2008 finans krizinin patlak vermesinden sonra kapitalizm tekrar eleştirilmeye başlandı. O zamana dek, Sovyetler Birliği’nin ve alternatif sistem sosyalizmin çözu¨lu¨şu¨nden sonra tarih son sözu¨nu¨ söylemiş ve kapitalizm diğer tu¨m ekonomi formlarına u¨stu¨n gelmiş gibi göru¨nu¨yordu. Ama finans krizinin patlak vermesi ve bu krizin ardından nelerin yaşanabileceğinin öngöru¨lememesi, “kapitalizm”in iyi ve kötu¨ yanlarına, çelişkilerine ve potansiyellerine dair uzun zaman önce demode olmuş göru¨nen soruların tekrar sorulmasına yol açtı. Kapitalizm tarihi alanında uluslararası bir sima ve önde gelen bir araştırmacı olan Ju¨rgen Kocka bu kitapta kapitalizmin ortaya çıkışı ve gelişmesine pek çok bakımdan ışık tutuyor. Kapitalizmi incelemeye onun ilk aşaması olan merkantilizm ya da ticari kapitalizm döneminden başlıyor, sanayi kapitalizmi ve finans kapitalizmi ile devam ediyor. En sonunda da finans kapitalizminin neoliberalizm ru¨zgârı altında vardığı koşulların bir değerlendirmesini yapıyor. “Objektif” bir kapitalizm tarihi okumak isteyenler kaçırmasın deriz. 

“Kapitalizmin Tarihi, yazarın ömru¨nu¨ adadığı dev araştırmayı kolayca okunup anlaşılabilecek bir forma sokup, geniş bir okur kitlesine ulaştırmayı başarıyor. Bir bestseller olmayı hak ediyor.” 
— Patrick O’Brien, London School of Economics
₺12,00 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Sana uzanan eller kırılsın. Sen bu canilerin hedefi oldun. Esas hedef 
Türkiye Cumhuriyeti, Türk milleti ve onun huzurudur. 
Süleyman Demirel (Cumhurbaşkanı) 
Ulusumuz, yeri kolayca doldurulamayacak bir bilim adamını kaybetti. Cumhuriyetin başı sağ olsun. 
Hikmet Çetin (Dışişleri Bakanı) 
Sevgili Kışlalı, biz devam ediyoruz. 
Hasan Fehmi Güneş (İçişleri Bakanı) 
Laik, çağdaş, demokratik Türkiye’ye eklemlenen her aydınlık 
yürek gibi çoğaldın… 
Prof. Dr. Türkel Minibaş (Ekonomist, yazar) 
Bilimin yol göstericiliğini tüm yaşamı boyunca temel ilke edinmiş çok değerli bir aydınımızın yok edilmesi, bu ilkenin Türk toplumunun temel ışığı olmasını engellemeyecektir. 
Prof. Dr. Namık Kemal Pak (TÜBİTAK Başkanı) 
Komutan Kışlalı. 1974’te komutan bendim. 25 yıl sonra Atatürkçü düşünenleri, laikleri, Kuvayı Milliyecileri yeniden derin uykudan uyandıran komutan sen oldun. Mustafa Erkal (E. Albay) 
Atatürk’ün Cumhuriyeti’nde namuslular namussuzlar kadar etkili olamazlarsa, Kışlalı’yı başka yurtsever aydınlar izleyecektir. 
Prof. Dr. Yaman Örs 
Sevgili Kışlalı laikliğin ve demokrasinin yılmaz savunucusuydu. 
Mustafa Gazalcı (Eğitimci, milletvekili) 
Biz Kemalistler sizden aldığımız ışığı daha da ileriye götüreceğiz. 
Suay Karaman (ADD Genel Sekreteri)
₺22,40 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
Karl Marx, fikirleriyle bütün dünyayı etkileyen az sayıdaki insandan biri. Bu fikirler öylesine etkileyici ki kendisinin 1883’teki  ölümünden önce bile fikirleri büyük tartışmalar yaratabilmişti. 
Herkes Marx’ı güncel sorunlar karşısında yeniden yorumlama gereksinimi duyuyor. Bu yorumların bir bölümü öylesine vahim ki Marx bile bu “marksizmler” karşısında “bütün bildiğim ‘marksist’ olmadığımdır; tanrı beni dostlarımdan korusun!” diye isyan etmişti. 
Bu kitabın amaçlarından bir tanesi, onu fikirlerini çarpıtan dost ve düşmanlarının ellerinden kurtararak onun temel fikirlerini mümkün olan en açık ve doğrudan bir şekilde ortaya koymaktır. 
Ama bundan daha önemlisi, onun ekonomik kriz, işsizlik, sömürü, ulusal sorun, savaş tehdidi, emperyalizm gibi konulardaki fikirlerini (ki bugün hala onlara çok ihtiyacımız var) ve bu sorunlara onun fikirlerini temel alan devrimci yanıtları sunmaktır. 


(...) Son yıllarda Karl Marx dünya ölçeğinde hem yapıtları en çok yayınlanan, hem de üzerine en çok yayın yapılan yazarların başında geliyor kuşkusuz (…) 
Ne ki özellikle 1980’lerden itibaren devreye giren “lapsus” ve bu lapsus sürecinde biriken söylem yığışması, Marx okumasını özellikle yeni devrimci kuşaklar için zorlaştırıyor. 
Alex Callinicos, Marx’ta ayak diremekten vazgeçmemiş az sayıda marksistten biri. Orijinali 1983’te yayınlanan Marx’ın Devrimci Fikirleri’nin “Önsöz”ünde Marx’ı okumayı güçleştiren esas etkenin Marx’ın fikirlerinin çoğu kez büyük ölçüde çarpıtmalara maruz kalmış olması olduğunu vurguluyor (...) 
Bu nedenle marksizmi, Marx’ın yazılarından hareketle bir kuram, bir kuram olduğu kadar bir “devrimci eylem rehberi” ya da tekil bir deyişle bir “pratik felsefesi” olarak sunan bir duruşla kaleme almış Marx’ın Devrimci Fikirleri’ni (...) 
Bu kitap tam da bu mücadelelerin yoğunlaşacağı günümüzde sıcağı sıcağına başvurulması gereken bir el kitabı. 
Sibel Özbudun
₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Neydi ’68? Tarihin bir şakası mı, yoksa, tarihe yön veren çelişmelerin bir düğüm noktası mı? Bulutsuz gökyüzünde çakan bir şimşek mi, yoksa, küller arasındaki kıvılcımın parlaması mı? Yalnızca bir “gençlik isyanı” mı, yoksa, emperyalizme karşı savaşan köylülerin, kapitalizmin yakasını tutup silkeleyen işçilerin de ayağa kalkışı mı? Türkiye’nin ‘68’i, “dünyadaki hareketlerin taklidi” miydi, yoksa kendi tarihsel dinamiklerinin bir ürünü mü? Toprak ve fabrika işgalleri, 15-16 Haziran... Demokratik üniversite mücadelesinin, anti-emperyalist direnişin başlıca özellikleri, olaylar, kişiler, ilişkiler... Üniversiteden dağlara, Fikir Kulüpleri’nden gerillaya... Deniz, Yusuf, Hüseyin, Mahir, İbrahim, Sinan... Dönemin bütün fırtınasını, neşesi, heyecanı ve acısıyla yaşamış olanların tanıklıklarıyla... Devrimcinin ‘68’i... 

Değerlendirmeleri ve tanıklıklarıyla... 
Ahmet Say, Ali Kaypakkaya, Alibek Çubuk, Beşir Aslan, Bozkurt Nuhoğlu, Cemil Gezmiş, Erdal Öz, Ertuğrul Kürkçü, Fahriye Aral, Fatma Çubuk, Hacı Tonak, Halit Çelenk, Hasan Ataol, Haşmet Atan, Hüsniye Göçmen, Hıdır İnan, İhsan Çaralan, Kemal Kalaycı, Metin Eşrefoğlu, Mustafa Çubuk, Mustafa Yalçıner, Nuran Kepenek, Onat Kutlar, Orhan İyiler, Remzi Şirin, Salman Kaya, Şekibe Çelenk, Talat Turhan, Tuncay Çelen, Tuncer Sümer, Zeki Tekeş...
₺24,00 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Seçimler ve parlamento kürsüsü devrimci hedeflere ulaşmak için kullanılabilir mi? Boykot taktiğine hangi durumda başvurulabilir, komünist bir aday parlamentoya seçilirse kürsüyü nasıl değerlendirebilir? Lenin’in seçim stratejisinin kökenleri Marx ve Engels’te bulunabilir mi? Marx ve Engels’in seçimlere dönük görüşleri hangi klasik metinlere nasıl yansımış, Lenin bunlardan nasıl yararlanmıştır? Legal-illegal mücadele koşulları, sınıf ve seçim ittifakları, çarlığa karşı diğer muhalif kesimlerle işbirliği olanakları, Bolşevik-Menşevik ayrımının sıcaklığı ve 1905 Devrimi’nin öncesi ve sonrası göz önünde bulundurulduğunda, Lenin ne gibi stratejik değişikliklere gitmiş, Birinci ve İkinci Duma seçimleri için nasıl bir mücadele örgütlemiştir?

Hepsi, bugüne yansımaları da olan can alıcı sorular… Ve August H. Nimtz’in kitabı, Lenin’in stratejik yaklaşımları temelinde bu ve benzer soruların yanıtını oluşturan eşsiz bir çalışma.

Marx ve Engels’ten yola çıkıp 1905 Devrimi’ne kadar uzanan bu ilk ciltte, Lenin’in, seçim kampanyalarının nasıl yürütüleceği, seçim bloklarında yer alıp alınmayacağı ve bununla ilgili “ehvenişer” ikilemi, vekillerin partiye hesap vermesinin nasıl sağlanacağı ve seçim siyasetiyle silahlı mücadele dengesinin nasıl kurulacağı gibi meselelere nasıl cevap ürettiğini de görüyoruz. Lenin’in, daha sonraları bu çalışmadan çıkan derslerin Bolşeviklerin 1917’deki başarısı açısından “elzem” olduğunu söylediği düşünüldüğünde, bu dönemin ayrıntılı analizinin eksiksiz bir Leninizm kavrayışı için hayati önemde olduğunu görüyoruz...

₺18,00 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
FETÖ, ABD’deki en büyük sözleşmeli okul yapılanmalarından birini elinde bulundurduğunu kamuoyundan yıllarca gizleyebilmiş ; eğitim konularındaki keyif ve yanlı uygulamaları yetmezmiş gibi, başka alanlarda da Fethullah Gülen’le bağlantılı tüyler ürpertici yalanlarını sürdürmüştü. Emlak alım satımında sahtecilik, şişirilmiş avantalar, yabancılara yönelik vize programlarının suistimali… 28 eyalette faaliyet gösteren bu şebekenin yasadışı işleri arasında neler yoktu ki !
₺80,00 KDV Dahil
₺100,00 KDV Dahil
Cumhuriyet Ordusu, ordunun içindeki işbirlikçilerin desteği ile tasfiye edildi. Bu süreçte, Genelkurmay Başkanı Özkök'ün ve Özel'in, bu millete kendi dönemlerini yazma borçları var. Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın, Başbuğ'un, Koşaner'in ve bu dönemde görev yapmış kuvvet komutanlarının, Türkiye'nin bu günlere gelişine ışık tutacak anılarını kaleme alma borçları var. Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı bir yapının, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde nasıl yuvalandığını ve bu insanları kimlerin üst rütbeye yükselttiğini, kimlerin imzasıyla kritik görevlere atandıklarını anlatma borçları var. 

Güneydoğu'da PKK hendek kazarken,patlayıcı madde döşerken, siper hazırlarken, silah ve cephane depolarken göz yumulmasına, sessiz kalınmasına ve operasyon izni verilmemesine karşı tepkisiz kalmak ve Türkiye'nin bölünmenin eşiğine getirilmesine tanıklık yapmak nasıl bir duyguydu? 

PKK güç kazanırken, anayasa ve yasalar çerçevesinde tepki gösterip, Türkiye'yi bir tehlikeden kurtarmak mümkün değil miydi? Tarih, gelecek kuşaklar okusun diye şehitlerin kanıyla "terörle mücadelede alınan dersler"i yazdığında, görevini yapmayanlar kendilerini nasıl savunacaklar? 

Dış politikada, kendi sahasında bile tek maç kazanamayan bir ülke, varlığını sürdürebilir mi? Ulusal çıkarlara öncelik vermeyen bir strateji, terörle mücadele edebilir mi? Türkiye, neden tüm cephelerde kaybetmiştir? Yozlaşmanın yaygınlaştığı, cehaletin bilgeliğin yerini aldığı, güneşin battığı bir toplumda, bilgi ve liyakat neden gereksizdir? 

TSK içindeki ayıklanmayan cemaat yapılanmasının boyutları, sanıldığı kadar endişe verici değil mi? Cumhuriyetin birikimlerini, köklü kurumların da iş birliği ile yok eden bir Türkiye, gelecek kuşaklara acı ve gözyaşı vadetmeye hazır bir zihniyetle, toprak bütünlüğünü 2023'e kadar koruyabilir mi? 

30-40 yıl sonra, bugünün tarihi yazıldığında gelecek kuşakların, bugünlerde yaşanan gerçekleri bilme hakkı var. Atatürk'ün en büyük eseri ve kutsal emaneti olan Cumhuriyet'in, getirildiği durumun nedenlerini gelecek kuşakların öğrenme hakkı var. İşte bu nedenle, elinizdeki kitapta, herkesin gözü önünde çöken bir devletin öyküsünü, yaşanan gerçekler ışığında okuyacaksınız. 

Bu, sadece tarihe bir not düşmek için atılmış küçük bir adımdır…
₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Bugünkü durum şöyle ki, kendi evi tarafından ne kadar köleleştirilmiş olduğunu kadın kendisi de bilmiyor. O, tüm hayatını, günler ve saatler boyunca hiç bitmek bilmeyen yemek pişirme, yıkama, temizleme, dikiş vs. vs. işlerine kurban ederken; sadece pratik ve ticari soruların çözümüyle kaderinin düzeleceğine inanmak bir yanılmadır.
₺12,80 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
Siyasal cinayetler önceden bilinir! 

Komplo teorileri, Gizli cemiyetler, Spekülatif düşünceler her zaman ilgi çekici olmuştur. 
Dünya ve Osmanlı tarihi ile Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihi suikastlar, entrikalar, komplolar, sabotaj ve ihanetlerle doludur. 
Peki neden? 
Erol Mütercimler, bu kitabında bir kez daha birbirinden ilginç örneklerle bu sorunun peşine düşüyor… İşte bunlardan birkaçı... 
Dünya tarihinden... 
Ceaser cinayeti – Çar Ailesinin ölüm günü – Troçki cinayeti 
– Salvador Allende suikastı – Kod Adı “Ajax” olan Mussadık’a yapılan darbe – Mısır’ın ünlü Arap milliyetçisi Cemal Abdulnasır’ın iktidara gelişinde CIA’in parmağı – Siyon protokolleri entrikası – Hitler’i bir türlü öldüremeyen suikast girişimleri – Hiroşima komplosu 
– Perl Harbor provokasyonu… 
Osmanlı Devleti tarihinden... 
Piri Reis’e kurulan büyük komplo – Padişah Genç Osman’ın öldürülüşü – Çocuk padişah IV. Mehmet  entrikası – Büyük fesat örneği: Siyonizmin öncüsü Yasef Nassi’den Mesih Sabatay Sevi’ye gidiş 
– İlk kez okunacak olan entrika: Fransa “mason locasında padişah V. Murat’ın tahta oturtulma girişimi II. Abdülhamit’e taht kaybettiren Manastır’da atılan kurşun provokasyonu – 1913 Bab-ı Âli baskını entrikası – Mahmut Şevket Paşa suikastı – I. Dünya Savaşını başlatan cinayet – İttihatçı Paşalara kurulan tuzak cinayetler: Talat Paşa ve Cemal Paşa’nın öldürülüşü … 
Cumhuriyet Dönemi tarihinden... 
Mustafa Suphi’yi tuzağa düşüren Yahya Kâhya komplosu – İhanet örneği; Atatürk’ün anlattığı Yahya Kaptan cinayeti – 16 Mart 1978 tarihinde üniversite öğrencileri provokasyonu – Abdi İpekçi ve Uğur Mumcu cinayetlerinin aynanın arkasında kalan büyük planları 
– İmralı zabıtlarının yayını bir sabotaj mıdır? 
Mükemmel işlenmiş cinayet yoktur!
₺25,60 KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
Öyle bir oyun düşünün ki bütün oyuncular aynı ekipten. Yani siz, kendi ekibinizden birine karşı oynuyorsunuz. Muhteşem bir kriptolojik kurgu! Rakibiniz aslında sizinle aynı amaçlara hizmet eden biri oluyor. Siz ve rakibiniz (!) sizin için hangi strateji en büyük getiriyi sağlıyorsa onu tercih ediyorsunuz. Siz açıktan yapıyorsunuz, o ise gizliden gizliye yapıyor. Size karşı oynuyormuş gibi gözükerek size hizmet ediyor. 
Burada guguk kuşu, rakibinizin bizzat kendisi olmuş oluyor. Bir kripto. Çok çeşitli sahalarda bunun uygulamalarını görmek mümkündür. Örneğin kendi elemanınızı, rakip bir kuruluşun önemli bir yöneticisi yapmayı başarmanız gibi bir şey! 
Bugün bize karşı kurgulanan bütün oyunları tek tek çözümlemeye başladığımızda, aslında hepsinin anasının bir dünya hâkimiyeti oyunu veya kurgusu olduğunu görüyoruz. Eğer düşmanlarımızla ya da daha yumuşak bir ifadeyle rakiplerimizle mücadele edeceksek, bu mücadeleyi tüm katmanlarda yapmak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde kaybetmeye mahkûm olmuş oluruz. Yani, kısacası, Türkiye küresel ölçekte bir oyun kurucu olmalıdır. Bu bir tercih değil, zorunluluktur. 
Büyük devletler şartları oluşturur, küçük devletler şartlara tabi olur. Türkiye’miz büyük bir devlettir ve şartları oluşturmak zorundadır.
₺13,60 KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil
Karl Marx’ın, 1880 yılında Revue Socialiste dergisine Fransa’da yaklaşan genel seçimler için hazırladığı 101 soruluk “İşçi Anketi”, Tu¨rkiye’de 1970 yılında Devrimci Sinema Dergisi tarafından basılmıştı. Aradan geçen yarım yüzyıl bize, “İşçi Anketi”nin hâlâ koruduğu gu¨ncelliği anlatırken, “işçi sınıfının nasıl bir özne olduğu” sorusunu bugu¨n de sorduruyor. 

