unsurları üzerinde büyük bir rol oynarlar. Emperyalizmi ortaya çıkaran yaşamsal zorunluluklar kaybolup gittiğinden onun da zamanla ortadan kalkması gerekiyor. Yapısal unsur olarak ortadan kalkması gerekiyor zira, taşıyıcısı olan yapı çöküyor ve toplumsal gelişme sürecinde ona alan bırakmayan ve onu destekleyen iktidar unsurlarını elemine eden başka yapılarca çözülüyor. – Joseph Schumpeter
15,20 ₺ KDV Dahil
19,00 ₺ KDV Dahil
Yirmi birinci yüzyılda yalan, siyasetçi ve yönetilenlerin ortaklaşa inşa ettiği bir olguya dönüştü. Yeni olan, siyasetçilerin yalanları değil, kitlelerin buna verdiği tepkidir. 
Hakikatin önemsizleşmesi (post-truth), toplum görüşlerinin oluşmasında duyguların ve kişisel inançların, hakikatin önüne geçmesidir. Böyle bir ortamda, destekçisi olan kitlenin inançlarına ve önyargılarına uygun olduğu sürece liderin tutarsız savlar ileri sürmesi, yolsuzluk yapması, ekonomide, dış siyasette başarısız olması önemini yitirir. Bunların tümü iç-dış düşmanlar, terör örgütleri, casuslar, ülkenin gelişmesini istemeyen seçkinler gibi, çoğunlukla “icat edilmiş” kesimlere yıkılır. 
Yalanın meşrulaştırılması, felsefede “safsata” (fallacy) adı verilen hileli akıl yürütme teknikleriyle yapılır. İlk kez Aristoteles’in sınıflandırdığı bu teknikler üzerine İbn Sina’dan Schopenhauer’a kadar pek çok felsefeci kitaplar yazdı. 
Bu kitapta önce hakikatin önemsizleşmesi dönemi üzerine genel bir bilgi edinecek, ardından siyasetçilerin en çok kullandıkları 48 hileli akıl yürütme yöntemini örnekleriyle birlikte okuyacaksınız. Kitlelerin farkında olmadan, siyasetçilerle kol kola ürettikleri yalanın nasıl inşa edildiği karşısında hayrete düşeceksiniz.
10,50 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil
İsmail Hakkı Baltacıoğlu, istibdat döneminde doğup büyümüş ve okumuş; meşrutiyet döneminde hayata atılmış, mütareke, mücadele, kurtuluş ve kuruluş dönemlerine tanık olmuş; Atatürk, İnönü, Menderes ve 27 Mayıs sonrası dönemleri yaşamış bir kişidir. Muhtemeldir ki o tüm zamanların en büyük Türk eğitimcisidir. 
O özgür ve özgün bir adamdı. Türkçüydü, muhafazakârdı, cumhuriyetçiydi ve inkılâpçıydı. Ancak hiçbir yere ve gruba sıkı bir aidiyeti yoktu. Takdir ettiği kişilere ve düşüncelere zihninde gocunmadan yer açtı. Ama zihnini kimseye tam manasıyla teslim etmedi. Onun benliğini hiç kimse ve hiçbir ideoloji ele geçiremedi, işgal edemedi. 
İşte beş devri yaşamış bu büyük adamın, cumhuriyetçi muhafazakâr İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun yaşam öyküsü...
16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
İtiraf alma amaçlı “sertlikle” kasıtlı “zulüm”arasında akıl almaz incelikte bir çizgi... İnsanlığını, vicdanını, ruhunu kaybeden işkenceciler; eklemleri etlerinden fırlayan, gözleri oyulup tırnakları çekilen, kendi kangölünde boğulan mahkûmlar... Zihin işkenceleri, Demir Maske, Skeffington Prangası, Çivili Tabut, Bakirenin Öpücüğü,İspanyol Sandalyesi ve daha niceleri... Bu kitap size, içine doğmuş olduğunuz dünya düzenini sorgulattıracak. “Mowung, insanüstü iradesiyle yavaş ve temkinli kesim sürecinde sessizliğini korudu; önce yanakları, sonra göğüsleri, kollarının alt ve üst kasları, bacaklarının etleri ve bunun gibi pek çok yeri hayati noktaları zarar görmeyecek şekilde bedeninden sıyrıldı. Ağzını yalnızca bir kez açtı, hemen öldürülmek istediğini söyledi bu arzusu kurbanına işkence etmekten vahşice zevkalan işkenceciler tarafından umursanmadı bile.”
24,00 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil
1969’da tanıştığı GillesDeleuze ile birlikte yazdıkları Kapitalizm ve Şizofreni’nin tartışmasız etkisi hâlâ sürerken, FélixGuattari’nin kendi özgün çalışmasına bir bakış bize ne sunabilir? Ali Akay, Guattari’nin kendi yöntem-kavramlarının dinamik oluşumunu gözler önüne serdiği bu derslerde, öznelliği onun düşüncesinin merkezi problemi olarak ele almayı öneriyor. Guattari’nin kişiliğinin birbiriyle çeliştiği, en iyi durumda birbirinden apayrı olduğu düşünülen militan, terapist ve felsefeci yönleri, aslında bu problem etrafında bütünleşmiştir. Tam da bu yüzden Guattari, erken dönem yazılarından Deleuze’le ortak çalışmalarına kadar, şu soruyu sormaktan hiç vazgeçmeyecektir: İsyanı ve yaşamı bürokratikleştirmek yerine, alttan gelen gerçek bir dönüşümü nasıl arzulayabiliriz? Olaya nasıl layık olabiliriz? Bir toplumsal dönüşüme, nedenleri ve sonuçlarını değerlendirmekle yetinmek yerine, yeni öznellik alanları yaratarak nasıl cevap verebiliriz? Guattari’nin düşüncesinin çağdaşlığından hiçbir şey yitirmemesi, 68’in öncesinden bile günümüze seslenebilmesinin arkasında, öznelliğin yaratıcı kuvvetlerine duyduğu bu inanç yatıyor. Yaşam gibi, Guattari’nin öznellik düşüncesi de gücünü farkı olumlamasından alıyor.
22,40 ₺ KDV Dahil
28,00 ₺ KDV Dahil

Emek Yıldırım ve Özlem Şendeniz, bir kısmı Karadeniz’de doğup büyümüş bir kısmı hasbelkader yolu bu coğrafyaya düşmüş ve burada yaşayan bir grup kadınla birlikte ilmek ilmek ördükleri bu çalışma ile, okuyucuları, Bafra’dan Hopa’ya Karadeniz’deki kadınlık hallerini irdelemeye çağırıyor. Kitapta temel olarak ele alınan iki ana hat; bir yandan bölgedeki mevcut milliyetçi, muhafazakâr ve devletçi yapılanmayla organik bir bütünlük içinde varlığını sürdüren patriyarki ve “hegemonik” erkeklikleri daha görünür kılmak iken, diğer yandan bu coğrafyanın tüm kadınlarının anlattıkları üstünden hayatın saklı diğer yanındaki “öteki” kılınanların seslerini dinlemektir.

Karadeniz’e dair örtük ama yaygın bir biçimde var olan oryantalist klişelerle, stereotiplerle inşa edilen imgelerden biri olarak zihnimizde canlandırdığımız Karadeniz kadınlarının kendilerini anlatmasına kulak vermeye ve sırtlarındaki sepetlerin içine bakmaya hazır mısınız?

 

 

“Zira kitap, sizi bir stereotip ile yüzleşmeye çağırarak başlıyor derdini anlatmaya. Gözlerimizi kapatıp Karadeniz ve Kadın kelimelerini ardarda sıraladığımızda hatırımıza düşen bir imgeyle yapıyor bunu: Bir sepet ve o sepeti yüklenmiş bir kadın… Çalışkan, yürekli, sivri dilli, her işi becerebilen, dünyanın yükünü sırtlamış, diğer yandan halinden de memnun (!) “Karadeniz kadını.” Bölgede yaşayanlar, bölgeyle temas halinde olanlar bilir ki bu genelleme bir dış kabuktan daha fazlası değildir. Biz, sizleri, çalışmamıza kıymet verip okuyacak olan okuyucularımızı, bu dış kabuğun içine bakmaya davet ediyoruz.”

