Bilgi Sosyolojisi, bilginin toplumu etkilemesi anlamından ziyade bilginin toplumdan etkilenmesi anlamında bir bilgi sosyolojisi. “Georg Lukacs’ın ‘Roman Kuramı’ Kitabına Eleştiri Yazısı”, “Weltanschauungun Yorumlanması Üzerine”, “Tarihselcilik”, “Bilgi Sosyolojisi Sorunu”, “Kültürel Bir Fenomen Olarak Rekabet”, “Ekonomik Hırsın Özü ve Anlamı”, “Kuşaklar Problemi” başlıklı yedi makaleden oluşan bu kitapta, salt bir epistemoloji eleştirisiyle yetinmeyen Mannheim’ın ana iddiası şudur; düşünce, hatta kuramsal ya da sistematik düşünce, çeşitli dönemlerde gelişen entelektüel akımlar, çeşitli dünya görüşleri “boşlukta salınmazlar” veya “havada bir yerlerde” kendi kendilerine gelişmezler. Bunları geliştiren bir insandır; her şeyden önce bir toplulukta ve toplumda doğan, büyüyen, gelişen ve çalışan insan.
₺33,60KDV Dahil
₺42,00 KDV Dahil
“Politik liderin ‘açık narsisist’ rolünü, memnuniyetsiz, incinmiş halkın da “ekhoist” [narsistin aşığı ve tamamlayıcısı] rolünü üstlenmesi… lideri yetersizlik duygularından kurtarır ve kendi ihtişamını tam anlamıyla yaşamasına imkân verir. O güçlü adam olduğu için, halk kendi sorumluluğunu ona aktarır, böylece kendi kararlarını vermek ve çaba harcamak zorunda kalmaz. İki tarafın da avantajı vardır. ‘Narsisist’ büyür, ‘ekhoist’ de onun arkasına saklanabilir ve onun başarılarından faydalanabilir.”
“Parlıyorum, cezbediyorum, etkiliyorum, korkutuyorum – o halde varım.” Narsisizm konusunda uzmanlaşmış psikiyatrist-yazar Bärbel Wardetzki’ye göre zamanımızın ruhunu özetleyen düstur, budur. Egoyu parlatmak uğruna her şeyin mübah görüldüğü, narsisistik özellikli bir dünyada yaşıyoruz. Aslında, “dozunda” narsisizm, her bireye lâzım, yazara göre. Ancak özdeğer duygusu abartılı bir hal aldığında, “zararlı, sağlıksız” bir narsisizmin alanına giriliyor. Günümüzde medya ve internetin de tahrik ettiği bu sorunlu narsisizm, hayatın her alanında kendini gösterdiği gibi, politikaya da damgasını vuruyor. Kitabın odaklandığı mesele de, burası: politik narsisizm ve “güçlü lider” karizması etrafında gelişen popülizm. Faşizan bir popülizmin ve yabancı düşmanlığının dünyanın birçok yerinde güçlenmesinin, narsisizm “modasıyla” nasıl bağları var? “Güçlü adama” duyulan özlem, ne gibi narsistik özlem ve yaraları anlatıyor? Narsisistleri bu kadar çekici kılan nedir?
₺18,40KDV Dahil
₺23,00 KDV Dahil
Toplum içinde nasıl davranılır? Oldukça sıradan olan bu soru etrafında Goffman, yüz-yüze karşılaşma ve durumlardaki etkileşim düzeninin esasını ve detaylarını ilk kez okurla paylaşıyor. Etkileşim içerisindeki bireyler, eş zamanlı olarak, birbirlerinin hem yargıcı hem de seyircisi olarak karşımıza çıkıyor. Burada düzen, öncelikle göz ve beden erişimi üzerinden, bireylerin birbirlerine yönelttikleri karşılıklı bakış, ilgi ve gözetim olarak kendini ifade ediyor. Düzenin “normalleri” kadar “delileri”, “damgalıları” veyahut da “madunları” da Goffman’ın merceğine takılıyor. “Yerini bilememe” hali olarak “delilik” ve erişime kapalılık olarak “engellilik” etkileşim düzeninin disipline etmeye çalıştığı kategorileri oluşturuyorlar. Madunların payına ise bir nevi “görünmezlik” ve “yok sayılma” düşüyor. “Uygar kayıtsızlık”, yüz-yüze karşılaşma anlarında etkileşimsel ilgiyi bir anda keserek karşıdakinin bizatihi mevcudiyetini ortadan kaldırıyor. Belki de tam da bu noktada Goffman sosyolojisi, iktidar ilişkilerinin bir mikro-sosyolojisi için tüm potansiyelini ortaya koyuyor; durumlara sızmış tahakküm bu sefer etkileşim düzeninin uzlaşılarının yerini alıyor, daha doğrusu, bu uzlaşılar üzerinden yeniden üretiliyor. Böylece, etkileşimlerin “silik” yüzleri her şeyden önce tahakküm altındaki yüzler olarak çıkıyor karşımıza: Deliler, Engelliler, Kadınlar, Siyahlar… 
₺28,80KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil

Şahsi hatıralarımız kendimize mi aittir? Küçük bir çocukken büyükbabamızla birlikte tanık olduğumuz bir toplumsal olay, lisedeki ilk günümüz, bir Paris seyahatinde görüp yaşadıklarımız… Peki ya tarih ile sosyal bakımdan hatırladıklarımız aynı şey midir? Tarih bir sosyal grubun hatırlama şekli midir? Belleğin ve hatırlamanın zaman ile mekân ile hatta müzik ile bir ilişkisi var mıdır?

Maurice Halbwachs’ın arkasında bıraktığı el yazmalarından yola çıkarak hazırlanan bu metin bize uzun vadede yayımlamayı tasarladığı önemli eserinden parçalar sunuyor. Bu parçalar, bellek ve toplum arasındaki ilişkilerin Halbwachs’ın düşüncesinin merkezi ve nihai aşaması haline geldiğini gösteriyor.

Halbwachs’ın çalışmasını ilginç kılan nokta, klasik pozitivist varsayımın aksine, yorumsamacılık ile determinizmi bir araya getiriyor olmasıdır. Halbwachs’ın bellek analizinin altında bir zaman tanımı da gizlidir. Zaman artık, her türlü olayın içinde gerçekleştiği homojen ve yeknesak bir ortam değildir. Zamana indirgenemez deneyimin alanlarını sorguladıkları için varoluşsal düşünceye bağlı olmayan öğeler arasındaki eşgüdümün basit bir ilkesidir.

 

Bir dostu, Halbwachs’ın en yüksek erdeminin belki de düşünsel gözü peklik olduğunu söylüyor. Bu gözü pekliğin Halbwachs’ın yaşamındaki karşılığı, iltifatlara aldırmamak ve sosyal hayatın zorlukları karşısında kayıtsız kalmaktır. İnsan kavramını nesnelerden ayrı bir varlık olarak tanımlamaya bu denli çaba gösteren düşünürlerden birinin, toplum ve bireyin birlikte inkâr ve yok edildiği toplama kampı cehennemine maruz kalarak yaşamını yitirmiş olması bir anlamda hayli simgeseldir.

₺21,00KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

“Britanya’da üst sınıfların büyüyen işçi sınıfı nefretini ele alan hararetli ve detaylı bir inceleme.”

-Eric Hobsbawm -

“Harika ve hiddetli bir tartışma.”

-Guardian -

Apaçiler, beleşçiler, çulsuzlar, hippiler, çapulcular, ayaktakımı... Yoksulluğun, işsizliğin ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin bu günah keçilerinin aslında kimler olduğunu ve ne için toplumun önüne atıldığını sorgulayan bir çalışma! Büyük Birader de gözetleniyor!