Karl Marx’ın ölu¨mu¨nden u¨ç yıl önce hazırladığı 101 soruluk anket çalışması; du¨nya çapında kabul gören, kapitalist u¨retimin eleştirel bir tahlilini yaptığı Kapital isimli kitabında geçen kavramların, pratik bir çalışmada nasıl işlendiğinin ve Marx’ın ölu¨mu¨ne kadar işçi sınıfı örgu¨tleri, kurumları ve yayınları ile ilişkisini kesmediğinin de bir göstergesidir. 

Elinizdeki kitap; Karl Marx ve Friedrich Engels’in karşılaşmalarıyla başlayıp, tu¨m du¨nyaya yayılacak bir gerçekliğin ve hakikatin anlatısında, Tu¨rkiye’de ve du¨nyada unutulmuş olanı açığa çıkarmayı, u¨zerine du¨şu¨nmeyi amaçlıyor...
₺9,60 KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil

“Kavramların tarihi onların kapsam, alan ve içeriklerinin değişme/dönüşme tarihidir de. “Ekonomi politik” kavramı/deyimi için de bu böyledir. Bu bağlamda; (iktisadi) düşünce tarihçisi, basitçe mezarlık(lar) bekçisi olmayacaksa hangi mezarın hangisinden önce kazıldığını, mezarların üst üste mi yan yana mı konumlandığını, mezar(lık)ların aralarında geçitlerin mevcut olup olmadığını öğrenmek/bilmek durumundadır (zorundadır?).

Mezarlık(lar) bekçisi hangi mezar(lar)ın harabe, hangilerinin içinde değerli hazineler barındıran virane olduklarını teşhis etmeyecekse ne “işe” yarayacaktır? Bu teşhisinde mücevherlerden bazılarını biraz daha parlatsa, bir kısmını ön sıralara yerleştirse, haddini fazla mı aşmış olur? “Sahih” mücevherlerle “sahtesini” ayırabilmişse, galiba bu biraz onun “işinin” de parçasıdır.”

₺18,36 KDV Dahil
₺21,60 KDV Dahil

Cezalandırmanın mantığı nedir?

Hammurabi Kanunları’ndan günümüze; intikam, caydırma ve engelleme üzerine kurulu olan cezalandırma teknikleri toplumlar genelinde ne kadar başarılı olmuştur?

Kaç insanın hayatı sıklıkla değişen kanunlar ve işkence aletleri altında ezilmiştir?

Suç oranları yapılan kanunlar ve uygulanan cezalandırma yöntemleri ışığında yüzde kaç oranında düşmüştür? Sahiden düşmüş müdür?

“Cellat Pierrepoint: Devlet adına, ölümü -ölüm ne kadar adil veya haksız olursa olsun- en insani ve asil şekilde sağlama görevini yerine getirdim… Deneyimlerimin meyveleri ağzımda acı bir tat bıraktı, zira gerçekleştirdiğim yüzlerce infazın her birinin o ya da bu şekilde yeni cinayetleri önlemiş olduğuna inanmıyorum. İdam cezası, bana göre, intikamdan başka bir şey değildir.”

(Tanıtım Bülteninden)

₺24,00 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
Tevrat’ta geçen bir ayet var, İran-Irak Savaşı’ndan bahsediyor, Peygamber Yeşaya’nın bir öngörüsü bu, işte o ayet: 
“Feryat edin! Tanrı diyor ki: Gümüşe değer vermeyen, altını sevmeyen Medleri onlara karşı harekete geçireceğim. Oklarıyla gençleri parçalayacak, bebeklere acımayacak, çocukları esirgemeyecekler.” 
Ayette geçen “gümüşe değer vermeyen Medler” bugünkü İran, Babil ise Irak’tır. 

Tevrat’ta geçen yine bir ayet var, bu kez Irak Savaşı’ndan söz ediyor, yine Peygamber Yeşaya’nın bir öngörüsü bu. İşte o ayet: 
“Ben Her Şeye Egemen Rab... Babil’i baykuş yuvasına, bataklığa çevirecek, yıkım süpürgesiyle süpüreceğim. Yakalananın bedeni delik deşik edilecek, ele geçen kılıçtan geçirilecek. Yavruları gözleri önünde parçalanacak, evleri yağmalanacak, kadınlarının ırzına geçilecek...” 
Buradaki Babil Irak’tır... 

Günümüzde “olacak olayları önceden bilme” yeteneğine öngörü diyorlar. Ama bir öngörü kutsal bir kitapta yer alıyorsa ve olaylar binlerce yıl öncesinde söylenildiği gibi bugün bire bir cereyan ediyorsa ve de bu öngörü Yahudilerin Büyük Peygamberi Yeşaya’nın sözleriyle yazılmış ise bu artık öngörüyü aşıyor ve “kehanet” oluyor... 
Ve Şam... Onun da bir kehaneti var... 
Soru şu: Bu gerçekten bir kehanet mi yoksa tuzak mı? 
Ya Türkiye? 
Kehanetlerle başlayan bu yolu izleyiniz, tüm cevapları bulacaksınız...
₺21,00 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
Bu harika kitap, en derin ve incelikli felsefi temaların bazılarını ikna edici bir açıklıkla aktarmayı başarıyor ve Hegelci kökenlerinin ayrıntılarına inerek, Marksist düşüncenin diyalektikliğini yenilemesine yardımcı oluyor. Marksist ‘yabancılaşma’ kavramı konusunda karşılaştığım en iyi kitap. 
Tony McKenna, Marx and Philosophy Review of Books 

Sean Sayers’in kitabı, Marx’ın düşüncesinin Hegelci boyutunu ve bu sayede Marx’ın yabancılaşma teorisini savunmak bakımından etkileyici bir çaba. 
Dan Swain, International Socialism Journal 

Sayers, Marx’ın düşüncesinin temelinde Hegelciliğin yattığı noktasında güçlü bir argüman sunuyor, çokça işlenmiş bazı alanlara yeni bir ışık tutuyor ve çoğu Marx araştırmasının hâlâ yoksun olduğu bir açıklıkta yazıyor. Hepsinin ötesinde, Sayers şunu kanıtlıyor: Hegel-Marx ilişkisi üzerine pek çok şey yazılmasına rağmen, Marx’ın felsefi fikirlerine bu şekilde yaklaşmak Marx araştırması için en verimli araştırma alanı olmaya devam ediyor.
₺17,60 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
“Kalkınma ve politika dünyasında artık yepyeni bir kuramsal 
paradigma var. ‘İnsani Gelişmişlik’ ya da ‘Yapabilirlikler Yaklaşımı’ 
olarak adlandırılan bu model çok basit bir soruyla işe başlar: İnsanlar 
gerçekte neler yapabilir ve ne olabilirler? Önlerinde ne gibi fırsatlar 
vardır? İnsan hayatı, doğası gereği, birbiriyle ilintili çok sayıda 
unsurun bir arada incelenmesini gerektirir, bu nedenle basit gibi 
görünen bu sorular aslında oldukça karmaşıktır. Zaten modeli cazip 
kılan özelliklerden biri de bu karmaşıklıktır: insan yaşamının ve insani 
çabanın kendi karmaşıklığına yanıt verecek donanıma sahip yepyeni 
bir yaklaşım olması. Her halükârda, modelin sorduğu sorularla 
insanlar günlük hayatlarında sürekli karşı karşıya kalırlar.” 
Günümüz dünyası hâkim kalkınma paradigmasının içine hapsolmuş 
durumda. Bu kalkınma anlayışında insanlar hesaplanabilir 
hesaplanması gereken birimler, insan yaşamı ekonomik rasyonalizmin 
bir nesnesi, insanın en temel ihtiyaçları ise üzerinde pazarlık 
edilebilir “şey”ler olarak görülüyor. Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri 
de bu paradigmayla koşutluk içerisinde gayri safi yurtiçi hâsıla gibi 
rakamlara göre belirleniyor; adil bölüşüm, temel ihtiyaçlar, ekonomik 
ve sosyal adalet, kamusal tartışmanın dışında konumlandırılıp 
“ideolojik” olmakla eşleştiriliyor. Martha C. Nussbaum elinizde 
tuttuğunuz bu kitapta, “Yapabilirlik Yaklaşımı” adını verdiği ve 
bir paradigma değişimini esas alan yaklaşımıyla yalnızca insanlar için 
değil, tüm canlılar için “yaşanabilir” bir dünya kurabilmenin incelikli 
arayışını sunuyor.
₺19,20 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
“Modern çağın dini olan milliyetçiliğin güçlü olması ve ona karşı 
ideolojik mücadelenin yavaşlığı, cesaretimizi kırmamalıdır. Milliyetçi 
ideolojiye karşı mücadeleye girişenler, en küçük başarılardan 
memnun olmalı, uzun sürecek olan bu mücadelede hem kararlı hem 
sabırlı olmayı öğrenmelidirler. Kötümser ve iyimser olmak için 
nedenler vardır. Kötü gelişmeleri görmezden gelmeyen, aydınlatıcı 
fikir ve eylemlerin değiştirici gücüne inanan iyimser tutum, daha 
gerçekçi bir yaklaşımdır.” 
İnsan topluluklarının arasına aşılmaz bariyerler kuran bir 
milliyetçiliğin aşılması gerektiği fikri demokrasi güçlerinin uzunca bir 
süredir gündeminde. Öte yandan modern toplumların içinde bulunduğu 
krizi tanımlayan anlam arayışına/anomiye bir yanıt sunduğu düşünülen 
“aidiyet”in cazibesi beraberinde milliyetçiliğe sıkıca sarılmayı da 
zaman zaman mümkün kılabiliyor. 
Marksizm, Milliyetçilik ve Demokratik Ulus milliyetçilik tartışmalarına 
odaklanarak ve bunun Marksizm içi tartışmalarda nasıl kavrandığını 
ortaya koyarak milliyetçiliğin dayandığı ilkeleri gözler önüne serip 
milliyetçiliğin gücünü kıracak önemli bir tezi, “Demokratik Ulus” tezini 
ileri sürüyor ve bizi milliyetçilik üzerine yeniden düşünmeye çağırıyor.
₺28,40 KDV Dahil
₺35,50 KDV Dahil
Emperyalist fenomenler, her dönemin ekonomik sınıf çıkarlarına indirgenmeye çalışılabilir. Neo-Marksist kuramın yaptığı budur. Emperyalizmde, kısacası, yalnızca kapitalist üst katmanın kapitalist gelişmenin belli bir aşamasındaki çıkarlarının yansımasını görür. Şüphesiz ki bu, meselemizin çözümüne dair elimizde olan açık ara en ciddi katkı. Ancak bu düşüncenin, tarihin ekonomik yorumunun mantıksal olarak zorunlu bir sonucu olmadığını vurgulayalım. Bu düşünce, tarihin ekonomik yorumuyla çelişmeden, hatta onun sunduğu çerçevede kalarak da reddedilebilir. 
Emperyalizm geçmiş devirlerin kalıntıları diyebileceğimiz büyük gruba girer. Bunlar tüm somut toplumsal durumlarda, her toplumsal durumun o günkü yaşamsal koşullarıyla değil de o günün geçmişinin yaşamsal koşullarıyla, yani iktisat tarihi bakış açısından o anın değil de geçmiş zamanın üretim ilişkileriyle açıklanabilecek unsurları üzerinde büyük bir rol oynarlar. Emperyalizmi ortaya çıkaran yaşamsal zorunluluklar kaybolup gittiğinden onun da zamanla ortadan kalkması gerekiyor. Yapısal unsur olarak ortadan kalkması gerekiyor zira, taşıyıcısı olan yapı çöküyor ve toplumsal gelişme sürecinde ona alan bırakmayan ve onu destekleyen iktidar unsurlarını elemine eden başka yapılarca çözülüyor. – Joseph Schumpeter
₺15,20 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
Yirmi birinci yüzyılda yalan, siyasetçi ve yönetilenlerin ortaklaşa inşa ettiği bir olguya dönüştü. Yeni olan, siyasetçilerin yalanları değil, kitlelerin buna verdiği tepkidir. 
Hakikatin önemsizleşmesi (post-truth), toplum görüşlerinin oluşmasında duyguların ve kişisel inançların, hakikatin önüne geçmesidir. Böyle bir ortamda, destekçisi olan kitlenin inançlarına ve önyargılarına uygun olduğu sürece liderin tutarsız savlar ileri sürmesi, yolsuzluk yapması, ekonomide, dış siyasette başarısız olması önemini yitirir. Bunların tümü iç-dış düşmanlar, terör örgütleri, casuslar, ülkenin gelişmesini istemeyen seçkinler gibi, çoğunlukla “icat edilmiş” kesimlere yıkılır. 
Yalanın meşrulaştırılması, felsefede “safsata” (fallacy) adı verilen hileli akıl yürütme teknikleriyle yapılır. İlk kez Aristoteles’in sınıflandırdığı bu teknikler üzerine İbn Sina’dan Schopenhauer’a kadar pek çok felsefeci kitaplar yazdı. 
Bu kitapta önce hakikatin önemsizleşmesi dönemi üzerine genel bir bilgi edinecek, ardından siyasetçilerin en çok kullandıkları 48 hileli akıl yürütme yöntemini örnekleriyle birlikte okuyacaksınız. Kitlelerin farkında olmadan, siyasetçilerle kol kola ürettikleri yalanın nasıl inşa edildiği karşısında hayrete düşeceksiniz.
₺10,50 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
İsmail Hakkı Baltacıoğlu, istibdat döneminde doğup büyümüş ve okumuş; meşrutiyet döneminde hayata atılmış, mütareke, mücadele, kurtuluş ve kuruluş dönemlerine tanık olmuş; Atatürk, İnönü, Menderes ve 27 Mayıs sonrası dönemleri yaşamış bir kişidir. Muhtemeldir ki o tüm zamanların en büyük Türk eğitimcisidir. 
O özgür ve özgün bir adamdı. Türkçüydü, muhafazakârdı, cumhuriyetçiydi ve inkılâpçıydı. Ancak hiçbir yere ve gruba sıkı bir aidiyeti yoktu. Takdir ettiği kişilere ve düşüncelere zihninde gocunmadan yer açtı. Ama zihnini kimseye tam manasıyla teslim etmedi. Onun benliğini hiç kimse ve hiçbir ideoloji ele geçiremedi, işgal edemedi. 
İşte beş devri yaşamış bu büyük adamın, cumhuriyetçi muhafazakâr İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun yaşam öyküsü...
₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
İtiraf alma amaçlı “sertlikle” kasıtlı “zulüm”arasında akıl almaz incelikte bir çizgi... İnsanlığını, vicdanını, ruhunu kaybeden işkenceciler; eklemleri etlerinden fırlayan, gözleri oyulup tırnakları çekilen, kendi kangölünde boğulan mahkûmlar... Zihin işkenceleri, Demir Maske, Skeffington Prangası, Çivili Tabut, Bakirenin Öpücüğü,İspanyol Sandalyesi ve daha niceleri... Bu kitap size, içine doğmuş olduğunuz dünya düzenini sorgulattıracak. “Mowung, insanüstü iradesiyle yavaş ve temkinli kesim sürecinde sessizliğini korudu; önce yanakları, sonra göğüsleri, kollarının alt ve üst kasları, bacaklarının etleri ve bunun gibi pek çok yeri hayati noktaları zarar görmeyecek şekilde bedeninden sıyrıldı. Ağzını yalnızca bir kez açtı, hemen öldürülmek istediğini söyledi bu arzusu kurbanına işkence etmekten vahşice zevkalan işkenceciler tarafından umursanmadı bile.”
₺24,00 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
1969’da tanıştığı GillesDeleuze ile birlikte yazdıkları Kapitalizm ve Şizofreni’nin tartışmasız etkisi hâlâ sürerken, FélixGuattari’nin kendi özgün çalışmasına bir bakış bize ne sunabilir? Ali Akay, Guattari’nin kendi yöntem-kavramlarının dinamik oluşumunu gözler önüne serdiği bu derslerde, öznelliği onun düşüncesinin merkezi problemi olarak ele almayı öneriyor. Guattari’nin kişiliğinin birbiriyle çeliştiği, en iyi durumda birbirinden apayrı olduğu düşünülen militan, terapist ve felsefeci yönleri, aslında bu problem etrafında bütünleşmiştir. Tam da bu yüzden Guattari, erken dönem yazılarından Deleuze’le ortak çalışmalarına kadar, şu soruyu sormaktan hiç vazgeçmeyecektir: İsyanı ve yaşamı bürokratikleştirmek yerine, alttan gelen gerçek bir dönüşümü nasıl arzulayabiliriz? Olaya nasıl layık olabiliriz? Bir toplumsal dönüşüme, nedenleri ve sonuçlarını değerlendirmekle yetinmek yerine, yeni öznellik alanları yaratarak nasıl cevap verebiliriz? Guattari’nin düşüncesinin çağdaşlığından hiçbir şey yitirmemesi, 68’in öncesinden bile günümüze seslenebilmesinin arkasında, öznelliğin yaratıcı kuvvetlerine duyduğu bu inanç yatıyor. Yaşam gibi, Guattari’nin öznellik düşüncesi de gücünü farkı olumlamasından alıyor.
₺22,40 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

Emek Yıldırım ve Özlem Şendeniz, bir kısmı Karadeniz’de doğup büyümüş bir kısmı hasbelkader yolu bu coğrafyaya düşmüş ve burada yaşayan bir grup kadınla birlikte ilmek ilmek ördükleri bu çalışma ile, okuyucuları, Bafra’dan Hopa’ya Karadeniz’deki kadınlık hallerini irdelemeye çağırıyor. Kitapta temel olarak ele alınan iki ana hat; bir yandan bölgedeki mevcut milliyetçi, muhafazakâr ve devletçi yapılanmayla organik bir bütünlük içinde varlığını sürdüren patriyarki ve “hegemonik” erkeklikleri daha görünür kılmak iken, diğer yandan bu coğrafyanın tüm kadınlarının anlattıkları üstünden hayatın saklı diğer yanındaki “öteki” kılınanların seslerini dinlemektir.