28,00 ₺ KDV Dahil
35,00 ₺ KDV Dahil

ABD’nin Batı dünyası içindeki başat durumunun sarsılması ve öteki bölgelerdeki etkisinin azalması, Sovyetler Birliği’nin ABD’ye eşit düzeyde bir stratejik güç olarak belirmesi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin üçüncü süper devlet olma yolunda çaba göstermesi ve uluslararası sistemde ortaya çıkan daha pek çok yapısal değişikliğin çözümlenmesiyle siyasal ve ekonomik ilişkilerin çakıştığı alanın analizini amaçlayan bu araştırma, günümüz hammaddelerinin en önemlilerinden biri olan petrolün çevresinde oluşan uluslararası ilişkileri çözümlemeye yönelmektedir.

 

Bu araştırmada, 1973 Arap-İsrail Savaşı’nın, daha önce bölgede ortaya çıkmış bulunan siyasal bunalımlardan değişik nitelikte bir sonuç doğurarak, genel bir petrol bunalımına yol açmasının nedenlerinin araştırılmasına özel bir önem verilmektedir. 1973’ten önce de Orta Doğu’da petrol vardı ve Orta Doğu birçok siyasal bunalım ve savaş yaşadı. Öyle ise, neden 1973 Arap-İsrail Savaşı dünyayı etkileyen bir petrol bunalımına yol açtı?

 

Ayrıca, öteki Üçüncü Dünya ülkeleri de OPEC devinimini örnek alarak, kendi hammaddelerini OPEC devletleri gibi kullanabilirler mi? İşte araştırmacının yanıt bulmaya çalıştığı temel sorular bunlardır. Bundan başka, petrol bunalımının gerek dünya politikası gerek Orta Doğu’nun bölgesel politikası üzerindeki etkilerini araştırmak da amaç edinilmiştir.

15,20 ₺ KDV Dahil
19,00 ₺ KDV Dahil
Bu kitap, toplam on dört makaleden oluşmaktadır ve bu makaleler beş kısım altında toplanmıştır; Marx’ın Temel Para Kuramı, Marx’ın Para Kuramının Uzantıları ve Yeniden İnşaları, Marx’ın Paranın Miktar Kuramı Eleştirisi, Para ve Dönüşüm Sorunu ve Marx’ın Dünya Parası Kuramı. Bu makaleler Marx’ın para kuramının çağdaş bir değerlendirmesini sunmaktadır. 
Bu kuram, genellikle Marx’ın en büyük başarılarından biri olarak övülür özellikle klasik veya neoklasik iktisatçılarla karşılaştırıldığında. Öte yandan ciddi bir şekilde eleştirilir de. 
Bu kitaba katkıda bulunanlar, Marx’ın para kuramının güçlü ve zayıf yönlerini diğer para teorileriyle karşılaştırarak geniş kapsamlı ve derinlemesine bir şekilde değerlendirmektedirler.
30,40 ₺ KDV Dahil
38,00 ₺ KDV Dahil

Sosyalizmin Alfabesi, sosyalizmle yeni tanışanlar, sosyalizme dair derli toplu bilgi edinmek isteyenler ve sosyalizm hakkındaki bilgilerini tazeleme ihtiyacı duyanlar için temel bir başvuru kaynağıdır. Sağlam mantığı, güçlü kanıtları ve duru anlatımıyla parlak ve zihin açıcı bir sosyalizme giriş kitabıdır.

İlk olarak 1953’te ABD’de yayınlanan bu değerli çalışma, kısa sürede sosyalist düşüncenin klasik metinleri arasına katılmış, dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de yarım yüzyıldır en çok okunan giriş kitaplarından biri olagelmiştir.

Çıkarları gereği sosyalist olması gereken ama sosyalizm hakkındaki iftiraların ve ideolojik bombardımanın etkisi altında kalarak sosyalizme uzak duran emekçilerin önyargıları göz önünde bulundurularak yazılmış olması, kitabın hitap alanını hayli genişletmektedir. Yetkin Amerikalı sosyalist Leo Huberman’a göre, iyi veya kötü olsun, karşısında ya da uğrunda savaşılacak bir şey olsun, her şeyden önce sosyalizmin ne olduğunun anlaşılması gerekir. Kitabın amacı, sosyalizmin anlaşılmasına yardımcı olmaktır.

Kitabın ilk yarısı, kapitalizmin sosyalist açıdan ekonomik çözümlenmesine ayrılmıştır. İkinci kısmında ise sosyalist teori ele alınmıştır. Sosyalizm öğretisinin gelişmesinde rol oynamış olan en önemli ve etkili iki isim Karl Marx ve Friedrich Engels olduğu için, Sosyalizmin Alfabesi onların anlayışı üzerine kurulmuştur.

Sosyalizmin Alfabesi’nin bu basımı, yazarlarının yaptığı son basıma uygun olarak, Leo Huberman ve Paul Sweezy’nin tamamlayıcı yazılarıyla zenginleştirilmiştir.

10,50 ₺ KDV Dahil
14,00 ₺ KDV Dahil

Fahişeler ve ajanların yolları neden hep kesişir? Giordano Bruno neden yakıldı? Peki, Jeanne d’Arc? James Bond filmlerinin kahramanları hangi ajanlardan esinlenerek yaratıldı? Yunanistan’ın NATO’ya dönmesi konusunda Devlet Başkanı Kenan Evren’i kim ikna etti? Bu kitapta, bu ve daha birçok sorunun yanıtını bulacaksınız.

Walter L. Pforzheimer, CIA’den emekliye ayrılmış çok deneyimli bir casus. Ona göre ilk casusluk olayı Âdem ile Havva arasında geçti. İncil’in ünlü Yılan’ı ilk casus ve Havva da onun ilk Asset’i idi. Arkeologlar, Suriye’de günümüzden 3800 yıl önce yazılmış bir tuğla tablette casuslardan yakınıldığını belirtiyorlar.

On yıllardır ulusal güvenliği boşlamış iktidarların Türkiye’yi ne denli güvenlik zaafına uğrattıklarının örnekleriyle anlatıldığı bu kitapta Aytunç Altındal, “Diğer ülkeler bir yana, o günlerden bu yana Anadolu toprakları casusların en çok gönderildiği bölgedir. Soğuk Savaş yıllarında en iyimser tahminle ortalama 25 ülkeden Türkiye’ye yaklaşık 10 bin casus, ajan vb. geldi. Günümüzde bu sayı 3 bin 500 civarında. Sadece Ankara’da yaklaşık 280.290 deneyimli askeri personel, diplomat, istihbaratçı şu ya da bu amaçla bilgi topluyor. Gerisini siz düşünün” diyor.

10,50 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil

Güneydoğu’da son 50 yılda yaşanan olaylar hep terör, anarşi, operasyon, hesabı sorulacak, ihanet sözcükleri ile anıldı. Halbuki bu olaylar “Geliyorum!” diye alarmlarını yıllarca önce vermişti. Ancak “Geliyorum!” diyen olayları hazırlayan sebepler bölgede yaşanırken bunları okuyacak, anlayacak ve tedbir alacak basirette yetkililer olmayınca, olaylar, yıllarca ihmal edilmiş, kendi kaderine terk edilmiş, zaman ve insana uygun olmayan bölgede yaşanan sosyal yapının üzerinden katlanarak geldi.

Bu yapıyı; bölgeye çalışmak için dışarıdan gelen, bölgede şark görevi gereği bulunan, burada yaşayan, burada yaşarken olaylar nedeniyle batıya göçmüş farklı insanların yaşamlarından alıntılarla resmetmeye çalıştık, bugünün olaylarını doğuran, dünün yaşam biçimidir ilkesi gereği. Bugün yaşadıklarımızın asıl sebebinin; Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte benimsenen yeni değerlerin, yıllarca, Fırat’ın doğusuna geçirilmemiş olmasından kaynaklandığı kanaatiyle kitabımızda bölgede yaşanan olaylar nedeniyle ülkede yeterince acı çekildiğini, huzura; ancak savaş, kavga, çatışma yöntemleri dışında aklın, ferasetin ışığından bakarak, geçmişteki yanlışları düzeltmek üzere başlanacak bir çalışmayla ulaşılabileceğini anlatmaya çalıştık.