Modern Britanya’da işçi sınıfı, korku duyulan ve alay konusu edilen bir kitle haline gelmeye başladı. Komedi dizilerinden yarışmalara ve hatta magazin programlarına kadar medya elitleri tarafından sorumsuz, potansiyel suçlu ve kara cahil olarak şeytanlaştırıldı. Siyasetçiler ise, sayıları gün geçtikçe artan bu kitleyi marjinaller, magandalar, alkolikler, apaçiler ve beleşçi sülükler olarak nitelendirerek toplumun önüne sürüyor.

Düşük gelirli ve yaşam koşulları daha da ağırlaşmış geleneksel işçi sınıfından ne zaman ve nasıl bu denli nefret edilir hale gelindi? Toplumun üst sınıflarının korkusunun ve bu korkunun yarattığı öfkenin kaynağı nedir? Bir zamanlar “muhterem” bir kitle olarak anılan işçi sınıfı, nasıl oldu da şimdilerde “ayaktakımı” olarak dışlanmaya başlandı?

Jones’a göre hükümetler, iktisadi problemleri gündemden düşürmek ve gelir dağılımında artan eşitsizliğin sorumluluğunu üzerlerinden atmak için bu yöntemi kasten bir perde olarak kullanıyor. Jones, işçilerin şeytanlaştırılmasının toplumsal nedenlerini ortaya koyarken yeni bir perspektif geliştiriyor.

“Heyecan verici bir toplumsal habercilik ve derin bir içgörü kitabı olan Apaçiler’de, kurgu olmayan George Orwellvari bir tat var.”

-Doug Johnstone -

“Derin ve düşündürücü… Jones’un sesinin duyulmasını yürekten umut ediyorum.”

-Claire Black-


“Tutkulu, sempatik ve zarif bir çalışma.”

-Dwight Garner, New York Times-


“Siyasal tutuculuğu tekrar tartışmaya açmak ve sınıf kavramını politik bir değişken olarak yeniden gündeme getirmek isteyen cesur bir giri­şim... Bu eser; sınıf, kültür ve kimlikle ilgili karmaşık soruları incelikli bir biçimde harmanlayarak savaş sonrası Britanya tarihini büyük bir ustalıkla ele almasını biliyor. Jones, politik sınıf meselesini doğru bir biçimde aydınlatıyor.”

- Jon Cruddas, Independent -


“Tam zamanında çıkmış bir kitap. Beyaz işçi sınıfı, toplumda hâlâ dudak bükülecek, küçümsenecek, dalga geçilecek ve hatta nefret edilecek bir grup olarak görülüyor… Jones, bir zamanlar ‘muhterem’ bir kitle olarak anılan işçi sınıfının, siyasetin etkisi ile şimdilerde nasıl ‘ayaktakımı’ olarak görülür hale geldiğini bir hatip edasıyla açıklamayı deniyor.”

-Times-


“Enfes ama öfkeli.”

-Polly Toynbee, Guardian-

“İsyanlar ve küresel İşgal Et Hareketi ışığında düşünülünce, Jones’un kutuplaşmış bir toplumu berrak bir şekilde analiz ettiği bu kitap, esra­rengiz bir öngörü gibi.”

-Matthew Higgs, Artforum-


“Tüm iyi polemiklerde olduğu gibi kalemi, öfkesinin ışığını yansıtıyor.”

-Economist-


“İkna edici bir tartışma yürüten Apaçiler, iyi habercilikle ve faydalı bil­giyle dolu… Jones, sınıfla ilgili yeniden canlanan tartışmaya önemli bir katkıda bulunuyor.”

-Lynsey Hanley, Guardian-

“Britanya’nın artık iyiden iyiye sınıfsız bir toplum olduğu fikrine karşı geliştirilen keskin, iyi muhakeme edilmiş ve bilgilendirici bir karşı ar­güman.”

-Sean O’Hagan, Observer-


“Yeni türeyen sınıf düşmanlığımızı ve bu düşmanlığın arkasında yatanı etkileyici bir şekilde ortaya çıkarıyor.”

-John Carey-


“Owen Jones bu önemli kitabında Britanya’da işçi sınıfına dönük kalıp­laşmış yargıları ve duyulan nefreti açıkça, hepimizi ürpertecek biçimde belgelendiriyor… İşçi sınıfının lekelenmesi, toplumsal adaletin ve ilerici değişimin önünde ciddi bir engeldir.”
Kate Pickett ve Richard Wilkinson

“Bir apaçi görseniz tanırsınız belki ama onun kim olduğunu asla bilemezsiniz. Zira bu kelime, günlük kullanımın oldukça dışında bir anlama sahiptir... Owen Jones, Apaçiler adlı çalışmasında bu kelimeyi tekrar sahneye, spotların önüne çıkarıyor.”

- Carole Cadwalladr, Observer -


“Harika bir kitap.”

-Suzanne Moore, Guardian-


“Britanya’da görece yeni ama oldukça yaygın olan, işçi sınıfını aşağılayan bir kategorileştirmeye dönük düşündürücü bir inceleme… Öğretici olduğu kadar rahatsız da edici.”

-Publishers Weekly-


“Bay Jones’un İngiliz sınıf sistemini berrak bir şekilde incelediği ki­tabı, şu acımasız soruyu yüzümüze çarpıyor: ‘İşçi sınıfına duyulan nefret toplumsal açıdan nasıl bu kadar kabul edilebilir bir hâl aldı?’ Jones’un bu soruya verdiği makul cevaplar, kıvrak bir zekânın, sol siyasetin ve öfkenin ortak ürünü.”

-Dwight Garner, New York Times-

₺31,92KDV Dahil
₺39,90 KDV Dahil

Ekonomik ve teknolojik ilerlemenin yan ürünlerinden biri de ihtiyaç fazlası, gereksiz, ıskartaya çıkarılmış, faydası olmadığı gibi sırtımıza yük olan insanlar. Sanayi Devrimi’nde yeni üretim yöntemlerinin bulunması bir yandan da geleneksel mesleklerin gerilemesine, atıkların çoğalmasına, sürekli büyüyen bir “atık insan” ve “insan atığı” sorununa yol açtı. Geçmişte “gelişmiş ülkeler”, “atık insan”larını ihraç edebildikleri uzak, ıssız topraklar bulabildiler. Günümüzde, küreselleşme ve teknolojideki hızlı ilerlemeyle birlikte atık insan ve insan atığı üretimi yeryüzünün bütün köşelerine yayılmış durumda. “Yerel” sorunlara “küresel” çözümler bulmak giderek imkânsızlaşırken, atık insanların göç yolları tersine dönüyor, kendi ülkelerinin atıkları olan sığınmacılar ve göçmenler, siyasetçilerin mahir elleriyle “güvenlik endişeleri”ne kılıf yapılıyor.

Iskarta Hayatlar bu dönüşümün günümüzün siyasetine ve kültürüne etkisini ele alan, “atık” kavramının düzen kuruculuğundaki, hayatımızdaki ve ilişkilerimizdeki yerini sorgulayan zihin açıcı bir anlatı.

₺14,25KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil

HAKAN YILMAZ

Hetero-Doğa(l)/Norm(al) Anlayışa Queer Ekoeleştirel Bir Bakış

FATMA AYKANAT

Antroposenik Amnezya:

Antroposen Çağı’nda İnsan Kaynaklı Çevresel Dönüşümler ve Değişen Doğa İmgesinin Kültürel Hafızamızda Bıraktığı Boşluklar

GÜLŞAH GÖÇMEN

Kentsel Ekoeleştiri: Doğa’dan Kentdoğa’ya Ekolojik Bir Yolculuk

KERİM CAN YAZGÜNOĞLU

İnsan Çağında Çevresel Estetik: Güzelin ve Çirkinin Ötesinde “Doğasonrası” Ekolojiler

NİLSEN GÖKÇEN

Hawthorne’un Zehirli Bahçesi, Bilim ve Ölüm

ZÜMRE GİZEM YILMAZ

Filozofların Dilinden Elementlerin Kadim Hikâyesi: Ekofobik Algı ve Element Ekoeleştirisi

NÜKHET BARLAS

Doğa Yıkımı Yüzünden Çıkmaza Giren Uygarlığımız için Umut Var mı?

