TOPLUMLAR BAŞARISIZLIĞI YA DA

BAŞARIYI NASIL SEÇERLER?

 

 Viraneye dönmüş Maya piramitlerinin mimarları nerede? 

Paskalya Adası’nın terk edilmiş heykellerini yapanlara ne oldu? 

Gökdelenlerimiz Angkor Vat’ın tapınakları misali yerle yeksan mı olacak? 

Geleceği şekillendirmiş bazı toplumlar iflas ederken bazı toplumlar neden zenginleşti? 

 

 

Yayımlandığı günden bu yana dünyada büyük ses getiren Tüfek, Mikrop ve Çelik’te Jared Diamond, Batı uygarlığının, dünyanın büyük bir kısmına hâkim olmasını sağlayan ayrıcalıkları ve teknolojiyi nasıl kazandığını incelemişti. Çöküş’te ise, madalyonun diğer yüzünü aydınlatıyor: Geçmişin büyük uygarlıklarından bazılarının yıkılmasına neden olan şey neydi? Yıkılan bu kadim uygarlıkların kaderlerinden neler öğrenebiliriz? 

Çevreye verilen zarar, iklim değişikliği, küreselleşme, hızlı nüfus artışı ve politik çatışmalar, dünyanın dört bir yanındaki toplumların yok olmasına neden olan faktörlerdi ancak bu toplumlardan bazıları kendi çözümlerini yarattı. Bugün pek çok ülke benzer sorunlarla karşı karşıya. Çin ve Avustralya bu sorunlarla yenilikçi yollarla baş etmeye çalışırken Ruanda ve Haiti gibi ülkeler felaketlerin altından kalkamıyor. 

Şaşırtıcı miktarda kaynaktan elde ettiği yeni kanıtları derleyip toplayıp bir yapbozun parçalarını bir araya getirir gibi işleyerek toplumların kendilerini yok etmeyi tercih etmelerinin nedenlerini sorgulayan Çöküş, atalarımızın mahrum olduğu bir şeyi; geçmişimizden nasıl yararlanabileceğimizi ve hayatta kalmak için neler yapabileceğimizi gözler önüne seriyor. 

 

 

 “Diamond, dünyanın en parlak beyinleri listesine girmeli…” 

-San Jose Mercury News -

 

“Büyük bir kavrayışla hazırlanmış ve aynı derecede şevkle berrak bir şekilde yazılmış tumturaklı bir çalışma. Bu yüzden asrın çalışması olmayı hak ediyor…” 

-BusinessWeek -

 

 “Başucu kitabı niteliğinde… Çöküş, kendini çabuk toparlayabilen toplumların hünerli olduklarını, uzun dönemli planlama yapabildiklerini ve kalplerine yerleşmiş fakat nihai olarak yıkıcı olan değerlerini ve inançlarını terk edebildiklerini göstermektedir.” 

-Nature -

 

“Diamond, geleceğe dair bir uyarı vermek için geçmişe ve bugüne bakıyor.” 

-Newsweek -

 

“Tarih biliminin dolambaçlı yollarıyla doğa bilimlerinin kadim bilgisini eğlenceli bir düzyazıya dönüştüren Diamond, bize, geçmişi görmezden gelenlerin benzer şeyleri yaşamak zorunda olduklarını hatırlatıyor.” 

-People -

 

“Aktüel gazeteciliğin kutsandığı bir dünyada, gazetecilerin sözde derinlemesine ele aldıkları olayları anlamlandırmak için düşüncesini farklı disiplinleri karşılaştırarak geliştiren Jared Diamond gibi yazarlara giderek daha fazla ihtiyaç duyuyoruz… Neyse ki Diamond gibiler hâlâ var…” 

-The Washington Post -

 

“Olağanüstü bir bilgelik ve muazzam bir yaratıcılık… bugünün dijital kıyametini, uzak geçmişte açan tarım güneşiyle ilişkilendirebilme becerisine sahip ender bir çalışma.” 

-The New York Times Book Review -

 

“Geleceğe emin adımlarla yürümek için yüzleşmesi gereken gerçekler karşısında hayal kırıklığına uğramaktan korkmayan herkes için temel bir okuma.” 

-Nature -

 

“Bu kitabı okuyanlar, birinci sayfadan itibaren uzun ve dolambaçlı ama bir o kadar da etkileyici bir gezintiye çıkacaklarını hissediyorlar. Hiç kimse, Diamond’ın kronolojiden başka bir şey yapmadığını ve coğrafi olarak belli bir bölgeyle sınırlı kaldığını iddia edemez. Diamond… ekseriyetle bizzat gidip aylarca, hatta yıllarca kaldığı bölgelerden bahsetmiş, bu bölgelerin yapısını ve buralarda yaşayan toplumları anlatırken kişisel gözlemlerini kullanmış. İzlandalılar... gerçekle yüzleşmeyi ve doğal çevrenin sınırları içinde yaşamaya adapte olmayı öğrendiler. Jared Diamond, bize de aynısını yapmamızda yardımcı olacak bir kitap yazdı.”

-Los Angeles Times-

 

“Jared Diamond, Çöküş kitabıyla dünya uygarlıklarının çöküşünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor… Başarısızlığa uğrayan bu medeniyetlerin tecrübelerinden yararlanıp yararlanmamak gerektiğini merak eden her okur, bu kitabı elinden bırakamayacak. Çöküş’ü okuyan herkes, gezegenimizi kurtarmak için yapabileceklerimiz konusunda ikna olacaktır.”

-The Boston Globe-

 

Tüfek, Mikrop ve Çelik ve Çöküş kitapları, birlikte, çağımızın parlak bir entelektüelinin başlattığı en önemli projelerden birini temsil ediyor. İkisi de fevkalade çalışmalar. Olağanüstü bir bilgelik ve muazzam bir yaratıcılık… İkisi de okunmalı… Literatürde bu denli net ve sistematik argümanların böylesine titizlikle inşa edildiğini görmek, umutları yeşertiyor.”

-The New York Times-

 

“Bu kitabı okuyun… Hayata başka türlü bakacaksınız…”

-Scientific American-

 

“Usta bir hikâye anlatıcısından, insanlığa dair kapsamlı bir anlatı…”

-Daily Mail-

 

“Sürükleyici, enfes, korkutucu.”

-Observer-

 

“Merak uyandıran, tutkularının peşinden giden bir kitap… Böyle bir kitabı sadece Diamond yazabilirdi.”

-Economist-

 

“Bu kitap da Diamond’ın diğer çalışmaları gibi etrafına ışık saçıyor.”

-Sunday Times-

 

 

Jared Diamond UCLA’de coğrafya profesörüdür. Bilimsel kariyerine fizyoloji bölümünde başladıktan sonra evrimsel biyoloji ve biyocoğrafya alanlarına yönelmiştir. Ulusal Bilim Akademisi’ne, Amerikan Bilim ve Sanat Akademisi’ne ve Amerikan Felsefe Topluluğu’na seçilmiştir. Aldığı ödüller arasında Ulusal Bilim Ödülü, Çevreci Başarılar İçin Tyler Ödülü, Japonya Kozmos Ödülü, McArthur Vakfı Üyeliği ve Rockefeller Üniversitesi tarafından verilen Lewis Thomas Ödülü bulunmaktadır. Altı yüzden fazla makalesi yayımlanmıştır ve Pulitzer Ödüllü Tüfek, Mikrop ve Çelik’in yazarıdır. 

₺55,99
₺79,98
Max Weber uzun süre Karl Marx’ın rakibi veya alternatifi olarak görüldü. Bunda da özellikle Protestan ahlakı hakkındaki çalışması etkili oldu. Kısa sayılabilecek ömrüne çok sayıda eser sığdırmış Weber, bu seçkide yer alan yazılarıyla olduğu gibi daha geniş bir perspektiften ele alındığında, karşılaştırmalı dinler tarihi, çilecilik, rasyonelleşme ve dünyanın büyüsünün bozulması, disiplin ve iktidar gibi önemli kavramlar üzerinde tarihsel ve eşzamanlı çalışmalar yapmış öncü bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Yazıları modern hayatın sosyolojisinin yanı sıra felsefi bir antropolojiye de açılma imkânı sunuyor.

Sosyoloji, felsefe ve siyasetle ilgilenen okurlar için Sosyoloji Yazıları günümüzde de önde gelen bir Weber kılavuzu. Türkçede ilk yayımlanışından günümüze defalarca baskı yapmış olan kitabı, gözden geçirilmiş yeni bir edisyon olarak sunuyoruz.
₺36,96
₺48,00

Marx bir pozitivist miydi? Ya da kesin ve değişmez toplumsal yasaların varlığına inanan bir Aydınlanmacı mı? İnsanın ve toplumun da aynı doğa yasaları gibi mutlak yasalar altında devindiğini mi düşünüyordu?

Marx’ın bütün yapıtı üzerinde girişilmiş uzun ve sebatlı bir araştırma ürünü olan bu felsefi inceleme, Marx’ın yasa fikrinin pozitivist yasa anlayışından nasıl farklı olduğunu gösterebilmeyi amaçlıyor. M. Nuri Durmaz’ın günümüz için en anlamlı gördüğümüz paragraflarından birini alıntılayalım: “Marx’ta belirsizliğin dışlandığı katı bir kesinlikçilikle karşılaşılmaz. Marx, toplumsal gerçekliğe tarihdışı bir kesinlik gözüyle bakmadığı için, belirsizliğe olumsuz bir içerik yüklemez. Otomatik, kendiliğinden gelişecek bir gelecek anlayışı yoktur... Marx mutlak bir erekselliğin değil, potansiyelliğin içinden konuşur. Hem gerçekleşmeye hem de gerçekleşmemeye muktedir olan bir potansiyellik olarak beklentilerinde belirsizliği dışsal değil, gerçekliğe içkin bir mesele olarak kavrar, belirsizliği anlamaya çalışır. Bunu yaparken de ‘belirsizliğin azaltılması’ ile ‘belirsizliğin göğüslenmesi’ arasındaki kritik farkı atlamaz. Belirsizliği ortadan kaldırılması gereken bir kötülük olarak değil, bilakis göğüslenmesi gereken bir şey, hatta yeni fırsatlar, imkânlar olarak görür.”

₺29,64
₺38,00

“24 Mart 1976’da Arjantin’de bir darbe daha olmuştu, aynı gün on beşime basmıştım. Gelecek planlarının ve hayallerin tohumlarını atacağım, ben olgunlaştıkça onların meyve vereceği bir dönem başlamalıydı aslında hayatımda. Ülkem, buna olanak sağlamalıydı...”

“Feda edilen bir nesle hürmet ve ulusal katliamlara karşı bir dikkat çağrısı olarak yazılmış bu kitapta Lisé, yaşayan bir tarih arşivi mahiyetindeki hafızasını yoklayıp göçebe, yerli ve çalışan sınıftan insanlarda vücut bulan, Arjantin’e özgü o inatçı, hayatta kalma ruhunu gözler önüne seriyor. Bu kitabın, lise ve üniversite kütüphanelerinin yanı sıra, Latin Amerika, tarih, kadın çalışmaları ve kültürel çalışmalar gibi programların müfredatlarında da bulunmasını şiddetle tavsiye ediyorum.” 
Gisela Norat, Agnes Scott Üniversitesi

₺14,06
₺18,50
Psikanaliz Defterleri: Çocuk ve Ergen Çalışmaları’nın ikinci kitabının teması çocuk, ergen ve ailesi. Kuşaklar ötesinden gelen yaşam olayları, masallar ve sırlarla yoğrularak oluşmuş bir aile sistemine doğan bebeğin büyürken farklı dönemlerde yaşayabileceği çeşitli zorluklar, kuramsal ve klinik yönleriyle psikanalitik açıdan ele alınıyor. Çocuğun psikanalizi sırasında anne babanın rolü ve işbirliğine de değiniliyor.

İrem Erdem Atak, Tijen Demirörs, Talat Parman, Şeyda Postacı, Alper Şahin ve Sezai Halifeoğlu’nun yazılarının yanı sıra Didier Houzel, Olympia Sklidi gibi ülkemiz psikanalizine önemli katkılarda bulunmuş yabancı isimlerden yapılan çeviriler de yer alıyor bu sayıda.
₺15,20
₺20,00

“Hayaletler, modern toplumların ayrılmaz parçaları, kurucu çelişkileri veya fark unsurlarıdır. Ekonomik eşitsizliklerin yanı sıra kültürel eşitsizliklerin üzerinde dolaşan hayaletler. İşte, hiç kimse bu hayaletlere Frantz Fanon’dan daha çarpıcı bir biçimde dikkat çekmemiştir.”

Bu kitap, altbaşlıkta ifade edildiği gibi, Fanon’la konuşmayı sürdürme arzusunun ürünü. Kitabı oluşturan makalelerin anafikri, Fanon düşüncesindeki eleştirel potansiyelleri ortaya koymak biçiminde ifade edilebilir.

“…biz onu unutmuş olsaydık da Fanon bizimle konuşmaya devam edecekti. Elinizdeki kitapta bu konuşmaya eleştirel-rasyonel bir biçim vermeyi, ona yeniden siyasal biçim kazandırmayı amaçladık. Hayaletsiz bir gelecek mümkün mü?”

₺22,52
₺29,63
Nihan Kaya, çok ses getiren kitabı İyi Aile Yoktur’dan sonra, hiç farkında olmadan topluma uygun hâle getiriliş biçimlerimizi ve bu mekanizmanın hem toplumun hem de bireyin gerçekten var olabilmesini nasıl engellediğini anlatıyor. İyi Aile Yoktur’un devam kitabı olan İyi Toplum Yoktur, sünnet, nikâh, düğün, kına gibi törenlerin bize anlatılandan çok başka amaçlara dayandığını, her törenin aslında bir kurban etme töreni olduğunu savunurken, yine ezber bozuyor, doğru bildiğimiz inanışlarımızı altüst ediyor. 
İnsanın en önemli aynası cinselliğidir. Aynı şekilde toplumlar da cinsiyet ve cinsellik üzerinden şekillenirler nitekim, bu ikisi aslında aynı şeydir. Toplumun, bireyleri kendi uzantısına dönüştürebilmesi için, kadınlık ve erkeklik algısı yaratılır, bu algı törenlerle pekiştirilir. Varlığından bir şekilde haberdar olduğumuz ve kanıksadığımız her tören, bizi topluma kurban eder ve toplumu da ölü, işlevsiz kılar. 
Törenlere verdiğimiz anlam, kendimize verdiğimiz anlamı ve hayatımızın kontrolünün kimin elinde olduğunu belirlemektedir.
₺15,20
₺20,00

Elinizdeki kitap, 1980’li yılların ortalarında göç ve göçmenlere ilgimin başladığı yıllardan günümüze değin bitmeyen bir yolculuğun öyküsüdür. Bu yolculukta göç ve göçmenlerle ilgili odaklanılan sorunsal değişse de değişmeyen tek şey, göçle ilgili olarak kendi içinde tutarlı ancak sürekli bir biçimde geliştirilmeye çalışılan metodoloji arayışı olmuştur. Göçün tüm dünyayı ilgilendirecek önemli bir olgu olacağı ve Türkiye’nin göç veren ya da transit bir ülke olmaktan göç alan bir ülke konumuna geleceği yönündeki öngörümüz, çok da dikkate alınmamış ve hem akademik hem de politik alanda bir yer edinememiştir. Nitekim göç özellikle de son yıllarda giderek daha da önem kazanan ve tüm dünyayı ilgilendiren bir olgu haline dönüşmüş ve “göçmen krizi” adlandırması ile gündeme oturmuştur.

Kitapta yer alan makalelerde yapılan tartışmalar üzerinden:
“Göçmek” ile “kaçmak” arasında fark olduğu,

Yarın bizim de tarafı olmayacağımız bir savaşın ortasında kalmayacağımızın ve benzer duruma düşmeyeceğimizin hiçbir güvencesinin olmadığı,

Göçmenler konusunda mevcut açıklamaların “yanlı” olabileceği ve bu yanlılığın bizim “gelenler”e karşı tavrımızı etkileyebileceği,

Gerçek suçluların kimler olduğu konusunda egemen olmayan farklı açıklamaların olabileceği,

Genellikle “kaçak” göçmen ve sığınmacı göçünü oluşturan göçmenlerin gittikleri ülkede “sınıf-altı/under-class” konumunda oldukları ve bu nedenle de her türden sömürüye ve adaletsizliğe daha fazla maruz kaldıkları,

Yaşadıkları yeri terk edip bilinmeze yolculuğun “gelenler” tarafından da istenir bir şey olmadığı,

Geri gitsinler dendiğinde geri gidil(e)meyeceği ve gidilse bile sorunların çözülmüş olmayacağı aynı sorunların farklı bir ülkede yeniden hortlayabileceği vb. konularda okuyucuyu düşünmeye ve düşüncelerini sorgulamaya yöneltmenin yanı sıra özellikle de alanda çalışacakların bilimsel bir bakış açısı edinmelerine katkı sunabilmesi dileğimiz.

₺21,45
₺27,50
Ensest yasağı… Belki de kökenleri insanlık tarihinin ilk devirlerine kadar giden bir yasak. Yasağın ihlalinin cezası, bazen kırbaçlanma bazen de ölüm olmuş. Peki ensest neden yasaklanmış? İlkel bir hukuk düzenlemesine bile sahip olmayan kabilelerin esas tabularından biri olan ensest, gelişmiş bir hukuk sistemine sahip modern toplumlarımızı hâlâ nasıl şekillendirebiliyor? Din, etik, psikoloji ve antropoloji gibi ana disiplinlerin temel konularından biri olan ensesti ve yasaklanmasını kurucu sosyologlardan Émile Durkheim inceliyor.
₺6,95
₺9,26

Sağlığın sosyal hali, insanların birbirleriyle kurduğu etkileşimi dert eder. Üretim biçimi, gelir, sınıflar, kimliklerle sağlık arasındaki ilişkiyi ortaya koymayı amaçlar. Topluluğun üyeleri arasındaki rekabet dayanışma, normlara uyum çatışma ve egemen değerlerin kabulü reddi konularını mercek altına alır.

Sağlığın Sosyal Hali başlıklı bu kitap, biyomedikal sağlığın iflah olmayacak düzeyde derin bir kriz yaşadığı bugünlerde, sağlık ile sosyal bilim alanlarını “sosyal sağlık” üst başlığı altında buluşturma konusunda mütevazi bir adım atmayı hedeflemektedir. Kavramsal tartışmalardan ziyade, gündelik hayatın olgu ve yaşanmışlıklarını temel alan bu kitap, her değerin fiyata kurban edildiği bir uygarlıkta, insanı ve sağlığı, toplumsallık ilişkisi içerisinde aramaya çalışmaktadır.

Hastayı “insan” gördüğü gibi, toplumu da fiili ya da potansiyel bir “hastalar yığını” değil, bilinçlendirilebilir, devindirilebilir, dönüştürülebilir bir insan birlikteliği olarak gören hekimler var. Onlar, doktorluk ve tıbbın, ne insanlar üzerinde iktidar icrasının gerçekleştirildiği ne de iktisadi yarar ve çıkar doğrultusunda insanların “hasta” olarak metalaştırıldığı bir etkinlik olduğu; fakat insan ihtiyacını karşılamaya dönük bir “zanaat” olduğu bilinciyle hareket eden “bir nefes sıhhat” mümessilleri… İnsanlıktan eksilerek doktor olma yerine, insanlıklarını daha mütekâmil kılma yolunda doktorluğu vesile yapan mümessiller…

İşte böyle bir “mümessil”in; hastalık gözetleyicisi olmak yerine “sağlık gözeteni” olmayı seçmiş, ama sadece hasta-bireyin değil, bir “hasta-toplum”un, bir “hasta-dünya”nın sağlığını da gözetmeyi insan olmanın gereği, yaşamın da ereği saymış bir hekimin kaleminden çıkan satırlar bekliyor sizi. Onu okurken, tıp hekimliği birikiminin bir sosyal bilimci yetkinliğiyle nasıl takviye edildiğini, kaynaştırıldığını, bireşime kavuşturulduğunu fark edeceksiniz. Tıbbın, onun kalemi ile nasıl sosyal-kültürel bir dinamizme büründüğünü, nasıl sosyolojiye, antropolojiye kanat çırptığını hissedeceksiniz!..

- Prof. Dr. Tayfun Atay

Sağlık yalnızca hastalık ya da sakatlığın bulunmaması değil, aynı zamanda bedensel, ruhsal ve sosyal açılardan tam bir iyilik durumu olarak tanımlansa da, hekimlerin büyük çoğunluğu sağlığı yalnızca hastalığın/sakatlığın karşıtı olarak algıla(t)maya eğilimlidirler. Osman Elbek Sağlığın Sosyal Hali’nde, pek çok bileşeniyle birlikte kişinin toplumsal gereksinimlerine ışık tutuyor, konuşulmayanı ve hatta konuşulmasından çekinileni gün yüzüne çıkartıyor.

- Prof. Dr. Kayıhan Pala

Hem mesleğini hem de mesleğinin geldiği halini tarihin süzgecinden geçirerek, düşünen ve sorgulayan Osman Elbek’in yazılarından yalnızca hekimlere değil, herkese düşecek bir pay var…

- Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu

Sağlığın Sosyal Hali, tıbbın toplumsal pratik olduğunu vurgulamanın çok ötesine geçen, sağlık kaygısını kolektif yaşamın bugüne özgü bütün katmanlarıyla kıyasıya ilişkilendirirken, hiçbir toplumsal kurum ve pratiğin kendi başına kavranamayacağını hatırlatan bir kitap. Nesnesiyle kendi arasında kategorik bir ayrım yapan ve sadece nesnesi hakkında konuşan bilim anlayışının tersine, kendi pratiğinin toplumsal ilişkiler bütünündeki yeri ve işlevinin de hesabını soruyor Osman Elbek. Üstelik, bunu insan bilimlerinin farklı alanlarına özgü söylem zenginliği içinde özgürce ve ustalıkla dolaşarak yapıyor. Neoliberal bir dünyada tıbbın yaşama müdahale etme biçimlerini belirleyen en temel unsurların tıptan giderek ne kadar uzaklaştığını anlamak için bir anahtar niteliğinde Sağlığın Sosyal Hali.

“Hasta” olmadan önce, “hasta” iken ve “iyi” olduktan sonra da okunması sağlık için birebir...

- Doç. Dr. Ferda Keskin

₺17,16
₺22,00

Sonra konuşuruz... Ne çok söyleriz bu cümleyi... Ama o sonra bir türlü gelmez ve sonraya bıraktıklarımız içimizdeki kumbarada birikir. Söze dökemediklerimizi içimize dökeriz. 

Dargınlıklarımızı ve kızgınlıklarımızı paylaşmadığımızda, hepsini içimizde yaşadığımızda, karşımızdakinin bundan haberi bile olmaz. Hepimizin iyi bildiği o hikâyedeki gibi tavşan dağa küser ama dağın tavşanın ona küstüğünden haberi olmaz. İşte tam da bu yüzden sorunlarımızı çözmek için iletişimi etkili kullanmalıyız. Ne de olsa sorunsuz bir hayat olamayacağına göre sorunlarla baş etme kapasitemizi artırmalıyız. Çünkü baş ettikçe baş edebilme inancımız da artar ve giderek anlarız ki başımız dertte değil, dertlerimiz başımızdadır.

İnsana dair sorunların çözümü yine insandadır. İnsana dair dediğimiz zaman önümüze çok çeşitli bir menü çıkar; işte bu kitaptaki yazılar benim o menünün içinden seçtiklerim!

Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Ayşe Özgener'in kaleminden insana, hayata, kullandığımız ve kullanmadığımız kelimelere, iletişim ve ilişkilere dair büyük farkındalıklar yaşatacak bir kitap... 

 

₺18,72
₺24,00

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde tüm dünyada üretici güçler büyümüş, bu büyüme uluslararası iş bölümüne yansımış ve toplumsal yaşam hızlı bir şekilde dönüşmüştü. Bu süreçte Türkiye kapitalist dönüşümün yörüngesine giren ülkeler arasında yer aldı. Ülkenin kendi dinamikleri yerine dış dinamiklerin etkisinde ortaya çıkan bu dönüşüm süreci, toplumu etkileyen sağlık sorunlarının ortaya çıkışında ve seyrinde etkili oldu.
Günümüzde Türkiye’deki nüfusun içinde gençlerin oranı fazla olmakla beraber yaşlı nüfusun oranı giderek artıyor. Toplumda çocuk, genç ve kadın nüfusu etkileyen sağlık sorunları çözüme kavuşturulmayı beklerken, ileri yaşta görülen sağlık sorunları da önem kazanıyor. Nüfus büyük kentlerde yoğunlaşmış durumda. Ancak plansız ve hızlı bir şekilde büyümesi nedeniyle kentler sağlıklı yaşam alanları olmaktan her geçen gün daha fazla uzaklaşıyor. Artan nüfusun düzenli gelir elde etmesini sağlayacak yeni istihdam olanakları yaratılamazken, bir işte çalışabilen şanslı kişiler zorlu ve riskli sektörlerde uzun ve yıpratıcı koşullarda ömrünü tüketircesine çalışıyor. Yatırım ve istihdam sağlanması için uluslararası sermayenin ülkeye gelmesine bel bağlanmış durumda. Uluslararası sermaye ise dünya genelinde emeği en fazla istismar etme olanaklarının önüne serildiği ülkeleri tercih ediyor. Çalışma yaşamının yol açtığı sağlık ve güvenlik risklerinin ortadan kaldırılmasına yönelik adımlar, yatırımların başka ülkelere kaydırılması olasılığını ortaya çıkarıyor. Bu durumda çalışanların sağlıklarının korumasına yönelik önlemleri almak çoğu kez olanaklı olmuyor. Çalışma yaşamını düzenleyen kuralların bulunmaması, var olanlara da uyulmaması, kişilerin sağlıklı şekilde çalışma yaşamında yer almalarını engelliyor. Çalışma yaşamı ile ilgili normların çalışanların sağlığı bozucu özellikte olması, kapitalist üretim ilişkilerinin fıtratında var.

Refah artışı ve kalkınma için uluslararası sermayenin yatırımlarına bel bağlandığı için çevresel yıkım süreçleri kesintisiz ilerliyor. Doğal kaynakların tüketilmesi tarım ve hayvancılığı olumsuz etkiliyor. Endüstriyel tarımın yaygınlaşmasıyla yiyeceklerin besin değeri ve içerdikleri kimyasal kalıntılardan kaynaklı sağlık riskleri artıyor. Sağlıklı beslenmenin güvence altına alınmasına yönelik kamu politikaları ve kamusal denetim mekanizmaları bulunmuyor. Uluslararası tekellerin güdümündeki tarım politikaları, nüfusun sağlıklı beslenmesini sağlayacak kendi kendine yeterlilik ve gıda egemenliği olanaklarını yıkıma uğratmış durumda.
Kitapta kapitalist kalkınma modeli üzerinden refah ve kalkınma hayallerinin kurulduğu bir ülke olan Türkiye’de sağlık sorunlarının tarihsel gelişimi irdelenmektedir. Kitabın 1945 öncesini ele alan birinci bölümünde Osmanlı Devleti’nin son dönemi ile Cumhuriyetin başlarındaki toplumun sağlık durumu ele alınıyor. Bu dönemdeki bulaşıcı hastalıklarla mücadele konusunda elde edilen kısmi başarılar, modernleşme adımlarının işçilerin omuzları üzerinden ilerletilmeye çalışılması ve doğurganlığın kontrolüne yönelik mediko-sosyal içerikli müdahaleler irdeleniyor. 1945-1980 arası döneme odaklanan ikinci bölümde kapitalist yoldan kalkınma modelinin yol açtığı sağlıksızlık üreten koşullar ele alınıyor. Üçüncü bölümde 1980 sonrası yeniden biçimlenen uluslararası iş bölümü çerçevesinde çalışma rejiminin emek aleyhine yeniden yapılandırılması, taşeronlaşma, çevre sorunları ve tarımsal üretim sorunları irdeleniyor. Dördüncü bölümde ise kapitalist kalkınma modelinin sonucu olarak ortaya çıkan sağlıksızlık iklimi ele alınıyor. Kitapta Türkiye'deki tarihsel ve güncel örnekleri üzerinden kapitalist kalkınma modelinin, sağlıksızlık üreten toplumsal yapının yegane temel nedeni haline gelişi incelenmektedir.

Günümüzde sağlıklı genç kuşakların yetişmesi sağlanamadığı gibi ileri yaşta görülen hastalıkların salgın boyutuna ulaşması da önlenemiyor.Fazla kiloluluk, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kalp damar hastalıkları ve kanser gibi ileri yaş sorunlarının adeta salgın şekline bürünmesinin ardında ise kapitalist üretim ilişkilerinin yol açtığı toplumsal sorunlar yer alıyor. İnsanları yaşamlarını tüketircesine çalışmaya zorlayan kapitalist üretim ilişkileri var oldukça sağlıklı bir toplum hedefine yönelme olanağı bulunmuyor. Kitapta sorunun ele alınış şekli aracılığıyla dolaylı olarak hastalık ve ölümlerin azaltılması ile sağlıklı bir yaşamın güvence altına alınması için kapitalist modelin dışındaki seçeneklerin yaşama geçirilmesi olanaklarına değinilmektedir.

 

₺15,60
₺20,00

VakıfBank Kültür Yayınları, sosyoloji disiplininin kurucularından Ferdinand Tönnies’in büyük eseri Cemaat ve Cemiyet’i 132 yıl sonra dilimize kazandırarak Türkiye’nin düşünce hayatına önemli bir katkı sunuyor. Cemaat ve Cemiyet, birliktelik duygularının temel teşkil ettiği cemaatlerin “topluluk” ruhuyla, bireysel yaşamların belirleyici olduğu cemiyet yaşamını, yani modern “toplum”u karşılaştırmalı bir yaklaşımla ele alıyor. Kitap boyunca Tönnies bir yandan ele aldığı karşıtlıkların teorisini geliştirirken, bir yandan da doğal irade ile insan iradesi arasında bir denklem kuruyor. Kırsal-kentsel mekânlarda, geleneksel-modern yaşam formlarında, duygusal-rasyonel ilişkiler ekseninde, insanların davranışlarına hangi unsurların yön verdiğini açıklayan Cemaat ve Cemiyet, sadece Tönnies’in düşünce dünyasını değil, onu takip eden Alman sosyoloji geleneğini de anlamak için çok önemli bir kaynak. Okurlar kapitalizm, bireyselcilik ve kent sosyolojisi gibi alanların, Weber, Sombart ve Simmel gibi düşünürlerin fikrî tohumlarını Cemaat ve Cemiyet’te bulacak…

₺28,00
₺35,00

İnternetsiz bir hayat hayal etmek artık neredeyse mümkün değil, en azından şehirde yaşayan geniş kesimler için bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Fatura ödemek, alışveriş yapmak, gazete okumak gibi pratik işler bir yana, sosyal medyayı takip etmek, oyun oynamak, dizi ve film izlemek için de her geçen gün daha fazla kullanıyoruz interneti. Öyle ki, tatilde bile sanal dünyadan uzak kalmak birçoğumuz için rahatsızlığa, hatta bir tür yoksunluğa sebep oluyor.

İnterneti makul düzeyde ve anlamlı bir şekilde kullanmak hayatı kolaylaştırıyor ama ya aşırı kullanımı? Hakikaten, ne kadardan sonrası aşırı kullanım sayılır? Günde üç ya da dört saat mi, daha fazlası mı? Peki iş veya okul gereği internette “zorunlu olarak” geçirilen saatler bu süreye dahil midir? Hangi aşamadan itibaren internet bağımlılığından söz etmek gerekir? Mağdurlar ve yakınları bu rahatsızlıktan nasıl etkilenir? İnternet bağımlısı kişiler ne tür bedensel, sosyal ve psikolojik sorunlarla karşılaşırlar? Kişiyi internet bağımlılığına sürükleyen nedenler nelerdir? Gerçeklik ile sanallığın birbirinden ayrılamaz hale geldiği noktada bağımlılar ne yaşar? Medya okur yazarlığı, internet bağımlılığına karşı koruyucu bir kalkan olabilir mi? Aileler çocuklarını korumak için başka ne tür önlemler alabilir?

İnternet bağımlılığı konusunda uzman bir klinikte uzun yıllardır başhekim olarak görev yapan Holger Feindel, bu kitapta internet bağımlılığını normal internet kullanımından ayıran özellikleri ortaya koyuyor. Birçok örnek vaka eşliğinde risk grubundaki kişileri, tedavi yollarını, sanal sarmalından gerçek hayata geri dönüş yollarını anlatıyor. Bu dertten mustarip kişiler ve yakınları için vazgeçilmez bir rehber…

₺22,62
₺29,00
Nobel Ödüllü yazar Toni Morrison, Ötekilerin Kökeni’nde on dokuzuncu yüzyılda kaleme alınmış tıp makalelerinden, köle ve efendilerin günlüklerine, oradan da köleliği romantize eden, ayrımcılığı araçsallaştıran, yabancı olmanın ve yabancıya dönüşmenin farklı yönlerini vurgulayan edebi eserlere kadar çok geniş bir yelpazede ufuk açıcı bir gezintiye çıkarıyor bizleri. Ernest Hemingway, William Faulkner ve Flannery O’Connor gibi yazarların eserlerine ötekilik sorunu açısından yaklaşırken kendi eserlerini ve kişisel deneyimlerini de göz ardı etmeden asırlara yayılan bir sorunu ustalıkla betimliyor Morrison. Savaşlar, zorunlu göçler ve sınırlar dünyasında müthiş üslubu belleklere kazınmış bir kadın yazarın ötekilik üzerine esaslı gözlemleri ve çözümlemeleri okuru da kendisiyle yüzleşmeye davet ediyor. 
₺12,48
₺16,00

“Daha önce birlikte yaşadığınız insanlarla aranızdaki sosyal-ekonomik mesafe açıldığı zaman, birlikte yaşama imkânı da ortadan kalkabiliyor... Tatil dönüşleri bile dert oluyor artık… Tatilden dönmüşsünüz, bronz bir tenle eve çıkacaksınız. İnsanlarla karşılaşıyorsunuz... Rahatsız oluyorsunuz ve rahatsız ediliyorsunuz… Diyorsunuz ki ‘Bunlardan rahatsız olmayacağım bir mekâna gideyim.’ Dolayısıyla… Başakşehir’e taşınmak, psikolojik bir rahatlık da sağlıyor bizlere. Çünkü burada hemen hemen herkes aynı seviyede.” Peyami Safa’nın Fatih Harbiye romanı (1931), Batılı, modernist orta sınıf seçkin zümreyle geleneksel, dindar-muhafazakâr muhit arasındaki çelişkinin simgesi, doğrusu biraz da klişesi olmuştur. Bu kitap, 21. yüzyıl Türkiyesi’nin ilk on yıllarında bir başka sınıfsal ve toplumsal kültürel çelişkiye dikkat çekiyor: Fatih-Başakşehir. Dindar-muhafazakâr yoksullar ve zenginler arasındaki çelişki. İrfan Özet, İslâmî habitus’un, yani hal ve davranışa, beğeni ve zevklere yansıyan içselleşmiş eğilimlerin, nasıl dönüşmekte olduğunu ele alıyor incelemesinde. Ekonomik rasyonaliteye dayanan bu eğilimlerin, kentte tutunma ve yükselme mücadelesindeki işlevini ve dönüşümünü
gösteriyor.

O dönüşümün temel bir veçhesini de, sınıfsal ayrışma oluşturuyor. Fatih ve Başakşehir arasında olduğu gibi, buraların kendi içinde de gitgide yol alan bir ayrışma… Bu dinamiğin arkasında, sosyal sermaye ağlarının, dinî grup ağlarının ve sivil toplum kuruluşu ağlarının değişimi var. Kentsel dönüşümün etkileri ve dört koldan gelişen sınıfsal dışlama mekanizmaları var. Muhafazakâr gündelik hayat tarzının ve “aile modelinin”, taşralı ve (kendi “ikoncanlar”ını da yaratan) “elit” hallerinin farklılaşması var. Türkiye’nin geçirmekte olduğu sosyolojik dönüşüm sürecinin önemli bir cephesini aydınlatan bir çalışma.

₺31,20
₺40,00
Tabu kavramı dilimize ilkel insanların sözlü dilinden geçmiştir. Bu sözcüğü aldığımız Polinezya dilinde, soyluların kişiliklerine ve özel mülkiyet haklarına karşı batıl inanç kaynaklı bir saygı telkin eder ve dini, toplumsal ve siyasi yaşamı derinden etkileyen şaşırtıcı bir sistemi tanımlar.

Bu cilt, tabu ilkelerini kitabın asıl teması olan krallar ve rahipler gibi kutsal kişilikler üzerinden ele alır.

Tabu ve benzer sistemlerin din, ahlak, yönetim ve mülkiyetin gelişimindeki önemi o günden sonra genel hatlarıyla kabul gördüğü gibi antropolojinin sıradan bir unsuru haline gelmiştir.
₺33,34
₺41,67
Ünlü Amerikalı sosyolog Charles Tilly’nin bu eseri, toplumsal meselelere ilişkin yaptığımız açıklamaları ve o açıklamaları neden öyle yaptığımızı sorguluyor. Okunması hayli kolay bir kitap olan Neden? Düşünce ve Davranışlarımızın Altında Yatan Nedenler, insanların başkalarıyla ilişkilerini nedenler etrafında kurmasının, müzakere etmesinin, tamir etmesinin, yenilemesinin veya sonlandırmasının yöntemlerini araştırıyor. “Neden göstermek insanları birbirine bağlar. İçerikleri ne olursa olsun, nedenler, şu ya da bu şekilde davranmaya ve olan şeylerin ortak anlatımlarına gerekçe sağlarlar,” diyen Tilly, nedenlerin konvansiyonel olanlar, anlatı şeklinde ifade edilenler, teknik sebep-sonuç hesaplamaları ve kodlamalı veya jargonlu bir dille belirtilenler olmak üzere, dört farklı kategoride değerlendirilebileceğini gösteriyor. Günlük toplumsal deneyimlerle ilişkili pek çok parlak anekdotla dolu bir çalışma olan Neden? insanlığın en büyük hazinelerinden birinin hikâyeler olduğunu anlamamızı sağlıyor.
₺21,06
₺28,08

René Girard, Şiddet ve Kutsal’da şiddetin kaynağında kutsalın bulunduğunu iddia ediyor. Uygarlığımızın merkezindeki yapının köklerine inerek tarih boyunca görüldüğü, edebiyat ve mitte temsil edildiği haliyle şiddeti araştırıyor. İnsan kötülüğüne dair çığır açan bu incelemede İncil anlatıları ile Yunan tragedyalarını özgün bir bakış açısıyla yeniden okumasının yanı sıra, tarihin ilk kültürel ve toplumsal kurumlarına ve ilk kurban törenlerine evrensel bir açıklama getirmek için sosyoloji, etnoloji ve psikanalizden faydalanıyor.

Zarif ve açık bir dille kaleme aldığı bu araştırma hem önemli bir bilimsel çalışma hem de edebi bir eser. Belki de Girard’ın en büyük meziyeti bu…

₺29,25 KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil
İnsanlar neden baskınlık ve saldırganlık davranışları sergiler? Evrimin, genetiğin, kimyanın, yetiştirme tarzının ve sosyopolitik çevrenin bu davranışlar üzerinde ne gibi bir etkisi var? İnsan saldırganlığının derin köklerine hayvanları inceleyerek inebilir miyiz? Dünyanın hâkimi insan türü, baskınlığıyla kendi sonunu hazırlıyor olabilir mi? 
İnsanlarda ve Hayvanlarda Baskınlık ve Saldırganlık, bu ve bunun gibi pek çok soruya cevap arıyor. Zorbalıktan tacize, cinayetlerden savaşa kadar insanların tüm saldırgan davranışlarını mercek altına alıyor. Saldırganlığın bireysel ve grup içindeki davranışlara etkilerini araştırarak bunların iş, okul ve aile hayatındaki yansımalarını sorguluyor. İnsanlık içindeki agresifliğe nasıl direnebilir, yoksa doğanın bu kaçınılmaz gerçeğine karşı tamamen savunmasız mıdır? Bu kitap insan doğasını anlamak için cevaplanması zor olan büyük sorulara yanıt ararken okuru kendisiyle yüzleşeceği uzun bir yolculuğa çıkarıyor.
₺33,75 KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil
“Ünlü kuvvetler ayrılığı kuramının Montesquieu’nün düşünüşünde oynadığı rolü artık anlama noktasındayız. Bu sadece çeşitli kamu işlevlerinin farklı kişiler tarafından yerine getirilmesi ilkesinin belirli bir şeklidir. Montesquieu’nün yetki dağılımına bu kadar önem yüklemesinin sebebi çeşitli güçler arasındaki anlaşmazlığı ortadan kaldırmak değil, daha ziyade aralarında hiçbirinin diğerinin önüne geçemeyeceği bir rekabet ortamı geliştirmek ve onları önemsizleştirmektir”. 
“Montesquieu, kesin bir ilke belirlemese de sezgisel olarak, sağlıklı ve aynı zamanda akla uygun olmadığı sürece bir şeyin nadiren evrensel olabileceğini kabul eder... Sosyal türleri tarihi bakımdan tanımlayıp açıklamaya çalışmasının sebebi budur. Bir şeyin, gerçekliği gözlemleyerek kavradığı şekli gibi, özüyle arasında tutarsızlık olduğunu keşfetmeden onları düzeltmeye kalkışmaz. Montesquieu’nün doğa kanunları anlayışı tüm sosyal varoluşa uzanmasa da büyük bir kısmına uygulanabilir. Eseri sanatla bilim arasındaki, muğlaklık ve belirsizliğin neden olduğu eski karmaşayı sürdürüyorsa da bu kusur, sadece zaman zaman göze çarpar”. 
Sosyolojinin kurucularından Durkheim, siyaset ve hukuk kuramcısı olarak “kuvvetler ayrılığı” ilkesiyle tanıdığımız Montesquieu’yü sosyolojinin habercisi olarak görmektedir. Elinizdeki kitapçık ilk olarak 1893’te Latince bir tez olarak hazırlanmış ve yayımlanmıştır. Durkheim, Montesquieu’nün sosyal olgular ile diğer bilimlerin incelediği olgular arasında ayrım yaptığını fark etmiştir. Montesquieu bu olgulara etki eden faktörler konusunda sıkça yanılgıya düşmüş olsa da henüz on sekizinci yüzyılda belki de sezgisel olarak ulaştığı bu sonuç, sosyal bilimler açısından kuvvetler ayrılığı tezi kadar müstesna kabul edilmelidir.
₺8,00 KDV Dahil
₺10,00 KDV Dahil
Hayatınızın her alanında tüm potansiyelinizi fark etmek için pozitif psikoloji ilkelerini kullanın.
Neden bazı insanlar diğerlerine göre daha başarılı ve mutlu olurlar? Bunun anahtarı düşünme yollarında saklıdır. Pozitif psikoloji bilimini keşfedin. Bu bilimin ilke ve teorilerini kendiniz ve çevreniz için daha iyi bir yaşam sağlamak amacıyla nasıl uygulayabileceğinizi öğrenin. Bu pratik rehber, güçlü yanlarınızı fark etmek, düşünce yapınızı geliştirmek, zor duygularla etkili bir şekilde başa çıkmanızı sağlamak ve sonuç olarak sizi daha başarılı, mutlu ve sağlıklı bir hayata ulaştırmak için gerekli tüm beceri ve stratejileri öğretir.