Karadeniz’e dair örtük ama yaygın bir biçimde var olan oryantalist klişelerle, stereotiplerle inşa edilen imgelerden biri olarak zihnimizde canlandırdığımız Karadeniz kadınlarının kendilerini anlatmasına kulak vermeye ve sırtlarındaki sepetlerin içine bakmaya hazır mısınız?

 

 

“Zira kitap, sizi bir stereotip ile yüzleşmeye çağırarak başlıyor derdini anlatmaya. Gözlerimizi kapatıp Karadeniz ve Kadın kelimelerini ardarda sıraladığımızda hatırımıza düşen bir imgeyle yapıyor bunu: Bir sepet ve o sepeti yüklenmiş bir kadın… Çalışkan, yürekli, sivri dilli, her işi becerebilen, dünyanın yükünü sırtlamış, diğer yandan halinden de memnun (!) “Karadeniz kadını.” Bölgede yaşayanlar, bölgeyle temas halinde olanlar bilir ki bu genelleme bir dış kabuktan daha fazlası değildir. Biz, sizleri, çalışmamıza kıymet verip okuyacak olan okuyucularımızı, bu dış kabuğun içine bakmaya davet ediyoruz.”

₺28,00 KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil

ABD’nin Batı dünyası içindeki başat durumunun sarsılması ve öteki bölgelerdeki etkisinin azalması, Sovyetler Birliği’nin ABD’ye eşit düzeyde bir stratejik güç olarak belirmesi, Çin Halk Cumhuriyeti’nin üçüncü süper devlet olma yolunda çaba göstermesi ve uluslararası sistemde ortaya çıkan daha pek çok yapısal değişikliğin çözümlenmesiyle siyasal ve ekonomik ilişkilerin çakıştığı alanın analizini amaçlayan bu araştırma, günümüz hammaddelerinin en önemlilerinden biri olan petrolün çevresinde oluşan uluslararası ilişkileri çözümlemeye yönelmektedir.

 

Bu araştırmada, 1973 Arap-İsrail Savaşı’nın, daha önce bölgede ortaya çıkmış bulunan siyasal bunalımlardan değişik nitelikte bir sonuç doğurarak, genel bir petrol bunalımına yol açmasının nedenlerinin araştırılmasına özel bir önem verilmektedir. 1973’ten önce de Orta Doğu’da petrol vardı ve Orta Doğu birçok siyasal bunalım ve savaş yaşadı. Öyle ise, neden 1973 Arap-İsrail Savaşı dünyayı etkileyen bir petrol bunalımına yol açtı?

 

Ayrıca, öteki Üçüncü Dünya ülkeleri de OPEC devinimini örnek alarak, kendi hammaddelerini OPEC devletleri gibi kullanabilirler mi? İşte araştırmacının yanıt bulmaya çalıştığı temel sorular bunlardır. Bundan başka, petrol bunalımının gerek dünya politikası gerek Orta Doğu’nun bölgesel politikası üzerindeki etkilerini araştırmak da amaç edinilmiştir.

₺15,20 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
Bu kitap, toplam on dört makaleden oluşmaktadır ve bu makaleler beş kısım altında toplanmıştır; Marx’ın Temel Para Kuramı, Marx’ın Para Kuramının Uzantıları ve Yeniden İnşaları, Marx’ın Paranın Miktar Kuramı Eleştirisi, Para ve Dönüşüm Sorunu ve Marx’ın Dünya Parası Kuramı. Bu makaleler Marx’ın para kuramının çağdaş bir değerlendirmesini sunmaktadır. 
Bu kuram, genellikle Marx’ın en büyük başarılarından biri olarak övülür özellikle klasik veya neoklasik iktisatçılarla karşılaştırıldığında. Öte yandan ciddi bir şekilde eleştirilir de. 
Bu kitaba katkıda bulunanlar, Marx’ın para kuramının güçlü ve zayıf yönlerini diğer para teorileriyle karşılaştırarak geniş kapsamlı ve derinlemesine bir şekilde değerlendirmektedirler.
₺30,40 KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil

Sosyalizmin Alfabesi, sosyalizmle yeni tanışanlar, sosyalizme dair derli toplu bilgi edinmek isteyenler ve sosyalizm hakkındaki bilgilerini tazeleme ihtiyacı duyanlar için temel bir başvuru kaynağıdır. Sağlam mantığı, güçlü kanıtları ve duru anlatımıyla parlak ve zihin açıcı bir sosyalizme giriş kitabıdır.

İlk olarak 1953’te ABD’de yayınlanan bu değerli çalışma, kısa sürede sosyalist düşüncenin klasik metinleri arasına katılmış, dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de yarım yüzyıldır en çok okunan giriş kitaplarından biri olagelmiştir.

Çıkarları gereği sosyalist olması gereken ama sosyalizm hakkındaki iftiraların ve ideolojik bombardımanın etkisi altında kalarak sosyalizme uzak duran emekçilerin önyargıları göz önünde bulundurularak yazılmış olması, kitabın hitap alanını hayli genişletmektedir. Yetkin Amerikalı sosyalist Leo Huberman’a göre, iyi veya kötü olsun, karşısında ya da uğrunda savaşılacak bir şey olsun, her şeyden önce sosyalizmin ne olduğunun anlaşılması gerekir. Kitabın amacı, sosyalizmin anlaşılmasına yardımcı olmaktır.

Kitabın ilk yarısı, kapitalizmin sosyalist açıdan ekonomik çözümlenmesine ayrılmıştır. İkinci kısmında ise sosyalist teori ele alınmıştır. Sosyalizm öğretisinin gelişmesinde rol oynamış olan en önemli ve etkili iki isim Karl Marx ve Friedrich Engels olduğu için, Sosyalizmin Alfabesi onların anlayışı üzerine kurulmuştur.

Sosyalizmin Alfabesi’nin bu basımı, yazarlarının yaptığı son basıma uygun olarak, Leo Huberman ve Paul Sweezy’nin tamamlayıcı yazılarıyla zenginleştirilmiştir.

₺10,50 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

Fahişeler ve ajanların yolları neden hep kesişir? Giordano Bruno neden yakıldı? Peki, Jeanne d’Arc? James Bond filmlerinin kahramanları hangi ajanlardan esinlenerek yaratıldı? Yunanistan’ın NATO’ya dönmesi konusunda Devlet Başkanı Kenan Evren’i kim ikna etti? Bu kitapta, bu ve daha birçok sorunun yanıtını bulacaksınız.

Walter L. Pforzheimer, CIA’den emekliye ayrılmış çok deneyimli bir casus. Ona göre ilk casusluk olayı Âdem ile Havva arasında geçti. İncil’in ünlü Yılan’ı ilk casus ve Havva da onun ilk Asset’i idi. Arkeologlar, Suriye’de günümüzden 3800 yıl önce yazılmış bir tuğla tablette casuslardan yakınıldığını belirtiyorlar.

On yıllardır ulusal güvenliği boşlamış iktidarların Türkiye’yi ne denli güvenlik zaafına uğrattıklarının örnekleriyle anlatıldığı bu kitapta Aytunç Altındal, “Diğer ülkeler bir yana, o günlerden bu yana Anadolu toprakları casusların en çok gönderildiği bölgedir. Soğuk Savaş yıllarında en iyimser tahminle ortalama 25 ülkeden Türkiye’ye yaklaşık 10 bin casus, ajan vb. geldi. Günümüzde bu sayı 3 bin 500 civarında. Sadece Ankara’da yaklaşık 280.290 deneyimli askeri personel, diplomat, istihbaratçı şu ya da bu amaçla bilgi topluyor. Gerisini siz düşünün” diyor.

₺10,50 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

Güneydoğu’da son 50 yılda yaşanan olaylar hep terör, anarşi, operasyon, hesabı sorulacak, ihanet sözcükleri ile anıldı. Halbuki bu olaylar “Geliyorum!” diye alarmlarını yıllarca önce vermişti. Ancak “Geliyorum!” diyen olayları hazırlayan sebepler bölgede yaşanırken bunları okuyacak, anlayacak ve tedbir alacak basirette yetkililer olmayınca, olaylar, yıllarca ihmal edilmiş, kendi kaderine terk edilmiş, zaman ve insana uygun olmayan bölgede yaşanan sosyal yapının üzerinden katlanarak geldi.

Bu yapıyı; bölgeye çalışmak için dışarıdan gelen, bölgede şark görevi gereği bulunan, burada yaşayan, burada yaşarken olaylar nedeniyle batıya göçmüş farklı insanların yaşamlarından alıntılarla resmetmeye çalıştık, bugünün olaylarını doğuran, dünün yaşam biçimidir ilkesi gereği. Bugün yaşadıklarımızın asıl sebebinin; Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte benimsenen yeni değerlerin, yıllarca, Fırat’ın doğusuna geçirilmemiş olmasından kaynaklandığı kanaatiyle kitabımızda bölgede yaşanan olaylar nedeniyle ülkede yeterince acı çekildiğini, huzura; ancak savaş, kavga, çatışma yöntemleri dışında aklın, ferasetin ışığından bakarak, geçmişteki yanlışları düzeltmek üzere başlanacak bir çalışmayla ulaşılabileceğini anlatmaya çalıştık.

₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Bu çalışmasında Özay Göztepe, eleştirel çözümleme kapasitesini,  neo-liberalizmin verili kabullerine ve listedeki her bir alan kuramının temellerine yöneltiyor.  Bir bakıma neoliberalizmi kaçtığı yerden yakalıyor. Kendinde düzenleyici piyasa savının pulları, kavramsal darbelerle alaşağı edilirken, saf piyasa suretinin ardındaki ekonomi-dışı zor mekanizma gözler önüne seriliyor.  Özay Göztepe, tarihsel kapitalizmin neo-liberal biçimini kuran bu mekanizmayı, “ilkel sermaye birikimi” olarak tanımlıyor. Piyasa gereklerine tabi olmayan ve/veya meta dışı özelliklere sahip bulunan ilişki ve varlıkları, ekonomi dışı zor mekanizmalarla sermayeleştirme işlemi olarak kavramsallaştırılan ilkel birikimin neo-liberal evrenle ilişkisi, son derece zengin bir olgusal veri analizi ile temellendiriliyor. Bu ilişkinin Türkiye bağlamına yerleştirilmesi, elinizdeki çalışmanın özgün bir katkısı olarak görülmelidir.  Türkiye’nin eleştirel bilgisini tarihsel maddeci yaklaşımla üretme geleneğinin parlak örneklerinden birini bizlere kazandırdığı için Özay Göztepe’ye ne kadar teşekkür etsek, azdır.      

                                                                                                                                                                                         -Metin ÖZUĞURLU-

₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Michel Bruneau, bu kapsamlı çalışmasında Küçük Asya’nın yani 
Anadolu’nun kadim halklarının,dinî ve etnik topluluklarının; Rumların, 
Ermenilerin, Kürtlerin, Türklerin ve Asuri-Keldanilerin yazgısına dair, 
tarihin eski dönemlerinden bugüne uzanan bir inceleme sunuyor. 
Yazar, geniş bir Türk-İran coğrafyasını merkeze alan yaklaşımıyla, 
Antik Yunan şehir devletlerinden başlayıp günümüz Türkiyesi’ne 
kadar uzanan farklı devletleşme mantıklarını karşılaştırıyor, toprağın 
millileştirilmesini hedefleyen politikaları coğrafi-tarihsel bir bakış 
açısıyla sunuyor. Küçük Asya’dan Türkiye’ye, özellikle azınlıkların 
yaşamının bir parçası haline gelen baskı ve yerinden edilmeleri 
eleştirel bir yaklaşımla ele alan, tarihe şerh düşen bir çalışma... 
“Hem Avrupa hem de Asya ile temas halindeki Anadolu coğrafyası, 
özellikle emperyal geleneğe sahip iki halk arasında fetih ve savaşlara 
yol açan ihtirasların mekânı olmuştur. Yurtlarından koparılan ve 
atalarından kalma toprakları ellerinden alınan kurbanlar ‘kayıp 
vatanlarını’ unutmadılar ve maruz kalınan manevi ve maddi 
zararların tanınması taleplerini son zamanlarda artan bir ısrarla dile 
getiriyorlar.”
₺28,40 KDV Dahil
₺35,50 KDV Dahil
“Başkaldıran kimdir? Hayır diyen biridir.” 
Albert Camus 
İnsanlık tarihi, çatışmanın da tarihidir. Tarihin her dönemi, iktidar sahipleri ile onlara başkaldıranlar arasında çoğu zaman silahların konuştuğu şiddetli ve kanlı mücadelelere sahne olmuştur. Bununla beraber, yirminci yüzyılda ve yirmi birinci yüzyılın ilk on yılında daha farklı bir mücadele biçiminin öne çıktığını görüyoruz. Özellikle son yıllarda halk kitlelerinin örgütlenerek baskıcı rejimlere, yabancı güçlerin işgallerine veya kendi kaderlerini tayin etmek amacıyla, hatta ellerindeki iktidarı kaybetmemek için diğer muhalifleri sindirmeye çalışan devlet dışı silahlı gruplara meydan okuduklarına, talepleri karşılanana kadar boykot, genel grev, protesto ve sivil itaatsizliğin de aralarında bulunduğu çeşitli şiddetsiz direniş yöntemlerini kullanarak muarızlarıyla mücadele ettiklerine tanık oluyoruz. Peki, şiddetsiz, sivil direniş gerçekten işe yarıyor mu? 
İstatistik ve vaka incelemesi yöntemlerini bir araya getirerek 1900 ile 2006 yılları arasında yürütülmüş toplam 323 şiddetli ve şiddetsiz direniş mücadelesini mercek altına alan bu çalışma bu soruya olumlu yanıt veriyor ve şiddetsiz sivil direniş hareketlerinin şiddete başvuran muadillerine kıyasla ve yaygın kanının aksine en az iki kat daha etkili olduklarını ortaya koyuyor. Ayrıca bazı sivil direniş eylemlerinin neden hedeflerine ulaşamadıklarını, neden bazı hallerde şiddetli ayaklanmaların sivil direnişlerden daha başarılı olduklarını ve direniş tiplerinin mücadeleler sona erdikten sonra bir iç savaşın yaşanma veya demokratik rejimin tesis edilme olasılığını hangi yönde etkilediklerini de ele alıyor. Her düzeyde okura hitap eden bu çalışma, konunun kolay anlaşılmasını sağlayacak çok sayıda tablo ve şekil barındırmasının yanı sıra İran Devrimi, Birinci Filistin İntifadası, Filipinlerde Halkın İktidarı hareketi ve Burma (Myanmar) halk isyanı vakalarını ayrıntılı biçimde ele alması itibarıyla dünyanın en sorunlu bölgelerinin yakın tarihine de ışık tutuyor. 
2013 yılında Foreign Policy dergisinin hazırladığı En Önemli 100 Küresel Düşünür listesine giren parlak siyaset bilimci Erica Chenoweth ve Maria J. Stephan, şiddetsiz direnişin, uluslararası sistemde göz ardı edilmemesi gereken, en elverişsiz koşullarda bile yeryüzünü değiştirebilecek, durdurulması neredeyse imkânsız bir kuvvet olduğunu bu kitapta gözler önüne seriyorlar.
₺28,00 KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
RUSYA’NIN KODLARI 
Türkiye’de Rusya’yı Ararken 
Rusya’da Türkiye’yi Bulmak 