EROL MALÇOK

Geçmişten Günümüze Ekolojik Kriz ve Çözüm Önerileri

MOHAMMAD BİDHENDİ

REZİDA NİGOMATULLİNA

MOHSEN SHİRAVAND

Çevresel Krizlerin Doğuşunda Francis Bacon’ın Rolü ve Bakış Açısı

MOLLY WALLECE

“Tuhaf Bir Ekoloji”: Doğasını Bozduğumuz Bir Doğanın Doğası

NECATİ ERBİL ERTÜRK

Bir Antroposen Eleştirisi İnsan Merkezlilikten “Teknik” Farkındalığa

ÇAĞRI ERYILMAZ

Antroposen Kavramının Toplumsal İnşası: Nesnel Bilim, Popüler Kültür ve Çevreci Politika

ASLI TOSUNER

Neoliberalizme Karşı Ekolojik Anlatıyı Kurgulamak

SEZGİN TOSKA

Ekokurgu Işığında Amerikan İstisnacılığının Paradoksu: Doğa

ASLI DALDAL

1995 Sonrası Türkiye Bağımsız Sineması’nda Yeni “Siyasallaşma” Biçimleri: Masumiyet,

Doğa, Kimlik

₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Türkiye ile o yıllardaki adıyla Federal Almanya Cumhuriyeti arasında imzalanan işgücü alımı antlaşmasından bu yana ellidört yıl geçti. O günden bugüne onbinlerce Türkiyeli, kadınıyla erkeğiyle yaşamlarını diyar ellerde sürdürdü. Ancak yarım yüzyılı aştıktan sonra bu vatandaşlarımız; bilim dünyamızda yıllardır “Bitmeyen Göç” konusundaki çalışmalarıyla öne çıkmış saygın bir isim olan Prof. Dr. Nermin Abadan-Unat’ın tanımıyla “konuk işçilikten ulus-ötesi yurttaşlığa” geçti. Bu alanda yerli ve yabancı bilim insanları, gazeteciler, yazarlar tarafından yapılmış onlarca araştırma ve kitabın yanısıra edebiyat, tiyatro, sinema gibi alanlarda verilen ürünler, bu büyük hikayenin tüm veçhelerini, değişen siyasi ve toplumsal boyutlarıyla yansıttı; yeni çalışmalarla yansıtmaya da devam ediyor. 
İşte Napoli L’Orientale Üniversitesi öğretim üyesi Lea Nocera, işgücü alımının başladığı yıllarda yayınlanmış bir gazete haberinden yola çıkarak, bu büyük serüvenin çok fazla bilinmeyen bir yanını ele aldığı kitabında, o yıllarda ilk kez çalışmaya giden kadın işçilerin “manikürlü elleri” etrafında şekillenen göçmen işçi dünyasını cinsiyet perspektifi açısından irdeliyor. Nocera’ya göre antlaşmanın ilk yıllarında, Alman fabrikalarında “elektrik bobini sarmak” için ülkesinden ayrılan kadın işçiler; büyük şehirlerden gelen ve iyi bir eğitim düzeyine sahip kişiler olup, o yıllarda Batı Almanya’da işçi olmayı kaçırılmayacak bir fırsat olarak görüyordu. 
Yazarın özellikle sözlü kaynakların kullanımına, Türk basını ile Alman kurumsal kaynaklara dayalı ayrıntılı bir araştırmayı temel alan bu kitabı, en başlarda gelen göçmen kadınların hikayelerini inceleyerek Türk kadınlarını zayıf, uysal ve çok geri kalmış bir ülkenin simgesi olarak gören basmakalıp düşüncenin Almanya ve Avrupa’da nasıl biçimlendiğini anlatmaya çalışıyor. Lea Nocera’nın toplumsal cinsiyet perspektifiyle ele aldığı bu çalışmasının sonuçları tahlil edildiğinde, çoğu zaman sadece erkekleri ilgilendirdiği düşünülen İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki kitlesel göçlerin bilinmeyen yönleri ile birlikte Avrupalı kimliğinin oluşumuyla, AB ile Türkiye arasındaki karmaşık ilişkinin daha kapsamlı bir tarihi için yeni olgular da ortaya çıkıyor. Lea Nocera’nın bu kitabı sadece Avrupa’da değil, dünyanın diğer anakaralarında da iletişim devrimi ve teknolojik gelişmeyle birlikte bitmeyecek olan göç süreci için çok zengin bir kaynaktır ve uyandırıcı yeni fikirler içermektedir. Kitap, bu yanıyla göçle ilgili çalışmalar yapmaya niyetlenen herkes için vazgeçilmez bir bilgi hazinesidir. Prof. Dr. Nermin Abadan UnatDr.
₺27,00KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil

Sosyal bilimlerde ve özellikle sosyoloji alanında bilgi üretim süreçlerinin küresel ölçekteki hegemonik yapısı, son on yıldır gittikçe genişleyen bir eleştiri yelpazesiyle karşılaşmaktadır. Küresel Güney’de
sosyal bilimlerin hızla yükselişiyle dünya sosyoloji çevrelerinde ilgiyle takip edilmeye başlanan Güney Sosyolojisi yaklaşımları, ‘Güney’den öğrenme’ süreçlerinin önünü açan bu yelpazenin en güncel parçalarındandır.

Ercüment Çelik bu çalışmada Güney Sosyolojisi yaklaşımlarını Türkiye sosyoloji camiasına tanıtmayı amaçlamakta ve bu yaklaşımlardaki temel tezleri Türkiye’de sosyoloji disiplininin gelişim dönemlerine
uygulayarak, Güney Sosyolojisi ve Türkiye Sosyolojisi arasında nasıl bir ilişki kurulabileceğini soruşturmaktadır. Türkiye’de sosyoloji disiplininin tarihsel ve güncel gelişiminin yeni ve özgün bir okumasını sunmayı hedef leyen bu
çalışma, aynı zamanda Türkiye’de sosyoloji eğitiminde Kuzey’de üretilen kuramlara bağımlılığı ve Güney’de üretilen bilgi ve kuramlara hiç denecek kadar az yer verildiğini ampirik araştırma bulgularıyla ortaya koymaktadır.
Ana hatlarıyla Güney Sosyolojisi bakış açısının Türkiye Sosyolojisi ve sosyal biliminin gelişimine ciddi bir katkı sunacağını öneren

Ercüment Çelik, bu düşüncesini Türkiye’de bu konu üzerine yazılan bu ilk kitap aracılığıyla tartışmaya
açmaktadır.

₺12,75KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil

Uluslararası ilişkiler disiplini ve tarihsel sosyoloji ilişkisinin tartışılmaya başlanması çok eski değildir. Tarihsel sosyolojinin en az iki yüz yıllık bir geçmişi olsa da uluslararası ilişkiler disiplininin tartışmaların arasına girişi 1990'lı yılların başına rastlar. Tarihsel sosyoloji tartışmaları, 2000'li yıllarda büyük bir hızla gelişmiş ve günümüzdeki uluslararası ilişkiler tartışmalarının ana eksenini oluşturmaya başlamıştır.

Peki tarihsel sosyoloji uluslararası ilişkiler açısından neden önemlidir? Tarihsel sosyolojinin önemi pozitivist bir gelenek içinde gelişmiş uluslararası ilişkiler disiplinine tarihsel ve toplumsal bir boyut kazandırmasıdır. Uluslararası sistem ontolojik bir veri değildir. Tarihseldir, belli koşullarda ortaya çıkmıştır ve değişebilir. Ancak, neorealizmin uluslararası sistemin değişemeyeceği, dinamiklerinin aynı olduğu, bugünkü uluslararası sistem ile 1648'deki Vestfalya sistemi arasında ontolojik bir farklılık bulunmadığı yönündeki görüşleri disiplinin temel varsayımları haline gelmiştir. İşte tarihsel sosyoloji yaklaşımları bu tarih dışı varsayımları eleştirerek uluslararası sistemi ve jeopolitik dinamikleri tarihsel ve toplumsal koşulların bir ürünü olarak değerlendiren yaklaşımları içermektedir.

Weberci ve Marksist tarihsel sosyolojiye odaklanan bu kitap, uluslararası ilişkiler ve tarihsel sosyoloji arasındaki ilişkiyi inceleyen önemli düşünürlerin görüşlerini bir araya getirmek amacıyla yazılmıştır. Günümüzde tarihsel sosyoloji çalışmalarının uluslararası ilişkiler disiplininde gün geçtikçe daha fazla önem kazanması, kitabın güncelliğini ve önemini artırmaktadır.

₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil

Bilgi burjuvazisi ile sanayi burjuvazisinin çıkar çelişkisi, aynı bedenin kullanım biçimiyle ilişkili ve uzlaşmazdır. Sanayi burjuvazisinin, bedenini tüketecek kadar ezdiği, "bir lokma, bir hırka" sefalete mahkûm ettiği proleterinin, kâr getiren mevcut çalışma ve yaşam biçimi; bilgi/akıl ürünlerinin kullanılması imkânını ortadan kaldıran ve bilgi burjuvazisinin gelişmesine set çeken maddi koşullar bütünü demektir. Yükselen güç bilgi burjuvazisi, sanayi burjuvazisinden, çalıştırdığı işçilere, bilgi ve teknoloji ürünleri satın alabilmesi için biraz daha fazla ücret, bu ürünlerin kullanımına ayırabileceği biraz daha zaman ve sağlıklı olabilmeleri için de biraz daha masraf, dolayısıyla kârının, kazancının bir bölümünü istemektedir.

Bu, sanayi burjuvazisinden, kapitalizmi istemekle aynı şeydir; bu, sanayi burjuvazisinden, iktidarı istemekle aynı şeydir ve bu, sanayi burjuvazisinden, canını istemekle aynı şeydir.

... Öldürecek kadar çalıştırmayın; yoksul kalabilirler ama telefonları ve bilgisayarları olsun, daha önemlisi sağlıklı olsunlar ve biraz da zamanları kalsın, bilgisayar ve telefonlarına ilgi gösterecek kadar...

₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Uzun yolculuklarda içinden geçilen, tepelere kurulmuş, upuzun, 
ipince, garip bir kenttir İzmit. Yolların, yolculukların kentidir. Bütün 
yolların Roma’ya çıktığı vakitler, Roma İmparatorluğu’nun doğudaki 
başkenti ve en önemli kentlerinden biri değil miydi zaten? İzmit bir 
geçiş coğrafyasının üzerinde kuruludur. İzmit gurbetin şehridir... 
İzmit’te İzmitliler bile gurbette gibi yaşar... Yolların üzerinde bir 
kapıdır İzmit... İstanbul’a açılan kapıdır, İstanbul’dan Anadolu’ya 
açılan kapıdır... En çok da geçim kapısıdır... 
Tuncay Bilecen 
Sanayi kenti veya sanayi yorgunu kent Göç ve göçmen kenti veya 
gurbet kenti İstanbul’un uzantısına dönüşmüş bir kent Deniz 
kıyısında ama denize sanki sırtını dönmüş Hem köklü, tarihî bir kent 
hem de sanki yeni yerleşim havasında Bir türlü bakarsanız yeşil, bir 
türlü bakarsanız gri 
Roma’ya uzanan tarihiyle, kültür-sanat (özellikle tiyatro) sahnesiyle, 
toplumsal hayatıyla, yerel basınıyla, tabii pişmaniyesiyle, üniversite 
ortamıyla, SEKA’nın unutulmayan mirasıyla, emek hareketiyle, 
depremin acı hatırasıyla, kent kimliği etrafındaki arayış ve 
tartışmalarla, bir de Değirmendere’siyle Bir İzmit şehrengizi. 
Yeşil-siyahın, Kocaelispor’un başarı, çöküş ve diriliş hikâyesi de eksik 
değil - kulüp başkanı Bahri Yavuz’la kapsamlı bir söyleşiyle beraber. 
Yayına hazırlayan Tuncay Bilecen’in ve İsmet Çiğit, Efnan Dervişoğlu, 
Esin Hamdi Dinçer, Nilay Etiler, Ayşegül Kanbak, Burcu Kümbül Güler, 
Işıl Kasapoğlu, Mustafa Küpçü, Tülün Liman, Kuvvet Lordoğlu, Hagop 
Minasyan, Ruhan Odabaş, Atilla Oral, Pınar Özkan, Arzu Özsoy Özmen, 
Murat Özveri, Doğa Başar Sarıipek, Feyza Turgay, F. Yavuz Ulugün, 
Kadir Yüksel’in yazıları, Muhammet Şengöz’ün çizgileriyle.
₺34,00KDV Dahil
₺42,50 KDV Dahil

Neoliberal saldırıların dünya çapında artmasıyla birlikte yeni direniş ve kolektif karşı koyma biçimleri de ortaya çıktı. Savaşların ve kemer sıkma politikalarının yarattığı umutsuzluk havasını dağıtan işgal ve müşterekleşme hareketleri ise gün geçtikçe çoğalıyor. Dolayısıyla bu yeni hareketlerle ortaya çıkan yeni mekân politikasının altyapısını oluşturacak tarihsel ve kavramsal dayanaklar üzerine düşünmek de kaçınılmaz hale geldi. Günümüzde katı sınırları olan, ayrıştırıcı ve ötekileştirici, çitlenmiş mekânsal anlayışların yerini eşik mekânlarının, gözenekliliğin ve geçişimliliğin aldığı kentsel müşterekleşmenin barındırdığı potansiyel giderek daha çok önem kazanıyor.  
 
Hem kent üzerine akademik araştırmalara imza atan hem de kentsel müşterekleşme hareketleri içinde aktivist olarak rol alan Stavros Stavrides, mekânı bir meta, çitlenmiş bir yer ya da devletin idaresindeki bir alan olarak değil, başka bir dünyaya ilişkin potansiyeller ve ipuçları barındıran müşterekler olarak ele alıyor. Stavrides, ülkemizde de Gezi isyanıyla yaşanan ve pek çok kişinin hayatında silinmez izler bırakan mekânsal müşterekleşme deneyimlerinin teorik zeminini kurmaya girişiyor ve niteliklerini koruyarak süreklileşecek müşterek mekânların varlık koşullarını sorguluyor.  