16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil

Bu çalışmasında Özay Göztepe, eleştirel çözümleme kapasitesini,  neo-liberalizmin verili kabullerine ve listedeki her bir alan kuramının temellerine yöneltiyor.  Bir bakıma neoliberalizmi kaçtığı yerden yakalıyor. Kendinde düzenleyici piyasa savının pulları, kavramsal darbelerle alaşağı edilirken, saf piyasa suretinin ardındaki ekonomi-dışı zor mekanizma gözler önüne seriliyor.  Özay Göztepe, tarihsel kapitalizmin neo-liberal biçimini kuran bu mekanizmayı, “ilkel sermaye birikimi” olarak tanımlıyor. Piyasa gereklerine tabi olmayan ve/veya meta dışı özelliklere sahip bulunan ilişki ve varlıkları, ekonomi dışı zor mekanizmalarla sermayeleştirme işlemi olarak kavramsallaştırılan ilkel birikimin neo-liberal evrenle ilişkisi, son derece zengin bir olgusal veri analizi ile temellendiriliyor. Bu ilişkinin Türkiye bağlamına yerleştirilmesi, elinizdeki çalışmanın özgün bir katkısı olarak görülmelidir.  Türkiye’nin eleştirel bilgisini tarihsel maddeci yaklaşımla üretme geleneğinin parlak örneklerinden birini bizlere kazandırdığı için Özay Göztepe’ye ne kadar teşekkür etsek, azdır.      

                                                                                                                                                                                         -Metin ÖZUĞURLU-

16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
Michel Bruneau, bu kapsamlı çalışmasında Küçük Asya’nın yani 
Anadolu’nun kadim halklarının,dinî ve etnik topluluklarının; Rumların, 
Ermenilerin, Kürtlerin, Türklerin ve Asuri-Keldanilerin yazgısına dair, 
tarihin eski dönemlerinden bugüne uzanan bir inceleme sunuyor. 
Yazar, geniş bir Türk-İran coğrafyasını merkeze alan yaklaşımıyla, 
Antik Yunan şehir devletlerinden başlayıp günümüz Türkiyesi’ne 
kadar uzanan farklı devletleşme mantıklarını karşılaştırıyor, toprağın 
millileştirilmesini hedefleyen politikaları coğrafi-tarihsel bir bakış 
açısıyla sunuyor. Küçük Asya’dan Türkiye’ye, özellikle azınlıkların 
yaşamının bir parçası haline gelen baskı ve yerinden edilmeleri 
eleştirel bir yaklaşımla ele alan, tarihe şerh düşen bir çalışma... 
“Hem Avrupa hem de Asya ile temas halindeki Anadolu coğrafyası, 
özellikle emperyal geleneğe sahip iki halk arasında fetih ve savaşlara 
yol açan ihtirasların mekânı olmuştur. Yurtlarından koparılan ve 
atalarından kalma toprakları ellerinden alınan kurbanlar ‘kayıp 
vatanlarını’ unutmadılar ve maruz kalınan manevi ve maddi 
zararların tanınması taleplerini son zamanlarda artan bir ısrarla dile 
getiriyorlar.”
30,80 ₺ KDV Dahil
38,50 ₺ KDV Dahil
“Başkaldıran kimdir? Hayır diyen biridir.” 
Albert Camus 
İnsanlık tarihi, çatışmanın da tarihidir. Tarihin her dönemi, iktidar sahipleri ile onlara başkaldıranlar arasında çoğu zaman silahların konuştuğu şiddetli ve kanlı mücadelelere sahne olmuştur. Bununla beraber, yirminci yüzyılda ve yirmi birinci yüzyılın ilk on yılında daha farklı bir mücadele biçiminin öne çıktığını görüyoruz. Özellikle son yıllarda halk kitlelerinin örgütlenerek baskıcı rejimlere, yabancı güçlerin işgallerine veya kendi kaderlerini tayin etmek amacıyla, hatta ellerindeki iktidarı kaybetmemek için diğer muhalifleri sindirmeye çalışan devlet dışı silahlı gruplara meydan okuduklarına, talepleri karşılanana kadar boykot, genel grev, protesto ve sivil itaatsizliğin de aralarında bulunduğu çeşitli şiddetsiz direniş yöntemlerini kullanarak muarızlarıyla mücadele ettiklerine tanık oluyoruz. Peki, şiddetsiz, sivil direniş gerçekten işe yarıyor mu? 
İstatistik ve vaka incelemesi yöntemlerini bir araya getirerek 1900 ile 2006 yılları arasında yürütülmüş toplam 323 şiddetli ve şiddetsiz direniş mücadelesini mercek altına alan bu çalışma bu soruya olumlu yanıt veriyor ve şiddetsiz sivil direniş hareketlerinin şiddete başvuran muadillerine kıyasla ve yaygın kanının aksine en az iki kat daha etkili olduklarını ortaya koyuyor. Ayrıca bazı sivil direniş eylemlerinin neden hedeflerine ulaşamadıklarını, neden bazı hallerde şiddetli ayaklanmaların sivil direnişlerden daha başarılı olduklarını ve direniş tiplerinin mücadeleler sona erdikten sonra bir iç savaşın yaşanma veya demokratik rejimin tesis edilme olasılığını hangi yönde etkilediklerini de ele alıyor. Her düzeyde okura hitap eden bu çalışma, konunun kolay anlaşılmasını sağlayacak çok sayıda tablo ve şekil barındırmasının yanı sıra İran Devrimi, Birinci Filistin İntifadası, Filipinlerde Halkın İktidarı hareketi ve Burma (Myanmar) halk isyanı vakalarını ayrıntılı biçimde ele alması itibarıyla dünyanın en sorunlu bölgelerinin yakın tarihine de ışık tutuyor. 
2013 yılında Foreign Policy dergisinin hazırladığı En Önemli 100 Küresel Düşünür listesine giren parlak siyaset bilimci Erica Chenoweth ve Maria J. Stephan, şiddetsiz direnişin, uluslararası sistemde göz ardı edilmemesi gereken, en elverişsiz koşullarda bile yeryüzünü değiştirebilecek, durdurulması neredeyse imkânsız bir kuvvet olduğunu bu kitapta gözler önüne seriyorlar.
28,00 ₺ KDV Dahil
35,00 ₺ KDV Dahil
RUSYA’NIN KODLARI 
Türkiye’de Rusya’yı Ararken 
Rusya’da Türkiye’yi Bulmak 