Çarlık Rusya’sından Sovyet Rusya’sına, Sovyet Rusya’sından Yeni Rusya’ya; bir başka deyişle Petro’dan Lenin’e, Lenin’den Putin’e uzanan bir büyük tarih ve ülke... 
Peki nedir Rusya’nın kodları? Çarlık geçmişi mi? Ortodoksluğu mu? Komünist mirası mı? Sanatı ve edebiyatı mı? Bireylerinin kolektivizme uygunluğu mu? Yaşam tarzının şifreleri mi? Kremlin’deki iktidar düzenlemeleri mi? Güvenlik ve istihbarat bürokrasisi mi? Devlet aklı oluşturabilme becerisi mi? Enerji kaynaklarının zenginliği mi? Devlet kapitalizmi modeliyle işleyen ekonomik düzeni mi? 
Elinizdeki kitap işte bu sorulara yanıt arıyor. 
Ve “Rusya’nın Kodları”ndan hareketle, Türk-Rus ilişkilerinin geleceğine projeksiyon tutuyor.
₺20,00 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Elinizdeki eseri, 1996 yılından beri çok farklı örgütlerde yaptığım idarecilik görevleri, politik olsun veya olmasın yer aldığım birçok proje ile gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında gerçekleştirdiğim bilimsel araştırmalar kapsamında edindiğim bilgi ve deneyimi ilgililerine aktarmak üzere kaleme aldım. 
Deneyimlerimde olumsuz olarak dikkatimi en çok çeken husus; önemli mesuliyetler üstlenmesi beklenen lider namzetlerinin büyük çoğunluğunun, lider meşruiyeti kazandıklarını düşündükleri, geniş yığınlardan destek aldıklarını hissettikleri en erken zamanda, gerçek bir lider “olgunluğuna” erişmek için ihtiyaç duyulan çaba ve zamanı sarf etmekten kaçınmaları olmuştur. Bu kaçınmalar münasebetiyle ilgililerin gerçek bir lider olarak farklılaşamadıkları ve burada lidersi olarak ilk defa kavramlaştırdığım, bir başka kimliğe büründüklerini de ifade etmeliyim. Doğrusu, liderlik konusunda genelde sorulmayan, “Nasıl gerçek bir lider olunmaz?” sorusuna esasen yanıt üretmek gerektiğine de böylece kanaat getirmiş oldum. Dikkat edilirse, burada Batılı -ve özellikle de Amerikalı yazarların sıklıkla en çok satan (bestseller) listelerine soktukları birçok kitabın çıkış sorusu olan “Nasıl gerçek bir lider olunur?” sorusu veya benzerlerini sormaktan özellikle kaçındığım anlaşılacaktır. Çünkü deneyimlerim ve okuduklarım gösterdi ki, bir şeyin nasıl yapıl(a)mayacağını göstermek, belki de çokları için daha fazla dikkat çekici ve bu haliyle de daha fazla başarı sağlayıcı olabilmektedir. Elinizdeki eseri temellendiren ana soruyu bu 
şekilde kurgularken, aslında arka planda “kimin, neyi, neden” yaptığını da elbette çok açık bir şekilde teşhis, tahlil, tahkik ve tespit etme olanağı bulduğumu ve metinde işlediğimi ifade etmeliyim. Böylece mümkün oldukça nesnel ve bütün gerçekliği olanca çıplaklığıyla ortaya çıkaracak şekilde gözlemlerimi ve bunlara dayalı olarak şekillendirdiğim düşüncelerimi, okuyucunun değerlendirmesine sunmayı tercih etmiş oldum. Aslında bu eserdeki bütün mesele belki de şundan ibarettir: “Gerçekliğe ayna tutmak…” Diliyorum ki, gerçek liderlerle çok kere karşılaşamama veya -tersiyle- giderek daha fazla olarak lidersilerle karşılaşma durumunda kaldığımız ve az veya çok bunların yapıp ettiklerinin olumsuzluklarına maruz kaldığımız bir dünyada, daha fazla insana, liderlik adına “ne yapma(ma)ları gerektiği” konusunda bir fikir, farklı bir bakış, değerlendirme fırsatı da böylece verebilmiş olabilirim. Bu eserin hakiki amacı, temel odak noktası, doğrusu tam olarak budur.
₺17,60 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
Mustafa Kemal Paşa, daha Samsun'a çıkmadan önceKurtuluş Savaşı'nın denklemini kurmuştur: 
"Türk ve Kürt tekmil milleti birleştirmek." Strateji de belirlenmiştir: 
Doğuda bir dayanak yaratarak bütün vatanı kurtarmak. 

İstiklal Savaşı döneminde Kürt sorununa getirilen çözüm, ortak çıkar ve geleceğe sahip olan Türk ve Kürtlerin müşterek vatanlarında, tek bir millet halinde birleşerek, özgür iradeleriyle birlikte yaşamaları, 
ortak bir meclis ve hükümet kurmaları, millî haklara karşılıklı saygı göstermeleri ve kardeşlik esaslarına dayanmıştır. 

Kurtuluş Savaşı'nın Türk ve Kürdü emperyalizme karşı birleştiren, seferber eden, savaşın ateşinde sınanmış ve zafer kazanmış siyaset ve pratiği incelenmeli, eleştirilmeli, tartışılmalı ve önümüze ilişkin dersler çıkarılmalıdır. Tarihimizde böyle önemli bir esin kaynağı bulunmaktadır. 
Atatürk'ün o büyük tecrübeyi ifade eden yazı ve konuşmaları en kapsamlı haliyle bu kitapta derlenmiştir.
₺12,80 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
1960’tan sonra Molla İmam Hamdullah öncülüğünde bir araya gelip ahaliyi Allah ile aldatanlar; adlarını, iki heceden oluşan Allah sözcüğünün son hecesi olan “lah” ile tamladılar. 
Bu kitapta Osmanlı ve Atatürk dönemlerine ait bilgilendirmelerin yanı sıra bunların yönetimlere gelmeleriyle her şeyin değişmesi ve parçala, böl, yönet yöntemiyle ülkemize el atan Amerika’nın nasıl etkin olduğu özetle anlatılmaktadır. 
Siz, bu kitabı sabırla okuduğunuzda Atatürk’ün laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni nasıl kurduğunu; Atatürk düşmanlarının Atatürk’e nasıl ihanet ettiklerini, devrimleriyle beraber yaratmış olduğu tüm üretim kaynaklarını nasıl yok ettiklerini, hatta vatan topraklarını bile nasıl babalar gibi sattıklarını; nasıl oy hırsızlığı yaptıklarını; rüşvet ve yolsuzluklarla nasıl zengin olduklarını; yurttaşları nasıl adaletten, insan hak ve özgürlüklerinden, çağdaş eğitimden, laik, demokratik cumhuriyet ilkelerinden uzaklaştırdıklarını; Türkiye’ye nasıl acılı bir dönem yaşattıklarını ve adım adım şeriata bağımlı ortaçağ karanlığına doğru sürüklediklerini; gerek bilim adamlarının, hukukçuların açıklamalarından ve medya haberlerinden, gerekse bazı yazarların belgesel sunumlarından alınan değerlendirmelerde göreceksiniz ve kendi kararınızı vereceksiniz... 
LÜTFİ KALELİ
₺13,60 KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil

“2014 başında küresel krizin etkilerini derinlemesine anlamak ve gelecek yıllardaki gelişimin nasıl şekilleneceğini yazmak istedim. Küresel krizin etkileri geçti mi yoksa belli aralıklarla devam mı ediyor? 2008 yılında başlayan ekonomik krizin sadece bu alanda kalmayacağını düşünerek sosyal siyasal ve kültürel konularda oluşturduğu sorunları ve dalga dalga yayılmasını anlamamız gerektiğini düşündüm.

2014 yılında başladığım bu çalışmalarımı sadece teorik bazda değil otuz ülkeyi detaylı inceleyerek dünyadaki gelişmelerin sadece röntgenini değil mr’ını da çekerek anlamaya çalıştım.

Asya, Avrupa, Abd’yi, gelişmekte olan piyasaları, Ortadoğu bölgeleri ve petrol alanlarının siyasi ve ekonomik etkilerini analiz ettim. Gülbenkya’nın 1920’lerde petrole dayalı olarak çizdiği sınırlar bugün bölgesel olarak petrol kaynaklarına göre yeniden oluşturulmaya çalışılıyor. Başta Çin olmak üzere Doğu Asya hızla gelişirken Batı Avrupa içe kapanıyor; savaşlar büyürken Ortadoğu ateş topuna dönüşüyor.

Bu süreçte Türkiye’nin konumunu ve değişen yapısını hızla kentleşmenin getirdiği problemleri tartışmak ve çözüm önerilerini değerlendirmek gerekiyordu. Bu aşamada Birleşmiş Milletlerin 2015 yılında, sürdürülebilir kalkınma konusunda aldığı on yedi maddelik kararların küreselleşmenin bir başarısızlığı olarak ele alınması gerektiğini gördüm.

Bu çalışmayı 31 Aralık 2017 itibariyle bitirdim. Gelecek yılların nasıl bir ilişki ağına neden olacağını ve nasıl bir değişime ve gelişmeye yol açacağını tartışmaya açmak istedim.” —Işın Çelebi

₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Timsahlarla aynı ırmakta yüzmezsiniz, vahşi bir ormana silahsız dalmazsı­nız, bir aslan karşı dağdan bile kükrese kaçarsınız. Ama yemyeşil bir kırda uzanıp göğe bakarken rahat; çimlerden yavaş yavaş zerkedilen bir zehir varsa, savunmasızsınız. Belki de masallarla mışıl mışıl uykuya dalarsınız. Derken günü gelir sorarsınız:

Bir ölü olan Pamuk Prenses’in öpülmesi neden bizi dehşete düşürmez? Yal­nızca basit bir öpücük boğazındaki elmayı nasıl çıkarır? Yoksa ima edilen bir sarsılma mıdır?

Hansel ve Gretel’in aileleri tarafından fakirliğe çare olarak ormana atılma­ları ve haneye tecavüz, yamyamlık, cinayet, hırsızlıkla devam eden mace­ralarının anlamı nedir?

Cam tabut, camdan pabuçlar ve peri kızlarının kuğu kanatları çalınınca ev­lenmeye mecbur olması ne anlama gelir?

Elmanın yalnızca kırmızı tarafının zehirlemesi, kırmızı pabuçları sevdiği için ayakları kesilen Karin, Kırmızı Başlıklı Kız… Kırmızı neyin simgesidir?

Masallarda işlenen kodlar, yetişkin yaşamımızda bizi nasıl etkiler?

Bu masal analizi kitabında aslında hep bildiğiniz şeylerle şaşıracaksınız.

₺16,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
İkinci dalga feminizmin “Kişisel olan politiktir” önermesi, sosyal bilimlerin merkezinde bir gedik açtı. Sara Ahmed, bu gediğin çapını “Kişisel olan teoriktir” diyerek genişletmek, kuramsal olanın yaşamsal olanla ilişkisini yeniden kurmak için cüretkâr hamleler yapıyor; akademik çevrelerce dahi “radikal” olarak betimlenen bu hamlelerin gündelik olana içkinliğini gözler önüne seriyor. Düşüncemizle eylemlerimiz arasında bütünlüklü bir ilişki kurabilmenin, savunduğumuz değerleri hayatımıza yedirebilmenin keyifli ve bir o kadar çetin mücadelesine ışık tutuyor. 
Feminizme tutunmak, onun çatısı altında mücadele etmek, sesinin yankısında kendini duymak; işyerinde, aile sofrasında, akademide, ikili ilişkilerde kazanılan her tecrübeyi eleştirel düşünceyle buluşturmak… Feminist bir yaşam sürdürmenin her şeyi sorgulanabilir kılmakla mümkün olduğunu vurgulayan Ahmed, öğrenmenin, deneyimlemenin, yaşam ile düşünce arasındaki çatışmalı sürecin hiçbir zaman sonlanmayacağını belirtirken sorgulamayan, kendi sınırlarını inşa eden her hareketin iflas etmeye mahkûm olduğunun da altını çiziyor. 
“Umut olan yerde, zorluk vardır” diyerek önümüze çıkacak engelleri birer motivasyon kaynağına dönüştüren, feminizmin gerekliliği ve feminist bir hayatın nasıl sürdürülebileceğine dair coşkulu, davetkâr ve umut dolu bu metin, gözünü budaktan sakınmayanların, elini taşın altına koymaktan çekinmeyenlerin kolektif eyleminin bir davetiyesi niteliğinde. 
“Feminizmin korku salmasına şaşmamalı; birlikte tehlikeliyiz.”
₺22,50 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
“Topluluğun özneleri, tıpkı ‘bana borçlusun’ değil de ‘sana borçluyum’ 
dediklerinde olduğu gibi ‘bir yükümlülük’ etrafında birleşirler. Bu 
onları kendi kendilerinin mutlak efendileri olmaktan çıkaran; ya 
da daha doğrusu en asli mülkiyetlerini, yani öznelliklerini (kısmi 
ya da bütünüyle) kamulaştıran şeydir. (…) Toplulukta özneler bir 
özdeşleşme ilkesi ya da içinde şeffaf bir iletişim kurabilecekleri veya 
hiç değilse bu iletişim için gerekli olan içeriği tesis edebilecekleri 
steril, çevrilmiş bir alan bulmazlar. Bulup bulacakları kendilerini, 
kendilerinden yoksun bırakacak bir boşluktan, bir mesafeden, bir 
yabancılıktan başka bir şey değildir.” 
Çağdaş siyaset felsefesinin özgün düşünürlerinden, “biyopolitikçi” 
Roberto Esposito, topluluk fikrini ve kavramını tartışıyor bu kitapta. 
Topluluğu, üzerine kurulduğu eksikliklerle ve bizzat toplumsallığa dair 
bir eksiklikle ilişkisi içinde tartışıyor. Topluluk fikrinin, ufuk açıcı bir 
yapısökümünü gerçekleştiriyor. 
Esposito’nun bu sorgulaması, modern siyaset felsefesinde topluluk 
üzerine düşünmenin belli başlı kavramsal hatlarını yeniden katediyor. 
Bu hatların inşasına damga vurmuş büyük düşünürlere özellikle 
eğiliyor: Korku – ve Hobbes. Suçluluk – ve Rousseau. Yasa – ve Kant. 
Ekstaz – ve Heidegger. Deneyim – ve Bataille. 
Topluluk fikri üzerinden, tümüyle siyaseti, dünyayı, insaniyeti yeniden 
düşünmeye açılan bir kapı, Communitas.
₺19,60 KDV Dahil
₺24,50 KDV Dahil
Fethi Benslama, bu ses getiren çalışmasında, radikalleşmeye psikoloji, 
psikanaliz ve tarihsel analizin verileriyle yaklaşıyor. Ölüm Siyaseti: 
Cihatçı “Üst-Müslümanlar”, gençleri cihat adına ölüme ve öldürmeye 
sürükleyen süreçleri ele alırken, din-siyaset ilişkisine değinerek, 
halifeliğin kaldırılmasının yarattığı büyük travmanın ertesinde İslâm’ın 
bir siyaset ideali olarak dağılışına değiniyor. Yazar, düşman olarak 
görülen Batı’yla karşılaşmanın yarattığı kırılmayla birlikte, “daha çok” 
Müslüman olma, bir “Üst-Müslüman” olma yarışının ortaya çıkışını ve 
sonuçlarını somut örnekler ışığında inceliyor. 
Benslama’ya göre, küresel cihat çağında artık alçakgönüllü, dünyadan 
el ayak çekmiş, tevazuyu öğütleyen İslâm değil; kibirli, Müslümanlığını 
sergilemekten ve dayatmaktan haz duyan, nefret yüklü bir güç 
gösterisi içinde Allah’ı kendine bağımlı kılıp, onu tekeline alan bir 
cihatçı özne başrolde ve bu belki de İslâm’ın karşılaştığı en büyük 
tehlike. 
“Geleneksel İslâm’da, şehit, ölmeyi arzulamadan ölümü karşısında 
bulan bir savaşçıdır. Ölümü başka savaşçılarla mücadelesinin 
doğasında olan bir tehlike olarak kabul eder ama yaşamak ister: 
Ölürse, fazladan bir ödül alır. İslâmcılığın yeni şehidi içinse, ölüm 
mücadele sırasında gerçekleşebilecek bir şey değil, mücadelenin 
ereğidir. Ölmektir zafer.”
₺11,20 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
Adalet ve Kalkınma Partisi, 2002 yılında iktidara geldiği genel seçimin 
ardından hem iktisadi hem de siyasi olarak hegemonik bir iktidar 
yapısı kurmaya dönük bir strateji izledi. İktisadi politikalar 1990’lardan 
itibaren yükselen neoliberal ideolojinin çeşitli varyasyonlarını 
kullanarak yerleştirilirken AKP’nin siyasi perspektifi de popülist bir 
siyasetten otoriter bir siyasi davranışa evrilerek biçimlendi – her iki 
strateji de birbirinden koparak değil kimi zaman beraber kimi zaman 
birbirinin yerine tedavülde kaldı. “Yeni Türkiye”ye Varan Yol, Türkiye 
siyasal tarihi içinde, siyasal alandan sosyal güvenlik politikalarına, 
toplumsal cinsiyet alanından kentsel dönüşüme, gelir dağılımından 
örgütlü işçi hareketine, İslâmcı burjuvazinin yükselişinden dış politika 
alanına AKP’nin kullanmayı tercih ettiği araçları ve stratejileri ele 
alırken, kurulmaya çalışılan siyasal hegemonyanın ulaştığı noktayı da 
ihmal etmeyen makalelerden oluşuyor. 
İsmet Akça, İrfan Aktan, U. Uraz Aydın, Ahmet Bekmen, Mehmet Sinan 
Birdal, Erbatur Çavuşoğlu, A. Ekber Doğan, M. Görkem Doğan, Yasin 
Durak, F. Serkan Öngel, Barış Alp Özden, Ece Öztan, Güven Gürkan 
Öztan, Julia Strutz ve Erdem Yörük’ün katkılarıyla...
₺28,40 KDV Dahil
₺35,50 KDV Dahil
Cinsellik üzerine bu felsefi araştırmanın başlıca uğrakları Simone de Beauvoir, Hegel, Platon, Georges Bataille, Julia Kristeva, Elizabeth Grosz, Luce Irigaray, Jean-Luc Nancy ve Paul Ricoeur. 
Birçok izlek var: Toplumsal cinsiyet, cinsiyet farklılığı, arzu, erotik deneyim, erotik ilişki, eros etiği, ezilme, şiddet, egemenlik, öznelik ve özerklik gibi. Kitap bu izlekler üzerinden feminist düşüncenin meselelerini felsefe tarihiyle ilişkilendiriyor, feminist düşünürlerin bu tarihle nasıl ilişki kurduklarını araştırıyor ve feminizmin kavramlarının altında ne tür felsefi tartışmaların bulunduğunu göstermeyi amaçlıyor. Kadınların (ve ezilen bütün insanların) kurtuluşunu hedefleyen her felsefi çabanın varacağı şu soru: Nasıl özerk özneler haline gelebiliriz, nasıl mücadele edebiliriz? 
“Direniş, bir gücün karşısına ondan daha güçlü başka bir güçle çıkmaktan ibaret değildir. Bedeni orantısız bir şiddetin hedefi olarak ortaya koyan bir kahramanlık da değildir. Direniş toplumsal bağlar, ilişkiler kurmaktır; kırılgan öznelerin birlikte güçlenme ve bir toplum inşa etme sürecidir. Bu bakımdan direniş, feda etme veya kurban etmeyi meşrulaştıran bir varoluş biçimi olmamalı, bir oluş, bir yaşam savunusu, bir hayatta kalma mücadelesi olabilmelidir. Dirayet bazı imkânların kapandığı yerde yeni bir yaşam kurma gücüdür; hayatta kalma, rasyonel tartışma, dayanışma, dostluk ve zamanın sabrıdır.”
₺25,60 KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
kinci Grup’tan Yetmez Ama Evetçi Liberallere 90 Yıllık İhanet Mirası 

Zülal Kalkandelen, ülkemizde “Sivil Toplumculuk”, “İkinci Cumhuriyetçilik” ya da “Neoliberalizm” olarak adlandırılan siyasi akımın fikir babası Prof.Dr. İdris Küçükömer’in tezleriyle tarihsel bir hesaplaşma içine giriyor. 

1960’lardan itibaren, Kurtuluş Savaşı’nın emperyalizme karşı verilmediği ve yalnızca Türk-Yunan savaşından ibaret olduğu; Cumhuriyet’in kuruluşunun bir devrim değil bürokratik egemenlik yarattığı; Türkiye’de solun “gerici”, sağın “ilerici” olduğu vb., tamamına yakını günümüzde geçersiz kılınmış görüşler, Kalkandelen tarafından otopsi masasına yatırılıyor. 

“Batılılaşma” sorunu ve emperyalizmden Ergenekon ve Balyoz davalarına, Ilımlı İslam’dan “Yetmez ama Evet”e, “Kandırıldık!” söyleminden darbelere açılan yelpazede sağlam bir politik zemin oluşturan Kalkandelen, Cumhuriyet ve Aydınlanma’nın sesini yükseltiyor.
₺13,13 KDV Dahil
₺17,50 KDV Dahil

Uğur Dündar, film senaryolarından alıntı gibi görünen ama tümüyle gerçek olaylardan ve anılarından hareketle, okurlarına O Halde Biz Anlatalım diyor.

Dündar’ın Sözcü gazetesindeki pazar yazılarından derlenen bir seçki niteliğindeki O Halde Biz Anlatalım, dünün ve bugünün Türkiyesi’nden kesitler sunarak, bize bizi anlatıyor.

Ülkemizin en sevilen ve en güvenilen gazetecisinin kaleminden, insanların kalpleriyle birlikte gıdaların da kirlenmemiş olduğu yıllara ve medyanın yozlaştırıldığı 2010’lara, kâh gülümseten kâh hüzünlendiren bir bakış… 

“Gazetecilik eğer toplumun gerçekleri öğrenme hakkı için yapılıyorsa, dünyanın her yanında zor meslektir!

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise zor olmanın yanı sıra, tehlikelerle doludur. Hele günümüz Türkiyesi’nde!..

Çünkü iktidar, gazeteciden haber vermesini değil kendisini alkışlamasını istiyor...

Mesleğimizin köşe başlarını tutan yağdanlıklar da, bu beklentiyi fazlasıyla karşılıyor.

Yağdanlıklar arasında, ‘yağcılık’ yarışları yapılıyor.

Yağcılık şampiyonu, en güzel koltuğu kapıyor!

Yalakalık yapmayana ‘düşman’ gözüyle bakılıyor.

Düşmanı yok etmek için her türlü silah kullanılıyor.”

 

₺20,25 KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil

Akademi, mimarlık ve yazıyla iç içe geçen hayatını öğrenme ve öğretmeye adayan Doğan Kuban, 92. yaşını geride bırakırken birikim ve deneyimini aktarmayı sürdürüyor.

Kuban, Cumhuriyet’ten sanata, siyasetten eğitime, şehircilikten Osmanlı’ya kadar geniş yelpazede sorunları ele alarak Türkiye’nin röntgenini çekiyor. Toplumdaki problemleri ortaya sererken, çözüm reçetesini Umutsuzluk Yakışmaz diyerek anlatıyor.

₺19,20 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
Arap Baharı Sonrası Suriye’yi anlayabilme noktasında önemli katkılar sunabilecek bu çalışma, modern Suriye’nin tarihini anlatmaktadır. Osmanlı’nın çöküşü sonrası Ortadoğu’ya şekil veren güçler, Osmanlı Suriye’sini altı parçaya ayırmışlardı. Lübnan ve Hatay dışındaki dört parça yeniden birleşerek bugünkü Suriye’yi meydana getirdi. 1946 yılında resmen bağımsızlığını elde eden, ancak bir darbeler ülkesi haline gelen zayıf Suriye Devleti, Hafız Esad’ın 1970 yılında iktidara gelmesiyle Ortadoğu’yu şekillendiren güçlerden birisi haline geldi. Öyle ki ABD’nin en ünlü diplomatlarından Kissinger’ın “Ortadoğu’da Mısırsız savaş, Suriyesiz barış olmaz” ifadesi Suriye’nin Ortadoğu açısından önemini gösteren en net ifadedir.

Hafız Esad iktidara geldikten sonra ülkeyi demir yumrukla yönetti ve önce Büyük Arap Devleti kurmak için çalıştı. Daha sonra bu hayalinin gerçekleşmeyeceğini görünce Suriye içerisinde bir ulusal kimlik yaratmak için uğraştı. Öldükten sonra yerine geçen oğlu Beşşar büyük umutlarla ve beklentilerle karşılandı. Başlangıçta güzel işler yapan Beşşar sonra bazı etkenlerle Şam Baharı’nı askıya aldı. Arap Baharı’nın yaktığı özgürlük ateşi Suriye’ye de sıçradı ve Suriye de yaşanan gelişmeler bize baba Esad’ın bir ulus yaratmada ne kadar başarısız olduğunu gösterdi. Bu çalışma Suriye’de bir ulus devlet ve ulus kimlik yaratma çabalarını başlangıçtan günümüze kadar genel olarak ele almaya çalışmıştır.
₺12,00 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
AB etkisi olarak da adlandırabileceğimiz “Avrupalılaşma” kavramı, Avrupa Birliği’nin siyasal, sosyal ve ekonomik dinamiklerinin ulusal söylemlere, kimliklere, siyasal yapılara ve kamu politikalarına egemen olan mantığın bir parçası haline gelme süreci olarak tanımlanabilir. Canan Balkır ve Diğdem Soyaltın, Avrupalılaşma düşüncesi ve çalışmalarının hem tarihsel hem güncel durumuyla ilgili okura genel bir perspektif sunuyor. 1945 öncesi Avrupa’da bütünleşme düşüncesinin neden geliştiği, Avrupalılaşma’nın ne olup ne olmadığı, aday ülkelerde süreçlerin nasıl işlediği, adaylığın aşamaları, araçları, sonuçları ve AB üyeliğinden sonra komşuluk politikalarının seyri gibi önemli konulara açıklık getiriyor. Avrupalılaşma adlı bu eserde, kavramın Türkiye’deki karşılığı da kapsamlı olarak inceleniyor ve AB-Türkiye ilişkilerinin bütün aşamaları tarihsel süreç içerisinde ele alınıyor; Türkiye’deki Avrupalılaşma sürecinin iç politika ve kurumlara etkileri irdeleniyor. İnsan hakları ve temel özgürlükler, sivil-asker ilişkileri, yargı sistemi, kamu yönetimi ve dış politika meseleleri üzerinde durulurken, sürecin temel belirleyici faktörleri iki farklı tarihsel dönemde (1999-2006 ve 2006-2017) inceleniyor ve ortaya konan yaklaşımların Türkiye’de yaşanan reform sürecini açıklamak için ne ölçüde yeterli olduğu tartışılıyor.
₺22,40 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

Doğu Karadeniz’in ilçeleri ve Sinop’tan Hopa’ya uzanan körfezleri, inci bir kolyenin taneleri gibi süsler sahilleri. Karadeniz’in sahil ilçeleri, geceyi yalnız geçirmez, iki şehir olurlar. Birinin ışıkları sabit durur, birinin ışıkları dalgalanır sularda. Şehirlerin her birinin kendine özgü hikâyeleri vardır. Bu hikâyelerde, faşizme ve emperyalizme karşı yürütülen bağımsızlık, özgürlük ve halk demokrasisi mücadelesinde yıldızlaşan kahramanların isimleri yer alır.

1980 öncesinde Karadeniz bölgesinde, özellikle birkaç ilçe hedefteydi. Bu ilçeler hakkında, her türlü araç kullanılarak karalamalar yapılıyordu. Komünistlerin işgali altında olduğu söyleniyor, “mutlak işgalden kurtarılması gerektiği” belirtiliyordu. Bu ilçelerin başında Ordu’da Fatsa, Rize’de Pazar, Artvin’de Şavşat geliyordu.

Elinizdeki kitap bu ilçelerden Pazar’daki devrimcilerin mücadelesini acı, hüzün ve mizah dolu bir dille anlatıyor.

 

₺20,00 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

 Aydın Erol Türkiye devrimci hareketi acısından çok istisnai bir şahsiyettir. Onun bu özgün kişiliği bale ve sanat dünyası açısından da yine bir istisnadır. 1970’li ve 1980 sonrası cunta yıllarının zorlu koşullarında devrimci mücadelenin en yaratıcılık gerektiren alanlarında, en kararlı biçimde rol oynamış bir devrimcidir. Aydın Erol kişilik özellikleri itibarı ile de çok sevilen birisidir. Bu özgün kişiliği tanımak ve onu unutturmamak sadece onu bilenler açısından değil yeni kuşaklar açısından da geleceğe anlam katacaktır.

 

        Bu kitap bir iz sürme hikayesidir. '93 Harbinin yetimlerinden parasız yatılı hayatlara uzanır. Bir parça 68'dir, Deniz kokar, biraz 12 Mart işkencehanelerinde direnişe dairdir. Cebeci'de, Konservatuvarda yankılanan ses Siyasal'ın bahçesini dolanıp Ankara sokaklarını doldurunca hikaye biraz Butto'ya dairdir, biraz faşizme karşı durmaya. Bir güzel yürüyüşe...

 

       "Merhaba Yavuz", Devrimci bir baletin, Aydın Erol'un; ikbal-istikbal treniyle gitmek varken amasız ve fakatsız atlayıp, taşınan fazlalardan soyunup azalarak, azalırken çoğalarak devrimci olmasının hikayesidir. Hikaye, Aydın Erol vesilesiyle bir güzel insan olmaya; parende atar gibi,

dans eder gibi devrimci bir yaşamı hayal etmeye dairdir.

 

₺11,40 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Türk basınının aşılmaz ve aşınmaz gazetecisi, Cumhuriyet Devrimi şehidimiz Uğur Mumcu, “Bir memlekette türküleri yakanlar, yasaları yapanlardan daha güçlüdür,” derdi. 



Bu nedenle bu türküler, şarkılar, marşlar hiç eskimez. Hep dilimizde, belleğimizde, yüreğimizdedir. Yaşımız kaç olursa olsun, unutmayız onları. Mekteb-i Mülkiye mezunu olmasak da severiz Mülkiye Marşı’nı. Harbiye mezunu olmasak da coşkuyla söyleriz Harbiye Marşı’nı. Çünkü Cumhuriyet, sadece bir rejimin adı değildir bizler için. Varlık yokluk kavgasının da adıdır. Zulme itiraz etmenin, karşı çıkmanın, “hayır” demenin adıdır aynı zamanda. İşte bu yüzden sadece bir yurttaş hassasiyeti ve sadakatiyle değil, aynı zamanda evladımızı sahiplenir gibi, baba evini savunur gibi, bir sevgiliyi sever gibi severiz biz Cumhuriyet’i. 

Günümüzde tehlikededir Cumhuriyet. Cumhuriyet’in bağımsızlığı, bütünlüğü, egemenliğine yönelik tehditler çoğalmıştır. Cumhuriyet’in Devrim Kanunları çok hırpalanmıştır. Siyasi, iktisadi, ideolojik, diplomatik, toplumsal, kültürel açıdan kuşatılmıştır. İhanete uğramıştır. Fakat Cumhuriyetçiler direnmektedir. Çünkü Cumhuriyet’in kökeninde direniş ve diriliş harman olmuştur. Çünkü sadece antiemperyalist bir savaşla değil, savaşla birlikte eşzamanlı olarak hayata geçirilen bir devrimle kurulmuştur. Çünkü mazlum milletlere örnek olan Kurtuluş Savaşı’yla kurulmuştur. 

Günümüzde Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin, devrim programının özeti, simgesi olan altı ok, özenle, kıskançlıkla, kararlılıkla savunulmayı beklemektedir. Devletçilik olmadan laiklik; devrimcilik olmadan milliyetçilik; halkçılık olmadan cumhuriyetçilik boynu bükük, yapayalnız kalmıştır. Küba’dan Hindistan’a, Cezayir’den Afganistan’a dek üçüncü dünyaya, mazlum milletlere örnek olan Türk Devrimi, ilgisizlikle başlayan, ihanetle sonuçlanan bir süreçte tıkanmıştır. 

İşte bu kitap yönüne kaybetmeye başlayan Türkiye’ye yön gösterme çabasıdır. 

“Nutuk ve Sırları: Nutuk Hakkında Her Şey” isimli bu eserimiz işte bütün bu sorulara cevap verecek şekilde düzenlenmiştir. Nutuk hakkında yapılmış araştırmalara ve Nutuk’un kendi metnine dayalı olarak ciddi bir Nutuk analizi okuyacağınızı umuyoruz.
₺17,25 KDV Dahil
₺23,00 KDV Dahil

Marksizm bireyi nasıl ele alır? Biyolojik, toplumsal ve psikolojik belirlenmelere nasıl yaklaşır? Bireyi incelerken yöntemini nasıl inşa eder, “bilişsel araçlar”ını nasıl oluşturur? Birey sorunsalı ekseninde “belirlenme”, “kültür”, “ruh/tin” gibi kavramların yeri neresidir? Toplumsallığın bireysel biçimi olarak ruhumuzu; ses tonumuzda, saç kesimimizde, öpüşmemizde, hatta tırnağımızda bile bulabilir miyiz? “Duygutür” nedir, birey konusuna yeni bir bakış açısı getiren bu kavrama nasıl ulaşıldı, her insanda beş duyu gibi bulunan altı “duygutür” hangileridir?

Cem Eroğul’un uzun yıllar süren araştırmalarına ve Birey Nedir? adlı özgün çalışmasına giriş niteliği taşıyan Marksizm ve Birey Sorunsalı, işte bu soruların ve daha fazlasının yanıtlarını oluşturuyor. Aynı zamanda, “diyalektik yöntem”e dair ufuk açıcı bir çerçeve sunuyor.

Cem Eroğul’dan bireye dair, Marksizmin bireye bakışına dair özlü bir rehber…

₺6,00 KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil
Halkın Çözülüşü’nde, neoliberalizmin demokrasinin temellerini nasıl sarstığını anlatıyor Wendy Brown. 
Bugün hayatın her veçhesine nüfuz etmiş olan neoliberal rasyonalite, her şeyi ve herkesi homo oeconomicus suretinde yeni baştan yaratıyor. Demokrasinin ilke ve kaideleri, bu akıl ve yönetişim düzeni tarafından, ekonomik terim ve ölçülerle çerçevelendiğinde neler oluyor peki? Bireysel ve kolektif özyönetime ve buna dayanak oluşturan kurumlara gösterilen bağlılık, sermaye değerini, rekabet konumunu ve kredi notunu artırmaya yöneltilen övgülerin altında ezilip yerinden edildiğinde? Halk yönetiminin beraberinde getirdiği ifade, müzakere, katılım, kamu yararı ve iktidar paylaşımı pratikleri ve ilkeleri, ekonomikleşmeye maruz kaldığında neler oluyor? 


Çözülüp dağıtılan demos, insan sermayesi parçalarına dönüşüyor; adalet ancak büyüme oranları, kredi notları, yatırım iklimlerinin dayatmalarıyla ilişkili olarak gündeme geliyor; özgürlük insan sermayesinin değerini artırma buyruğuna tabi kılınıyor; eşitlik piyasa rekabeti içinde dağılıp gidiyor; halk egemenliği bütün bunlarla giderek daha bağdaşmaz oluyor. Liberal demokrasinin kurum, pratik ve âdetleri bu dönüşümden sağ çıkamayabilir. Radikal demokrasi düşleri de keza. 


Halkın Çözülüşü’nde, neoliberalizmin demokrasinin temellerini nasıl sarstığını anlatıyor Wendy Brown. Neoliberal aklın, sağlama alıp canlandırmayı vadettiği siyasal biçime ve siyasal tahayyüle neden ve nasıl zarar verdiğini özgün ve dikkat çekici bir argümanla açıklıyor. Neoliberalleştirilen hukuku, siyasal pratikleri, yönetimi ve eğitimi titiz bir analize tabi tutarak, yeni sağduyunun haritasını çıkarıyor: Eğer bir geleceği olacaksa, demokrasinin bugün yeniden düşünmeye ve yeniden mücadeleye konu olması gerekiyor.
₺22,50 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

 2008 yılının son aylarına doğru büyük bir kriz patlamış ve birçok ülke bu krizden payını almıştı. Bu ülkelerden biri de Amerika Birleşik Devletleri’ydi kuşkusuz. Finansal sistemleri toz duman olmuş, iflasla yüz yüze gelen pek çok banka ve finansal kuruluş kamudan aktarılacak kaynaklara bel bağlamıştı. Piyasalarda yaşanan kaos günden güne büyüyerek etki alanını genişletmekteydi. Kamuoyunda ise kamu kaynaklarıyla krizden çekip çıkarılmaya çalışılan finans kesimine ve bu kesimin sözcülüğünü yapan politikacılara dönük tepki gitgide büyümekteydi. Murat Birdal’ın üzerinde titizlikle çalıştığı ve çeşitli araştırmalarının sonucunda kaleme aldığı Bir Krizin Anatomisi adlı kitabı 2008 krizini ve dünya ekonomisindeki dönüşümü irdeliyor.