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

Çağımızın en önemli sosyal bilimcilerinden Zygmunt Bauman, 2017 yılında yazdığı bu son kitabında, yaşamı boyunca ilgilendiği pek çok konuyu bir arada tartışıyor: eşitsizlik, toplumsal değişim, teknik ve teknoloji, iletişim çağı ve sosyal medya, parçalanma, geçmiş ve gelecek, ütopya ve distopya… 

Dünyanın gidişatına dair kritik soruları, çağdaş toplumun koşullarını gerçekçi bir bakış açısıyla kabullenerek soran yazar, on yıllarca süren çalışmalarının getirdiği bilgelikle, kapitalizmin ve akışkan modernliğin bizi çelişkili bir şekilde vadesi dolmuş sanılan geçmişteki toplumsal formlara doğru çekip çekmediğinin cevabını Retrotopya’da arıyor. Sınırları giderek “geçirgen” hale gelen ulus-devletlerin işlevsizleşmesinin doğurduğu politik iktidarsızlığın, değişiminn sarsılmaz temposuyla birleşmesinin yarattığı “sosyal bozulma” ve “yaklaşmakta olan felaket” kaosundan çıkış yolu bulmaya çalışıyor ve geçmişle gelecek arasında sıkışmış olan dünyaya gözlerini kapatmadan önce, yaşadığımız çağın muhasebesini yapıyor. 

Bizi kötümser olmaya zorlayan bu koşullardan çıkış arayanlara bıraktığı entelektüel mirasına umudu katmayı ihmal etmeden...

(Tanıtım Büğlteninden)

₺12,00KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

Türkiye dünyanın en hızlı yaşlanan ülkelerinden birisidir. Yapılan son tahminlere göre, Fransa’nın 115 yılda ya da İsviçre’nin 85 yılda geçirdiği yaşlanma sürecini Türkiye 15-20 yıl içinde tamamlayacaktır. Karşı karşıya kaldığımız soru, Türkiye nüfusunun ne kadar genç olduğu sorusu değildir. Türkiye nasıl yaşlanmaktadır? Yüzyılın sonunda Türkiye’nin nüfus yapısı nasıl değişecektir? Değişen nüfus yapısı sosyal, ekonomik ve çevresel kalkınmayı nasıl etkileyecektir? Yaşlanma Türkiye için demografik bir hediye mi yoksa bir sorun mu olacaktır? Bu sorulara verilecek bulguyla donatılmış yanıtlar, Türkiye toplumunun gelecek yüzyıl içindeki siyasi ve ekonomik kaderini belirleyecektir.

Bu kitap, sizlerin yaşlanma ve yaşlılığa bakışınızı  değiştirecek, birbirinden farklı  yaşlanma deneyimlerine dair tartışmaları içeren 6 yazı  sunmaktadır. Bu çalışmalar, yaşlanmanın ve yaşlılığın ne denli çeşitli, renkli, değişken ve dinamik olduğunu gözler önüne sermektedir. Yaşlanma eşsiz bir serüven olabileceği gibi, bir eziyete de dönüşebilir. Yaşlıların güçlü̈ yanları olabileceği gibi, sorunlarla baş başa kaldıkları dönemler de yaşanabilir.

Bu kitapta, sadece hızla yaşlanan Türkiye’nin mevcut konumundaki çeşitliliği izlemeyeceksiniz. Aynı zamanda kendi yaşlanma sürecinize ilişkin gelecekte sizleri nelerin beklediğini de öğreneceksiniz.

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Bu eser insanların toplu halde bu dünyada nasıl yaşadıklarını ve nasıl yaşamak istediklerini belirlemesi için gereken düşünsel araçları yenileme girişiminin sonucu. Bauman akıcı bir dille bu araçların, özellikle de sosyoloji disiplininin geçmişten bugüne katettiği yolculuğu bize rahat bir dille ve derin bir entelektüel birikimle sunuyor. Her şeyin akış halinde olduğu modern çağda, bireylerin ve toplulukların önündeki tercihleri, sorunları, tehlikeleri ve belirsizlikleri tek tek masaya yatırıyor.

Bauman sosyolojinin yaşadığımız çağda tekrar büyük bir önem kazanacağını söylüyor bize. Yaşadığımız dünya insanların yarattığı ve yeniden yaratabileceği bir dünya. Dahası aynı dünya yaşanan onca çevresel, politik, toplumsal ve ekonomik felaket karşısında, insanların varlıklarını sürdürebilmek için farklılıklarıyla uzlaşmasının her zamankinden daha acil hale geldiği bir yer artık.

İşte Bauman okurlarına sosyolojinin insanları bu felaketlerden kaçınıp, yaşadıkları dünyayı nasıl daha iyi bir yere dönüştürebileceğinin ipuçlarını veriyor...

 

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Toplumsal muhafazakârlığın özgün vasıflarının ayırdına varmak, dolayısıyla, hangi nedensel süreçler içinde ve nasıl inşa edildiği sorularının yanıtlarına ulaşmayı amaçlayan eser, tüm modern emarelere rağmen muhafazakârlaşmanın niçin hüküm sürdüğünü anlamaya çalışıyor.

Sosyal bilimlerdeki müşterek açmaz, işe koşulan kavramların muhtevası hakkında pek az tartışma yürütülmesi. Bunun olağan sonucu olarak, ziyadesiyle aşınmış ve nihayetinde kendisiyle iş yapılamaz hale gelmiş olan kavramların mahal verdiği anlam-atıf kopukluğu, tartışmayı ilerletmeden evvel geriye dönük bir eleştirel müdahaleyi elzem kılar vaziyettedir. Bu çalışma, Türkiye’de münhasıran Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarıyla birlikte gittikçe alevlenen ve ekseriyetle sağcılık, dindarlık/dincilik, yobazlık, bağnazlık, gericilik, değişme karşıtlığı gibi karşılıklarla anılan muhafazakârlığa ilişkin tam olarak bu nevi bir müdahaleye girişmektedir.

₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal, eserleriyle Arkeoloji dünyasında “Hocaların hocası” olarak bilinen, dünyanın en saygın arkeologlarından biriydi. Türkiye’de klasik arkeolojinin kurucusu olan Akurgal, yaptığı kazılarla Ege’de Foça, Çandarlı, Erythrai ve İzmir antik kentlerini ortaya çıkardı. Alanın uzmanları için başvuru kaynağı olan araştırmaları ve eserleri birçok dile çevrildi.

60 yıllık birikimini özetlediği, Türkiye’nin Kültür Sorunları’nda Akurgal, kültür sorunlarımızı ele alarak daha iyi bir gelecek için yapılacakları sıralıyor ve Anadolu uygarlıklarının dünya tarihindeki önemini ortaya koyuyor.

₺19,50KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil

“Geri kalmış ya da arkaik toplumlarda, alınan hediyenin zorunlu olarak geri verilmesini sağlayan hukuk ve menfaat kuralı nedir? Hediye edilen şeyde, hediye alanın geri vermesini gerektirecek hangi güç vardır?”

 

Malenezya, Polinezya, Kuzeybatı Amerika ve eski Hint-Avrupa topluluklarından yola çıkan Mauss, potlaç gibi Kızılderili kökenli ya da kula gibi Okyanusya kökenli kavramları antropolojinin çok ötesine yayarak, giderek artan bir kitle tarafından tanınmasını sağlamış ve bu değiş tokuşların ahlak ve ekonomisinin bizim toplumumuzda hâlâ sağlam bir şekilde devam ettiğini göstermeye çalışmıştır.

 

“Armağan Üzerine Deneme, şüphesiz Mauss’un başyapıtı, onun en çok bilinen ve en derin izler bırakan eseridir.”

–Claude Lévi-Strauss

 

“Abidevi yapıt Armağan Üzerine Deneme’de iktisat, değişim, sözleşme, kurban, armağan ve karşı-armağan,  kısacası armağanı ortaya çıkaran ve onu ortadan kaldıran her şeyden söz ediliyor.”

–Jacque Derrida

 

“Sosyolog ve antropolog Marcel Mauss’un Armağan Üzerine Deneme kitabında bahsettiği sembolik değiş tokuştan yanayım.”

–Jean Baudrillard

₺21,75KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil
İnsanlar ne sıklıkta seks yapıyorlar? 
Reklam vermek işe yarıyor mu? 
Kimler vergi kaçırıyor? 
Geylerin sayısı belli mi? 
Hangi üniversiteye gittiğimin bir önemi var mı? 
Borsayı kandırabilir miyiz? 
Medya taraflı haber yapıyor mu? 
Çocuk büyütmek için en iyi yerler nereleri? 
İlk randevuda nelerden bahsetmeliyim ki ikincisi olsun? 
Veri bilimcisi Seth Stephens-Davidowitz, çığır açıcı çalışmasında, insanlara dair kalıplaşmış düşüncelerimizin ne ölçüde hatalı olduğunu ortaya koyuyor. Peki, bunun nedeni ne? Çünkü insanlar dostlarına, sevdiklerine, doktorlarına ve anketlere, hatta kendilerine bile yalan söyler. 
Bugün artık insanların söyledikleriyle yetinmek zorunda değiliz. İnternetin sağladığı yeni bilgi türü hakikati ortaya koyuyor. Google’da, sosyal medyada, flört sitelerinde, hatta porno içerikli sitelerde bıraktığımız her iz, hakkımızda bir şeyler söylüyor. Bu dijital altın madenini araştıran uzmanlar insanların gerçekte ne düşündüklerini, istediklerini ve yaptıklarını keşfediyorlar. 
Doğru soruları sorduğumuz takdirde, Büyük Veri’den insan doğasına ilişkin öğrenebileceklerimizin sınırı yok. Bu alanın öncüleri arasında yer alan Seth Stephens- Davidowitz’in sunduğu yeni veriler sizi zaman zaman kahkahaya boğarken, kimi yerde dumura uğratacak ya da rahatsız edecek. Bana Yalan Söylediler’de karşınıza çıkacak verilerin tamamı sizi hem insanlığa hem de dünyanın günümüzdeki haline dair düşündürecek.
₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

Bu kitabın konusu “eşya pedagojisi”: Eşya kullanmayı nasıl öğreniriz; örneğin bisiklete binmeyi? Eşya bizi belli bir beden duruşu almaya nasıl zorlar, örneğin kötü bir beden duruşunu neredeyse olanaksız kılan, eğimli oturma yerine sahip ergonomik bir sandalye? Eşya bizimle birlikte nasıl değişir, işlevsellikleri nasıl yeni boyutlar kazanır, örneğin internetin oluşum sürecinde? Büyüme sürecimizde eşya nasıl sıradanlaşır? Onları kullanma yoluyla beceri kazanarak, onlar hakkında bilgi edinerek insan eşya ile nasıl öğrenir? Eğitim amacıyla eşya yetkilendirilse ve sonrasında insan belirli davranışları ve aynı zamanda kendine bağlı yönelimleri eşyadan bekleyecek olsa ve bunun sonucunda kendini eğitse ne olur? Çocuklar –sosyalleşme anlamında– kendileri için çok doğal olan eşya dünyasına ne şekilde girerler? Ve eşya nasıl insanların şu söz konusu yaşamla ilgili yönelimlerini dönüştüren yönelim geliştirme süreçlerine dahil olmuştur?

Eşyanın eşya olma durumu, insanlarla doğrudan bağlantısı ve aynı zamanda işlevselliklerinin değiştirilebilir olması üzerine düşünmeden tüm bu sorular yanıtlanamaz.

Arnd-Michael Nohl, bu önemli kitabında, sıradan görünen ayrıntıların önemine değiniyor ve zihinleri açıyor.

₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

Sosyal hizmet, insanların iyilik halini artırma iddiasında olan bir meslektir. Bu kitabın da konusu olan çevreye dair sorunlarda sosyal hizmet uzmanları kısıtlı rollere sahip olsalar da, bu sorunlar insanların iyilik hallerini yerel ve evrensel düzeyde giderek daha fazla etkilemektedir.

Bu zorlu çalışma, çevre sorunlarına sosyal hizmet perspektifinden bakarak doğrudan bir yüzleşme gerçekleştirmeye çalışıyor. Lena Dominelli, iklim değişikliği, endüstriyel kazalar ya da insani silahlı çatışmalar gibi nedenlerle ortaya çıkan çevresel felaketlerin ardından alanda çalışan uygulamacıların büyük önem taşıyan seslerine kulak veriyor. Dominelli, "yeşil sosyal hizmet" kavramını keşfe çıkarken, bu kavramın, çevresel krizlerde yoksulluk ve yapısal eşitsizliklerin diğer biçimlerine dikkat çekmek, sınırlı doğal kaynakların daha eşit paylaşımını sağlamak ve yerel düzeylerdeki yoksul ve marjinalize edilmiş kesimlerin yaşam kalitesi bakımından olumsuz etkileri bulunan küresel sosyo-politik güçlerle mücadele etmek için oynadığı rolü anlamaya çalışıyor.

Bu sorunları çözme konusundaki kararlılık, sosyal hizmet uzmanlarının yoksul insanların yaşam kalitelerini geliştirmek için oluşturdukları ve dünyamız açısından olumsuz bir bedel oluşturmayan topluluk inisiyatifleriyle yakından bağlantılıdır.

Bu önemli kitap, çevre sorunlarına dair bir anlayış geliştirmek için sosyal hizmet, sosyal politika, sosyoloji ve insan coğrafyası alanlarına odaklanıyor. Çevre sorunlarının nasıl da sosyal hizmetin bütünleyici bir parçası olduğunu ortaya koyarken, 21. yüzyılın modern dünyasında toplumların sürekliliklerini sağlamak için çözmeleri gereken sosyal sorunlara dikkat çekiyor.