Çarlık Rusya’sından Sovyet Rusya’sına, Sovyet Rusya’sından Yeni Rusya’ya; bir başka deyişle Petro’dan Lenin’e, Lenin’den Putin’e uzanan bir büyük tarih ve ülke... 
Peki nedir Rusya’nın kodları? Çarlık geçmişi mi? Ortodoksluğu mu? Komünist mirası mı? Sanatı ve edebiyatı mı? Bireylerinin kolektivizme uygunluğu mu? Yaşam tarzının şifreleri mi? Kremlin’deki iktidar düzenlemeleri mi? Güvenlik ve istihbarat bürokrasisi mi? Devlet aklı oluşturabilme becerisi mi? Enerji kaynaklarının zenginliği mi? Devlet kapitalizmi modeliyle işleyen ekonomik düzeni mi? 
Elinizdeki kitap işte bu sorulara yanıt arıyor. 
Ve “Rusya’nın Kodları”ndan hareketle, Türk-Rus ilişkilerinin geleceğine projeksiyon tutuyor.
20,00 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil
Elinizdeki eseri, 1996 yılından beri çok farklı örgütlerde yaptığım idarecilik görevleri, politik olsun veya olmasın yer aldığım birçok proje ile gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında gerçekleştirdiğim bilimsel araştırmalar kapsamında edindiğim bilgi ve deneyimi ilgililerine aktarmak üzere kaleme aldım. 
Deneyimlerimde olumsuz olarak dikkatimi en çok çeken husus; önemli mesuliyetler üstlenmesi beklenen lider namzetlerinin büyük çoğunluğunun, lider meşruiyeti kazandıklarını düşündükleri, geniş yığınlardan destek aldıklarını hissettikleri en erken zamanda, gerçek bir lider “olgunluğuna” erişmek için ihtiyaç duyulan çaba ve zamanı sarf etmekten kaçınmaları olmuştur. Bu kaçınmalar münasebetiyle ilgililerin gerçek bir lider olarak farklılaşamadıkları ve burada lidersi olarak ilk defa kavramlaştırdığım, bir başka kimliğe büründüklerini de ifade etmeliyim. Doğrusu, liderlik konusunda genelde sorulmayan, “Nasıl gerçek bir lider olunmaz?” sorusuna esasen yanıt üretmek gerektiğine de böylece kanaat getirmiş oldum. Dikkat edilirse, burada Batılı -ve özellikle de Amerikalı yazarların sıklıkla en çok satan (bestseller) listelerine soktukları birçok kitabın çıkış sorusu olan “Nasıl gerçek bir lider olunur?” sorusu veya benzerlerini sormaktan özellikle kaçındığım anlaşılacaktır. Çünkü deneyimlerim ve okuduklarım gösterdi ki, bir şeyin nasıl yapıl(a)mayacağını göstermek, belki de çokları için daha fazla dikkat çekici ve bu haliyle de daha fazla başarı sağlayıcı olabilmektedir. Elinizdeki eseri temellendiren ana soruyu bu 
şekilde kurgularken, aslında arka planda “kimin, neyi, neden” yaptığını da elbette çok açık bir şekilde teşhis, tahlil, tahkik ve tespit etme olanağı bulduğumu ve metinde işlediğimi ifade etmeliyim. Böylece mümkün oldukça nesnel ve bütün gerçekliği olanca çıplaklığıyla ortaya çıkaracak şekilde gözlemlerimi ve bunlara dayalı olarak şekillendirdiğim düşüncelerimi, okuyucunun değerlendirmesine sunmayı tercih etmiş oldum. Aslında bu eserdeki bütün mesele belki de şundan ibarettir: “Gerçekliğe ayna tutmak…” Diliyorum ki, gerçek liderlerle çok kere karşılaşamama veya -tersiyle- giderek daha fazla olarak lidersilerle karşılaşma durumunda kaldığımız ve az veya çok bunların yapıp ettiklerinin olumsuzluklarına maruz kaldığımız bir dünyada, daha fazla insana, liderlik adına “ne yapma(ma)ları gerektiği” konusunda bir fikir, farklı bir bakış, değerlendirme fırsatı da böylece verebilmiş olabilirim. Bu eserin hakiki amacı, temel odak noktası, doğrusu tam olarak budur.
17,60 ₺ KDV Dahil
22,00 ₺ KDV Dahil
Mustafa Kemal Paşa, daha Samsun'a çıkmadan önceKurtuluş Savaşı'nın denklemini kurmuştur: 
"Türk ve Kürt tekmil milleti birleştirmek." Strateji de belirlenmiştir: 
Doğuda bir dayanak yaratarak bütün vatanı kurtarmak. 

İstiklal Savaşı döneminde Kürt sorununa getirilen çözüm, ortak çıkar ve geleceğe sahip olan Türk ve Kürtlerin müşterek vatanlarında, tek bir millet halinde birleşerek, özgür iradeleriyle birlikte yaşamaları, 
ortak bir meclis ve hükümet kurmaları, millî haklara karşılıklı saygı göstermeleri ve kardeşlik esaslarına dayanmıştır. 

Kurtuluş Savaşı'nın Türk ve Kürdü emperyalizme karşı birleştiren, seferber eden, savaşın ateşinde sınanmış ve zafer kazanmış siyaset ve pratiği incelenmeli, eleştirilmeli, tartışılmalı ve önümüze ilişkin dersler çıkarılmalıdır. Tarihimizde böyle önemli bir esin kaynağı bulunmaktadır. 
Atatürk'ün o büyük tecrübeyi ifade eden yazı ve konuşmaları en kapsamlı haliyle bu kitapta derlenmiştir.
12,80 ₺ KDV Dahil
16,00 ₺ KDV Dahil
1960’tan sonra Molla İmam Hamdullah öncülüğünde bir araya gelip ahaliyi Allah ile aldatanlar; adlarını, iki heceden oluşan Allah sözcüğünün son hecesi olan “lah” ile tamladılar. 
Bu kitapta Osmanlı ve Atatürk dönemlerine ait bilgilendirmelerin yanı sıra bunların yönetimlere gelmeleriyle her şeyin değişmesi ve parçala, böl, yönet yöntemiyle ülkemize el atan Amerika’nın nasıl etkin olduğu özetle anlatılmaktadır. 
Siz, bu kitabı sabırla okuduğunuzda Atatürk’ün laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni nasıl kurduğunu; Atatürk düşmanlarının Atatürk’e nasıl ihanet ettiklerini, devrimleriyle beraber yaratmış olduğu tüm üretim kaynaklarını nasıl yok ettiklerini, hatta vatan topraklarını bile nasıl babalar gibi sattıklarını; nasıl oy hırsızlığı yaptıklarını; rüşvet ve yolsuzluklarla nasıl zengin olduklarını; yurttaşları nasıl adaletten, insan hak ve özgürlüklerinden, çağdaş eğitimden, laik, demokratik cumhuriyet ilkelerinden uzaklaştırdıklarını; Türkiye’ye nasıl acılı bir dönem yaşattıklarını ve adım adım şeriata bağımlı ortaçağ karanlığına doğru sürüklediklerini; gerek bilim adamlarının, hukukçuların açıklamalarından ve medya haberlerinden, gerekse bazı yazarların belgesel sunumlarından alınan değerlendirmelerde göreceksiniz ve kendi kararınızı vereceksiniz... 
LÜTFİ KALELİ
13,60 ₺ KDV Dahil
17,00 ₺ KDV Dahil

“2014 başında küresel krizin etkilerini derinlemesine anlamak ve gelecek yıllardaki gelişimin nasıl şekilleneceğini yazmak istedim. Küresel krizin etkileri geçti mi yoksa belli aralıklarla devam mı ediyor? 2008 yılında başlayan ekonomik krizin sadece bu alanda kalmayacağını düşünerek sosyal siyasal ve kültürel konularda oluşturduğu sorunları ve dalga dalga yayılmasını anlamamız gerektiğini düşündüm.

2014 yılında başladığım bu çalışmalarımı sadece teorik bazda değil otuz ülkeyi detaylı inceleyerek dünyadaki gelişmelerin sadece röntgenini değil mr’ını da çekerek anlamaya çalıştım.

Asya, Avrupa, Abd’yi, gelişmekte olan piyasaları, Ortadoğu bölgeleri ve petrol alanlarının siyasi ve ekonomik etkilerini analiz ettim. Gülbenkya’nın 1920’lerde petrole dayalı olarak çizdiği sınırlar bugün bölgesel olarak petrol kaynaklarına göre yeniden oluşturulmaya çalışılıyor. Başta Çin olmak üzere Doğu Asya hızla gelişirken Batı Avrupa içe kapanıyor; savaşlar büyürken Ortadoğu ateş topuna dönüşüyor.

Bu süreçte Türkiye’nin konumunu ve değişen yapısını hızla kentleşmenin getirdiği problemleri tartışmak ve çözüm önerilerini değerlendirmek gerekiyordu. Bu aşamada Birleşmiş Milletlerin 2015 yılında, sürdürülebilir kalkınma konusunda aldığı on yedi maddelik kararların küreselleşmenin bir başarısızlığı olarak ele alınması gerektiğini gördüm.