• Pozitif psikolojinin temel kavramları ile ilgilenmeye başlayın! Bilimin köklerini ve ortaya çıkan araştırma alanlarını keşfedin, pozitif olmanın ne demek olduğunu ve bunu başarmak için düşünme biçiminizi nasıl değiştirebileceğinizi anlayın.
• Her zaman olumlu tarafından bakın! Pozitif psikolojinin sizin için ne yapabileceğini, günlük yaşamınıza değer katmak için basit stratejileri nasıl uygulayabileceğinizi ve daha yüksek mutluluk, sağlık ve doyuma nasıl erişebileceğinizi keşfedin.
• Pozitif psikolojinin gücünü çalışma, dinlenme ve eğlenme zamanlarınıza uyarlayın! Nasıl mutlu ve uzun süreli ilişkiler kurabileceğinizi keşfedin, pozitif ebeveynlik için basit stratejileri kullanın ve kariyerinizden, meslektaşlarınızdan veya çalışanlarınızdan en iyi şekilde faydalanın.
• Pozitif psikolojiyi yaşamınıza uyarlayın! Kendi kişisel mutluluk programınızı oluşturun ve hem kendiniz hem de çevrenizdekiler için daha iyi bir gelecek yaratmak adına uzun vadeli pozitif değişiklikler yapın.

Kitabı açın ve
• Pozitif psikoloji alanındaki en yeni araştırmaları,
• Zor zamanlar ve güçlü duygularla etkili bir şekilde baş edebilme stratejilerini,
• “An”ı yaşamaya yönelik uzman tavsiyeleri,
• Bir amaçla yaşamak ve dünyaya izinizi bırakmakla ilgili rehberliği,
• Pozitif iletişim kurarak mutlu ilişkiler oluşturmaya dair ipuçlarını,
• Sizi gerçekten neyin mutlu ettiğini keşfetme yollarını,
• Güçlü yanlarınızı kullanmanın özgün yollarını,
• Olumluluk yaratmak için kullanılabilecek en etkili aktiviteleri öğrenin.
₺22,40 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

Hepimiz komplo teorisyeniyiz. Sadece, bazılarımız bunu diğerlerinden daha iyi saklıyor!

Dünyanın şekil değiştirebilen uzaylı bir sürüngen ırkı tarafından yönetildiği konusunda ne düşünüyorsunuz?

Peki ya İlluminati, Siyon Protokolleri, 11 Eylül?..

Kimileri bunlara inanan insanların tuhaf fikirlere yatkın, paranoyanın kıyısında, uçuk tipler olduğunu düşünüyor. Doktorasını komplo teorileri üzerine yapan Rob Brotherton ise durumun pek de öyle olmadığı kanısında.

Sonuçta, iyi bir komplo teorisine kim hayır diyebilir ki?

“Gayet sade ve eğlenceli bir dille yazılmış, akademik araştırmalara dayalı bu kitap komplo teorilerinin neden bu denli yaygın olduğuna, neden düşüncelerimizi sürekli olarak gözden geçirmemiz gerektiğine dair çarpıcı bir eser.”

  Library Journal - 

₺30,40 KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil

Bu kitap, buz üstünde güvende kalabilmek için sürekli büyük bir hızla oradan oraya koşturmak zorunda kalan insanlara yazılmış bir kitap. Akıcılaşan, katı ve durağan hiçbir şeyin kalmadığı bir yaşam içinde kalıcı anlamlar arayan insanların başucunda tutacağı bir eser. Dünya üzerinde her insanın yakıcılığını hissettiği savaşlar, kitlesel göçler, çevresel tahribatlar gibi küresel sorunlar karşısında kendisini aciz hissedenlerin, bu yaşamı kavramasına yardımcı olacak öneriler ve yorumlarla dolu. En önemlisi de dünyayı insanlık için daha yaşanılabilir bir yere dönüştürme olasılığını yeniden masaya yatıran bir girişim...

Bauman bu eserde bizleri gezegenin sorunlarına yerel çözümler getirerek zaman kaybetmek yerine, küresel bir sorumluluk almaya çağırıyor. İnsanların küresel ölçekte yarattıkları etkileşim ağıyla bu sorunların aşılabileceğini söylüyor. Kamusal alanın tartışmaların, yüzleşmelerin ve uzlaşmaların sürdürüldüğü bir diyalog zeminine dönüşmesi gerektiğini söyleyen Bauman, ulus-devletlerin tahakkümüyle kurulacak bir kamusallığın küresel sorunlara çözüm getiremeyeceğini belirtiyor. Ona göre yaşadığımız akışkan toplum kalıcı barışı ve huzuru ancak herkesin birbiri için sorumluluk aldığı, birbiriyle ilgilendiği ve birbirlerinin sorunlarına politik çözümler sunduğu bir zeminde tesis edebilir. Bunun ilk adımıysa artık fırtınalardan korunabileceğimiz ve sadece bize has bir sığınağın olmadığını fark etmekten geçiyor. İşte Bauman bu eserle okurlarına her an sezdikleri, şüphe duydukları ve iliklerinde hissettikleri bir çaresizliği anlamlandırıp ona karşı önlemler almanın araçlarını sunuyor...

 

₺14,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

“Jung zaman zaman Blake’in, Nietzsche’nin ya da Kierkegaard’ın eriştiği yere ulaşabiliyor… Her gerçek peygamberin ve sanatçının yapacağı gibi, insanın hayal gücünün sınırlarını muazzam ölçülerde genişletiyor… Kişinin, Jungcu duyguları paylaşabilmesi, özgür bir zihnin neredeyse elzem becerisidir.”

–Philip Toynbee, Observer-

Jung insanın en önemli görevinin, fethedilecek dış dünyadan ziyade kendi doğasını incelemek için içine yönelmesi olduğunu söyler. Psikoloji literatürüne “kompleks,” “kolektif bilinçdışı,” “dışadönük,” “arketip,” “bireyleşme” gibi birçok terim katmıştır ve insanların hayatta bir anlam aramaya mecbur olduklarını varoluşçulardan önce dile getirmiştir.

Elinizdeki kitap Jung’un, fikirlerinin özünü kendi kelimeleriyle anlattığı muazzam külliyatından seçilmiş kilit parçaları okuyucuyla buluşturuyor. Anthony Storr’un notları, Jung’un fikirlerinin orijinalliğini, zaman içindeki gelişimini ve hâlâ devam eden geçerliliğini gözler önüne seriyor. Jung’un engin düşün dünyasına dair bir şeyler öğrenmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir kitap.

₺31,20 KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil

Sunuş

-Yücel Bulut-

Önsöz

-Melike Akbıyık-

Bilimler, Bilim Pratikleri Ve Eleştirel Teori

-Ahmet Çiğdem-

Zıt Seçeneklerden Bütünleşik Zorunluluğa: Toplumbilimde Kuram-Saha İlişkisi

-Ali Ergur-

Sosyolojik Araştırmanın İmkânı Ve Sınırlılıkları

-Nadir Suğur-

Türkiye'de Siyasal Düşünce Tarihçiliği Ve 'Kendine Ait Bir Tarih'

-Fatmagül Berktay-

₺14,40 KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

Talat Parman’ın hazırladığı Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Psikanaliz Defterleri 1:  “Çocuk ve Ergenle Çalışmak” kitabı, çocuk ve ergen psikanalizi alanında yayın ve etkinliklerden oluşacak bir çalışmanın ilk ürünü. 

“Psikanaliz Defterleri – Çocuk ve Ergen Çalışmaları” dizisinin bu ilk kitabında çocuk ve ergenlerle psikanalitik çalışmanın çerçevesi kuramsal ve klinik yönleriyle ele alınıyor. Dizinin amacı çocuk ve ergen ruhsallığı alanında çalışan psikiyatr, psikolog ve psikolojik danışmanlar kadar çocuk ve ergenlerle çalışan eğitimciler, dahası çocuk ve ergen sağlığı alanının sorumlusu hekimler, hemşireler ve sosyal hizmet uzmanlarına psikanalizin katkısını sunmak..

Psikanalizin ayrılmaz bir parçası olan çocuk ve ergen psikanalizi alanında özgün yazılara ve çevirilere yer veren kitaba, Yapı Kredi Yayınları’nın Cogito Dizisi’nde yer alacak bir kitap dizisi de eşlik edecek. Bu çalışmanın bir diğer amacı da aynı alanda yapıtların yayımlanacağı Cogito Dizisi ile birlikte Türkiye’de bir çocuk ve ergen psikanalizi kitaplığının oluşturulması.

₺14,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Öncesi hiçlikti. Sonra, varlık peyda oldu. Canlandı bir zaman; günü geldi ayaklandı, insan oldu. Söylenmeye başladı. Kendini ve dünyasını anlamak için öyküler uydurdu, anlatmaya koyuldu. Masallar anlattı, mitler yarattı, destanlar söyledi. Şüphesiz inandı. Tutkulu ideolojilere kapıldı. Yazı yazdı, sayı saydı, kuram kurdu. Baktı, düşündü, felsefe yaptı. Varlığın ardındaki mutlak hiçliği, sözün gerisindeki derin sessizliği fark ettiği vakit ise her şeyden kuşkuya düştü.

Prof. Dr. M. Bilgin Saydam’ın özgün bir yorumlamayla, bireysel ve kolektif öykülerin çatı disiplini olarak tanımladığı “psikomitoloji” işte bu kuşkuyu rehber edinir. Masalların, mitlerin, destanların, halk öykülerinin, türlü inanç ve felsefi görüşlerin, ideolojilerin ve bilimsel kuramların, varlık ve eylem bilgisinden yoksun insanoğlu tarafından, bu epistemolojik yoksunluğu ikame etmek üzere -çoğu kez farkında olunmaksızın- kurgulanan öyküler olduğunu varsayar. Bu kurgusal öyküleri psikodinamik/psikokültürel perspektiften yorumlamak suretiyle, insan bilincinin ve ruhsallığının içyüzünü açığa çıkarmaya, yapısını, işleyişini ve gelişimini anlamaya çalışır.

2015 yılından beri İstanbul Psikomitoloji Çalışma Grubu (İPM) etkinliği kapsamında İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda Prof. Dr. M. Bilgin Saydam’la birlikte düzenlediğimiz ve elinizde tuttuğunuz bu ilk kitapla beraber metinleşmiş ilk seçkisini sunduğumuz “HER ŞEY HİKÂYE!” başlıklı seminer dizisinde mitolojiden dine, sanattan felsefeye, ideolojiden bilime dek insanın tüm kültürel hayat bilgisini kapsayan disiplinleri kendine has “öykü”leriyle ağırlamaktayız. Aralarındaki ontolojik ve epistemolojik farkları göz ardı etmeksizin, her bir “öykü”nün insan ruhuna dair bilgimizi artıracağına ve derinleştireceğine inanıyoruz. Bu sebeple öyküleri seviyor, ama vazettikleri hakikate de kuşkuyla yaklaşıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, insanın el yordamıyla yaşadığı bu dünyada, doğruluğundan emin olabileceği mutlak bir hakikat yok; ne biliyorsa kendine ve hayata dair, her şey hikâye!

₺20,80 KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil
Bilgi Sosyolojisi, bilginin toplumu etkilemesi anlamından ziyade bilginin toplumdan etkilenmesi anlamında bir bilgi sosyolojisi. “Georg Lukacs’ın ‘Roman Kuramı’ Kitabına Eleştiri Yazısı”, “Weltanschauungun Yorumlanması Üzerine”, “Tarihselcilik”, “Bilgi Sosyolojisi Sorunu”, “Kültürel Bir Fenomen Olarak Rekabet”, “Ekonomik Hırsın Özü ve Anlamı”, “Kuşaklar Problemi” başlıklı yedi makaleden oluşan bu kitapta, salt bir epistemoloji eleştirisiyle yetinmeyen Mannheim’ın ana iddiası şudur; düşünce, hatta kuramsal ya da sistematik düşünce, çeşitli dönemlerde gelişen entelektüel akımlar, çeşitli dünya görüşleri “boşlukta salınmazlar” veya “havada bir yerlerde” kendi kendilerine gelişmezler. Bunları geliştiren bir insandır; her şeyden önce bir toplulukta ve toplumda doğan, büyüyen, gelişen ve çalışan insan.
₺33,60 KDV Dahil
₺42,00 KDV Dahil
“Politik liderin ‘açık narsisist’ rolünü, memnuniyetsiz, incinmiş halkın da “ekhoist” [narsistin aşığı ve tamamlayıcısı] rolünü üstlenmesi… lideri yetersizlik duygularından kurtarır ve kendi ihtişamını tam anlamıyla yaşamasına imkân verir. O güçlü adam olduğu için, halk kendi sorumluluğunu ona aktarır, böylece kendi kararlarını vermek ve çaba harcamak zorunda kalmaz. İki tarafın da avantajı vardır. ‘Narsisist’ büyür, ‘ekhoist’ de onun arkasına saklanabilir ve onun başarılarından faydalanabilir.”
“Parlıyorum, cezbediyorum, etkiliyorum, korkutuyorum – o halde varım.” Narsisizm konusunda uzmanlaşmış psikiyatrist-yazar Bärbel Wardetzki’ye göre zamanımızın ruhunu özetleyen düstur, budur. Egoyu parlatmak uğruna her şeyin mübah görüldüğü, narsisistik özellikli bir dünyada yaşıyoruz. Aslında, “dozunda” narsisizm, her bireye lâzım, yazara göre. Ancak özdeğer duygusu abartılı bir hal aldığında, “zararlı, sağlıksız” bir narsisizmin alanına giriliyor. Günümüzde medya ve internetin de tahrik ettiği bu sorunlu narsisizm, hayatın her alanında kendini gösterdiği gibi, politikaya da damgasını vuruyor. Kitabın odaklandığı mesele de, burası: politik narsisizm ve “güçlü lider” karizması etrafında gelişen popülizm. Faşizan bir popülizmin ve yabancı düşmanlığının dünyanın birçok yerinde güçlenmesinin, narsisizm “modasıyla” nasıl bağları var? “Güçlü adama” duyulan özlem, ne gibi narsistik özlem ve yaraları anlatıyor? Narsisistleri bu kadar çekici kılan nedir?
₺18,40 KDV Dahil
₺23,00 KDV Dahil

Divan kullanımının kökenleri hakkında karanlıkta kaldığımız için psikanalistleri suçlayamayız. Terapi divanı onların uzmanlık alanlarının temel ve tartışmaya kapalı olarak kabul edilmiş simgesel bir demirbaşı olmasına rağmen, kaynağının hikâyesi fazlasıyla karışık. Analitik tekniğin kısa ve basit bir şekilde anlatılan geçmişine meydan okuyor ve zaten hâlihazırda bir savaş hâlinde olan tedavi yönteminin pratisyenlerini, birçoğunun savunmacı ve şüpheci hissettiği karanlık bir öykünün içine çekiyor. Ne de olsa divanın psikanalizdeki kullanımı, üzerinde çalışılmamış bir konu. Duruş, seans sıklığı ya da psikanalitik tedavinin süresi hakkında tatmin edici bir deneysel araştırma yok. Birçok çeşitli sebep nedeniyle -gizlilik, metodolojik problemler, finansman eksiği gibi- psikanaliz üzerine klinik bir araştırma yapmak son derece zor. Bu alandaki birçok insan şu an bu açığı kapatmak için çalışıyor olsa da söz konusu tekniğe dair mühim sorular olduğunda analistler genelde kılavuz olarak klinik geleneklere veya kendi tecrübelerine güveniyorlar.

Deneysel araştırma bulgularının yokluğunda, birçok analist kendi teknikleri için klinikle ilgili eski zaman bilgilerinden ve tedavi edici eylem teorilerinden destek alıyor. Divanın simgesel konumu göz önünde bulundurulduğunda, kullanımı ilginç bir şekilde eksik kuramlaştırılmış. Neredeyse hiçbir konuda bir teori oluşturmadıkları için analistlerin sık sık azarlanıyor oldukları düşünüldüğünde, bu çok daha şaşırtıcı bir hâl alıyor.

Freud meşhur cümlesinde tüm gün onlara bakmaya dayanamadığı için hastalarını divana yatırdığını söylüyor. Bu pek de bir teori sayılmaz.

Nathan Cravis psikanalizin en önemli temsilcisi olan terapi divanının kökenlerini ve oluşum sürecini anlatıyor. Kullandığı nükteli dil ve tasvir edici görsellere bayılacaksınız.

 

“Sert, nükteli, fazlasıyla zeki, tümüyle merak uyandıran, sıklıkla şaşırtan ve harika bir şekilde resimlendirilmiş bu kitap; şimdiye dek okumak, hayallere dalmak, kucaklaşmak ya da serbest çağrışım yapmak için bazen gösterişi, bazense sadeliğiyle dikkat çeken ‘divan’ dediğimiz o mobilyaya uzanmış her insan için yazılmış ve tasarlanmış. Bravo Nathan Kravis!”

-Siri Hustvedt-

 

“Bu içinize işleyen, yaratıcı, nükteli kitapta Nathan Kravis felsefe, tarih, Freud’un kendi yazıları ve dekoratif sanatta evrim geçiren mobilya çizgisinde, ‘terapi divanı’nın öneminin izini sürüyor. Sonucundaysa ortaya daimî gerçeklerin nasıl moda ve rastlantıyla kesiştiği üzerine içinize işleyen bir anlatı ortaya çıkıyor. Burada bizzat divanın psikanalizi hem esprili hem de içgörüyle yazılmış.”

-Far from the Tree’nin yazarı Andrew Solomon-

 

“Psikanaliz, sanat tarihi, mobilya tarihi ve tıp tarihinin bu orijinal birleşiminde Nathan Kravis, analitik divanın kökenleri üzerine beklenmedik ve tümüyle taze bir bakış açısına ulaşıyor. Güzel ve kışkırtıcı birçok resimle dolu bu kitap hem bilge hem de keyifli olmayı başarabilen metinlerle tamamlanmış.

-Dr. Otto F. Kernberg, Weill Cornell Tıp Fakültesi Psikiyatri Profesörü; New York Presbiteryen Hastanesi Kişilik Bozukluğu Enstitüsü Müdürü; Columbia Psikanaliz Merkezi Eğitim ve Danışmanlık Analisti-

₺33,60 KDV Dahil
₺42,00 KDV Dahil
Toplum içinde nasıl davranılır? Oldukça sıradan olan bu soru etrafında Goffman, yüz-yüze karşılaşma ve durumlardaki etkileşim düzeninin esasını ve detaylarını ilk kez okurla paylaşıyor. Etkileşim içerisindeki bireyler, eş zamanlı olarak, birbirlerinin hem yargıcı hem de seyircisi olarak karşımıza çıkıyor. Burada düzen, öncelikle göz ve beden erişimi üzerinden, bireylerin birbirlerine yönelttikleri karşılıklı bakış, ilgi ve gözetim olarak kendini ifade ediyor. Düzenin “normalleri” kadar “delileri”, “damgalıları” veyahut da “madunları” da Goffman’ın merceğine takılıyor. “Yerini bilememe” hali olarak “delilik” ve erişime kapalılık olarak “engellilik” etkileşim düzeninin disipline etmeye çalıştığı kategorileri oluşturuyorlar. Madunların payına ise bir nevi “görünmezlik” ve “yok sayılma” düşüyor. “Uygar kayıtsızlık”, yüz-yüze karşılaşma anlarında etkileşimsel ilgiyi bir anda keserek karşıdakinin bizatihi mevcudiyetini ortadan kaldırıyor. Belki de tam da bu noktada Goffman sosyolojisi, iktidar ilişkilerinin bir mikro-sosyolojisi için tüm potansiyelini ortaya koyuyor; durumlara sızmış tahakküm bu sefer etkileşim düzeninin uzlaşılarının yerini alıyor, daha doğrusu, bu uzlaşılar üzerinden yeniden üretiliyor. Böylece, etkileşimlerin “silik” yüzleri her şeyden önce tahakküm altındaki yüzler olarak çıkıyor karşımıza: Deliler, Engelliler, Kadınlar, Siyahlar… 
₺28,80 KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil

“Şu an sevişmiyorum, sizinle konuşuyorum. Gelin görün ki sevişirken yaşadığım tatminin aynısını yaşıyor olabilirim.” Yüceltimin bastırmasız dürtü tatmini olduğu iddiasını açıklarken bu örneği verir Lacan. Yüceltim genellikle ikame bir tatmin olarak düşünülür: “Sevişmek” yerine konuşuyorumdur, yazıyor veya resim yapıyorumdur mesela. Bu sayede, “eksik” olan tatminin yerine başka tür bir tatmin elde ederim. Oysa Lacancı psikanaliz daha paradoksal bir tespitte bulunur: Faaliyet farklıdır ama tatmin bire bir aynıdır. Başka bir deyişle, burada esas nokta konuşmaktan elde edilen tatminin cinsel kökenine istinaden açıklanması değil, bizatihi cinsel olmasıdır. Bizi cinselliğin doğası ve statüsünün ne olduğu sorusunu kökünden ele almaya zorlayan da budur. Marx’ın meşhur cümlesini hatırlayalım: “Maymun anatomisinin anahtarı insan anatomisindedir” (ve bunun tersi geçerli değildir belki de). Benzer şekilde, konuşmaktan elde edilen tatminin cinsel tatminin yahut cinselliğin ve bünyevi çelişkilerinin bir anahtarını içerdiği (ve bunun tersinin geçerli olmadığı) hususunda diretmemiz gerekiyor. Bu kitabın doğrultusunu belirleyen basit ama aynı zamanda en zor soru buradan doğmaktadır: Cinsellik nedir?