Kitap aynı zamanda yaşanan finansal krizin ardındaki reel dinamikleri ve sonrasında yaşanan sosyoekonomik dönüşümü farklı boyutlarıyla tartışıyor. İktisat teorisindeki genel geçer kavramları ve uygulanan ekonomi politikalarını masaya yatırırken, küresel kapitalizmin genel yönelimlerini de sorguluyor.

Dört ana bölümden oluşan Bir Krizin Anatomisi’nin ilk bölümünde kapitalizmin krizleri ve varlık balonlarına dönük temel teorik tartışmalar yer bulurken ikinci bölümde ABD ekonomisinde yaşanan kriz üç ana başlıkta inceleniyor. Üçüncü bölümde ise Euro bölgesinde yaşanan borç krizi ele alınırken son bölümde krizin sonuçlarına ve açığa çıkarttığı tartışmalara dönük genel bir değerlendirme yapılıyor.

₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Abdullah Ağar, “meskûn mahal”lerde, dağlarda ve Fırat Kalkanı’nda savaşan Mehmetçikleri anlatıyor!

 

Komando tugaylarında ve Özel Kuvvetler’de yıllarca komutanlık yapan, sayısız çatışmaya giren ve Irak dağlarında belinden üç kurşunla vurulan Abdullah Ağar, yıllar sonra tekrar bölgeye gitti. Tam 4 yıl, 1 gün, 7 saat terör ateşinin kasıp kavurduğu, kızılca kıyametin koptuğu bu topraklarda, çöllerde yaşadı. Türkiye’ye döndüğünde de, IŞİD ile ilgili en kapsamlı saha kitabı IŞİD ve Irak’ı yazdı.

 

Ardından uzun süre görev yaptığı Güneydoğu’ya tekrar gitti. En uçlarda en sert mücadeleleri yapan Mehmetçiklerle, görev yerlerinde konuştu. Ek olarak Fırat Kalkanı bölgesi... Er-Rai, El-Bab, Dabık... İşte Özgür Şehit böyle ortaya çıktı. Kitabın adı, yazara anlattığı çatışmalarının hemen ardından şehit düşen Özgür Çevik Yüzbaşı’dan geliyor ancak Özgür Şehit, vatanın özgürlüğü için şehit olan ve “mutlak özgürlüğe” kavuşan tüm Mehmetçikleri anlatıyor. 

 

Bu kitap, “ölüm”den, ölümün üstüne giderek kaçan Mehmetçiklerin hikâyesidir. Cumhuriyet döneminde karşı karşıya kaldığımız bu en büyük badireyi göğüslemek için “meskûn mahaller”de, 15 Temmuz sonrası can havliyle sarıldığımız “taarruz ruhu dönemi”nde dağlarda ve Fırat Kalkanı’nda verilen olağanüstü mücadelelere dair tarihe düşülen kısa bir nottur.

 

“Meskûn mahal” çatışmaları kimi zaman öyle sert ve yoğun geçmiştir ki, tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi mermiler havada çarpışmıştır.

₺20,63 KDV Dahil
₺27,50 KDV Dahil
İslami finans, bir pazarlama numarasından mı ibaret yoksa gelecekteki finansal krizlerden dünyayı kurtaracak bir çözüm mü sunuyor? 

Bu soruya cevap bulabilmek için mevcut finansal sistemde düzenli olarak karşımıza çıkan krizlerin sebeplerini masaya yatırmak gerekiyor. Finansal krizlerin neredeyse tamamı, faizle borç verme ve türev ürünler üzerine dayalı bir finansal sistemden dolayı ortaya çıkmaktadır. Mevcut yapı reel ekonominin onlarca katı sentetik finansal ürünü ortaya çıkarmaktadır. Bu ürünlerde önceden tahmin edilmesi imkânsız bir sorun çıktığında da hem finansal sistem hem de reel ekonomi bir krizle karşılaşmaktadır. İslami finansta ise yatırımlar, mevcut finansal sistemin aksine reel ekonomiyi desteklemeksizin kendi başına büyüyemezler. 

Bu kitap öncelikle finansal krizlerin oldukça sade ve anlaşılır bir özetini sunduktan sonra İslami finans araçlarını ve felsefesini anlatıyor. Mudaraba, Murabaha, Musharaka, Ijara, Bay Al-Salam, Istisna, Sukuk, Tawarruk, Arboun gibi İslami finans araçlarının nasıl işlediğini açıklıyor. 

İslami finans konusunda dünyada en önde gelen otoritelerden biri kabul edilen ve hem mevcut finansal sistemi hem de İslami finansı sahada tecrübe etmiş biri olan Tariq ALRIFAI, oldukça ikna edici bir şekilde ve verilere dayanarak İslami finansın gelecekteki finansal krizlerden dünyayı koruyabileceğini iddia ediyor. 


Bu kitap sadece İslami finansın mükemmel bir açıklaması değil, aynı zamanda İslami finansın küresel finans piyasalarını etkileyebilecek önemli bir yönünü de araştırıyor. İslami finansın sunduğu ahlaki yaklaşımın gelecekteki finansal krizlerin önlenmesine yardımcı olacak yararlı bir etkisi olabileceği konusunda hiç şüphe yok Bu, İslami finansın güncel ve pratik yönünü ortaya koyan mükemmel bir kitap. 

Mark MOBIUS, Templeton Gelişmekte Olan Piyasalar Grubu Yönetim Kurulu Başkanı
₺22,13 KDV Dahil
₺29,50 KDV Dahil

Babil'in Kadınları Antik Mezopotamya'daki hâkim kadınlık mefhumunu inceleyen hem tarihsel hem de sanat tarihsel bir çalışmadır ve bu topluma özgü, Batılı kurucu söylem tarafından inşa edilmiş kadınlık kavramına eleştirel bir yaklaşım getirmektedir.

Zainab Bahrani bu kültürün cinselliği ve toplumsal cinsiyet rollerini temsil üzerinden nasıl düşündüğünü çözümlerken, benzer birçok çalışmanın bağımlı olduğu eril iktidar/dişi tabiiyet gibi basit ikilikleri de sorunsallaştırıyor. Bu sayede, mevcut tanımların kadınların yaşanmış deneyimleriyle aslında örtüşmediğini, kadını eril öznelliğin nesnesi olarak konumlandırdığını göstermiş oluyor.

"Babil’in Kadınları toplumsal cinsiyet, göstergebilim, yapıbozum, psikanaliz ve tarihsel eleştiri bağlamındaki çağdaş eleştirel teorilerde zemin bulan kadınlık temsilleri hakkındaki bir çalışmadır ve bu alanlar, bir bütün olarak, sadece bu geçmiş kültürün araştırılmasını beslemekle kalmayıp aynı zamanda kendi payımıza geçmişi nasıl adlandırdığımızla yüzleşen metodolojik bir ağ oluşturur."

₺21,00 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

Milli Projelerde görevli olan Türk Mühendis Ahmet Serkan’ın Kerkük’te Cia Ajanları tarafından

öldürülmesiyle Kerkük’e giden Türk Ajanı Yavuz, Türkiye’ye döndüğünde milli projeleri görevlilere

teslim edecekken öldürülür. Artık iki cinayetin çözüme ulaştırılması ve Ahmet Serkan’ın üzerinde

çalıştığı Milli Projelerin hayata geçirilme görevi istihbaratın en iyi ajanı Han’a verilir.

Han, ihanet ile hizmet etme arasındaki ince çizgide devam eden hayatında en yakınlarının

ihanetleriyle karşılaşır. Üstlendiği görevi tamamlamak için çıktığı yolda hizmet ettiği devletin hiç

bilmediği yüzüyle karşılaşır.

* Osman Gazi’den Abdülhamid Han’a uzanan Devlet-i Aliye’ye hizmet eden Hıristiyanları,

* Fatih Sultan Mehmet’in Vatikan’a gönderdiği Türk – Müslüman Martolosların, Manseryönlük

Makamına ulaşmasını,

* Mustafa Kemal’in Halifeliği kaldırmasının altındaki gerçekleri,

* İsmet İnönü’nün Amerika ile yapmış olduğu anlaşmaları,

* Abdülhamid Han’dan Turgut Özal’a, Özal’dan Muhsin Yazıcıoğlu’na ulaşan gizli projeleri,

* Ülkeyi 15 Temmuz’a sürükleyen süreci ve İhanet Gecesi yapılmak istenenleri,

* 15 Temmuz öncesi Büyük Ada’da toplantı yapan yabancı devlet ajanlarını,

* İstanbul Ayazağa’da planlanmış darbe gününü,

dahası “Büyük Türkiye” hedefine yürüyen ülkenin önüne kurulmuş tuzakları öğrenir…

Bu süreçte kendisine en çok yardım eden kişi yıllarca Güneydoğuda terör örgütü PKK’ya karşı görev

yapmış olan Çeri’dir.

Kaos Düzeni Sahipleri bölgeyi karıştırmak için geri geldiler. Önlerindeki en büyük engel Türkiye.

Ülkeyi karıştırıp iç savaş çıkarmak isteyenler, hainlerle iş birliği içindeler. Bu savaş Hilal ile Haccın, Hak

ile Batılın savaşıdır.

Peki, senin tarafın ne olacak?

₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

“Bregman’a kulak verin. Geleceği şekillendirme işinde büyük gelecek vaat ediyor.” – Guardian –

Çoğumuz mutlu olmadığımız işlerde haddinden fazla çalışıyor, kalan zamanda pek de ihtiyacımız olmayan şeyleri tüketerek mutlu olmaya uğraşıyoruz. Mesele bunun iyi olmaması ya da ileride her şeyin daha kötü olabileceği değil. Uygarlığımızın yönünü pek çok kez değiştirdik, bir kez daha değiştirebiliriz. Mesele elimizdekinden daha iyisini hayal edemiyor olmamız. Bugünün büyük fikirleri nerede? Son büyük idealimiz “satın alma gücü” müydü? Bundan böyle uygarlığımızın büyüklüğünü, neyi ölçtüğü meçhul gayrisafi milli hasıla üstünden mi konuşacağız? 

“Gerçekçiler İçin Ütopya, bir geleceği tahmin girişimi değil, geleceğin kilitlerini açma girişimi,” diyor Bregman. “Ve bunun için, ütopyalara geri dönmeliyiz.” Köleliğin kaldırılmasından kadın erkek eşitliğine, uygarlığımıza kilometre taşı olmuş pek çok gelişme, öncesinde birer ütopyaydı. Gerçekçiler İçin Ütopya, pek çok saha çalışması, deney ve vakadan faydalanarak, günümüzde ütopik gelebilecek kimi fikirlerin (mesela çalışsın çalışmasın herkese temel gelir) aslında erişilebilir olduğunu gösteriyor. Yeter ki tüketim üstüne kurulmuş, piyasa gerçekleri üstünde uzlaşmış bir uygarlıktan daha iyisi olabileceğimizi hatırlayalım.

Yeter ki yeniden büyük hayaller kuralım.

“Sağ-sol klişeleriyle dolu beylik tartışmalara doyduysanız, cesur düşünce, taze fikirler ve kanıt temelli argümanlarla dolu Gerçekçiler İçin Ütopya’yı seveceksiniz.” -Steven Pinker -

“Sızlanmaktan bir adım öteye geçmek isterseniz, bu kitabı okuyun.” - Evening Standard -

₺21,00 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

"Tanıyor ve biliyorum ki:

Bu kitabın yazarı Taylan Özbay; ülkedeki ayrımsız tüm yurttaşların özgür ve erinç içinde yaşaması ülküsünü öngören; insanına başı dik, alnı ak yaşamayı öğütleyen, uygarlık sıçramalarını hem içeren, hem de algılayan; bu topraklarda yaşayanları yoksul, çaresiz ve sömürüye bağımlı kılan her türlü girişime karşı yürüttüğü çabasında her zaman haklı çıkmış; toplumun daha kayıtsız, koşulsuz bir kardeşlik yönetimine kavuşmasını ilke saymış dürüst bir geleneğin genç, yetkin ve birikimli ardıllarından biridir.

Taylan Özbay, okumadan yazanların, güncel fırsatçılıkla düşün dilenciliği yapanların, yolsuz, yöntemsiz ucuzluğa kaçanların çoğaldığı bir evrede; araştırarak, öğrenerek, deyim yerindeyse iğne ile kuyu kazarak düşüncesini kağıda dökenlerdendir.

Taylan Özbay, bu kez, peşinden yürüdüğü çizginin en saygın adlarından biri olan Uğur Mumcu’nun uğruna ömrünü verdiği düşün dünyasına giriyor ve onun “sorumluluk”, “aydınlatma” ve “bağımsızlık”la örülü öğretisini çözümlüyor.

Kemalist düşüncenin; emekçi sınıf ve tabakaları özgürleştirmeyi ilke edinen toplumculuk ile aynı potada eriyip nasıl bir kor halinde insan bilincinde ışıklandığını yalın, ama özenli bir araştırma ile “Mumcu’nun ölümünün ardından geçen yirmi dört yılda yetişmiş kuşaklar”a anlatıyor.

Çok da iyi anlatıyor."

₺13,50 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
Elinizdeki kitap, ağırlıklı olarak, sosyalist kadın hareketinin örgüt-politika bütünlüğünü ve sürekliliğini kurma sorununa bu görüş açısından bakan komünist kadınların, kadın devrimine dair programatik yaklaşımlarını içeren makaleler ile kadın devriminin güncel politikasının ana konularına dair değerlendirme ve perspektif yazılarını içeriyor. 
Kitap, toplumun cinslere bölünmüşlüğünün tarihsel-toplumsal analizine odaklanmıyor. Bu konular, yeri geldiğince ve sınırlı düzeyde yer alıyor. Kitabın esas yoğunluk merkezini, güncel devrimci kadın siyasetinin kapsamı, araçları, örgüt anlayışı, programı çerçevesindeki sorunlar oluşturuyor. 
“Kadın devrimi, toplumsal altüst oluşu öznesinden başlatır.” Aynı zamanda, bu büyük toplumsal altüst oluşun kadrosunu kurma, şekillendirme pratiğidir, dolayısıyla gerek komünist saflardaki, geçmişin mirasını içererek aşmayı/zihniyet devrimini, gerekse kadın devriminin kadrolarının bugünden başlatacağı kendindeki devrimi ifade eder. Kitapta, sosyalist kadın yazınından konu kapsamındaki seçme makaleler de yer alıyor. 
Politika-örgüt bütünlüğü perspektifinden, sosyalist kadınların örgütlenme anlayışına dair makaleler ile bazı belgelerin de, aydınlatıcı olacağına inanıyoruz. 
Kadın cinsinin binlerce yıllık köleliğine son verme serüvenine katkı sunacağı umuduyla!
₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Arap Demokratikleşmesi, Arap coğrafyasında seçimciliğin yükselişini ve sürekli ertelenen demokrasiye geçişi tarihsel boyutuyla ele alıyor. Kitap, 1970’lerin ortasından 2008’e kadar Arap Ortadoğu’sundaki demokrasi ve demokratikleşme deneyimlerinin kendine özgü dinamiklerine yoğunlaşıyor. 1970’lerde yaşanan ekmek ayaklanmaları gibi aşağıdan yukarıya hareketleri ve bunların önünü açtığı söylemleri inceliyor.
Avrupa-Amerika merkezli ve Arap coğrafyasındaki demokrasiye geçiş literatürlerini tarayarak demokratikleşmenin Arap ülkelerinde nasıl ortaya çıktığı konusundaki tartışmalara katılıyor.
Arap Demokratikleşmesi, ayaklanmaların arka planındaki siyasi ortama ışık tutuyor. Yazarın Türkçe baskıya yazdığı önsözde belirttiği gibi “Arap demokratikleşmesinin bu kitaptaki ‘hikaye’si yalnızca Arap Ortadoğu’sunda demokratikleşme olasılığını araştırmıyor, aynı zamanda demokrasiye giden başka yolları tarihselleştiriyor. Bu bakış açısı, Türkiyeli siyaset okurunun ve araştırmacılarının ilgi alanına girer.”
Larbi Sadiki, Katar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Arap Demokratikleşmesi profesörü.

 

₺25,50 KDV Dahil
₺34,00 KDV Dahil

“Lümpen-Bohem kitlelerin, küçük burjuvazinin, orta sınıfların faşizme yatkın ideolojik konumları ile ekonomik bunalımların yarattığı umutsuzluk ve bezginlik iklimi, faşizmin oluşmasında ne kadar önemli bir faktör olarak belirirse belirsin, faşizm ortamının hazırlanmasında, faşizmin iktidara getirilmesinde, faşizmin uygulanmasında bütün kuklaların ipleri, son tahlilde, emperyalist finans kapitalin elinde bulunur.”

Marksist yazarlar August Thalheimer, Arthur Rosenberg, Otto Bauer ve Angelo Tasca’nın faşizm hakkındaki düşünceleri Prof. Dr. Rona Serozan tarafından bu kitapta toplandı. Günümüzde faşizmi anlamak ve yorumlamak için...

 

₺8,80 KDV Dahil
₺11,00 KDV Dahil

Her gün binlerce ton mal ve hammadde, dünyanın üzerinde görünmeyen çizgiler boyunca taşınıyor. Bu büyük akışa insanların daha önce “bedava” sahip olabildikleri yeni yeni şeyler ekleniyor. Dünya sistemi bir yandan neredeyse her şeyi satılık mal haline getirirken, bir yandan da bunları tüketecek yeni insanı ve onun yeni ihtiyaçlarını yaratıyor.

Dünyanın kaynakları kimlerin elinde? Kimler nasıl kâr ediyorlar? Yakıt, metal, gübre, uyuşturucu, gıda — ama daha yakın zamanda tatlı su, insan, gökyüzü, okyanuslar ve hayatın ta kendisi birer ticari mal haline geldi. Belli ki mevcut ekonomik sistem devam ettiği müddetçe bu liste uzayacak: Solunacak temiz havanın bir süre sonra parayla satılmayacağını kim iddia edebilir?
Her Şey Satılık’ta aklınıza gelebilecek hemen her türlü kaynak hakkında, bu kaynakların nasıl sahiplenildiği, işletildiği, hangi hatlar boyunca dağıtıldığı, neyin üretileceğine neyin üretilmeyeceğine kimler tarafından nasıl karar verildiği hakkında ilginç öyküler okuyacaksınız.

 

₺21,28 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

Aytunç Altındal yıllar önce özellikle Ermeni meselesinde Çarlık Rusyası ile Almanya, Fransa ve İngiltere’nin, Osmanlı’ya karşı bir plan hazırladıklarını ve bunun için 1904 yılında gizli bir anlaşma imzaladıklarını “belgeleri” ile ortaya koydu.

Vakıflar sorununa 30 küsur yıl önce işaret etti, sorun bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başını ağrıtan en önemli Avrupa Birliği zorlamalarından biri haline geldi.

“Ermeni şantajı” dedi, çıktı. “Kürt sorunu değil, PKK terörü” dedi, binlerce şehit verdik. “Güneydoğu’ya İspanya modeli” dedi, gündeme geldi. Daha neler neler... Altındal “erken uyarıda” bulundu, “işaret fişekleri” attı. Ancak, uyarılar tarih oldu. Yazılanlar ise gerçek!

₺11,90 KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil
15 Ekim 2016’da İstanbul’da Friedrich-Ebert Stiftung (FES) Türkiye Temsilciliği, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) ve Sabancı Üniversitesi tarafından düzenlenen “Barış Süreçlerini Canlandırmak: Kolombiya, Filipinler, Endonezya” adlı konferansta, bu ülkelerin barış süreçleri içinde olmuş, müzakerelere katılmış kişiler bir araya gelerek yaşadıkları deneyleri dile getirdi. İşte Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik’in derlediği bu kitap, böyle bir çalışmanın ürünü olarak ortaya çıktı. Aslında bu çalışma, bir anlamda ülkemizde 29 Temmuz 2009’da dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın açıkladığı ve buna bağlı olarak görüşmelerin başladığı Kürt Açılımı’nın yerini tekrar çatışmaya bıraktığı 2015’e kadar yaşanan bir dönemden sonra biçimlenerek, başka ülkelerin de inişli çıkışlı seyreden deneyimlerinden esinlendi. Kitapta barış süreçlerinin nasıl geliştiği, çatışma yaratan sorunların ne olduğu ve bunları bilerek barışa giden değişik yolların nasıl geliştiği incelenirken, farklı diyalog yollarını geliştirmenin de önemine değinilmektedir. Yazar ve konuşmacılar barışın en temel özelliğinin “öteki” ile yeni bir ilişki kurma biçimi geliştirmek olduğunu örneklerle açıklarken, varılacak en temel sonucun da tarafların kullanmakta oldukları “eski dil”i terkedip, “yeni” ve “ortak” bir dilde birleşmek olduğu da önemle vurguladı. Konferans bu anlamda üç önemli soruya cevap arıyordu: Bir barış sürecinin kapsayıcılığı nasıl genişletilebilir? Bu süreci bozan ve şiddeti araç haline getiren aktörlere karşı ne yapılabilir? Açmazları aşmada hangi yeni yaklaşımlar üretilebilir? Kitabın son bölümünde ise Türkiye’deki barış sürecini tartışan üç milletvekilinin, AK Parti Diyarbakır milletvekili Galip Ensarioğlu, CHP İstanbul milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile HDP Mardin milletvekili Mithat Sancar’ın görüşleri yer alıyor. Gerçekten barış süreci, bu kitapta da göreceğiniz gibi tüm dünyada uzun ve zahmetli bir yolda yürümeyi göze almaktır. Kuzey İrlandalı barış görüşmecisi Jonathan Powel’ın dediği gibi; “barış süreci bisiklet sürmeye benzer, yerimizde saysak bile her şeye rağmen pedalı çevirmeye devam edelim.” 
₺21,28 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
"Tokat gibi bir kitap."
-Attila İlhan-

" Mustafa Yıldırım, Türkiye`de tanıdığım en iyi ve gerçekçi araştırmacılardan biri. Onun Sivil Örümceğin Ağında kitabı, bugüne kadar okuduklarımın en muhteşemi idi. Ülkemizi sarmala alan iç ve dış güçler o kitapta belgeleriyle anlatılmıştı." 
-Emin Çölaşan, Sözcü, 2 Ocak 2011-

"Sivil Örümceğin Ağında... Bu kitabı okumadan çağımızın ve küreselleşmenin önemli kurumlarından biri olan sivil toplum kuruluşlarının (STK) gerçek yüzünü anlaman mümkün değil. Mustafa Yıldırım da Uğur Mumcu gibi üstün yetenekli bir araştırmacı olduğu kadar, çok da iyi bir yazar. Ulus Dağı'na Düşen Ateş Mustafa Yıldırım'ın mutlaka okunması gereken belgesel romanı... Çok çekici bir roman üslubuyla anlatılan gerçek… 'Bağımsızlık ve özgürlük bayrağını elden düşürmeyecek olanlara ve karanlığı yakacak olanlara' ithaf edilmiş.
Şimdi anladın mı Sevgili, neden 'Keşke Uğur bunu okusaydı' dediği mi? Sen mutlaka oku. Ben Mustafa Yıldırım'ın henüz okumadığım '58 Gün' ünü bitireceğim." 
-Ali Sirmen-

" Binnaz Toprak (CHP MV) TESEV ve Açık Toplum Enstitüsü gibi vakıf ve kuruluşların Soros tarafından finanse edilmesinden hiç de rahatsız olmadığını " ifade ediyor; "Bu vakıfların Soros tarafından destekleniyor olmasının vakıf faaliyetlerinin şüphe ile karşılanmasını gerektirmediğini " söylüyor. B. Toprak, Soros'un doğrudan ABD Hazinesi ve istihbarat kuruluşu olan CIA - NED fonlarından desteklendiğini acaba bilmiyor olabilir mi? Yabancı bir devletin parası ile nasıl "sivil " toplum faaliyeti yapılacağı hakkında bizi bilgilendirebilir mi?.. Bir bilim insanı olarak, bu konuda yazılmış - kendi adının da geçtiği - ve rekor sayıda baskı yapan SİVİL ÖRÜMCEĞİN AĞINDA ve ORTAĞIN ÇOCUKLARI isimli çok önemli 2 kitabını da okumamış olabilir mi?" 
-Ufuk Söylemez-

"Project Democracy 'nin şemasını çıkarmadan, hiçbir olaya doğru teşhis koyamazsınız. Teşhis doğru olmayınca, yanlış tedavilerle vakit geçirirsiniz... İnsanlığın nasıl köleleştirildiğini yazan aydınlar arasında, Mustafa Yıldırım' ın özel bir yeri var artık! En çok insan haysiyetine değer verdikleri için, ezberlediklerini tekrarlamaktan başka hiçbir özelliği olmayan insanların bilinçsiz eleştirilerine de tahammül ederler… Bilgi düzeyi ve feraset itibariyle yetersiz olanlar, böyle durumlarda, işin kolayına kaçar; 'Bu adam bu kadar bilgiyi nereden alıyor?' derler. Bilmezler ki, o aydınlar, herkes uyurken sabahlara kadar çalışmıştır…" 
-Arslan Bulut-
(Tanıtım Bülteninden)
₺30,40 KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil

Hepimiz ideolojik “mahallelerde” yaşıyoruz. Ilımlı da olsak, radikal de, belli bir çevreden çıkamıyoruz. “Öteki” kabul ettiğimiz kişilerle iletişim kuramıyoruz. Hatta sürekli çatışıyoruz.Bu ayrımlar, ayrılıklar ister istemez ayrımcılığa dönüşüyor. Ötekiyle diyalog kurmaya yeltenirsek, kendi mahallemizden olanlar şöyle diyor: “Vay! Davayı sattı! Hain! Ötekilere yaranmaya çalışıyor!..” Öteki mahalledekiler ise şöyle diyor: “Kendi mahallesinde tutunamadı, bize yanaşıyor! Kişisel çıkarı için burada! Bizden değil!..”

Sonuç: Mahalleden çıkıp Türkiye’ye geçemiyoruz. Bir bina düşünün, her odada bir grup yaşıyor. Kimse salona inmiyor. Diğerleriyle buluşmuyor. Mesele, odadan çıkıp salona inmekte. Bu, davayı satmak, kendinden vazgeçmek değildir. Türkiye’nin meselelerini hep birlikte, el ele vererek, uzlaşarak çözebileceğimizi kabul etmektir. Salona inersek, kendi mahallemizdekiler de, diğer mahalledekiler de onurumuzu kıracak sözler söylüyor, davranışlar sergiliyorlar. Peki, bu iş nasıl olacak?

Onurumuzu koruyarak kafesimizden, odamızdan, mahallemizden nasıl çıkabiliriz?

Levent Gültekin, kendi macerası üzerinden, “Onurlu Çıkış”ın mümkün olduğunu söylüyor.

Son derece samimi, zihin açıcı ve şaşırtıcı bir anlatımla okura çağrıda bulunuyor, el uzatıyor.

₺14,40 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

Çağdaş Marksizmin en önemli ve verimli tartışma kanallarından biri olan Socialist Register, 1917 Ekim Devrimi’nin yüzüncü yılını selamlayan özel bir sayı ile okuyucuyla buluşuyor.

Leo Panitch ile Greg Albo’nun editörlüğünde hazırlanan bu sayı,  Birleşik Krallık’tan İspanya ve Yunanistan’a radikal solun 21. yüzyıldaki serüvenine Ekim Devrimi merceğinden bakarken, Latin Amerika sosyalizmini ve Çin Devriminin mirasını da es geçmiyor.

Güncel Marksizmin Slavoj Žižek, Leo Panitch, August H. Nimtz, 
Wang Hui gibi önde gelen düşünürleri, Socialist Register 2017’ye, Marx ve Engels’in devrimci partiye bakışları, sınıf ve parti ilişkilerinin alabileceği biçimler, devrimin güncelliği ve devrimci iyimserlik gibi hiçbir zaman gündemden düşmeyecek kuramsal tartışmalarla misafir olurken, bugün farklı coğrafyalarda yaşanan gelişmeleri de değerlendiriyorlar.

Ekim’in mirasını hem güncel hem de tarihsel boyutlarıyla ele alan, sosyalizmin 21. yüzyılda karşı karşıya olduğu önemli sorunların üstesinden gelmek için bu mirasın ne denli önemli olduğunun altını çizen, ufuk açıcı bir çalışma...

 

₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Bir de Emin Çölaşan’ın penceresinden ülke gündemine bakmak istemez misiniz? Buyurun...

Rüşvet, yolsuzluklar, giden gelen milyonların dekontları... Reza Zerrab, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış, Hakan Atilla... Barzani, Esad, Suriye gerçeği, 3,5 milyon mülteci... Ekranlarda bitmek tükenmek bilmeyen evlilik programı rezilliğinin evrildiği format... Yalnız Adamlar: İstanbul, Ankara, Niğde, Düzce, Bursa ve Balıkesir belediye başkanları... Kemal Kılıçdaroğlu’nun Adalet arayışı ve Devlet Bahçeli’nin akıl almaz serüveni...

₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Demokrasinin tüm imkânlarını kullanarak demokrasiyi yok etmekte olan bir zümre ve onların itinayla ve gözlerini kırpmadan kandırdıkları –kanmaya meyilli– koca bir kalabalıkla karşı karşıyayız, biliyorum. Aynı ülkede yaşayıp aynı dili konuştuğumuz, aynı yollarda yürüyüp aynı yemekleri yediğimiz halde aramıza sıkışmış yüzyıllar olduğunun da farkındayım.  Maalesef, Türkçe bilmeyen bir Çinliye 10 dakikada anlatabileceğimiz problemleri kendi anadilimizde kendi vatandaşımıza anlatamıyoruz ki, bizi en çok yaralayan da bu. Çünkü içten içe biliyoruz ki, kötülüğü bildiği, gördüğü halde görmezden, bilmezden gelen ve fütursuzca destekleyen bu yığın, yarın eline fırsat geçse bize aynı kötülükleri tereddüt etmeden yapmaktan vazgeçmeyecek.

Ne yapmalıyız? Her şeyin sonuna gelmişiz gibi bir hali var çoğunuzun. Oysa ki her şey daha yeni başlıyor. Laftan, kaygılanmaktan, serzenişte bulunmaktan daha çok çalışmaya ve sahada mücadele etmeye ihtiyacımız var. En önemlisi de sizin gibi aydınlık yarınlara inanmış vicdanlı insanların varlığını daha çok hissetmeye…

₺12,00 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

Siz onları değil; onlar sizi seçti

 

Bir film düşün.

İlk sahne sıradan bir olayla başlar.

Film ilerledikçe gelişmelere inanamazsın.

Dehşete kapılırsın.

Film biter. Etkisinden kurtulamazsın.

Korkarsın.

Bu kitabın yazım sürecinde ben bunları yaşadım.

İlk sahne:

Altı yıl önceydi.

Medyaya her cümlesi yalan olan bir haber sızdırıldı.

Peşine düştüm..

 

Bir Soner Yalçın Araştırması

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺21,00 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Fukuyama’nın “tarihin sonu”nu ilan etmesinin üzerinden henüz on yıl bile geçmeden kapitalizm karşıtları, “Başka bir dünya mümkün” diyerek ayağa kalktı. “İşgal et” eylemleri, “Biz % 99’uz” diyen kitleler, Tahrir, Gezi ve daha nicesi “tarihin sonu” tartışmalarını sona erdirirken solu da canlandırdı.

Bu türden slogan ve eylemlerin hiç de ütopik kuruntular olmadığını; kapitalizmin, tıpkı kendinden önceki köleci ve feodal üretim tarzları gibi tarihsel bir üretim tarzı olduğunu ve zamanla tarih sahnesinden çekilebileceğini gösteren isimlerin başında bizzat Marx gelir. Onun ardından Marksist tarihçi ve düşünürler, yeni siyasal ve toplumsal gelişmeleri de değerlendirerek, bu tarihsel bakış açısını sürdürdüler. Marksist tarih kuramının güçlü, gelişkin ve hayat dolu olduğunu savunan Paul Blackledge de bu isimlerden biri. Kitabına, geleneksel tarihçilerin ampirizmi ve postmodernistlerin rölativizmi karşışında, tarihin incelenmesine yönelik Marksist yaklaşımı savunarak başlıyor. Daha sonra, Marx ile Engels’in ölümlerini izleyen yarım yüzyıl boyunca Lenin, Troçki, Lukács gibi teorisyenlerin ürettiği çalışmaları inceleyerek 1950’lerdeki Büyük Britanya Komünist Partisi Tarihçiler Grubuna kadar uzanıyor.

Köleci, feodal ve Asya Tipi Üretim Tarzı da dahil olmak üzere farklı üretim tarzlarının içeriğine ve aralarındaki geçişlere dair tartışmalara da giren yazar, tarihin hareketinde yapı ve öznenin etkinliği sorununa dair daha yakın tarihli (Sartre ile Althusser arasında geçen) tartışmaları da ele alıyor. Kitabın son bölümlerinde, günümüzde postmodern konjonktürün dönemleştirilmesi konusunda geliştirilen birbirinden farklı Marksist yaklaşımları inceleyen Blackledge, bu önemli tartışmaların siyasal uzanımlarını da ortaya koyuyor.

Tarihçilerin, kültür, toplum ve siyaset kuramı araştırmacılarının, kapitalizm karşıtlarının ve tarih meraklılarının ilgi ve merakla okuyacağı bir kitap.

₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

 “Kapitalist toplum ile komünist toplum arasında, birinin diğerine devrimci dönüşüm dönemi yer alır. Buna siyasal bir geçiş dönemi de karşılık gelir ve söz konusu geçiş döneminin devleti, proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olamaz.”

Marx ile Engels’in Alman işçi sınıfı partisinin farklı program taslakları ve programları hakkındaki eleştirel değerlendirmelerinin yer aldığı yazı ve mektupları, program sorununa nasıl baktıklarını göstermenin yanı sıra, işçi sınıfının iktisadi kurtuluş mücadelesi ve bunun siyasal mücadeleyle ilişkisi, proletarya diktatörlüğü, kapitalist toplumdan komünist topluma geçiş süreci, işçi sınıfı enternasyonalizmi gibi pek çok başlıktaki yaklaşımlarına da açıklık kazandırıyor.

Gotha ve Erfurt Programları Üzerine, Marksizmin Almanya’daki gelişim tarihine de ışık tutan bir derleme. Alman işçi sınıfı partisinin yöneticileri, Marx ile Engels’in pek çok konudaki görüşlerini ancak uzun süren tartışmalar ve iç mücadeleler sonrasında benimsemişti.

Derlemede ayrıca, Marksizmin kurucularının eleştirilerine konu olan program taslaklarına, bu metinlerin son hâllerine ve tartışmalar sırasında anılan bazı önemli belgelere yer veriliyor.

₺10,50 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

Kimi sarığın üzerine melon şapka takmış, kimi melon şapkayı sarıkla kamufle etmiş… Kimi gece hahamlık yaparken gündüz imam olup namaz kıldırmış… Kimi gündüz seyyar vaizlik yaparken gece papazlık yapmış…

İngiliz ve Amerikan istihbaratından alıp dağıttıkları paralara kutsiyet masalları uydurup, saf insanlarımızı aldatmaya; ülkemizi sömürmek suretiyle Amerika ve İngiltere’ye peşkeş çekmenin son versiyonlarını sergilemeye devam ediyorlar… Ergün Poyraz "Tarikat, Ticaret, Siyaset ve Cinayet"te tarikatların, din tacirlerinin ve partilerinin  maskesini indiriyor.