Bu çalışmayı 31 Aralık 2017 itibariyle bitirdim. Gelecek yılların nasıl bir ilişki ağına neden olacağını ve nasıl bir değişime ve gelişmeye yol açacağını tartışmaya açmak istedim.” —Işın Çelebi

16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil

Timsahlarla aynı ırmakta yüzmezsiniz, vahşi bir ormana silahsız dalmazsı­nız, bir aslan karşı dağdan bile kükrese kaçarsınız. Ama yemyeşil bir kırda uzanıp göğe bakarken rahat; çimlerden yavaş yavaş zerkedilen bir zehir varsa, savunmasızsınız. Belki de masallarla mışıl mışıl uykuya dalarsınız. Derken günü gelir sorarsınız:

Bir ölü olan Pamuk Prenses’in öpülmesi neden bizi dehşete düşürmez? Yal­nızca basit bir öpücük boğazındaki elmayı nasıl çıkarır? Yoksa ima edilen bir sarsılma mıdır?

Hansel ve Gretel’in aileleri tarafından fakirliğe çare olarak ormana atılma­ları ve haneye tecavüz, yamyamlık, cinayet, hırsızlıkla devam eden mace­ralarının anlamı nedir?

Cam tabut, camdan pabuçlar ve peri kızlarının kuğu kanatları çalınınca ev­lenmeye mecbur olması ne anlama gelir?

Elmanın yalnızca kırmızı tarafının zehirlemesi, kırmızı pabuçları sevdiği için ayakları kesilen Karin, Kırmızı Başlıklı Kız… Kırmızı neyin simgesidir?

Masallarda işlenen kodlar, yetişkin yaşamımızda bizi nasıl etkiler?

Bu masal analizi kitabında aslında hep bildiğiniz şeylerle şaşıracaksınız.

16,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil
75,00 ₺ KDV Dahil
100,00 ₺ KDV Dahil
İkinci dalga feminizmin “Kişisel olan politiktir” önermesi, sosyal bilimlerin merkezinde bir gedik açtı. Sara Ahmed, bu gediğin çapını “Kişisel olan teoriktir” diyerek genişletmek, kuramsal olanın yaşamsal olanla ilişkisini yeniden kurmak için cüretkâr hamleler yapıyor; akademik çevrelerce dahi “radikal” olarak betimlenen bu hamlelerin gündelik olana içkinliğini gözler önüne seriyor. Düşüncemizle eylemlerimiz arasında bütünlüklü bir ilişki kurabilmenin, savunduğumuz değerleri hayatımıza yedirebilmenin keyifli ve bir o kadar çetin mücadelesine ışık tutuyor. 
Feminizme tutunmak, onun çatısı altında mücadele etmek, sesinin yankısında kendini duymak; işyerinde, aile sofrasında, akademide, ikili ilişkilerde kazanılan her tecrübeyi eleştirel düşünceyle buluşturmak… Feminist bir yaşam sürdürmenin her şeyi sorgulanabilir kılmakla mümkün olduğunu vurgulayan Ahmed, öğrenmenin, deneyimlemenin, yaşam ile düşünce arasındaki çatışmalı sürecin hiçbir zaman sonlanmayacağını belirtirken sorgulamayan, kendi sınırlarını inşa eden her hareketin iflas etmeye mahkûm olduğunun da altını çiziyor. 
“Umut olan yerde, zorluk vardır” diyerek önümüze çıkacak engelleri birer motivasyon kaynağına dönüştüren, feminizmin gerekliliği ve feminist bir hayatın nasıl sürdürülebileceğine dair coşkulu, davetkâr ve umut dolu bu metin, gözünü budaktan sakınmayanların, elini taşın altına koymaktan çekinmeyenlerin kolektif eyleminin bir davetiyesi niteliğinde. 
“Feminizmin korku salmasına şaşmamalı; birlikte tehlikeliyiz.”
22,50 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil
“Topluluğun özneleri, tıpkı ‘bana borçlusun’ değil de ‘sana borçluyum’ 
dediklerinde olduğu gibi ‘bir yükümlülük’ etrafında birleşirler. Bu 
onları kendi kendilerinin mutlak efendileri olmaktan çıkaran; ya 
da daha doğrusu en asli mülkiyetlerini, yani öznelliklerini (kısmi 
ya da bütünüyle) kamulaştıran şeydir. (…) Toplulukta özneler bir 
özdeşleşme ilkesi ya da içinde şeffaf bir iletişim kurabilecekleri veya 
hiç değilse bu iletişim için gerekli olan içeriği tesis edebilecekleri 
steril, çevrilmiş bir alan bulmazlar. Bulup bulacakları kendilerini, 
kendilerinden yoksun bırakacak bir boşluktan, bir mesafeden, bir 
yabancılıktan başka bir şey değildir.” 
Çağdaş siyaset felsefesinin özgün düşünürlerinden, “biyopolitikçi” 
Roberto Esposito, topluluk fikrini ve kavramını tartışıyor bu kitapta. 
Topluluğu, üzerine kurulduğu eksikliklerle ve bizzat toplumsallığa dair 
bir eksiklikle ilişkisi içinde tartışıyor. Topluluk fikrinin, ufuk açıcı bir 
yapısökümünü gerçekleştiriyor. 
Esposito’nun bu sorgulaması, modern siyaset felsefesinde topluluk 
üzerine düşünmenin belli başlı kavramsal hatlarını yeniden katediyor. 
Bu hatların inşasına damga vurmuş büyük düşünürlere özellikle 
eğiliyor: Korku – ve Hobbes. Suçluluk – ve Rousseau. Yasa – ve Kant. 
Ekstaz – ve Heidegger. Deneyim – ve Bataille. 
Topluluk fikri üzerinden, tümüyle siyaseti, dünyayı, insaniyeti yeniden 
düşünmeye açılan bir kapı, Communitas.
21,20 ₺ KDV Dahil
26,50 ₺ KDV Dahil
Fethi Benslama, bu ses getiren çalışmasında, radikalleşmeye psikoloji, 
psikanaliz ve tarihsel analizin verileriyle yaklaşıyor. Ölüm Siyaseti: 
Cihatçı “Üst-Müslümanlar”, gençleri cihat adına ölüme ve öldürmeye 
sürükleyen süreçleri ele alırken, din-siyaset ilişkisine değinerek, 
halifeliğin kaldırılmasının yarattığı büyük travmanın ertesinde İslâm’ın 
bir siyaset ideali olarak dağılışına değiniyor. Yazar, düşman olarak 
görülen Batı’yla karşılaşmanın yarattığı kırılmayla birlikte, “daha çok” 
Müslüman olma, bir “Üst-Müslüman” olma yarışının ortaya çıkışını ve 
sonuçlarını somut örnekler ışığında inceliyor. 
Benslama’ya göre, küresel cihat çağında artık alçakgönüllü, dünyadan 
el ayak çekmiş, tevazuyu öğütleyen İslâm değil; kibirli, Müslümanlığını 
sergilemekten ve dayatmaktan haz duyan, nefret yüklü bir güç 
gösterisi içinde Allah’ı kendine bağımlı kılıp, onu tekeline alan bir 
cihatçı özne başrolde ve bu belki de İslâm’ın karşılaştığı en büyük 
tehlike. 
“Geleneksel İslâm’da, şehit, ölmeyi arzulamadan ölümü karşısında 
bulan bir savaşçıdır. Ölümü başka savaşçılarla mücadelesinin 
doğasında olan bir tehlike olarak kabul eder ama yaşamak ister: 
Ölürse, fazladan bir ödül alır. İslâmcılığın yeni şehidi içinse, ölüm 
mücadele sırasında gerçekleşebilecek bir şey değil, mücadelenin 
ereğidir. Ölmektir zafer.”
12,40 ₺ KDV Dahil
15,50 ₺ KDV Dahil
Adalet ve Kalkınma Partisi, 2002 yılında iktidara geldiği genel seçimin 
ardından hem iktisadi hem de siyasi olarak hegemonik bir iktidar 
yapısı kurmaya dönük bir strateji izledi. İktisadi politikalar 1990’lardan 
itibaren yükselen neoliberal ideolojinin çeşitli varyasyonlarını 
kullanarak yerleştirilirken AKP’nin siyasi perspektifi de popülist bir 
siyasetten otoriter bir siyasi davranışa evrilerek biçimlendi – her iki 
strateji de birbirinden koparak değil kimi zaman beraber kimi zaman 
birbirinin yerine tedavülde kaldı. “Yeni Türkiye”ye Varan Yol, Türkiye 
siyasal tarihi içinde, siyasal alandan sosyal güvenlik politikalarına, 
toplumsal cinsiyet alanından kentsel dönüşüme, gelir dağılımından 
örgütlü işçi hareketine, İslâmcı burjuvazinin yükselişinden dış politika 
alanına AKP’nin kullanmayı tercih ettiği araçları ve stratejileri ele 
alırken, kurulmaya çalışılan siyasal hegemonyanın ulaştığı noktayı da 
ihmal etmeyen makalelerden oluşuyor. 
İsmet Akça, İrfan Aktan, U. Uraz Aydın, Ahmet Bekmen, Mehmet Sinan 
Birdal, Erbatur Çavuşoğlu, A. Ekber Doğan, M. Görkem Doğan, Yasin 
Durak, F. Serkan Öngel, Barış Alp Özden, Ece Öztan, Güven Gürkan 
Öztan, Julia Strutz ve Erdem Yörük’ün katkılarıyla...
30,80 ₺ KDV Dahil
38,50 ₺ KDV Dahil
Cinsellik üzerine bu felsefi araştırmanın başlıca uğrakları Simone de Beauvoir, Hegel, Platon, Georges Bataille, Julia Kristeva, Elizabeth Grosz, Luce Irigaray, Jean-Luc Nancy ve Paul Ricoeur. 
Birçok izlek var: Toplumsal cinsiyet, cinsiyet farklılığı, arzu, erotik deneyim, erotik ilişki, eros etiği, ezilme, şiddet, egemenlik, öznelik ve özerklik gibi. Kitap bu izlekler üzerinden feminist düşüncenin meselelerini felsefe tarihiyle ilişkilendiriyor, feminist düşünürlerin bu tarihle nasıl ilişki kurduklarını araştırıyor ve feminizmin kavramlarının altında ne tür felsefi tartışmaların bulunduğunu göstermeyi amaçlıyor. Kadınların (ve ezilen bütün insanların) kurtuluşunu hedefleyen her felsefi çabanın varacağı şu soru: Nasıl özerk özneler haline gelebiliriz, nasıl mücadele edebiliriz? 
“Direniş, bir gücün karşısına ondan daha güçlü başka bir güçle çıkmaktan ibaret değildir. Bedeni orantısız bir şiddetin hedefi olarak ortaya koyan bir kahramanlık da değildir. Direniş toplumsal bağlar, ilişkiler kurmaktır; kırılgan öznelerin birlikte güçlenme ve bir toplum inşa etme sürecidir. Bu bakımdan direniş, feda etme veya kurban etmeyi meşrulaştıran bir varoluş biçimi olmamalı, bir oluş, bir yaşam savunusu, bir hayatta kalma mücadelesi olabilmelidir. Dirayet bazı imkânların kapandığı yerde yeni bir yaşam kurma gücüdür; hayatta kalma, rasyonel tartışma, dayanışma, dostluk ve zamanın sabrıdır.”
25,60 ₺ KDV Dahil
32,00 ₺ KDV Dahil
kinci Grup’tan Yetmez Ama Evetçi Liberallere 90 Yıllık İhanet Mirası 