-Alenka Zupancic-

₺19,50 KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil
Psikoloji biliminin insan kişiliği alanındaki serüvenini, kuramlar ve araştırmalar ışığında ele alan, benzersiz bir kaynak kitap. Psikanalitik modelden bilişsel teoriye kadar, kişilik konusunda ön plana çıkmış yaklaşımların her biri; kuram, uygulamalar ve değerlendirmeler ana başlıkları altında ele alınıyor ve konuyla ilgili en yeni araştırma sonuçları aktarılıyor. Karen Horney, Harry Stack Sullivan, Carl R. Rogers gibi kuramcıların öz yaşam öykülerinden kesitler ve sıradan insanların yaşamlarından örnekler veren bölümler bulunuyor. Okuyucu, bir yandan eski ve yeni çalışmalar arasında bağlantı kurarken, diğer yandan da kuramları araştırma sonuçları ışığında değerlendirebiliyor. Ayrıca, metin içinde yedirilmiş testler sayesinde, kendi kişiliğinizi keşfetme imkanı da sunuyor.
₺63,75 KDV Dahil
₺85,00 KDV Dahil

Şahsi hatıralarımız kendimize mi aittir? Küçük bir çocukken büyükbabamızla birlikte tanık olduğumuz bir toplumsal olay, lisedeki ilk günümüz, bir Paris seyahatinde görüp yaşadıklarımız… Peki ya tarih ile sosyal bakımdan hatırladıklarımız aynı şey midir? Tarih bir sosyal grubun hatırlama şekli midir? Belleğin ve hatırlamanın zaman ile mekân ile hatta müzik ile bir ilişkisi var mıdır?

Maurice Halbwachs’ın arkasında bıraktığı el yazmalarından yola çıkarak hazırlanan bu metin bize uzun vadede yayımlamayı tasarladığı önemli eserinden parçalar sunuyor. Bu parçalar, bellek ve toplum arasındaki ilişkilerin Halbwachs’ın düşüncesinin merkezi ve nihai aşaması haline geldiğini gösteriyor.

Halbwachs’ın çalışmasını ilginç kılan nokta, klasik pozitivist varsayımın aksine, yorumsamacılık ile determinizmi bir araya getiriyor olmasıdır. Halbwachs’ın bellek analizinin altında bir zaman tanımı da gizlidir. Zaman artık, her türlü olayın içinde gerçekleştiği homojen ve yeknesak bir ortam değildir. Zamana indirgenemez deneyimin alanlarını sorguladıkları için varoluşsal düşünceye bağlı olmayan öğeler arasındaki eşgüdümün basit bir ilkesidir.

 

Bir dostu, Halbwachs’ın en yüksek erdeminin belki de düşünsel gözü peklik olduğunu söylüyor. Bu gözü pekliğin Halbwachs’ın yaşamındaki karşılığı, iltifatlara aldırmamak ve sosyal hayatın zorlukları karşısında kayıtsız kalmaktır. İnsan kavramını nesnelerden ayrı bir varlık olarak tanımlamaya bu denli çaba gösteren düşünürlerden birinin, toplum ve bireyin birlikte inkâr ve yok edildiği toplama kampı cehennemine maruz kalarak yaşamını yitirmiş olması bir anlamda hayli simgeseldir.

₺21,00 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
Psikoloji, insanın zihin faaliyetlerinin kuruluşunu, işlemesini ve buna iştirak eden kişinin, hislenmelerini ve bunlara bağlı olarak hafıza, akıl yürütme, öğrenme, heyecan, eylem ve hatta zihni bozukluklarını inceleyen bir bilim dalıdır. Bu çerçevede, o, bir nefs ve ruh ilmidir. Kişinin kendisini tanımasına yardım eder.
Bu kitapta, söylenen hususlarla alakalı olarak Psikoloji’de kullanılan kavramları, tanımları, kişilik tahlillerini, kişilik gelişmesiyle ilgili nosyonları ve günlük dilde sık sık kullanılan bazı mefhumların hangi anlamlara geldiğini bulacaksınız.
Kavramlarla, Psikoloji ilmini anlama kolaylaşırken kişi, hangi düzen içinde bulunduğunu kavrayacaktır. Kitap Psikoloji bölümünü okuyanlar için de bir başvuru eseri olacaktır.
₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Sorunlu Okul Çocuğu, bireysel psikoloji ekolünün kurucusu ve psikoloji biliminin en önemli isimlerinden biri olan Alfred Adler’in çocuklarının tutum ve davranışlarından mustarip ebeveynlerin yoğun talepleri doğrultusunda başlattığı danışma oturumlarını özetlemektedir.

Okul yıllarında yaşanan başarısızlık, okula gitmek istememe, anlamada zorluk, uyumsuzluk, geçimsizlik gibi sorunların yanı sıra altını ıslatma, şımarıklık, yalancılık gibi çocukluk döneminden yetişkinliğe dek yaşanan daha temel sorunları teker teker ele alan, vaka örnekleriyle zenginleştirilmiş bu çalışma, insanlığın her dönemindeki ortak sorunlara değinmesi bakımından bugün de güncel ve önemlidir.

Cılız bir bünyeyle doğan kimi çocuklar dünyaya bir çilehane gözüyle bakarlar ve çocuklarda pek takdir ettiğimiz o gelişim kıvancını gösteremezler. Aşırı ağırlık altında ezilen, kendi vücutlarını bir yük gibi omuzlarında hisseden ve yaşama eza verici bir nesne gözüyle bakan böylesi çocukların, başkalarından çok kendileriyle ilgilenmelerinin bizim için anlaşılmayacak yanı yoktur. Kimi bencil özellikler, toplumsallık duygusunun gelişimine sekte vurur. Bazı çocuklar da vardır, şımarık büyütülmüşlerdir, hayata gözlerini açtıkları andan başlayarak yalnız bir tek kişiye ilgi duyar ve onun tarafından desteklenmek isterler. 4 ya da 5 yaşında yaşam üslupları bir kez oluştu mu, artık bu üslupta köklü bir değişikliğe gidemezler; tüm yaşantıları bu yaşam üslubuyla özümler, bu yaşam üslubunun gözleriyle dünyaya bakarlar. Başkaları tarafından desteklenmeyi öngören bir hayat görüşleri vardır; hemencecik başarıya ulaşmak ister, bu konuda çaba harcamaları gerektiği zaman yenilgiye uğrarlar.

₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Psikanalizin insan aklını, özellikle bilinçli olmayan kısmını anlama su¨reci olduğunu söylerken sağlam bir temele dayanıyoruz. Bu da şiiri anlamak gibi bir sanattır. Bu¨tu¨n sanatlar gibi kendi kuralları ve standartları vardır.

Bu sanatı uygulamanın temel kuralı, dinleyenin tam konsantrasyonudur.

Dinleyenin aklında önemli hiçbir şey olmamalı, hırstan olduğu kadar endişeden de en uygun biçimde kurtulmuş olmalıdır.

Dinleyen, kelimelerle ifade etmeye yetecek kadar somut olup özgu¨rce çalışan bir hayal gu¨cu¨ne sahip olmalıdır.

Başka bir insanla, diğerinin hissettiklerini kendisinin duyguları gibi hissedecek kadar gu¨çlu¨ bir empati kurma kapasitesine sahip olmalıdır.

Böyle bir empati şartı, sevgi kapasitesi için en idealidir. Başkasını anlamak demek onu sevmek –erotik anlamda değil, ona ulaşma ve kendini kaybetme korkusunu yenme anlamında- demektir.

Anlamak ve sevmek birbirinden ayrılamaz. Eğer ayrılarsa bu beyinsel bir su¨reçtir ve gerçek anlayışa açılan kapı, kapalı kalır.

₺13,13 KDV Dahil
₺17,50 KDV Dahil

“Britanya’da üst sınıfların büyüyen işçi sınıfı nefretini ele alan hararetli ve detaylı bir inceleme.”

-Eric Hobsbawm -

“Harika ve hiddetli bir tartışma.”

-Guardian -

Apaçiler, beleşçiler, çulsuzlar, hippiler, çapulcular, ayaktakımı... Yoksulluğun, işsizliğin ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin bu günah keçilerinin aslında kimler olduğunu ve ne için toplumun önüne atıldığını sorgulayan bir çalışma! Büyük Birader de gözetleniyor!

Modern Britanya’da işçi sınıfı, korku duyulan ve alay konusu edilen bir kitle haline gelmeye başladı. Komedi dizilerinden yarışmalara ve hatta magazin programlarına kadar medya elitleri tarafından sorumsuz, potansiyel suçlu ve kara cahil olarak şeytanlaştırıldı. Siyasetçiler ise, sayıları gün geçtikçe artan bu kitleyi marjinaller, magandalar, alkolikler, apaçiler ve beleşçi sülükler olarak nitelendirerek toplumun önüne sürüyor.

Düşük gelirli ve yaşam koşulları daha da ağırlaşmış geleneksel işçi sınıfından ne zaman ve nasıl bu denli nefret edilir hale gelindi? Toplumun üst sınıflarının korkusunun ve bu korkunun yarattığı öfkenin kaynağı nedir? Bir zamanlar “muhterem” bir kitle olarak anılan işçi sınıfı, nasıl oldu da şimdilerde “ayaktakımı” olarak dışlanmaya başlandı?

Jones’a göre hükümetler, iktisadi problemleri gündemden düşürmek ve gelir dağılımında artan eşitsizliğin sorumluluğunu üzerlerinden atmak için bu yöntemi kasten bir perde olarak kullanıyor. Jones, işçilerin şeytanlaştırılmasının toplumsal nedenlerini ortaya koyarken yeni bir perspektif geliştiriyor.

“Heyecan verici bir toplumsal habercilik ve derin bir içgörü kitabı olan Apaçiler’de, kurgu olmayan George Orwellvari bir tat var.”

-Doug Johnstone -

“Derin ve düşündürücü… Jones’un sesinin duyulmasını yürekten umut ediyorum.”

-Claire Black-


“Tutkulu, sempatik ve zarif bir çalışma.”

-Dwight Garner, New York Times-


“Siyasal tutuculuğu tekrar tartışmaya açmak ve sınıf kavramını politik bir değişken olarak yeniden gündeme getirmek isteyen cesur bir giri­şim... Bu eser; sınıf, kültür ve kimlikle ilgili karmaşık soruları incelikli bir biçimde harmanlayarak savaş sonrası Britanya tarihini büyük bir ustalıkla ele almasını biliyor. Jones, politik sınıf meselesini doğru bir biçimde aydınlatıyor.”

- Jon Cruddas, Independent -


“Tam zamanında çıkmış bir kitap. Beyaz işçi sınıfı, toplumda hâlâ dudak bükülecek, küçümsenecek, dalga geçilecek ve hatta nefret edilecek bir grup olarak görülüyor… Jones, bir zamanlar ‘muhterem’ bir kitle olarak anılan işçi sınıfının, siyasetin etkisi ile şimdilerde nasıl ‘ayaktakımı’ olarak görülür hale geldiğini bir hatip edasıyla açıklamayı deniyor.”

-Times-


“Enfes ama öfkeli.”

-Polly Toynbee, Guardian-

“İsyanlar ve küresel İşgal Et Hareketi ışığında düşünülünce, Jones’un kutuplaşmış bir toplumu berrak bir şekilde analiz ettiği bu kitap, esra­rengiz bir öngörü gibi.”

-Matthew Higgs, Artforum-


“Tüm iyi polemiklerde olduğu gibi kalemi, öfkesinin ışığını yansıtıyor.”

-Economist-


“İkna edici bir tartışma yürüten Apaçiler, iyi habercilikle ve faydalı bil­giyle dolu… Jones, sınıfla ilgili yeniden canlanan tartışmaya önemli bir katkıda bulunuyor.”

-Lynsey Hanley, Guardian-

“Britanya’nın artık iyiden iyiye sınıfsız bir toplum olduğu fikrine karşı geliştirilen keskin, iyi muhakeme edilmiş ve bilgilendirici bir karşı ar­güman.”

-Sean O’Hagan, Observer-


“Yeni türeyen sınıf düşmanlığımızı ve bu düşmanlığın arkasında yatanı etkileyici bir şekilde ortaya çıkarıyor.”

-John Carey-


“Owen Jones bu önemli kitabında Britanya’da işçi sınıfına dönük kalıp­laşmış yargıları ve duyulan nefreti açıkça, hepimizi ürpertecek biçimde belgelendiriyor… İşçi sınıfının lekelenmesi, toplumsal adaletin ve ilerici değişimin önünde ciddi bir engeldir.”
Kate Pickett ve Richard Wilkinson

“Bir apaçi görseniz tanırsınız belki ama onun kim olduğunu asla bilemezsiniz. Zira bu kelime, günlük kullanımın oldukça dışında bir anlama sahiptir... Owen Jones, Apaçiler adlı çalışmasında bu kelimeyi tekrar sahneye, spotların önüne çıkarıyor.”

- Carole Cadwalladr, Observer -


“Harika bir kitap.”

-Suzanne Moore, Guardian-


“Britanya’da görece yeni ama oldukça yaygın olan, işçi sınıfını aşağılayan bir kategorileştirmeye dönük düşündürücü bir inceleme… Öğretici olduğu kadar rahatsız da edici.”

-Publishers Weekly-


“Bay Jones’un İngiliz sınıf sistemini berrak bir şekilde incelediği ki­tabı, şu acımasız soruyu yüzümüze çarpıyor: ‘İşçi sınıfına duyulan nefret toplumsal açıdan nasıl bu kadar kabul edilebilir bir hâl aldı?’ Jones’un bu soruya verdiği makul cevaplar, kıvrak bir zekânın, sol siyasetin ve öfkenin ortak ürünü.”

-Dwight Garner, New York Times-

₺30,72 KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil

Ekonomik ve teknolojik ilerlemenin yan ürünlerinden biri de ihtiyaç fazlası, gereksiz, ıskartaya çıkarılmış, faydası olmadığı gibi sırtımıza yük olan insanlar. Sanayi Devrimi’nde yeni üretim yöntemlerinin bulunması bir yandan da geleneksel mesleklerin gerilemesine, atıkların çoğalmasına, sürekli büyüyen bir “atık insan” ve “insan atığı” sorununa yol açtı. Geçmişte “gelişmiş ülkeler”, “atık insan”larını ihraç edebildikleri uzak, ıssız topraklar bulabildiler. Günümüzde, küreselleşme ve teknolojideki hızlı ilerlemeyle birlikte atık insan ve insan atığı üretimi yeryüzünün bütün köşelerine yayılmış durumda. “Yerel” sorunlara “küresel” çözümler bulmak giderek imkânsızlaşırken, atık insanların göç yolları tersine dönüyor, kendi ülkelerinin atıkları olan sığınmacılar ve göçmenler, siyasetçilerin mahir elleriyle “güvenlik endişeleri”ne kılıf yapılıyor.

Iskarta Hayatlar bu dönüşümün günümüzün siyasetine ve kültürüne etkisini ele alan, “atık” kavramının düzen kuruculuğundaki, hayatımızdaki ve ilişkilerimizdeki yerini sorgulayan zihin açıcı bir anlatı.

₺13,30 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil

Ya Ben Yoksam? Benliğin Labirentinde Bir Gezinti şizofreni, otizm, Alzheimer, epilepsi, Cotard sendromu gibi çeşitli hastalıklara ilişkin en yeni sinirbilim araştırmalarının ışığında insanın benlik algısını araştı¬ran müthiş bir çalışma.

Anil Ananthaswamy bu rahatsızlıklar konusundaki kapsamlı araştır¬malarını ve hastalarla yaptığı görüşmeleri birleştirerek benlik konu¬sundaki düşünüşümüzü kökten değiştirecek yeni bir bakış açısı sunu¬yor. Bir hasta fazlalık olduğunu düşündüğü bacağını kesip atarken, bir başkası evrenle bütünleştiğini hissediyor. Hastalıkları nedeniyle geç¬mişteki kimliklerinden çok şey yitirmiş olan bu kişiler, benliğin geride kalanlarla da varlığını sürdürdüğünü kâh şaşırtıcı kâh üzücü deneyim¬lerle ortaya koyuyorlar.

Bugün benlik hakkında öğrendiklerimiz sayesinde, zihin ve beden ara¬sında ayrım yapılamayacağını biliyoruz. Peki, o halde benlik tam olarak nerede yer alır; beyinde mi, zihinde mi, bedende mi? Ya Ben Yoksam? Benliğin Labirentinde Bir Gezinti sinirbilimin benlik algımıza ilişkin bulgularını renkli bir anlatımla sunuyor.

Anil Ananthaswamy New Scientist dergisinin danışman kadrosun¬da yer alıyor. California Üniversitesi Santa Cruz’daki bilim yazarlığı programında misafir editörlük yapıyor ve Hindistan, Bangalor’daki Ulusal Biyoloji Bilimleri Merkezi’nde bilim gazeteciliği dersi veriyor. İngiltere Fizik Enstitüsü’nün Fizik Gazeteciliği Ödülü’nü ve Britanya Bi¬lim Yazarları Birliği’nin En İyi Araştırmacı Gazeteci ödülünü kazanan Ananthaswamy’nin ilk kitabı The Edge of Physics 2010’da Physics World tarafından yılın kitabı seçildi. Ananthaswamy Hindistan, Bangalor’da ve California, Berkeley’de yaşıyor.

₺16,80 KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

Yaygın Kaygı Bozukluğu Çalışma Kitabı

Belirsizlik, Endişe ve Korku ile Baş Etmek için Kapsamlı bir BDT Kılavuzu

Eğer yaygın kaygı bozukluğunuz (YKB) varsa; sağlık, finans, ilişkiler ya da randevulara geç kalmak gibi küçük sorunlarla ilgili olarak aşırı ve kontrol edilemez endişe yaşayabilirsiniz. Bu kronik durumun hayatınız için ne kadar rahatsızlık verici olduğunu, konsantrasyon sorunları, yorgunluk, uyku bozuklukları ve kas gerginliği gibi pek çok değişik belirti ortaya çıkartabileceğini zaten biliyorsunuz.

İki ünlü kaygı uzmanı tarafından yazılmış ve Bilişsel Davranışçı Terapi’ye (BDT) dayanan bu çalışma kitabı aşırı endişe ve kaygının üstesinden gelmek için etkinliği kanıtlanmış yöntemler sunuyor.

Yaşamın belirsizliklerinin kaygınızı nasıl ateşlediğini keşfedecek ve bu belirsizliklerle çarpışmak için gereken becerileri geliştireceksiniz.

₺26,25 KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
İnsanın var oluşuyla başlayan yok oluşa direnme serüveninin en önemli delillerinden biridir mumyalama. İnsanoğlu bir türlü ölümü kabul edemez iken, kuru çöl kumlarının arasında, kuru havası olan yüksek dağlarda hala çürümeyen bedenlerle karşılaşmış ve bu manzara karşısında umuda kapılmıştır. Şartlar uygun hale getirildiği takdirde insan vücudunun ölümsüzlüğü yakalayacağı fikrini geliştirmiştir. Bu arzu ile işe koyulan mumyacılar, edinilen tecrübelerle birlikte her geçen gün kullanılan malzemeleri ve teknikleri geliştirerek bize bu güne kadar taşınan kıymetli bir miras bırakmışlar ve insanoğlunun ölümle mücadelesini göstermişlerdir.
₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

HAKAN YILMAZ

Hetero-Doğa(l)/Norm(al) Anlayışa Queer Ekoeleştirel Bir Bakış

FATMA AYKANAT

Antroposenik Amnezya:

Antroposen Çağı’nda İnsan Kaynaklı Çevresel Dönüşümler ve Değişen Doğa İmgesinin Kültürel Hafızamızda Bıraktığı Boşluklar

GÜLŞAH GÖÇMEN

Kentsel Ekoeleştiri: Doğa’dan Kentdoğa’ya Ekolojik Bir Yolculuk

KERİM CAN YAZGÜNOĞLU

İnsan Çağında Çevresel Estetik: Güzelin ve Çirkinin Ötesinde “Doğasonrası” Ekolojiler

NİLSEN GÖKÇEN

Hawthorne’un Zehirli Bahçesi, Bilim ve Ölüm

ZÜMRE GİZEM YILMAZ

Filozofların Dilinden Elementlerin Kadim Hikâyesi: Ekofobik Algı ve Element Ekoeleştirisi

NÜKHET BARLAS

Doğa Yıkımı Yüzünden Çıkmaza Giren Uygarlığımız için Umut Var mı?

EROL MALÇOK

Geçmişten Günümüze Ekolojik Kriz ve Çözüm Önerileri

MOHAMMAD BİDHENDİ

REZİDA NİGOMATULLİNA

MOHSEN SHİRAVAND

Çevresel Krizlerin Doğuşunda Francis Bacon’ın Rolü ve Bakış Açısı

MOLLY WALLECE

“Tuhaf Bir Ekoloji”: Doğasını Bozduğumuz Bir Doğanın Doğası

NECATİ ERBİL ERTÜRK

Bir Antroposen Eleştirisi İnsan Merkezlilikten “Teknik” Farkındalığa

ÇAĞRI ERYILMAZ

Antroposen Kavramının Toplumsal İnşası: Nesnel Bilim, Popüler Kültür ve Çevreci Politika

ASLI TOSUNER

Neoliberalizme Karşı Ekolojik Anlatıyı Kurgulamak

SEZGİN TOSKA

Ekokurgu Işığında Amerikan İstisnacılığının Paradoksu: Doğa

ASLI DALDAL

1995 Sonrası Türkiye Bağımsız Sineması’nda Yeni “Siyasallaşma” Biçimleri: Masumiyet,

Doğa, Kimlik

₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Motivasyon Rehberi

Erteleme, Bağımlılık ve Tembellik Psikolojisi

Motivasyon nedir? Neden bazı şeyleri yaparken kendimizi tutulmuş gibi hissediyoruz ve bazılarını ise bırakamayacağımızı düşünüyoruz?

Birçok insan yanlış olarak kendilerinin sadece tembel olduklarını veya iradeli olmadıklarını düşünmektedir. Ancak eksik oldukları nokta kendi zihinlerini, motivasyonlarını ve işleyiş biçimlerini doğru bir şekilde anlamamalarıdır.

Bu kitapta aşağıdakileri öğreneceksiniz:

  • En derin psikolojik seviyedeki motivasyonun doğası nedir?
  • Bağımlılık ve erteleme neden aynı madalyonun iki yüzüdür?
  • Fiziksel ve psikolojik bağımlılık arasında neden temel bir fark yoktur?
  • İrade gücü neden nadiren bir çözümdür?
  • Duygular neden ve nasıl motive olur?
₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Yayınevimiz, bu kitapta, Ramtha’nın en son yayınlanan ve birbirinin devamı olan çok değerli iki kitabını bir arada sunmaktadır.

 

Geleceğin Zihin Gladyatörleri adlı birinci kitapta, kendi zaman-çizgimizi ve kaderimizi bilinçli ve amaçlı olarak yaratmak için yapmamız gereken yolculuk tasvir edilmekte; sınırlılıklarla dolu, ölüme mahkûm insanlığımızı yenmek için ne yapabileceğimiz anlatılmaktadır. Ramtha, odaklanmanın bu görevi başarmanın anahtarı olduğunu açıklamakta ve bize odaklanmayı uygulayabileceğimiz çeşitli pra-tik yollar sunmaktadır. Bu kitabın son kısmında ise zaman nehri kavramı, geleceğe özgü bir frekans-taki bir zihin, beynimizi ölümsüz bir başkalaşım hayaliyle nasıl yeniden programlayabileceğimiz ve realite dalgasını bir üstadın görüş noktasından nasıl yaratabileceğimiz ele alınmaktadır.

 

“Bu bilgi, yedinci düzeyde bulunan ve istediği şeyi yaratabilen bir üstadın, çok-boyutlu bir varlığın sırlarını içermektedir.”

Beyin adlı ikinci kitapta ise Ramtha’nın, beyni aktive etme ve onun en büyük potansiyelini ger-çekleştirme konusunda verdiği en etkileyici öğretiler sunulmaktadır. Kitabın birinci kısmında, beynin ve sinir sisteminin realiteyi yaratmaya dâhil olan değişik bölümleri tarif edilmektedir. Ramtha, bu yaratımın her zaman meydana geldiğini göstermekte ve bizim amaçlı düşünce ve gözlem sanatını nasıl geliştirebileceğimizi tarif etmektedir. Kitabın ikinci kısmında, her insanın içinde bulunan tanrısallığın gücüyle ilgili birçok kadim gizem açıklanmaktadır. Ramtha, tanrısal zekâya ve yaratma gücüne açılan gizli kapının insan beyninin gerçek bir parçası ve doğal işlevi olduğunu anlatmaktadır. Kitabın üçüncü kısmı, bizi daha muhteşem bir hayat yaratan daha büyük bir zihne erişmeye davet etmektedir. Bu, ef-sanevi üstatların hayatlarında keşfetmiş oldukları bilgidir.

 

“Beyin sizin için en gerekli unsurdur, çünkü beyin bir hayali barındırmadan, onu bir parça bilinçle oluşturmadan, siz tekâmül edemezsiniz. Siz yüce bir düşünceyi daha çok düşündükçe, beyniniz bir model, bir fikir oluşturur ve onu ön loba yerleştirir. Bu değerli yere ulaşan şey yasa haline gelip gerçekleşir.”

₺24,00 KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil

Ünlü psikiyatr ve düşünür M. Scott Peck, çok sevilen eseri Az Seçilen Yol’u yazdıktan on yıl sonra, onun devamı olarak bu çok değerli ve aydınlatıcı eseri yayınladı. Tıpkı ilk kitap gibi, Az Seçilen Yolun Ötesi de yıllardır en çok satan kitaplar listesindeki haklı yerini korumaktadır.



Bu eserde, Büyümek, Kendini Bilmek ve Kişisel Bir Tanrı’yı Aramak ana başlıkları altında şu bölümler yer almaktadır:
• Bilinç ve Acı Sorunu
• Suçlama ve Bağışlama
• Ölüm ve Anlam Meselesi
• Gizemden Zevk Almak
• Öz-beğeniye Karşı Öz-sevgi
• Mitoloji ve İnsan Doğası
• Ruhsallık ve İnsan Doğası
• Bağımlılık: Kutsal Hastalık
• Dinin Ruhsal Tekâmüldeki Rolü
• Madde ve Ruh
• Yeni Çağ: Bütünleştirici mi, Bölücü mü?
• Cinsellik ve Ruhsallık
• Psikiyatrinin Zor Durumu



Ayrıca, yazarın insanın gelişimi ve ruhsal tekâmül aşamaları, psikolojik savunma mekaniz-maları, zihinsel hastalıklar, fobiler, yapıcı ve yıkıcı ıstırap ve daha pek çok konuda verdiği derin bilgiler kendimizi ve başkalarını tanımamıza çok yardımcı olacaktır.


Bu kitap bugün karşı karşıya olduğumuz, hepimize meydan okuyan meselelerle ilgili derin içgörüler sunmakta, çok-boyutlu düşünmeyi öğretmekte ve bizi bütünlüğümüze kavuşturacak yolu göstermektedir.
“Başımıza gelen her şey ruhsal tekâmülümüz için tasarlanmıştır. Biz kaybedemeyiz, biz kazanmaya mahkûmuz.”

₺22,50 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
Türkiye ile o yıllardaki adıyla Federal Almanya Cumhuriyeti arasında imzalanan işgücü alımı antlaşmasından bu yana ellidört yıl geçti. O günden bugüne onbinlerce Türkiyeli, kadınıyla erkeğiyle yaşamlarını diyar ellerde sürdürdü. Ancak yarım yüzyılı aştıktan sonra bu vatandaşlarımız; bilim dünyamızda yıllardır “Bitmeyen Göç” konusundaki çalışmalarıyla öne çıkmış saygın bir isim olan Prof. Dr. Nermin Abadan-Unat’ın tanımıyla “konuk işçilikten ulus-ötesi yurttaşlığa” geçti. Bu alanda yerli ve yabancı bilim insanları, gazeteciler, yazarlar tarafından yapılmış onlarca araştırma ve kitabın yanısıra edebiyat, tiyatro, sinema gibi alanlarda verilen ürünler, bu büyük hikayenin tüm veçhelerini, değişen siyasi ve toplumsal boyutlarıyla yansıttı; yeni çalışmalarla yansıtmaya da devam ediyor. 
İşte Napoli L’Orientale Üniversitesi öğretim üyesi Lea Nocera, işgücü alımının başladığı yıllarda yayınlanmış bir gazete haberinden yola çıkarak, bu büyük serüvenin çok fazla bilinmeyen bir yanını ele aldığı kitabında, o yıllarda ilk kez çalışmaya giden kadın işçilerin “manikürlü elleri” etrafında şekillenen göçmen işçi dünyasını cinsiyet perspektifi açısından irdeliyor. Nocera’ya göre antlaşmanın ilk yıllarında, Alman fabrikalarında “elektrik bobini sarmak” için ülkesinden ayrılan kadın işçiler; büyük şehirlerden gelen ve iyi bir eğitim düzeyine sahip kişiler olup, o yıllarda Batı Almanya’da işçi olmayı kaçırılmayacak bir fırsat olarak görüyordu. 
Yazarın özellikle sözlü kaynakların kullanımına, Türk basını ile Alman kurumsal kaynaklara dayalı ayrıntılı bir araştırmayı temel alan bu kitabı, en başlarda gelen göçmen kadınların hikayelerini inceleyerek Türk kadınlarını zayıf, uysal ve çok geri kalmış bir ülkenin simgesi olarak gören basmakalıp düşüncenin Almanya ve Avrupa’da nasıl biçimlendiğini anlatmaya çalışıyor. Lea Nocera’nın toplumsal cinsiyet perspektifiyle ele aldığı bu çalışmasının sonuçları tahlil edildiğinde, çoğu zaman sadece erkekleri ilgilendirdiği düşünülen İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki kitlesel göçlerin bilinmeyen yönleri ile birlikte Avrupalı kimliğinin oluşumuyla, AB ile Türkiye arasındaki karmaşık ilişkinin daha kapsamlı bir tarihi için yeni olgular da ortaya çıkıyor. Lea Nocera’nın bu kitabı sadece Avrupa’da değil, dünyanın diğer anakaralarında da iletişim devrimi ve teknolojik gelişmeyle birlikte bitmeyecek olan göç süreci için çok zengin bir kaynaktır ve uyandırıcı yeni fikirler içermektedir. Kitap, bu yanıyla göçle ilgili çalışmalar yapmaya niyetlenen herkes için vazgeçilmez bir bilgi hazinesidir. Prof. Dr. Nermin Abadan UnatDr.
₺27,00 KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil

Sosyal bilimlerde ve özellikle sosyoloji alanında bilgi üretim süreçlerinin küresel ölçekteki hegemonik yapısı, son on yıldır gittikçe genişleyen bir eleştiri yelpazesiyle karşılaşmaktadır. Küresel Güney’de
sosyal bilimlerin hızla yükselişiyle dünya sosyoloji çevrelerinde ilgiyle takip edilmeye başlanan Güney Sosyolojisi yaklaşımları, ‘Güney’den öğrenme’ süreçlerinin önünü açan bu yelpazenin en güncel parçalarındandır.

Ercüment Çelik bu çalışmada Güney Sosyolojisi yaklaşımlarını Türkiye sosyoloji camiasına tanıtmayı amaçlamakta ve bu yaklaşımlardaki temel tezleri Türkiye’de sosyoloji disiplininin gelişim dönemlerine
uygulayarak, Güney Sosyolojisi ve Türkiye Sosyolojisi arasında nasıl bir ilişki kurulabileceğini soruşturmaktadır. Türkiye’de sosyoloji disiplininin tarihsel ve güncel gelişiminin yeni ve özgün bir okumasını sunmayı hedef leyen bu
çalışma, aynı zamanda Türkiye’de sosyoloji eğitiminde Kuzey’de üretilen kuramlara bağımlılığı ve Güney’de üretilen bilgi ve kuramlara hiç denecek kadar az yer verildiğini ampirik araştırma bulgularıyla ortaya koymaktadır.
Ana hatlarıyla Güney Sosyolojisi bakış açısının Türkiye Sosyolojisi ve sosyal biliminin gelişimine ciddi bir katkı sunacağını öneren

Ercüment Çelik, bu düşüncesini Türkiye’de bu konu üzerine yazılan bu ilk kitap aracılığıyla tartışmaya
açmaktadır.

₺12,75 KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil

Uluslararası ilişkiler disiplini ve tarihsel sosyoloji ilişkisinin tartışılmaya başlanması çok eski değildir. Tarihsel sosyolojinin en az iki yüz yıllık bir geçmişi olsa da uluslararası ilişkiler disiplininin tartışmaların arasına girişi 1990'lı yılların başına rastlar. Tarihsel sosyoloji tartışmaları, 2000'li yıllarda büyük bir hızla gelişmiş ve günümüzdeki uluslararası ilişkiler tartışmalarının ana eksenini oluşturmaya başlamıştır.

Peki tarihsel sosyoloji uluslararası ilişkiler açısından neden önemlidir? Tarihsel sosyolojinin önemi pozitivist bir gelenek içinde gelişmiş uluslararası ilişkiler disiplinine tarihsel ve toplumsal bir boyut kazandırmasıdır. Uluslararası sistem ontolojik bir veri değildir. Tarihseldir, belli koşullarda ortaya çıkmıştır ve değişebilir. Ancak, neorealizmin uluslararası sistemin değişemeyeceği, dinamiklerinin aynı olduğu, bugünkü uluslararası sistem ile 1648'deki Vestfalya sistemi arasında ontolojik bir farklılık bulunmadığı yönündeki görüşleri disiplinin temel varsayımları haline gelmiştir. İşte tarihsel sosyoloji yaklaşımları bu tarih dışı varsayımları eleştirerek uluslararası sistemi ve jeopolitik dinamikleri tarihsel ve toplumsal koşulların bir ürünü olarak değerlendiren yaklaşımları içermektedir.

Weberci ve Marksist tarihsel sosyolojiye odaklanan bu kitap, uluslararası ilişkiler ve tarihsel sosyoloji arasındaki ilişkiyi inceleyen önemli düşünürlerin görüşlerini bir araya getirmek amacıyla yazılmıştır. Günümüzde tarihsel sosyoloji çalışmalarının uluslararası ilişkiler disiplininde gün geçtikçe daha fazla önem kazanması, kitabın güncelliğini ve önemini artırmaktadır.

₺24,00 KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil

Bilgi burjuvazisi ile sanayi burjuvazisinin çıkar çelişkisi, aynı bedenin kullanım biçimiyle ilişkili ve uzlaşmazdır. Sanayi burjuvazisinin, bedenini tüketecek kadar ezdiği, "bir lokma, bir hırka" sefalete mahkûm ettiği proleterinin, kâr getiren mevcut çalışma ve yaşam biçimi; bilgi/akıl ürünlerinin kullanılması imkânını ortadan kaldıran ve bilgi burjuvazisinin gelişmesine set çeken maddi koşullar bütünü demektir. Yükselen güç bilgi burjuvazisi, sanayi burjuvazisinden, çalıştırdığı işçilere, bilgi ve teknoloji ürünleri satın alabilmesi için biraz daha fazla ücret, bu ürünlerin kullanımına ayırabileceği biraz daha zaman ve sağlıklı olabilmeleri için de biraz daha masraf, dolayısıyla kârının, kazancının bir bölümünü istemektedir.

Bu, sanayi burjuvazisinden, kapitalizmi istemekle aynı şeydir; bu, sanayi burjuvazisinden, iktidarı istemekle aynı şeydir ve bu, sanayi burjuvazisinden, canını istemekle aynı şeydir.

... Öldürecek kadar çalıştırmayın; yoksul kalabilirler ama telefonları ve bilgisayarları olsun, daha önemlisi sağlıklı olsunlar ve biraz da zamanları kalsın, bilgisayar ve telefonlarına ilgi gösterecek kadar...

₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Çocuk ve Ergenler için Şema Terapi

Şema Terapi, son yıllarda yetişkin hastaların tedavisinde kendini olağanüstü başarılı şekilde kanıtladı ve şimdi çocuklar ve ergenlerle çalışma zeminine taşınıyor…

Şema Terapi, gelişim psikolojisini ilgilendiren temelleri de işin içine katıyor ve çocukluk ile hayatın geri kalan akışındaki temel ihtiyaçlar modeline dayanıyor. Çocuklar ve ergenlerin de ele alınması, aynı zamanda buna eşlik eden ebeveyn çalışması için çok uygun. Bunu yaparken değişik yaş dönemlerinde, farklı ele alma şekilleri ve terapi ağırlık merkezleri seçilmek zorunda. Pek çok örnek doğrudan uygulanabilir teknik ile stratejilerin yanı sıra terapist ve hastalar için geniş kapsamlı materyaller sunuluyor.

₺30,00 KDV Dahil
₺40,00 KDV Dahil
Uzun yolculuklarda içinden geçilen, tepelere kurulmuş, upuzun, 
ipince, garip bir kenttir İzmit. Yolların, yolculukların kentidir. Bütün 
yolların Roma’ya çıktığı vakitler, Roma İmparatorluğu’nun doğudaki 
başkenti ve en önemli kentlerinden biri değil miydi zaten? İzmit bir 
geçiş coğrafyasının üzerinde kuruludur. İzmit gurbetin şehridir... 
İzmit’te İzmitliler bile gurbette gibi yaşar... Yolların üzerinde bir 
kapıdır İzmit... İstanbul’a açılan kapıdır, İstanbul’dan Anadolu’ya 
açılan kapıdır... En çok da geçim kapısıdır... 
Tuncay Bilecen 
Sanayi kenti veya sanayi yorgunu kent Göç ve göçmen kenti veya 
gurbet kenti İstanbul’un uzantısına dönüşmüş bir kent Deniz 
kıyısında ama denize sanki sırtını dönmüş Hem köklü, tarihî bir kent 
hem de sanki yeni yerleşim havasında Bir türlü bakarsanız yeşil, bir 
türlü bakarsanız gri 
Roma’ya uzanan tarihiyle, kültür-sanat (özellikle tiyatro) sahnesiyle, 
toplumsal hayatıyla, yerel basınıyla, tabii pişmaniyesiyle, üniversite 
ortamıyla, SEKA’nın unutulmayan mirasıyla, emek hareketiyle, 
depremin acı hatırasıyla, kent kimliği etrafındaki arayış ve 
tartışmalarla, bir de Değirmendere’siyle Bir İzmit şehrengizi. 
Yeşil-siyahın, Kocaelispor’un başarı, çöküş ve diriliş hikâyesi de eksik 
değil - kulüp başkanı Bahri Yavuz’la kapsamlı bir söyleşiyle beraber. 
Yayına hazırlayan Tuncay Bilecen’in ve İsmet Çiğit, Efnan Dervişoğlu, 
Esin Hamdi Dinçer, Nilay Etiler, Ayşegül Kanbak, Burcu Kümbül Güler, 
Işıl Kasapoğlu, Mustafa Küpçü, Tülün Liman, Kuvvet Lordoğlu, Hagop 
Minasyan, Ruhan Odabaş, Atilla Oral, Pınar Özkan, Arzu Özsoy Özmen, 
Murat Özveri, Doğa Başar Sarıipek, Feyza Turgay, F. Yavuz Ulugün, 
Kadir Yüksel’in yazıları, Muhammet Şengöz’ün çizgileriyle.
₺34,00 KDV Dahil
₺42,50 KDV Dahil
Her zamankinden daha iyi uyuyacağınız bir gece geçirmeye hazır mısınız? 


Hayatınızın neredeyse üçte birini uyuyarak geçiriyorsunuz. Gece Okulu uyuyan beyinle ilgili gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Nasıl mışıl mışıl uyuyabileceğinizi ve “ölü” zaman olarak nitelendirilen uyku vaktini gündelik yaşamınızı iyileştirmek için nasıl kullanabileceğinizi anlatıyor. 

Bilim insanlarının gözetiminde yürütülen araştırmalara, kitlesel deneylere ve rüyalarla ilgili raporların yer aldığı dünyanın en büyük arşivine dayanan Gece Okulu’nun size öğreteceklerinden bazıları:  

• Uyurken öğrenme ve sorunlarınızı çözme 
• Kâbusların size nasıl faydalı olabileceğini ve rüyalarınızın gerçekte ne anlama geldiğini öğrenme 
• Altı dakikalık şekerlemenin yaratıcılık gücünden faydalanma  
• Jet lag, gece korkusu ve horlamadan kurtulma 
• “Süper uykucular”ın sırlarını keşfetme ve hayatınızda her zamankinden daha iyi bir uyku çekme 

Araştırmalar biraz bile uykusuz kalmanın sağlığınızı, ömrünüzün uzunluğunu ve mutluluğunuzu olumsuz etkilediğini gösteriyor. Profesör Richard Wiseman’ın etkileyici ve eğlenceli yeni kitabı, uyku bilimini tanıtıyor ve günün üçte birinden azami ölçüde fayda sağlamanıza yardımcı oluyor. Gece Okulu’na hoş geldiniz! 