₺27,00KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil
Bugünlerde “saf bilim” iddialarıyla ciddi ciddi ilgilenen pek fazla biliminsanı kalmadı neyse ki. 
Herşeyin herşeyle ilişki içinde olduğu kozmozdan, herkesin herkesle ilişki içinde olduğu insan dünyasına varıncaya dek durum böyle. 
Başkasının sesine kulaklarını tıkayan sağır; gözlerini başkasına kapayansa kördür! 
Gökhan Yavuz Demir, sosyoloji ve antropolojinin yöntem ve verilerini başta edebiyat olmak üzre felsefe, linguistik, tarih, politika ve hukuk gibi temel bilimlerle karşılaştırarak ve birleştirerek “sosyolojik” ve “antropolojik” olanı, yani “insanı” ve eylemlerini anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyor Anlamak İçin Yaşamak’ta. 
Kültür, adalet, kimlik ve ötekilik, suçluluk ve aptallık gibi evrensel olduğu kadar artık günümüz Türkiye’sinde de güncel olan kavramları titizlikle ve cesaretle analiz ediyor.
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Yirminci yüzyılın en etkili düşünürlerinden biri olan Hannah Arendt, Pentagon Belgeleri’nin 1971’de ifşa edilmesinden kısa süre sonra yazdığı Siyasette Yalan adlı çalışmasında, tarih boyunca siyasette bir araç olarak kullanımı meşru görülen yalanların yirminci yüzyılda yepyeni bir çehreye bürünüp hangi mekanizmalarla hem siyaset sahnesini hem de olgusal gerçekliği egemenliği altına aldığını çözümlüyor. Demokrasinin karşı karşıya kaldığı bu hayati tehdidin bertaraf edilmesinde ise özgür basının ve özgürlükleri için baskılara boyun eğmeden mücadele eden insanların önemine vurgu yapıyor. 
Tamamlayıcılığı bakımından önemsediğimiz Caty Ca-ruth’un “Yalan ve Tarih” makalesi ise Arendt’in yazdıkları üzerinden yalanın doğası ve siyasi eylemle ilişkisi, yalanın kendi tarihini yazan kapsayıcı bir gerçekliğe dönüşme süreci üzerinde duruyor. Caruth, hem gerçeklik zeminini yitiren hem de bu yitirişi gözlemlemekten aciz hale gelen bir dünyada tarihe tanıklığın nasıl mümkün olabileceğini sorgulayarak, Arendt’in argümanlarının temeline ışık tutuyor.
₺10,50KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
Bu çalışma günümüz toplumlarının en önemli yönünü oluşturan tüketim olgusuna odaklanmaktadır. Küreselleşme süreciyle beraber sermayenin siyasetten ayrılması, tüketim odaklı yeni bir dünya düzeninin kurulmasını sağlamakla kalmamış, aynı zamanda bireyin varoluşsal kaygılarını ve kimlik temelli taleplerini tüketim aracılığıyla giderdiği yeni bir dönemin kapılarını da aralamıştır. Bu dönemin en ayırıcı özelliği, toplumların her geçen gün daha fazla tüketime yönelmeleridir. Zira günümüz tüketim merkezli yaşam biçimine hayat veren kapitalist sistem, sahte ihtiyaçlar yaratmak suretiyle aşırı savurganlığı ve tüketimciliği özendirmeye, tüketim ediminin kendisi toplumsal bir ayrıcalık ve prestij konusu yaparak onu adeta kutsallaştırmaya çalışmaktadır.
₺27,75KDV Dahil
₺37,00 KDV Dahil
“Tarihin sonuna gelmedik, ama yeni deneyim ve siyasal tartışma alanlarının oluştuğunu görüyoruz. Bunların aktörleri kendi tarihsellikleriyle değil, içinde yaşadıkları topluma nüfuz düzeyleriyle tanımlı. Kabul edelim, bu saptama bizi şaşırttı. Acımasız duruma dönen bir dünyada mı, yoksa tam tersine Big Brother’ın mutlak egemenliğine giren bir dünyada mı yaşıyoruz? Dünya tarihinin bugünkü evresini nitelemek için, özellikle de demokratik kurumların işlediği, denetlenmeyen ‘toplumsal iletişim ağlarının’ kurulduğu ve çokça ülkenin, iktidarın çoğunluğun elinde olmasını sağladıktan sonra azınlıkların haklarını güçlendirmeye çalıştığı batıda bunu yapmak için bir zamanların sözcüklerini kullanmakta duraksıyoruz.”
 
Klasik toplumbilimin en önemli figürlerinden Alain Touraine, Toplumların Sonu’nda Krizden Sonra ile başladığı ekonomik kriz olgusunun toplum üzerine etkilerini incelemeye devam ediyor. Ama bu defa Evrensel İnsan Hakları’nı temel alan yeni bir öznenin ve yeni bir toplumun gerekliliğini haykırarak…
₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
Şöhretler, içinde yaşadığımız kültürün başat unsurlarından biri haline gelmiş durumda. Kitlelerin ve kitlesel iletişim olanaklarının büyümeye başladığı 19. yüzyıl, “şöhret kültürü” olgusunun da başlangıç noktasını teşkil ediyor. Ne var ki, şöhret olgusunu açıklamak ve bugünün dünyasını kavrayabilmek için biraz daha geçmişe gitmek gerekmektedir. İşte bu kitap, şöhretlerin günümüz toplumsal hayatında kapladığı yeri açıklayabilmek için, birey, kitle, iktidar, sekülerleşme, kimlik, gösteri, yıldız, teşhir gibi kavramlar ışığında tarihte bir yolculuğa çıkarıyor bizleri. Bu güzergâhta, şöhret algısının antik çağlardan günümüze ne şekilde dönüştüğünü, etimolojik olarak hangi kavramlarla yolunun kesiştiğini ve kitle iletişim araçlarının dolayımıyla nasıl büyüyüp çoğaldığını irdeliyor. 

Sadece kahramanların ve saraylıların ünlü olduğu zamanlardan kitle kül-türünün geçici şöhretlerine uzanan çizgide, imgesi iletişim araçlarınca çoğaltılan ve yayılan bu kişilerin toplumdaki rolü ve işlevi nedir? Dünden bugüne sanat ve medya temsillerinin şöhretlerin yaratılmasındaki rolü nedir? Şöhret sahibi olmanın bu denli önemli hale gelmesinde hangi tarihsel süreçler etkili olmuştur? Bu temel sorulardan yola çıkan çalışma, teşhir edilen, hatırlanan şöhretlerin kimler olduğuna ve yaşadıkları dönemin ekonomik ve siyasal yapısını ne şekilde temsil ettiklerine bakıyor. 

Arenadan Ekrana Şöhret Kültürü ünlü olma arzusunun bir saplantı haline geldiği, başarı kriterlerinin “beğeni” ve “takipçi” sayısına göre belirlendiği, nicelik ve nitelik arasındaki dengenin ilkinin lehine bozulduğu çağdaş kültürü anlamak açısından okuyucuya önemli ipuçları sunuyor.
₺21,00KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

“Eşitsizlik genelde ilerlemenin bir sonucudur. Herkes aynı anda zengin olamaz ve temiz su, aşılar ya da kalp krizini önleyen yeni ilaçlar gibi en son çıkan hayat kurtarma önlemlerine herkes anında erişemez. Eşitsizlik aynı zamanda ilerlemeyi de etkiler. Bu etki olumlu olabilir, Hintli çocuklar eğitimle neler yapılabileceğini görüp okula giderler. Fakat kazananlar diğerlerinin kendilerini takip etmesini engellemeye çalışır, çıktıkları merdiveni çekip alırlarsa ilerlemenin etkisi olumsuz da olabilir.”

Büyük Firar, ilerleme ile eşitsizlik arasındaki sonsuz dansı, ilerlemenin nasıl eşitsizlik yarattığını, sağlık ve zenginliğin nasıl ele ele gittiğini ve özgürlüğe firarı, akademik disiplinlerin sınırlarına sıkışmadan anlatıyor. Deaton’a göre özgürlük, iyi bir yaşam sürmek ve hayatı yaşamaya değer kılmak demek. Özgür olmamaksa yoksulluk, yoksunluk ve kötü sağlıkla aynı anlama gelir. Ne yazık ki bunlar, dünya nüfusunun kabul etmek istemeyeceğimiz kadar büyük bir bölümünün yazgısı olmaya devam ediyor. Deaton bu çalışmasında “bu tür bir hapishaneden tekrar tekrar firar edenlerin, bu firarların nasıl ve neden olduğunun ve sonrasında neler yaşandığının hikâyesini” anlatıyor. Büyük Firar, “maddi ve fizyolojik ilerlemenin, daha zengin ve daha sağlıklı hale gelen insanların ve yoksulluktan firar etmenin hikâyesidir...”

₺28,50KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil

Soylulaştırma, eşitsizlik ve seçkinler şehri ile gelen yeni kentsel kriz

Genç, eğitimli ve zengin kitlenin son yıllarda şehirlere dönmeye başlamasıyla, banliyölere kaçış hareketi tersine döndü ve şehir merkezleri yine önem kazandı. Ama bu da bazı sıkıntıları beraberinde getirdi: Soylulaştırma, gelir eşitsizliği ve ayrımcılık gibi. “Kazanan hepsini alır” mantığının hâkim olduğu şehirler güçlendikçe diğerleri zayıflamaya devam ediyor.

2002’deki Yaratıcı Sınıf Adres Değiştiriyor adlı kitabıyla büyük ses getiren Richard Florida geçen 15 yıl içinde kentlerin yaşadığı beklenmedik savrulmaları değerlendiriyor. Hem kendi yazdıklarını eleştiriyor hem de daha iyi bir şehircilik ve daha iyi bir gelecek için yaşadığımız krizi aşmanın yollarını öneriyor.

₺21,75KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil
Sanayiyle, (şehrin futbol kulübüne de adını veren) Demir Çelik’le özdeşleşmiş bir yer, Karabük. Bir işçi şehri–muhafazakâr bir işçi şehri. Ali Karatay, son derece ayrıntılı, analitik değeri de yüksek incelemesinde, işte bunun, “sağcı, köylü ve muhafazakâr” bir işçi şehrinin hikâyesini anlatıyor. Karabük’ün mikro-evreninde, son yüz yıllık tarihimiz ve dönemlerin ruhu bir resmigeçit yapıyor… Karabük isminin etimolojisinden başlayan milliyetçi tarihyazımı… Askerî kaygılarla belirlenen sanayileşme kaderi… Bir “işletme” etrafında şekillenen bir şehir… 1980 öncesinin kanlı provokasyonları… İthal ikamecilikten neoliberalizme değişen iktisat politikalarının yine kader çizen ve bir ara “kapanma” tehdidine varan etkileri… Taşra siyasetinin seyri… Bir ayağının hep köylülükte kalması gözetilen bir işçi sınıfı ve hep “kontrol” altında tutulan bir işçi hareketinin serencamı… Mükemmel bir şehir hikâyesi…
₺36,00KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil

Ölüm... Kültürümüzde “aman ağzından yel alsın”dan “söz ölüm getirmez”e kadar farklı şekillerde andığımız bir olgu. Pek çok kültürde de aynı çelişkilerle ifade ediliyor.

Bu kitapta ölüm farklı zaman dilimlerinde, farklı mekânlarda, farklı kültürlerde ele alınıyor, zengin bir panorama sunuluyor, kavramın tarihin akışı içindeki gelişimi anlatılıyor. Mezopotamya ile Mısır’daki ölüm algısı, Antik Yunan ve Roma’nın filozoflarının ruh ve beden üzerine tartışmaları, Budizm, Hinduizm, Taoizm gibi inanç sistemlerinin ölüm, ölü bedene ne olacağı, bir Öte Dünya’nın var olup olmadığına dair fikirleri, İbrahimî geleneğin üç dininin bu meselelere nasıl yaklaştığı gibi konular değerlendiriliyor. Bunların yanında intihar, modern cenaze evleri, ötenazi gibi konular da işleniyor.

Ve tabii hiçbir zaman geçerliliğini yitirmeyecek olan şu kadim soru: Bu, bir son mu yoksa bir başlangıç mı?

 

₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
Kent, engin bir dünya, sırlı bir ayna... 
Kent aynasında yansıyan hayat ve insan hâlleri... 
Kent, insanın aynası... Bir gösterge, bir işaret... 
Çok katmanlı ve çok boyutlu bir dünya... 
Bir bakışta tanınması mümkün olmayan bir dünya... 
Mutlaka farklı bakışların yoğunlaşması gereken bir alan... Edebiyat, sanat, felsefe, sosyoloji, antropoloji, siyaset, tarih, psikoloji, din ve diğerleri. Hepsinin gözünde farklı bir kent, hepsinin kentten aldığı farklı bir duygu ve bilgi... 

Kent Sosyolojisi, kente, insan ve toplum gerçekliğinden bakmayı deniyor. 
Sadece sosyolojinin kelimelerine yaslanmıyor ama. Farklı disiplinlerin kelimelerini de önemsiyor ve öyle bakıyor kente. Gerçekte kentin ne olduğu, nereden nereye gittiği araştırılıyor. Aynı zamanda kentte yaşamanın önemi ve sonuçları üzerine odaklanıyor. 
Kent Sosyolojisi, kent imgesinden kentleşmeye, kentsel toplumdan kentsel dönüşüme, kente dâhil olan pek çok meseleyi irdeliyor. 
Kentin tükenmez bir kaynak olduğunu dile getiriyor.
₺30,00KDV Dahil
₺40,00 KDV Dahil
₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
₺8,62KDV Dahil
₺11,50 KDV Dahil
₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
₺36,75KDV Dahil
₺49,00 KDV Dahil
₺61,50KDV Dahil
₺82,00 KDV Dahil

Adorno, Marcuse, Foucault, Lacan, Derrida, Giddens, Bourdieu, Kristeva, Habermas, Butler, Žižek, Castels, Beck, Bauman, Chodorow, Agamben ve DeLanda gibi büyük etki yaratmış sosyal teorisyenlerin düşüncelerini Frankfurt Okulu’ndan küreselleşmeye, feminizmden ağ toplumuna, yapısalcılıktan postmodernizme, elektronik ekonomisinden iklim değişikliğinin sonuçlarına dek uzanan konu başlıkları altında çözümlerken, klasik sosyal teoriyi modern tartışmalarla ilintilendirmeyi de ihmal etmiyor.

Çağdaş sosyal teori bir yandan sosyal bilimler ile beşeri bilimlerin çözüm üreten, oldukça güçlü ve disiplinlerarası bir projesi, bir yandan da ideoloji, akıl, özgürlük, hakikat, öznellik, kültür ve siyasete ilişkin düşüncelerin derinlikli eleştirisidir. Bu iki açıdan da büyük bir yetkinlik sergileyen ve uluslararası akademik toplulukta büyük ilgi uyandıran bu eser dünyanın pek çok üniversitesinde ders kitabı olarak okutulmaktadır.

“Muhteşem! Elliott, çağdaş sosyal teorisyenlerin düşüncelerinin gündelik sosyal yaşamın o güzel karmaşıklığını anlamada nasıl yardımcı olabileceğini gösteriyor, sosyal teoriyi aydınlatıcı, anlamlı, yalın ve heyecan verici bir etkinlik haline getirerek. 
-Tom Inglis, Sosyoloji Profesörü, University College Dublin, İrlanda-

“Çağdaş sosyal teorinin olağanüstü derecede akıcı bir çözümlemesi. Dikkatli ve içgörülü bir yaklaşımla alandaki teorileri didik didik eden bu eser dünyanın her yerinde mutlaka okunmalı/okutulmalı.” John Urry, Sosyoloji Profesörü, Lancaster University, Birleşik Krallık 
Bilimsel Yöntemin İzinde, bilim felsefesi alanındaki temel okumalar ile örnek olay çalışmalarını kusursuz biçimde bir 
Bilimsel Yöntemin İzinde, bilim felsefesi alanındaki temel metinler ile örnekolay çalışmalarını bir araya getiriyor. Bu çalışma, bunu yapan ilk eser ve bence bilim felsefesi okuyacak öğrencileri alana ısındırmak açısından tam da bu türden bir yaklaşım gerekiyor.
– Mathias Frisch, Maryland Üniversitesi-

₺26,25KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
₺30,80KDV Dahil
₺38,50 KDV Dahil
₺21,20KDV Dahil
₺26,50 KDV Dahil
₺31,20KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil
₺34,40KDV Dahil
₺43,00 KDV Dahil
₺21,60KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil
₺26,40KDV Dahil
₺33,00 KDV Dahil
₺36,80KDV Dahil
₺46,00 KDV Dahil
₺25,87KDV Dahil
₺34,50 KDV Dahil
₺27,00KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil
₺14,25KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
₺26,25KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
₺12,00KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil
₺13,50KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
₺21,00KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
₺3.300,00KDV Dahil
₺4.400,00 KDV Dahil
₺36,00KDV Dahil
₺48,00 KDV Dahil
₺42,00KDV Dahil
₺52,00 KDV Dahil
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil