Jeremy Scahill, ABD’nin gizli savaşlarını anlatıyor. Bu savaşların neferleri küresel çapta operasyonlar yapıyor ve Beyaz Saray’ın düşman olarak gördüğü herkesi yakalamak veya öldürmek için hareket ediyor. 

Deniz komandolarından, Delta Force’tan, eski Blackwater taşeronlarından özel güçler, CIA’in Özel Harekât Bölümü’ne veya Ortak Özel Harekât Komutanlığı’na seçiliyor. Bu elit askerlerin binlercesi yüzden fazla ülkede gizli komandolar olarak çalışıyor. Gizli bütçelerle desteklenen Özel Kuvvetler, yasaklı bölgelerde operasyonlar, hedefli öldürme, adam kaçırma, dron ve füze saldırıları operasyonlarında bulunuyor. 

Kirli Savaşlar, “Dünya bir savaş alanıdır,” açıklamasının sonuçlarını izliyor. Scahill, Afganistan’dan Yemen’e, Somali’ye ve ötesine ABD’nin öldürme makinesinin izlerini tarıyor. Gölgelerde, basından habersiz, Amerikan Kongresi’nden onay alınmadan yürütülen gizli operasyonların derinlerine iniyor. 

ABD liderleri, ülkelerini dünya çapında daha büyük bir savaş bataklığına sokarken dünyayı daha büyük bir istikrarsızlığa itiyor. Scahill gölgede savaşanların yüzlerindeki maskeyi indiriyor ve gece baskınlarında, gizli hapishanelerde, füze ve dron saldırılarında ölen şüphelilerin aslında kim olduklarını açıklıyor. Cesur gazeteci Scahill ABD’nin gizli tutmak istediği kirli savaşların gerçek doğasını gözler önüne seriyor. 

 

Washington Post çok satanı

2013 Nieman Reports en önemli araştırmacı gazetecilik kitabı

2013 Publishers Weekly yılın en önemli on kitabından biri

 

 

“Araştırmacı gazeteciliğin müthiş bir örneği.” 

-Noam Chomsky- 

 

 “Kirli Savaşlar, ABD’nin 11 Eylül sonrasında dünya çapında gerçekleştirdiği savaşların sebeplerini ve sonuçlarını anlatan muhteşem bir kitap. Bu kitabı yazabilecek başka bir gazeteci tanımıyorum. On yıldan fazla bir süredir Scahill gizli ve açık cepheleri dolaştı; askerlerle, suçlularla, cihatçılarla ve kurbanlarla konuştu; ABD’nin savaş ateşinin yaktıklarını kendi gözleriyle gördü. Bu kitabı yazabilmek için defalarca hayatını tehlikeye attı ve sonunda bir şaheser ortaya çıktı.”

-Barry Eisler -

 

“ABD’de hükümetin militarizmi hakkındaki gerçekleri Jeremy Scahill’den daha cesurca gözler önüne seren başka bir gazeteci yoktur. Kirli Savaşlar, son derece sürükleyici, dramatik ve Batı dünyası adına gerçekleştirilen yıkımı anlatma açısından eşsiz bir eser.” 

-Glenn Greenwald, Guardian -

 

“ABD’nin terörle mücadelesinde gizli harekâtların –suikastlar, örtülü harekâtlar ve diğer suçların– ana strateji olduğunu gösteren cesur bir inceleme.” 

Teju Cole, The New Yorker, 2013’ün en iyi kitapları 

 

“Kirli Savaşlar, bugün bile devam eden ABD’nin başarısız olmuş dış işleri stratejisini anlatan en önemli kitap olarak tarihe geçecek. Aynı zamanda ABD’nin gizli operasyonları hakkında yazılmış en ayakları yere basan ve detaylıca araştırılmış kitap. ABD ve onun izlediği yolu önemseyen herkesin kesinlikle okuması gereken bir eser.” 

-Brandon Webb, emekli deniz komandosu SEAL Team 3 üyesi- 

 

“Scahill, sorgulamada işkence kullanılmasına pasif bir şekilde izin veren, bir Amerikan vatandaşını yargılamadan ölüme gönderen, bir askerî birime kendi yöntemlerine göre savaşma yetkisi tanıyarak en az dört ülkeyi savaş alanına çeviren hükümetleri teşhir ederken hiçbir ayrım yapmıyor. ABD ordusu albayları, eski CIA subayları, Somali savaş ağaları ve Yemenli bir şeyhle yapılan görüşmeler, Scahill’in anlatısının sadece bir parçası.” 

-Publishers Weekly- 

 

“Jeremy Scahill’in yeni kitabı Kirli Savaşlar, yaşlı bir ağacın karanlık kovuğuna yaklaşmak gibi bir şey. Birçoğumuz, ‘Orada ne tür iğrenç şeyler vardır, hiç görmesem daha iyi,’ diyecektir. Ancak şansımıza Scahill bakmış ve incelemiş. Fenerini o karanlığa tutmuş ve orada yaşayan şeylerin, gerçeklerin, hayal ettiğimizden daha da kötü olduğunu bize şimdi gösteriyor.” 

-Kelley Vlahos-

 

“Scahill, JSOC’un Irak’ta yaptıklarının kapsamlı ve somut bir raporunu sunuyor ve Bağdat yakınlarındaki tesislerde mahkûmlara işkence edildiğinin de kanıtlarını gösteriyor. Scahill aynı zamanda Enver Evlaki’nin bugüne kadarki en geniş biyografisini de kitabına işliyor. Sürükleyici.”

-Steve Coll-

 

“Scahill’e göre, George W. Bush yönetiminden bu yana ABD, terörizme karşı savaş bahanesiyle, tüm denetim ve kanunları hiçe sayarak, sınırlarının ötesinde bir sürekli savaş durumuna girmiştir. Yazar, Başkan tarafından belirlenen düşmanları yakalamak ya da öldürmek için operasyonlar düzenleyen, askerî ve özel güvenlik taşeronları dâhil gizli güçlere rahatsız edici bir bakış sunuyor. Gizli savaşlar ve iki ABD vatandaşının suikast için hedeflenmesi ve aynı zamanda gizli küresel suikast ve adam kaçırma operasyonlarını anlatıyor. Donanma SEAL güçleri, Delta Gücü, CIA, Birleşik Özel Operasyonlar Komutanlığı, hayalet milisler ve dron saldırıları, hepsi de Afganistan, Yemen, Somali, Irak ve Pakistan’daki korkunç operasyonlar içinde rol alıyor. Scahill, paralı askerler, CIA ajanları ve elit kuvvetlerdeki savaşçılar ve aynı zamanda arada kalanlarla yapılan röportajlardan yararlanarak, kirli savaşların karanlık tarafını inceliyor.”

-Vanessa Bush-

 

“Scahill’inki gibi mücadeleci bir ses vazgeçilmezdir.”

-London Review of Books-

 

“Scahill, Kirli Savaşlar kitabında bilmediklerimizin bize ve tanımadığımız birçok insana nasıl zarar verdiğini anlatıyor.”

-Los Angeles Review of Books-

 

“Teröre karşı savaşın Obama yönetimi altında gerçekten neye benzediğini Scahill’den daha iyi anlatan hiçbir gazeteci yoktur. Bu kitap inanılmaz bir başarıdır. Siyasi görüşünüz ne olursa olsun, bu kitabı okumalısınız. Bu kitabın yaptığı, görmediğimiz, sonu gelmeyen savaşların gizli yanını göstermektir.”

-Chris Hayes-

 

“Kirli Savaşlar politik doğrucu değil. Beyaz Saray’ın içinden ya da New York Times ve Washington Post sayfalarından göründüğü biçimiyle son on yılın tarihi değil. Scahill’in kitabı bizi Dick Cheney’nin ünlü karanlık yüzüne götürüyor ve 11 Eylül’den bu yana ABD adına yapılmış olanları, inandırıcı detaylar ve yeni bilgilerle bize anlatıyor.”

-Seymour Hersh, Pulitzer Ödülü sahibi gazeteci-

 

“Gezegendeki en iyi istihbarat muhabirlerinden biri olan Scahill, JSOC görev güçlerinin yıllarca dünya çapında girip çıktığı yerleri ve kesişim noktalarını yazıyor ve onların 11 Eylül sonrasında genişletilmiş görev alanlarını daha derinlemesine inceliyor. Olağanüstü kaynakları var...”

-Marc Ambinder-

 

“Blackwater hayranları için sağlam bir kaynak ve ilgi uyandıran, arada sırada suçlayan materyallerle süslenmiş.”

-Kirkus Reviews-

 

“Heyecanlı, sürükleyici ve kesinlikle inandırıcı.”

-John Le Carré-

₺74,93KDV Dahil
₺99,90 KDV Dahil

Marx geri döndü, ama hangi Marx?

Yakın geçmişte yayımlanan yaşamöyküleri, onu bir 19. yüzyıl figürü olarak konumlamakta ısrarlı. Mike Davis’in Marx ve Marksizm hakkında tezlerini ilk kez doğrudan kaleme aldığı bu kitapta ise, sadece geçmişe değil bugüne dair de konuşan bir düşünür çıkıyor karşımıza.

Bir dizi araştırıcı ve kışkırtıcı makaleyi bir araya getirdiği kitabında Davis, Marx’ın zamanımıza dönük iki temel sorgulamasını keşfe çıkıyor: “Toplumun devrimci dönüşümüne kimler önderlik edebilir” ve “Gezegenimizdeki çevresel krizin nedeni ve çözümü nedir?”

Davis, Marx’ın kuramsal metinlerinin ve siyaset yazarlığının yeni boyutlarını aydınlatmak için emek tarihinin o geniş arşivine başvuruyor. Bize “kayıp bir Marx” öneriyor. Bu Marx’ın, tarihin aktörlerine, milliyetçiliğe ve sınıf mücadelesinin “arada kalan sınıflarla ilgili görünümü”ne dair çözümlemeleri, bizim karanlığa gömülmüş çağımızda devrimci düşüncelerin yeniden canlandırılması için kritik önemde. Davis, küresel istihdam krizi ile giderek bozulan iklim şartlarını da ele aldığı çözümlemesinde kapitalizmin insanlığın devamını sağlama konusundaki başarısızlığına dikkat çekerken, “insanlık çağına” dair fetişizmi de kıyasıya eleştiriyor.

Eski Tanrılar, Yeni Bilmeceler’in son bölümünde, artık unutulup gitmiş eski bir tartışmaya, “alternatif sosyalist kentçilik” (1880-1934) tartışmalarına bakan Mike Davis, sürdürülebilir bir çevrede evrensel ölçekte yüksek nitelikli bir yaşamın temel kavramlarını aramaya koyuluyor.

Tarihsel sosyoloji, kültürel analiz ve strateji alanında bir el kitabı olduğu kadar, Marksist tartışmalara mükemmel bir giriş de olan Davis’in bu kitabı, eyleme geçirici bir silah özelliği de taşıyor. Robert Brenner

Marx’ın Manifesto ve 18 Brumaire’de ortaya koyduğu o derin ve yoğun siyasi analiz mirasını inşa etmede, Mike Davis kadar başarılı bir isim daha yok.Leo Panitch 

₺22,40KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

Devrimci yasın özgürleştirici potansiyellerini soruşturan Solun Melankolisi, iki asırdır dünyayı değiştirmeye kendini adamış insanların anısını bugünün mücadelesine kazanmaya çağrı yapan, sol kültür üzerine yeniden düşünmek için tekrar tekrar okunması gereken bir kitap: “Hatırlamak, kurtarmak demektir; geçmişi kurtarmak ise şimdiyi değiştirmek anlamına gelir.”

Sol melankoli, sosyalizm fikrini yahut daha iyi bir gelecek ümidini bir kenara bırakmak değil, sosyalizm anısının yitirildiği, gizlendiği, hafızalardan silindiği ve kurtarılmasının zorunlu olduğu bir zamanda sosyalizmi yeniden düşünmektir; kaybolan bir ütopyanın matemini tutmak değil, devrimciliğe karşı duran bir çağda devrimci projeyi baştan düşünmektir.

Devrimler yüzyılından geriye kalan tek şey sanki bir enkaz yığını… Dünyayı yeniden inşa etmeye nasıl başlayacağımızı kestiremediğimiz gibi, buna değip değmeyeceğini de artık bilmiyoruz. Fakat Enzo Traverso’ya göre devrimci deneyim bir nesilden diğerine tam da yenilgiler aracılığıyla aktarılıyor. Büyük hayal kırıklıklarından doğan ve tüm bir nesli etkileyen melankoli, hem yas tutmanın hem de yeni bir başlangıç için hazırlanmanın zorunlu bir öncülü adeta. Bu yenilgilerin hatırası, devrimci mücadelenin tarihini ve Auguste Blanqui’den Gustave Courbet’ye, Rosa Luxemburg’dan Walter Benjamin’e, birbirinden çok farklı suretlerde ortaya çıkan sol kültürü bir yeraltı akıntısı gibi besliyor.

Traverso, atalete kapılmış ve teslimiyet içinde boyun eğmiş bir geçmiş okuması değil, tarihi bir “kurbanlar” silsilesi olarak görmeyi reddeden isyancı bir melankoli tarifi yapıyor. Bu yeni tanımda melankoli; matemi dağıtan ve radikal eylem için geçmişi bugünde seferber eden, güçlü ve besleyici bir damar olarak karşımıza çıkıyor. Devrimci yasın özgürleştirici potansiyellerini soruşturan Solun Melankolisi, iki asırdır dünyayı değiştirmeye kendini adamış insanların anısını bugünün mücadelesine kazanmaya çağrı yapan, sol kültür üzerine yeniden düşünmek için tekrar tekrar okunması gereken bir kitap: “Hatırlamak, kurtarmak demektir; geçmişi kurtarmak ise şimdiyi değiştirmek anlamına gelir.”

₺31,60KDV Dahil
₺39,50 KDV Dahil

Küresel Siyaset, çağdaş uluslararası ilişkiler teorisi ve pratiğine sistematik ve bütünlüklü yaklaşan bir giriş kitabıdır.

 

Mükemmel bir berraklıkla yazılmış ve fevkalade geniş bir perspektiften yararlanan kitabın her bir bölümü öğrenmeyi destekleyecek ve çalışmaya yardımcı olacak birçok yenilikçi özellik içermektedir.

  • Küresel siyasetteki fiilî durumlara odaklanan uygulamadaki küresel politika kutuları, dünya meselelerindeki başlıca olayları aydınlatmak için manşetlerin ardına bakmaktadır.
  • Küresel Aktör kutuları, Google’dan G-20’ye kadar, dünya sahnesindeki kilit oyuncuların doğası ve önemine yoğunlaşmaktadır.
  • Farklı teorik yaklaşımlar ve merkezî tartışma konuları hakkındaki özetler, eleştirel düşünmeyi teşvik etmektedir.
  • Etkili teorisyenlerin biyografi ve fotoğrafları, meseleleri, fikirler kadar şekillendiren kişileri de tanıtmaktadır.

Uluslararası boyutu ihmal etmeden gerçek anlamda küresel olan bir eser. Kapsamlı, teorik açıdan sağlam zemine oturtulmuş ve etkileyici bir şekilde bütünleştirilmiş olan Heywood’un oldukça dikkatli ve açık dille yazılmış yeni kitabı, uluslararası ilişkilerin öğretilme şeklini değiştirme potansiyeline sâhiptir.

– Terry Nardin, Singapur Ulusal Üniversitesi.

 

Bu anlaşılır ve kapsamlı kitap, geniş bir yelpazedeki temel kavramları ortaya koymakta ve yine geniş bir yelpazede yer alan analitik yaklaşımların çağdaş küresel meselelere nasıl ışık tuttuğunu göstermektedir.

– Peter J. Katzenstein, Cornell Üniversitesi, Amerikan Siyaset Bilimi Topluluğunun eski başkanı, ABD.

 

Küresel Siyaset kitabı bir kez daha göstermektedir ki, Heywood giriş niteliğindeki kitapların üstadıdır.

– Richhard Stubbs, McMaster Üniversitesi, Kanada.

₺40,00KDV Dahil
₺50,00 KDV Dahil

«Emniyet Mahrem Yapılanması Raporu» ilk defa bu kitapla gün yüzüne çıkıyor. Raporu okuduğunuzda ve örgütün yeni «Renklendirme» stratejisini öğrendiğinizde tehdidin hâlâ devam ettiğini ve ne kadar dehşet verici olduğunu göreceksiniz.

Şeytani örgüt FETÖ, tekrar ele geçirmek istediği devlete karşı savaşmak için “Renklendirme” stratejisine geçti. İlim Yayma Cemiyeti, Milli Görüş, MHP, BBP, CHP, AKP ve SP yanında Nakşi, Kadiri, Halveti, Nur cemaatleri; Erenköy, Çarşamba, İslamoğlu gibi tarikatlara sızıyor, toplumsal örgütlenmelerin içinde, medyayı, gazetecileri, siyasetçileri parmağında oynatıyor.

FETÖ’nün tüm bu planları, örgütün “Emniyet Mahrem Yapılanması” arşivinden çıktı; yani şeytanın kara kutusu açıldı.

Bu onun son çırpınışı...

₺35,20KDV Dahil
₺44,00 KDV Dahil
Çağımızın önde gelen Marksistlerinden Samir Amin, tarihçi, felsefeci, sosyolog ve siyaset bilimci kimliklerinin yanı sıra, bu eserinde ağırlıkla yetkin bir Marksist iktisatçı olarak çıkıyor karşımıza. Dünyanın bugün geldiği noktadaki sosyal adalet arayışının bilimsel temellerini, Marksist iktisadın cephaneliğinden devşiriyor. 
Marx için “kıyısı olmayan” ifadesini kullanan ve onun çok yönlülüğüne dikkat çeken Amin, “Benim için Marksist olmak, Marx’ın başlattığı çalışmayı sürdürmek demektir; bu da, Marx’ta durmak değil, ondan hareket etmektir. ... Benim buradaki temel katkım, değer yasasından küreselleşmiş değer yasasına geçiştir” diyerek koyuluyor yola. 
Ve yol boyunca, “Değer yasasının temel statüsü”nü, “Faiz, para ve devlet”i, “Toprak rantı bölümü”nü ve “Dünya ölçeğinde birikim ve emperyalist rant”ı derinlemesine inceliyor. 
Bu görece kısa ama hayli zengin yapıtında, iktisadın zorlu matematiksel formül ve denklemlerinin ortasında, akıcı bir anlatım geliştiriyor. 
Kitabın yayına hazırlık sürecinde, 12 Ağustos 2018 tarihinde kaybettiğimiz Samir Amin için, Fikret Başkaya’nın sözleriyle: 
“İnsan ve toplum yaşamının tüm veçhelerini bir bütün olarak anlamaya ve anlatmaya çalıştı hayatı boyunca… Geride kalan yaklaşık 70 yıllık dönemin birkaç parlak beyninden biriydi… Muazzam bir kavrayışa ve tahlil yeteneğine sahipti… Hayatını ezilen halkların, sömürülen sınıfların kurtuluşuna adamıştı… Yaşadığı sürece de onların gözü, kulağı ve yüreği oldu.”
₺12,80KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

ÜRÜN AÇIKLAMASI

Özlü, renkli, çizgili ve iddialı bir anlatım: Kapitalizm Ölmeli! 
Hem de bir an önce ölmeli. Çevremiz, dünyamız, sağlığımız, eğitimimiz, çocuklarımız, hayatımız için… 
Ama kendi kendine ölmüyor, birdenbire yok olmuyor. 
Stephanie McMillan Kapitalizm Ölmeli!’de, onun nasıl ve ne zaman yok olabileceğini, daha doğrusu yok edilebileceğini, tepelenebileceğini anlatıyor. 
Sadece nesnel koşullara, kapitalizmin bugünkü güçlü ve zayıf yanlarına değil, siyasi özne cephesinde yapılması gerekenlere, “Ne Yapmalı”ya da odaklanıyor McMillan, propagandaya, ajitasyona, örgütlenmeye… Hatta ayrıntılarıyla “devrimci örgüt”e, “ara düzey örgüt”e, “kitle örgütleri”ne… 
Birleşik Devletler’in anti-kapitalist, anti-emperyalist çevreleri içerisinde alabildiğine militanca bir arayış bu. Ve çizgilerin gücü adına, mizahi! 
“Eğlenceli olmaya devam ederken çok da eğitici.” - Sean Michael Dodd 
“Çizimler bir hayli vurucu, tamamen anladığımı düşündüğüm konuların iç yüzüne dair yeni şeylerin farkına vardım. Geniş konu ve kavramlar, oldukça zekice, kısa ve özlü bir biçimde açıklanmış.” – Duccio

₺17,60KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
On bağımsız makaleden oluşan bu kitabında Afşar Timuçin “aydınlanma” kavramını bütün boyutlarıyla ele alıyor, onu toplumsal ve tarihsel çerçevede ayrıntılarıyla irdeliyor. Bu on makalede kavramın özellikle bilgikuramı açısından nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde duruluyor, ayrıca toplumbilim açısından ve ruhbilim açısından aydınlanma olgusunun değişik açılımları inceleniyor, zaman zaman tarihten örneklere yer veriliyor. Bugünün toplumları için özellikle önemli olan aydınlanmanın ne olup ne olmadığını en yetkili kalemden okuyacaksınız.
₺26,25KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil

Azgelişmişlik, kalkınma, kriz, dünya ekonomik sistemi (emperyalizm), merkez ve çevre ülkeler gibi tartışmalı konulara toplumcu bir bakışla eğilen Bağımlılık Okulu’nun kurucularından Samir Amin, Avrupa-merkezciliğe karşı geliştirdiği eleştirel yaklaşımı, deyiş yerindeyse Marksizmi Avrupa-merkezci bakış açısından “sıyırıp koparması” ile de öne çıkan bir yazar.

Avrupa-Merkezcilik ise onun bu radikal girişimi ya da hesaplaşmasını, en açık ve derinlikli haliyle takip edebildiğimiz klasik bir yapıtı.

Avrupa’nın, Fransız Devrimi’yle ve “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” sloganıyla billurlaşan değerleri bir yanda, kültürcülük, emperyalist sömürgecilik, farklılıkları yok sayan güdük bir evrenselcilik, içe kapanma eğilimi diğer yanda, zorlu denklemler Samir Amin’in geliştirdiği yaklaşımda nasıl bir çözüme kavuşuyor?

Kitabın son bölümünün başlığında ifade edildiği gibi “Çağdaş Dünyaya İlişkin Avrupa-Merkezli Olmayan Bir Görüş” sunan Samir Amin, bu görüşünü tarihten güncelliğe nasıl temellendiriyor?

Fikret Başkaya’nın sözleriyle:

“Samir Amin’in bu eseri, hem kendi tarihimize hem de başkalarının tarihine eleştirel bakmamıza yardım edebilecek önemli tezler içeriyor. Yaşadığımız coğrafyada en çok ihtiyaç duyduğumuz şey
Avrupa-merkezcilikten arındırılmış eleştirel bir bilinçtir.”

₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

“On altıncı yüzyılın ‘din savaşları’nda da her şeyden önce çok somut maddi sınıf çıkarları söz konusuydu ve bu savaşlar, tıpkı daha sonra İngiltere’de ve Fransa’da ortaya çıkan iç çatışmalar gibi, sınıf mücadeleleriydi. Bu sınıf mücadelelerinin o dönemde dinsel işaretler taşıması, tek tek sınıfların çıkarlarının, ihtiyaçlarının ve taleplerinin dinsel bir örtünün altında gizlenmesi, işin özünü hiçbir şekilde değiştirmez ve dönemin koşullarıyla kolayca açıklanabilir.”

Friedrich Engels, “1525 Devrimi” diye de andığı Alman Köylü Savaşı’nı incelerken, Karl Marx’a ait olduğunu özellikle vurguladığı materyalist tarih anlayışına yaslanıyor. Dönemin siyasal ve dinsel teorilerinin birer neden değil, ulaşılmış iktisadi gelişim aşamasının sonuçları olduğunu göstermeye çalışıyor.

Protestanlığın kurucusu olan Martin Luther, başlangıçtaki radikal tezlerinden neden vazgeçmişti? Komünizmi sezmiş olan Thomas Münzer’in başarısızlığa uğraması neden kaçınılmazdı? Geniş bir coğrafyada ayaklanan köylüler, görece zayıf hasımları karşısında neden yenilgiye uğramıştı? Materyalist tarih anlayışı, bu tür soruların gerçek cevaplarının açığa çıkarılmasını sağlıyor.

Engels, ilk olarak 1850 yılında yayımlanan eserinin 1870 tarihli ikinci baskısı için yazdığı ve 1875 tarihli üçüncü baskıda genişlettiği önsözde, Almanya’daki 1525 Devrimi ile 1848-49 Devrimi arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ele almanın ötesinde, işçi sınıfının ve önderlerinin o dönemdeki güncel görevlerine de ışık tutuyor.

₺12,00KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

Avukat Feyza Altun, Kadının Erki’nde her zaman olduğu gibi yazılmayanları, konuşulmayanları, hasıraltı edilmek istenenleri anlatıyor. Öykülerinde ve tespitlerinde kadınların uğradığı psikolojik, fiziksel ve siber şiddeti ele alan Altun, hem toplumsal hem de hukuki mücadele yöntemleriyle okurlarına yol gösteriyor.

 

Tamamı gerçek olaylardan esinlenilerek kaleme alınmış öyküler; ataerkil sistemin ve eril dilin dayatmalarına dair tespitler; nafaka, boşanma, suç duyurusu gibi hukuki işlemlerde yapılması gerekenlere yönelik pratik bilgiler içeren Kadının Erki, kadınların da erkeklerin de ilgiyle okuyacağı kapsamlı bir çalışma…

₺14,25KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil

Kitabın ilk baskısı PAPA 16. BENEDİKT / AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE adıyla yayımlanmıştır.

Benedikt adını alan papaların başına gelen ilginç olaylar ve 16. Benedikt’in çocukluğundan günümüze özel yaşamı, Nazilerle işbirliği yapması daha önce hiç yayımlanmamış resimler ve belgelerle bu kitapta yer alıyor.

Benedikten Tarikatı’nın kurucusu Nursia’lı Benedikt’ten en çok etkilenen Müslüman tarikat liderinin kim olduğu, 16. Benedikt’i papa olarak kabul etmeyen Katoliklerin gizli papası tartışmaları ve Vatikan’ın yüzyıllardır gizlenen “sırları” bu kitabı daha da ilginç hale getiriyor.

15 yaşındaki Benedikt Papası, Benedikten Tarikatı’nın gizli örgütlerle ilişkisi, ortaçağ engizisyon mahkemelerinde yakılan sözde cadılar ve onlara uygulanan akıl almaz işkencelerden, Papa 16. Benedikt’in gizli misyonuna kadar geçen süreç, şaşırtıcı belgelerle gözler önüne seriliyor.

Kitabın can alıcı noktası ise Papa’nın Türkiye ile ilgili bizzat hazırlattığı kapsamlı gizli bir dosyanın 22 Mart 2006 tarihinde çalışma masasının üzerine konulmasıyla başlıyor.

Papa, Türkiye ziyaretinde işte bu dosyada yer alan bilgiler ve iddialarla karşımıza çıkarak Türkiye’den hayret verici taleplerde bulundu.

16. Benedikt’in Türkiye’yi sarsacak gizli gündeminde neler mi var?...

₺14,25KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil

Bu kitapta, Adnan Oktar’ın Masonlar ve İsrail’in desteği ile İslam dinini kullanarak oluşturduğu şantaj çetesinin marifetlerini okuyacaksınız…

 

Tekmili birden; 32 kısım...

₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Macar gazeteci-yazar Attila Orbók Birinci Dünya Savaşı ve Osmanlı Ermenileri hakkında yurtdışında yapılan yayınlar alanında dikkate değer bir şahsiyettir. 1916 yılında Macarca yayımlanan Ermenilerin İhtilal Hareketleri iyi incelenmiş ve özlü yazılmıştır. Görüşler güçlü kanıtlarla ispatlanmaktadır. Bu araştırma Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki Osmanlı-Ermeni ilişkileri tartışmalarına özgün bir katkı teşkil etmektedir.
₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

24 Haziran seçimlerinden sonra, ülkenin geleceği konusunda yaygın kaygı ve üzüntü var. Partilere ve liderlerine güven azalmış. Çıkış yolu arayışları yayılıyor. Ne yapmak gerektiği tartışılıyor.

Metin Aydoğan, yapılması gereken konusundaki görüşlerini 20 yıldır yazdı ve anlattı. ‘Ne Yapmalı’ adıyla kitaplaştırdığı önerisinin, günümüzde yoğunlaşan arayışlar içinde yer alması, tartışmalara boyut genişliği kazandıracaktır.

Metin Aydoğan’ın önerisi açık ve net: örgütlenmek ve halka ulaşmak. Aydoğan, bu yapılmadığı takdirde, Türkiye Cumhuriyeti’nin ayakta kalmasının çok güç olduğunu söylüyor.

Örgütlenme konusunda herkesin önünde dört seçenek olduğunu söylüyor. Bir partiye üye olmak; yeni bir parti kurmak; demokratik kitle örgütlerinde çalışmak ya da partiler üstü anlayışla yerel halk örgütleri oluşturmak.

Aydoğan, dördüncü yönelişi doğru buluyor. Önerisini ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor ve tartışmaya sunuyor.“Öneriyi dikkatle inceleyip, derinlemesine irdeleyiniz. Uygun bulmazsanız, uygun öneriyi, en azından kendiniz geliştiriniz” diyor.

Bu soruların yanıtlarını bu kitapta bulacaksınız

₺9,00KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil
Yaklaşık 130 yıl önce, Paul Lafargue’ın önderlerinden biri olduğu Fransız İşçi Partisi’nin yayın organı Le Socialiste’te yayınlanan bu küçük güldürü hem tarihsel bakımdan hem de argümanının yalınlığı ve gücü bakımından Marksist literatürün gerçek bir klasiği sayılmalıdır. 

Fransa’da Marksizmin gelişme kaydettiği bir dönemde sermayeye ve sermaye düzenine dair Marksist tezleri dinin toplumsal kontrolü güçlendiren karakteriyle ilişkilendiren Lafargue, sermayenin nüvesindeki dinseli afişe ediyor. Sermaye Dini’ndeki metinlerin yapısını Kitab-ı Mukaddes geleneğine uygun şekilde oluşturarak, Marx’ın yaşamı boyunca sürdürdüğü siyasal iktisat eleştirisinden devraldıklarını, dinin ve sermayeyi yeni bir din olarak kabul eden kapitalizmin eleştirisine yönlendiriyor. 

Kapitalizmin geçirdiği dönüşüme rağmen, sermeyenin mantığının ve doğasının hiçbir şekilde değişmemesi nedeniyle güncelliği koruyan bu metin, hicivle kurgunun, yer yer analitik değer taşıyan pasajlarla zekice yapılmış propagandanın başarılı bir harmanı.
₺10,50KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
IŞİD Ağları, Türkiye’de 2014-2016 arasında IŞİD ve İslâm Devleti 
markası altında yürütülen radikalleşme, örgütleme ve lojistik 
faaliyetlerini etraflı biçimde inceliyor. Yerellerde kimi zaman tarihsel 
el-Kaide ağlarından gelen ilişkiler, kimi zaman da konjonktürel veya 
rastlantısal iş birlikleriyle ortaya çıkan yapılanmalara ışık tutuyor. Aynı 
zamanda Türkiye içinde, İslâm Devleti bürokrasisinin yönlendirmesiyle 
faaliyet göstermiş kurumları, bu kurumlar tarafından yürütülmüş 
tıbbi yardım şebekelerini, sınır geçiş trafiği ile silah ve patlayıcı 
sevkiyatlarını araştırıyor. 
Doğu Eroğlu, IŞİD içinde örgütlenen kişilerle söyleşi yapıp, aileleriyle 
görüşüp, radikalleşmenin yaşandığı sıcak noktaları inceleyip, bu 
mahallelerde yaşayanların gözlemlerini derleyip, haklarında dava 
açılanların dosyalarında yer alan iddiaları değerlendirip, bu bilgileri 
daha da derinleştirerek, bir Türkiye IŞİD’i örgütlenmesini ortaya 
çıkarıyor. İslâm Devleti oluşumunun Suriye ve Irak’ta çözülmesinin 
Türkiye’de Selefi cemaatini ortadan kaldırmadığına dikkat çekiyor.
₺40,00KDV Dahil
₺50,00 KDV Dahil

Mary Beard bu cesur kitabında sık sık kendisi de dâhil dünyadaki bütün kadınlara dil uzatan ve onları küçük düşürmeye çalışan kadın düşmanlarına ve internet saldırganlarına sesleniyor. Kadın düşmanlığının izlerini antik köklerine kadar takip ederek cinsiyet tuzaklarını ve zamanın başlangıcından beri güçlü kadınlara yapılan haksızlıkları inceliyor. Homeros’un Odysseia’sına kadar uzanarak kadınların günlük yaşamda liderlik rollerinden uzak tutulduğuna, topluluklara hitap etme hakkının erkeklerin tekelinde olduğuna dikkat çekiyor. Medusa’dan dili kesilen Philomela’ya, Hillary Clinton’dan yerine oturması söylenen Elizabeth Warren’a kadar örneklerle Beard, kadınların iktidarla ilişkisine dair kültürel varsayımlarımız ile güçlü kadınların erkek şablonuna uymayı reddetmesi gereken bütün kadınlar için önemli birer örnek teşkil etmeleri arasında aydınlatıcı paralellikler yakalıyor. Sosyal medyada karşılaştığı cinsiyetçi saldırılardan yola çıkan yazar hepimize şu soruları soruyor: Eğer kadınların, iktidar yapılarına dâhil oldukları düşünülmüyorsa, yeniden tanımlamamız gereken şey iktidar değil midir? Ve bunun için daha kaç asır beklememiz gerekiyor?

“Seslerini çekinmeden yükseltmeleri, harekete geçmeleri ve güçlerini yeniden tanımlamaları için kadınlara yapılan karşı konulmaz bir çağrı.”

-People-

“Tecavüzün, silahların olmadığı, kadınların susturulmadığı bir ortamda güç nasıl bir şey olurdu?”

-Guardian-

₺31,92KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil
“Bizim çarşı esnafı çoğunlukla okunmuş gazeteleri un ve suyla yapıştırıp kese kâğıdı olarak kullanır. Kese kâğıtları o gün bütçenizin el verdiği alışverişi dışarı vurmaz, saygılıdır, içindekileri meraklı gözlerden gizler. Her birinin gizli bir öyküsü de vardır. Ev kadınları, yaşlılar, yaz tatilinde çocuklar ev bütçesine katkıda bulunmak için kese kâğıdı yaparlar, filelerine koyup kimse görmeden alıcılarıyla buluştururlar. Fileyi taşıyan kişiyle kese kâğıdı yapanların öyküleri birbirine sarılır.” 

Tomris Alpay, 1950’li yıllar İstanbul’undan kadın hikâyeleri anlatıyor bize. Gülsün’ün, Agavni’nin, Zilha’nın, Nurhayat’ın, Eleni’nin… Üzerinden sürgünler, yangınlar, aşklar, özlemler geçen hayatlar. Üstü güzelce örtülüp fırına gönderilen tepsiler, bahçeler, renkli ampuller, akşamsefaları, kediler…
₺10,50KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
Minerva’nın Genç Baykuşu 2. kitapla “bu şafakta” devleti anlatmak için uçuyor. 
Devlet nedir? 
Aileleri, köyleri ya da toplulukları askerlerin koruduğu sınırların içinde devlet adı altında birleştiren nedir? 
Devlet biz insanlardan ve toplumumuzdan ayrı DEV bir makine mi? Devlete ne zaman ve neden ihtiyaç duyduk, bizi çepeçevre saran bu DEV’i nasıl yaptık? Ya da kendi elimizle yaptığımız, varımızı yoğumuzu verdiğimiz bir Saray mı? Bu DEV makine ya da Saray’ın tüm insanların ihtiyaçlarını karşıladığı görüldü mü? Herkese eşit ve âdil mi? Kimlere ait? 
Siyaset bilimci Melahat Kutun, her şeye ve her yere hakîm olan devleti anlatıyor: 
Devletin parçalarını, güçlerini, insanların devletle, devletin insanlarla ilişkilerini... 
Ve elbette; 
Devletin kollarıyla kimleri kaldırdığını – ayaklarıyla kimleri tekmelediğini gösteriyor.
₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
“Düşünce, irade gösterme ve muhakeme onu felsefi gibi görünen 
tefekkürlere, tıpkı politikanın kendisine yaptığı gibi felsefeyi 
parçalarına ayıran tefekkürlere yöneltir ve bunlar, özgürlüğe bakmak 
için yeni bir yol, bilhassa Arendtçi olan yeni bir yol tasarlamaya devam 
eder.” 
“Bağışlama eyleme değil, kişiye hitap eder. Birisi cinayeti ya da 
hırsızlığı bağışlayamaz, sadece katili ya da hırsızı bağışlayabilir. 
Bağışlama, bir şeyi değil de birisini amaçlayarak, kendisini bir 
sevgi eylemi olarak açığa vurur; fakat sevgi olsun ya da olmasın, 
bağışladığımız kişiyi dikkate alır.” 
Arendt’in insani etkinliği, düşünüşü, muhakemeyi ve eylemi odağa 
alan felsefesi üzerine değerlendirmelerin, günümüzün otoriter, hatta 
kimilerine göre totaliter atmosferinde tekrar hararetlenmesi basit bir 
tesadüften ibaret değildir. Kamusal insanın, dahası bir bütün olarak 
“kamusal olan”ın erozyona uğradığı bu günlerde, Kristeva’nın eseri 
bir çağrıda bulunuyor. Hannah Arendt: Yaşam Bir Anlatıdır, eylemin 
“anlatı” ile olan bağını anlamada bizlere bir izlek sunarken, olan 
bitenin berisindekini kavramamızı sağlayacak estetik ve felsefe ilişkisi 
üzerine yeniden düşünmeye davet ediyor. 
“Anlatı derhal paylaşılan eylemdir ve dolayısıyla ilk politik eylemdir.”
₺12,80KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
“Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” diye özetlediği bu yaklaşımın kültürel öğesi Türkçülük, ahlaki öğesi de İslam’dı. Uluslararası kültürün yapıcı öğesinin ulusal kültürler olduğunu savundu. Saray edebiyatının karşısına halk edebiyatını koydu. Batı’nın teknolojik ve bilimsel gelişmesini sağlayan pozitif bilim anlayışını benimsedi. Dini, toplumsal birliğin sağlanmasında yardımcı bir öğe olarak değerlendirdi. Toplumsal modeli, Emile Durkheim’in teorik temellerini kurduğu “dayanışmacılık” temelinde şekillendi. Bireyi temel alan liberalizm ile sınıfsız toplumu temel alan Marksizm’e karşı mesleki örgütleri temel toplum birimi olarak kabul eden solidarizmde karar kıldı. Toplumsal ve siyasi görüşlerini anlattığı sayısız makale yazdı. “Türkçülük” düşüncesini sistemleştirdi. Milli edebiyatın kurulması ve gelişmesinde önemli rol oynadı. Ziya Gökalp önce Türkiye Türkçülüğü sonrasında Oğuzculuk daha sonra ise Turancılık fikirlerinin gerçekleşebileceğini düşünmüş her ne kadar bu ülkü uzak da olsa milletlerin böyle geniş ülkülerinin olmasının iyi olduğunu belirtmiştir.
₺12,75KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil

“Almanya ve Türkiye arasında çok uzun zamanlardan beri sıkı bağlar vardır. Ülkelerimiz arasındaki yakın tarihi, politik ve kültürel ilişkilerden dolayı çok özel bir ortaklık söz konusudur. Bu ortaklığın unsurlarından biri de bilimsel işbirliğidir ve esas olarak Alman bilim adamlarının Nasyonal Sosyalizm zamanında mülteci olarak Türkiye’de gösterdikleri faaliyetlere dayanır. Onlar, Türkiye’de sığınacakları bir liman buldular, ülkeyi Atatürk’ün istediği anlamda Avrupa’ya giden yola sokmak için katkı yaptılar, kendilerine Almanya’da yasaklanan araştırma ve eğitim olanağına kavuştular.”

- Frank Walter Steinmeier, Almanya Cumhurbaşkanı -

“1933-1953 yılları arasında Almanya’daki Nasyonal Sosyalizm yönetiminden kaçarak Türkiye’ye sığınan değerli bilim, sanat ve kültür insanlarının, o dönemde ve bilhassa 1933’te Darülfünun adlı yüksek öğretim kurumunun üniversiteye dönüştürülmesi aşamasında Türkiye Cumhuriyeti’nin üniversite reformuna değerli katkıları olmuştur. Bu hocaların değerli katkıları yalnız üniversiteyle sınırlı kalmamış, mimari ve yönetim alanında da kendini göstermiştir.”

- Asım Kocabıyık, Sanayici ve İşadamı -

₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

“Rütbesi ne olursa olsun örgüte mensup asker şahısların örgütsel tabirle şakirt tabir edilen alt kademede yer alan ve Silahlı Kuvvetler’in hiyerarşisi dışında asker-sivil unsurların emrinde üye konumunda oldukları anlaşılmıştır.” Başarısızlıkla sonuçlanan 15 Temmuz darbe girişiminin “organizatörlerini” isim isim ortaya koyan elinizdeki kitap,

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı ve Fethullah Gülen’in ilk kez “1 Numaralı Şüpheli” olarak değerlendirildiği iddianameyi içeriyor.

FETÖ’nün Türk Silahlı Kuvvetleri’ne -diğer devlet kurumları gibi- yıllar boyunca sızdığının ve paralel bir yapı oluşturduğunun kanıtlarını sergileyen iddianame, Türkiye’nin ne denli ciddi bir tehditle karşı karşıya kaldığını gösteriyor.

Elinizdeki kitap TSK içindeki FETÖ yapılanmasını tüm ayrıntılarıyla anlamak için, gerek hukuki, gerekse siyasi tarihimiz açısından son derece önemli, arşivlik bir belge

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Adam

Kadın’ı okudunuz.

Bu da Adam.

Diyebilirsiniz ki...

Kadının karşılığı erkek değil mi?

Bence değil.