“Bilim insanlarının geniş kitleler üzerinde yürüttüğü araştırmalardan yararlanan Richard Wiseman uyku bilimini keşfe çıkıyor ve bize mışıl mışıl uyumanın sırlarını anlatıyor.” 
The Independent 

“Uyku gibi ciddi bir konuyu esprili bir dille ele alan Gece Okulu hepimiz için hayati önem taşıyan uykumuzun kalitesini artırmamızı sağlayacak etkili yöntemler sunuyor.” 
Scotsman 

“Günümüzde her üç kişiden biri uykusuzluk sorunuyla mücadele ediyor. Peki, bu konuda ne yapabilirsiniz? Profesör Richard Wiseman’ın anlattığı on iki etkili yöntemi uygulayarak mis gibi uyuyabilirsiniz!” 
The Guardian 

“Richard Wiseman günümüzde görüp görebileceğimiz en ilginç, en yenilikçi ve en deneysel psikolog.” 
Scientific American
₺30,72 KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil

Cesaret daima bağırmaz, o her şeyi göz önünde tutarak

“Yarın yine deneyeceğim” diye fısıldayan dingin bir sestir.

“DEHB ile başarılı olmak için sizce en değerli öneri veya strateji nedir?”

Bu sorunun peşine takılan dünyanın dört bir yanından DEHB uzman ve profesyoneli DEHB hakkında yepyeni işe yarar öneriler, stratejiler ve kaynakları anlatıyor. Tıpkı SENİN gibi DEHB olan insanların DEHB ile nasıl başarılı bir yaşam sürdürdüğünü anlatan kişisel ve ilham verici hikâyeler bu sayfaların arasında...

“DEHB hayatımıza on dört yıl önce girdi. Bize kişisel farklılıklar karşısında sabırlı, cesur, kararlı, sebatlı, saygılı olmayı ve daha pek çok şeyi öğretti. DEHB’e rağmen oğlum asla vazgeçmedi ve biz de oğlumuzdan umudumuzu hiç kesmedik. Oğlumla o kadar çok gurur duyuyorum ki! Tavsiyem? Asla vazgeçme!”

Laurie Dupar

Laurie Dupar sertifikalı üst düzey DEHB koçu ve psikiyatri hemşiresi, konuşmacı ve yazar. DEB (Dikkat Eksikliği Bozukluğu)/DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) tanılarını almış kişilerle çalışmak üzere uzmanlaşmıştır. Laurie, dikkat eksikliği ve hiperaktiviteden mustarip beyinlerin nasıl çalıştığını anlamak, zorluklarını en aza indirmek ve işlerini hale yola sokmalarına yardım etmek istiyor. Bireysel ve grup koçluğu yaparak, naklen konuşarak ve yazarak hastalarına ve yakınlarına, DEHB’in zorluklarını azaltacak yeni ve etkili stratejiler öneriyor ve daha başarılı olmanın yollarını anlatıyor. DEHB Farkındalık Kitapları Projesi’nin editörü olmasının yanı sıra aynı zamanda BEYİN SÖRFÜ VE DEHB’İN 31 HARİKA DİĞER ÖZELLİĞİ ve GİRİŞİMCİ BEYNİN SIRLARINI AÇ kitaplarının yazarıdır.

₺14,25 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
“Bu kitap yaşamınızı değiştirecek.” 
Cass R. Sunstein, Dürtme’nin ortak yazarı 

“YILIN EN İYİ KİTABI” 
Forbes • Times • TheHuffington Post • Bloomberg 


Bir girişimci, insanları sonu meçhul bir biyoteknoloji projesine milyarlar akıtmaya ikna edebilirken, bir doktor hastasını hayati bir aşıyı yaptırmaya ikna edemiyor. Bir siyasetçi zerre gerçekliği olmayan tezlerle kitleleri peşinden sürüklerken, aksini –hem de bilimsel dayanaklarıyla– sunan rakibi kimseye sözünü dinletemiyor. Neden? 
Gündelik işlerimizden biri de başkalarını ikna etmek: Çocuğumuza öğretiyor, müşterilerimizi yönlendiriyor, hastalarımıza yol gösteriyor, dostlarımıza akıl veriyor, sosyal medyada takipçilerimizi bilgilendiriyoruz. Peki her gün yaptığımız bu işte ne kadar iyiyiz? Başkalarının fikrinden etkilenmemizde ya da kendi fikirlerimizle onları etkileyebilmemizde belirleyici olan ne? 
Tali Sharot basit bir sorunun peşine takılıyor: Başkalarını dinlerken beynimizde neler oluyor? Önce, nöroloji ve psikoloji sahasındaki son çalışmalardan faydalanarak bu etkileme-etkilenme oyununda Taş Devri’nden beri pek fazla yol alamadığımızı ortaya koyuyor Sharot. Birinin fikir ya da davranışlarını değiştirmeye çalışırken seçtiğimiz yolların çoğu aslında beynin işletim sistemiyle uyumsuz. Sonra güzel haberi veriyor: Daha iyisi mümkün; beynimizin rolünü kavrayarak bu çift taraflı oyunda kartları yeniden dağıtabiliriz. 
Pek çok saygın yayın organı tarafından yılın kitabı seçkilerine dâhil edilen Başkalarının Aklı, yaşamımızın rotasında fazlasıyla belirleyici olan, buna karşılık fazlasıyla donanımsız olduğumuz bir alanda bize sunulmuş muazzam bir kılavuz.
₺20,25 KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil

Konu çocuklar olduğunda, ebeveynlerden daha iyi uzmanlar bulamazsınız. Hiçbir uzmanın çocuğunuzu sizden daha iyi tanıması da mümkün değildir. İşte bu yüzden bu kitap size çocuğunuzu nasıl yetiştirmeniz gerektiğini anlatmayacaktır. Kendini tanı ilkesiyle başlayan ve tüm dünyada fenomen olan bu eser ebeveynlikle ilgili sorularınızı nasıl yanıtlayacağınızı ve bunları çocuklarınız üzerinde nasıl uygulayacağınızı açıklıyor. Böylece çocuklarınızla ilgili sağlıklı ve etkili kararlar verebilmenizi kolaylaştırıyor.

Bu kitapta çocuklarınızın ilk yılları için ‘üç adımlı’ kolay bir yaklaşım bulacaksınız. Kendi ebeveynlik modelinizi nasıl tanımlayacağınızı, çocuğunuzun ne düşündüğünü, bunun ne anlama geldiğini ve bu bilgiyi etkili kararlar almak için nasıl kullanacağınızı öğreneceksiniz.

“Bu kitap ebeveynlik alanına umut verici ve değerli bir katkı sağlıyor. Ebeveynlik için tek bir yaklaşımın uygun olmadığını ve iyi bir ebeveyn olabilmek için en başa kadar gitmek gerektiğini vurguluyor: Kendini Tanımak! Yazarlar, ebeveynlerin erken çocukluk dönemine mizaç ve gelişim anlayışıyla ışık tutup zengin deneyimler sunuyor. Bir sonraki aşamadaysa ebeveynlerin ve çocukların karşı karşıya kaldığı günlük sorunların ve vermeleri gereken kararların üstesinden gelmeleri için okuyucuların kendi özellikleri üzerine düşünmelerini sağlıyor. Ebeveynlerin mizacını, beklentilerini ve deneyimlerini sağlıklı bebekler yetiştirmek için göz önünde bulundurulması gereken önemli kavramlar olarak tanımlayan bu kadar açıklıkla yazılmış başka bir kitap daha okumadım. Ebeveynlerin kütüphanesine eklemesi gereken müthiş bir kaynak.”

(Tanıtım Bülteninden)

₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Fikirleriyle Atatürk’ü Etkileyen Düşünür 

Gustave Le Bon’un Kitlelerin Psikolojisi kitabı, günümüzün en önemli olgularından biri hakkında muhteşem bir inceleme olmasının yanı sıra, bir asır öncesinden gelen bir uyarı niteliğinde. Kolayca manipüle edilebilen, ilkel içgüdüleriyle hareket eden ve saldırganca davranmaya meyilli olan kitleler, modern dünya için tehlike arz ediyor. Kitlenin içinde kaybolmuş bireyler muhakeme yeteneklerini kaybederek, neredeyse barbarca hislere kapılıp sürüklenirler ve bu yıkıcı gücün kontrol edilmesi ülkelerin temelini oluşturur. 

Le Bon ayrıca kitleler için liderin öneminden ve liderlerin sahip olması gereken özelliklerden de bahsediyor. Ona göre kitlelerin ruhunu tanıyan bir lider, onu istediği yöne rahatlıkla sürükleyebilir. Tam da bu yüzden her dönemde politikacıların başucu kitaplarından biridir. Hatta kitlelerin psikolojisini anlamak, halk hareketlerinin yükselişe geçtiği günümüzde, belki de çok daha önemlidir.
₺14,25 KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
Halkların hanesinde yalnızca soğukkanlılıkla icra edilmiş eylemler yazılı olsaydı, du¨nya u¨zerindeki vakayinameler bunların pek azını kayıt altına alırdı. 
Fransız filozof ve sosyolog Gustave Le Bon, şimdi olduğu kadar çağında da çok tartışılmış, eleştirilmiş ve dışlanmış fikirlere sahip bir sosyal bilimci. Özellikle Fransızların gurur kaynağı Fransız Devrimi başta olmak u¨zere her tu¨r devrime karşı oluşu, kimi ırkların u¨stu¨nlu¨ğu¨ne olan inancı, “kolektif bilinç”le ilgili çarpıcı ve kimilerine “aşağılayıcı” gelen fikirleriyle Le Bon, çağının tartışmasız en ses getiren isimlerinden biridir. Kitleler Psikolojisi, Le Bon’un bu¨tu¨n bu göru¨şlerini bir araya getiriyor ve kitlelerin davranışlarının ardındaki psikolojik nedenleri açıklarken yazarının “her şeye muhalif olma” prensibini tu¨m çıplaklığıyla gözler önu¨ne seriyor.
₺11,25 KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

Neoliberal saldırıların dünya çapında artmasıyla birlikte yeni direniş ve kolektif karşı koyma biçimleri de ortaya çıktı. Savaşların ve kemer sıkma politikalarının yarattığı umutsuzluk havasını dağıtan işgal ve müşterekleşme hareketleri ise gün geçtikçe çoğalıyor. Dolayısıyla bu yeni hareketlerle ortaya çıkan yeni mekân politikasının altyapısını oluşturacak tarihsel ve kavramsal dayanaklar üzerine düşünmek de kaçınılmaz hale geldi. Günümüzde katı sınırları olan, ayrıştırıcı ve ötekileştirici, çitlenmiş mekânsal anlayışların yerini eşik mekânlarının, gözenekliliğin ve geçişimliliğin aldığı kentsel müşterekleşmenin barındırdığı potansiyel giderek daha çok önem kazanıyor.  
 
Hem kent üzerine akademik araştırmalara imza atan hem de kentsel müşterekleşme hareketleri içinde aktivist olarak rol alan Stavros Stavrides, mekânı bir meta, çitlenmiş bir yer ya da devletin idaresindeki bir alan olarak değil, başka bir dünyaya ilişkin potansiyeller ve ipuçları barındıran müşterekler olarak ele alıyor. Stavrides, ülkemizde de Gezi isyanıyla yaşanan ve pek çok kişinin hayatında silinmez izler bırakan mekânsal müşterekleşme deneyimlerinin teorik zeminini kurmaya girişiyor ve niteliklerini koruyarak süreklileşecek müşterek mekânların varlık koşullarını sorguluyor.  

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

Bu kitap, çağdaş dilbilim kuramlarını güncel kaynaklar ışığında ayrıntılı bir şekilde tanıtmakta ve analiz etmektedir.

Ülkemizdeki dilbilim araştırmalarına yeni bir soluk katacak nitelikteki bu çalışma hem dilin kendisini hem de ideolojiyi ve söylemi anlamada bir araç olarak dili incelemeye yönelik bakış açılarının bilimsel düzlemde ele alınışının önünü açmak amacıyla; dilin özne ve nesne olarak yer aldığı tüm alanlarda araştırma yapmak isteyen araştırmacılar, kendilerine araştırmacı olma yönünde yol çizen öğrenciler ve dil çalışmalarının bilimsel yönüne ilgi duyan ve kimi düzenekleri dil aracıyla anlamaya, açıklamaya çalışan herkes için yazılmış bir başvuru kaynağıdır.

Ana başlıklar:

• Dilbilimde Biçimci ve İşlevci Düzlem

• İşlevsel Dilbilgisi ve İşlevsel Söylem Dilbilgisi

• Dizgeci İşlevsel Dilbilgisi

• Bilişsel Dilbilgisi

• Üretici Dilbilgisi

(Tanıtım Bülteninden)

₺25,50 KDV Dahil
₺34,00 KDV Dahil

Çağımızın en önemli sosyal bilimcilerinden Zygmunt Bauman, 2017 yılında yazdığı bu son kitabında, yaşamı boyunca ilgilendiği pek çok konuyu bir arada tartışıyor: eşitsizlik, toplumsal değişim, teknik ve teknoloji, iletişim çağı ve sosyal medya, parçalanma, geçmiş ve gelecek, ütopya ve distopya… 

Dünyanın gidişatına dair kritik soruları, çağdaş toplumun koşullarını gerçekçi bir bakış açısıyla kabullenerek soran yazar, on yıllarca süren çalışmalarının getirdiği bilgelikle, kapitalizmin ve akışkan modernliğin bizi çelişkili bir şekilde vadesi dolmuş sanılan geçmişteki toplumsal formlara doğru çekip çekmediğinin cevabını Retrotopya’da arıyor. Sınırları giderek “geçirgen” hale gelen ulus-devletlerin işlevsizleşmesinin doğurduğu politik iktidarsızlığın, değişiminn sarsılmaz temposuyla birleşmesinin yarattığı “sosyal bozulma” ve “yaklaşmakta olan felaket” kaosundan çıkış yolu bulmaya çalışıyor ve geçmişle gelecek arasında sıkışmış olan dünyaya gözlerini kapatmadan önce, yaşadığımız çağın muhasebesini yapıyor. 

Bizi kötümser olmaya zorlayan bu koşullardan çıkış arayanlara bıraktığı entelektüel mirasına umudu katmayı ihmal etmeden...

(Tanıtım Büğlteninden)

₺12,00 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
Kültür denen şey, sabit bir öz mü, yoksa ele geçiremediğimiz, sürekli değişen dinamik bir canlılık mı? 
Kuruluşunda Batı-dışı insan topluluklarına odaklanan antropoloji disiplini, son otuz-kırk yılda kendi tarihiyle hesaplaşabilen, başlangıç varsayımlarını yıkabilen ve günümüzün karmaşık sorunlarıyla farklı biçimlerde ilişki kurabilen bir araştırma alanı olduğunu kanıtladı. 
Kültür Denen Şey, antropolojinin bu zenginliğinin ve derinleşmesinin bir yansıması. Hem dünyada hem Türkiye’de yapılan araştırmalar ışığında antropolojinin araştırma gündemlerinin bir haritasını veriyor elimize. Bu harita sayesinde devlet, bürokrasi, tarım, köylülük, ekonomi, kent, çalışma, cinsiyet, din, etnisite, spor, dil, medya, hukuk, göç, cinsellik, çevre ve duygulanım gibi çok geniş bir alanda insana ve kültüre bakışımızın yakın zamanlarda nasıl büyük bir değişime uğradığını görebiliyoruz. 
Son yıllarda hem Türkiye üzerine çalışan sosyal bilimciler arasında hem okurlar arasında antropolojinin tartışmalarına, yöntem ve bulgularına artan bir ilgi var. Kitapta yer alan makaleler, kendi konularında bir düşünce tarihi sunarken, bu panoramanın önünde şekillenebilecek yeni sorulara ve tartışmalara ilham vermeyi amaçlıyorlar.
₺31,50 KDV Dahil
₺42,00 KDV Dahil
“Allah aşkı dediğimiz yüce, aşkın,kutsal aşka, metafizik sevgiye ulaşmak, gönülleri fethetmek,gönüllerde taht kurabilmektir. Bilakis günübirlik çıkarların,basit menfaatlerin arkasında dolaşan, beşerî münasebetlerdeihtirasları, kıskançlıkları, karalamaları, kötülemeleri merkezealan ve bu tür hoyrat yaftalamaları kendisine “ana referans”olarak benimseyen bazı insanlarımızın sevgiyi, dostluğu,arkadaşlığı ve hoşgörüyü içselleştirmesi pek de mümküngözükmemekte...
₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
Bu eserin amacı; modern dil biliminin konularını, yöntemlerini ve ulaştığı sonuçları herkesin, yani uzman ve amatör okurların anlayabileceği bir şekilde anlatmaktır. Ayrıca dil denen olgunun ortaya koyduğu problemlerin de göz önüne serilmeye çalışıldığı kitapta şu bölümler yer alır: “İsimlerin Doğruluğu”, “Bir Sohbet”, “Yapı”, “Dil ve Ruh”, “Dil Topluluğu”, “Dilde Değişme” ve “Dil Karşılaştırması”. Çalışmanın sonuna ise “Faydalanılacak Eserler Kılavuzu” eklenmiştir.
₺9,00 KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil

Türkiye dünyanın en hızlı yaşlanan ülkelerinden birisidir. Yapılan son tahminlere göre, Fransa’nın 115 yılda ya da İsviçre’nin 85 yılda geçirdiği yaşlanma sürecini Türkiye 15-20 yıl içinde tamamlayacaktır. Karşı karşıya kaldığımız soru, Türkiye nüfusunun ne kadar genç olduğu sorusu değildir. Türkiye nasıl yaşlanmaktadır? Yüzyılın sonunda Türkiye’nin nüfus yapısı nasıl değişecektir? Değişen nüfus yapısı sosyal, ekonomik ve çevresel kalkınmayı nasıl etkileyecektir? Yaşlanma Türkiye için demografik bir hediye mi yoksa bir sorun mu olacaktır? Bu sorulara verilecek bulguyla donatılmış yanıtlar, Türkiye toplumunun gelecek yüzyıl içindeki siyasi ve ekonomik kaderini belirleyecektir.

Bu kitap, sizlerin yaşlanma ve yaşlılığa bakışınızı  değiştirecek, birbirinden farklı  yaşlanma deneyimlerine dair tartışmaları içeren 6 yazı  sunmaktadır. Bu çalışmalar, yaşlanmanın ve yaşlılığın ne denli çeşitli, renkli, değişken ve dinamik olduğunu gözler önüne sermektedir. Yaşlanma eşsiz bir serüven olabileceği gibi, bir eziyete de dönüşebilir. Yaşlıların güçlü̈ yanları olabileceği gibi, sorunlarla baş başa kaldıkları dönemler de yaşanabilir.

Bu kitapta, sadece hızla yaşlanan Türkiye’nin mevcut konumundaki çeşitliliği izlemeyeceksiniz. Aynı zamanda kendi yaşlanma sürecinize ilişkin gelecekte sizleri nelerin beklediğini de öğreneceksiniz.

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Bu eser insanların toplu halde bu dünyada nasıl yaşadıklarını ve nasıl yaşamak istediklerini belirlemesi için gereken düşünsel araçları yenileme girişiminin sonucu. Bauman akıcı bir dille bu araçların, özellikle de sosyoloji disiplininin geçmişten bugüne katettiği yolculuğu bize rahat bir dille ve derin bir entelektüel birikimle sunuyor. Her şeyin akış halinde olduğu modern çağda, bireylerin ve toplulukların önündeki tercihleri, sorunları, tehlikeleri ve belirsizlikleri tek tek masaya yatırıyor.

Bauman sosyolojinin yaşadığımız çağda tekrar büyük bir önem kazanacağını söylüyor bize. Yaşadığımız dünya insanların yarattığı ve yeniden yaratabileceği bir dünya. Dahası aynı dünya yaşanan onca çevresel, politik, toplumsal ve ekonomik felaket karşısında, insanların varlıklarını sürdürebilmek için farklılıklarıyla uzlaşmasının her zamankinden daha acil hale geldiği bir yer artık.

İşte Bauman okurlarına sosyolojinin insanları bu felaketlerden kaçınıp, yaşadıkları dünyayı nasıl daha iyi bir yere dönüştürebileceğinin ipuçlarını veriyor...

 

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺21,00 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Toplumsal muhafazakârlığın özgün vasıflarının ayırdına varmak, dolayısıyla, hangi nedensel süreçler içinde ve nasıl inşa edildiği sorularının yanıtlarına ulaşmayı amaçlayan eser, tüm modern emarelere rağmen muhafazakârlaşmanın niçin hüküm sürdüğünü anlamaya çalışıyor.

Sosyal bilimlerdeki müşterek açmaz, işe koşulan kavramların muhtevası hakkında pek az tartışma yürütülmesi. Bunun olağan sonucu olarak, ziyadesiyle aşınmış ve nihayetinde kendisiyle iş yapılamaz hale gelmiş olan kavramların mahal verdiği anlam-atıf kopukluğu, tartışmayı ilerletmeden evvel geriye dönük bir eleştirel müdahaleyi elzem kılar vaziyettedir. Bu çalışma, Türkiye’de münhasıran Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarıyla birlikte gittikçe alevlenen ve ekseriyetle sağcılık, dindarlık/dincilik, yobazlık, bağnazlık, gericilik, değişme karşıtlığı gibi karşılıklarla anılan muhafazakârlığa ilişkin tam olarak bu nevi bir müdahaleye girişmektedir.

₺22,50 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
“Her gün bazı erkekler, kadınlar ve çocuklar göğe tırmanırlar ve yeniden ağacın dallarını kullanarak geri inerlermiş. Bir gün yukarı doğru tırmanırlarken Kakan adlı yaşlı bir şahin bir çubuğu diğerinin üzerinde hızla döndürerek ateş yakmanın yolunu bulmuş. Fakat bu kuş ile beyaz bir şahinin arasındaki sürtüşmeden ötürü tüm bölgeyi ateş sarmış ve ne yazık ki çam ağacı yanmış; bu yüzden yukarı çıkan insanlar yeniden yeryüzüne dönememiş ve bu hadiseden sonra gökyüzünde kalmışlar. Yukarıda kalan insanların kafalarında, dirseklerinde, dizlerinde ve diğer eklem yerlerinde kristaller oluşmuş; geceleri bu kristaller parlıyormuş. Bu parıltılar aslında bizlerin yıldız olarak adlandırdığı şeylermiş.” 
Dünyanın dört bir yanında insan, hayvan ve doğa gözlemlerinden yola çıkarak anlatılan sayısız mitlerden yalnızca ateşle ilgili olanları bize aktaran Frazer’a göre, ilkel doğa felsefesinde yürütülen mantık kusursuza yakındır. Antropolojinin yanısıra edebiyat, felsefe ve zooloji gibi alanların da beslenebileceği bu mitler, ateşin insanlık üzerindeki etkisini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.
₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Kültürel antropolojinin önemli isimlerinden olan Robert H. Lavenda ve Emily A. Schultz’un on iki bölüm ve bir ekten oluşan Kültürel Antropoloji: Temel Kavramlar adlı bu kitabında; kültür, insanın anlam yaratma süreci, dil, din, mit, ritüel ve akrabalık gibi kavramlar tarihsel-toplumsal bağlamlarıyla ve antropolojik bakış açısıyla ele alınmıştır. Sosyal bilimler ve özellikle antropoloji ve sosyoloji ile ilgilenenler için temel kaynak niteliğindeki bu eserde; başlangıcından bugüne kadar antropolojinin bilim olarak nasıl algılandığı, küreselleşme, teknoloji ve bilim antropolojisi gibi konular ayrıntılı şekilde irdelenmektedir. 
Kitabın sonunda verilen etnografya metinlerini yazmak ve okumak konusundaki ek bölüm, saha çalışması yapıp metin yazacak veya etnografi metinleri okuyacak kişiler için bir rehber niteliği taşımaktadır. Kültürel antropolojide teori, siyasal ve iktisadi antropoloji ve tıp antropolojisi, cinsellik, cinsiyet ve toplumsal cinsiyet ve toplumsal örgütlenme gibi konular, derinliğinden ve zenginliğinden bir şey kaybetmeden açık ve anlaşılır biçimde anlatılmıştır. Sosyal ve kültürel antropoloji disiplinine dair hemen her kavramın işlendiği kitap, Türkiye’deki antropoloji çalışmalarına özgün bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.
₺21,00 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
Serge Lesourd, Jacques Lacan’ın söylem türleri kuramından ve uzun yıllara dayanan klinik deneyimlerinden yola çıkarak, önceki çalışmalarında ele aldığı öznel ıstırabın yeni ifade biçimlerini tartışmayı sürdürüyor. Yazar, postmodern laf ebeliklerinin şekillendirdiği yeni toplumsal ilişkilerin, psikanalizin temel öğretilerinden biri olan “Doyum, her insani yaşamın bencil amacıdır” saptamasını çok iyi benimsediğini, ancak hemen onu izleyen bir diğer öğretisini unuttuğunu hatırlatıyor: “Her zevk, grup yaşamındaki bağları korumak için sınırlı ve tamamlanmamış kalmak durumundadır”. 
Günümüzün liberal pazar ekonomisi tarafından belirlenen “her zevkin sınırsız ve herkes tarafından ulaşılabilir olması” kuralı hem öznelleşme süreçlerinde hem de insani ilişkilerde etkilerini giderek artan depresyon, stres, anoreksia, hiperaktivite, intihar, bağımlılıklar, şiddet, yıkım, kabalık, zorbalık, cemaatleşmeler, kapalı narsistik gruplar gibi bireysel ve toplumsal patolojiler altında gösterirken, öznenin bu türden bir kapalı sistemde, belirsizlik ya da aşırılık hallerinde bulabildiği tek çıkış yolu çoğunlukla kendi bedeni ya da ötekinin bedeni olmaktadır. 
Psikanalitik kuramın kavramlarının ustalıkla işlendiği ve incelikli bir klinik duyuşla örülen bu kitap, özneyi ve öznelliği susturan her türlü söylem karşısında okuyucusunu da sadece sözü almaya değil, sözü etik bir yerden almaya, sabırla ve dikkatle bekleyip dinlemeye, özenle ve özgürce üretmeye de teşvik ediyor.
₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal, eserleriyle Arkeoloji dünyasında “Hocaların hocası” olarak bilinen, dünyanın en saygın arkeologlarından biriydi. Türkiye’de klasik arkeolojinin kurucusu olan Akurgal, yaptığı kazılarla Ege’de Foça, Çandarlı, Erythrai ve İzmir antik kentlerini ortaya çıkardı. Alanın uzmanları için başvuru kaynağı olan araştırmaları ve eserleri birçok dile çevrildi.

60 yıllık birikimini özetlediği, Türkiye’nin Kültür Sorunları’nda Akurgal, kültür sorunlarımızı ele alarak daha iyi bir gelecek için yapılacakları sıralıyor ve Anadolu uygarlıklarının dünya tarihindeki önemini ortaya koyuyor.

₺19,50 KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil

“Geri kalmış ya da arkaik toplumlarda, alınan hediyenin zorunlu olarak geri verilmesini sağlayan hukuk ve menfaat kuralı nedir? Hediye edilen şeyde, hediye alanın geri vermesini gerektirecek hangi güç vardır?”

 

Malenezya, Polinezya, Kuzeybatı Amerika ve eski Hint-Avrupa topluluklarından yola çıkan Mauss, potlaç gibi Kızılderili kökenli ya da kula gibi Okyanusya kökenli kavramları antropolojinin çok ötesine yayarak, giderek artan bir kitle tarafından tanınmasını sağlamış ve bu değiş tokuşların ahlak ve ekonomisinin bizim toplumumuzda hâlâ sağlam bir şekilde devam ettiğini göstermeye çalışmıştır.

 

“Armağan Üzerine Deneme, şüphesiz Mauss’un başyapıtı, onun en çok bilinen ve en derin izler bırakan eseridir.”

–Claude Lévi-Strauss

 

“Abidevi yapıt Armağan Üzerine Deneme’de iktisat, değişim, sözleşme, kurban, armağan ve karşı-armağan,  kısacası armağanı ortaya çıkaran ve onu ortadan kaldıran her şeyden söz ediliyor.”

–Jacque Derrida

 

“Sosyolog ve antropolog Marcel Mauss’un Armağan Üzerine Deneme kitabında bahsettiği sembolik değiş tokuştan yanayım.”

–Jean Baudrillard

₺21,75 KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil

Dilin siyaset sosyolojisi denilince ilk akla gelen uzmanlardan Abram de Swaan. Yıllara yayılan zengin ve derinlikli bir düşünme ve araştırma gailesinin verimi olan bu temel başvuru kaynağı, beş binden fazla dil grubuna bölünmüş insan türünün de bir hikâyesi aynı zamanda. Dilin iletişim değerinden, kültürel bir aktarım aracı olarak sahip olduğu işlevden yeryüzü üzerindeki eşitsiz metin değiştokuşuna dek alanın en can alıcı sorunlarına büyük bir açıklıkla eğilen bir çalışma. Dahası, bir kültür sosyolojisinin de temel kodlarını içeren tartışma, bir taraftan sömürgecilik sonrası dönemin hakim-madun konuşucuları arasındaki ilişkiyi, bir taraftan da çokdilli toplumlardaki dil siyasetini özenle ve dikkatle çözümlüyor. Başat bir referans metin.

₺15,75 KDV Dahil
₺21,00 KDV Dahil
Beden algısı ve şeklini takıntı hâline getirmiş bir kültürde yaşamak, görünüşünden memnun olmanı zorlaştırabilir. Ancak, gerçekçi olmayan beden algısı ideallerinin ortaya çıkardığı yeme bozuklukları, çok daha önemli sorunlara neden olmaktadır—düşük öz güven, sağlıksız yeme ve spor alışkanlıkları, kendini bir skala üzerindeki sayı yerine bir birey olarak görememe gibi. 

Bu çalışma kitabı, yiyeceklerle kurduğun ilişkinin ardalanındaki ilişkileri anlamayı ve yediklerinin seni kontrol etmesi ...
₺12,00 KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
Son günlerde yaptığınız bir tercihi düşünün, irili ufaklı herhangi bir tercihi: Öğle yemeğini nerede yiyeceğinizden tutun da seçimlerde kime oy vereceğinize uzanan yelpazedeki herhangi bir kararınızı… Neden o tercihi yaptınız? Neden diğerini değil de bunu seçtiniz? 
Yaşamdaki tercihlerimizin tamamen kendimize ait olduğunu sanıyoruz, ancak yazar Jonah Berger bu konuda farklı düşünüyor. Attığımız hemen her adımda diğer insanların ilk bakışta göremeyeceğimiz kadar belli belirsiz izleri var. Söz konusu “sosyal etki”yi insanın benzerlik arzusu, farklılaşma isteği ve taklit yeteneği üzerinden inceleyen yazar, insan davranışının irrasyonel görünen kimi yönlerine ışık tutuyor. 
Berger’in deyişiyle “Sosyal etki olgusuyla ilgili içgörü kazanarak, bu etkiyi kullanabilir, hem kendi hayatlarımızı iyileştirmek hem de başkalarına yardımcı olmak için faydalanabiliriz. Genellikle hayalet gibi görünmez olan bu etkileri anlamak, hepimizin daha güzel hayatlar yaşamasını sağlayabilir.”
₺22,50 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

En umutsuz görünen insan bile iyileşme gücünü içinde barındırır…

Yeni doğmuş bir bebek, göbeği kesildikten sonra tüm gücüyle ağlamaya başlar. Alıştığı ortamdan kopmuş, yeni bir ortama uyum çabasındadır. Bu onun dünyaya sitemidir. Rahatça nefes alıp verebilir, artık ağlamasına gerek yoktur ama yine de durmaksızın ağlamaya devam eder. Henüz doğum masasında yatmakta olan annesinin kucağına verildiğinde ise birden mucizevi bir şekilde susuverir. Anne karnındayken varoluşa tutunmak için geliştirdiği varlık bağına en yakın biçimdir bu. Annesinin sıcaklığını ve kalp atımlarını hisseder. Her insan da böyledir. Daha anne karnındayken bile var olduğumuzu hissetmeye ihtiyaç duyarız. Bunun için de bilinçsizce varlık bağlarını geliştiririz. Çünkü bu bağları hissetmediğimiz zaman boşluğa düşüp kaybolacağımızı sezinleriz. Zaman zaman bu ihtiyaçla sağlıksız bağlara yöneliriz. Mutlu ve doyumlu bir yaşamın sırrı sağlıksız bağları tespit edip ortadan kaldırmak, yerine sağlıklı bağlar oluşturmaktır.

Klinik psikolog aynı zamanda kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Vedat Aydın Varoluşa Tutunmak kitabında doğum mucizesinden sufi felsefesine gözlem ve tecrübeleriyle geliştirdiği VARLIK BAĞI KURAMI’nı anlatıyor. Vaka örnekleriyle adım adım sağlıksız bağları sağlıklı bağlarla değiştirmenin yöntemini paylaşıyor.

₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
İnsanlar ne sıklıkta seks yapıyorlar? 
Reklam vermek işe yarıyor mu? 
Kimler vergi kaçırıyor? 
Geylerin sayısı belli mi? 
Hangi üniversiteye gittiğimin bir önemi var mı? 
Borsayı kandırabilir miyiz? 
Medya taraflı haber yapıyor mu? 
Çocuk büyütmek için en iyi yerler nereleri? 
İlk randevuda nelerden bahsetmeliyim ki ikincisi olsun? 
Veri bilimcisi Seth Stephens-Davidowitz, çığır açıcı çalışmasında, insanlara dair kalıplaşmış düşüncelerimizin ne ölçüde hatalı olduğunu ortaya koyuyor. Peki, bunun nedeni ne? Çünkü insanlar dostlarına, sevdiklerine, doktorlarına ve anketlere, hatta kendilerine bile yalan söyler. 
Bugün artık insanların söyledikleriyle yetinmek zorunda değiliz. İnternetin sağladığı yeni bilgi türü hakikati ortaya koyuyor. Google’da, sosyal medyada, flört sitelerinde, hatta porno içerikli sitelerde bıraktığımız her iz, hakkımızda bir şeyler söylüyor. Bu dijital altın madenini araştıran uzmanlar insanların gerçekte ne düşündüklerini, istediklerini ve yaptıklarını keşfediyorlar. 
Doğru soruları sorduğumuz takdirde, Büyük Veri’den insan doğasına ilişkin öğrenebileceklerimizin sınırı yok. Bu alanın öncüleri arasında yer alan Seth Stephens- Davidowitz’in sunduğu yeni veriler sizi zaman zaman kahkahaya boğarken, kimi yerde dumura uğratacak ya da rahatsız edecek. Bana Yalan Söylediler’de karşınıza çıkacak verilerin tamamı sizi hem insanlığa hem de dünyanın günümüzdeki haline dair düşündürecek.
₺16,50 KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
“. . . psikiyatrinin iki yüzyıllık tarihçesinde, akıl hastalığına biyolojik bir açıklama getirme yönündeki çabaların çoğu boşa gitmişti. Griesinger bu konuda bizzat başarısız olmuş, Kraepelin semptomlardan ve hastalıkların gidişatlarından medet ummuş, Freud bunun beyhudeliğini anlayıp psikanalizi kurmuş, Egas Moniz’in lobotomiyi meşru kılan işlevsel saplantılar kuramı çökmüş, John Cade’in mani toksini kuramı çökmüş, kromatografi psikiyatristlerinin leylak rengi ve pembe noktacıkları doğru çıkmamıştı.” 

Psikiyatri, “delilerin” zincirlenip hücrelere kapatıldığı günlerden bu yana çok yol kat etti. Ama Dr. Jeffrey A. Lieberman’ın bu sıra dışı ve aydınlatıcı kitapta açığa çıkardığı gibi, tıbbın “yüz karası” psikiyatrinin kendini temize çıkarma yolculuğu hiç de kolay olmadı. 
Lieberman, sözde ve mistik bir bilim olarak doğuşundan, “deli doktorları” damgasıyla yeniyetmelik çağına ve hayat kurtaran gerçek bir bilim olarak yetişkinliğine dek psikiyatrinin izini sürüyor. Bu uzun yolculuğa gerçekdışı teoriler, akıl almaz sahtekârlıklar, “koma terapileri” ve buz kıracağıyla yapılan lobotomiler gibi tuhaf ve cesur tedavi yöntemleri eşlik ediyor. Akıl hastalıklarının sebebini bağırsaklarda arayan doktorlar, psikiyatrinin kendisine karşı kutuplaşan psikiyatristler ve pek çok ilginç vaka psikiyatrinin bilinmeyen öyküsünde okuru bekliyor. 
"Deli" Doktorları, Sigmund Freud’dan C. G. Jung’a ve Alfred Adler’den Eric Kandel’e adeta bir dâhiler geçidi. 

“Bu rahat okunan ve kolaylıkla kavranabilen kitap, psikiyatri tarihini tüm okurlar için modern bir hikâyeye çeviriyor.” 
—Dr. Eric Kandel, Fizyoloji veya Tıp Nobel Ödülü sahibi.
₺22,50 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Bu kitabın konusu “eşya pedagojisi”: Eşya kullanmayı nasıl öğreniriz; örneğin bisiklete binmeyi? Eşya bizi belli bir beden duruşu almaya nasıl zorlar, örneğin kötü bir beden duruşunu neredeyse olanaksız kılan, eğimli oturma yerine sahip ergonomik bir sandalye? Eşya bizimle birlikte nasıl değişir, işlevsellikleri nasıl yeni boyutlar kazanır, örneğin internetin oluşum sürecinde? Büyüme sürecimizde eşya nasıl sıradanlaşır? Onları kullanma yoluyla beceri kazanarak, onlar hakkında bilgi edinerek insan eşya ile nasıl öğrenir? Eğitim amacıyla eşya yetkilendirilse ve sonrasında insan belirli davranışları ve aynı zamanda kendine bağlı yönelimleri eşyadan bekleyecek olsa ve bunun sonucunda kendini eğitse ne olur? Çocuklar –sosyalleşme anlamında– kendileri için çok doğal olan eşya dünyasına ne şekilde girerler? Ve eşya nasıl insanların şu söz konusu yaşamla ilgili yönelimlerini dönüştüren yönelim geliştirme süreçlerine dahil olmuştur?

Eşyanın eşya olma durumu, insanlarla doğrudan bağlantısı ve aynı zamanda işlevselliklerinin değiştirilebilir olması üzerine düşünmeden tüm bu sorular yanıtlanamaz.

Arnd-Michael Nohl, bu önemli kitabında, sıradan görünen ayrıntıların önemine değiniyor ve zihinleri açıyor.

₺14,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Sosyal hizmet, insanların iyilik halini artırma iddiasında olan bir meslektir. Bu kitabın da konusu olan çevreye dair sorunlarda sosyal hizmet uzmanları kısıtlı rollere sahip olsalar da, bu sorunlar insanların iyilik hallerini yerel ve evrensel düzeyde giderek daha fazla etkilemektedir.

Bu zorlu çalışma, çevre sorunlarına sosyal hizmet perspektifinden bakarak doğrudan bir yüzleşme gerçekleştirmeye çalışıyor. Lena Dominelli, iklim değişikliği, endüstriyel kazalar ya da insani silahlı çatışmalar gibi nedenlerle ortaya çıkan çevresel felaketlerin ardından alanda çalışan uygulamacıların büyük önem taşıyan seslerine kulak veriyor. Dominelli, "yeşil sosyal hizmet" kavramını keşfe çıkarken, bu kavramın, çevresel krizlerde yoksulluk ve yapısal eşitsizliklerin diğer biçimlerine dikkat çekmek, sınırlı doğal kaynakların daha eşit paylaşımını sağlamak ve yerel düzeylerdeki yoksul ve marjinalize edilmiş kesimlerin yaşam kalitesi bakımından olumsuz etkileri bulunan küresel sosyo-politik güçlerle mücadele etmek için oynadığı rolü anlamaya çalışıyor.

Bu sorunları çözme konusundaki kararlılık, sosyal hizmet uzmanlarının yoksul insanların yaşam kalitelerini geliştirmek için oluşturdukları ve dünyamız açısından olumsuz bir bedel oluşturmayan topluluk inisiyatifleriyle yakından bağlantılıdır.

Bu önemli kitap, çevre sorunlarına dair bir anlayış geliştirmek için sosyal hizmet, sosyal politika, sosyoloji ve insan coğrafyası alanlarına odaklanıyor. Çevre sorunlarının nasıl da sosyal hizmetin bütünleyici bir parçası olduğunu ortaya koyarken, 21. yüzyılın modern dünyasında toplumların sürekliliklerini sağlamak için çözmeleri gereken sosyal sorunlara dikkat çekiyor.

₺27,00 KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil

Varoluşçu psikoterapi dünya çapında pek çok şekilde uygulandı ve uygulanmaya devam ediyor. Fakat şu ana dek tutarlı bir yapıdan, varsayımlarının analizinden ve faydasına dair değerlendirmeden yoksundu. Grup Psikoterapisinin Teori ve Pratiği adlı kitabı 1970’ten beri alanında bu işlevi gören Irvin Yalom, varoluşçu psikoterapiyi arka planı, sentezi ve çerçevesiyle birlikte ortaya koyuyor.

Yalom’un hayatla ilgili dört nihai kaygı olarak tanımladığı “ölüm, özgürlük, varoluşsal yalıtım ve anlamsızlık” etrafında organize olan kitap, bütün bu varoluşsal kaygıların anlamını ve onlarla karşılaştığımızda meydana gelen çatışma türlerini ele alıyor. Yalom bu kaygıların kişilik ve psikopatolojide kendini nasıl gösterdiğini ve bunlara dair bilgimizin tedaviye nasıl destek olacağını anlatıyor. Bu kitap, kendi klinik deneyimlerinde geleneksel kuramların yetersizliğini sezen psikoterapistler için entelektüel bir temel oluşturarak deneysel araştırmalara yeni kapılar açıyor.

“Bu harikulade kitabın varoluşçu psikoterapi alanındakiler, hatta tüm klinisyenler için bir klasik haline geleceğine inanıyorum. Ancak Varoluşçu Psikoterapi’nin okuyucu kitlesini yalnızca psikiyatrist ve psikologlarla sınırlamak yanlış olur, bu kitabın insanların neyi niçin yaptığını anlamak isteyen herkese faydası dokunacaktır.”

- Rollo May -

“Varoluşçu Psikoterapi bu alanda çalışan psikoterapistler için çok değerli ama insan yaşamı üzerine kafa yoranlar için de sıra dışı bir okuma deneyimi sunuyor.”

- Jerome D. Frank -

₺46,12 KDV Dahil
₺59,90 KDV Dahil

2 haftada daha genç bir beyin

İnsan davranışlarının efsane ikilisi Dr. Gary Small ve Gigi Vorgan, hafızamızı canlı tutmanın yollarını anlattıkları yeni kitapları Yaşlanmayan Zihin’le yine karşımızdalar. Bir Psikiyatristin Gizli Defteri kitabının yazarları tıptaki son gelişmeleri işlevsel stratejilere ve egzersizlere dönüştürüp bize “yaşlanmayan bir zihin” için uzun soluklu yöntemler sunmakta.

Dr. Small hastalarının zihinsel aktivitelerini ve hafızalarını geliştirip güçlendirirken edindiği 30 yıllık deneyimiyle, günlük alışkanlıklarımızın beyin sağlığıyla bağlantılı olduğunu keşfetmiş. Elinizdeki kitap beyin yaşlanmasını durdurmak, hatta tersine çevirecek gerekli yeni alışkanlıkları kazanmanız için sadece iki haftanın yeterli olduğunu ortaya koyuyor.

2 Haftada Daha Genç Bir Beyin programı gözle görülür, net sonuçlar elde etmeyi, böyle kısa bir süre içinde beyninizi hayatınızın geri kalan kısmında genç tutacak sırları öğretmeyi vaat ediyor…

₺21,75 KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil
Bugünlerde “saf bilim” iddialarıyla ciddi ciddi ilgilenen pek fazla biliminsanı kalmadı neyse ki. 
Herşeyin herşeyle ilişki içinde olduğu kozmozdan, herkesin herkesle ilişki içinde olduğu insan dünyasına varıncaya dek durum böyle. 
Başkasının sesine kulaklarını tıkayan sağır; gözlerini başkasına kapayansa kördür! 
Gökhan Yavuz Demir, sosyoloji ve antropolojinin yöntem ve verilerini başta edebiyat olmak üzre felsefe, linguistik, tarih, politika ve hukuk gibi temel bilimlerle karşılaştırarak ve birleştirerek “sosyolojik” ve “antropolojik” olanı, yani “insanı” ve eylemlerini anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyor Anlamak İçin Yaşamak’ta. 
Kültür, adalet, kimlik ve ötekilik, suçluluk ve aptallık gibi evrensel olduğu kadar artık günümüz Türkiye’sinde de güncel olan kavramları titizlikle ve cesaretle analiz ediyor.
₺15,00 KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Yirminci yüzyılın en etkili düşünürlerinden biri olan Hannah Arendt, Pentagon Belgeleri’nin 1971’de ifşa edilmesinden kısa süre sonra yazdığı Siyasette Yalan adlı çalışmasında, tarih boyunca siyasette bir araç olarak kullanımı meşru görülen yalanların yirminci yüzyılda yepyeni bir çehreye bürünüp hangi mekanizmalarla hem siyaset sahnesini hem de olgusal gerçekliği egemenliği altına aldığını çözümlüyor. Demokrasinin karşı karşıya kaldığı bu hayati tehdidin bertaraf edilmesinde ise özgür basının ve özgürlükleri için baskılara boyun eğmeden mücadele eden insanların önemine vurgu yapıyor. 
Tamamlayıcılığı bakımından önemsediğimiz Caty Ca-ruth’un “Yalan ve Tarih” makalesi ise Arendt’in yazdıkları üzerinden yalanın doğası ve siyasi eylemle ilişkisi, yalanın kendi tarihini yazan kapsayıcı bir gerçekliğe dönüşme süreci üzerinde duruyor. Caruth, hem gerçeklik zeminini yitiren hem de bu yitirişi gözlemlemekten aciz hale gelen bir dünyada tarihe tanıklığın nasıl mümkün olabileceğini sorgulayarak, Arendt’in argümanlarının temeline ışık tutuyor.
₺10,50 KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
Bu çalışma günümüz toplumlarının en önemli yönünü oluşturan tüketim olgusuna odaklanmaktadır. Küreselleşme süreciyle beraber sermayenin siyasetten ayrılması, tüketim odaklı yeni bir dünya düzeninin kurulmasını sağlamakla kalmamış, aynı zamanda bireyin varoluşsal kaygılarını ve kimlik temelli taleplerini tüketim aracılığıyla giderdiği yeni bir dönemin kapılarını da aralamıştır. Bu dönemin en ayırıcı özelliği, toplumların her geçen gün daha fazla tüketime yönelmeleridir. Zira günümüz tüketim merkezli yaşam biçimine hayat veren kapitalist sistem, sahte ihtiyaçlar yaratmak suretiyle aşırı savurganlığı ve tüketimciliği özendirmeye, tüketim ediminin kendisi toplumsal bir ayrıcalık ve prestij konusu yaparak onu adeta kutsallaştırmaya çalışmaktadır.
₺41,80 KDV Dahil
₺44,00 KDV Dahil
Ginny Elkin psikiyatri dünyasının “şizoit” olarak tanımlayacağı, sorunları olan genç ve yetenekli bir yazardır. Farklı terapi türlerini deneyip ilerleme kaydedemeyen Ginny sonunda Dr. Irvin Yalom’la bire bir terapi seanslarına başlar. Terapinin bir parçası olarak da her bir seansın ardından ikisi de ayrı ayrı raporlar hazırlayıp, üzerinden altı ay geçmeden bu raporları okumayacakları konusunda anlaşırlar. Her Gün Biraz Daha Yakın, Ginny Elkin ve Irvin Yalom’un seanslar üzerine hazırladıkları bu raporlardan, terapötik ilişkileriyle ilgili kaydettikleri duygu ve düşüncelerden oluşmaktadır. 

Her Gün Biraz Daha Yakın, psikiyatr ve hastanın birbirleri hakkındaki düşüncelerine aynı anda şahitlik etme imkânı bulduğunuz ilk kitap olma özelliğini taşıyor ve sizi kapalı kapılar ardındaki terapi seanslarını gözlemlemeye davet ediyor. 

“İfade gücü kuvvetli olan hastaları tedavi etmek her zaman kolay olmaz. Amerika’nın en iyi psikoterapistinin çetin bir hastasıyla her seansta nasıl derinliklere ulaştığını görmek büyük bir ayrıcalık. Psikoterapi alanındaki faydaları haricinde bu kitap aynı zamanda iki insanın güçlü ve zayıf yanlarını karşılıklı olarak paylaşmasını anlatıyor ve hem edebi bir metin hem de bilgece, dürüstçe bir ders niteliğinde okunabiliyor.” 
Alex Comfort
₺28,87 KDV Dahil
₺37,50 KDV Dahil
Alanına öncülük eden psikiyatr ve yazar Irvin D. Yalom, bu kitabında klinisyenler için akut psikiyatri servislerinde kullanılan grup terapisi tekniklerinden faydalanmanın yeni yollarını ortaya koyuyor ve hem seansların nasıl yapılandırılması gerektiğini hem de hastalara verilmesi gereken desteğin niteliğini açıklığa kavuşturuyor. Odak noktasını “burada-ve-şimdi”de tutarak, üst düzey ve alt düzey grubu olmak üzere iki grup modelini irdelerken grup terapisinin önemli noktalarına ışık tutuyor: Hastalara fayda sağlaması için grup terapisinin nasıl yapılandırılması gerekir? Hangi prensiplere uyulmalıdır? Yatan hastalar ile ayakta tedavi gören hastalar arasında ne tür farklar vardır? Yatan hasta grubunun büyüklüğü, bileşimi, seansların sıklığı ve süresi nasıl olmalıdır? Yatan hasta ortamının gerektirdiği yapısal değişikliklerin, terapistin temel stratejisi ve teknikleri üzerinde ne tür etkileri vardır? 
Yalom’un kendi klinik çalışmalarından, kişisel gözlemlerinden ve araştırma literatüründen yola çıkarak kaleme aldığı Kısa Süreli Grup Terapileri, akut semptomlar sergileyen hastaların yatışının gerçekleştirildiği çağdaş psikiyatri servisleri için kapsamlı ve pratik bir rehber. 

“Yalom yine doğru konuyu bulmuş ve her zamanki detaylı, anlaşılır, heyecan verici üslubuyla ele almış. Alanındaki engin tecrübesine dayanarak grup terapisini savunuyor. İşe yarayan teknikleri hasta-terapist etkileşimine dair örneklerle zenginleştirerek pratik bir rehber haline getirmiş.” 
Dr. Marc Hertzman, George Washington Üniversitesi 

“Grup Psikoterapisinin Teori ve Pratiği gibi bu kitap da kısa süreli grup terapileri için klasik haline gelecek. Yatan hastalarla ilgilenen ya da onları tedavi eden tüm akıl sağlığı profesyonelleri tarafından okunması gereken bir eser.” 
Prof. Dr. Ira D. Glick, Cornell Üniversitesi
₺30,72 KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil
“Tarihin sonuna gelmedik, ama yeni deneyim ve siyasal tartışma alanlarının oluştuğunu görüyoruz. Bunların aktörleri kendi tarihsellikleriyle değil, içinde yaşadıkları topluma nüfuz düzeyleriyle tanımlı. Kabul edelim, bu saptama bizi şaşırttı. Acımasız duruma dönen bir dünyada mı, yoksa tam tersine Big Brother’ın mutlak egemenliğine giren bir dünyada mı yaşıyoruz? Dünya tarihinin bugünkü evresini nitelemek için, özellikle de demokratik kurumların işlediği, denetlenmeyen ‘toplumsal iletişim ağlarının’ kurulduğu ve çokça ülkenin, iktidarın çoğunluğun elinde olmasını sağladıktan sonra azınlıkların haklarını güçlendirmeye çalıştığı batıda bunu yapmak için bir zamanların sözcüklerini kullanmakta duraksıyoruz.”
 
Klasik toplumbilimin en önemli figürlerinden Alain Touraine, Toplumların Sonu’nda Krizden Sonra ile başladığı ekonomik kriz olgusunun toplum üzerine etkilerini incelemeye devam ediyor. Ama bu defa Evrensel İnsan Hakları’nı temel alan yeni bir öznenin ve yeni bir toplumun gerekliliğini haykırarak…
₺22,40 KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
Rüya eğitimi 1.Dönemi Kasım ayı ders notlarının sunulduğu bu kitap eğitim deşifresinin derlemesi olma özelliği ile özgün bir yayın niteliği de taşımaktadır. Bu ders notlarında rüya analizi spesifik temalı rüyaların yorumlanması ve rüyaların bütüncül perspektifte değerlendirilmesi konuları ele alınmaktadır.
₺36,45 KDV Dahil
₺48,60 KDV Dahil

Rüya Eğitimi 1.Dönem Mart ayı 2.gün ilk yarısının ders notlarının sunulduğu kitap, eğitim deşifrelerinin derlemesi olma özelliği ile özgün bir yayın niteliği taşımaktadır. Bu ders notları rüyaların fizyolojisi ve rüya-bilinç-benlik, rüyaların terapide kullanımı ele alınmaktadır.

 

₺20,25 KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil
Dr.Alladin klinik hipnoz alanında en üretken araştırmacılardan biri olmanın yanı sıra öncelikle klinisyen olduğu için kitabında ağırlıklı olarak klinisyenlere hitap ederek, kaygı bozukluklarını daha iyi anlamamızı sağlayan, gerçek anlamda bütüncül bir tedavi modeli sunuyor. Bu modelin kaygı bozukluklarının tedavisi için en etkili psikoterapi yöntemlerini öğrenmek isteyenlere çok değerli bir kaynak teşkil edeceğine inanıyoruz.
₺32,40 KDV Dahil
₺43,20 KDV Dahil

Günlük öğrenmelerde yararlı olabilecek hazır ve doğrudan öneriler sunmak yerine, öğrenci olsun ya da olmasın bu kitabı okuyan herkesin kendi öğrenme deneyimlerine bilimsel bulgular ışığında daha yakından bakabilmelerine, bu konuda açık, net ve objektif düşünebilmelerine ve bu türden önerileri daha gerçekçi bir temelde değerlendirebilmelerine yardımcı olmayı amaçladım.

 

Bu amaçla önce öğrenmeyle ilgili olguları tüm ayrıntılarıyla ortaya koyan ve betimleyen araştırmaları ve daha sonra bunları farklı düzeylerde yorumlayan ve sorgulayan kuramsal tartışmaları ele aldım. Bir deneysel psikolog olarak, ayrıca, sözünü ettiğim çalışmaların olabildiğince deneysel ve psikologlar tarafından yapılmış olmasına özen gösterdim. Bu sayede psikolojinin yalnızca davranış bozukluklarını iyileştirmekle ilgili olmadığını, her şeyden önce kendi yöntem ve paradigmalarıyla temel bir bilim olduğunu vurgulamak istedim.

 

₺30,00 KDV Dahil
₺40,00 KDV Dahil
“Psikanaliz diğer psikoterapi ve psikoloji ekolleri arasında ayrıcalıklı ve seçkin kültürel konumuna nasıl erişti? Neden öteden beri, öncellerine borcunu inkar edip, benzersizlik iddiasıyla çağdaşlarıyla arasına özellikle mesafe koymaya çalışmıştır? Ve neden kendi tarihine karşı tuhaf bir alerji duymaktadır?” Kitabın yazarları, psikanalizin ilk kurulduğu yıllarda yapılan tartışmaları yeniden sahneye koyarken, çoğunlukla bizzat Freud’un yazışmalarından yola çıkarak ve adeta birer dedektif titizliğiyle, psikanalizin bilinçli olarak yaratılmış “efsaneler” etrafında nasıl şekillendiğini anlatıyorlar.
₺19,60 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
Garcia ve Plevin’in Yaratıcı Hareket Yöntemi, hareket doğaçlamaları aracılığıyla kişideki yaratıcı ifadeyi derinleştirirken bir yandan da ruhsal yapıyla bedensel ifade arasındaki köprüleri kurmasına yardımcı olan bir dil sunuyor. Dansçı, koreograf ve dans/hareket terapisti olan yazarların geliştirdiği bu yöntem birikimlerinin çeşitliliğini ve derinliğini yansıtıyor. García -Plevin Yöntemi’nde hareket doğaçlamaları ve temel hareket analizi bilgisi kişinin bedensel hareket repertuarını genişletmek ve beden farkındalığını derinleştirmek için etkin yollar olarak kullanılıyor. Yazarlar 20 yılı aşkın bir süredir eğitimini vermekte oldukları bu yöntemi bu kitapta okuyuculara bütünlüklü bir şekilde aktarıyorlar. Bu kitap yöntemin teorik ve kavramsal altyapısını ve uygulama haritasını sunmanın yanısıra somut ders örnekleriyle okuyucuya yol gösteriyor. 2013 senesinden beri İstanbul Bilgi Üniversitesi Yaratıcı Hareket ve Dans/Hareket Terapisi Sertifika Programı’nda da eğitimi verilmekte olan bu yöntem farklı ülkelerde sertifika programı olarak sunulmakta, dans terapisi eğitimi için altyapı yılını oluşturmakta ve 2001 senesinden beri İtalya’daki Ulusal Dans Akademisi’nin ders programında yer almaktadır. Bu kitap yalnızca yaratıcı hareketle değil, yaratıcı ifadenin farklı boyutlarıyla ilgilenen, beden ve ruhsal yapı arasındaki ilişkileri kişisel ya da profesyonel düzeyde araştıran herkes için yol gösterici bir kaynak niteliğindedir.
₺22,50 KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
Şöhretler, içinde yaşadığımız kültürün başat unsurlarından biri haline gelmiş durumda. Kitlelerin ve kitlesel iletişim olanaklarının büyümeye başladığı 19. yüzyıl, “şöhret kültürü” olgusunun da başlangıç noktasını teşkil ediyor. Ne var ki, şöhret olgusunu açıklamak ve bugünün dünyasını kavrayabilmek için biraz daha geçmişe gitmek gerekmektedir. İşte bu kitap, şöhretlerin günümüz toplumsal hayatında kapladığı yeri açıklayabilmek için, birey, kitle, iktidar, sekülerleşme, kimlik, gösteri, yıldız, teşhir gibi kavramlar ışığında tarihte bir yolculuğa çıkarıyor bizleri. Bu güzergâhta, şöhret algısının antik çağlardan günümüze ne şekilde dönüştüğünü, etimolojik olarak hangi kavramlarla yolunun kesiştiğini ve kitle iletişim araçlarının dolayımıyla nasıl büyüyüp çoğaldığını irdeliyor. 

Sadece kahramanların ve saraylıların ünlü olduğu zamanlardan kitle kül-türünün geçici şöhretlerine uzanan çizgide, imgesi iletişim araçlarınca çoğaltılan ve yayılan bu kişilerin toplumdaki rolü ve işlevi nedir? Dünden bugüne sanat ve medya temsillerinin şöhretlerin yaratılmasındaki rolü nedir? Şöhret sahibi olmanın bu denli önemli hale gelmesinde hangi tarihsel süreçler etkili olmuştur? Bu temel sorulardan yola çıkan çalışma, teşhir edilen, hatırlanan şöhretlerin kimler olduğuna ve yaşadıkları dönemin ekonomik ve siyasal yapısını ne şekilde temsil ettiklerine bakıyor. 

Arenadan Ekrana Şöhret Kültürü ünlü olma arzusunun bir saplantı haline geldiği, başarı kriterlerinin “beğeni” ve “takipçi” sayısına göre belirlendiği, nicelik ve nitelik arasındaki dengenin ilkinin lehine bozulduğu çağdaş kültürü anlamak açısından okuyucuya önemli ipuçları sunuyor.
₺21,00 KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

“Eşitsizlik genelde ilerlemenin bir sonucudur. Herkes aynı anda zengin olamaz ve temiz su, aşılar ya da kalp krizini önleyen yeni ilaçlar gibi en son çıkan hayat kurtarma önlemlerine herkes anında erişemez. Eşitsizlik aynı zamanda ilerlemeyi de etkiler. Bu etki olumlu olabilir, Hintli çocuklar eğitimle neler yapılabileceğini görüp okula giderler. Fakat kazananlar diğerlerinin kendilerini takip etmesini engellemeye çalışır, çıktıkları merdiveni çekip alırlarsa ilerlemenin etkisi olumsuz da olabilir.”

Büyük Firar, ilerleme ile eşitsizlik arasındaki sonsuz dansı, ilerlemenin nasıl eşitsizlik yarattığını, sağlık ve zenginliğin nasıl ele ele gittiğini ve özgürlüğe firarı, akademik disiplinlerin sınırlarına sıkışmadan anlatıyor. Deaton’a göre özgürlük, iyi bir yaşam sürmek ve hayatı yaşamaya değer kılmak demek. Özgür olmamaksa yoksulluk, yoksunluk ve kötü sağlıkla aynı anlama gelir. Ne yazık ki bunlar, dünya nüfusunun kabul etmek istemeyeceğimiz kadar büyük bir bölümünün yazgısı olmaya devam ediyor. Deaton bu çalışmasında “bu tür bir hapishaneden tekrar tekrar firar edenlerin, bu firarların nasıl ve neden olduğunun ve sonrasında neler yaşandığının hikâyesini” anlatıyor. Büyük Firar, “maddi ve fizyolojik ilerlemenin, daha zengin ve daha sağlıklı hale gelen insanların ve yoksulluktan firar etmenin hikâyesidir...”

₺26,60 KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil
Kadının hem tolumdaki ve cinsler arasındaki yerini hem de bir insan olarak var olma mücadelesini sadece psikolojik açıdan ele almıyor Freud. Ne yazık ki hala birçok ülkede kadın cinselliğinin ve kadının tabu olduğu bu dönemde, kendi toplumumuzun da kadına ve cinselliğe bakışını anlamak için Bakirelik Tabusu’nun mutlaka okunması gerektiği ortada… ?
₺6,00 KDV Dahil
₺8,00 KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil
₺48,00 KDV Dahil
"Ben Değeri Tiryakiliği", "Kaygı" ve "Üç Psikolojik Soru" kitaplarını da yayınladığımız psikoterapist A.Kadir Özer bu kitabında, ‘insan borsası’nın ne kadar gerçek olduğunu sorgularken, neredeyse her taşın altından bir ‘kişilik’ çıkar saptamasına ve ‘kişilikli’ olmanın yaşamda somutlaşan nice derdine örneklerle açıklık getirmektedir.
₺18,75 KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 ... 31 >