Zülal Kalkandelen, ülkemizde “Sivil Toplumculuk”, “İkinci Cumhuriyetçilik” ya da “Neoliberalizm” olarak adlandırılan siyasi akımın fikir babası Prof.Dr. İdris Küçükömer’in tezleriyle tarihsel bir hesaplaşma içine giriyor. 

1960’lardan itibaren, Kurtuluş Savaşı’nın emperyalizme karşı verilmediği ve yalnızca Türk-Yunan savaşından ibaret olduğu; Cumhuriyet’in kuruluşunun bir devrim değil bürokratik egemenlik yarattığı; Türkiye’de solun “gerici”, sağın “ilerici” olduğu vb., tamamına yakını günümüzde geçersiz kılınmış görüşler, Kalkandelen tarafından otopsi masasına yatırılıyor. 

“Batılılaşma” sorunu ve emperyalizmden Ergenekon ve Balyoz davalarına, Ilımlı İslam’dan “Yetmez ama Evet”e, “Kandırıldık!” söyleminden darbelere açılan yelpazede sağlam bir politik zemin oluşturan Kalkandelen, Cumhuriyet ve Aydınlanma’nın sesini yükseltiyor.
13,13 ₺ KDV Dahil
17,50 ₺ KDV Dahil

Uğur Dündar, film senaryolarından alıntı gibi görünen ama tümüyle gerçek olaylardan ve anılarından hareketle, okurlarına O Halde Biz Anlatalım diyor.

Dündar’ın Sözcü gazetesindeki pazar yazılarından derlenen bir seçki niteliğindeki O Halde Biz Anlatalım, dünün ve bugünün Türkiyesi’nden kesitler sunarak, bize bizi anlatıyor.

Ülkemizin en sevilen ve en güvenilen gazetecisinin kaleminden, insanların kalpleriyle birlikte gıdaların da kirlenmemiş olduğu yıllara ve medyanın yozlaştırıldığı 2010’lara, kâh gülümseten kâh hüzünlendiren bir bakış… 

“Gazetecilik eğer toplumun gerçekleri öğrenme hakkı için yapılıyorsa, dünyanın her yanında zor meslektir!

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise zor olmanın yanı sıra, tehlikelerle doludur. Hele günümüz Türkiyesi’nde!..

Çünkü iktidar, gazeteciden haber vermesini değil kendisini alkışlamasını istiyor...

Mesleğimizin köşe başlarını tutan yağdanlıklar da, bu beklentiyi fazlasıyla karşılıyor.

Yağdanlıklar arasında, ‘yağcılık’ yarışları yapılıyor.

Yağcılık şampiyonu, en güzel koltuğu kapıyor!

Yalakalık yapmayana ‘düşman’ gözüyle bakılıyor.

Düşmanı yok etmek için her türlü silah kullanılıyor.”

 

20,25 ₺ KDV Dahil
27,00 ₺ KDV Dahil

Akademi, mimarlık ve yazıyla iç içe geçen hayatını öğrenme ve öğretmeye adayan Doğan Kuban, 92. yaşını geride bırakırken birikim ve deneyimini aktarmayı sürdürüyor.

Kuban, Cumhuriyet’ten sanata, siyasetten eğitime, şehircilikten Osmanlı’ya kadar geniş yelpazede sorunları ele alarak Türkiye’nin röntgenini çekiyor. Toplumdaki problemleri ortaya sererken, çözüm reçetesini Umutsuzluk Yakışmaz diyerek anlatıyor.

19,20 ₺ KDV Dahil
24,00 ₺ KDV Dahil
Arap Baharı Sonrası Suriye’yi anlayabilme noktasında önemli katkılar sunabilecek bu çalışma, modern Suriye’nin tarihini anlatmaktadır. Osmanlı’nın çöküşü sonrası Ortadoğu’ya şekil veren güçler, Osmanlı Suriye’sini altı parçaya ayırmışlardı. Lübnan ve Hatay dışındaki dört parça yeniden birleşerek bugünkü Suriye’yi meydana getirdi. 1946 yılında resmen bağımsızlığını elde eden, ancak bir darbeler ülkesi haline gelen zayıf Suriye Devleti, Hafız Esad’ın 1970 yılında iktidara gelmesiyle Ortadoğu’yu şekillendiren güçlerden birisi haline geldi. Öyle ki ABD’nin en ünlü diplomatlarından Kissinger’ın “Ortadoğu’da Mısırsız savaş, Suriyesiz barış olmaz” ifadesi Suriye’nin Ortadoğu açısından önemini gösteren en net ifadedir.

Hafız Esad iktidara geldikten sonra ülkeyi demir yumrukla yönetti ve önce Büyük Arap Devleti kurmak için çalıştı. Daha sonra bu hayalinin gerçekleşmeyeceğini görünce Suriye içerisinde bir ulusal kimlik yaratmak için uğraştı. Öldükten sonra yerine geçen oğlu Beşşar büyük umutlarla ve beklentilerle karşılandı. Başlangıçta güzel işler yapan Beşşar sonra bazı etkenlerle Şam Baharı’nı askıya aldı. Arap Baharı’nın yaktığı özgürlük ateşi Suriye’ye de sıçradı ve Suriye de yaşanan gelişmeler bize baba Esad’ın bir ulus yaratmada ne kadar başarısız olduğunu gösterdi. Bu çalışma Suriye’de bir ulus devlet ve ulus kimlik yaratma çabalarını başlangıçtan günümüze kadar genel olarak ele almaya çalışmıştır.
12,00 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil
AB etkisi olarak da adlandırabileceğimiz “Avrupalılaşma” kavramı, Avrupa Birliği’nin siyasal, sosyal ve ekonomik dinamiklerinin ulusal söylemlere, kimliklere, siyasal yapılara ve kamu politikalarına egemen olan mantığın bir parçası haline gelme süreci olarak tanımlanabilir. Canan Balkır ve Diğdem Soyaltın, Avrupalılaşma düşüncesi ve çalışmalarının hem tarihsel hem güncel durumuyla ilgili okura genel bir perspektif sunuyor. 1945 öncesi Avrupa’da bütünleşme düşüncesinin neden geliştiği, Avrupalılaşma’nın ne olup ne olmadığı, aday ülkelerde süreçlerin nasıl işlediği, adaylığın aşamaları, araçları, sonuçları ve AB üyeliğinden sonra komşuluk politikalarının seyri gibi önemli konulara açıklık getiriyor. Avrupalılaşma adlı bu eserde, kavramın Türkiye’deki karşılığı da kapsamlı olarak inceleniyor ve AB-Türkiye ilişkilerinin bütün aşamaları tarihsel süreç içerisinde ele alınıyor; Türkiye’deki Avrupalılaşma sürecinin iç politika ve kurumlara etkileri irdeleniyor. İnsan hakları ve temel özgürlükler, sivil-asker ilişkileri, yargı sistemi, kamu yönetimi ve dış politika meseleleri üzerinde durulurken, sürecin temel belirleyici faktörleri iki farklı tarihsel dönemde (1999-2006 ve 2006-2017) inceleniyor ve ortaya konan yaklaşımların Türkiye’de yaşanan reform sürecini açıklamak için ne ölçüde yeterli olduğu tartışılıyor.
22,40 ₺ KDV Dahil
28,00 ₺ KDV Dahil

Doğu Karadeniz’in ilçeleri ve Sinop’tan Hopa’ya uzanan körfezleri, inci bir kolyenin taneleri gibi süsler sahilleri. Karadeniz’in sahil ilçeleri, geceyi yalnız geçirmez, iki şehir olurlar. Birinin ışıkları sabit durur, birinin ışıkları dalgalanır sularda. Şehirlerin her birinin kendine özgü hikâyeleri vardır. Bu hikâyelerde, faşizme ve emperyalizme karşı yürütülen bağımsızlık, özgürlük ve halk demokrasisi mücadelesinde yıldızlaşan kahramanların isimleri yer alır.

1980 öncesinde Karadeniz bölgesinde, özellikle birkaç ilçe hedefteydi. Bu ilçeler hakkında, her türlü araç kullanılarak karalamalar yapılıyordu. Komünistlerin işgali altında olduğu söyleniyor, “mutlak işgalden kurtarılması gerektiği” belirtiliyordu. Bu ilçelerin başında Ordu’da Fatsa, Rize’de Pazar, Artvin’de Şavşat geliyordu.

Elinizdeki kitap bu ilçelerden Pazar’daki devrimcilerin mücadelesini acı, hüzün ve mizah dolu bir dille anlatıyor.

 

20,00 ₺ KDV Dahil
25,00 ₺ KDV Dahil

 Aydın Erol Türkiye devrimci hareketi acısından çok istisnai bir şahsiyettir. Onun bu özgün kişiliği bale ve sanat dünyası açısından da yine bir istisnadır. 1970’li ve 1980 sonrası cunta yıllarının zorlu koşullarında devrimci mücadelenin en yaratıcılık gerektiren alanlarında, en kararlı biçimde rol oynamış bir devrimcidir. Aydın Erol kişilik özellikleri itibarı ile de çok sevilen birisidir. Bu özgün kişiliği tanımak ve onu unutturmamak sadece onu bilenler açısından değil yeni kuşaklar açısından da geleceğe anlam katacaktır.

 

        Bu kitap bir iz sürme hikayesidir. '93 Harbinin yetimlerinden parasız yatılı hayatlara uzanır. Bir parça 68'dir, Deniz kokar, biraz 12 Mart işkencehanelerinde direnişe dairdir. Cebeci'de, Konservatuvarda yankılanan ses Siyasal'ın bahçesini dolanıp Ankara sokaklarını doldurunca hikaye biraz Butto'ya dairdir, biraz faşizme karşı durmaya. Bir güzel yürüyüşe...

 

       "Merhaba Yavuz", Devrimci bir baletin, Aydın Erol'un; ikbal-istikbal treniyle gitmek varken amasız ve fakatsız atlayıp, taşınan fazlalardan soyunup azalarak, azalırken çoğalarak devrimci olmasının hikayesidir. Hikaye, Aydın Erol vesilesiyle bir güzel insan olmaya; parende atar gibi,

dans eder gibi devrimci bir yaşamı hayal etmeye dairdir.

 

11,40 ₺ KDV Dahil
15,00 ₺ KDV Dahil
Türk basınının aşılmaz ve aşınmaz gazetecisi, Cumhuriyet Devrimi şehidimiz Uğur Mumcu, “Bir memlekette türküleri yakanlar, yasaları yapanlardan daha güçlüdür,” derdi. 



Bu nedenle bu türküler, şarkılar, marşlar hiç eskimez. Hep dilimizde, belleğimizde, yüreğimizdedir. Yaşımız kaç olursa olsun, unutmayız onları. Mekteb-i Mülkiye mezunu olmasak da severiz Mülkiye Marşı’nı. Harbiye mezunu olmasak da coşkuyla söyleriz Harbiye Marşı’nı. Çünkü Cumhuriyet, sadece bir rejimin adı değildir bizler için. Varlık yokluk kavgasının da adıdır. Zulme itiraz etmenin, karşı çıkmanın, “hayır” demenin adıdır aynı zamanda. İşte bu yüzden sadece bir yurttaş hassasiyeti ve sadakatiyle değil, aynı zamanda evladımızı sahiplenir gibi, baba evini savunur gibi, bir sevgiliyi sever gibi severiz biz Cumhuriyet’i. 

Günümüzde tehlikededir Cumhuriyet. Cumhuriyet’in bağımsızlığı, bütünlüğü, egemenliğine yönelik tehditler çoğalmıştır. Cumhuriyet’in Devrim Kanunları çok hırpalanmıştır. Siyasi, iktisadi, ideolojik, diplomatik, toplumsal, kültürel açıdan kuşatılmıştır. İhanete uğramıştır. Fakat Cumhuriyetçiler direnmektedir. Çünkü Cumhuriyet’in kökeninde direniş ve diriliş harman olmuştur. Çünkü sadece antiemperyalist bir savaşla değil, savaşla birlikte eşzamanlı olarak hayata geçirilen bir devrimle kurulmuştur. Çünkü mazlum milletlere örnek olan Kurtuluş Savaşı’yla kurulmuştur. 

Günümüzde Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin, devrim programının özeti, simgesi olan altı ok, özenle, kıskançlıkla, kararlılıkla savunulmayı beklemektedir. Devletçilik olmadan laiklik; devrimcilik olmadan milliyetçilik; halkçılık olmadan cumhuriyetçilik boynu bükük, yapayalnız kalmıştır. Küba’dan Hindistan’a, Cezayir’den Afganistan’a dek üçüncü dünyaya, mazlum milletlere örnek olan Türk Devrimi, ilgisizlikle başlayan, ihanetle sonuçlanan bir süreçte tıkanmıştır. 

İşte bu kitap yönüne kaybetmeye başlayan Türkiye’ye yön gösterme çabasıdır. 

“Nutuk ve Sırları: Nutuk Hakkında Her Şey” isimli bu eserimiz işte bütün bu sorulara cevap verecek şekilde düzenlenmiştir. Nutuk hakkında yapılmış araştırmalara ve Nutuk’un kendi metnine dayalı olarak ciddi bir Nutuk analizi okuyacağınızı umuyoruz.
17,25 ₺ KDV Dahil
23,00 ₺ KDV Dahil

Marksizm bireyi nasıl ele alır? Biyolojik, toplumsal ve psikolojik belirlenmelere nasıl yaklaşır? Bireyi incelerken yöntemini nasıl inşa eder, “bilişsel araçlar”ını nasıl oluşturur? Birey sorunsalı ekseninde “belirlenme”, “kültür”, “ruh/tin” gibi kavramların yeri neresidir? Toplumsallığın bireysel biçimi olarak ruhumuzu; ses tonumuzda, saç kesimimizde, öpüşmemizde, hatta tırnağımızda bile bulabilir miyiz? “Duygutür” nedir, birey konusuna yeni bir bakış açısı getiren bu kavrama nasıl ulaşıldı, her insanda beş duyu gibi bulunan altı “duygutür” hangileridir?

Cem Eroğul’un uzun yıllar süren araştırmalarına ve Birey Nedir? adlı özgün çalışmasına giriş niteliği taşıyan Marksizm ve Birey Sorunsalı, işte bu soruların ve daha fazlasının yanıtlarını oluşturuyor. Aynı zamanda, “diyalektik yöntem”e dair ufuk açıcı bir çerçeve sunuyor.

Cem Eroğul’dan bireye dair, Marksizmin bireye bakışına dair özlü bir rehber…

6,00 ₺ KDV Dahil
8,00 ₺ KDV Dahil
Halkın Çözülüşü’nde, neoliberalizmin demokrasinin temellerini nasıl sarstığını anlatıyor Wendy Brown. 
Bugün hayatın her veçhesine nüfuz etmiş olan neoliberal rasyonalite, her şeyi ve herkesi homo oeconomicus suretinde yeni baştan yaratıyor. Demokrasinin ilke ve kaideleri, bu akıl ve yönetişim düzeni tarafından, ekonomik terim ve ölçülerle çerçevelendiğinde neler oluyor peki? Bireysel ve kolektif özyönetime ve buna dayanak oluşturan kurumlara gösterilen bağlılık, sermaye değerini, rekabet konumunu ve kredi notunu artırmaya yöneltilen övgülerin altında ezilip yerinden edildiğinde? Halk yönetiminin beraberinde getirdiği ifade, müzakere, katılım, kamu yararı ve iktidar paylaşımı pratikleri ve ilkeleri, ekonomikleşmeye maruz kaldığında neler oluyor? 


Çözülüp dağıtılan demos, insan sermayesi parçalarına dönüşüyor; adalet ancak büyüme oranları, kredi notları, yatırım iklimlerinin dayatmalarıyla ilişkili olarak gündeme geliyor; özgürlük insan sermayesinin değerini artırma buyruğuna tabi kılınıyor; eşitlik piyasa rekabeti içinde dağılıp gidiyor; halk egemenliği bütün bunlarla giderek daha bağdaşmaz oluyor. Liberal demokrasinin kurum, pratik ve âdetleri bu dönüşümden sağ çıkamayabilir. Radikal demokrasi düşleri de keza. 


Halkın Çözülüşü’nde, neoliberalizmin demokrasinin temellerini nasıl sarstığını anlatıyor Wendy Brown. Neoliberal aklın, sağlama alıp canlandırmayı vadettiği siyasal biçime ve siyasal tahayyüle neden ve nasıl zarar verdiğini özgün ve dikkat çekici bir argümanla açıklıyor. Neoliberalleştirilen hukuku, siyasal pratikleri, yönetimi ve eğitimi titiz bir analize tabi tutarak, yeni sağduyunun haritasını çıkarıyor: Eğer bir geleceği olacaksa, demokrasinin bugün yeniden düşünmeye ve yeniden mücadeleye konu olması gerekiyor.
22,50 ₺ KDV Dahil
30,00 ₺ KDV Dahil

 2008 yılının son aylarına doğru büyük bir kriz patlamış ve birçok ülke bu krizden payını almıştı. Bu ülkelerden biri de Amerika Birleşik Devletleri’ydi kuşkusuz. Finansal sistemleri toz duman olmuş, iflasla yüz yüze gelen pek çok banka ve finansal kuruluş kamudan aktarılacak kaynaklara bel bağlamıştı. Piyasalarda yaşanan kaos günden güne büyüyerek etki alanını genişletmekteydi. Kamuoyunda ise kamu kaynaklarıyla krizden çekip çıkarılmaya çalışılan finans kesimine ve bu kesimin sözcülüğünü yapan politikacılara dönük tepki gitgide büyümekteydi. Murat Birdal’ın üzerinde titizlikle çalıştığı ve çeşitli araştırmalarının sonucunda kaleme aldığı Bir Krizin Anatomisi adlı kitabı 2008 krizini ve dünya ekonomisindeki dönüşümü irdeliyor.

Kitap aynı zamanda yaşanan finansal krizin ardındaki reel dinamikleri ve sonrasında yaşanan sosyoekonomik dönüşümü farklı boyutlarıyla tartışıyor. İktisat teorisindeki genel geçer kavramları ve uygulanan ekonomi politikalarını masaya yatırırken, küresel kapitalizmin genel yönelimlerini de sorguluyor.

Dört ana bölümden oluşan Bir Krizin Anatomisi’nin ilk bölümünde kapitalizmin krizleri ve varlık balonlarına dönük temel teorik tartışmalar yer bulurken ikinci bölümde ABD ekonomisinde yaşanan kriz üç ana başlıkta inceleniyor. Üçüncü bölümde ise Euro bölgesinde yaşanan borç krizi ele alınırken son bölümde krizin sonuçlarına ve açığa çıkarttığı tartışmalara dönük genel bir değerlendirme yapılıyor.

15,00 ₺ KDV Dahil
20,00 ₺ KDV Dahil

Abdullah Ağar, “meskûn mahal”lerde, dağlarda ve Fırat Kalkanı’nda savaşan Mehmetçikleri anlatıyor!

 

Komando tugaylarında ve Özel Kuvvetler’de yıllarca komutanlık yapan, sayısız çatışmaya giren ve Irak dağlarında belinden üç kurşunla vurulan Abdullah Ağar, yıllar sonra tekrar bölgeye gitti. Tam 4 yıl, 1 gün, 7 saat terör ateşinin kasıp kavurduğu, kızılca kıyametin koptuğu bu topraklarda, çöllerde yaşadı. Türkiye’ye döndüğünde de, IŞİD ile ilgili en kapsamlı saha kitabı IŞİD ve Irak’ı yazdı.

 

Ardından uzun süre görev yaptığı Güneydoğu’ya tekrar gitti. En uçlarda en sert mücadeleleri yapan Mehmetçiklerle, görev yerlerinde konuştu. Ek olarak Fırat Kalkanı bölgesi... Er-Rai, El-Bab, Dabık... İşte Özgür Şehit böyle ortaya çıktı. Kitabın adı, yazara anlattığı çatışmalarının hemen ardından şehit düşen Özgür Çevik Yüzbaşı’dan geliyor ancak Özgür Şehit, vatanın özgürlüğü için şehit olan ve “mutlak özgürlüğe” kavuşan tüm Mehmetçikleri anlatıyor. 

 

Bu kitap, “ölüm”den, ölümün üstüne giderek kaçan Mehmetçiklerin hikâyesidir. Cumhuriyet döneminde karşı karşıya kaldığımız bu en büyük badireyi göğüslemek için “meskûn mahaller”de, 15 Temmuz sonrası can havliyle sarıldığımız “taarruz ruhu dönemi”nde dağlarda ve Fırat Kalkanı’nda verilen olağanüstü mücadelelere dair tarihe düşülen kısa bir nottur.

 

“Meskûn mahal” çatışmaları kimi zaman öyle sert ve yoğun geçmiştir ki, tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi mermiler havada çarpışmıştır.

20,63 ₺ KDV Dahil
27,50 ₺ KDV Dahil