Çünkü, her kadın kadın ama...

Her erkek adam değil.

Herifleri yazmamayı tercih ettim!

Elbette memleketin tüm adamlarını sıralayıp, bir kitaba sığdırabilmek imkânsızdır...

Peki nedir?

Farklı zamanlarda, farklı ortamlarda yaşayan, hatta birbirleriyle hiç tanışmamalarına rağmen, ortak zihniyetin, ortak karakterin, ortak paydasıdır Adam.

Yıkılsın diye karşıdevrim kazmalarıyla kolonlarına kolonlarına vurulan Türkiye, bugün hâlâ ayakta duruyorsa... İşte bu adamların ortak karakteri, ortak zihniyetinin sırtında duruyor.

Kadın

Eşit eğitim hakkı
1924

Eşit birey hakkı
1926

Eşit seçme seçilme hakkı
1934

Kadın erkek eşitliği fıtrata ters
kürtaj olma
sezaryen yaptırma
en az üç doğur
hamileysen sokağa çıkma
kahkaha atma
bankta kızlı erkekli oturma
talibin çıkarsa seçici olma
haddini bil
itaat et
okuma
düşünme
sus!
2015

₺67,50KDV Dahil
₺90,00 KDV Dahil

Kevin Anderson, Marx Sınırlarda kitabında Marx’ın titizlikle kaleme almış olduğu, kapsamlı, ancak yıllar içerisinde ihmal edilmiş metinlerini farklı bir gözle ve ayrıntılı bir biçimde ele alarak, onun tüm eserleri hakkında gerçekte ne bildiğimiz sorusuna sarsıcı yeni bir ışık tutuyor.

Marx’ın Kapital’in Fransızca basımı için yaptığı değişiklikler,
New York Tribune
için yaptığı gazetecilik çalışmaları, diğer gazete yazıları ve tuttuğu kitap notları ile yorumları da dahil olmak üzere bütün metinlerini titizlikle inceleyen Anderson, alışageldiğimiz yorumlarla pek örtüşmeyen bir Marx portresiyle çıkıyor karşımıza.

Marx’ın Hindistan’dan Çin’e, Rusya’dan Polonya’ya, Amerika Birleşik Devletleri’nden İrlanda ve Cezayir’e, o dönem kapitalizmin çeperinde kalan ülke ve toplumlar hakkında kaleme aldığı binlerce sayfalık yazıyı didik didik ederek, “kapitalizmin farklı coğrafyalarda nasıl bir gelişim seyri izleyebileceği”, “ilkel ortaklaşmacı biçimlerin yeni olanaklar yaratıp yaratamayacağı” gibi konularda 1848’den 1883’e değişen görüşlerini de özetliyor.

Anderson’un bize sunduğu Marx, fikirlerini salt sınıfa dayandıran bir düşünür değil, tam bir 21. yüzyıl aydını olarak beliriyor: Toplum eleştirisi insanın sosyal ve tarihsel gelişimindeki çeşitliliklere duyarlı, sınıfın yanında ulus, ırk ve etnisiteyi de değerlendiren bir teorisyen.

Marx’ın farklı çalışmalarının derinlikli bir okumasını sunan kitap,
Marx çalışmalarını da aşan hararetli yeni tartışmaları ateşleyeceği muhakkak, çığır açıcı ve kabullerimizi değiştirecek yeni bir Karl Marx portresi ortaya koyuyor…

₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Marksist hukuk teorisi var mıdır ya da Marksizmin hukuka bakışı nasıldır? Onur Karahanoğulları, Marksizm ve Hukuk kitabında bu temel soruyu tartışıyor. Bir yandan, Marksizmin hukuka bakışını en genel ve temel önermeleriyle aktarıp bu alandaki farklı yaklaşım ve tezleri özetlerken; bir yandan da genç hukukçuları hukuk çalışmaya, hukuk teorileri geliştirmeye çağırıyor.

Marx, kendisi de hukukçu olmasına rağmen hukuku bir toplumsal ilişki biçimi olarak bütünsel bir çalışmanın konusu yapmamış, hukuku bir bilinç biçimi olarak, aşılması gereken bir yabancılaşma alanı olarak değerlendirmişti. Karahanoğulları, Marksizmin hukukla temel “derdi”nin hukuksal bakışın yanlışlığını göstermek, eleştirmek olduğunun altını çiziyor.

Öte yandan, hukuk kuralı, hukuksal biçim, hukuksal ilişki, hukuk öznesi, hak, hukuksal işlem vb. gibi hukukun temel kavramlarını Marksist yöntemle inceleyen Karahanoğulları, konuyla ilgili yeterli sayıda çalışma bulunmadığı saptamasından yola çıkarak, Marksist hukuk yaklaşımının oluşturulmasının günümüzde gerçek bir ihtiyaç hâline geldiğini belirtiyor.

Kitap, Marksizm ve hukuk konusuyla ilgili olarak bugüne dek yazılmış en önemli çalışmaları tanıtıp farklı görüşleri aktararak, aynı zamanda eleştiri ve öneriler de geliştirerek bu alandaki bir boşluğu dolduruyor.

₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

İçeriden Kuşatılan Kale: CHP, demokrasi kültürünün genç olduğu ülkemizde, siyasetin demokrasiyi ele geçirme planlarını, yakın tarihimizden somut verilerle aktarıyor.

Uzun yıllardır başkent Ankara’da muhabirlik yapan, sarı basın kartı sahibi Gazeteci C. Eren Çelik, araştırma ve kaynaklarının ışığında, ülkemizin son dönem yaşanan travmalarını, CHP özelinde açık seçik anlatıyor.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün göz bebeği, hatta, “Benim iki büyük eserim var; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi.” dediği, 9 Eylül 1923’te kurduğu partinin, “yeni” ambalajına girerken yaşananları, son dönem kurguları okuyacaksınız elinizde tuttuğunuz kitapta.

Asırlık Çınar CHP’nin “Cumhuriyetçilik”, “Halkçılık”, “Milliyetçilik”, “Laiklik” “Devletçilik”, “Devrimcilik” ilkeleriyle oluşturulan 6 okunun Küresel Aktörlerin eliyle dönüştürülen, dizayn edilen son hali birbirinden ilginç başlıklarla aktarılıyor:

  • CHP’nin dizayn ve dönüştürme operasyonuna ne zaman karar verildi ve bu projeyle Soros’un bağlantısı neydi?

  • Kemal Kılıçdaroğlu nasıl parlatıldı, nasıl Genel Başkan seçildi?

 

 

  • TESEV, TÜSES, 10 Aralık Hareketi gibi STK’ların bu operasyondaki rolleri neydi ve CHP nasıl adım adım ele geçirildi?

  • CHP içerisinde “Milli Derin Direniş” hattı nasıl kuruldu, karşı hamleler neler oldu?

  • Ekmeleddin İhsanoğlu nasıl aday gösterildi? Hangi ünlü köşkte, kimlerin katıldığı toplantıda çatı aday olarak belirlendi?

  • Kılıçdaroğlu’nun Küresel Destekleri kimler?

  • Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Muharrem İnce nasıl ve neden aday gösterildi, asıl amaç neydi?

  • Kılıçdaroğlu eski ABD Büyükelçisi Ricciardione ile iki buçuk saat baş başa ne konuştu, bu gizli toplantı kim tarafından organize edildi?

  • Sonraki süreçte CHP’de neler olacak?

 

₺19,50KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil
“16 Nisan 2017 tarihi, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde yeni bir aşamaya işaret etmektedir. Bu dönem, Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra birçok önemli noktada belirleyici olmuş faşizan-kurumsal egemenliğin tamamen tasfiyesine yönelik son aşama olarak tanımlanabilir. Çünkü 16 Nisan 2017 Halk Oylamasında kabul edilen Anayasa Değişikliği, cumhurbaşkanlığı hükümet modeli açısından sadece pozitif hukuk sistematiğinde bir yenilenme adımı değildir. Bu, bütün boyutlarıyla siyasal sistemde reform başlatan bir adımdır.  

Bu kadar büyük bir önemi olan 16 Nisan Anayasa Değişikliğinin çeşitli boyutlarıyla analiz edilmesi gerekmektedir. Bu kısa çalışmada 16 Nisan Anayasa Değişikliği; zamanlama, politik-hukuk yaklaşımı, demokrasi ölçütleri ve içeriği açısından ele alınacaktır. Zamanlama konusu değerlendirilirken 15 Temmuz olaylarının analizine, siyasi ve hukuki sonuçlarına özel bir paragraf açmak gerekir. Bunun için 15-16 Temmuz Milli Demokratik Halk Devrimi zamanlamaya bağlı olarak ayrı bir başlık altında ele alınmıştır. Ayrıca kısa değinilerle; meşruiyet, mutabakat ve teklik hususlarında değerlendirme yapılacaktır. Son bölümde ise uyum düzenlemelerine ilişkin genel yaklaşımlar ve bazı somut konular ele alınmaktadır.” 
–Mehmet Uçum
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Ermeni sosyalist liderlerden Paramaz’la 19 arkadaşının idam sürecine ve sonrasına tanıklık eden bu kitap, Türkiye’de sosyalist kültürün ve sol hareketin tarihinin gerçek kökleriyle anlaşılması için önemli bir olanak sunmaktadır. 

İstanbul’daki bir halk kütüphanesinde tesadüfen bulunan kitap, Ermenice aslından Aris Nalcı tarafından Türkçeye kazandırıldı. 

Tanıkların ve idam edilenlerin günyüzüne çıkan yazılarıyla birlikte Sosyal Demokrat Hınçak Partisi Nizamnamesi de kitabın en dikkate değer bölümlerinden biridir. Bu çalışma, yalnızca tarihi değişik boyutlarıyla incelemenin ve tartışmanın önemini göstermekle kalmıyor, aynı zamanda bugünü anlamak için de değerli ipuçları sunuyor.
₺12,00KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
El Kindi, Farabi ve İbn-i Sina ile Gazali arasındaki çatışma, “akıl, mantık, süzgeç” esaslı Aydınlanmacı İslam hareketi ile Ortodoks İslam hareketi arasındaki temel çatışmaydı. 
El Kindi, Farabi ve İbn-i Sina geleneği yerine “akıl ve din” arasındaki ilişkiyi reddeden Gazali düşüncesinin galip gelmesi, İslam dünyasının bugün içinde bulunduğu siyasal ve ekonomik krizlerin ana nedenidir. 
Bu çatışma coğrafyamızda bin yıldır sürüyor. Dahası özellikle son yıllarda görüldüğü gibi, ülkemize de çok olumsuz bir şekilde yansıyor. 
Genel olarak “Türkiye niye bozuldu?” diye sorduğumuzda, karşımıza şu iki yanıt çıkıyor: Birincisi muhafazakâr-sağ alanı Ortodoks Vahabi İslam yorumu domine etti; ikincisi ekonomik, siyasal ve kültürel alanlarda liberal kapitalizm değerleri kültürel alanı dönüştürerek toplumsal dokuyu yozlaştırdı. 
Önümüzdeki en ciddi sorun ise eğitimin muhafazakârlaştırılmasıdır: Başörtüsüne ortaokul birinci sınıfta izin verilmesi, okullara mescid açılması, okulların imam hatipleştirilmesi, merkezi sınav sistemiyle öğrencilerin imam hatiplere yönlendirilmesi, din dersinin ilkokul birinci sınıftan başlayarak zorla okutulması, Osmanlıca’nın normal liselerde seçmeli ders yapılması, müfredatın bilimsel içeriğinin 
her yıl tırpanlanması vb. 
Silivri, geçen kedisiz günlerin eseridir. Müyesser
₺10,50KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
Antakya’nın Arapdil l i Doğu Ortodokslarına dair kolektif bir yayın, asl ında bir hayl i gecikmiş bir 
projedir. Bu kadim topluluk, Bizans, Osmanlı, Suriye ve Türkiye kültürlerine yaptığı büyük 
katkılara karşın uluslararası bil im camiasında gözden kaçan bir konu olarak kalmışt ır. Bu 
kitap, farklı alanlardan uzmanların bu topluluğun geçmiş ve bugünkü deneyimlerinin farklı 
boyutlarını aydınlatan çalışmalarını ilk defa bir araya getirmektedir. 
Birinci bölümde Haris Rigas, Arapdi l l i Doğu Ortodokslarını bir diyaspora olarak inceleyip, 
kimliklerinin tarihsel oluşumunu Kemalizm ve Baasçılık gibi iki modern siyasal hareketin açığa çıkardığı imkân 
ve tehditlerle karşılıklılık içerisinde ele alırken, ikinci bölümde Şule Can ve Zerrin Arslan, topluluk 
mensuplarıyla yapılan derinlemesine mülakatlar aracılığıyla topluluğun tarihsel vatanı Antakya’da karşı 
karşıya olduğu güncel gerçekl iği irdeliyor. Üçüncü bölümde Özgür Kaymak ve Anna Maria 
Beylunioğlu, topluluğun İstanbul’da yaşayan mensuplarının aidiyet biçimleri ve İstanbul Rum toplumuna 
meşakkatl i entegrasyon sürecine odaklanırken, Pol ina Gioltzoglou Tokaçlı köyünde gerçekleştirdiği 
ve maddi kültür, mutfak pratikleri ve aidiyet arasındaki etki leşimi incelediği katılımcı gözlem 
çalışmasını okuyucuya sunuyor.
₺19,50KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil

“Akşam eve döneceğimiz saate göre rota belirlemek, evden çıkarken şehrin nerelerinden geçeceğimize göre kıyafet seçmek gibi gündelik hayatımıza dair ayrıntılar yanında bir de pek görünür olmayan konular var: ekonomik imkânlarımız dolayısıyla seçme imkânımız varsa, şehrin neresinde oturmak daha güvenli ve rahat? Mahalle hayatı, çocuğu olan bekâr bir kadın için siteye göre daha mı güvenli? Yaşadığımız yerde çevremizle kuracağımız ilişkilerin sınırları olmalı mı? Erkek arkadaşlarımızın eve girip çıkması sorun olur mu? Ailemizin ya da arkadaşlarımızın oturduğu mahallede yaşamak, kolaylaştırıcı olabilir mi?”
Şehirde yalnız yaşayan kadınlar, fizikî şiddet tehdidiyle sınırlı olmayan korkuların kıskacındalar, çoğunlukla. Adeta davranışlarına, bakışlarına sinmiş bir ihtiyatla yaşıyorlar. Gözetilmiyor ama gözetleniyorlar. Sadece sosyal ilişki rejiminin ve mekânların “erkekliği” değil, bekâr kadınların sosyal politikaların menzili dışına itilmiş olması da, onların yaşamını zorlaştırıyor. Oysa, yalnız  yaşayan -kimisi de çocuklu- kadınların varlığı, özellikle büyük şehirlerde giderek genişleyen bir vakıa.
Ceren Lordoğlu, mekâna feminist açıdan bakan çalışmasında, İstanbul’da farklı sınıfsal ve kültürel konumlardan bekâr kadınların bu meseleyle nasıl baş ettiklerini inceliyor. Nasıl taktikler geliştiriyor, arkadaş, aile, komşuluk, mahalle ilişkilerini nasıl kuruyor ve nasıl hissediyorlar?

 

 

₺25,60KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil

“Ana akım medya tarafından bulandırılmış bir zihin, anlam üzerinde verilen mücadeleye kulaklarını tıkamış olsa bile, felsefe bu noktada çatlaklardan sızarak gerçekliğe bir çağrı görevi görebilir. Örneğin, ‘ölü ele geçirildi’ ile ‘öldürüldü’ arasındaki fark üzerine kafa yormak bile önemli bir kapıyı aralayabilir; yerleşik düşünme alışkanlıklarını yerle bir edebilir. İşte bu anlam mücadelesinde yeni cepheler açan biyopolitika, zihnimizin normatif cam tavanını tuzla buz etmek için gereken çekici sunuyor.”
Biyopolitika, yakın dönem sosyal teorinin ve siyaset biliminin anahtar kavramlarından birisi. Hayatla ilgili düzenlemelere analitik ve politik bir bakış için pencere açıyor çünkü. Buradan bakınca görecek çok şey var ve bu sayede birçok “alışıldık” şeyi başka bir gözle görmek mümkün. Öncelikle, iktidarın bedenlerle, genetikle, nüfusla istatistikle, cinsellikle ilişkisini… Özne ve öznelliğin kuruluşunu… Yaşam gibi ölümcül, ölüm gibi yaşamsal bir meseleyi… Utku Özmakas, öncelikle, biyopolitikayı “moda kavram” kisvesinden sıyırmaya önem veriyor. Kavramın gelişme seyrini, farklı nesnelliklere açılan yüzlerini, değişik stratejik kullanımlarını ve bunlar arasındaki bağlantıları, gerilimleri inceliyor. Bunu, kavramın “başlatıcıları” sayılabilecek Michel Foucault, Giorgio Agamben ve Michael Hardt – Antonio Negri’nin düşünsel serüvenlerinde derinleşerek yapıyor. Kitabın alt başlığı, iktidar ve direniş, biyopolitikayı tek yönlü ve adeta otomatik işleyen bir iktidar tekniği olarak değil, aynı zamanda direniş imkânlarının kaynağı olarak görmenin işaretidir. Konusuna vukufla eğilirken, bir dertle ve merakla düşünmenin zevkini, tutkusunu yansıtan bir kitap.

 

₺31,20KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil
Uluslararası hukukta kadına yönelik şiddet, kadına yönelik ayrımcılık türlerinden birisi olarak kabul edilir. AİHS'nin 14. maddesinde yer alan ayrımcılık yasağı, eşitlik ilkesinin bir görünümü olarak hukukun genel ilkelerinden birini içerir. Bu çalışmada, Mart 2014 itibariyle AİHM'nin önüne gelen kadına yönelik şiddet davaları arasından ayrımcılık yasağı ihlalinin ileri sürüldüğü davaların tamamını oluşturan 14 dava ayrı ayrı ele alınmıştır. Bu incelemeyle AİHM'nin kadına yönelik şiddet davalarında ayrımcılık yasağını ne şekilde uyguladığı ve bu davalardaki içtihadın kadına yönelik şiddetle mücadeleye ve kadınlarla erkeklerin eşitliğini gerçekten sağlamaya ne derece elverişli olduğu sorularına yanıt aranmıştır. 

Ele alınan davaların detaylı incelenmesi, cinsiyet eşitliğine ulaşmanın temel amaçlarından birisi olduğunu söyleyen AİHM'nin, kadına yönelik şiddeti bir eşitlik ve ayrımcılık sorunu olarak ele almakta tereddüt ettiğini göstermektedir. Opuz davası ile olumlu yönde sıçrama yapan içtihat, sonraki tutarsızlıkları sebebiyle kadına yönelik şiddetin sistematik oluşunu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklandığı gerçeğini teslim etmekten uzaktır. Bu durum AİHM'nin temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alma işlevini kadınlar açısından tartışmalı kılmaktadır. 

Konu Başlıkları 
Eşitlik İlkesi ve Ayrımcılık Yasağı 
AİHS ve Ayrımcılık Yasağı 
AİHM Kararlarında Ayrımcılık Yasağı 
Pilot Davalar ve Sistematik Bir İhlal Olarak Ayrımcılık Yasağı 
Toplumsal Cinsiyet Temelli Şiddet Türü Olarak Kadına Yönelik Şiddet 
Uluslar arası Hukukta Kadına Yönelik Şiddet ve Ayrımcılık 
Kadına Yönelik Şiddet ve AİHM’nin Ayrımcılık Yasağı Konusundaki Yaklaşımı
₺37,90KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil
“Ne yazık ki, Türkiye’de toplumun çoğunluğu, geçmişinde göç ve yerleştirmeyle ilgili acılı anıları olsa da, iskân kurumunun bugünkü dışa kapalı ve yabancı korkusuyla zedelenmiş arkaik anlayışını destekliyor. Oysa, bugünün mağdurları olan yabancıların, mültecilerin, sığınmacıların konumu, ancak ‘insan hakları’ fikrinin yaygın olarak benimsenmesi ve içselleştirilmesiyle iyileşebilir. Aynı şekilde, ne yazık ki, kentlerde ve kırsal alanlarda yerinden edilenler ve kamulaştırma mağdurları adeta çoğunluğun sessizliğine muhataptırlar.”
Toplum mühendisliği laf›n›n sosyal bilimlerden günlük politikaya sirayet ettiği günümüzde, bu “mühendisliğin” en etkili araçlar›ndan olan iskân politikalar›n›n pek az dikkat çekmesi, pek az tart›ş›lmas›, çarp›c› bir çelişki. Şehircilik ve nüfus çal›şmalar›n›n ülkemizdeki önemli ustalar›ndan Sema Erder’in kitab›, bu tart›şmay› aç›yor. Kitap ayn› zamanda, Türkiye’nin tarihini iskân politikalar› üzerinden okumam›z› sağl›yor: Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi… Kürtler ve Aleviler’in zorla yerleştirilmesi… Ulus-devletin yap›taş› mahiyetindeki 1934 ‹skân Kanunu… Yeni devletin “kurucu unsuru” olmaktan “d›ş Türkler” statüsüne Balkan göçmenleri… Son “şenlendirme uygulamas›” niteliğindeki 1974 K›br›s nüfus yerleştirmesi… 1980’lerin ikinci yar›s›ndan sonra “güvenlik amaçl›” kitlesel sürgünler… Osmanl›’da iskân kurumunun oluşumundan, Cumhuriyet dönemine, yerleştirme ve göçertmenin etkili bir yönetim mekanizmas› olarak işletildiğini görüyoruz. Erder, günümüzdeki iskân anlay›ş›n› süreklilik ve değişim boyutlar›yla ele al›rken; gerek afetler gerek kamu yat›r›mlar› nedeniyle yerinden edilip mülksüzleştirilenlere de bak›yor ve yeni ‹skân Kanunu’nun inşaat sektörünün “kolaylaşt›r›c›s›” olma işlevine dikkat çekiyor.
₺29,20KDV Dahil
₺36,50 KDV Dahil

Modern dünyanın siyasal yapılanması içinden çıkan bir siyaset biçimi
olarak popülizm, son yıllarda “münferit vaka” olmaktan ziyade global
bir eğilim halini aldı. Bu eğilimin bir krize karşı oluşmuş bir tepki,
bir cevap olduğunu düşündüren olgular var. Bugün karşı karşıya
olduğumuz biçimiyle sağ bir görünüm arz etse de popülizm aynı
zamanda sol söylemden ödünç alınmış vaatlerin de taşıyıcılığını
yapıyor.
Popülizmin gündeme taşıdığı sorunları temsili demokrasinin ve liberal
demokratik değerlerin krizi olarak teşhis eden Murat Belge,
bu kitapta yer alan yazılarında popülist eğilimi tek tek örnekler
üzerinden değil, bir dönemin ürünü olarak, uluslararası siyasetin
geniş çerçevesi içinde kavramayı öneriyor. Belge, Türkiye’deki
AKP olgusunun dünya çapındaki popülizm olgusuyla eklemlendiği
yerleri, ortak noktaları ve farklılıkları ele alırken popülizmin gündelik
tezahürlerine, gündelik siyasetteki etkileri ve yansımalarına da ışık tutuyor.

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺27,60KDV Dahil
₺34,50 KDV Dahil
Daha önce Paradigmanın İflası çerçevesinde resmî ideolojinin köklü bir eleştirisini geliştiren, Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto yazarak “neyi, nerede, nasıl üretmeli, nasıl tüketmeli, nasıl yaşamalı?” soruları ekseninde müştereklere dayanan yeni bir demokrasiyi tartışan Fikret Başkaya, şimdi de Çöküş’ü anlatıyor. 
Kapitalizmin son büyük krizi, onun aynı zamanda nihai krizi mi? Bugüne kadarki krizlerin dinamikleri nelerdi, bugün yaşadığımız kriz diğerlerinden farklı olarak ne gibi dinamiklere sahip? Aslında “kriz”, ondan çıkış ihtimalini de barındırdığı için, “çöküş” gibi farklı bir kavram ekseninde mi düşünmeliyiz? 
Bir çöküş yaşanacaksa bu birdenbire mi gerçekleşecek, yoksa bir süreç, eğilim olarak mı kendini gösterecek? Ekolojik yıkım hangi noktaya dayandı? Gerçekten hepimiz “aynı gemide” miyiz? Mevcut sistem geri dönüşü olmayan bir yola mı girdi, öyleyse bunun verileri neler? 
Başkaya’nın Çöküş’ü bu soruların yanıtlarını oluşturan; kalkınma, teknoloji, uygarlık, finansallaşma gibi kavramları ayrıntısıyla tartışan çok önemli bir yapıt. 
Peki, bütün bu tartışmaların ışığında önümüzde ne gibi seçenekler beliriyor? Yoksa seçeneksiz miyiz? Kısa yanıtını Fikret Başkaya’nın şu sözlerine, uzun yanıtını ise tüm bir kitaba bırakalım: 
“Eğer mevcut durum sürdürülebilir değilse, çöküş kaçınılmaz ise, önümüzde iki seçenek var demektir: Birincisi, çöküşü radikal bir devrimle bir fırsata dönüştürmek, aracın direksiyonunu sola kırmak, ama bu işi de vakitlice yapmak, zira zaman daralmakta; ikincisi, çöküşün altında kalmak… Bu ikisi arasında bir orta yol, bir üçüncü seçenek yok…”
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Türkiye’de resmî ideolojiye getirilmiş en keskin ve kapsamlı eleştirilerden biri... Öncü bir çalışma... Ve 27 yılın ardından, yaptığı onca basım, açtığı onca tartışma ve gördüğü onca “hukuki muamele” ile artık bir klasik… 
Fikret Başkaya’nın 1991 yılında ilk baskısını yaptıktan sonra siyaset bilimi ve yakın tarih alanında klasik bir yapıt haline gelen bu çalışması, “resmî ideoloji” cephesinde öyle bir endişe yarattı ki, Başkaya’nın yargılanması, 20 ay hapis ve para cezasına çarptırılması bir yana, gözaltı aramalarında, ev baskınlarında –demokrasinin geldiği “ileri” aşamanın da bir işareti olarak– “sakıncalı bir belge”, hatta “suç unsuru” olarak gösterilebildi! Bir anlamda “resmî ideoloji”yle hesaplaşma, bir kitabın sayfalarıyla sınırlı kalmadı, sokağa taştı! 
Paradigmanın İflası, aydınların resmî ideoloji karşısındaki konumunu ve “devlet aydını”nın çelişkilerini; milli mücadelenin niteliğini, anti-emperyalist bir karakter taşıyıp taşımadığını ve kitle katılımının boyutlarını; milli mücadelenin ulusallığı sorununu ve Kürt meselesini; Sovyet Rusya ve Komintern’le milli mücadelenin ilişkilerini; tarihte bireyin rolü bağlamında Mustafa Kemal’i ve Kemalist rejimin Bonapartizmle bağlantısını; Cumhuriyet dönemi iktisat politikalarını, sermaye birikimi ile Bonapartist rejim arasındaki bağı; sınıfsız, imtiyazsız bir kitle iddiasının ardındaki gerçeği ve yeni sömürgecilik kavramını kapsamlı bir şekilde tartışan bölümlerden oluşuyor. 
Son bölümde de tüm bu tartışmaların odağında yer alan “paradigma”nın iflas edip etmediğini ele alıyor.
₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Samir Amin’in 40 küsur yıl önce yayımladığı Emperyalizm ve Eşitsiz Gelişme, yıllar içerisinde çağdaş Marksizmin klasik eserleri arasına katılmış, çokça tartışılmış, konu hakkında başka kitap ve makalelere esin kaynağı olmuştur. 
Emperyalizm ve Eşitsiz Gelişme, yazarın sözleriyle “Ekonomizme ve Batı-merkezli bakış açısına karşı olan ilk çalışmanın düşünce çizgisini izlemekte; antiemperyalist mücadelelerin radikalleşmesinin bir sonucu olan Marksizmin yeniden doğuşu genel perspektifi içinde yer almaktadır.” 
Dönemin Stalinizm, Troçkizm ve Çin Devrimi kutuplaşmaları içerisinde siyasi tavrını da belirterek yola çıkan Amin, bu önemli çalışmasına mikroekonominin eleştirisi ile başlamakta ve ardından tarım ve toprak rantı sorununa eğilerek, kapitalist üretim tarzının tarım üzerinde kurduğu egemenliği anlatmakta ve azgelişmişlik sorununa uzanmaktadır. 
Azgelişmişlik olgusunu, emperyalizmin farklı evreleri ve bunalımları bağlamında değerlendiren Amin, bir dönem önemli tartışmalar uyandıran merkez-çevre ülkeleri ayrımına ve uluslararası ticaretin rolüne de değinerek geçiş sorunları ve sosyalizmin inşası konularını ele almaktadır. 
Samir Amin, Emperyalizm ve Eşitsiz Gelişme’de teknoloji transferi, eğitimin işlevi, ücretin belirlenmesi, eşitsiz değişim ve eşitsiz gelişme gibi temel konularını kapsamlı bir şekilde tartışırken, son bölümde “değerlerin fiyatlara dönüşümü” ve “kâr oranlarının düşüşü” gibi Marx’ın Kapital’inden hareketle sıkça tartışılan sorun alanlarına da girmektedir. 
Emperyalizm ve Eşitsiz Gelişme, Bağımlılık Okulu’nun kurucularından ve çağdaş Marksizmin en önemli yazarlarından Samir Amin’in muhakkak okunması gereken klasik bir yapıtıdır…
₺13,50KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
Kapitalizm, sancılar içinde doğarken insanlığa ümit ve iyimserlik esinlemişti. Kendisiyle birlikte refahın da yükseleceğini, insanlığa bir ferahlık geleceğini vaat etmişti. Önce kan ve irinle çevrilen çarklarıyla gösterdi gerçek yüzünü. Sonra makineli tüfek ve top mermileriyle. Vahşi sömürü koşullarını gaddar savaşlar izledi. Peşinden krizler geldi; dünya işsizlik, fakirlik ve salgın hastalıklarla kavruldu. Nihayet faşizm boy verdi kapkara yüzüyle. Almanya, İtalya, Japonya, Portekiz ve İspanya’da faşist rejimler kuruldu. Faşist hareketler dünyanın her yerinde uç verdi. 
Günümüz dünyasında yeni biçim ve eğilimleriyle kol gezen faşizm belası, işçi sınıfı için hem karşı konulup alt edilmesi gereken bir hedef, hem de Marx’ın kuramlarıyla analiz edilip yorumlanması gereken dünya-tarihsel bir olguydu; bugün de öyledir. 
Faşizm üzerine hazırlanmış bu derleme, bir yandan geçmişe bir yandan bugüne bakabilen geniş perspektifiyle, kuram ve olgu arasında uygun bir denge kuran mimarisiyle ve faşizm üzerine yazılmış en önemli metinleri bir araya getiren özenli seçiciliğiyle benzersizdir. 
Anson G. Rabinbach, Antonio Gramsci, August Thalheimer, Bertolt Brecht, Daniel Guérin, Ernst Bloch, Georg Lukács, Georgi Dimitrov, Clara Zetkin, Kurt Gossweiler, Kurt Pätzold, Michal Kalecki, 
Palmiro Togliatti, Reinhard Kühnl, Robert Erlinghagen ve Tim Mason’ın değerlendirmeleriyle...
₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
Bu kitap, ülkemizin yaşadığı darbe girişimini Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında araştıran “15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu”nun dört üyesinin, üyesi oldukları Komisyon’un açıkladığı taslak rapora karşı muhalefet şerhi olarak hazırladıkları çok kapsamlı bir çalışmanın ürünüdür. 

Muhalefet şerhinin amacını “hiçbir önyargı taşımadan gerçeklerin ortaya çıkarılması ve adaletin sağlanması” olarak belirleyen Aykut Erdoğdu, Aytun Çıray, Sezgin Tanrıkulu ve Zeynel Emre; darbe karanlığını aydınlatma sorumluluğu çerçevesinde hareket etmiş, darbe girişimiyle ilgili elde ettikleri bilgi ve belgeleri bu muhalefet şerhinde ortaya koymuşlardır. 

Şükrü Küçükşahin’in yılların gazetecilik deneyimiyle kitaplaştırdığı 15 Temmuz Gerçekleri, darbe öncesi, darbe günü ve sonrası hakkında herkesin cevaplarını merak ettiği sorulara yanıt veren bir çalışma olmuştur. 

Kitapta, darbenin ayak seslerinin duyulduğu günleri, o günlere ait soruları, darbe günü dakika dakika yaşananları, yaşananların arka planını, akıllarda yarattığı soru işaretlerini, darbe sonrası Komisyon’a yapılan sunumları, Komisyon’un çağrısına rağmen gelmeyen/gönderilmeyen tanıklara sorulamayan ama sorulması gereken soruları belgeleriyle bulacaksınız. 

- Elif Çongur
₺21,00KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
Uzun zamandır Üçüncü Yol tartışmalarına katılmıyorum; 

ama Orta Yol yeniden heyecanlanmamı sağladı.” 

Anthony GIDDENS 

Üçüncü Yol kitabının yazarı, İngiliz İşçi Partisi Teorisyeni 

London School of Economics, Londra 

“Orta Yol’da bir ideoloji ilk kez nörobilimsel verilerle 

temellendiriliyor. Hira; sosyal demokrasi adına, hem 

de Türkiye’den çok güçlü bir ses veriyor.” 

Sherl BERMAN 

Sosyal Demokrasi Zamanı ve Politikanın Üstünlüğü 

kitaplarının yazarı Columbia Üniversitesi, New York
₺31,50KDV Dahil
₺42,00 KDV Dahil
Medeniyetleri tarih sahnesine çıkaran ve birbirinden farklılaştıran en temel saik, insanoğlunun varoluşuna yeni bir anlam çerçevesi kazandıran bir düşünce, inanç ya da iddiayı ortaya koyabilmesidir. İnsanoğlunun varoluşuna yeni bir anlam çerçevesi çizen dünya görüşleri önce varlık, bilgi ve değer sistemlerini etkileyen zihniyet süreçlerini belirlerler, sonra da zamanla süreklilik kazanarak sosyal hayatı düzenlemeye başlarlar. Bu anlamda zihniyet unsurları olan varlık-bilgi-değer sistemleri ile sosyal hayat unsurları olan hukuk-ekonomi-siyaset yapıları arasındaki görünmez bağ, bu süreklilik unsurları ile şekillenir ve dinamik bir süreç ile kendini tarihî varoluş alanına yansıtır. 

Ahmet Davutoğlu’nun 1990’da doktora tezi olarak hazırladığı ve 1994’te İngilizce olarak yayınlanan bu kitabı, iki alternatif paradigma olarak İslam ve Batı medeniyetlerine zihnî temel teşkil eden dünya görüşlerinin süreklilik ve tutarlılık unsurlarını ontolojik, epistemolojik ve aksiyolojik arka planları açısından ele alarak söz konusu dünya görüşlerinin siyaset teorisine etkilerini; sosyo-politik sistemin ve devletin gerekçelendirilmesi, siyasî otoritenin ve yönetimin meşruiyeti, güç ve çoğulculuk yapılanmaları ve siyasî birim ve evrensel düzen meseleleri etrafında kapsamlı ve derinlikli bir şekilde tartışmaktadır. 

Çeyrek asır önce Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte bir bütün olarak insanlığın, İslam dünyasının ve ülkemizin kritik tarihî eşiklerden geçtiği bir dönemde kaleme alınan bu çalışmanın Türkçede okuyucularla buluşmasının bugün de ihtiyaç hissettiğimiz zihniyet yenilenmesine katkıda bulunacağını ümit ediyoruz.
₺33,00KDV Dahil
₺44,00 KDV Dahil
İran’daki İslami Devrim, kelimelerin ve imgelerin kurulu düzenin askerî gücüne başarılı bir biçimde meydan okuduğu olağanüstü tarihî olaylardan biriydi. Devrim’in karizmatik lideri olan Ayetullah Humeyni’nin coşkun ve ateşli sözlerinden devrimci posterlere, pankartlara, duvar resimlerine, graffitilere, şarkılara, nutuklara ve tüm bunların ortak ve kutsal tarihinin merak uyandıran sembollerine kadar çığ gibi büyüyen toplumsal duyarlılıklar devrimci hareketin öncü kişilikleri tarafından harekete geçirilmişti. 
Peter Chelkowski ve Hamid Dabashi, bu toplumsal mitlerin ve kolektif sembollerin devasa organizasyonunun 1979 yılındaki İslam devrimini ve hemen ardından gelen 1980-88 yıllarındaki İran-Irak savaşını nasıl yürüttüğünü araştırıyor. İslam Cumhuriyeti'nin çeşitli aktif organlarından bol miktarda birincil kaynak kullanan yazarlar, popüler inancın ve ritüellerin nasıl pullara, banknotlara, posterlere, hatta sakız paketlerine dönüştürüldüğünü ve bunların devrim ve savaş için kitlesel seferberliğe yöneltildiğini gösteriyor. Kitap, kutsal hassasiyetlerin, devrimci eylemin ve görsel imgelerin etkileşiminin karşılıklı olarak birbirine bağlı olduğu resimsel devrimin kayda değer bir portresini temsil ediyor.
₺51,75KDV Dahil
₺69,00 KDV Dahil

Vefatının üzerinden 25 yıl geçen Turgut Özal, Cumhuriyet’in yeniden yapılandırmasında büyük rol oynadı. Tarihe iz bırakan liderlerden biri oldu. Kamu bürokrasisinin tepesinde görev aldı, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı yaptı. Daima devlet reformunu savundu. “Serbest piyasa ekonomisi”ne geçişte radikal adımlar attı.

Üç temel kavram üzerinde yoğunlaştı: “Girişim Hürriyeti,

Düşünce ve Fikir Hürriyeti ile Din ve İnanç Hürriyeti”.

Bu kitapta Özal’ın gerek bürokratlık gerek devlet adamlığı yaptığı dönemlerde gerçekleştirdiği konuşmaları yer alıyor. Türkiye’ye Yön Veren Konuşmalar’da Özal, ülkemizin muasır medeniyet seviyesine ulaşması için yapılması gerekenleri anlatıyor. Ekonomi ağırlıklı konuşmalar bir devletin gelişmesi için gerekli olan reformların yanı sıra Türkiye’nin “serbest piyasa ekonomisi”ne geçerek gerçekleştirdiği gelişmenin izlerini de sürüyor. Özal’ın 25 yıl öncesinden Türkiye’ye miras bıraktığı bu konuşmalar günümüzde yaşadığımız ekonomik ve siyasal olayların yanı sıra hem geçmişe hem de geleceğe ışık tutuyor.

(Tanıtım Bülteninden)

₺21,75KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil
CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin'i tanımayanımız var mıdır? O kamuoyu önünde söyledikleri, yaptıkları ve görüşleriyle hep tartışılan bir isim oldu. İlkgençlik yıllarında CHP'nin gençlik örgütünde başladığı siyaset yaşamında, partinin ve yerel yönetimlerin basamaklarını hızla çıktı. Bu başarının altında ise “Üzerine aldığı her görevi başarıyla tamamlar” güvenini halkta yaratması yatıyordu. Bu güven, elbette onun kendine duyduğu özgüvenin de bir yansımasıydı. 



Ona hem rakip siyaset kulvarlarından hem de beraber siyaset yaptığı bazı arkadaşlarından yöneltilen karalamalara, iftiralara karşı durabilmesinde en büyük gücü; karakterinin açıkyürekliliğinden, dürüstlüğünden, açık düşünceliliğinden ve özgürlük tutkusundan aldı. 



İnsanlara ve halkına yöneltilmiş fiziki ve fikri hiçbir baskıyı kabul etmedi, sineye çekmedi. Bunu yaparken de insanlarının refahı dışında bir amaç gütmedi. Daha ortaokul sıralarında köylülere yapılan bir haksızlığa karşı düzenlediği eylem, siyasi yaşamının da nasıl şekilleneceğini gösteriyordu. 



Ünlü ve etkin kişilerde görmeye alıştığımız ayırım ondan da bulunuyor muydu? Acaba insan Gürsel Tekin'in, bir siyasetçi olarak Gürsel Tekin'den farklı yanları var mıydı? 



İşte bütün hayat macerasını bu kitapta; zaman zaman bastıramadığı isyan duygusuyla, kimi zaman da yaşadığı düş kırıklıklarıyla, hüzünleri ve sevinçleriyle, ama o bildiğimiz açıkyürekliliğiyle anlattı.
₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Homofobik söylem ve eylemleri, ileri sürülen teorileri ve açıklamaları, homofobik gerilimlerin yaşandığı kurumlar ile sosyal ve coğrafi alanları ele alan Homofobi Sözlüğü, bu tutumun kökenlerini ve günümüzdeki gerçekliğini dinden sinemaya, siyasetten gündelik hayata birçok alanda irdeleyip ifşa ediyor.  
 
Bu kapsamlı çalışma homofobi olgusunun daha sağlıklı anlaşılması ve bu olguya karşı uygulanacak yöntemlerin geliştirilmesi için detaylı ve derin bir tarihsel kavrayış kazandırıyor. Eşcinsel pratiklerin doğal görüldüğü toplumlardan, bu pratiklerin şiddetli bir şekilde cezalandırılıp mahkûm edildiği ve hor görüldüğü toplumlara geçişin her merhalesini görünür kılarak homofobinin toplumsal kodlarda daima var olacağı mitini sistematik bir biçimde yıkıyor.  
 
Ölümle yaşam, aşağılanmayla onur, kapatılma ve reddetme ile tanınma arasında varlık mücadelesi veren LGBTİ+ bireylerin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de süregelen siyasal karakterdeki özgürleşme mücadelesine katkı sağlayacak bu çalışma, aynı zamanda önyargılarla mücadele etmek için de son derece önemli bir başvuru kaynağı. 
 

(Tanıtım Bülteninden)

₺45,00KDV Dahil
₺60,00 KDV Dahil

Kapitalist toplum ile komünist toplum arasında, birinin diğerine devrimci dönüşüm dönemi yer alır. Buna siyasal bir geçiş dönemi de karşılık gelir ve söz konusu geçiş döneminin devleti, proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olamaz.”

Marx ile Engels’in Alman işçi sınıfı partisinin farklı program taslakları ve programları hakkındaki eleştirel değerlendirmelerinin yer aldığı yazı ve mektupları, program sorununa nasıl baktıklarını göstermenin yanı sıra, işçi sınıfının iktisadi kurtuluş mücadelesi ve bunun siyasal mücadeleyle ilişkisi, proletarya diktatörlüğü, kapitalist toplumdan komünist topluma geçiş süreci, işçi sınıfı enternasyonalizmi gibi pek çok başlıktaki yaklaşımlarına da açıklık kazandırıyor.

Gotha ve Erfurt Programları Üzerine, Marksizmin Almanya’daki gelişim tarihine de ışık tutan bir derleme. Alman işçi sınıfı partisinin yöneticileri, Marx ile Engels’in pek çok konudaki görüşlerini ancak uzun süren tartışmalar ve iç mücadeleler sonrasında benimsemişti.

Derlemede ayrıca, Marksizmin kurucularının eleştirilerine konu olan program taslaklarına, bu metinlerin son hâllerine ve tartışmalar sırasında anılan bazı önemli belgelere yer veriliyor.

₺12,00KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

Seçimler ve parlamento kürsüsü devrimci hedeflere ulaşmak için kullanılabilir mi? 1905’ten 1907’ye kadar Lenin’in ilgisini canlı tutan soru kesinlikle budur. Lenin bu sorunun cevabının “evet” olduğu kanısındaydı ve haksız olmadığı kanıtlandı.

Ama başka ve daha güncel sorular da var: Lenin’in 20. yüzyıl başında Rusya’da belirlediği seçim stratejisi bugüne de ışık tutuyor mu; bu stratejik yaklaşımın Tahrir’den Gezi’ye son yıllarda başlayan toplumsal muhalefetle ilişkisi nasıl kurulabilir? Çağdaş Marksist yazında ve sosyalistler arasında, Lenin’in seçimlere ve parlamentoya dönük yazıları ve yaklaşımı konusunda neden derin bir sessizlik söz konusu? Yunanistan’daki Syriza deneyimi bize neler anlatıyor?

August H. Nimtz’in eşsiz çalışmasının ikinci cildi, hem birinci ciltte kaldığı yerden devam edip 1905’ten 1917’ye uzanıyor, Üçüncü ve Dördüncü Duma deneyimlerini, Alman sosyal demokrasisi ile yaşanan ayrımları, Birinci Dünya Savaşı koşullarını, sovyetlerin parlamentoya göre üstünlük ve farklılıklarını, Troçki ve Stalin’in Lenin’in seçim stratejisi karşısındaki konumlarını, Komintern’de yaşananları vb. anlatıyor, hem de birkaç örneğini verdiğimiz bu güncel soruların yanıtlarını arayıp tartışıyor.

“Nimtz ilgi çekici ve tartışmaları ateşleyecek bir tez atıyor ortaya: Lenin, pek çok şey arasında, seçimleri Rusya’daki devrimci stratejisinin merkezine yerleştirdi. Nimtz’in, Lenin’in düşüncelerinin Marx ve Engels’in teorik ve pratik politik katkıları üzerinde yükseldiğine işaret eden iyi belgelendirilmiş bakış açısı eksiksizdir. Bilimsel ve politik tartışma ortamına parlak bir katkı...” Paul Le Blanc

₺39,00KDV Dahil
₺52,00 KDV Dahil

Marksizm ve Feminizm, 1980’li yılların ortasına kadar ülkesi İran’da baskıcı uygulamalara tanık olan, ardından Kanada’ya geçen ve halen Toronto Üniversitesinde akademisyenlik yapan aktivist Shahrzad Mojab’ın hazırladığı kapsamlı bir derleme.

Bu önemli derlemede Asya, Amerika ve Avrupa’dan tanınmış akademisyenlerle birlikte heyecan verici yeni seslerin katkıları bir araya gelirken, Marksizm ve feminizmle ilgili tarihsel tartışmalar, günümüzün en can alıcı ideolojik sorunlarına cevap arayan bir bağlamda inceleniyor, kapitalizm, ataerki ve ırkçılık sınıf odaklı bir perspektifle ele alınıyor. Böylece, Marksizm ve feminizm arasındaki tartışmalı ilişkiyi merak eden araştırmacı, öğrenci ve aktivistler için çağdaş Marksist-feminist düşünceye kaynaklık edecek temel bir eser ortaya çıkıyor.

İki kısımdan oluşan kitabın ilk kısmında, güncel ve tarihsel Marksist-feminist yaklaşımlar ele alınıyor. İkinci kısım ise, feminizmin Marksist bir kavrayışla ele alınmasını sağlayacak anahtar kavramların incelendiği makalelerden oluşuyor.

Bir yandan küreselleşmenin sonuçları kadınları orantısız bir şiddette etkiliyor, öte yandan dünyanın her yerinde kadınlar, baskıya ve sömürüye karşı mücadeleye öncülük ediyor. Pek çok kadın aktivist ve akademisyen arasında Marksist teoriye ilgi artarken bu kitap, hem önceki tartışmaları yeniden değerlendirerek, ataerki ile kapitalizm arasındaki ilişkiyi anlamanın yollarını, hem de kadınlarla birlikte toplumu da özgürleştirecek feminist bir projeyi nasıl öngörebileceğimizi araştırıyor.

 

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil

Bu kitabı okuyanların bir kısmı, belki de çoğu, bu okuma eylemini bir bilgisayar ekranından ya da taşınabilir bir aygıttan gerçekleştirecektir. İçinde yaşadığımız dijital çağda bu durumu giderek daha çok kanıksıyoruz. Bu, 21. yüzyıl kapitalizminin getirdiği yeniliklerin bir göstergesidir; ama aynı zamanda onun itici gücünü, yani yaşamlarımızı her bakımdan metalaştıran amansız bir dürtüyü anlamamızın da anahtarıdır.

Ursula Huws, günümüz küresel kapitalist ekonomisinin farklı görünümleriyle ilgili kışkırtıcı analiziyle, son yılların iktisadi, kültürel ve siyasi olgularını bir araya getiriyor ve gelişmiş bilişim ve iletişim teknolojisinin, sermaye birikimine nasıl yepyeni alanlar açtığını inceliyor.

Kültür ve sanat, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, taşınabilir aygıtlar ve toplumsal ağlar aracılığıyla insanın sosyalliğinin metalaştırılması da bu alanlar arasında yer alıyor. Ayrıca çalışma düzenlerinin yaşadığı çarpıcı değişimler, 21. yüzyılda emek ve sermayenin farklı biçimlerde yüzleşmesi, proletaryadan sibertaryaya yaşanan dönüşüm, gezegenimizin her yanındaki işçi dayanışma ve mücadelesinin yeni çelişki ve biçimlerin yolunu açması da, bu genel eğilimlere eşlik ediyor.

On yıllar içerisinde sisteme kök salmış sömürü mekanizmaları ile kapitalizmin özünü aydınlatan serbest bilgi akışı kavramlarının ötesine geçen bu kitap, günümüzdeki baş döndürücü dijital dönüşümün, çağdaş, güçlü bir eleştirisini sunuyor…

₺13,50KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

Ensest saldırı, çocuğa cinsel istismarın özel bir şeklidir ve ağır ceza gerektiren bir suçtur. Ensestin en yıkıcı yanı bizi dışarıdaki anonim kötülükten koruyacağı, merhametle saracağı düşünülen aile ortamında gerçekleşiyor olmasıdır. Ataerkil iktidarın kanatları altında, ev içi mahremiyetinin arkasına gizlenen ensest saldırı suçuyla, ancak bireyi ailenin önüne koyan bir yaklaşımla mücadele edilebilir. Hedefi “her ne olursa olsun aileyi korumak” olan yaklaşımlar, ensest failini cezalandırma, mağduru ve mağdurla birlikte zarar gören diğer aile fertlerini sağaltma ve güçlendirme konularında tüm disiplinler için engel oluşturur. Ensest saldırı ile mücadelede çocukların güvenli şekilde istismardan uzaklaşabilecekleri olanakların sağlanması, bu olanakların kendileri ve istismarcı dışındaki aile bireyleri için sürdürülebilir olması büyük önem taşıyor.

Adli tıp, demografi, eleştirel medya çalışmaları, hukuk, kadın araştırmaları, pediatri, psikiyatri, psikoloji ve sosyoloji alanlarından uzmanların araştırma, uygulama ve gözleme dayalı birikimlerini bir araya getiren bu kitap, Türkiye’de yaşanan ensest gerçeğini görünür kılarak tartışmayı; son bulmasına, saldırganların cezalandırılmasına ve mağdura yönelik yardım süreçlerine katkıda bulunmayı amaçlıyor. Tüm yazarların ortaklaştığı nokta, ensest olgusunda aile bireylerinin, akrabaların, öğretmenlerin, sağlık personelinin, avukatların, hâkimlerin, savcıların, medya çalışanlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve özellikle kamu otoritesinin yükümlülükleri olduğunu unutmamamız gerektiği.

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil

Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)

Demokrasi tarihimizin ‘EN UZUN GECE’sini

okumaya hazır mısınız?

Tüm gerçekleriyle... Tüm çıplaklığıyla...

15 Temmuz, demokrasimizin en derinden yara aldığı bir darbe girişiminin tarihi oldu.

250 insanımız yaşamını yitirdi, binlerce kişi ise yaralandı.

Bu cinnet gecesinden geriye sadece bombalanmış Meclis binamız ve kamu kuruluşlarımız değil, aynı zamanda örselenmiş bir demokrasi ve kırılmış bir parlamenter sistem de kaldı.

Peki 15 Temmuz’un darbecileri, böylesi bir çılgınlığa nasıl kalkıştılar? Bir avucu geçmeyen asker ve subayla tarihte benzeri görülmemiş gözü dönmüş vahşeti nasıl yaptılar?

Bu cesareti nereden buldular?

Peki ya bir tarikatın mensupları Türk Silahlı Kuvvetleri gibi bir cumhuriyet ocağına nasıl kümelendiler?

En etkili rütbelere nasıl yükseldiler?

Birbirlerinin yükselmesi ve rütbe alması için nasıl taktikler izlediler?

TSK dışından kimlerden nasıl destek aldılar?

Cemaatçilerin böyle kudretli noktalara gelmesi devletin bir zaafı mı yoksa tercihi miydi?

Gerçekten 15 Temmuz davul zurna çalarak mı geldi?

Hazırlayan: Tolga GÜRAKAR
Editör: Barış DOSTER

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, çoğunluğu oluşturan grup yönetme krizine girdiğinde muhalefetin temsil hakkını elinden almaya çalışır. Fakat bazı milletvekilleri, her türlü engellemelere rağmen kendine özgü yöntemlerle sesini duyurmanın bir yolunu bulur ve muhatabını şaşkına çevirmeyi başarır. Böyle biri ortaya çıktığında ise halk, kendisini en iyi onun temsil ettiğini düşünür; sempatiyle izler, sever ve destekler. Ancak iktidar ve meclis yönetimi, cesaretini haklılığından alan bu tür milletvekillerinden pek hoşlanmaz; kırmızı koltuğunu boş görmekten mutlu olur. Fakat o, sırasını hiç terk etmez; her zaman, muhatabının karşısında çoğunluk gibi belirir.

Muharrem İnce, hiç kuşkusuz, son yılların bu tanıma en uygun milletvekillerinden biridir. Galiba onu farklı kılan, üzerine gittiği her konuyu sıkı bir takibe alması ve akılda kalacak etkili bir yöntemle anlatmasıdır. AKP gibi radikal eğilimlerini her fırsatta yaşama geçirmeye çalışan bir partinin büyük çoğunluğu oluşturduğu TBMM'de bulunması büyük bir şans. 

"-Buyurun Sayın İnce", CHP milletvekili Muharrem İnce'nin meclis çalışmalarına nasıl hazırlandığını; ne olup bittiğini göremediğimiz o taş binada rakipleriyle girdiği mücadelenin geri planını anlamamıza ışık tutuyor. Aynı zamanda Muharrem İnce'yi daha yakından tanıma olanağı da edinmiş oluyorsunuz. Hem de kendi kaleminden...
(Tanıtım Bülteninden)
₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Bu ülke demokrasi yolunu seçti.


Bunun için bedeller ödedi.


Darbeleri yaşadı.


Tarihine, halkının hafızasına utanacağı idamlar kaydetti.


Biz tarihimize utanılacak sayfaların eklenmesin diye mücadele ediyoruz.


Bunu başarabilmemizin tek yolunun demokrasimizi geliştirmek, güçlendirmek olduğuna inandık.


Oysa bugün farklı bir utanç sayfasını yazmanın arifesindeyiz.


Bu küçük kitap, bu gidişe HAYIR demek için hazırlandı.


(Tanıtım Bülteninden)

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Her biri kendi sahalarında zirve isimler tartışıyor bu kitapta. Alain Touraine, Craig Calhoun ve David Lyon’ın büyük düşünür Manuel Castells’i anlamaya yönelik yazılarına Castells’in cevapları eşlik ediyor. Ardından Anthony Giddens ve Mustafa Armağan’ın yazılarıyla capcanlı bir tartışma platformuna dönüşen kitap yalnız Castells’in düşüncelerini değil, İslamcılıktan Milliyetçiliğe, Bosna katliamından ‘Ağ Toplumu’na kadar geniş bir alanı işaret fişeği gibi aydınlatıyor. 

Manuel Castells, The Wall Street Journal tarafından ‘sanal alemin ilk büyük filozofu’ ilan edilirken, The Guardian onu ‘’çağımızın en mümtaz düşünürlerinden biri’’ olarak tarif etmiştir. Anthony Giddens ve Peter Hall ise onu Max Weber ve Karl Marx’a benzetmiştir. 
Perestroika’nın hazırlayıcılarından olan Castells halen Şehir Sosyolojisi ve Enformasyon Devrimi üzerine eserler vermekte, enformasyon (bilgi) çağının toplumsal ve ekonomik dinamiklerini gözler önüne sererek geleceğe ışık tutmaktadır. Castells’e göre küresel ekonomiyi karakterize eden şey, anında gerçekleşen enformasyon, sermaye ve kültürel iletişim akışı ve alış-verişidir. Bu akışlar, hem tüketimi hem de üretimi biçimlendirmektedir. Castells, yenileşme ile uygulamayı ve enformasyon ağlarının dışında kalan tüm ülke ve milletleri marjinalleştiren ve onları gereksiz bir konuma sürüklemekle tehdit eden küreselleşme süreçlerini tasvir etmektedir. Bu derleme kitap, küresel ağın toplumları ve milletleri içine hızla çektiği çağımızda bireyin yeni çıkış yolları arayışına odaklanan devrimizin büyük düşünürü Castells’i anlama rehberi olarak okunmalı…
₺13,50KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
“Bir ülke, yer altı zenginlikleri, ormanları, ırmakları, gölleri, tarihi ve doğal güzellikleri kadar, tarihi boyunca edindiği değerler ve evrensel manada sahip olduğu hukuku, demokrasisi, devlet geleneği, yönetim tecrübesi, yetişmiş insan kaynağı, ortak yaşam anlayışı, fikir özgürlüğü gibi kavramlarıyla tanımlanır. Bu kavramlar, ülkedeki insanların mutlu, rahat ve huzurlu bir ortamda mı tam tersi bir konumda mı yaşadıklarına dair birer ölçüttür. 

Ülkemiz son zamanlarda fikir ve düşünce özgürlüğü, hukuk, demokrasi, devlet geleneği gibi moral değerlerin bir kısmını kaybetti.” 


Hanefi Avcı, bugün geldiğimiz noktada, bozulan devlet düzeni, kısıtlanan özgürlükler, bağımlı yargı ve tek adam anlayışına karşı yapılması gerekenleri, bu kötüye gidişin durması için bulunduğumuz Son Eşik’te vereceğimiz kararın önemini anlatıyor.
₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Bağdatlı şehzade Barmecide’in, bir dilenciye boş tabaklarla “ziyafet çektiği” hikâyeyi bilirsiniz. Ancak boş tabaklardan oluşan bu bahşedilmiş ziyafet, pek tabii ki Bağdatlı dilencimizin karnını doyurmaz. Barmecide’in sofrasında, dilencinin, olmayan yemeklerle ziyafete alınması, aslında trajikomik bir olay anlatır bize; trajikomiklik olmayanın zarafeti ve şatafatından yeşerir. Bu tıpkı günümüz insanının, yaratılmış, görkemli sanal hikâyelerle beslenmesi mefhumunda olduğu gibi, özünde bir aldatma hikâyesidir. Şehzadenin, hayali ürünlerle, dilencinin zihninde sanal gerçeklik yaratmaya çalıştığını anlatan öykü; günümüz şehzadelerinin (siz kapitalizm diye okuyunuz), bir çeşit dilenciye çevrilmiş olan günümüz insanına sunduğu “ziyafet” öyküsüyle örtüşür. Her iki öykü de tam bir fantazmagoryadır.

   Ancak günümüz insanının, Bağdatlı dilenciden çok daha şanslı(!) olduğunu söylemeliyiz; çünkü önüne serilmiş olan Barmecide sofrası çok daha şatafatlı, zengin ve boydan boya boş tabaklarla dolu. Üstelik bu boş tabakların her birinin içinde bireyi, ve dolayısıyla toplumu geçici doyma hissine ulaştıran bir sürü hayali yemek var. Kuşkusuz “din” bu yemekler içinde en doyurucu olanı; ama itiraf etmek gerekir ki en lezzetlisi değil. “Futbol”, Barmecide sofrasındaki en lezzetli yemek olma konusunda liderliğini bir süre daha kimseye kaptırmayacak gibi. Lakin tüm doyuruculuğuna ve lezzetine rağmen “din” ve “futbol”; asla “ulusçuluk” kadar besleyici değiller. “Ulusçuluk”, sofradaki boş tabağa konduğu ilk andan itibaren, günümüz dilencisi olan sıradan birey için, her zaman besin değeri en yüksek hayali yemek oldu ve bazen sofraya hiç beklemediklerimiz de oturdu…

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺12,00KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde başdanışmanlığını yapan Ahmet Sever’in 2015 yılında yayımlanan Abdullah Gül ile 12 Yıl kitabı kamuoyunda büyük yankı uyandırmış ve aylarca süren tartışmalara neden olmuştu.

Sever bu kitabında bir yandan özellikle iktidar saflarından gelen tepki, eleştiri ve saldırılara cevap verirken, diğer yandan “aile içi sır” olarak saklanan bazı gerçeklere ışık tutuyor. İyi başlayan bir yolculuğun nasıl bir çıkmaz sokağa girdiğini çarpıcı örneklerle anlatırken ülkenin son yıllarda uluslararası arenada içine düştüğü açmazları da gözler önüne seriyor.

İktidarın açmazlarından bazı satırbaşları:

• “Gül ve Davutoğlu’nu FETÖ’cülükle suçlar, hapse atarız” diyen üst düzey AKP’li kim?

• Erdoğan kimlerle ilgili Sadullah Ergin’e “Yargının işine karışma!” dedi?

• Gül 2007 yılında Erdoğan’a rağmen nasıl cumhurbaşkanı oldu?

• Erdoğan, 2012 yılında Gül’e neden yasak koydurdu?

• Erdoğan, MKYK’da kimler için “Üç kendini bilmez!” ifadesini kullandı?

• Ahmet Davutoğlu hangi konuda doğruyu söylemiyor?

• Arınç ve Davutoğlu’nun Erdoğan ile dramatik “git-gel” ilişkileri.

• 2015 yılında yapılan Erdoğan-Gül görüşmesinin perde arkası.

• Mustafa Varank ve 36 başdanışmana çağrı: “Mal varlığınızı açıklayın.”

• Şamil Tayyar ve Selçuk Özdağ’ın içler acısı halleri.

• Erdoğan’ın Soros bağlantısı.

• Gül’ün ekibinin kötü sınavı.

• AKP ile ilgili hüsran, hayal kırıklığı ve suçluluk duygusu yaşayanlar...

Ülkenin açmazlarından bazı satırbaşları:

• Hukukun Üstünlüğü Endeksi: 113 ülke arasında 101. sıradayız.

• Uluslararası Şeffaflık Örgütü: Yolsuzlukta Avrupa’nın en yozlaşmış ülkesiyiz.

• Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü: Basın özgürlüğünde 188 ülke arasında 155. sıradayız.

• The Economist Intelligence Unit: Dünya demokrasi endeksinde 88. sıradayız.

• OECD Eğitim Endeksi: Üye 38 ülke içinde 36. sıradayız.

• Uluslararası Sendikalar Örgütü: İş kazalarında dünya üçüncüsüyüz.

• Çocuk İstismarcılığıyla Mücadele Derneği: Çocuk istismarında dünya üçüncüsüyüz.

• URAP: Dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında yokuz.

(Tanıtım Bülteninden)

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
2008 finans krizinin patlak vermesinden sonra kapitalizm tekrar eleştirilmeye başlandı. O zamana dek, Sovyetler Birliği’nin ve alternatif sistem sosyalizmin çözu¨lu¨şu¨nden sonra tarih son sözu¨nu¨ söylemiş ve kapitalizm diğer tu¨m ekonomi formlarına u¨stu¨n gelmiş gibi göru¨nu¨yordu. Ama finans krizinin patlak vermesi ve bu krizin ardından nelerin yaşanabileceğinin öngöru¨lememesi, “kapitalizm”in iyi ve kötu¨ yanlarına, çelişkilerine ve potansiyellerine dair uzun zaman önce demode olmuş göru¨nen soruların tekrar sorulmasına yol açtı. Kapitalizm tarihi alanında uluslararası bir sima ve önde gelen bir araştırmacı olan Ju¨rgen Kocka bu kitapta kapitalizmin ortaya çıkışı ve gelişmesine pek çok bakımdan ışık tutuyor. Kapitalizmi incelemeye onun ilk aşaması olan merkantilizm ya da ticari kapitalizm döneminden başlıyor, sanayi kapitalizmi ve finans kapitalizmi ile devam ediyor. En sonunda da finans kapitalizminin neoliberalizm ru¨zgârı altında vardığı koşulların bir değerlendirmesini yapıyor. “Objektif” bir kapitalizm tarihi okumak isteyenler kaçırmasın deriz. 

“Kapitalizmin Tarihi, yazarın ömru¨nu¨ adadığı dev araştırmayı kolayca okunup anlaşılabilecek bir forma sokup, geniş bir okur kitlesine ulaştırmayı başarıyor. Bir bestseller olmayı hak ediyor.” 
— Patrick O’Brien, London School of Economics
₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Sana uzanan eller kırılsın. Sen bu canilerin hedefi oldun. Esas hedef 
Türkiye Cumhuriyeti, Türk milleti ve onun huzurudur. 
Süleyman Demirel (Cumhurbaşkanı) 
Ulusumuz, yeri kolayca doldurulamayacak bir bilim adamını kaybetti. Cumhuriyetin başı sağ olsun. 
Hikmet Çetin (Dışişleri Bakanı) 
Sevgili Kışlalı, biz devam ediyoruz. 
Hasan Fehmi Güneş (İçişleri Bakanı) 
Laik, çağdaş, demokratik Türkiye’ye eklemlenen her aydınlık 
yürek gibi çoğaldın… 
Prof. Dr. Türkel Minibaş (Ekonomist, yazar) 
Bilimin yol göstericiliğini tüm yaşamı boyunca temel ilke edinmiş çok değerli bir aydınımızın yok edilmesi, bu ilkenin Türk toplumunun temel ışığı olmasını engellemeyecektir. 
Prof. Dr. Namık Kemal Pak (TÜBİTAK Başkanı) 
Komutan Kışlalı. 1974’te komutan bendim. 25 yıl sonra Atatürkçü düşünenleri, laikleri, Kuvayı Milliyecileri yeniden derin uykudan uyandıran komutan sen oldun. Mustafa Erkal (E. Albay) 
Atatürk’ün Cumhuriyeti’nde namuslular namussuzlar kadar etkili olamazlarsa, Kışlalı’yı başka yurtsever aydınlar izleyecektir. 
Prof. Dr. Yaman Örs 
Sevgili Kışlalı laikliğin ve demokrasinin yılmaz savunucusuydu. 
Mustafa Gazalcı (Eğitimci, milletvekili) 
Biz Kemalistler sizden aldığımız ışığı daha da ileriye götüreceğiz. 
Suay Karaman (ADD Genel Sekreteri)
₺21,00KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
Karl Marx, fikirleriyle bütün dünyayı etkileyen az sayıdaki insandan biri. Bu fikirler öylesine etkileyici ki kendisinin 1883’teki  ölümünden önce bile fikirleri büyük tartışmalar yaratabilmişti. 
Herkes Marx’ı güncel sorunlar karşısında yeniden yorumlama gereksinimi duyuyor. Bu yorumların bir bölümü öylesine vahim ki Marx bile bu “marksizmler” karşısında “bütün bildiğim ‘marksist’ olmadığımdır; tanrı beni dostlarımdan korusun!” diye isyan etmişti. 
Bu kitabın amaçlarından bir tanesi, onu fikirlerini çarpıtan dost ve düşmanlarının ellerinden kurtararak onun temel fikirlerini mümkün olan en açık ve doğrudan bir şekilde ortaya koymaktır. 
Ama bundan daha önemlisi, onun ekonomik kriz, işsizlik, sömürü, ulusal sorun, savaş tehdidi, emperyalizm gibi konulardaki fikirlerini (ki bugün hala onlara çok ihtiyacımız var) ve bu sorunlara onun fikirlerini temel alan devrimci yanıtları sunmaktır. 


(...) Son yıllarda Karl Marx dünya ölçeğinde hem yapıtları en çok yayınlanan, hem de üzerine en çok yayın yapılan yazarların başında geliyor kuşkusuz (…) 
Ne ki özellikle 1980’lerden itibaren devreye giren “lapsus” ve bu lapsus sürecinde biriken söylem yığışması, Marx okumasını özellikle yeni devrimci kuşaklar için zorlaştırıyor. 
Alex Callinicos, Marx’ta ayak diremekten vazgeçmemiş az sayıda marksistten biri. Orijinali 1983’te yayınlanan Marx’ın Devrimci Fikirleri’nin “Önsöz”ünde Marx’ı okumayı güçleştiren esas etkenin Marx’ın fikirlerinin çoğu kez büyük ölçüde çarpıtmalara maruz kalmış olması olduğunu vurguluyor (...) 
Bu nedenle marksizmi, Marx’ın yazılarından hareketle bir kuram, bir kuram olduğu kadar bir “devrimci eylem rehberi” ya da tekil bir deyişle bir “pratik felsefesi” olarak sunan bir duruşla kaleme almış Marx’ın Devrimci Fikirleri’ni (...) 
Bu kitap tam da bu mücadelelerin yoğunlaşacağı günümüzde sıcağı sıcağına başvurulması gereken bir el kitabı. 
Sibel Özbudun
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Neydi ’68? Tarihin bir şakası mı, yoksa, tarihe yön veren çelişmelerin bir düğüm noktası mı? Bulutsuz gökyüzünde çakan bir şimşek mi, yoksa, küller arasındaki kıvılcımın parlaması mı? Yalnızca bir “gençlik isyanı” mı, yoksa, emperyalizme karşı savaşan köylülerin, kapitalizmin yakasını tutup silkeleyen işçilerin de ayağa kalkışı mı? Türkiye’nin ‘68’i, “dünyadaki hareketlerin taklidi” miydi, yoksa kendi tarihsel dinamiklerinin bir ürünü mü? Toprak ve fabrika işgalleri, 15-16 Haziran... Demokratik üniversite mücadelesinin, anti-emperyalist direnişin başlıca özellikleri, olaylar, kişiler, ilişkiler... Üniversiteden dağlara, Fikir Kulüpleri’nden gerillaya... Deniz, Yusuf, Hüseyin, Mahir, İbrahim, Sinan... Dönemin bütün fırtınasını, neşesi, heyecanı ve acısıyla yaşamış olanların tanıklıklarıyla... Devrimcinin ‘68’i... 

Değerlendirmeleri ve tanıklıklarıyla... 
Ahmet Say, Ali Kaypakkaya, Alibek Çubuk, Beşir Aslan, Bozkurt Nuhoğlu, Cemil Gezmiş, Erdal Öz, Ertuğrul Kürkçü, Fahriye Aral, Fatma Çubuk, Hacı Tonak, Halit Çelenk, Hasan Ataol, Haşmet Atan, Hüsniye Göçmen, Hıdır İnan, İhsan Çaralan, Kemal Kalaycı, Metin Eşrefoğlu, Mustafa Çubuk, Mustafa Yalçıner, Nuran Kepenek, Onat Kutlar, Orhan İyiler, Remzi Şirin, Salman Kaya, Şekibe Çelenk, Talat Turhan, Tuncay Çelen, Tuncer Sümer, Zeki Tekeş...
₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Seçimler ve parlamento kürsüsü devrimci hedeflere ulaşmak için kullanılabilir mi? Boykot taktiğine hangi durumda başvurulabilir, komünist bir aday parlamentoya seçilirse kürsüyü nasıl değerlendirebilir? Lenin’in seçim stratejisinin kökenleri Marx ve Engels’te bulunabilir mi? Marx ve Engels’in seçimlere dönük görüşleri hangi klasik metinlere nasıl yansımış, Lenin bunlardan nasıl yararlanmıştır? Legal-illegal mücadele koşulları, sınıf ve seçim ittifakları, çarlığa karşı diğer muhalif kesimlerle işbirliği olanakları, Bolşevik-Menşevik ayrımının sıcaklığı ve 1905 Devrimi’nin öncesi ve sonrası göz önünde bulundurulduğunda, Lenin ne gibi stratejik değişikliklere gitmiş, Birinci ve İkinci Duma seçimleri için nasıl bir mücadele örgütlemiştir?

Hepsi, bugüne yansımaları da olan can alıcı sorular… Ve August H. Nimtz’in kitabı, Lenin’in stratejik yaklaşımları temelinde bu ve benzer soruların yanıtını oluşturan eşsiz bir çalışma.

Marx ve Engels’ten yola çıkıp 1905 Devrimi’ne kadar uzanan bu ilk ciltte, Lenin’in, seçim kampanyalarının nasıl yürütüleceği, seçim bloklarında yer alıp alınmayacağı ve bununla ilgili “ehvenişer” ikilemi, vekillerin partiye hesap vermesinin nasıl sağlanacağı ve seçim siyasetiyle silahlı mücadele dengesinin nasıl kurulacağı gibi meselelere nasıl cevap ürettiğini de görüyoruz. Lenin’in, daha sonraları bu çalışmadan çıkan derslerin Bolşeviklerin 1917’deki başarısı açısından “elzem” olduğunu söylediği düşünüldüğünde, bu dönemin ayrıntılı analizinin eksiksiz bir Leninizm kavrayışı için hayati önemde olduğunu görüyoruz...

₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
FETÖ, ABD’deki en büyük sözleşmeli okul yapılanmalarından birini elinde bulundurduğunu kamuoyundan yıllarca gizleyebilmiş ; eğitim konularındaki keyif ve yanlı uygulamaları yetmezmiş gibi, başka alanlarda da Fethullah Gülen’le bağlantılı tüyler ürpertici yalanlarını sürdürmüştü. Emlak alım satımında sahtecilik, şişirilmiş avantalar, yabancılara yönelik vize programlarının suistimali… 28 eyalette faaliyet gösteren bu şebekenin yasadışı işleri arasında neler yoktu ki !
₺75,00KDV Dahil
₺100,00 KDV Dahil
Cumhuriyet Ordusu, ordunun içindeki işbirlikçilerin desteği ile tasfiye edildi. Bu süreçte, Genelkurmay Başkanı Özkök'ün ve Özel'in, bu millete kendi dönemlerini yazma borçları var. Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın, Başbuğ'un, Koşaner'in ve bu dönemde görev yapmış kuvvet komutanlarının, Türkiye'nin bu günlere gelişine ışık tutacak anılarını kaleme alma borçları var. Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı bir yapının, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde nasıl yuvalandığını ve bu insanları kimlerin üst rütbeye yükselttiğini, kimlerin imzasıyla kritik görevlere atandıklarını anlatma borçları var. 

Güneydoğu'da PKK hendek kazarken,patlayıcı madde döşerken, siper hazırlarken, silah ve cephane depolarken göz yumulmasına, sessiz kalınmasına ve operasyon izni verilmemesine karşı tepkisiz kalmak ve Türkiye'nin bölünmenin eşiğine getirilmesine tanıklık yapmak nasıl bir duyguydu? 

PKK güç kazanırken, anayasa ve yasalar çerçevesinde tepki gösterip, Türkiye'yi bir tehlikeden kurtarmak mümkün değil miydi? Tarih, gelecek kuşaklar okusun diye şehitlerin kanıyla "terörle mücadelede alınan dersler"i yazdığında, görevini yapmayanlar kendilerini nasıl savunacaklar? 

Dış politikada, kendi sahasında bile tek maç kazanamayan bir ülke, varlığını sürdürebilir mi? Ulusal çıkarlara öncelik vermeyen bir strateji, terörle mücadele edebilir mi? Türkiye, neden tüm cephelerde kaybetmiştir? Yozlaşmanın yaygınlaştığı, cehaletin bilgeliğin yerini aldığı, güneşin battığı bir toplumda, bilgi ve liyakat neden gereksizdir? 

TSK içindeki ayıklanmayan cemaat yapılanmasının boyutları, sanıldığı kadar endişe verici değil mi? Cumhuriyetin birikimlerini, köklü kurumların da iş birliği ile yok eden bir Türkiye, gelecek kuşaklara acı ve gözyaşı vadetmeye hazır bir zihniyetle, toprak bütünlüğünü 2023'e kadar koruyabilir mi? 

30-40 yıl sonra, bugünün tarihi yazıldığında gelecek kuşakların, bugünlerde yaşanan gerçekleri bilme hakkı var. Atatürk'ün en büyük eseri ve kutsal emaneti olan Cumhuriyet'in, getirildiği durumun nedenlerini gelecek kuşakların öğrenme hakkı var. İşte bu nedenle, elinizdeki kitapta, herkesin gözü önünde çöken bir devletin öyküsünü, yaşanan gerçekler ışığında okuyacaksınız. 

Bu, sadece tarihe bir not düşmek için atılmış küçük bir adımdır…
₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Bugünkü durum şöyle ki, kendi evi tarafından ne kadar köleleştirilmiş olduğunu kadın kendisi de bilmiyor. O, tüm hayatını, günler ve saatler boyunca hiç bitmek bilmeyen yemek pişirme, yıkama, temizleme, dikiş vs. vs. işlerine kurban ederken; sadece pratik ve ticari soruların çözümüyle kaderinin düzeleceğine inanmak bir yanılmadır.
₺12,00KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
Siyasal cinayetler önceden bilinir! 

Komplo teorileri, Gizli cemiyetler, Spekülatif düşünceler her zaman ilgi çekici olmuştur. 
Dünya ve Osmanlı tarihi ile Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihi suikastlar, entrikalar, komplolar, sabotaj ve ihanetlerle doludur. 
Peki neden? 
Erol Mütercimler, bu kitabında bir kez daha birbirinden ilginç örneklerle bu sorunun peşine düşüyor… İşte bunlardan birkaçı... 
Dünya tarihinden... 
Ceaser cinayeti – Çar Ailesinin ölüm günü – Troçki cinayeti 
– Salvador Allende suikastı – Kod Adı “Ajax” olan Mussadık’a yapılan darbe – Mısır’ın ünlü Arap milliyetçisi Cemal Abdulnasır’ın iktidara gelişinde CIA’in parmağı – Siyon protokolleri entrikası – Hitler’i bir türlü öldüremeyen suikast girişimleri – Hiroşima komplosu 
– Perl Harbor provokasyonu… 
Osmanlı Devleti tarihinden... 
Piri Reis’e kurulan büyük komplo – Padişah Genç Osman’ın öldürülüşü – Çocuk padişah IV. Mehmet  entrikası – Büyük fesat örneği: Siyonizmin öncüsü Yasef Nassi’den Mesih Sabatay Sevi’ye gidiş 
– İlk kez okunacak olan entrika: Fransa “mason locasında padişah V. Murat’ın tahta oturtulma girişimi II. Abdülhamit’e taht kaybettiren Manastır’da atılan kurşun provokasyonu – 1913 Bab-ı Âli baskını entrikası – Mahmut Şevket Paşa suikastı – I. Dünya Savaşını başlatan cinayet – İttihatçı Paşalara kurulan tuzak cinayetler: Talat Paşa ve Cemal Paşa’nın öldürülüşü … 
Cumhuriyet Dönemi tarihinden... 
Mustafa Suphi’yi tuzağa düşüren Yahya Kâhya komplosu – İhanet örneği; Atatürk’ün anlattığı Yahya Kaptan cinayeti – 16 Mart 1978 tarihinde üniversite öğrencileri provokasyonu – Abdi İpekçi ve Uğur Mumcu cinayetlerinin aynanın arkasında kalan büyük planları 
– İmralı zabıtlarının yayını bir sabotaj mıdır? 
Mükemmel işlenmiş cinayet yoktur!
₺29,25KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil
Öyle bir oyun düşünün ki bütün oyuncular aynı ekipten. Yani siz, kendi ekibinizden birine karşı oynuyorsunuz. Muhteşem bir kriptolojik kurgu! Rakibiniz aslında sizinle aynı amaçlara hizmet eden biri oluyor. Siz ve rakibiniz (!) sizin için hangi strateji en büyük getiriyi sağlıyorsa onu tercih ediyorsunuz. Siz açıktan yapıyorsunuz, o ise gizliden gizliye yapıyor. Size karşı oynuyormuş gibi gözükerek size hizmet ediyor. 
Burada guguk kuşu, rakibinizin bizzat kendisi olmuş oluyor. Bir kripto. Çok çeşitli sahalarda bunun uygulamalarını görmek mümkündür. Örneğin kendi elemanınızı, rakip bir kuruluşun önemli bir yöneticisi yapmayı başarmanız gibi bir şey! 
Bugün bize karşı kurgulanan bütün oyunları tek tek çözümlemeye başladığımızda, aslında hepsinin anasının bir dünya hâkimiyeti oyunu veya kurgusu olduğunu görüyoruz. Eğer düşmanlarımızla ya da daha yumuşak bir ifadeyle rakiplerimizle mücadele edeceksek, bu mücadeleyi tüm katmanlarda yapmak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde kaybetmeye mahkûm olmuş oluruz. Yani, kısacası, Türkiye küresel ölçekte bir oyun kurucu olmalıdır. Bu bir tercih değil, zorunluluktur. 
Büyük devletler şartları oluşturur, küçük devletler şartlara tabi olur. Türkiye’miz büyük bir devlettir ve şartları oluşturmak zorundadır.
₺14,25KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
Karl Marx’ın, 1880 yılında Revue Socialiste dergisine Fransa’da yaklaşan genel seçimler için hazırladığı 101 soruluk “İşçi Anketi”, Tu¨rkiye’de 1970 yılında Devrimci Sinema Dergisi tarafından basılmıştı. Aradan geçen yarım yüzyıl bize, “İşçi Anketi”nin hâlâ koruduğu gu¨ncelliği anlatırken, “işçi sınıfının nasıl bir özne olduğu” sorusunu bugu¨n de sorduruyor. 

Karl Marx’ın ölu¨mu¨nden u¨ç yıl önce hazırladığı 101 soruluk anket çalışması; du¨nya çapında kabul gören, kapitalist u¨retimin eleştirel bir tahlilini yaptığı Kapital isimli kitabında geçen kavramların, pratik bir çalışmada nasıl işlendiğinin ve Marx’ın ölu¨mu¨ne kadar işçi sınıfı örgu¨tleri, kurumları ve yayınları ile ilişkisini kesmediğinin de bir göstergesidir. 

Elinizdeki kitap; Karl Marx ve Friedrich Engels’in karşılaşmalarıyla başlayıp, tu¨m du¨nyaya yayılacak bir gerçekliğin ve hakikatin anlatısında, Tu¨rkiye’de ve du¨nyada unutulmuş olanı açığa çıkarmayı, u¨zerine du¨şu¨nmeyi amaçlıyor...
₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

“Kavramların tarihi onların kapsam, alan ve içeriklerinin değişme/dönüşme tarihidir de. “Ekonomi politik” kavramı/deyimi için de bu böyledir. Bu bağlamda; (iktisadi) düşünce tarihçisi, basitçe mezarlık(lar) bekçisi olmayacaksa hangi mezarın hangisinden önce kazıldığını, mezarların üst üste mi yan yana mı konumlandığını, mezar(lık)ların aralarında geçitlerin mevcut olup olmadığını öğrenmek/bilmek durumundadır (zorundadır?).

Mezarlık(lar) bekçisi hangi mezar(lar)ın harabe, hangilerinin içinde değerli hazineler barındıran virane olduklarını teşhis etmeyecekse ne “işe” yarayacaktır? Bu teşhisinde mücevherlerden bazılarını biraz daha parlatsa, bir kısmını ön sıralara yerleştirse, haddini fazla mı aşmış olur? “Sahih” mücevherlerle “sahtesini” ayırabilmişse, galiba bu biraz onun “işinin” de parçasıdır.”

₺16,20KDV Dahil
₺21,60 KDV Dahil

Cezalandırmanın mantığı nedir?

Hammurabi Kanunları’ndan günümüze; intikam, caydırma ve engelleme üzerine kurulu olan cezalandırma teknikleri toplumlar genelinde ne kadar başarılı olmuştur?

Kaç insanın hayatı sıklıkla değişen kanunlar ve işkence aletleri altında ezilmiştir?

Suç oranları yapılan kanunlar ve uygulanan cezalandırma yöntemleri ışığında yüzde kaç oranında düşmüştür? Sahiden düşmüş müdür?

“Cellat Pierrepoint: Devlet adına, ölümü -ölüm ne kadar adil veya haksız olursa olsun- en insani ve asil şekilde sağlama görevini yerine getirdim… Deneyimlerimin meyveleri ağzımda acı bir tat bıraktı, zira gerçekleştirdiğim yüzlerce infazın her birinin o ya da bu şekilde yeni cinayetleri önlemiş olduğuna inanmıyorum. İdam cezası, bana göre, intikamdan başka bir şey değildir.”

(Tanıtım Bülteninden)

₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
Bu harika kitap, en derin ve incelikli felsefi temaların bazılarını ikna edici bir açıklıkla aktarmayı başarıyor ve Hegelci kökenlerinin ayrıntılarına inerek, Marksist düşüncenin diyalektikliğini yenilemesine yardımcı oluyor. Marksist ‘yabancılaşma’ kavramı konusunda karşılaştığım en iyi kitap. 
Tony McKenna, Marx and Philosophy Review of Books 

Sean Sayers’in kitabı, Marx’ın düşüncesinin Hegelci boyutunu ve bu sayede Marx’ın yabancılaşma teorisini savunmak bakımından etkileyici bir çaba. 
Dan Swain, International Socialism Journal 

Sayers, Marx’ın düşüncesinin temelinde Hegelciliğin yattığı noktasında güçlü bir argüman sunuyor, çokça işlenmiş bazı alanlara yeni bir ışık tutuyor ve çoğu Marx araştırmasının hâlâ yoksun olduğu bir açıklıkta yazıyor. Hepsinin ötesinde, Sayers şunu kanıtlıyor: Hegel-Marx ilişkisi üzerine pek çok şey yazılmasına rağmen, Marx’ın felsefi fikirlerine bu şekilde yaklaşmak Marx araştırması için en verimli araştırma alanı olmaya devam ediyor.
₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
“Kalkınma ve politika dünyasında artık yepyeni bir kuramsal 
paradigma var. ‘İnsani Gelişmişlik’ ya da ‘Yapabilirlikler Yaklaşımı’ 
olarak adlandırılan bu model çok basit bir soruyla işe başlar: İnsanlar 
gerçekte neler yapabilir ve ne olabilirler? Önlerinde ne gibi fırsatlar 
vardır? İnsan hayatı, doğası gereği, birbiriyle ilintili çok sayıda 
unsurun bir arada incelenmesini gerektirir, bu nedenle basit gibi 
görünen bu sorular aslında oldukça karmaşıktır. Zaten modeli cazip 
kılan özelliklerden biri de bu karmaşıklıktır: insan yaşamının ve insani 
çabanın kendi karmaşıklığına yanıt verecek donanıma sahip yepyeni 
bir yaklaşım olması. Her halükârda, modelin sorduğu sorularla 
insanlar günlük hayatlarında sürekli karşı karşıya kalırlar.” 
Günümüz dünyası hâkim kalkınma paradigmasının içine hapsolmuş 
durumda. Bu kalkınma anlayışında insanlar hesaplanabilir 
hesaplanması gereken birimler, insan yaşamı ekonomik rasyonalizmin 
bir nesnesi, insanın en temel ihtiyaçları ise üzerinde pazarlık 
edilebilir “şey”ler olarak görülüyor. Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri 
de bu paradigmayla koşutluk içerisinde gayri safi yurtiçi hâsıla gibi 
rakamlara göre belirleniyor; adil bölüşüm, temel ihtiyaçlar, ekonomik 
ve sosyal adalet, kamusal tartışmanın dışında konumlandırılıp 
“ideolojik” olmakla eşleştiriliyor. Martha C. Nussbaum elinizde 
tuttuğunuz bu kitapta, “Yapabilirlik Yaklaşımı” adını verdiği ve 
bir paradigma değişimini esas alan yaklaşımıyla yalnızca insanlar için 
değil, tüm canlılar için “yaşanabilir” bir dünya kurabilmenin incelikli 
arayışını sunuyor.
₺26,40KDV Dahil
₺33,00 KDV Dahil
“Modern çağın dini olan milliyetçiliğin güçlü olması ve ona karşı 
ideolojik mücadelenin yavaşlığı, cesaretimizi kırmamalıdır. Milliyetçi 
ideolojiye karşı mücadeleye girişenler, en küçük başarılardan 
memnun olmalı, uzun sürecek olan bu mücadelede hem kararlı hem 
sabırlı olmayı öğrenmelidirler. Kötümser ve iyimser olmak için 
nedenler vardır. Kötü gelişmeleri görmezden gelmeyen, aydınlatıcı 
fikir ve eylemlerin değiştirici gücüne inanan iyimser tutum, daha 
gerçekçi bir yaklaşımdır.” 
İnsan topluluklarının arasına aşılmaz bariyerler kuran bir 
milliyetçiliğin aşılması gerektiği fikri demokrasi güçlerinin uzunca bir 
süredir gündeminde. Öte yandan modern toplumların içinde bulunduğu 
krizi tanımlayan anlam arayışına/anomiye bir yanıt sunduğu düşünülen 
“aidiyet”in cazibesi beraberinde milliyetçiliğe sıkıca sarılmayı da 
zaman zaman mümkün kılabiliyor. 
Marksizm, Milliyetçilik ve Demokratik Ulus milliyetçilik tartışmalarına 
odaklanarak ve bunun Marksizm içi tartışmalarda nasıl kavrandığını 
ortaya koyarak milliyetçiliğin dayandığı ilkeleri gözler önüne serip 
milliyetçiliğin gücünü kıracak önemli bir tezi, “Demokratik Ulus” tezini 
ileri sürüyor ve bizi milliyetçilik üzerine yeniden düşünmeye çağırıyor.
₺35,20KDV Dahil
₺44,00 KDV Dahil
Emperyalist fenomenler, her dönemin ekonomik sınıf çıkarlarına indirgenmeye çalışılabilir. Neo-Marksist kuramın yaptığı budur. Emperyalizmde, kısacası, yalnızca kapitalist üst katmanın kapitalist gelişmenin belli bir aşamasındaki çıkarlarının yansımasını görür. Şüphesiz ki bu, meselemizin çözümüne dair elimizde olan açık ara en ciddi katkı. Ancak bu düşüncenin, tarihin ekonomik yorumunun mantıksal olarak zorunlu bir sonucu olmadığını vurgulayalım. Bu düşünce, tarihin ekonomik yorumuyla çelişmeden, hatta onun sunduğu çerçevede kalarak da reddedilebilir. 
Emperyalizm geçmiş devirlerin kalıntıları diyebileceğimiz büyük gruba girer. Bunlar tüm somut toplumsal durumlarda, her toplumsal durumun o günkü yaşamsal koşullarıyla değil de o günün geçmişinin yaşamsal koşullarıyla, yani iktisat tarihi bakış açısından o anın değil de geçmiş zamanın üretim ilişkileriyle açıklanabilecek unsurları üzerinde büyük bir rol oynarlar. Emperyalizmi ortaya çıkaran yaşamsal zorunluluklar kaybolup gittiğinden onun da zamanla ortadan kalkması gerekiyor. Yapısal unsur olarak ortadan kalkması gerekiyor zira, taşıyıcısı olan yapı çöküyor ve toplumsal gelişme sürecinde ona alan bırakmayan ve onu destekleyen iktidar unsurlarını elemine eden başka yapılarca çözülüyor. – Joseph Schumpeter
₺14,25KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
Yirmi birinci yüzyılda yalan, siyasetçi ve yönetilenlerin ortaklaşa inşa ettiği bir olguya dönüştü. Yeni olan, siyasetçilerin yalanları değil, kitlelerin buna verdiği tepkidir. 
Hakikatin önemsizleşmesi (post-truth), toplum görüşlerinin oluşmasında duyguların ve kişisel inançların, hakikatin önüne geçmesidir. Böyle bir ortamda, destekçisi olan kitlenin inançlarına ve önyargılarına uygun olduğu sürece liderin tutarsız savlar ileri sürmesi, yolsuzluk yapması, ekonomide, dış siyasette başarısız olması önemini yitirir. Bunların tümü iç-dış düşmanlar, terör örgütleri, casuslar, ülkenin gelişmesini istemeyen seçkinler gibi, çoğunlukla “icat edilmiş” kesimlere yıkılır. 
Yalanın meşrulaştırılması, felsefede “safsata” (fallacy) adı verilen hileli akıl yürütme teknikleriyle yapılır. İlk kez Aristoteles’in sınıflandırdığı bu teknikler üzerine İbn Sina’dan Schopenhauer’a kadar pek çok felsefeci kitaplar yazdı. 
Bu kitapta önce hakikatin önemsizleşmesi dönemi üzerine genel bir bilgi edinecek, ardından siyasetçilerin en çok kullandıkları 48 hileli akıl yürütme yöntemini örnekleriyle birlikte okuyacaksınız. Kitlelerin farkında olmadan, siyasetçilerle kol kola ürettikleri yalanın nasıl inşa edildiği karşısında hayrete düşeceksiniz.
₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
İsmail Hakkı Baltacıoğlu, istibdat döneminde doğup büyümüş ve okumuş; meşrutiyet döneminde hayata atılmış, mütareke, mücadele, kurtuluş ve kuruluş dönemlerine tanık olmuş; Atatürk, İnönü, Menderes ve 27 Mayıs sonrası dönemleri yaşamış bir kişidir. Muhtemeldir ki o tüm zamanların en büyük Türk eğitimcisidir. 
O özgür ve özgün bir adamdı. Türkçüydü, muhafazakârdı, cumhuriyetçiydi ve inkılâpçıydı. Ancak hiçbir yere ve gruba sıkı bir aidiyeti yoktu. Takdir ettiği kişilere ve düşüncelere zihninde gocunmadan yer açtı. Ama zihnini kimseye tam manasıyla teslim etmedi. Onun benliğini hiç kimse ve hiçbir ideoloji ele geçiremedi, işgal edemedi. 
İşte beş devri yaşamış bu büyük adamın, cumhuriyetçi muhafazakâr İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun yaşam öyküsü...
₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
İtiraf alma amaçlı “sertlikle” kasıtlı “zulüm”arasında akıl almaz incelikte bir çizgi... İnsanlığını, vicdanını, ruhunu kaybeden işkenceciler; eklemleri etlerinden fırlayan, gözleri oyulup tırnakları çekilen, kendi kangölünde boğulan mahkûmlar... Zihin işkenceleri, Demir Maske, Skeffington Prangası, Çivili Tabut, Bakirenin Öpücüğü,İspanyol Sandalyesi ve daha niceleri... Bu kitap size, içine doğmuş olduğunuz dünya düzenini sorgulattıracak. “Mowung, insanüstü iradesiyle yavaş ve temkinli kesim sürecinde sessizliğini korudu; önce yanakları, sonra göğüsleri, kollarının alt ve üst kasları, bacaklarının etleri ve bunun gibi pek çok yeri hayati noktaları zarar görmeyecek şekilde bedeninden sıyrıldı. Ağzını yalnızca bir kez açtı, hemen öldürülmek istediğini söyledi bu arzusu kurbanına işkence etmekten vahşice zevkalan işkenceciler tarafından umursanmadı bile.”
₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
1969’da tanıştığı GillesDeleuze ile birlikte yazdıkları Kapitalizm ve Şizofreni’nin tartışmasız etkisi hâlâ sürerken, FélixGuattari’nin kendi özgün çalışmasına bir bakış bize ne sunabilir? Ali Akay, Guattari’nin kendi yöntem-kavramlarının dinamik oluşumunu gözler önüne serdiği bu derslerde, öznelliği onun düşüncesinin merkezi problemi olarak ele almayı öneriyor. Guattari’nin kişiliğinin birbiriyle çeliştiği, en iyi durumda birbirinden apayrı olduğu düşünülen militan, terapist ve felsefeci yönleri, aslında bu problem etrafında bütünleşmiştir. Tam da bu yüzden Guattari, erken dönem yazılarından Deleuze’le ortak çalışmalarına kadar, şu soruyu sormaktan hiç vazgeçmeyecektir: İsyanı ve yaşamı bürokratikleştirmek yerine, alttan gelen gerçek bir dönüşümü nasıl arzulayabiliriz? Olaya nasıl layık olabiliriz? Bir toplumsal dönüşüme, nedenleri ve sonuçlarını değerlendirmekle yetinmek yerine, yeni öznellik alanları yaratarak nasıl cevap verebiliriz? Guattari’nin düşüncesinin çağdaşlığından hiçbir şey yitirmemesi, 68’in öncesinden bile günümüze seslenebilmesinin arkasında, öznelliğin yaratıcı kuvvetlerine duyduğu bu inanç yatıyor. Yaşam gibi, Guattari’nin öznellik düşüncesi de gücünü farkı olumlamasından alıyor.
₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Emek Yıldırım ve Özlem Şendeniz, bir kısmı Karadeniz’de doğup büyümüş bir kısmı hasbelkader yolu bu coğrafyaya düşmüş ve burada yaşayan bir grup kadınla birlikte ilmek ilmek ördükleri bu çalışma ile, okuyucuları, Bafra’dan Hopa’ya Karadeniz’deki kadınlık hallerini irdelemeye çağırıyor. Kitapta temel olarak ele alınan iki ana hat; bir yandan bölgedeki mevcut milliyetçi, muhafazakâr ve devletçi yapılanmayla organik bir bütünlük içinde varlığını sürdüren patriyarki ve “hegemonik” erkeklikleri daha görünür kılmak iken, diğer yandan bu coğrafyanın tüm kadınlarının anlattıkları üstünden hayatın saklı diğer yanındaki “öteki” kılınanların seslerini dinlemektir.

Karadeniz’e dair örtük ama yaygın bir biçimde var olan oryantalist klişelerle, stereotiplerle inşa edilen imgelerden biri olarak zihnimizde canlandırdığımız Karadeniz kadınlarının kendilerini anlatmasına kulak vermeye ve sırtlarındaki sepetlerin içine bakmaya hazır mısınız?

 

 

“Zira kitap, sizi bir stereotip ile yüzleşmeye çağırarak başlıyor derdini anlatmaya. Gözlerimizi kapatıp Karadeniz ve Kadın kelimelerini ardarda sıraladığımızda hatırımıza düşen bir imgeyle yapıyor bunu: Bir sepet ve o sepeti yüklenmiş bir kadın… Çalışkan, yürekli, sivri dilli, her işi becerebilen, dünyanın yükünü sırtlamış, diğer yandan halinden de memnun (!) “Karadeniz kadını.” Bölgede yaşayanlar, bölgeyle temas halinde olanlar bilir ki bu genelleme bir dış kabuktan daha fazlası değildir. Biz, sizleri, çalışmamıza kıymet verip okuyacak olan okuyucularımızı, bu dış kabuğun içine bakmaya davet ediyoruz.”

₺28,13KDV Dahil
₺37,50 KDV Dahil

ABD’nin Batı dünyası içindeki başat durumunun sarsılması ve öteki bölgelerdeki etkisinin azalması, Sovyetler Birliği’nin ABD’ye eşit düzeyde bir stratejik güç olarak belirmesi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin üçüncü süper devlet olma yolunda çaba göstermesi ve uluslararası sistemde ortaya çıkan daha pek çok yapısal değişikliğin çözümlenmesiyle siyasal ve ekonomik ilişkilerin çakıştığı alanın analizini amaçlayan bu araştırma, günümüz hammaddelerinin en önemlilerinden biri olan petrolün çevresinde oluşan uluslararası ilişkileri çözümlemeye yönelmektedir.

 

Bu araştırmada, 1973 Arap-İsrail Savaşı’nın, daha önce bölgede ortaya çıkmış bulunan siyasal bunalımlardan değişik nitelikte bir sonuç doğurarak, genel bir petrol bunalımına yol açmasının nedenlerinin araştırılmasına özel bir önem verilmektedir. 1973’ten önce de Orta Doğu’da petrol vardı ve Orta Doğu birçok siyasal bunalım ve savaş yaşadı. Öyle ise, neden 1973 Arap-İsrail Savaşı dünyayı etkileyen bir petrol bunalımına yol açtı?

 

Ayrıca, öteki Üçüncü Dünya ülkeleri de OPEC devinimini örnek alarak, kendi hammaddelerini OPEC devletleri gibi kullanabilirler mi? İşte araştırmacının yanıt bulmaya çalıştığı temel sorular bunlardır. Bundan başka, petrol bunalımının gerek dünya politikası gerek Orta Doğu’nun bölgesel politikası üzerindeki etkilerini araştırmak da amaç edinilmiştir.

₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
Bu kitap, toplam on dört makaleden oluşmaktadır ve bu makaleler beş kısım altında toplanmıştır; Marx’ın Temel Para Kuramı, Marx’ın Para Kuramının Uzantıları ve Yeniden İnşaları, Marx’ın Paranın Miktar Kuramı Eleştirisi, Para ve Dönüşüm Sorunu ve Marx’ın Dünya Parası Kuramı. Bu makaleler Marx’ın para kuramının çağdaş bir değerlendirmesini sunmaktadır. 
Bu kuram, genellikle Marx’ın en büyük başarılarından biri olarak övülür özellikle klasik veya neoklasik iktisatçılarla karşılaştırıldığında. Öte yandan ciddi bir şekilde eleştirilir de. 
Bu kitaba katkıda bulunanlar, Marx’ın para kuramının güçlü ve zayıf yönlerini diğer para teorileriyle karşılaştırarak geniş kapsamlı ve derinlemesine bir şekilde değerlendirmektedirler.
₺33,00KDV Dahil
₺44,00 KDV Dahil

Sosyalizmin Alfabesi, sosyalizmle yeni tanışanlar, sosyalizme dair derli toplu bilgi edinmek isteyenler ve sosyalizm hakkındaki bilgilerini tazeleme ihtiyacı duyanlar için temel bir başvuru kaynağıdır. Sağlam mantığı, güçlü kanıtları ve duru anlatımıyla parlak ve zihin açıcı bir sosyalizme giriş kitabıdır.

İlk olarak 1953’te ABD’de yayınlanan bu değerli çalışma, kısa sürede sosyalist düşüncenin klasik metinleri arasına katılmış, dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de yarım yüzyıldır en çok okunan giriş kitaplarından biri olagelmiştir.

Çıkarları gereği sosyalist olması gereken ama sosyalizm hakkındaki iftiraların ve ideolojik bombardımanın etkisi altında kalarak sosyalizme uzak duran emekçilerin önyargıları göz önünde bulundurularak yazılmış olması, kitabın hitap alanını hayli genişletmektedir. Yetkin Amerikalı sosyalist Leo Huberman’a göre, iyi veya kötü olsun, karşısında ya da uğrunda savaşılacak bir şey olsun, her şeyden önce sosyalizmin ne olduğunun anlaşılması gerekir. Kitabın amacı, sosyalizmin anlaşılmasına yardımcı olmaktır.

Kitabın ilk yarısı, kapitalizmin sosyalist açıdan ekonomik çözümlenmesine ayrılmıştır. İkinci kısmında ise sosyalist teori ele alınmıştır. Sosyalizm öğretisinin gelişmesinde rol oynamış olan en önemli ve etkili iki isim Karl Marx ve Friedrich Engels olduğu için, Sosyalizmin Alfabesi onların anlayışı üzerine kurulmuştur.

Sosyalizmin Alfabesi’nin bu basımı, yazarlarının yaptığı son basıma uygun olarak, Leo Huberman ve Paul Sweezy’nin tamamlayıcı yazılarıyla zenginleştirilmiştir.

₺10,50KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

Fahişeler ve ajanların yolları neden hep kesişir? Giordano Bruno neden yakıldı? Peki, Jeanne d’Arc? James Bond filmlerinin kahramanları hangi ajanlardan esinlenerek yaratıldı? Yunanistan’ın NATO’ya dönmesi konusunda Devlet Başkanı Kenan Evren’i kim ikna etti? Bu kitapta, bu ve daha birçok sorunun yanıtını bulacaksınız.

Walter L. Pforzheimer, CIA’den emekliye ayrılmış çok deneyimli bir casus. Ona göre ilk casusluk olayı Âdem ile Havva arasında geçti. İncil’in ünlü Yılan’ı ilk casus ve Havva da onun ilk Asset’i idi. Arkeologlar, Suriye’de günümüzden 3800 yıl önce yazılmış bir tuğla tablette casuslardan yakınıldığını belirtiyorlar.

On yıllardır ulusal güvenliği boşlamış iktidarların Türkiye’yi ne denli güvenlik zaafına uğrattıklarının örnekleriyle anlatıldığı bu kitapta Aytunç Altındal, “Diğer ülkeler bir yana, o günlerden bu yana Anadolu toprakları casusların en çok gönderildiği bölgedir. Soğuk Savaş yıllarında en iyimser tahminle ortalama 25 ülkeden Türkiye’ye yaklaşık 10 bin casus, ajan vb. geldi. Günümüzde bu sayı 3 bin 500 civarında. Sadece Ankara’da yaklaşık 280.290 deneyimli askeri personel, diplomat, istihbaratçı şu ya da bu amaçla bilgi topluyor. Gerisini siz düşünün” diyor.

₺14,25KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil

Güneydoğu’da son 50 yılda yaşanan olaylar hep terör, anarşi, operasyon, hesabı sorulacak, ihanet sözcükleri ile anıldı. Halbuki bu olaylar “Geliyorum!” diye alarmlarını yıllarca önce vermişti. Ancak “Geliyorum!” diyen olayları hazırlayan sebepler bölgede yaşanırken bunları okuyacak, anlayacak ve tedbir alacak basirette yetkililer olmayınca, olaylar, yıllarca ihmal edilmiş, kendi kaderine terk edilmiş, zaman ve insana uygun olmayan bölgede yaşanan sosyal yapının üzerinden katlanarak geldi.

Bu yapıyı; bölgeye çalışmak için dışarıdan gelen, bölgede şark görevi gereği bulunan, burada yaşayan, burada yaşarken olaylar nedeniyle batıya göçmüş farklı insanların yaşamlarından alıntılarla resmetmeye çalıştık, bugünün olaylarını doğuran, dünün yaşam biçimidir ilkesi gereği. Bugün yaşadıklarımızın asıl sebebinin; Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte benimsenen yeni değerlerin, yıllarca, Fırat’ın doğusuna geçirilmemiş olmasından kaynaklandığı kanaatiyle kitabımızda bölgede yaşanan olaylar nedeniyle ülkede yeterince acı çekildiğini, huzura; ancak savaş, kavga, çatışma yöntemleri dışında aklın, ferasetin ışığından bakarak, geçmişteki yanlışları düzeltmek üzere başlanacak bir çalışmayla ulaşılabileceğini anlatmaya çalıştık.

₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Bu çalışmasında Özay Göztepe, eleştirel çözümleme kapasitesini,  neo-liberalizmin verili kabullerine ve listedeki her bir alan kuramının temellerine yöneltiyor.  Bir bakıma neoliberalizmi kaçtığı yerden yakalıyor. Kendinde düzenleyici piyasa savının pulları, kavramsal darbelerle alaşağı edilirken, saf piyasa suretinin ardındaki ekonomi-dışı zor mekanizma gözler önüne seriliyor.  Özay Göztepe, tarihsel kapitalizmin neo-liberal biçimini kuran bu mekanizmayı, “ilkel sermaye birikimi” olarak tanımlıyor. Piyasa gereklerine tabi olmayan ve/veya meta dışı özelliklere sahip bulunan ilişki ve varlıkları, ekonomi dışı zor mekanizmalarla sermayeleştirme işlemi olarak kavramsallaştırılan ilkel birikimin neo-liberal evrenle ilişkisi, son derece zengin bir olgusal veri analizi ile temellendiriliyor. Bu ilişkinin Türkiye bağlamına yerleştirilmesi, elinizdeki çalışmanın özgün bir katkısı olarak görülmelidir.  Türkiye’nin eleştirel bilgisini tarihsel maddeci yaklaşımla üretme geleneğinin parlak örneklerinden birini bizlere kazandırdığı için Özay Göztepe’ye ne kadar teşekkür etsek, azdır.      

                                                                                                                                                                                         -Metin ÖZUĞURLU-

₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
Michel Bruneau, bu kapsamlı çalışmasında Küçük Asya’nın yani 
Anadolu’nun kadim halklarının,dinî ve etnik topluluklarının; Rumların, 
Ermenilerin, Kürtlerin, Türklerin ve Asuri-Keldanilerin yazgısına dair, 
tarihin eski dönemlerinden bugüne uzanan bir inceleme sunuyor. 
Yazar, geniş bir Türk-İran coğrafyasını merkeze alan yaklaşımıyla, 
Antik Yunan şehir devletlerinden başlayıp günümüz Türkiyesi’ne 
kadar uzanan farklı devletleşme mantıklarını karşılaştırıyor, toprağın 
millileştirilmesini hedefleyen politikaları coğrafi-tarihsel bir bakış 
açısıyla sunuyor. Küçük Asya’dan Türkiye’ye, özellikle azınlıkların 
yaşamının bir parçası haline gelen baskı ve yerinden edilmeleri 
eleştirel bir yaklaşımla ele alan, tarihe şerh düşen bir çalışma... 
“Hem Avrupa hem de Asya ile temas halindeki Anadolu coğrafyası, 
özellikle emperyal geleneğe sahip iki halk arasında fetih ve savaşlara 
yol açan ihtirasların mekânı olmuştur. Yurtlarından koparılan ve 
atalarından kalma toprakları ellerinden alınan kurbanlar ‘kayıp 
vatanlarını’ unutmadılar ve maruz kalınan manevi ve maddi 
zararların tanınması taleplerini son zamanlarda artan bir ısrarla dile 
getiriyorlar.”
₺38,40KDV Dahil
₺48,00 KDV Dahil
“Başkaldıran kimdir? Hayır diyen biridir.” 
Albert Camus 
İnsanlık tarihi, çatışmanın da tarihidir. Tarihin her dönemi, iktidar sahipleri ile onlara başkaldıranlar arasında çoğu zaman silahların konuştuğu şiddetli ve kanlı mücadelelere sahne olmuştur. Bununla beraber, yirminci yüzyılda ve yirmi birinci yüzyılın ilk on yılında daha farklı bir mücadele biçiminin öne çıktığını görüyoruz. Özellikle son yıllarda halk kitlelerinin örgütlenerek baskıcı rejimlere, yabancı güçlerin işgallerine veya kendi kaderlerini tayin etmek amacıyla, hatta ellerindeki iktidarı kaybetmemek için diğer muhalifleri sindirmeye çalışan devlet dışı silahlı gruplara meydan okuduklarına, talepleri karşılanana kadar boykot, genel grev, protesto ve sivil itaatsizliğin de aralarında bulunduğu çeşitli şiddetsiz direniş yöntemlerini kullanarak muarızlarıyla mücadele ettiklerine tanık oluyoruz. Peki, şiddetsiz, sivil direniş gerçekten işe yarıyor mu? 
İstatistik ve vaka incelemesi yöntemlerini bir araya getirerek 1900 ile 2006 yılları arasında yürütülmüş toplam 323 şiddetli ve şiddetsiz direniş mücadelesini mercek altına alan bu çalışma bu soruya olumlu yanıt veriyor ve şiddetsiz sivil direniş hareketlerinin şiddete başvuran muadillerine kıyasla ve yaygın kanının aksine en az iki kat daha etkili olduklarını ortaya koyuyor. Ayrıca bazı sivil direniş eylemlerinin neden hedeflerine ulaşamadıklarını, neden bazı hallerde şiddetli ayaklanmaların sivil direnişlerden daha başarılı olduklarını ve direniş tiplerinin mücadeleler sona erdikten sonra bir iç savaşın yaşanma veya demokratik rejimin tesis edilme olasılığını hangi yönde etkilediklerini de ele alıyor. Her düzeyde okura hitap eden bu çalışma, konunun kolay anlaşılmasını sağlayacak çok sayıda tablo ve şekil barındırmasının yanı sıra İran Devrimi, Birinci Filistin İntifadası, Filipinlerde Halkın İktidarı hareketi ve Burma (Myanmar) halk isyanı vakalarını ayrıntılı biçimde ele alması itibarıyla dünyanın en sorunlu bölgelerinin yakın tarihine de ışık tutuyor. 
2013 yılında Foreign Policy dergisinin hazırladığı En Önemli 100 Küresel Düşünür listesine giren parlak siyaset bilimci Erica Chenoweth ve Maria J. Stephan, şiddetsiz direnişin, uluslararası sistemde göz ardı edilmemesi gereken, en elverişsiz koşullarda bile yeryüzünü değiştirebilecek, durdurulması neredeyse imkânsız bir kuvvet olduğunu bu kitapta gözler önüne seriyorlar.
₺28,13KDV Dahil
₺37,50 KDV Dahil
RUSYA’NIN KODLARI 
Türkiye’de Rusya’yı Ararken 
Rusya’da Türkiye’yi Bulmak 

Çarlık Rusya’sından Sovyet Rusya’sına, Sovyet Rusya’sından Yeni Rusya’ya; bir başka deyişle Petro’dan Lenin’e, Lenin’den Putin’e uzanan bir büyük tarih ve ülke... 
Peki nedir Rusya’nın kodları? Çarlık geçmişi mi? Ortodoksluğu mu? Komünist mirası mı? Sanatı ve edebiyatı mı? Bireylerinin kolektivizme uygunluğu mu? Yaşam tarzının şifreleri mi? Kremlin’deki iktidar düzenlemeleri mi? Güvenlik ve istihbarat bürokrasisi mi? Devlet aklı oluşturabilme becerisi mi? Enerji kaynaklarının zenginliği mi? Devlet kapitalizmi modeliyle işleyen ekonomik düzeni mi? 
Elinizdeki kitap işte bu sorulara yanıt arıyor. 
Ve “Rusya’nın Kodları”ndan hareketle, Türk-Rus ilişkilerinin geleceğine projeksiyon tutuyor.
₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
1960’tan sonra Molla İmam Hamdullah öncülüğünde bir araya gelip ahaliyi Allah ile aldatanlar; adlarını, iki heceden oluşan Allah sözcüğünün son hecesi olan “lah” ile tamladılar. 
Bu kitapta Osmanlı ve Atatürk dönemlerine ait bilgilendirmelerin yanı sıra bunların yönetimlere gelmeleriyle her şeyin değişmesi ve parçala, böl, yönet yöntemiyle ülkemize el atan Amerika’nın nasıl etkin olduğu özetle anlatılmaktadır. 
Siz, bu kitabı sabırla okuduğunuzda Atatürk’ün laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni nasıl kurduğunu; Atatürk düşmanlarının Atatürk’e nasıl ihanet ettiklerini, devrimleriyle beraber yaratmış olduğu tüm üretim kaynaklarını nasıl yok ettiklerini, hatta vatan topraklarını bile nasıl babalar gibi sattıklarını; nasıl oy hırsızlığı yaptıklarını; rüşvet ve yolsuzluklarla nasıl zengin olduklarını; yurttaşları nasıl adaletten, insan hak ve özgürlüklerinden, çağdaş eğitimden, laik, demokratik cumhuriyet ilkelerinden uzaklaştırdıklarını; Türkiye’ye nasıl acılı bir dönem yaşattıklarını ve adım adım şeriata bağımlı ortaçağ karanlığına doğru sürüklediklerini; gerek bilim adamlarının, hukukçuların açıklamalarından ve medya haberlerinden, gerekse bazı yazarların belgesel sunumlarından alınan değerlendirmelerde göreceksiniz ve kendi kararınızı vereceksiniz... 
LÜTFİ KALELİ
₺12,75KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil

“2014 başında küresel krizin etkilerini derinlemesine anlamak ve gelecek yıllardaki gelişimin nasıl şekilleneceğini yazmak istedim. Küresel krizin etkileri geçti mi yoksa belli aralıklarla devam mı ediyor? 2008 yılında başlayan ekonomik krizin sadece bu alanda kalmayacağını düşünerek sosyal siyasal ve kültürel konularda oluşturduğu sorunları ve dalga dalga yayılmasını anlamamız gerektiğini düşündüm.

2014 yılında başladığım bu çalışmalarımı sadece teorik bazda değil otuz ülkeyi detaylı inceleyerek dünyadaki gelişmelerin sadece röntgenini değil mr’ını da çekerek anlamaya çalıştım.

Asya, Avrupa, Abd’yi, gelişmekte olan piyasaları, Ortadoğu bölgeleri ve petrol alanlarının siyasi ve ekonomik etkilerini analiz ettim. Gülbenkya’nın 1920’lerde petrole dayalı olarak çizdiği sınırlar bugün bölgesel olarak petrol kaynaklarına göre yeniden oluşturulmaya çalışılıyor. Başta Çin olmak üzere Doğu Asya hızla gelişirken Batı Avrupa içe kapanıyor; savaşlar büyürken Ortadoğu ateş topuna dönüşüyor.

Bu süreçte Türkiye’nin konumunu ve değişen yapısını hızla kentleşmenin getirdiği problemleri tartışmak ve çözüm önerilerini değerlendirmek gerekiyordu. Bu aşamada Birleşmiş Milletlerin 2015 yılında, sürdürülebilir kalkınma konusunda aldığı on yedi maddelik kararların küreselleşmenin bir başarısızlığı olarak ele alınması gerektiğini gördüm.

Bu çalışmayı 31 Aralık 2017 itibariyle bitirdim. Gelecek yılların nasıl bir ilişki ağına neden olacağını ve nasıl bir değişime ve gelişmeye yol açacağını tartışmaya açmak istedim.” —Işın Çelebi

₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
₺75,00KDV Dahil
₺100,00 KDV Dahil
İkinci dalga feminizmin “Kişisel olan politiktir” önermesi, sosyal bilimlerin merkezinde bir gedik açtı. Sara Ahmed, bu gediğin çapını “Kişisel olan teoriktir” diyerek genişletmek, kuramsal olanın yaşamsal olanla ilişkisini yeniden kurmak için cüretkâr hamleler yapıyor; akademik çevrelerce dahi “radikal” olarak betimlenen bu hamlelerin gündelik olana içkinliğini gözler önüne seriyor. Düşüncemizle eylemlerimiz arasında bütünlüklü bir ilişki kurabilmenin, savunduğumuz değerleri hayatımıza yedirebilmenin keyifli ve bir o kadar çetin mücadelesine ışık tutuyor. 
Feminizme tutunmak, onun çatısı altında mücadele etmek, sesinin yankısında kendini duymak; işyerinde, aile sofrasında, akademide, ikili ilişkilerde kazanılan her tecrübeyi eleştirel düşünceyle buluşturmak… Feminist bir yaşam sürdürmenin her şeyi sorgulanabilir kılmakla mümkün olduğunu vurgulayan Ahmed, öğrenmenin, deneyimlemenin, yaşam ile düşünce arasındaki çatışmalı sürecin hiçbir zaman sonlanmayacağını belirtirken sorgulamayan, kendi sınırlarını inşa eden her hareketin iflas etmeye mahkûm olduğunun da altını çiziyor. 
“Umut olan yerde, zorluk vardır” diyerek önümüze çıkacak engelleri birer motivasyon kaynağına dönüştüren, feminizmin gerekliliği ve feminist bir hayatın nasıl sürdürülebileceğine dair coşkulu, davetkâr ve umut dolu bu metin, gözünü budaktan sakınmayanların, elini taşın altına koymaktan çekinmeyenlerin kolektif eyleminin bir davetiyesi niteliğinde. 
“Feminizmin korku salmasına şaşmamalı; birlikte tehlikeliyiz.”
₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
“Topluluğun özneleri, tıpkı ‘bana borçlusun’ değil de ‘sana borçluyum’ 
dediklerinde olduğu gibi ‘bir yükümlülük’ etrafında birleşirler. Bu 
onları kendi kendilerinin mutlak efendileri olmaktan çıkaran; ya 
da daha doğrusu en asli mülkiyetlerini, yani öznelliklerini (kısmi 
ya da bütünüyle) kamulaştıran şeydir. (…) Toplulukta özneler bir 
özdeşleşme ilkesi ya da içinde şeffaf bir iletişim kurabilecekleri veya 
hiç değilse bu iletişim için gerekli olan içeriği tesis edebilecekleri 
steril, çevrilmiş bir alan bulmazlar. Bulup bulacakları kendilerini, 
kendilerinden yoksun bırakacak bir boşluktan, bir mesafeden, bir 
yabancılıktan başka bir şey değildir.” 
Çağdaş siyaset felsefesinin özgün düşünürlerinden, “biyopolitikçi” 
Roberto Esposito, topluluk fikrini ve kavramını tartışıyor bu kitapta. 
Topluluğu, üzerine kurulduğu eksikliklerle ve bizzat toplumsallığa dair 
bir eksiklikle ilişkisi içinde tartışıyor. Topluluk fikrinin, ufuk açıcı bir 
yapısökümünü gerçekleştiriyor. 
Esposito’nun bu sorgulaması, modern siyaset felsefesinde topluluk 
üzerine düşünmenin belli başlı kavramsal hatlarını yeniden katediyor. 
Bu hatların inşasına damga vurmuş büyük düşünürlere özellikle 
eğiliyor: Korku – ve Hobbes. Suçluluk – ve Rousseau. Yasa – ve Kant. 
Ekstaz – ve Heidegger. Deneyim – ve Bataille. 
Topluluk fikri üzerinden, tümüyle siyaseti, dünyayı, insaniyeti yeniden 
düşünmeye açılan bir kapı, Communitas.
₺26,80KDV Dahil
₺33,50 KDV Dahil
Fethi Benslama, bu ses getiren çalışmasında, radikalleşmeye psikoloji, 
psikanaliz ve tarihsel analizin verileriyle yaklaşıyor. Ölüm Siyaseti: 
Cihatçı “Üst-Müslümanlar”, gençleri cihat adına ölüme ve öldürmeye 
sürükleyen süreçleri ele alırken, din-siyaset ilişkisine değinerek, 
halifeliğin kaldırılmasının yarattığı büyük travmanın ertesinde İslâm’ın 
bir siyaset ideali olarak dağılışına değiniyor. Yazar, düşman olarak 
görülen Batı’yla karşılaşmanın yarattığı kırılmayla birlikte, “daha çok” 
Müslüman olma, bir “Üst-Müslüman” olma yarışının ortaya çıkışını ve 
sonuçlarını somut örnekler ışığında inceliyor. 
Benslama’ya göre, küresel cihat çağında artık alçakgönüllü, dünyadan 
el ayak çekmiş, tevazuyu öğütleyen İslâm değil; kibirli, Müslümanlığını 
sergilemekten ve dayatmaktan haz duyan, nefret yüklü bir güç 
gösterisi içinde Allah’ı kendine bağımlı kılıp, onu tekeline alan bir 
cihatçı özne başrolde ve bu belki de İslâm’ın karşılaştığı en büyük 
tehlike. 
“Geleneksel İslâm’da, şehit, ölmeyi arzulamadan ölümü karşısında 
bulan bir savaşçıdır. Ölümü başka savaşçılarla mücadelesinin 
doğasında olan bir tehlike olarak kabul eder ama yaşamak ister: 
Ölürse, fazladan bir ödül alır. İslâmcılığın yeni şehidi içinse, ölüm 
mücadele sırasında gerçekleşebilecek bir şey değil, mücadelenin 
ereğidir. Ölmektir zafer.”
₺14,80KDV Dahil
₺18,50 KDV Dahil
Adalet ve Kalkınma Partisi, 2002 yılında iktidara geldiği genel seçimin 
ardından hem iktisadi hem de siyasi olarak hegemonik bir iktidar 
yapısı kurmaya dönük bir strateji izledi. İktisadi politikalar 1990’lardan 
itibaren yükselen neoliberal ideolojinin çeşitli varyasyonlarını 
kullanarak yerleştirilirken AKP’nin siyasi perspektifi de popülist bir 
siyasetten otoriter bir siyasi davranışa evrilerek biçimlendi – her iki 
strateji de birbirinden koparak değil kimi zaman beraber kimi zaman 
birbirinin yerine tedavülde kaldı. “Yeni Türkiye”ye Varan Yol, Türkiye 
siyasal tarihi içinde, siyasal alandan sosyal güvenlik politikalarına, 
toplumsal cinsiyet alanından kentsel dönüşüme, gelir dağılımından 
örgütlü işçi hareketine, İslâmcı burjuvazinin yükselişinden dış politika 
alanına AKP’nin kullanmayı tercih ettiği araçları ve stratejileri ele 
alırken, kurulmaya çalışılan siyasal hegemonyanın ulaştığı noktayı da 
ihmal etmeyen makalelerden oluşuyor. 
İsmet Akça, İrfan Aktan, U. Uraz Aydın, Ahmet Bekmen, Mehmet Sinan 
Birdal, Erbatur Çavuşoğlu, A. Ekber Doğan, M. Görkem Doğan, Yasin 
Durak, F. Serkan Öngel, Barış Alp Özden, Ece Öztan, Güven Gürkan 
Öztan, Julia Strutz ve Erdem Yörük’ün katkılarıyla...
₺38,40KDV Dahil
₺48,00 KDV Dahil
Cinsellik üzerine bu felsefi araştırmanın başlıca uğrakları Simone de Beauvoir, Hegel, Platon, Georges Bataille, Julia Kristeva, Elizabeth Grosz, Luce Irigaray, Jean-Luc Nancy ve Paul Ricoeur. 
Birçok izlek var: Toplumsal cinsiyet, cinsiyet farklılığı, arzu, erotik deneyim, erotik ilişki, eros etiği, ezilme, şiddet, egemenlik, öznelik ve özerklik gibi. Kitap bu izlekler üzerinden feminist düşüncenin meselelerini felsefe tarihiyle ilişkilendiriyor, feminist düşünürlerin bu tarihle nasıl ilişki kurduklarını araştırıyor ve feminizmin kavramlarının altında ne tür felsefi tartışmaların bulunduğunu göstermeyi amaçlıyor. Kadınların (ve ezilen bütün insanların) kurtuluşunu hedefleyen her felsefi çabanın varacağı şu soru: Nasıl özerk özneler haline gelebiliriz, nasıl mücadele edebiliriz? 
“Direniş, bir gücün karşısına ondan daha güçlü başka bir güçle çıkmaktan ibaret değildir. Bedeni orantısız bir şiddetin hedefi olarak ortaya koyan bir kahramanlık da değildir. Direniş toplumsal bağlar, ilişkiler kurmaktır; kırılgan öznelerin birlikte güçlenme ve bir toplum inşa etme sürecidir. Bu bakımdan direniş, feda etme veya kurban etmeyi meşrulaştıran bir varoluş biçimi olmamalı, bir oluş, bir yaşam savunusu, bir hayatta kalma mücadelesi olabilmelidir. Dirayet bazı imkânların kapandığı yerde yeni bir yaşam kurma gücüdür; hayatta kalma, rasyonel tartışma, dayanışma, dostluk ve zamanın sabrıdır.”
₺24,75KDV Dahil
₺33,00 KDV Dahil