₺22,50 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Ekim Devrimi insanlık tarihinin en büyük olaylarından biridir. 1917 başında henüz bir Romanovlar monarşisi olan Rusya, yalnızca sekiz ay sonra Bolşevik Parti liderliğindeki emekçi sınıfların dümeni ele geçirdikleri bir başka âlemin ilk vatanı olmuştur. Ekim Devrimi her şeyi altüst etmiştir. Konuşanları susturmuş, susanları konuşturmaya başlamıştır. Yönetenleri yönetilene, yönetilenleri yönetene çevirmiştir. En geridekini ileriye sıçratırken, en ileridekini en geriye düşürmüştür. Toplum hayatının tepesindekileri alaşağı etmiş, en aşağıdakileri

doruklara taşımıştır. Emekçi kitleler ile siyasal alan arasındaki bütün duvarları yıkıp geçmiştir. Esaretin, savaşın, baskının, eziyetin, buyurganlığın, ayrımcılığın, hiyerarşinin, inkârın, sömürünün, dayatmanın ve bağımlılığın zincirlerini kırmış; hürriyetin, yaratıcılığın, dayanışmanın, barışın, ortaklaşmanın ve eşitliğin kapılarını ardına kadar açmıştır.

1917’de bir sevinç ve şenlik toplumu olan sosyalizme doğru o çok kararlı ilk adım atılalı tam 100 yıl olmuştur. Dünya proletaryasının savaşa, düşmanlığa, her türlü tahakküme, nefrete, kine, çıkarcılığa, bencilliğe ve kötülüğe karşı ilk haykırışlarının üzerinden tam 100 yıl geçmiştir. Buram buram hayat, devrim, aşk, iyilik, güzellik, özgürlük, ümit ve neşe kokan ilk sosyalist atılımlar, kazanımları ve dersleriyle koca bir asırı geride bırakmıştır. Çaresizlikler, güçlükler, açlıklar, yokluklar, hastalıklar, ıstıraplar, gerilikler, yalnızlıklar, saldırılar ve çullanışlara karşı direne direne ileri sıçrayışlar yapma azmi ve kararlılığıyla başlayan büyük yürüyüş, tam 100 yıldır sürmektedir.

Bu kitap, Ekim Devrimine 100 yıl aradan sonra ve değişik açılardan bakan 19 yazarın ortak emeğinin ürünüdür. Ekim Devriminin ruhuna uygun olarak kolektif ve enternasyonalist bir karakter taşımaktadır.

Yazarlar:
Emel Akal, Samir Amin, Gökhan Atılgan, Korkut Boratav, Edward Hallett Carr, Metin Çulhaoğlu, Yeşim Dinçer, Cem Eroğul, Neil Faulkner, Turgay Fişekçi, İrfan Habip, Tamás Krausz, August H. Nimtz, Erkin Özalp, Vijay Prashad, Marian Sawer, Mehmet Yetiş, Haluk Yurtsever, Gamze Yücesan-Özdemir

 

₺18,00 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

Tarih, siyaset ve felsefenin kesişim noktalarında ufkumuzu genişleten yeni çalışmalara imza atan Taner Timur, şimdi de Devrimler Çağı’na bakıyor. Timur, 19 ve 20. yüzyılın üç önemli devrimci kalkışmasında, 1848, 1871 ve 1917 yıllarında yaşananları dört ayrı bölümde ele alıyor.

 

Kitabın ilk iki bölümünde hem 1848 Şubatının şanlı devrim günlerini, hem de aynı yılın Haziran ayındaki karşı-devrim dönemini inceleyen Taner Timur, birçok yönüyle bugünleri de anlamamıza yardımcı olan bu olayları, Marx ve Engels’in Komünist Manifesto ve Marx’ın Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i eserlerinin rehberliğinde aydınlatmaya çalışıyor. “Paris Komünü ve Marx” başlığını taşıyan üçüncü bölümde, 1871 Komün deneyiminin doğuşu, güçler arasındaki oransızlığa rağmen savaşın göze alınması, I. Enternasyonal’in konumu gibi konular ele alınıyor.

 

Son bölüm, “Doğu Sorunu, Paylaşım Savaşı ve 1917 Devrimi” başlığını taşıyor. Bu bölümde 1917 Sovyet Devrimi’ni ana hatlarıyla inceleyen Taner Timur şunları söylüyor: “Bu yıl 100. yıldönümünü andığımız bu

büyük devrim, milyonlarca insanın öldüğü korkunç bir savaşın sonlarında tüm insanlığa büyük umutlar saçmıştı. Oysa uluslararası kapitalizm, daha ilk günden itibaren onu kuşattı; emekçi yönetimine karşı faşist barajlar kurdu; yeni ve daha korkunç savaşlar çıkardı ve sonunda da sistemi ‘demir perde’ kıskacı altında nefessiz kılarak bir çeşit ölüme mahkûm etti.”

 

Devrimci kalkışmaları ve karşı-devrimci manevralarıyla bugünümüze ışık tutan üç önemli tarihsel kesiti anlatan Devrimler Çağı, her kütüphanede bulunması gereken bir eser.

₺9,75 KDV Dahil
₺13,00 KDV Dahil

● HSYK bildirisinde, Başbakan’ın hedef alınması nasıl önlendi?

● O soruşturmayı yürüten savcıya niçin ulaşılamadı?

● Emniyet kiminle ilgili iki farklı rapor hazırladı?

● Emniyet Müdürü, TBMM’de niçin ifade vermek istedi?

● Savcının okuduğu 3847 numaralı kriptoda ne yazıyordu?

● Polisin “Mavi Sessizliği” ne anlama geliyor?

● MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasında neler yaşandı?

● Brüksel’de yabancı servis elemanından hangi belge alındı?

● Bu belgeyle kimler niçin suçlandı, Başbakan niçin devreye girdi?

● “Diyarbakır’da bulundu” denilen belgede ne vardı?

● MİT TIR’larında neler yaşandı, Enis Berberoğlu bu olaya nasıl sokuldu?

● Melih Gökçek, kimin talimatıyla gözaltındayken serbest bırakıldı?

Araştırmacı Gazeteci Saygı Öztürk, Türkiye’nin yakın tarihinde olup bitenleri kendisine has üslubuyla gözler önüne seriyor. Yakın tarihimizin ses getiren pek çok olayı bütün çıplaklığıyla Kripto Üçgeni’nde…

₺18,00 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

Türkiye’de Sosyalist Düşüncenin Klasikleri dizisinin üçüncü kitabı olan Onlar Uyanırken, Türkiye emekçi halkının 1960’lı yıllarda kurulu düzeni sorgulayan bilinç ve eylemlerinin, yanı sıra da sosyalizm arayışlarının çarpıcı bir yansımasıdır. Onlar Uyanırken’in iki yazarı vardır. Kitabın birinci kısmında yer alan Türk Sosyalistlerinin El Kitabı başlıklı bölümün yazarı

Çetin Altan’dır. Parlamento kürsüsünde kapitalizme yönelttiği öldürücü eleştirileri, miting meydanlarında yaptığı coşkulu konuşmaları, kahvehanelerde anlattığı çarpıcı ülke sorunları ve

gazetelerde ikna edici bir dille yazdığı alternatif sosyalist toplum tahayyülleriyle 1960’lı yılların siyasal yıldızıdır Çetin Altan.

Kapitalizm yandaşlarının düşmanı, sosyalizm arayışları içindeki emekçilerin sevgilisidir. Türk Sosyalistlerinin El Kitabı, sosyalist düşünce ve toplum düzeninin herkes tarafından anlaşılabilecek bir yalınlıkla ve akla gelebilecek her türlü soruyu önceden hesap edip yanıtlayan bir ustalıkla yazılmıştır. Akıcı ritmi, canlı anlatımı, berrak üslubu, akıl yüklü kurgusu, kahredici eleştirileri ve aşıladığı umutlarıyla sosyalist fikirlerin popülerleştirilmesinde eşine ender rastlanabilecek düzeyde vurucu bir metindir.

Kitabın ikinci kısmında yer alan Mektuplar’ın yazarı işçisi, ırgatı, marabası, şoförü, kahvecisi, bakkalı, terzisi, zanaatkârı ve arkasız memuruyla Türkiye emekçi halkıdır. Yurdun doğusundan, batısından, güneyinden ve kuzeyinden gelen binlerce mektup arasından kura usulüyle Çetin Altan tarafından seçilen bu küçük demet, devrin emekçi halkının sınıf bilincini ve siyasal dağarcığını yansıtması bakımından eşsiz bir tarihsel belge niteliğindedir.

Onlar Uyanırken, bir günde on üç bin kopya satılan ilk baskısının üzerinden tam 50 yıl sonra, Türkiye Marksizminin yaşayan en önemli temsilcilerinden Metin Çulhaoğlu’nun ‘Sunuş’uyla yeniden okuyucuyla buluşmaktadır.

₺12,00 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

Jorge Amado, Louis Aragon, Henri Barbusse, Bertolt Brecht, İlya Ehrenburg, Julius Fučik, Maksim Gorki, Anatoli Lunaçarski, Heinrich Mann, Pablo Neruda, John Reed, Romain Rolland, Anna Seghers, Bernard Shaw, H. G. Wells, Clara Zetkin ve daha çok sayıda büyük yazar Lenin’e bak ıyor, Lenin’i duyuyor,

Lenin’i anlatıyor...

Geniş bir yüzü, çıkık elmacık kemikleri, ince bir sakalı, büyük bir burnu, parıltılı gözleri ve dudaklarında hafif bir gülümsemesi olan” kısa boylu bir adamı... Kırlarda gezmeyi, çiçek toplamayı, bisiklete binmeyi, Beethoven dinlemeyi, Tolstoy okumayı seven bir adamı...

Tarihin, tavan arası odalardan ve sürgün kütüphanelerinden çıkarıp dünya tarihinin girdabına oturttuğu adamı...”

Zürih’te, ayda yirmi sekiz franka oturduğu dik bir sokaktaki tek odalı dairesinden yola çıkarak mühürlü bir vagon içinde Rusya’ya hareket eden ve yedi ay sonra “dünyayı sarsan on gün”ü başlatan adamı...

Bir köylünün, tabutunun ardından, “İyi adamdı, biz köylüler için yalnızca o iyi

şeyler yaptı,” dediği insanı...

Pablo Neruda’nın, “Aklı hep ateşliydi, ama hiç kül olmadı, / Ve ölüm, alev almış

kalbini soğutamadı...” dediği adamı...

Bu kitap, işte onu, Vladimir İlyiç Lenin’i anlatıyor.

Dünyanın dört bir yanından yazar ve sanatçıların diliyle...

Büyük eseri Sosyalist Ekim Devrimi’nin 100. yılında!

₺28,50 KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil

Feminizmin temel varsayımlarını ve kadın kategorisini tartışmaya açan Butler, feminizmin kadınların hak ve çıkarlarını güvence altına almaya çalışırken öbür taraftan feminizmin yürüttüğü kimlik politikalarının dışlayıcı sonuçlara yol açma riski taşıdığını düşünür. Bu yüzden o, feminizmin dışlamaya ve sömürüye karşı daha güçlü bir mücadele yürütebilmesi için feminizmin temel kabullerini ve kimlik politikalarını sorgular; feminizme daha geniş bir perspektif kazandırmaya çalışır.

Bu bağlamda Butler, feminizmin kimlik politikalarını problematize eder. Judith Butler ve Post-Modern Feminizm başlıklı elinizdeki bu çalışma, işte bu konu bağlamında şu soruların yanıtlarını bulmaya çalışıyor: Kadınların hak ve çıkarları adına mücadele eden feminizm, Butler’a göre neden kimlik politikaları bakımından dışlayıcı politikalar üretme riski taşımaktadır? Temel hedefi baskıya ve sömürüye direnmek olan feminizm, yürüttüğü politikalar bakımından Butler’ın ifade ettiği gibi bir merkez kayması mı geçirmektedir? Butler’a göre feminizmin kadın/kadınlar öznesi neden sorunlu bir kategoridir? Butler için “özne” kavramı ne ifade eder? Bireylerin özne haline gelmeleri Butler açısından hangi riskleri taşır? Kitap boyunca bu ve benzeri soruların yanıtları aranarak Butler’ın feminizm görüşü felsefî olarak analiz edilmeye çalışılıyor.

₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

Yaşanan krizin Marksist bir çözümlemesi…
2007 yılında ABD ikinci kalite ipotek kredileri piyasasında borçların geri ödenmemesiyle patlak veren kriz, IMF ve Dünya Bankası eliyle son 30 yıldır gelişmekte olan ülkelere dayatılan neoliberal finansallaşma ve serbestleştirme politikalarının etkisiyle hızla genel bir ekonomik krize dönüştü. Yaşanan bu süreci Marksist ekonomi politiğin bakış açısıyla ele alan akademisyenlerin yazılarından oluşan bu seçkide, krizin tarihçesi, nedenleri ve sonuçları detaylı bir şekilde inceleniyor.

Krizin kapitalizmin finansallaşmasının bir sonucu olduğunu vurgulayan C. Lapavitsas, finans kurumlarının, geniş halk kesimlerinin finansal hizmetlerden yararlanmasına olanak sağlayarak yeni kâr alanları yarattıklarını öne sürüyor. C.M. Camacho ve J.A.R. Nieto, finansal sermayenin küreselleşmesinin son 30 yılını masaya yatırıyorlar. J.P. Painceira, uluslararası sermaye akışlarının ve döviz rezervi biriktirme politikasının gelişmekte olan ülkelere getirdiği toplumsal maliyetleri inceliyor. İkinci kalite ipotek kredilerinin ortaya çıkışını ele alan G.A. Dymski, ikinci kalite kredilerin yaygınlaşmasının ve yetersiz bir şekilde teminatlandırılmasının krizle sonuçlandığını vurguluyor. P.L. dos Santos, dünyanın önde gelen 9 uluslararası bankasının faaliyetlerini incelediği yazısında, günümüz kapitalizminde bankacılığın değişen içeriğini tartışıyor. D. Papadatos, merkez bankacılığının günümüzdeki işlevini sorguluyor. N. Ergüneş, sermayenin birikim gereksinimleri doğrultusunda uygulamaya geçirilen enflasyon hedeflemesi politikası sonucunda Türkiye ekonomisinde büyümenin istikrarsızlaştığını ve ekonominin daha kırılgan hâle geldiğini belirtiyor. M. Itoh, krizin özgül özelliklerine ve toplumsal maliyetlerine değiniyor.

₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

21. Yüzyıl İçin Sosyalizm, net ve yenilikçi bir sosyalist gelecek tasarımı sunuyor; bu tasarımın hayata geçirilmesinin somut aşamalarını da gösteriyor. Aynı zamanda, kapitalizmin mantığını gerçek anlamıyla kavramanın, yani süregiden kapitalist kâr güdülerine karşı insanın gerçek gereksinimlerini savunmanın, başlı başına politik bir eylem olduğunu da anlatıyor.

Marx'ın ekonomi politik alanındaki mirasının yaratıcı ve sadık bir yorumunu yapan yazar, Venezüella'da yaşanan çarpıcı sürecin deneyimlerine de özel olarak eğiliyor. Merkezine emekçileri yerleştiren sosyalizm anlayışıyla, özgün bir kalkınma modelini bağdaştırarak "21. yüzyıl sosyalizmi" adını verdiği tasarımını ayrıntılandırıyor.

 

Kitabın çoğu bölümü, Venezüella'daki işçi örgütlerinde yapılan sunumlardan geliştirilmiş. Bu yönüyle de kitap herhangi bir akademik metnin çok ötesinde; genel okurların da ilgiyle okuyacağı yalınlıkta.

 

 

₺10,50 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil

'Ekonomik tetikçiler (ET'ler) yerküre üzerindeki ülkeleri trilyonlarca dolar dolandıran yüksek ücretli profesyonellerdir. Dünya Bankası, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı ve diğer yabancı "yardım" kuruluşlarından büyük şirketlerin kasalarına ve gezegenimizin tabii kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktarırlar. Kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporlar, hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, seks ve cinayet bulunmaktadır. Oynadıkları oyun imparatorluklar kadar eski olmasına rağmen, günümüzdeki küreselleşme sürecinde yeni ve korkutucu bir boyuta ulaşmıştır. Nereden mi biliyorum; ben de bir ET idim.

 

“Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları’nı okuduktan sadece birkaç yıl sonra Perkins’in gözlerimizin önüne capcanlı anlatımıyla serdiği ekonomik darbeye maruz kalacağımı bilemezdim. Yeni İtiraflar, ekonomik gücün demokratik denetimini dinamitlemek isteyenlere rehberlik eden yabani yöntemler ve iğrenç ekonomik akılsızlıklarla ilgili kişisel deneyimimle örtüşüyor. Perkins, siyasi, sosyal ve ekonomik güçlerin gerçek kaynakları hakkında içeriden dürüst seslere ihtiyaç duyan dünyamıza yine esaslı bir katkıda bulundu.

Yanis Varoufakis, Yunanistan Eski Finans Bakanı

 

Bir Ekonomik Tetikçinin Yeni İtirafları, ekonomik tetikçi ve çakalların güçlerini arttırmak için başvurdukları alçak yöntemlerin iç yüzü hakkında derin bilgiler sunuyor. ABD’nin ve dünyanın geri kalanının tepesine nasıl tünediklerini gösteriyor. Bugün karşılaştığımız krizleri ve onları durdurmak için gereken yol haritasını aydınlatan muhteşem ve cesur bir kitap.

Dr. John Grey, Erkekler Mars’tan Kadınlar Venüs’ten kitabının yazarı

 

Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları'na bayıldım. On yıl önce gerçekte ne olup bittiğini ortaya koymuştu. Yeni İtiraflar hikayenin geri kalanını anlatıyor. İlk kitaptan bu yana gerçekleşen dehşet verici olayları ve hepimizin bu ölüm ekonomisini bir yaşam ekonomisine çevirmek için yapabileceklerimizi sorguluyor.

Yoko Ono

 

On yıl önce Türkiye'de ve tüm dünyada gündemi sarsan ve her geçen gün daha çok insanın gözünü açan John Perkins yeni itiraflarla geri döndü!

₺20,25 KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil
₺16,80 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil