KAYI serisi ile 7’den 70’e herkese ulaşan Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, OSMANLI GERÇEKLERİ dizisinin ikinci kitabıyla da, Osmanlı’nın kuruluşundan yıkılışına kadarki tartışmalı konuları akıcı üslubu, soru cevap usulü ve temel kaynak referansları ile açıklamaya devam ediyor…

• Osmanlı padişahları Yavuz Sultan Selim’den evvel halife unvanını kullandılar mı?

• Yavuz Sultan Selim mukaddes emanetleri zorla mı alıkoydu?

• Yavuz, seferlerinde neden hep doğuyu seçti?

• Safevi Devleti’nin hükümdarı Şah İsmail Türk müdür?

• Osmanlı fetihlerindeki başarı sırları nelerdir?

• Osmanlı’nın yeni fethettiği yerlerde uygulamış olduğu istimalet politikası ne demektir?

• Osmanlılar 200 bin kişilik orduların ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorlardı?

• Osmanlı Devleti’nin resmî dili ne idi?

* Osmanlılar Türkleri kötülediler veya ötelediler mi?

• Yeniçeriler ile ilgili ilginç detaylar…

• Tarihin tartışmalı isimlerinden biri: Şeyh Bedreddin saltanat hırsının kurbanı mı oldu?

• Osmanlı sarayında bulunan köle ve cariyelerin akıbetleri ne oldu?

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, OSMANLI GERÇEKLERİ II’de okurlarının zihnine takılan daha pek çok ilgi çekici meseleyi aydınlatıyor…

Onu okudukça tarihi daha çok seveceksiniz!

₺22,00KDV Dahil
₺27,50 KDV Dahil
Komünistler tarihlerinden utanmak zorunda mı? 
1990’ların başında Sovyetler Birliği yıkıldığında, çoğu komünist için geride kalan “reel sosyalizm” tarihi, utanç duyulması gereken bir geçmiş olarak görüldü. 
Yazara göre, zulme uğrayan etnik veya dinsel grupların tarihinde daima böyle bir olguyla karşılaşırız. Kurbanlar, zulüm gördükleri sürecin belli bir anında zalimlerin görüşlerini benimseme eğilimi gösterirler ve bu nedenle kendilerini hor görmeye, kendilerinden nefret etmeye başlarlar. 
Kendinden nefret, SSCB’nin yıkılışından bu yana, komünist hareketin savaşmak zorunda kaldığı sorunların başında yer alıyor. Kendi geçmişlerini yücelten galiplerin şişkin egoları, karşılığını mağlupların çilesinde buluyor. 
Domenico Losurdo, kendinden nefret etme salgınına karşı verilen mücadelenin, Ekim Devrimi’yle başlayan büyük ve muhteşem dönemin eleştirel bilançosunun çıkarılmasıyla birleştirilmesi gerektiğini savunuyor. Bu eleştirel bilanço, ne kadar radikal ve önyargısız çıkarılırsa o kadar etkili olacaktır. Buna karşılık kendinden nefret etme, kendi tarihiyle yüzleşmekten ve bu tarihin içinden parıldayan ideolojik ve kültürel savaşımın gerçekliğinden korkakça kaçmak demektir. Eğer özeleştiri, komünist kimliğin yeniden kazanılmasının ön koşuluysa, kendinden nefret etmek de teslim olmakla ve bağımsız komünist kimliğin inkârıyla eşanlamlıdır. 
Losurdo, bu anlayıştan hareketle SSCB ve Çin deneyimlerini eleştirel bir incelemeye tabi tutuyor. Güçlü yönlerini ve zaaflarını birlikte değerlendirerek, bizi tarihten kaçmamaya çağırıyor. Zorlu koşullar altında girişilen bu gözü pek deneyimlerin olumlu mirasına sahip çıkıp selamlarken, aynı zamanda geleceğin sosyalizmi için hangi bakımlardan aşılmaları gerektiğini de ortaya koyuyor.
₺16,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
₺100,00KDV Dahil
₺125,00 KDV Dahil
Türk Hava Kuvvetleri’nin bugünkü başarılı yeri, Kurtuluş Savaşı’ndaki bir avuç kararlı havacının çabalarının üzerinde gelişti. İşte Orgeneral Muzaffer Ergüder o çabaların üzerine, 1924 ve 1927 yıllarında yaptığı inceleme gezisi raporlarını ve 1926 yılında hazırladığı Hava Kuvveti Rehberi’ni ekleyerek, bu sınıfa eğitim ve uygulamada bilimsel ölçütler getirmiş; böylece Hava Kuvvetleri hızla çağdaş ülkeler seviyesine çıkmaya başlamıştır...
₺36,00KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil

Abdülhamid Han, saltanatı müddetince, milyonlarca kilometrekare toprağa sahip bir ülkede, eğitim, kültür, sanat, mimari, askeri teşkilat, sağlık, iktisat, bilim ve teknoloji sahalarında yaptığı yenilik ve hizmetlerle devlet ve millete şeref ve itibar kazandırmıştır. O devirde yapılan atılımların birçoğu hâlâ bilinmemektedir. Daha da garibi, o devrin teknolojisiyle hazırlanan projelerin pek çoğu günümüzde bile henüz gerçekleştirilememiştir.

Pazarlık Yok, Uzakları Görebilen Hükümdar Sultan İkinci Abdülhamid 2, Suikastin Perde Arkası ve Son Yıldız Düşerken adlı kitaplardan meydana gelen bu set ile sizi Sultan’ı daha yakından tanımaya davet ediyoruz.

₺49,60KDV Dahil
₺62,00 KDV Dahil
Ali Rıza Efendi ve Zübeyde Hanım’ın oğlu, Latife Hanım’ın eşi, bize bu güzel vatanı bırakan Mustafa Kemal ATATÜRK, gözden kaçmış iç dünyası, mücadelesi ve özel hayatıyla...
 
Muhterem Valideciğim
Gerçekte vatan ve milletimizi kurtarabilmek için, askerliği bırakıp serbest olarak milletin başına geçmek ve milleti tek vücut bir hale getirmekle doğacak kudret ve ulusal gücü kullanmaktan başka çare yoktu. Ben de öyle yaptım. Elhamdülillah başarılı oluyorum. Pek yakında elle tutulur sonucu bütün dünya görecektir.
(...)
 
Ben, birkaç güne kadar bir kongre için Sivas’a gideceğim. Tekrar Erzurum’a döneceğim. Tekrar ediyorum: Her işittiğinize önem vermeyiniz. Pekâlâ bilirsiniz ki ben, yaptığımı bilirim. Netice görmeseydim başlamazdım.
Bu mektubumu getirecek olan (...) size benim hakkımda istediğiniz kadar bilgi verecektir. Kendisiyle bana bazı elbiselerimi gönderiniz. 
Ağustos 1919, Erzurum
 
Latife Hanım ve Halide Edib kitaplarının yazarı İpek Çalışlar’ın, roman akıcılığında kaleme aldığı bu kitap; titiz, derinlikli bir araştırmaya, Mustafa Kemal’in hayatının geçtiği yerlere yapılan yolculuklara, tanıklıklara ve belgelere dayanıyor. Anlatıya eşlik eden fotoğraflar ve zengin kaynakçasıyla Mustafa Kemal Atatürk benzersiz bir biyografi.
₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil

Günümüzde Akdeniz’den Yakındoğu’ya, antikçağla ilgili bilgilerin mekânsal ve kronolojik ufku olağanüstü şekilde genişlemiştir; dahası, belli uygarlıklarla sınırlı oldukları sanılan olguların, belirsizliğe yer vermeyecek bir şekilde birbiriyle daha bağlantılı olduğu anlaşılmaya başlanmıştır.

Dolayısıyla Yakındoğu’nun tarihini antikçağın diğer “tarih”leriyle bütünleştirmenin başlıca yollarından biri, kültürel ufkun kapsamını antropolojik olarak, kültürler arası ilişkiler anlamında genişletmektir; ancak bunu yapmanın başka bir yolu daha vardır, o da bölgesel özellikleri yapısal ve paradigmatik açıdan incelemektir. Elinizdeki kitabın amacı tam da budur.

₺56,25KDV Dahil
₺75,00 KDV Dahil
Procopius, Savaşlar Üzerine adlı eseri Doğu Roma İmparatoru I. Justinianus dönemine ilişkin başlıca kaynak olarak kabul edilen önemli bir tarihçidir. General Belisarius ile birlikte Doğu Roma ordusunun seferlerine katılmış, gözlemlerini kaydedip sekiz ciltlik bir kitap haline getirerek İmparatora sunmuştur. Bizans’ın Gizli Tarihi ise Procopius’un bu eserinde yer vermeye cesaret edemediği İmparator Justinianus, İmparatoriçe Theodora ve Belisarius ile karısı Antonina hakkındaki gerçek duygu ve düşüncelerini, skandal niteliğindeki olayların anlatımını içerir. Tarihçinin, bu eseri ölümünden sonra yayımlanmak üzere kaleme aldığı anlaşılmaktadır.
₺9,38KDV Dahil
₺12,50 KDV Dahil

İsa Mesih’ten sonra hakkında en çok yayın yapılan kişi Adolf Hitler’le ilgili “yeni” ve “bilinmeyen” ne kalmıştır? Yeni ve bilinmeyen pek çok olay tarihin sis perdesi ardında gün ışığına çıkarılmayı bekliyor çünkü birçok belge uzun yıllardır kamuoyundan gizleniyor. Özellikle 1991 yılından sonra açıklanmaya başlanan belgelerin çoğu, tarihçiler tarafından yıllardır kesin “doğru” kabul edilen birçok bilgi ve yorumun geçersiz olduğunu ortaya çıkardı.

Aytunç Altındal, BİLİNMEYEN HİTLER’deki “yeni” belgeler, bulgular ve bilgilerle iktidara geldiği 1933 yılına kadar Hitler’in hayatından kesitler sunuyor. “Hitler’in bir iş kazası” olmadığını, Nazilere yolunu açan esrarengiz bir Okült örgütle ilişkilerini, bu örgütün kurucu ve yöneticisinin hiç değinilmemiş yönlerini gün ışığına çıkarıyor. “Thule Gessellschaft” adıyla bilinen bu gizli örgütün kurucusu Baron Rudolf von Sebottendorff, çift taraflı bir casus ve aynı zamanda Bektaşi ve Mason’du.

Tarihçilerden kendisini on yıllarca gizlemeyi başaran Hitler’in “yol göstericisi” ve “rakibi” olan Sebottendorff Türk vatandaşıydı ve Hitler’i iktidara getiren esrarengiz örgütü ilk kez İstanbul’da kurmuştu. Hitler’in hiç bilinmeyen bu yönünü Alman ve İsrailli araştırmacılar da ilk kez bu kitaptaki belgelerden öğrenmişlerdir.

₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
İkinci Dünya Savaşı´nın1945´de bitmesi ve Türkiye´nin de aralarında bulunduğu 50 ülkenin savaş sonrası duruma çözüm bulmak amacıyla Birleşmiş Milletler Örgütü´nü kurmasıyla tüm devletler savaş yaralarını sarmaya ve rahat bir nefes almaya başlamıştı. Ancak, 1947´de başlayan Soğuk Savaş dönemiyle birlikte dünyanın batı ve doğu olmak üzere iki kutuplu bir duruma evrilmesi Türkiye´nin de bir tercihte bulunmasını gerektirmiştir. Türkiye´nin tercihi Batılı ülkelerin bir araya gelerek oluşturduğu NATO´ya katılmaktı.

Kore Savaşı´nın başladığı günlerde, henüz iktidara gelen Demokrat Parti Hükümti´nin gündemine Kore´ye asker ögnderme konusu gelmiştir. Büyük bir oy desteğiyle iktidara gelen DP Hükümeti, Türkiye´ye NATO üyeliğinin yolunu açacak ABD´nin BM´ye aldırdığı Güney Kore´ye askeri yardım kararına, hiç tereddütsüz olarak uymuş ve Kore´ye asker gönderme kararı almıştır.
Binlerce şehit vererek Kurtuluş Savaşını yapmış, neredeyse her evden bir şehit vermiş olan halk, askerlik yaşı gelmiş çocuğunu belki de ilk kez evinden ayırarak vatanından çok uzakta, Uzakdoğu´da başlayan ve Türkiye´ye NATO´ya girmekten başka hiçbir yararı olmayacak bir savaşa göndermiştir.
Türk askerinin Kore´deki başarısı tarihte yerini almış olsa da, savaşan tarafların savaşın başladığı noktaya dönmesiyle Kore Savaşı´nın bu anlamda kazananı ve kaybedeni olmamıştı. Ancak gerçekte kaybedenler vardı ki, onlar savaşta ya yaşamlarını kaybettiler ya da savaş sonrasında uzun süre savaşın etkisinde kalarak sarsıntı yaşadılar.
Kitapta Kore Savaşı, ilk kafileyle Kore Savaşı´na katılan Gazi Mehmet Güney´in anılarından alıntılarla; Trükiye´nin NATO´ya üyelik süreci de TBMMtutanaklarından alıntılarla anlatıldı.
₺13,50KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

“Dünyanın Moğol Çağı”Na Dair Birinci Elden Yazılmış Bir Kaynak…

Tarihin en kudretli ordusuna sahip Moğollar, yalnız Doğu dünyasını değil Batı dünyasını da her adımlarıyla sarsmışlardır. Özellikle Moğol ordularının Macaristan’ı geçip, Adriyatik kıyılarına kadar dayanması, başta Papa olmak üzere Batı dünyası bu sel gibi büyüyen istila karşısında dehşete düşmüştür. Papa Innocentius (1243-1254) derhal Moğollara elçiler yollayıp bu elçilerin barış teşebbüsünde bulunmalarını emretmiştir.

13. yüzyılın ünlü seyyahı Plano Carpini büyük bir cesaret örneği gösterip Moğol imparatorluk sarayındaki hükümdarın ayağına kadar gitmiş, Moğol topraklarında aylarca kalmış, onları etraflıca tanımış ve tekrar Papa’nın huzuruna sağ olarak dönebilmiş bir keşiştir. Carpini, elçilik görevi sonrasında yazdığı seyahatnameyle sadece Moğol topraklarında gördüklerini anlatmamıştır. Moğolların örf ve âdetlerini, yaşantılarını, inançlarını, ibadetlerini, geleneklerini, tarihlerini, savaş usullerini ve diğer uluslarla olan ilişkilerini kayda geçirmiştir. Moğol tehlikesine karşı Batılıların nasıl tedbirler alması gerektiği konusundaki somut önerileriyle de seyahatnamesini bir aşama öteye götürmüştür.

Prof. Dr. Ergin Ayan’ın tercümesi ve notlarıyla yayıma hazırlanan bu çalışmada, coğrafyasıyla ve iklimiyle Moğol yurdu, kılık kıyafetlerinden mülkiyet düşüncelerine Moğol halkı, Ritus adı verilen Moğol dinî törenleri, yasalarından yiyeceklerine Moğol yaşayışı, kuruluşundan hükümdarlarına, harp sanatlarından ordularına Moğol İmparatorluğu, zapt ettikleri ülkelerden püskürtülüşlerine dek tarihi delip geçen “Dünyanın Moğol Çağı” ortaya konuyor.

Moğol Seyahatnamesi: 13. Yüzyılda Avrupa’dan Orta Asya’ya Yolculuk (1245-1247) adlı eser, dünya tarihi boyunca insanlığın ortak hafızasından ve bilinçaltından hiç çıkmayacak Moğolların en önemli zamanlarına dair birinci elden yazılmış bir kaynak özelliği taşımaktadır.

₺13,13KDV Dahil
₺17,50 KDV Dahil

Tarih şaşırtıcı olaylar, güçlü liderler, entrikalar ve ilginç keşiflerle dolu binlerce yıllık bir maceradır. Buna rağmen tarih kitapları çoğunlukla tekdüze, sıkıcı ve eğlenceli olmaktan alabildiğine uzaktır. Dünya Tarihi 101 ise bütün bu sıkıcı detayları bir kenara bırakıyor ve sizi uygarlık tarihine doğru büyüleyici bir yolculuğa çıkarıyor.

Jül Sezar’dan Cengiz Han’a, Soğuk Savaş’tan küreselleşmeye, köleliğin başlangıcından akıl almaz büyüklükte imparatorluklara; diktatörlerin, dinlerin ve savaşların modern medeniyetlere etkisine dair merak ettiğiniz her şey Dünya Tarihi 101’de!

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Mustafa Armağan tarihte ender rastlanan tarihî kavşakta kaleme aldığı Osmanlı’nın Kayıp Atlası’nda kaybettiğimiz büyük haritayı elimizdeki parçalarından yola çıkarak tasvir çabasında. Kuruluş, yükselme, duraklama, gerileme ve çöküş... Üç kıtaya yayılmış, onlarca kültür, din, dil ve millete sahip halkları 6 asır huzur içinde yaşatmış bir cihan devletinin kitaplarımızda içine sıkıştırıldığı kalıp bu. Bu kalıptan çıksa çıksa karikatür çıkabilirdi, nitekim çıkan o olmuştur. Peki neden yapılmıştır bu beyin ameliyatı? Bir daha bu topraklarda “Osmanlı” benzeri bir oluşumun ortaya çıkması istenmemişti de ondan. Bu tehlikeli ‘millet’in, ecdadının bir zamanlar neler yaptığını öğrenirse sıkıştırıldığı kalıpları kırmak gibi bir alışkanlığı olur, bu da kurulmak istenen düzenin altına bomba koymak anlamına gelirdi. Onun içindir ki, Osmanlı bu ülkede yıllar yılı kötülendi, aşağılandı, küçük görüldü, artıları bile eksiye dönüştürüldü. Lakin Türkiye asırlık kalıpları birer birer kırarken, tarihinin buna eşlik etmemesi düşünülemezdi. Böylece hem ülke olarak çıktığımız noktada Osmanlı güneşini daha eksiksiz görebilecek bir donanıma kavuşuyoruz, hem de tarih, kafamızdaki kalıpları yıkarak bizi özgürleştiriyor.
₺21,00KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

İki kıtayı birleştirmek, üç imparatorluğun ağırlığını omuzlarında taşımak şimdiye kadar tek bir şehre kısmet oldu. İstanbul ve Boğaziçi Antik dönemden bugüne çevresindeki tüm siyasi yapıların gözdesi, birçok medeniyetin uğrağı oldu. Bundan 2500 yıl önce Perslerin sandalları birbirine bağlayarak “İlk Boğaz Köprüsü”nü yaptıkları yer de burasıydı, Latinlerin Bizans’tan devraldığı yer de burası, Fatih’in o görkemli fethine sahne olanda da, 1624’ün bir Temmuz sabahında ansızın Tarabya kıyılarına çıkan Kazak akınıyla şaşkınlığa düşen de…

Kendisi de bir Boğaz çocuğu olan sanat tarihçi Dr. Sedat Bornovalı, dünyada bir örneği daha olmayan Boğaziçi’nin her iki yakasına sıralanmış tarihî ve kültürel mirası tadına doyulmaz bir incelikle ve zengin görseller eşliğinde anlatıyor. Rotasını Evliya Çelebi’nin o meşhur rüyasında “Seyahat ya Resulallah” dediği Ahi Çelebi Camii’nin önündeki Yemiş İskelesi’nden başlatıyor; her iki yakadaki tarihî yapıları, yalıları, görkemli camileri, çağdaş mimarlık arayışlarını, hatta hikâyesi olan apartmanları sırayla anlatarak Kavaklar’a kadar uzanıyor; Bebek’ten, Galata’dan, Kanlıca’dan, Beykoz’dan, Kandilli semaları ve Aşiyan yollarından ses verip Kız Kulesi’nde sonlanan mavi bir tarih yolculuğuna çıkarıyor.

₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Tesadüf 1905’te II. Abdülhamid’e Yıldız Camii çıkışında düzenlenen suikast girişimini konu alıyor. Tarihsel bir olay çevresinde yürütülen tahkikatla hem suikast girişimi aydınlatılıyor, hem olaya çeşitli vesilelerle dahil olan insanların geçmişleri, özlemleri, hayalleri, pişmanlıkları ve aşkları gün yüzüne çıkarılıyor. Padişah Abdülhamid, saray entrikaları, jurnaller, İttihat ve Terakki, Ermeni Örgütü ve irili ufaklı aktörlerin dahil edildiği kurgu İstanbul’un kadim semtlerinde bir gezintiye çıkarıyor. Bir kadına âşık üç erkeğin hikâyesi ölüm, imkânsızlık ve trajediyle harmanlanıyor.

“Neden? Kimdi bu kadar cana kastedecek kadar öfkeli olan?” diye sordu Asaf Bey. Aslında bildiği, ama bir türlü akıl erdiremediği sorularına cevap arıyordu.

“Bazen ‘neden’ değil de ‘nasıl’ diye sormalı insan. Gerçek cevaplar bu soruda gizlidir” dedi Cemal Bey. Bir cevap değildi, ama nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini anlatıyordu cümlesi.

“Bunun neden yapıldığının bir önemi yok mu sizin için? Bence asıl sorun bu.” Gerçeği hâlâ neden sorusunda arıyordu Asaf Bey.

“Kahrolası soruyu sormaktan vazgeç artık. Nedeni gün gibi ortada işte!” Sesi yükselmişti Cemal Bey’in. Konuşmanın çok farklı yerlere gideceği belliydi. Asaf Bey de korkmuştu bundan. Hâlâ haklı olduğuna inanmasına rağmen artık “neden” diye sormuyordu.

“Ama yine de bu tesadüfler…” dedi Asaf Bey, cümlesi boşlukta asılı kaldı. Çocuksu ısrarı ve inadından bir türlü vazgeçemiyordu.

“Belki de hiçbiri tesadüf değildir.” Son sözü biraz asabi söylemişti Cemal Bey. İyot kokusunu, martıları ve Asaf Bey’i sahilde bırakarak hurdalığa doğru hızlı adımlarla ilerledi.

₺13,50KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
Yatağanoğlu Alimcan, Türklerin İslamlaşma Serüveni’nde, Türklerin Şamanizm’den İslam’a geçiş dönemini ve bu dönemin günümüzdeki yansımalarını inceliyor. Kanla yazılan bu dönemi İslam öncesi Türklerin Gök Tanrı dini Şamanizm’den başlayarak tarihsel süreç eşliğinde anlatıyor. 
Bu süreçte yazar, Hz. Muhammed ve İslamiyet’in kadınlara bakışı, İslam dinindeki kadın-erkek eşitsizliği, İslam dininin Arap işgalciler tarafından Türklere zorla kabul ettirilmesi, İslam’a karşı Türk isyanları, Türklerin İslamlaştırılması sürecinde Alevilik ve Atatürk’ün dine bakışı gibi önemli satırbaşlarının altını çiziyor. 
İslam a göre kötülük ve fitne kaynağı olarak görülen kadının Türklerdeki eşit ve saygın konumunu irdeleyen yazar, İslamlaşma ile birlikte başlayan bağnazlığı hadis ve sureleri baz alarak eleştiriyor. 
Ayrıca Şamanizm ile Alevilik arasındaki yapısal ve tarihsel ilişkilere de yer veriyor. 
Yazar kitabında Fethullah Gülen in yarattığı illegal imparatorlukla holding ve medya yapılanmasını da mercek altına alıyor. 
Babası, Alevi dergâhında 60 yıl “Gözcü Babalık” yapmış ve kendisi de Alevi Ocağında yetişmiş olan yazar, “aklın” ve “bilimin” egemen olacağı bir dünyaya kavuşmayı amaçlamıştır. 
Böyle bir dünyaya kavuşmak dileğiyle... 
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Aytunç Altındal bu kez, çeşitli dergilerde yayımlanmış ve kitaplarına girmemiş yazılarıyla geçmişten günümüze sesleniyor. Yıllar öncesinde gördüğü ve bugün hâlâ geçerliliğini koruyan bir gerçeklikle yazdığı yazılarda yine cesurca doğruları anlatmanın sorumluluğunu taşıyor.
₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

120 kahraman, 40 yıllık söz...

Ölüm kalım savaşına hazırlanan bir millet... Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde, Sivas Kongresi’yle güçlenen milli irade işgallere direniyor. Darende’nin ileri gelenlerinden Mehmet Ağa önemli bir kararın eşiğinde: Düşmanın kapıya kadar gelmesini engellemek için kendi canını, oğlunun canını ve tüm malını mülkünü feda edebilir mi? Mehmet Ağa’nın öncülüğünde Maraş'ta Fransızlarla çarpışan 120 kahraman… Tam 40 yıllık, benzeri görülmemiş bir söz, ahde vefa…İftiraya uğrayıp İstiklal Mahkemesi'nde idamla yargılanan, daha sonra teklif edilen İstiklal Madalyası’nı “Yaptıklarım vatan içindi” diyerek reddeden bir büyük adamın, Yeniceli Mehmet Ağa’nın nefes kesen gerçek yaşamöyküsü…

₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil

Ya Âdil!

Bana "Kızıl Sultan" adını takan ve devrilmem için ellerinden geleni yapan Ermenileri, şimdi beni devirenlere parçalatıyorsun! Bu cellatları da, kim bilir, kimlere parçalatacaksın?.. Fakat yâ Rahman!.. Adaletinle tecelli edersen hepimiz kül oluruz! Bize acı! Resûlünün, Sevgilinin, Kainatın Efendisinin nurunu kaydeder gibi olduğu için bu hale gelen millete, rahmetinle, fazlınla, lütfunla tecelli et!

Yâ Kâdir!

Kundaktaki yavruyu gagasına almış, kaçıran leş kuşunu düşürüp çocuğu kurtarmak ancak senin kudretine sığabilir. Leş kuşlarının gagasında kundak çocuğuna dönen milletimi kurtar Allahım!

Ya Ma'bud !..

Ömrümde tek vakit farz namazı kaçırdığımı hatırlamıyorum! Ama tek vakit namazım olduğunu iddiaya da nefsimde kuvvet bulamıyorum!.. Huzurunda eğileceğime kaskatı kalıyorum ve duada ruh teslim edeceğime yatağımda kıvranıyorum! Sana kulluk gösteremeyen bu kulunu affet Allahım!Eğer, yılları tesbih dizisince süren hükümdarlığımda Seni bir kere anabildim, Resûlüne bir an bağlanabildimse, duamı, o bir kere ve bir an yüzü suyu hürmetine kabul et!

Yâ Sübhan!

Şu titrek elleri, Kıyamet gününde sana "Ümmetim, ümmetim!" diye yalvaracak olan Habibinin eteğinde, şimdi "Milletim, milletim!"diye dilenen bu ihtiyarın duasını geri çevirme! Milletimi evvelâ "Ba'sü ba'de'l-mevtsiz" bir ölümle yok etmeye götüren sahte kurtarıcılar ve sahte kurtuluşlardan kurtar; ve ona bir gün gelecek kurtarıcıları, gerçek kurtuluşu nasib eyle!.. Benim artık bu dünya gözüyle görebileceğim hiçbir saadet ümidim kalmadı... Bari felâketi olsun bana daha fazla gösterme Allahım! Ayakta duramaz, haldeyim!

Vadem ne gün dolacak Allahım?.

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
433 maddeden oluşan Sevr Antlaşması’nın ilk yirmi altı maddesinin Milletler Cemiyeti ile ilgili olması, Sosyalizm tehdidinden yola çıkarak işçi-işveren ilişkilerini düzenlemeye çalışması, dünyayı şekillendirmeye yönelik emperyalist isteklerin açıkça dile getirilmesi göz önüne alınırsa, Sevr Antlaşması’nın neden bu kadar önemli olduğu daha rahat anlaşılacaktır.
₺14,92KDV Dahil
₺19,90 KDV Dahil
19. yüzyıldan itibaren hızla küreselleşen dünya için zaman çok şey ifade ediyordu. İlerlemeyle eşzamanlı adım atmak, zamanın modern şekilde yönetilmesini ve düzenlenmesini gerektiriyordu. Rasyonel ve verimli zaman kavramı, devletleri ve idarecileri de etkisi altına aldı. Trenlerin ve telgrafların, programların ve çizelgelerin rasyonel zamanının ince ayarlarını yapmak, bunların idaresini elverişli hale getirmek, ulusal sınırların üstüne teknokratik bir zaman ağı atmaya hevesli ulus devletlerin temel uğraşlarından biri oldu. Ancak ulusal zamanların rasyonel ve verimli olabilmesi, diğer ulusal zamanlarla bütünleştirilmelerine bağlıydı. 

Zamanın Küresel Dönüşümü, küresel zaman reformunun tarihini ele alıyor. Hikâye, ortalama zamanların Fransa ve Almanya’da ulus genelinde uygulanmasıyla başlıyor, ardından Britanya’ya uzanıyor. Avrupa ve Kuzey Amerika’da ülkeler genelinde yayılan ortalama zamanların belgelenmesinden sonra, sömürge ve sömürge karşıtı bir örnek olarak Britanya Hindistanı’nı ele alıyor. Batılı ve sömürge olmayan geç Osmanlı vilayeti Beyrut’ta Arap entelektüeller ve reformcuların zaman yönetimi üzerine tartışmalarına değiniyor. Doğu Akdeniz’deki Müslüman âlimlerin bakış açısını da sergiledikten sonra Milletler Cemiyeti’nin ve dünya genelinde yeniden düzenlenmiş bir dizi takvimi savunan pek çok bireyin ve hareketin incelenmesiyle sonlanıyor.
₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk’ün, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışından itibaren kongreler ve Kurtuluş Savaşı’nı, Lozan Konferansı ve saltanatın kaldırılmasını, TBMM’nin açılışı ve Cumhuriyet’in kuruluşunu, CHP’nin oluşumu ve Terakkiperver Fırka’nın kapanışını, kısacası 1919-1927 arasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihini anlattığı büyük bir eserdir.
Milli Mücadele’nin ve devrimlerin hangi koşullarda yapıldığını, farklı görüşlere ve tartışmalara da dikkat çekerek, bütün açıklığıyla ortaya koyan Atatürk, nutkun sonunda gençliğe seslenir. 
Gençliği, kutsal bir armağan olarak bıraktığı bağımsız Cumhuriyet’i sonsuza dek korumak ve savunmakla görevlendirir.
Bu büyük eser, ana hatları ve kritik detaylarıyla rahatça okunabilmesi için, günümüz Türkçesine çevrildi ve akıcı bir anlatıma kavuşturuldu.
₺6,75KDV Dahil
₺9,00 KDV Dahil
Salim Fikret Kırgi, sinemada, televizyonda, edebiyatta, popüler 
kültürde adeta bir fenomen olan “kurgusal vampir”in “folklorik” 
boyutuna bakıyor. Osmanlı Vampirleri “folklorik vampiri” çoğunlukla 
“Rum Ortodoks Kilisesi’ne bağlı Slav ve Grek toplulukların takip ettiği 
bir halk inanışı” olarak tanımlayan genel eğilimin göz ardı ettiği bir 
noktaya eğiliyor: Folklorik vampirin ortaya çıkış yeri olan coğrafyanın 
büyük bölümünün, fenomenin ilk meydana çıkıp tartışılmaya başlandığı 
15.-18. yüzyıllar arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları 
içerisinde olmasına. 
Vampirlerle ilgili verilmiş fetvalara, vampirlerle ve doğaüstü varlıklarla 
ilgili yazılmış eserlere, seyahatnamelere de göz atarak Osmanlı 
Avrupası içerisindeki dinî-etnik toplulukların birbirleriyle etkileşimleri 
çerçevesinde vampir mitinin tarihine katkı sunan bir çalışma. 
“Osmanlı ulemasının vampir salgınlarıyla mücadele konusundaki 
görüşleri, mahkemelerin konuyla ilgili almış oldukları kararlar 
neydi? Vampir olduğuna inanılan Müslümanlar var mıydı ve -eğer 
öyleyse- onların cesetleri de kazıklanıp yakılıyor muydu? Müslüman 
Osmanlıların vampir farkındalığı ne koşullar altında şekillendi ve 
halk inanışının Batı Avrupa’da kazandığı tanınırlık sonrası ne yönde 
gelişti?” 
SALİM FİKRET KIRGİ
₺16,80KDV Dahil
₺21,00 KDV Dahil
Türklerin tarih boyunca kurmuş oldukları devletlerden en uzun ömürlüsü ve en güçlüsü şüphesiz Osmanlı Devleti’dir. 13. yüzyıl sonlarından 20. Yüzyıla kadar, 623 yıl aynı hanedan tarafından yönetilen bu devlet Türk ve dünya tarihinde önemli bir yere sahiptir. Üç kıtada altı yüzyıldan fazla bir süre hüküm sürmüş olan bu devleti 36 padişah yönetmiş olup, Fatih Sultan Mehmed; Osman Gazi, Orhan Gazi, I. Murad (Hudavendigâr), I. Bayezid (Yıldırım), I. Mehmed (Çelebi) ve II. Murad’dan sonra II. Mehmed unvanıyla tahta çıkan yedinci hükümdardır. Prof. Dr. Halil İnalcık’ın ifadesiyle Osmanlı Devleti’nin gerçek kurucusu Fatih Sultan Mehmed’dir. 30 Mart 1432 tarihinde II. Murad’ın dördüncü oğlu olarak Edirne’de doğmuş olan II. Mehmed, daha babası hayatta iken, 1444 Ağustos’unda henüz 12 yaşında tahta çıkmış, 1444-1446 ve 1451-1481 yılları arasında süren 32 yıllık saltanatı döneminde başta İstanbul olmak üzere birçok fetih (Amasra, Sırbistan, Trabzon, Sinop, Kastamonu, Mora Yarımadası, Midilli, Bosna, Eğriboz, Otranto) gerçekleştirdiği gibi, Eflak, Boğdan ve Kırım’ı tâbi hale getirmiştir. Osmanlı Devleti’nin idarî ve askerî teşkilâtı ile müesseseleri de onun zamanında kurulmuş ve gelişerek asırlarca devam etmiştir. Saltanatı boyunca fetihten fethe koşmuş olan bu hükümdar, hasta olmasına rağmen yeni bir sefere daha çıkmış, ancak Gebze yakınlarına ulaşıldığı sırada rahatsızlığı artmış ve 3 Mayıs 1481 tarihinde vefat etmiştir.
₺45,00KDV Dahil
₺60,00 KDV Dahil

"Conkbayırı’nın güneyindeki 261 rakımlı tepeden Conkbayırı’na doğru 27. alaydan sahilin gözlem ve ele geçilmesiyle görevli bir müfrezenin askerlerinin Conkbayırı’na doğru kaçmakta olduklarını gördüm. Bizzat bu askerlerin önüne çıkarak “Niçin kaçıyorsunuz” dedim. “Efendim, düşman!”, dediler. “Nerede” dedim. “İşte”! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler. Doğrusu düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve rahat bir şekilde ileri doğru yürüyordu.

 
O zaman bu kaçan askerlere bağırarak “Düşmandan kaçılmaz” dedim. “Cephanemiz kalmadı”, dediler. “Cephaneniz yoksa süngünüz var”, dedim. Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım ve yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırı’na doğru gelmekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerin marş marş ile benim bulunduğum yere gelmeleri için yanımdaki subayları geriye gönderdim. Kolun başında bulunan bir bölük yetişti. Cephanesiz askerleri takviye ederek düşmana ateş açmalarını emrettim. Ve yanıma gelmiş olan 57. alay ve 2. Tabur kumandanına (Yüzbaşı Ata Efendi) bütün taburuyla bir bölüğünü takviye ederek, 261 rakımlı tepe üzerinden düşmana saldırmasını emrettim." 

Mustafa Kemal Atatürk'ün kaleme aldığı bu rapor, Osmanlı Harp Tarihi şubesinin kendisinden hatıralarını yazmasını istemesi üzerine ortaya çıkmış önemli bir tarihî vesikadır. Raporda, 19. Tümen Kumandanlığına görevlendirilmesiyle Arıburnu’na gerçekleştirilen ilk çıkarma günü olan 25 Nisan 1915'ten Anafartalar Grup Kumandanlığına atandığı 8/9 Ağustos 1915 tarihine kadar yaşanan kritik gelişmelere yer verilmiştir. Çanakkale Zaferi’nin en önemli aşamalarından biri olarak kabul edilen Arıburnu Muharebeleri’ne dair detayları barındıran bu raporun uzun bir aradan sonra yeniden okuyucuyla buluşmasının kıvancını yaşıyoruz. 

₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

2 Temmuz Salı – (...) Almanların bize memleketimizi İngiliz istilasından kurtarmada, yardımlarının derecesini mantıken meydana çıkarabiliriz. Benim bu hususta daima olumsuz sonuca varan kanaatlerim, Veliaht Hazretleri ile vuku bulan seyahatimiz münasebetiyle gerek İmparator ve gerek Hindenburg ve Ludendorf’la olan görüşmelerle pekişmiştir.

Bir devlet adamı, kendi insani hislerine tabi olarak devlet meselelerini halledemez, o salahiyete sahip değildir. Memleket, kimsenin malikânesi değildir. Yalnız, biz Türkler memleket ve milletin idaresini elimize aldığımız zaman, kendi şahsi davranışlarımızdaki cömertliği, devlet meselelerinin ecnebilerle hallinde düstur ediniyor, bir çocuk gibi aldanıyoruz.”

1931 yılındaki tarih çalışmaları esnasından Çankaya’daki eski köşkün kütüphanesinde bulunan bu hatırat, bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından altı deftere kaydedilmiş günlüklerden oluşmaktadır. Atatürk’ün Karlsbad’da Geçen Günlerim şeklinde isimlendirdiği her hâliyle ilgi çekici bu metinler, Mustafa Kemal’in Karlsbad’da geçen günlerini, o günlerde bazı toplumsal meselelere bakışını, okuduğu bazı kitapları ve daha birçok hususta önemli, dikkat çekici ayrıntıları içeriyor.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kaleminden çıkan bu nadide eseri yazılışından 100, ilk basımından 35 sene sonra yeniden yayımlamanın gururunu yaşıyoruz.

₺12,75KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil

1905 Rus Devrimi, 1906 İran Meşrutiyet Devrimi,

1908 Genç Türk Devrimi, 1911 Çin Devrimi, 1911-1921
Moğolistan Bağımsızlık Savaşı ve Halk Cumhuriyeti…

Bu devrimler, “barbar ve gelişmeye kapalı” denilerek damgalanan Asya’nın dinamizmini göstermesi ve

Avrupa merkezci, gerici-emperyalist teorileri çürütmesi bakımından önem taşıyor.

Ülkemizde demokratik devrimler üzerine yapılan yayınların hemen hepsi Batı coğrafyasını kapsamakta. Oysa emperyalizm çağıyla birlikte Asya ayağa kalktı ve bugün dünyanın
geleceğini belirleyen bir rol oynuyor.

Bu kitapta, ayağa kalkan Asya halklarının, sıradan insanların, işçilerin, köylülerin, devrimlerin gerçek kahramanları, bugün bir yıldız gibi parlayan Asya kıtasının hazırlayıcıları olduğunu göreceksiniz.

₺12,00KDV Dahil
₺16,00 KDV Dahil

Sultan II. Abdülhamid Han, cihanın son büyük imparatorudur ve asla sıradan veya yabana atılacak karakterde bir hükümdar değildir. O, duyan kulaklara  nasihatler ve gören gözlere işaretler bırakmayı başarmıştır. Âlem-i İslam ve devleti için yaptıklarını biliyorum diyorsanız, yanılıyorsunuz... Çünkü bugüne kadar okuduklarınız ya da biliyorum dedikleriniz o buz dağının sadece görünen yüzüdür. Hayal veya masal değil, sadece ve sadece gerçekleri öğreneceksiniz. Hiç kimsenin yazmadığı ve anlatmaya cesaret edemediği hakikatleri okumaya hazır olun! Sultanın yaptıklarını ve hizmetlerini okudukça hüzünleneceksiniz lakin onun gibi bir dâhinin gelecek nesiller için bıraktığı işaretleri takip ederseniz, neticede, yalanlarla değil, tarihin acılarla dolu o döneminin gerçekleriyle yüzleşeceksiniz...

₺21,00KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil
Yazar eserinde, Türkiye Cumhuriyetinin mimarı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN, yaşamını özetlerken, büyük araştırmalar sonucunda, tüm insanlığa örnek olacak çok sayıda ki yaşanmış anılarını tarihe şerh düşmek için bir araya toplamıştır. Dünya var olduğu müddetçe, gelecek nesillere rehber olacak bir eser i sizlere sunmuştur.
₺13,50KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
Avrupa, imparatorlukların dağılmasıyla ulus devletlere dönüşür ve aydınlanmanın ardından sanayi kapitalizmine geçerken Osmanlı İmparatorluğu hep bir ümmet devleti olarak kaldı. Ne tam olarak aydınlanmaya girebildi ne de sanayi kapitalizminin getirdiği rüzgârı yakalayabildi. 
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla aydınlanma ve sanayileşme atılımı gibi kazanımlar çıktı ortaya. Ne var ki bunlar, toplumca bir çaba karşılığı elde edilmiş kazanımlardan çok, ilerici bir kadronun getirdiği düzenlemelerdi. O nedenle de toplum tarafından tam olarak sahiplenilmediler. 
Son yüz yılda ülkemizde yaşanan sosyo-ekonomik evrim başlangıçta ileriye doğru olsa da sonradan çok daha karışık bir görünüm içine girdi. Bizde hiçbir zaman geniş bir sanayi burjuvazisi oluşamadı. Daha çok bir esnaf burjuvazisi oluştu. Hiçbir zaman kapitalizm, ahbap-çavuş kapitalizmini aşamadı. Türkiye bazen Batı’ya bazen Doğu’ya, bazen ileriye bazen geriye doğru kararsız bir denge içinde savrulup durdu. 
Bu kitap Türkiye’nin Osmanlı’dan bu yana yaşadığı bu karışık ve kararsız değişimi değerlendirmeyi  amaçlıyor.
₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Elinizdeki eser, Osmanlı son dönemi ve erken Cumhuriyette intiharın kişisel, siyasal ve toplumsal anlamını sorguluyor. Siyasi iktidarların ve toplumun kınamadan acımaya varan ama her halükârda savaşılması gereken bir musibet olarak gördüğü intiharın gerçek ve kurgu dünyasındaki izi sürülürken mümkün olduğu ölçüde müntehirin (intihar edenin) sesinin de dinlenmesine dikkat ediliyor. Zira bugün olduğu gibi geçmişte de müntehir, intiharın insanın özel hayatını ve işini tehlikeye sokabilecek bir skandal sayılabildiğinin farkında olduğundan konuşmaya hiç de istekli değildir. İntihar çoğunluğun gözünde saygınlığı olan bir hastalıktan farklı olarak bir irade zayıflığı ve zorluklar karşısında zayıfların mağlubiyet ilanıdır. Kendilerini toplumsal düzenden sorumlu görenler için ise, kişisel bir felaketten ziyade gelecek nesilleri tehdit eden ahlaki, tıbbi ve toplumsal bir sorun olarak önem taşır. İntiharın bu çok yönlü özelliğini dikkate alan bu çalışmada sayılar ve genellemelerin hâkim olduğu bir yaklaşım yerine, insanların kendileri hakkında anlattıklarıyla diğer tarafların anlattıklarını bir arada vermeye, böylece konuya dair yaklaşım farklılıklarını göstermeye çalıştık. Böylece ümitsizlik ve kederin dünyası, ona ait algı, kanaat ve tecrübelerle birlikte bazen doğrudan bazen de dolaylı verilerin değerlendirilmesiyle tarihin konusu olabiliyor. Rüya Kılıç’ın Osmanlı Devleti’nde Seyyidler ve Şerifler (İstanbul: Kitap Yayınevi, 2005) ile Deliler ve Doktorları; Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Delilik (İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2014) adlı eserleri yayınlandı. Çalışmalarını psikiyatri ve psikoloji tarihine odaklanarak Hacettepe Üniversitesinde sürdürüyor.

 

₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

Kantorowicz’in 1957’de yayımlanan Kralın İki Bedeni adlı kitabı, Ortaçağ siyasi düşünce tarihi hakkında yazılmış en önemli kitaplardan biridir ve devlet kuramı ile siyaset teolojileri incelemelerinin olmazsa olmazı haline gelmiştir.

Kantorowicz bu çalışmasında, Tudor hukukçularından geriye doğru, bütün Ortaçağa ve İlkçağ sonlarına kadar gider. Bu geri gidişte, kralın iki bedeni –prens bir yandan doğal bir bedene sahiptir, diğer yandan da siyasi ve ölümsüz bir bedeneöğretisinin kaynaklarını gösterir.

Kantorowicz’in kendi sözleriyle “elinizdeki çalışma egemen devletin şifrelerini ve sürekliliğini (Hükümdar, Yüksek Mevki, Anavatan ve diğerleri) başlangıç aşamalarında ve ilk modern devletleri kendi ayakları üzerine dikmenin bir aracı olarak hizmet ettikleri bir zamanda anlaşıldıkları biçimleriyle mevcut siyasi öğretilerin bakış açısından” ele almaktadır.

(Tanıtım Bülteninden)

₺45,00KDV Dahil
₺60,00 KDV Dahil

Genç Osmanlı sultanı II. Mehmed, iktidarını nihayet sağlamlaştırdığı 1452 yılının sonunda sefer hazırlıklarına başladı; hedefi, Türk efsanelerinin “Kızıl Elma” dediği Konstantinopolis şehriydi. Bin yıldan uzun süredir varlığını sürdürmüş Doğu Roma’nın başkenti ve son kalıntısı; onun tasavvur ettiği yeni Osmanlı İmparatorluğu’nun payitahtı olacaktı. Genç sultanın 80.000 kişilik ordusu ve yepyeni bir teknoloji olan barutlu toplardan kurulu muazzam kuşatma katarı; son imparator XI. Konstantinos’un idaresindeki 10.000 askerin savunduğu şehri dört ay süren destansı kuşatma boyunca aman vermeden topa tuttu. Nihayet Bizans’ın efsanevi surları yeni silahlara daha fazla dayanamayıp yıkıldıklarında son imparator kaçması için yapılan tüm ricaları geri çevirerek elinde kılıcıyla can verdi. Birçok tarihçinin Ortaçağ’ın sonu ve Yeniçağ’ın başı için sembolik bir dönüm noktası olarak kabul ettiği İstanbul’un fethi, en önemlisi, varlığını 1922’ye dek sürdürecek olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseldiği andı.

Türk okuyucusunun Ortaçağ askeri tarihi hakkındaki eserlerine aşina olduğu İngiliz tarihçi David Nicolle, dünya tarihinin bu önemli dönemecini mercek altına alıyor.

(Tanıtım Bülteninden)

₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
Kahraman Türk Ordusu’nun Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı yaptığı büyük operasyonlar, terör örgütü PKK’ya indirilen büyük darbeler, belgeler ışığında soluk soluğa okuyacağınız müthiş bir kitap... 
Irak’ın kuzeyinde olup bitenleri anlamak için bölgenin tarihini, bu tarih içinde rol oynayan aktörlerin davranış biçimlerini, ihanetlerini, yalanlarını, ilkelerini, ilkesizliklerini anlamak zorunludur. Keza Türkiye bugün ki, politikasını belirlerken tarihsel sürekliliği göz önünde bulundurmak zorundadır. 
Türk Ordusu Kuzey Irak'a 24 kez girmiş ve başarılı operasyonlara imza atmıştır. Bu kitap okununca bir kez daha görülecektir ki, belirli bir sistem dahilinde yapılan sınır ötesi harekatlar ile Türkiye 1990’lı yıllarda PKK’nın bel kemiğini kırmış, askeri olarak bitirme noktasına getirmiş, örgütün birinci adamı A. Öcalan ve ikinci adamı Ş. Sakık’ı yakalamıştır. 
Elinizdeki kitap, Türk Ordusu’nun 1983'ten bu yana Kuzey Irak'a düzenlediği sınır ötesi operasyonları detaylarıyla anlatmaktadır. Göreceğiniz gibi yakın zamanda gerçekleşen "Fırat Kalkanı" ve "Afrin", Türk Ordusu’nun Kuzey Irak’a düzenlediği ilk operasyon değildir muhtemelen son da olmayacaktır.
₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Cephede verdiği savaştan galip ayrılan Türk milleti, Lozan Konferansı boyunca emperyalist devletlere karşı diplomatik savaş vermek durumunda kalmıştır. Uzun tartışmalar sonucunda imzalanan Lozan Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti açısından Sevr’i geçersiz sayan bir antlaşmadır. 
Lozan Antlaşması ve sonuçları, yakın tarihimizin en tartışmalı meselelerinden biri hâline gelmiş, “Türkiye masadan daha iyi bir neticeyle ayrılabilir miydi?” sorusu her zaman sorulmuş, antlaşmanın zafer mi yoksa hezimet mi olduğu konusunda farklı görüşler ortaya atılmıştır. Bu sorulara sağlıklı cevap verebilmek için Lozan’ın imzalanmadığı takdirde hangi hükümlerin geçerli olacağını incelemek gerekir. Bu bakımdan görmüş olduğunuz çalışma; Lozan Antlaşması’nın satır aralarında saklı kalan detaylara yer verdiği gibi, “Lozan Antlaşması imzalanmasaydı neler olabilirdi?” sorusuna da cevap aramaktadır. 
Kitapta, Lozan Antlaşması’nın günümüz Türkçesiyle düzenlenmiş tam metninin yanı sıra, “Türk ve Yunan halklarının mübadelesine ilişkin sözleşmeyi”de görecek, konu hakkında yorumdan uzak net bilgilere ulaşabileceksiniz.
₺9,75KDV Dahil
₺13,00 KDV Dahil
Şimdiye dek bize cennetin kapılarını açacağını düşündüğümüz anlatılar, uzaktan göründükleri gibi pratik bilgiler sunuyor mu? Acaba günümüzün insanlığımızı sorgulatan, çelişkilerle dolu dünyasında yaşanan sorunların köküne yeterince iniliyor mu? Aklın egemenliğinde olduğu düşünülen modern dünya, gerek doğaya gerek insanlara adil muameleyi olanaklı kılıyor mu? Fred Harrison bu çalışmasında uygarlıkların sonunu hazırlayan meselenin kökenine değiniyor ve bu konuyu somut veriler üzerinden inceliyor. 

İnsanlar arasında yaşayan yırtıcılar Tanrı’nın uygarlaşma adına yok edilmesinden fayda sağlamışlardır. Bu yırtıcılar her an her yerdedir. Üstelik de hukuk kuralları üzerinden hareket etme özgürlükleri bulunur. Artık Tanrıların değil, ölümlü insanın kuralları geçerlidir ve toplum bir hile kültürü içine hapsolmuş durumdadır. Doğanın kaynaklarından “her bireyin eşit yararlanma hakkı olmalı” görüşleri özgürlüğün hüküm sürdüğü düşünülen toplumlarda yaygın kanıdır, fakat yaşananlar bir hayal kırıklığından öteye gidemez. 

Habil ve Kabil’in hikâyesi aslında insanların gelecekte başlarına geleceklerin habercisidir. İnsanlığın her evresinde topluluk ruhuna ve insanın kendini gerçekleştirmesine, ortak çıkar adına yararlı girişimlerde bulunabilmesine yönelik tehditler olsa da, çeşitli antlaşmalarla bireylere tanınan kurallar güvence altına alınmıştır. Günümüzde en eski antlaşmalar bozulmuştur. İnsanlık ileriye gittiğini düşünmektedir fakat toplumda bu denli ikilikler varken gerçekten de bir ilerleme söz konusu mudur? Düşünürler ve akademisyenler, yaşananların ardındakini görmemekte veya görmek istememektedir. Şimdiye kadar hiçbir öğreti, uygarlığın sorunlarına çözüm bulamamıştır. Bunun sebebi gerçekleri görmekten bile bile kaçınmak ya da toplumda normalleşmiş şeylere eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmamak olabilir mi? Travmatize Toplum, hem birey hem toplum eksenli bir travma durumunu açıklarken ekonomi, sosyoloji, psikoloji gibi disiplinlerden faydalanarak uygarlığı yozlaştıran meseleye çok boyutlu bir yaklaşım getiriyor. Hasta bir toplumu muayene ederek bağışıklık sistemini çökerten virüslerden arındırmanın çarelerini sunuyor...
₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

René Girard, insan kültürünün mimetik arzunun gerçekleşmesinden doğduğu temelinden yola çıkar. Doğamız gereği başkalarının istediğini isteriz, bu da çatışmaya, sonunda da şiddete yol açar. Dünyanın Kuruluşundan Beri Gizli Kalmış Sırlar son derece özgün bir küresel kültür teorisini sunuyor okurlara. René Girard bu çok önemli eserinde şiddetin işlevini, mimesis ve günah keçisi mekanizmasını toplum ve din tarihinde keşfe çıkıyor. Girard’ın vizyonu edebiyat, antropoloji, felsefe ve psikanalizdeki geleneksel bakış açılarına parlak ve tahrip edici bir meydan okuma.

Dünyanın Kuruluşundan Beri Gizli Kalmış Sırlar aynı zamanda Girard’ın bugüne kadar ürettiği fikirlerin de eksiksiz bir özetini sunuyor.

(Tanıtım Bülteninden)
₺29,25KDV Dahil
₺39,00 KDV Dahil

Fatih ve Fetih: Fatih Sultan Mehmet,

Mithat Cemal’in 1953 yılında, İstanbul’un fethinin 500. yıldönümü kutlamaları vesilesiyle Son Posta gazetesinde tefrika edilen eseri olup sağlığında kitaplaştırılmamıştır.

Karşılaştırmalı tarihçiliğin en güzel örneklerinden biri olan elinizdeki bu eserde Mithat Cemal, İstanbul’un fethinin bilinen ve bilinmeyen yönlerini mercek altına alıyor. Eserde, İstanbul’un fethine dair yerli kaynaklardan Tursun Bey, Evliya Çelebi ve Tâcüttevârih yazarı Hoca Sadeddin, Namık Kemal, yabancı kaynaklardan ise başta Hammer olmak üzere Rus tarihçi Vasiliyev, İngiliz tarihçi Gibbon, Fransız yazar Gustave Schlumberger ve Bizans tarihçilerinden Ducas gibi yazarları ve eserlerini kritik eden Mithat Cemal, onların yaptıkları

hataları da gözler önüne seriyor.

Alfa Yayınları Mithat Cemal Kuntay’ın kaleminden Fatih Sultan Mehmet’i ve İstanbul’un fethini yayımladığı için gurur duyuyor.

(Tanıtım Bülteninden)

₺14,25KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
18. yüzyılın son çeyreğinden itibaren dünya siyaset sahnesine çıkan ulus devletle birlikte “iç” ve “dış” olarak ayrılan güvenlik alanında ülke içinde yarı askerî bir kolluk kuvveti olarak görev yapmaya başlayan jandarma birlikleri, “kamu güvenliğini ve düzeni ile yasaların uygulanmasını temin etmek” üzere sürekli ve önleyici bir gözetim hizmetini ifa etmek için kurulmuştur. Jandarmanın iç güvenliği sağlamak üzere polis yetkileri ile donanmış olmasının yanında askerî bir teşkilatlanmaya sahip ve her daim devlet mekanizması ve rejimlerin en sadık “bekçisi” olması onun iki asırdan beri yetkilerinin arttırılarak günümüze kadar gelmesinde önemli bir rol oynamaktadır. 

Yayımlandığı dönem için sahaya yönelik bir talimatname hüviyetindeki bu eserde, küçük rütbeli subaylar ve jandarma erlerinin görev tanımlarından kadın-erkek mahpus ve eşkıyanın sevk ve haline kadar, jandarmanın adli, idari, askerî yükümlülükleri örneklerle ve ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Ömer Fevzi Bey’in “soru-cevap” şeklinde hazırladığı bu çalışma, mezkûr dönemde jandarma efradının ekseriyetle tatbikatta karşılaştığı meselelere hal çaresi bulmak ve uygulamada birlik sağlamak ilkesi doğrultusunda yayımlanmıştır. 

Fevzi Bey’in, yüzbaşı rütbesinde iken kaleme aldığı “Jandarma Vezâif-i Ameliyyesi” ise karakola yeni tayin olan bir jandarma komutanının karakol neferlerine ve “ahaliye karşı tutum ve davranışlarını” irdelemekle birlikte komutanın eşkıya takibi, devriye ve pusulara karşı alacağı tedbirleri ayrıntılarıyla işlemiştir. 


Bu çalışmanın, On Yıllık Harp döneminde ve sonrasında Türkiye Cumhuriyeti’nde teröristle mücadele kapsamında hem kolluk hem de muharip unsur olarak büyük fedakârlıklar göstermiş olan Türk Jandarmasının köklü bir geçmişe sahip tarihine bir katre ışık tutmak ve bu konudaki çalışmaları teşvik etmektir.
₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Eylemciliğinin yanı sıra yazarlık ve tarihçiliğiyle de tanınan, Amerika 68’in önemli aktivistlerinden Terry Cannon, Kara Panter Partisi’nin Hikâyesi’nde Amerika’daki siyahilerin var olma mücadelesini, kendisi de mücadelenin içinde yer alarak, sıcağı sıcağına yazmaya soyunmuş ve bir beyaz olarak ‘kendi’ devlet ve polisinin şiddetini içeriden ifşa etmişti. Vietnam – Bin Yıllık Mücadele de yine aynı cepheden, emperyalizme karşı bir yerden Amerikan savaş uçaklarının Vietnam’da bombardımana aralıksız devam ettiği bir tarihte yazılmış ve bu kez Vietnamlının tarihsel mücadelesini de hem kronolojik hem de o günle analoji kurarak anlatan bir direniş destanı. Yazar, kendi ülkesinin gençlerini, emekçilerini, kadınlarını, savaş karşıtı askerlerini de; patronların, generallerin ve politikacıların kişisel savaşına karşılık tüm Vietnamlıların el ele vererek örgütlediği ve bir yaşam biçimine dönüştürdüğü bu Halk Savaşı öyküsünün birer kahramanı olmaya çağırıyor. 

Siyasi Şeyler, emperyalist savaş politikalarına karşı duruşu sergileyen Vietnam – Bin Yıllık Mücadele ile karşınızda.
₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
Pamuk o kadar yaygın ve o kadar önemli bir nesne ki, onun du¨nya ve kapitalizm tarihinin başrol oyuncularından biri olduğunu ilk bakışta algılamak çok zor. 
Milyonlarca insanın geçim kaynağı olan pamuk 1000-1900 yılları arasında du¨nyada imalat sanayiinin en önemli girdisi oldu. Onun sayesinde servetler birikti, imparatorluklar genişledi, milyonlarca işçi fabrikalarda çalışmaya su¨ru¨klendi ve bazı devletler çok bu¨yu¨k gu¨ç kazandı. 
Sven Beckert’in bu yeni olağanu¨stu¨ kitabı pamuğun du¨nyanın biçimlenmesinde oynadığı bu¨yu¨k rolu¨n tarihini yazıyor. Pamuk yu¨zyıllarca Hindistan’ın refah kaynağı oldu. Britanya ve Avrupa’da Sanayi Devrimi’nin kalbinde yer aldı. Amerika’da köleliği hortlattı ve modernize etti. Ku¨resel ekonominin merkezine yerleşti, inanılmaz zenginlikler ve daha önce eşi benzeri göru¨lmemiş eşitsizlikler yarattı. Pamuk yetiştiriciliği ve işleyiciliği bugu¨n bile muazzam bir iştir: Geçen sene u¨retilmiş olan pamuk balyaları u¨st u¨ste dizilse 64.000 km yu¨ksekliğe ulaşır. 
Pamuk İmparatorluğu hepimizin yakından tanıdığı bir u¨ru¨nu¨n geçmişini araştırarak kapitalizmin ku¨resel tarihini ortaya koyuyor. Hem su¨ru¨kleyici bir anlatım hem de modern du¨nyanın nasıl ortaya çıktığına ilişkin bir vaka incelemesi okuyacaksınız. 

“Mükemmel… Dudak uçuklatacak kadar başarılı.” 
— The New York Times
₺41,25KDV Dahil
₺55,00 KDV Dahil
Tarihsel sürekliliğin peşinde olan her araştırmacı için kronolojilerin her türlüsü başucu kitabı olarak kabul edilir. 

Okuyucu tarafından da eksikliği fark edilecek olan bazı maddeler şüpheli tarihlerde anıldığından kitaba dahil edilmemiştir. Kayıtlara geçmiş Kadıköy bilgilerine dayanarak hazırlanmış olan bu kronoloji, birkaç yıldır meslektaşım Nalan Türkmen tarafından desteklenmiştir. 

Ek ve düzeltmelerle önümüzdeki yıllarda genişleyeceği anlaşılan bu çalışma aradığımızı bulabilmek üzere, yıldönümlerinden başka ayrıntılı bir dizin eşliğinde sunulduğu için daha da yararlı olacaktır ümidindeyim. 

- Prof. Dr. Selçuk Mülayim
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil

“Biz bu imparatorluğu kurtarabiliriz.”

Osmanlı İmparatorluğu’nun 600 yıllık ömrünün son ve en zorlu dönemecine girerken bir cemiyet koca imparatorluğu koruma ve kurtarma vazifesini omuzlarında hissetmişti.

Birbiri ardına patlak veren ve bitmek tükenmek bilmeyen ihanetlere karşın bu imparatorluk kurtarılabilirdi.

Osmanlı İmparatorluğu, zamanın güçlü devletlerinin paylaşmak için can attığı coğrafyada var olma savaşını bir grup idealistle yapacaktı. Bu eylemcilerin, kimi zaman fazla gerçekçi, kimi zaman büyük hayallerle giriştikleri muhteşem mücadele hem kendileri hem de vatanları için bir ölüm kalım savaşıydı; devlet kavgasıydı…

Bir dönemin, bir kuşağın tarihini doğru kavramak için İttihat ve Terakki’yi bir kez de Taylan Sorgun’un kaleminden okuyun. Dünü ve zamanı anlamak için.

Dönemin tanıklarının başka hiçbir yerde olmayan anlatımlarıyla…

(Tanıtım Bülteninden)

₺19,50KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil
13. YÜZYILIN SONLARINDA ORTADOĞU’YA YOLCULUK 
Ricoldus de Monte Crucis'in dürüst ve nispeten tarafsız bir dille kaleme aldığı seyahatnamesi, Ortadoğu'daki Latin varlığının sona erdiği, Moğol istilası sonrası bölgenin istikrara kavuşmaya başladığı ve o coğrafyaya sonraki yüzyıllarda hâkim olacak aktörlerin ortaya çıktığı bir dönemin panoramasını çizmesi bakımından oldukça değerli bir eser. Bunun yanı sıra, Müslüman dünyasına yönelik militarist perspektifin dışına çıkarak, sonraki 300 yıl Doğu-Batı dikotomisinin yönünü belirleyen bir kaynak ve oryantalizmin öncülü olmasıyla da Doğu Seyahatnamesi mutlaka okunmayı, anlaşılmayı bekliyor. Müslüman inancına fazla müsamahakâr bakmasa da kendisinden önce, İslam'ın reddiyesi üzerine yazan dindaşı teologların düştükleri hataya düşmeyerek, İslam'ın sapkınlık değil apayrı bir din olduğu gerçeğini ortaya çıkardığı düşünülünce, Ricoldus’un bölgeye ve insanına bakışını apayrı bir yere koymak gerekiyor. 
1240’larda Tiflis’te faaliyete başlayıp Ortadoğu’yu kendine faaliyet alanı olarak belirleyen Dominikan Tarikatı, zamanla görev sahasını Tebriz’e kadar genişletmiştir. Tarikatın Anadolu ve Ortadoğu toprakları hakkında bilgi almak ve misyonerlik faaliyetlerinde bulunmak üzere görevlendirdiği keşişlerden biri de Ricoldus de Monte Crucis’tir. Kutsal Topraklardan başlayan yolculuğunu Kilikya, Doğu Anadolu, Azerbaycan, İran ve Irak’ta sürdürüp Bağdat’ta sonlandıran Ricoldus, yazdığı eserle Ortadoğu halkları ve gelenekleri üzerine benzersiz bir kaynak ortaya koymuştur. 1289-1291 yıllarında keşişin Bağdat’ta olduğu günlerde yazdığı ve orijinal ismi LiberPeregrinationis in PartibusOrientis olan Doğu Seyahatnamesi, Bağdat’ın Moğol işgali altındaki dönemini anlatan kısımlarıyla da modern tarih yazımını aratmayan Batılı kaynakların başında gelmekte. 
Ahmet Deniz Altunbaş’ın Latince aslından çevirdiği ve notlandırdığıDoğu Seyahatnamesi, Suriye, Celile, Tiberya, Yafa, Kudüs, Ürdün, Filistin, Trablusşam, Tartus, Kilikya, Yumurtalık, Toroslar, Sivas, Erzurum, Ağrı, Tebriz, Bağdat, Musul, Tikrit gibi dünyada benzersizliğini hâlâ koruyan Ortadoğu ve Mezopotamya diyarlarının kendine has çok kültürlü atmosferini başarıyla yansıtıyor ve bugün de ilgiyle okunmayı fazlasıyla hak ediyor.
₺13,13KDV Dahil
₺17,50 KDV Dahil
Abdülkadir Özcan, en büyük amacı orijinal Osmanlı tarihi kaynaklarının ilmî neşrinin gerçekleştirilmesi olan merhum Prof. Dr. Bekir Kütükoğlu ekolünü günümüzde yaşatan tarihçilerin önde gelenlerindendir. İlmî mesaisini Osmanlı kroniklerine ve tarih yazıcılığına hasretmiş; fakat bununla sınırlı kalmayıp, Osmanlı askerî yapısı başta gelmek üzere, daha başka pek çok konuda eser üretmiştir. 
Kendisine ithafen hazırlanan bu kitap, Mehmet İpşirli'den Pal Fodor'a, Mehmet Öz'den İsmail E. Erünsal'a, Feridun Emecen'den Ramazan Şeşen'e, İdris Bostan'dan Geza David'e, Erdoğan Merçil'denAbdulvahap Kara'ya kadar yurt içinden ve dışından pek çok meslekdaşlarının, eski ve yeni öğrencilerinin kıymetli yazılarından oluşmaktadır. 
Abdülkadir Özcan’ın başlıca ilgi alanı olan Osmanlı tarihi kaynakları ve tarih yazıcılığına dair yazılar ağırlıklı olmak üzere, Osmanlı tarih araştırmalarında tartışılmaz öneme sahip arşiv kaynaklarına, kuruluştan Cumhuriyet’e kadar olan süreç içinde Osmanlı Devleti’nin siyasal ve sosyal tarihine dair farklı birçok konu aynı kitapta buluşmuştur. 
Kaynaklardan arşiv belgelerine, nümizmatikten eğitim ve ilim faaliyetlerine, edebiyattan denizcilik tarihine ihtiva ettiği kıymetli yazılarla bu kitap, bir taraftan okuyucuya Osmanlı tarihine dair geniş bir yelpaze sunarken diğer taraftan vücuda getirmiş olduğu eserleriyle Abdülkadir Özcan’ın tarihe katkılarına dikkatleri çekmektedir.
₺45,00KDV Dahil
₺60,00 KDV Dahil
“Erkin Şahinöz ve Dr. Vedat Güven, objektif yaklaşımlarıyla, konuyu en başından ele alıp son derecede anlaşılır bir çerçeve içine oturtarak incelemiş ve değerlendirmişler. Bu konuda birçok yazı ve inceleme okudum, bu kadar kapsamlı ve anlaşılır olanını ilk kez görüyorum.” 
Dr. Mahfi Eğilmez 

“Pek çok insan kripto paraların gelişimi için karşılıksız çalışıyor, felsefi görüşler ortaya koyuyor. Sevgili Erkin Şahinöz ve Vedat Güven sadece bu tartışmaya katılmakla kalmıyor sizin de katılabilmeniz için gerekli alt yapıyı sağlıyor.” 
ŞantManukyan 

“Kripto paralar kuralsız ve karşılıksız para basmak yerine kurallı para politikaları ile emperyal güçlerin elini zorlaştırıyor. Sonuçta efendi-köle geleneksel mimarisinden gücün topluluk üyelerine dağıtıldığı yeni mimariye geçiliyor. Güçlü bir toplumsal ve ekonomik değişimin arifesinde olduğumuz bugünlerde blok zinciri ve kriptolar konusunda dünyaya ışık veren ve verecek tüm çalışmaları insanlığın gelişimi adına kıymetli buluyorum ve bu çalışma için titiz emeklerini esirgemeyen Vedat ve Erkin kardeşlerimi kutluyorum.” 
Behzat Yıldırımer 

Son dönemin en sıcak konularından biri hiç şüphesiz kripto paralar. Kripto paralar Bitcoin'le beraber sanki bir anda hayatımıza girdi ve birden yatırım aracı haline geldi. Peki, Bitcoin ve diğer kripto paralar sadece birer yatırım aracı mıdır? Dr. Vedat Güven ile Erkin Şahinöz bu meseleyi bütün yönleriyle, özellikle de kripto paraların arkasındaki teknoloji olan Blokzincir teknolojisini merkeze koyarak ele alıyor; Bitcoin'in mucidi SatoshiNakamoto'nun dünyayı nasıl, ne açıdan değiştirdiğine dair açıklayıcı bilgiler veriyorlar. 
Kitapta kripto paralar ile Blokzincir'in ne olduğu, ilk ortaya çıktıkları zamandan bugüne seyirlerinin anlatılmasının yanında gelecekte bizi nelerin beklediğine de değiniliyor. Güven ve Şahinöz'e göre Bitcoin sadece bir başlangıç. İleride özel olarak para sistemlerinde, genel olarak da yaşamlarımızda Blokzincir uygulaması sayesinde çok köklü değişimler yaşayacağız. 
Bitcoin yatırımcılarını gayet yakından ilgilendiren Bitcoin ve kripto paraların resmi yasal ve hukuki boyutunun ele alındığı son bölüm ise kitabın en orijinal yönlerinden birini sunuyor. Blokzincir - Kripto Paralar - Bitcoin: Satoshi Dünyayı Değiştiriyor, hem ezberleri bozan hem de kılavuz niteliğinde bir kitap.
₺30,00KDV Dahil
₺40,00 KDV Dahil

Ali Fuat Bilkan, dönemin sadece siyasî ve dinî metinlerini değil, tarih, bilim, sanat ve bilhassa edebiyat literatürünü -sadece “yüksek” edebiyatı değil halk arasında rağbet gören edebiyatı da- inceleyerek, Osmanlı zihniyet ikliminin oluşumunu resmediyor. Osmanlı Devleti’nin, ilk evresinde, Selçuklu ve onun devamı niteliğindeki Anadolu Beylikleri’nden devraldığı mirası yeniden ürettiğini; 15. yüzyıldan sonra “özgün” bir kültürel üretimin başladığını görüyoruz. Her halükârda, arka planda Hint ve İran kültür zemininden yeşeren birikimin, Sasanî ve Timurlu devlet geleneklerinin Osmanlı zihniyet dünyasına vurduğu damga barizdir – keza heterodoksinin ve onu bastırma gayretinin de… Hz. Muhammed ve Hz. Ali etrafında oluşan edebiyata, “alperen” tiplemesine, Oğuzculuğa, velî kültüne, tasavvuf ve tarikat yapılarına, şiirin ve bilimin kaynaklarına bakarak, ince işçilikle çizilmiş bir zihniyet haritası.

“Anadolu Selçukluları ve Beyliklerin bilim, sanat ve kültüre katkılarının ‘Osmanlı’ kavramının gölgesinde kaldığı bir gerçektir. (…) Henüz devlet otoritesinin ‘merkezîleştirici’ baskısının oluşmadığı ve birden fazla dinî, siyasî ve kültürel güç odağının varlığını sürdürdüğü bir dönemde, dinin ve tasavvufun toplum hayatındaki gerçek yeri de açıkça görülmektedir. Bir sonraki yüzyıllarda neredeyse tamamen devlet denetimine girecek ve kurumsal hâle gelecek olan dinî hayat, kuruluş döneminin en renkli yönünü oluşturmuştur.” 

 

₺35,20KDV Dahil
₺44,00 KDV Dahil

“Devlet, münferit kişiden, arkadaşlarından kopmasını, sevgilisini terk etmesini, kendi fikirlerinden vazgeçip önüne konan fikirleri benimsemesini, insanları alıştığından farklı bir şekilde selamlamasını, hoşlandığından farklı şeyler yemesini ve içmesini, boş zamanını nefret ettiği birtakım faaliyetler için heba etmesini, bütünüyle reddettiği maceralar için kendisini emre amade kılmasını, geçmişini ve benliğini reddetmesini ve bütün bunları yaparken her an yoğun bir coşku ve minnettarlık göstermesini, korkunç tehditler savurarak talep eder. Münferit şahıs bir kahraman olarak doğmamıştır, hele şehit olmak aklından bile geçmez. Sıradan bir insandır, birçok zaafı vardır… Ama kendisinden talep edilenleri istemez, bu nedenle düelloyu kabul eder – pek heyecanlı değildir, daha ziyade omuzlarını silkerek kabul eder düelloyu, ama diğer taraftan sessiz bir kararlılık içindedir de, yılmayacaktır.” Nazilerin adım adım iktidara gelişini, “Yok canım, hiç olur mu?” denenlerin gerçek oluşunu yaşayan, sıradan bir Alman’ın tanıklığı… Politik olmayan, sertleşen siyasi mücadeleyi korunaklı bir konumdan izleyen, “Bana dokunmazlar,” diyen birisiyle karşı karşıyayız. Bu totaliter iktidarın nasıl herkese, her şeye, hayatın her alanına dokunduğunu yavaş yavaş, ürpererek fark ediyor, soluğu daralıyor. Bu kitap, o ürpertinin hikâyesi. Bir Alman’ın Hikâyesi, Nazizmi/faşizmi, teorik metinlerin ve tarih kitaplarının aktarmaya pek muktedir olamayacağı bir derinlik ve duyguyla anlamamızı sağlayan bir anlatı. “Haffner’in anlatımı, yalnızca üslûbunun parlaklığıyla, şiirsel denebilecek canlılığıyla ve berrak görüşüyle kalmıyor, usul usul yaklaşmakta olan değişimleri algılamaktaki duyarlılığıyla dikkat çekiyor - adeta, antisemit terörün doğrudan kurbanlarından biriymişçesine.”           

- Der Spiegel - 

₺26,40KDV Dahil
₺33,00 KDV Dahil
TÜRKÇE EZAN ZULMÜNÜN SÖZLÜ TARİHİ 

Mustafa Armağan, Türkçe ezanın okunduğu günleri ve Başbakan Menderes’in Arapça ezanı serbest bıraktırdığı günü yaşayanları konuşturarak yakın tarihimizin bu unutturulmuş döneminin perdesini aralıyor. 

“İnsaf ediniz, diyorlardı. “Allahuekber” dedi diye insan tutuklanır mı? Caminin içinde Arapça okumak suç değil. Fakat minareye çıkınca suç oluyor. Keza minareden ezan yerine küfür edilse yine suç değil. Fakat Allahuekber denilince 
hapishane hazır. Bu bizim 1300 yıllık geleneğimiz. Biz 1300 yıldan beri Allahuekber demeğe alışmışız. Mademki laikiz, neden ezan okurken “Tanrı Uludur” yerine “Allahuekber” dediğimiz için bizi hapse atıyorsunuz? Bir Hıristiyan, ibadetini 
istediği lisanla yapınca ses çıkartmıyorsunuz da, bizim Allah huzuruna çıkışımızda alıştığımız lisanda konuşmağa neden müsaade etmiyorsunuz?” 
(Bir Türkçe ezan mağdurunun sözleri...)
₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil
Elinizdeki kitap Ortadoğu’ya ilişkin tematik ve sosyal-antropolojik bir çalışmadır. Eser, değişik kültürlerin ve uygarlıkların kavşak noktası olagelmiş Ortadoğu’ya ait tarihsel, etnografik ve sosyo-ekonomik verileri bir sosyal bilim çerçevesi içerisinde sentezlemekte ve bölgenin ayrıksı “yaşam biçimini” belli bir bağlama oturtmaktadır. Bu çalışmada sosyal bilim jargonuna başvurmaksızın ayrıntılı ve anlaşılır bir biçimde ele alınan konular şunlar: Din, kimlik, İslam kültürü; topluluk kimlikleri ve etnik gruplar; çobanlık ve göçebe toplum; tarım ve değişen köy; kentler ve kent yaşamı; kadınlar ve toplumsal düzen; iktidarın yereldeki örgütlenme biçimleri olarak liderlik, hamilik ve kabilecilik; Ortadoğu’nun bugün karşı karşıya kaldığı güçlükler… 

Tarih boyunca sürekli olarak tartışmaların ve çatışmaların odağında olmuş Ortadoğu’ya değgin sorunları, sosyal kalıpları ve kültürel süreçleri kapsamlı bir biçimde öğrenmek isteyen okurlar için…
₺25,50KDV Dahil
₺34,00 KDV Dahil
Dersim, isyanlarıyla bilinen bir Kürt bölgesidir. Yok sayma ve şiddet politikasını benimseyen gelenek, bir taraftan sürgünlerle, tenkil operasyonlarıyla Dersim halkını dizginlemeye çalışırken, diğer yandan onu geçmişinden, kökeninden, kültüründen, geleneklerinden, yarına devredeceği her şeyinden mahrum etmeye yönelmiştir. Öyle ki, bölgeyi anarken Dersim kelimesini telaffuz etmek bile tehlikeli sayılmıştır. Kuşkusuz Dersim’de yaşananlar diğer Kürt illerinde yaşananlardan çok da farklı değildir, buna karşın Dersim’in bu acılı coğrafyada oldukça özgün bir yeri vardır. Faik Bulut kitabında işte bu zengin mirasa sahip Dersim’in dününe eğiliyor. Yazarın yöntemi kanıtsız yorumlar getirmek değil, aksine çok kanıt, az ama özlü yorumdur. Dersim’in farklı dönemlerini ele alırken, Osmanlı, Rus belgelerine başvuruyor. Yakın dönemler açısından, Meclis zabıtlarının, Genelkurmay belgelerinin, devletin bölgedeki görevlilerinin hazırladığı raporların tanıklığına yer veriyor. Kendinden önceki araştırmacıların eserlerine göndermeler yapıyor. Bu yazılı belgelerin yanında, araştırmacı gazeteciliğin olmazsa olmazlarından canlı tanıkların anlatımlarıyla eserini zenginleştiriyor.
₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
İbn Haldun’un tarihsel araştırmaya şaşırtıcı derecede çağdaş yaklaşımı, çağdaş dönem öncesi du¨nyanın önde gelen tarih âlimi olmasını sağlamıştır. Başyapıtı Mukaddime’de tarihsel kanıtları değerlendirerek olayların altta yatan sebeplerini belirlemeyi amaçlayan, Aristotelesçi kavramlardan hayat bulan bir yöntem geliştirmiştir. Yapısal tarih ve tarihsel sosyolojinin du¨nyadaki ilk örneğini temsil eden Mukaddime, Avrupa’daki Aydınlanma döneminden dört yu¨z yıl önce çağdaş tarihyazımını ve sosyal bilimleri öngörmu¨ştu¨r. 
İbn Haldun, bu eserde, meslektaşı olan diğer Mu¨slu¨man tarihçilerden kayda değmez şifahi geleneği bırakmalarını ve bunun yerine çalışmalarını felsefeden beslenen bir sosyal örgu¨tlenmeler anlayışı u¨zerine temellendirmelerini talep eden kentli, ku¨ltu¨rlu¨ bir entelektu¨el dini otorite olarak ortaya çıkıyor. 
Platon, Aristoteles ve Galen ile başlayan, Greko-İslami filozoflar Farabi, İbn Sina ve İbn Ru¨şd ile devam eden, sonrasında Montesquieu, Hume, Adam Smith ve Durkheim ile yenilenen entelektu¨el neslin bir u¨yesi haline gelen İbn Haldun ve başyapıtı Mukaddime u¨zerine ayrıntılı bir çalışma olan Marakeş’in Portakal Ağaçları - İbn Haldun ve İnsan Bilimi, iyi bir biyografi ve tarih kitabı olmasının yanı sıra aynı zamanda bir “Mukaddime’yi anlama kılavuzu” niteliğinde.
₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

Bir ibadetin de ötesinde oruç “imanın, İslam topraklarında gözlemleyebileceğimiz en önemli kolektif tezahürüdür.” Ünlü Osmanlı tarihçisi François Georgeon bu kitabında 19. ve 20. yüzyıl İstanbul’undaki siyasal reformlar ve kentsel dönüşümler çerçevesinde Ramazan yaşantısındaki değişimi ele alıyor.
İstanbul sanılanın aksine 1900’lere kadar Müslümanların çoğunluğu oluşturmadığı çok dinli bir topluma ev sahipliği yaptı. Ramazan pratiklerinde o dönemden bu yana nasıl bir değişim gerçekleşti? Georgeon sosyalleşme biçimleri, toplumsal eğlence ve alışkanlıklar, gösteriler, gece hayatı, siyasal merasimler, gayrimüslimlerin ve kadınların ay boyunca kamusal alandaki konumları gibi çok çeşitli konular çerçevesinde Ramazanın İstanbul’daki evrimini anlatıyor.
Jean-François Pérouse ise yazdığı kapanış yazısıyla Georgeon’un Cumhuriyet’in başlangıcına kadar getirdiği bu tarihi günümüz İstanbul’u ile bağlantılandırıyor.

(Tanıtım Bülteninden)

₺21,00KDV Dahil
₺28,00 KDV Dahil

Kitap Türkiye Cumhuriyeti’nin bir devletin kuruluşu için üç şart olan bir vatan ve bu vatanın sahibi bir milleti tanımlayarak bunları milletin vatan üzerindeki egemenliğinin kurallarıyla kaynaştırabilen tek örnek olduğu teziyle başlar. Bu tez, Amerika’da büyümüş iki erkek kardeşten okullarında Türkiye Cumhuriyeti hakkında ödev hazırlanmaları istenmesi üzerine yardım istedikleri dedelerinin benzer kurtuluş savaşlarını vermiş fakat bu üç şartı yerine getiremediği için başarısız olmuş Büyük Kolombiya ve Çin Cumhuriyeti örneklerine bakmalarını istemesi öyküsü yardımı ile anlatılır. Cumhuriyetin vatan, millet ve egemenlik fikirlerinin oluşumunun anlatılmasında Dedenin ailesinden kişilerin de içinde yer aldığı gerçek öyküler ve tarihi olayların öyküleştirilmiş halleri kullanılır.

(Tanıtım Bülteninden)

₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

1917… Harbin üçüncü yılı. Umûr-ı Şarkıyye Dairesi; hayalci değil gerçekçi siyasi akılla, elindeki sınırlı imkânları doğru yer ve zamanda kullanarak Fas, Trablusgarp, İran ve Rusya eksenli faaliyetlerini sürdürmektedir. İtilaf Devletleri’yle savaş cephelerde bütün şiddetiyle devam ederken, cephe gerisinde ve sahadaki siyasi harp de hızını kaybetmemiştir. İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya’nın yanı sıra, müttefik Almanya’nın Fas’ta, İran’da, Trablusgarp’ta Osmanlı Devleti aleyhine yerel düzeyde yürüttüğü siyasi operasyonlarına, 1917 yılı boyunca karşı koyan Umûr-ı Şarkıyye Dairesi, Rusya’da ortaya çıkan yeni durumdan yararlanacak siyaseti uygulamak üzere her türlü çabayı göstermektedir. Madrid’den Tahran’a, Trablus’tan St. Petersburg’a uzanan coğrafyadaki bu mücadelenin belgelerdeki hikâyesi, “zaman dizini çerçevesinde” Teşkilat-ı Mahsusa Tarihi ’nin II. cildinde yer alıyor. Umûr-ı Şarkıyye Dairesi’nin sahada ve masa başındaki şahsiyetlerinden Ali Başhampa, Fahri Ferik Nuri, Miralay Tahir, Kaymakam Ömer Fevzi, Yüzbaşı Mehmed Nuri, Abdürreşid İbrahim, Köprülüzâde Mehmed Fuad ve diğerlerinin 1917 yılı faaliyetlerinin sürecini okurken; dünü öğreniyor, bugünü değerlendiriyor, yarını düşünüyoruz

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil
Elinizdeki kitap sıra dışı şekilde çokkültürlü eski Yakındoğu uygarlıklarının açık ve kısa bir tarihini 
sunmaktadır. MÖ 3000 civarında yazının ortaya çıkışıyla başlayan anlatı, Mezopotamya’daki 
ilk şehirlerin kökenlerinden Babil ve Hitit krallıklarının yükselişine, oradan Asur ve Pers 
imparatorluklarına uzanır; Büyük İskender’in fetihleriyle eski Yakındoğu’yu dönüştürmesiyle sona 
erer. 
En son keşifleri ve bilgileri içeren kitap, hem siyasi ve askeri olaylara dair bir kesit hem de eski 
Yakındoğu kültürleri ve toplumlarına genel bir bakış sunar. 
Çok sayıda haritayla görselin eşlik ettiği net ve anlaşılabilir metin Yakındoğu kaynaklarından seçme 
çeviriler de içerir. Her bir bölüm tarihi bir kaynak olarak İncil’in kullanımı, Gılgamış destanı ve 
Asur krali yıllıkları gibi anahtar bir araştırma sorusu veya kutusuna sahiptir. 
Kitap dünya tarihinin bu önemli dönemiyle ilgilenen herkes için temel bir kaynaktır. 
Marc Van De Mieroop 
Yazar New York Columbia Üniversitesi Tarih ile Ortadoğu ve Asya Dilleri ve Kültürleri bölümlerinde 
profesörlük görevini sürdürmektedir. The Ancient Mesopotamian City (1997) ve Cuneiform Texts 
and Writing of History (1999) adlı eserlerin de dâhil olduğu birçok makaleyle kitabın yazarıdır.
₺28,13KDV Dahil
₺37,50 KDV Dahil
“Yunan tarihinin hiçbir dönemi İskender’in ölümüyle Kleopatra’nın intiharı arasındaki zaman dilimi kadar 
karmaşık veya kaynaklar açısından zengin değildir. Bu kitap Hellenistik dünyanın siyasi çerçevesini güncel 
ve güvenilir bir şekilde yeniden kurgulayarak öğretim ve araştırma alanlarında döneme yönelik artan ilgiyi 
karşılayacak.” 
Angelos Chaniotis, Oxford Üniversitesi 
“Kolay anlaşılır, bilgilendirici ve berrak bir üslupla yazılmış Errington’ın Hellenistik Dünya Tarihi, 
Hellenistik Dönem çalışanların gözünde önümüzdeki yıllar için çok değerli ve kullanışlı bir rehber olacak.” 
Claude Ellers, McMaster Üniversitesi 
Hellenistik Dünya Tarihi Büyük İskender’i takip eden dönemin yeni ve güvenilir bir tarihini sunuyor. Net bir 
anlatım ve kapsamlı belgelerle kitap Hellenistik Dönem’in çok karmaşık siyasi tarihini anlatıyor. 
Metin Hellenistik dünyanın her bir bölgesini etraflıca inceleyerek Makedonia yayılımı süresince Yunan 
toplumunun siyasi başkalaşımının altını çizer. Yunan şehir devletleriyle yeni monarşiler arasında gelişen 
ilişkiyi öne çıkartır ve Hellenistik dünyanın Makedonia’lı kökenlerinin izini sürerken Anadolu’daki 
Makedonia’lı olmayan yeni monarşileri mercek altına alır. 
R. Malcolm Errington Almanya’nın Marburg Üniversitesi’nde eskiçağ profesörüdür. Durham 
Üniversitesi’nden mezun olan Errington Hellenistik dünya, özellikle de Roma’nın genişlemesi, ayrıca Geç 
Antik Çağ üzerine kapsamlı çalışmalar yayımlamıştır.
₺28,13KDV Dahil
₺37,50 KDV Dahil
“Müşterekler”, hem özel mülkiyetten hem de kamu mülkiyetinden bağımsız, insanların kullanımına açık ve onların sorumluluğu altındaki kimi doğal varlıklara, bilgi ve ilişkilere verilen addır. 19. Yüzyılda özel mülkiyetin yaygınlaşmasından evvel çok geniş bir coğrafyada geçerli olan bu müşterekler (commons) modeli, 1970’li yıllarda Nobel ödüllü iktisatçı Elinor Ostrom tarafından güncellenerek yeni tartışmalara yol açmıştı. 
Müşterek, dünyanın farklı yerlerinde doğal kaynakların, mekânların, kamu hizmetlerinin, bilgi ve iletişim ağlarının küçük bir azınlık tarafından ele geçirilmesini eleştiren hareketlerin ortak talebine değiniyor. Müştereklerin piyasa ve devlet tarafından ele geçirilmesine karşı çıkan antikapitalistleri ve politik ekoloji hareketlerini birleştiren, doğal kaynakların ve bilgi ağlarının kolektif yönetimine dair araştırma ve mücadeleleri bir araya getiren, siyasi partilerin ve temsil mekanizmalarının yerini alma iddiasındaki yeni demokratik güçleri etrafında toplayan politik bir ilke olarak görülüyor. 
Yazarlara göre müşterek, insanların özüne veya şeylerin doğasına değil, insanların etkinliğine bağlıdır: Bir şeyin müşterek kullanıma ayrılmasını sağlayacak olan, bağlayıcı kuralları üretebilecek olan, ancak insanların “müşterekleştirme” etkinliğidir. Bu anlamda müşterek, toplumun kendi kendisini kurmasına yönelik bir çağrıdır. 
Türkiye’de 2012 yılında yayınlanan Dünyanın Yeni Aklı eserinde neoliberal aklı ve pratikleri eleştiren Dardot ve Laval, bu eserlerinde müşterekler temasını, yalnızca birtakım varlıkların bir özelliği olarak değil, 21. yüzyıldaki alternatif politikaların temel ilkesi olarak düşünmeyi öneriyor. Yalnızca Fransa’da değil, dünya çapında geniş ilgi uyandıran bu siyaset felsefesi çalışması, müşterekler tartışmasının tarihine ve güncelliğine dair temel bir katkı sunuyor.
₺37,50KDV Dahil
₺50,00 KDV Dahil
12 Eylül 1927’de, bir yıl kadar önce hükümetin kararı, Reisicumhur’un onayı ile ilk ruleti İstanbul Belediye Başkanı Muhiddin Bey tarafından çevrilerek hizmete sokulan ‘Yıldız Kumarhânesi’ savcılar ve polisler tarafından çepeçevre kuşatılarak basıldı. Kumar paralarına el konuldu. Sosyeteye mensup seçkinlerden ve çoğunluğu tanınmış işadamlarından oluşan ‘kumarcıların’ hepsi, mahkemeye sevkedilmek üzere ‘nezaret altına’ alındı. Kumarhâne bir daha açılmamak üzere mühürlenerek kapatıldı. 
* * * 
Efkâr-ı Umûmîye/kamuoyu ‘Yıldız Baskını’ haberleriyle çalkalanırken ve olayın üzerindeki esrar perdesi yerli yerinde dururken... Üstelik, aradan 48 saat bile geçmemişken... 
14 Eylül Çarşamba günü saat 15.00 - 16.00 sıralarında, Beyoğlu Tiyatro Sokağı’nda silahlar patladı ve kan gövdeyi götürdü! 
* * * 
MURAT ÇULCU okurları adeta ‘zaman tüneline’ sokuyor, 91 yıl önceye götürüyor. Zamanın konuşulan dili ve gazeteci lisanıyla her şeyi ‘yeni baştan’ yaşatıyor. 
Kısacası ‘dört başı mamur’ tarihsel bir olay ve ‘tadını damakta bırakan’ kıvamda belgesel bir polisiye.
₺26,25KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
Yirmi birinci yüzyılın ilk yılından bu yana kuşaklar üzerinde çalışıyorum. Bir kuşağı anlamak, bir dönemi anlamaktır. Bir dönemi anladığınızda paradigmanın kıskacına sıkışmaktan kurtulursunuz. Ve sizin gibi olmayanları kendinize ait yargılarla değil, onlara ait gerçeklerle görmeniz mümkün olur. Bu mümkün olduğunda ise dönüşürsünüz. 
İşte ya da evde… Bir şirket olarak ya da bir birey olarak… 

Bir kuşağı anlamak, suya atılan taş gibi, etkisi dalga dalga büyüyen, yaşama, geçmişe ve geleceğe dair müthiş bir kavrayış sağlar. Hoşgörü sınırlarınızı genişletir, zamanın ruhuna yaklaştırır ve her adımda yargılayan değil öğrenen olmaya yönlendirir. 

Çünkü bir Çin atasözünde de söylendiği gibi 
“Bir kuşağın diktiği ağacın gölgesinde öteki kuşaklar serinler.”
₺12,75KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil

“Bu noktada Mehmet’in aklına harikulade bir plan gelir. Konstantiniye önünde hiçbir işe yaramadan öylece duran kadırgalarını karadan yarımadayı aşırtıp, Haliç körfezine sokacaktır. Çok cüretkâr ve soluk kesici bir girişim olan yüzlerce geminin yarımadanın tepelerinden taşınmasını Bizanslılar, bir zamanlar Anibal ve Napoléon’un hızla Alp Dağları’nı geçebilmesinin olanaksız olduğuna inanmış Romalılarla Avusturyalılar gibi, daha ilk günden çok saçma bulurlar. İnsanoğlunun deneyimlerine göre gemiler sadece denizde hareket edebilir. Bir donanmanın tepeleri aşması kesinlikle mümkün değildir. Ancak mümkün olmayanı gerçekleştirmek çılgın istençlerin simgesidir. Askeri dâhi savaş kurallarını önemsemez, gerektiğinde denenmiş yöntemleri değil, kendi yaratıcı düşlemini uygular.”

Stefan Zweig işte böyle anlatıyor, İnsanlık Tarihinde Yıldızın Parladığı Anlar kitabında, 29 Mayıs 1453 tarihinde, Fatih Sultan Mehmet tarafından icat edilen, tarih kitaplarında o güne dek eşine rastlanmayan girişimi.

“Bireylerin yaşamında ve tarihin akışında yüz yılları belirleyecek bir kararın tek bir güne, tek bir saate, tek bir âna sıkıştırıldığı çok trajik ve yazgıyı belirleyen anlara çok ender rastlanır,” diye sürdürüyor sözlerini büyük yazar.

Bizans’ın Fethi de, Zweig’ın olağanüstü anlatımıyla dile gelen, geçmişin karanlığına ışık tutan o anlardan biri hiç şüphesiz.

₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil

Asıl metin ve Günümüz Türkçesi
Sadeleştiren ve Yayına Hazırlayan: Oktay Bozan

Şehirlerin tarihini yazmak, ülkelerin tarihini yazmak kadar önemlidir. Zira ülkelerin tarihi bir yönüyle şehirlerin tarihinden meydana gelmekledir. Şehirlerin tarihi ise toplumların hafızası niteliğindedir. Cumhuriyet'in ilk yıllarında neşredilen "Gaziantep Vilayeti'in Sıhhî ve İctimâî Coğrafyası" adlı bu eser bir şehir tarihi özelliği taşımaktadır. Dönemin Sağlık ve Sosyal Yardım Müdürü Dr. Süleyman Faik (Yargıcı) Bey'in önemli bir alan araştırması sonrasında tanzim ettiği bu eserde yaklaşık yüz yıl önce içinde bulunulan yoksulluğun, cehaletin, imkânsızlıkların; öte yandan yaşam tarzının, değerlerin ve mücadele azminin örnekleri görülmektedir. Bu nedenle çok farklı alanlarda yapılacak araştırmalara kaynak teşkil edebilecek bu eser, son derece önemli bilgiler ihtiva etmektedir.

(Tanıtım Bülteninden)

₺10,50KDV Dahil
₺14,00 KDV Dahil
Mustafa Kemal’i devlet adamlığına hazırlayan askerlik sürecinin detaylı bir analizi... 

Bu analizde yazara yol gösteren de, arşiv belgeleriyle Mustafa Kemal’in notları, emirleri ve yazışmaları 


Genç Atatürk bugüne kadar yazılmış Atatürk biyografilerinden farklı olarak, asker Atatürk’ü konu ediyor. George W. Gawrych 20. yüzyılın en olağanüstü devlet adamlarından birinin hakkıyla anlaşılabilmesi için, Mustafa Kemal’in askerlik kariyerinin derinlemesine incelenmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Askerliğin, Mustafa Kemal’in eleştirel muhakemesini, kişisel değerleri ile duygusal zekâsını geliştirmesine, bir subay ve komutan olarak karşılaştığı sorunları çözerken teoriyi pratiğe dönüştürmesine nasıl yardım ettiğinin izini sürüyor. 

Genç Atatürk, Mustafa Kemal’i devlet adamlığına hazırlayan askerlik sürecinin detaylı bir analizi. Bu analizde yazara yol gösteren de, arşiv belgeleriyle Mustafa Kemal’in notları, emirleri ve yazışmaları 

ABD’deki The Society of Military History’nin (Askeri Tarih Derneği) 
her yıl verdiği en iyi askeri biyografi ödülünü alan Genç Atatürk titiz bir araştırmanın ürünü. 

İyi işlenmiş, kuramsal olarak zengin, iddiaları sağlam, titizlikle kaleme alınmış bir eser Konu hakkındaki en iyi çalışma. 
M. Şükrü Hanioğlu, Princeton Üniversitesi 

Net bir dille yazılmış, kusursuz bir araştırma. 
Dennis Showalter, Colorado Üniversitesi
₺21,75KDV Dahil
₺29,00 KDV Dahil
“Tarihin Merkezine Seyahat: 
Fotoğraf ve Osmanlı Köklerinin Yeniden Keşfi (1886)” 

Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde (ANAMED) 10 Mayıs–30 Eylül 2018 tarihlerinde ziyaretçilerle buluşan ve II. Abdülhamid’in Almanya şansölyesi Otto van Bismarck’a hediye ettiği üç cilt fotoğraf albümüne odaklanan “Tarihin Merkezine Seyahat: Fotoğraf ve Osmanlı Köklerinin Yeniden Keşfi (1886)” sergisinin İngilizce makalelerden oluşan derlemesi, OTTOMAN ARCADIA: The Hamidian Expedition to the Land of Tribal Roots (1886) yayımlandı. Prof. Selim Deringil, Doç. Dr. Ahmet Ersoy, Dr. Berin Gölönü, Prof. Reşat Kasaba, Sinan Kuneralp, Prof. T.G. Otte, Prof. Beatrice St. Laurentve Dr. Deniz Türker tarafından kaleme alınan kitabın editörlüğünü Bahattin Öztuncay ve Özge Ertem üstlendi. ANAMED tarafından yayımlanan kitapta, fotoğraf üzerinden imparatorluğun kuruluş mekânları ve tahayyülleri inceleniyor. 

ANAMED’de ziyaretçiyle buluşan “Tarihin Merkezine Seyahat: Fotoğraf ve Osmanlı Köklerinin Yeniden Keşfi (1886)” sergisinin İngilizce yayını raflardaki yerini aldı. Editörlüğünü serginin küratörlerinden Bahattin Öztuncay ile birlikte Özge Ertem’in üstlendiği kitap, sergiyle paralel olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş mekânlarıyla, bu mekânlara geçmişte ve 19. yüzyılda verilen anlamlara değiniyor. 

Kitap, serginin küratörlerinden Ahmet Ersoy ve Deniz Türker’in yanısıra Selim Deringil, Berin Gölönü, Reşat Kasaba, Sinan Kuneralp, T.G. Otte ve Beatrice St. Laurent gibi alanlarında uzman araştırmacı ve akademisyenleri bir araya getirdi. Kitapta yer alan makaleler, kuruluş tahayyüllerini, Anadolu yürükleri üzerinden tarih, hafıza ve temsil ilişkisini, imparatorluğun ilk yerleşimlerindeki anıtlar ve mimari eserlerin yanı sıra geç 19. yüzyıl Avrupa ve Osmanlı diplomasisini inceliyor. Ayrıca sergide yer alan fotoğraf ve eserlerin birçoğu yine yüksek kalitede baskılarıyla kitapta ek bir bölüm hâlinde okuyucularla buluşuyor. Kitabın Türkçe çevirisi, önümüzdeki aylarda yine ANAMED tarafından yayımlanacak.
₺75,00KDV Dahil
₺100,00 KDV Dahil
Balkan Harbi sebepleri, cereyan edişi ve sonuçları bakımındanincelenmesi gereken siyasi, diplomatik, ekonomik ve askeri açılardan sonderece karmaşık bir yapıya sahiptir. Osmanlı İmparatorluğu’nun BalkanHarbi’nde mağlubiyete uğraması askeri açıdan da strateji, taktik, idarisorunlar ile eğitim, disiplin, ateş gücü gibi pek çok alt başlıkla ilişkilidir. 
Ulaştırma faaliyetleri ise bu başlıklar arasında en can alıcı olanıdır.Balkan Harbi’nde Osmanlı Ordusu’nun Ulaştırma Faaliyetleri,yığınaklanmadan harekât alanındaki idameyi sağlayan lojistiğe kadartüm safhalardaki ulaştırma hizmetlerini inceliyor. Ordunun harekâtalanına ulaşıncaya kadar ne tür zorluklarla karşılaştığı, yiyecek-içecek vemühimmat gibi ikmal maddelerinin buralara nasıl ulaştırılmaya çalışıldığıaskeri belgelere dayanarak ayrıntılışekilde ele alınıyor.
₺19,50KDV Dahil
₺26,00 KDV Dahil

"Milletleri millet yapan tarihleri ve kültürleridir. Tarihsiz bir millet, kişiliğini kaybetmiş bireye benzer. Osmanlı tarihi, Türk tarihinin görkemli bir dönemidir."

-Halil İnalcık-

 

Osmanlı tarihi alanında dünyanın tartışmasız en büyük isimlerinden biri olan Halil İnalcık, 25 Temmuz 2016’da 100 yaşında vefat etti. Tıpkı hayattayken olduğu gibi vefatının ardından da çalışmaları ışık saçmaya, hocasından öğretmenine ufuk açmaya, yeni çalışmalar için cesaret ve ilham vermeye devam ediyor. İnalcık’ın bu gayretine bir katkı sunmak üzere; onun Osmanlı tarihinde topluma, ekonomiye, sultana ve siyasete dair yazdığı mühim araştırmaları, iki cilt hâlinde ve kutulu olarak sunmaktan mutluluk duyuyoruz.

Okuyucularımız ilk ciltte Osmanlı toplumunun aslî unsurlarından sipahileri ve köylüleri, İslâm arazi ve vergi sistemini, raiyyet rüsûmunu yeniden tanıyacak. 15. yüzyılda Rumeli topraklarındaki Hristiyan sipahileri ve menşelerini görecek. Fatih devrinden önceki tımar sistemini derinlemesine öğrenecek. Osmanlı’nın kuruluş ve inkişaf devrinden 15. yüzyıla kadar Türk topraklarındaki iktisadî vaziyeti görme imkânı bulacak. Yine bu yüzyılda, tarihimizin mühim şehirlerinden Bursa’nın sanayisine ve ticaretine dair vesikaları okuyacak. Hindistan ve İngiltere ile yaşanan pazar rekabeti, örfî-sultanî hukuk ile Fâtih’in kanûnları, Sened-i İttifak, Gülhane Hatt-ı Hümâyûnu, Tanzimat’ın uygulanması ve sosyal tepkileri, batıdan kültür aktarımı gibi birbirinden kritik metinler, bu cildin diğer meseleleri.

İkinci cilt, uzun zamandır hararetle tartışılan Osmanlı tarihinde dönemler meselesiyle başlıyor. Hemen ardından İnalcık, “Âşıkpaşazâde tarihi nasıl okunmalı?” diye sorarak tarihyazımı konusunda yine büyük bir açığı kapatıyor. Sultan ve Siyaset başlığı altında Osman Gazi’nin İznik Kuşatması ve Bafeus Savaşı, Fatih Sultan Mehmed devri, Osmanlıların karar alma mekanizmaları, kazasker ruznamçe defterine göre kadılık kurumu, Osmanlı hukukunun İslâmlaşması, vergi toplama, Rum Ortodoks patriğinin statüsü gibi konular yer alıyor. Okuyucularımız bu cildin son bölümünde fethedilen Konstantinopolis şehrinin yeniden inşası, Galata’nın Osmanlı şehrine dönüşmesi ve Osmanlıların Karadeniz ve Boğazlar üzerindeki kontrolüne yönelik son derece doyurucu metinlerle karşılaşacaklar.

Bu iki ciltle beraber Halil İnalcık külliyatımızın ciddi bir genişleme göstereceğine, Türk tarihçiliğinin yanında dünya tarihi için de son derece önemli bir açığın kapanacağına inanıyoruz.

 

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺75,00KDV Dahil
₺100,00 KDV Dahil

Maveraünnehir’den Marmara’ya kadar geniş bir sahanın tarihsel birikimi, kültürü ve pratiği üzerine kurulan Osmanlı Devleti, zamanla, sınırlarını Orta Avrupa’dan Yemen’e kadar genişletmiş ve kadim dünyanın merkezi olan Avrupa, Afrika ve Asya’nın kesiştiği coğrafyada, dünyanın en etkili devletlerinden biri haline gelmiştir. Osmanlı Devleti’ni önemli kılan bir diğer özelliği ise geniş bir coğrafyada, farklı dil, din ve ırktan yüzlerce unsuru asırlarca bir arada yaşatan idari ve toplumsal düzeni ve kesintisiz olarak tek bir hanedan tarafından yönetilmesiyle dünya tarihinde benzeri olmayan bir siyasal yapı olmasıdır. Hiç şüphesiz Osmanlı Devleti’nin bu başarısında, Türklerin cesareti, yiğitliği ile askeri örgütlenme, savaş becerisi ve fetih stratejilerinin payı büyüktü. Mehmet Yaşar Ertaş, Sultanın Ordusu: 1715 Mora Seferi’nde Organizasyon ve Lojistik kitabında Osmanlı ordusunun başarılı seferlerinden birinin perde arkasını anlatıyor.

İlk bölümünde sefer yolunun belirlenmesi, yol üzerindeki yapım ve onarım çalışmaları ve ulaşım vasıtalarının anlatıldığı kitabın ikinci bölümünde ise merak edilen bir konuya, ordunun sefer sırasında nasıl beslendiği, yiyecek ve içeceklerin nasıl temin edildiği ve askerlere nasıl dağıtıldığı konusuna açıklık getiriliyor.

Seferberlik, ordunun toplanması ve askerî birliklerin incelendiği üçüncü bölümü müteakip Sultanın Ordusu’nda, savaşın finansmanına yer veriliyor ve savaş bütçesinin çıkarıldığı bu son bölümde seferin mali kaynakları ile masrafları ayrıntılarıyla ortaya konuluyor.

Dünyanın en büyük ordularından biri olan Osmanlı ordusuyla ilgili merak edilen birçok konuya açıklık getiren bu çalışma, Osmanlı savaş tarihiyle ilgili çok sayıda araştırmaya da kaynaklık edecek. Bilhassa askerî tarih okumayı seven herkes için bulunmaz bir kaynak…

₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil

“Cemal Paşa’nın Suriye’ye gelmeleriyle bu yöre, kaptanını bulmuş gemiye benzedi. Ahali, selamete ulaşmak lezzetini tatmış gibi canlandılar. Suriye ve Filistin semalarında başka bir nur parladı, başka bir ruh tecelli etti. Subaylarda istikamet ve çalışkanlık, erlerde ise neşe ve sevinç... Hülasa, ordu hayatında bir tecelli ki, bu âdeta damarlardaki gençlik kanının kaynamasına benzer.”

Muhammed Habîb el-Ubeydî

 

“Aslen bir Arap olan ve Dördüncü Ordu bünyesinde görev yapan es-Seyyid Muhammed Habîb el-Ubeydî, Birinci Kanal Harekâtı sonrasında Dördüncü Ordu ve Cemal Paşa hakkında eleştiriler artınca hem eleştirilere cevap vermek hem de İkinci Kanal Harekâtı öncesi kamuoyunun desteğini kazanmak amacıyla Cemal Paşa tarafından 1915 Ekim başlarında İstanbul’a gönderilmişti. Buradaki İttihat ve Terakki toplantılarında dört konuşma yapan müellif, Beyrut’a döndüğünde bir konuşma daha yaptı. Muhammed Habîb el-Ubeydî, bu konuşmaların metinlerini 1916 yılında, Payitahtta Nutuklarım başlığı altında Beyrut’ta kendisine ait olan İlmiye Matbaası’nda neşretti.

Payitahtta Nutuklarım, yakın tarihimiz açısından en az Cemal Paşa’nın Hâtıralar’ı kadar büyük önem arz etmektedir. Konuşmaların Birinci Dünya Savaşı’nın bütün hararetiyle devam ettiği tarihlerde gündeme ilişkin hassas meseleler hakkında olması, Harbiye-Bahriye nezâretleri gibi son derece kritik karar verme mercilerinde gerçekleştirilmesi ve Cemal Paşa’nın duygu ve düşüncelerinin konuşmalara bire bir yansıtılmış olması eserin önemini kavramak için yeterli olacaktır.”

Doç. Dr. Nevzat Artuç

 

Edebî-siyasi bir hitabet risalesi olan bu eser, dönemin ideolojik söylemlerini incelemek için önemli bir memba ve aynı zamanda bir asır öncesinin hengâmeli günlerinden yükselen güçlü bir seda niteliğinde. Doç. Dr. Nevzat Artuç tarafından baskıya hazırlanan bu kitapta, konuşma metinleri hem günümüz hem de Osmanlı Türkçesi ile Latin harflerine aktarılırken eserin 1916 tarihli orijinal Beyrut baskısının tıpkıbasımına da yer veriliyor.

 

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil

Ortadoğu Türkiye’nin güneyinde çok geniş bir bölgeyi teşkil etmektedir ve bu bölgedeki kuvvet münasebetleri Türkiye’nin kaderini daima yakından ilgilendirecektir. Bin netice Türkiye’nin bölgede barışın korunmasında tanzim edici role ve saldırganlığa karşı da caydırıcılığa sahip olması ve bütün bunları yapabilecek güçte bulunması, daima Arap dünyasının menfaatine olacaktır.”

-Prof. Dr. Fahir Armaoğlu-

 

Siyasi tarih araştırmalarının duayeni, ardından bıraktığı eserlerle yeni araştırma konuları için ilham veren Prof. Dr. Fahir Armaoğlu, Türk Dış Politikası Tarihi’nde yakın tarihimizin en önemli meselelerini aydınlatıyor. Armaoğlu’nun dış politikamıza dair araştırmalarını bir araya getiren bu kitap, Cumhuriyet’ten 1980 sonrasına dek çok kritik meselelere temas ediyor, çarpıcı yorumlar sunuyor.

Atatürk’ün dış politika prensiplerinin üzerine titizlikle eğilerek başlayan kitap, Çanakkale Muharebeleri ve Milli Mücadele döneminde Rusya ile olan ilişkilerimizi analiz ediyor. Ardından II. Dünya Savaşı’ndaki denge politikamız ve dönemin en çok konuşulan ülkelerinden Hitler Almanyası ile 1933-1941 yılları arasındaki ilişkilerimizi sorguluyor.

Türkiye’nin geçmişten günümüze en yoğun ilişkilerinin olduğu Ortadoğu, Armaoğlu’nun bu eserinde büyük bir yer tutuyor. Arap Dünyası’nın geçmişi ve yakın dönemin İslâmî akımlarına kadar İran ve Suudi Arabistan gibi ülkelerle olan irtibatımıza Armaoğlu çok önemli yorumlar getiriyor.

Dünüyle, bugünüyle, yarınıyla Türkiye ve Batı Dünyası arasındaki ilişkiye dair araştırmalarla süren kitap 1982’de Türk Dış Politikası, Amerikan-Rus Dosyası ve Avrupa politikasında Polonya ile son buluyor. Türk Dış Politikası Tarihi; siyasi tarih okumaları yapmayı seven herkese hitap eden bir referans kitap…

 

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
FATİH’İN İÇİNDE YANAN KOR’A DOĞRU BİR SEYAHAT 
İçinden kayıklar geçiyor bu kitabın, ilim adamlarıyla dolu. Coğrafyaları bir gerdanlık gibi birbirine rapteden altın halkaları tespit ediyor. Harita tutkusuyla iç dünya teknolojisini bir araya getiren engin bir ufka yelken açıyor. Yazar için Fatih’in ve fethinin maddesi kadar, belki de daha fazla, ifade ettiği mana önemli. 
Ne arıyordu bu genç Sultan, Bizans İmparatoru’nun efsanevi kütüphanesinde? Ya Delfi mabedinin kâhini Plutark’ın biyografi kitabını neden istinsah ettirmişti? Yaptırdığı onlarca Füsûsu’l-Hikem şerhindeki hikmetlerin, içindeki hangi boşluğa deva olacağını bekliyordu? Bunları yeterince bilmiyoruz. Bildiğimiz şey, onun içinde bir korun yanmakta olduğu. 
Bu kitap, okurunu o kor’a bir adım olsun yaklaştırabilirse vazifesini büyük ölçüde yerine getirmiş sayacaktır.
₺16,50KDV Dahil
₺22,00 KDV Dahil
“Tarihimizin tartışmasız en etkileyici entelektüeli.” 
–The Guardian 
Edward Said, ölümünden yaklaşık on sene önce, son ropörtajlarından birini Tarık Ali’ye vermiştir. Bir yere ait olamayan varlığı, siyasetle 
ilgilenmeye 
başladığı zamanlar, Filistin davasına bağlılığı, kültür çalışmalarına olan 
yaklaşımı, edebiyat ve müziğin her alanına yayılmış sevgisi üzerine 
konuştular. 
Samimi, kişisel, düşündürücü ve kışkırtıcı bu konuşmalar Said’i bir siyasi 
aktivist, kültür tarihçisi, edebiyat profesörü ve müzik delisi olarak 
yansıtırken, zamanımızın en tutkulu, aynı zamanda en dikkatli 
entelektüeli 
olduğunu da kanıtlar.
₺12,75KDV Dahil
₺17,00 KDV Dahil

İstanbul’da bankerlik yaptığı bilinen Julius R. Van Millingen’in 1800’lü yılların ortasında yazdığı Osmanlıdan İnsan Manzaraları kitabı, Osmanlı topraklarında doğmuş, yaşamış bir İngiliz’in özgün gözlemlerinden oluşan bir eser. Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde yaşamış bir insanın bakışıyla Arnavutların, Tatarların, Pomakların, Bulgarların, Kırgızların, Lazların, Ermenilerin, Yunanlıların, Ulahların, Yahudilerin, Çingenelerin, Suriyelilerin, Dürzilerin, Marunilerin, Bedevilerin, Türklerin karakterleri, dini inançları, kıyafetleri, yemek anlayışları ve tarihleri üzerinde duruluyor. Yazarın gündelik hayata dair gözlemlerine sokak hayvanları ve insanların hayvanlara karşı olan yaklaşımları bile giriyor. Renkli ve karmaşık Osmanlı toplumun kültür tarihine dair ilginç bir okuma.

 

 

(Tanıtım Bülteninden)

₺11,25KDV Dahil
₺15,00 KDV Dahil
ROMANOVLAR 1613 - 1918 
“Moğollardan sonra en çarpıcı başarıya ulaşmış imparatorluk kurucuları” 
Yaşadıkları dönemde yeryüzünün altıda birine hükmeden Romanovlar, modern çağın en başarılı hanedanıydı. Romanov hanedanına mensup 20 hükümdar 1613’ten çarlığın 1917 Devrimi’yle yıkılışına kadar, yani 304 yıl boyunca hüküm sürdü. Korkunç İvan döneminde başlayan bu hâkimiyet, Rasputin döneminde son buldu. 
Peki, bu aile savaşla harap olmuş bir prensliği dünyanın en büyük imparatorluğuna nasıl dönüştürebildi ve bu imparatorluğu nasıl yitirdi? 
Romanovlar’da bir bölümü dehadan, bir bölümü delilikten nasiplenmiş ama hepsi kutsal otokrasi fikrinden ve emperyal hırstan ilham almış 20 çar ile çariçenin tarihini okuyacaksınız. Montefiore, sürükleyici anlatımıyla onların sınırsız iktidarla ve imparatorluk kurmaya dönük acımasızlıkla belirlenen, saray entrikalarının, aile çekişmelerinin, seks düşkünlüğünün ve çılgınca savurganlığın gölgesinde kalan gizli dünyasını gözler önüne seriyor. 
Bu sahnenin geniş oyuncu kadrosunda maceraperestler, saraylılar, devrimciler ve şairler, ayrıca Korkunç İvan’dan Tolstoy’a, Kraliçe Victoria’dan Lenin’e kadar uzanan tarihsel kişilikler yer alıyor. Kitabın sonunda ise son derece etkileyici bir dille Nikolay ve Aleksandra çifti, Rasputin’in yükselişi ve öldürülüşü, savaş ve devrim, bütün ailenin feci bir vahşetle katledilişi anlatılıyor. 
Yeni arşiv araştırmalarına dayanan ve parlak bir edebi üslupla kaleme alınan Romanovlar hem büyüleyici bir zafer ve trajedi, aşk ve ölüm hikâyesi, hem genel bir iktidar incelemesi hem de Rusya’ya bugün bile damga vuran imparatorluğun portresi. 
Simon Sebag Montefiore’nin Romanovlar’ı, büyük ölçekli bir epik tarih örneği... Komploların, darbelerin, suikastların, işkencelerin, seks ve alkol düşkünlüğünün, şarlatanlığın ve düzenbazlığın, serfliğe dayalı zenginliğin ve bekleneceği üzere, baskı ve isyandan oluşan bir kısırdöngünün hikâyesi. Burada anlatılanlarla kıyaslanınca Game of Thrones sıkıcı görünüyor... Montefiore’nin muhteşem kitabını okurken, Rus monarşisinin böylesine korkunç liderlerle nasıl ayakta kalabildiğini hayal etmek zorlaşıyor. 
– Antony Beevor, Stalingrad ve Berlin’in Düşüşü 1945’in yazarı
₺41,25KDV Dahil
₺55,00 KDV Dahil
II. Dünya Savaşı sonrasında “özgür dünya” içinde yer almak isteyen Türkiye çok partili hayata adım atmış, Şubat 1946’da İzmir ve İstanbul merkez şubeleri kurulan Demokrat Parti yurt genelinde yoğun bir teşkilatlanma sürecine girmişti. Her köşe başında demokrasi nutuklarının atıldığı bu dönemde tek parti iktidarı bütün istibdadıyla ayakta duruyor, kurulmakta olan muhalefet partisi, memleketin bütün aykırı sesleriyle birlikte sindiriliyordu. 
O günlerde, Demokrat Parti’yi Ege bölgesinde örgütleyen isimler tarafından İzmir’de neşredilen ve tek yapraktan ibaret bir gazete, elden ele dolaşan nüshalarıyla muhalefetin sesini yurt genelinde yükseltmeye gayret ediyordu. 
14 Mayıs 1950’de “mücadelesinde zafere ulaşan” Demokrat İzmir gazetesi, iktidara getirdiği parti kuruluş prensiplerinden uzaklaşarak ifade özgürlüğünü boğmaya yeltendiğinde yeni bir mücadeleye girişmiş, giderek artan antidemokratik uygulamaları basına ispat hakkı tanınması talebiyle durdurmaya çalışan Egeli Demokratlarla birlikte Hürriyet Partisi hareketine katılmıştır. 
Elinizdetuttuğunuz kitap, “iyi, doğruvegüzeli” arayanların “iribaklalızincirlerle” mükafatlandırıldığıbirülkeninyakıntarihinive Türk basınınındeğişmeyenyazgısınımücadelecibirgazeteningözlerindenanlatmaktadır.
₺28,50KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil
Bir dönemin önemli gazetecilerinden "barış eri" Abdi İpekçi, yaşamı boyunca yakın tarihi soğuk bir nesnelliğe büründürmeden, yaşayan ağızlardan aktardı bize. Bu tutumuyla geçmişi bugünden kopmaz, bugüne ait bir zenginlik olarak görmemizi sağladı. 

İnönü Atatürk'ü Anlatıyor, Abdi İpekçi'nin İsmet İnönü ile yaptığı söyleşileri ve bu söyleşilere referans olan kitapların önemli kısımlarından bir ek bölümünü içeriyor. Kitabın yeniden basımında İpekçi'nin Celal Bayar, Şevket Süreyya Aydemir, Sabahattin Selek gibi dönemin önemli isimleriyle Atatürk ve İnönü üzerine yaptığı söyleşiler de yer alıyor. Atatürk'ün 1933'te İsmet İnönü'ye, İsmet İnönü'nün de 1938'te Atatürk'e yazdığı, orijinal metinlerinin görsellerini de bu kitapta bulacağınız mektupları okurken gözyaşlarınıza hakim olamayacaksınız.
₺18,75KDV Dahil
₺25,00 KDV Dahil

XI. ve XIII. yüzyılları arasında, Avrupa Ortaçağı büyük öncüleri tüccar ve bankacılardan oluşan gerçek bir ticari devrime tanıklık eder. Bu dönem, uzak mesafelere yolculuk yapmayı mümkün kılan bir barış zamanıdır, fakat aynı zamanda önemli bir demografik büyümenin de zamanıdır. Her şeyden önce kentlerin yeniden doğuşu ve canlanışı söz konusudur. Floransa, Rouen, Brugge, Cenova veya Amiens’teki büyük Ortaçağ fuarlarında kentsel gelişimin ilk izleri, belirli bir serbestiyet, dinî vesayetten kurtuluş ve sanatsal faaliyetlerin desteklenişi görülür. 
Le Goff, bu çalışmayı toplumsal tarihin akışını açıkça etkilemiş belli bir özneler grubu ve özneleşme sürecini ele alarak yapmıştır. Üstelik bu metinde toplumların geçirdiği zihinsel/kültürel dönüşüm sürecini ülke ülke ele alınan belli kişiler, aileler ve hanedanların özyaşam öyküleri üzerinden açıklamıştır. Le Goff bunu, özellikle erken kapitalizm konusunda çok yoğun ve ayrıntılı araştırmaların yapıldığı İtalya, Felemenk, Almanya gibi ülkelerde Ortaçağ tarih çalışmalarının artmasına bağlıyor. Kapitalizmin ve kapitalistlerin ya da başvurduğu bir başka ifadeyle, “kendilerini ticarete adamış” insanların hangi tarihten başlayarak sözcüğün gerçek anlamında klasik kapitalizm ve kapitalist kavramlarını içerecek kıvama geldiğinin belirlenmesinin öneminden söz ettikten sonra bu işin ancak özneler, yani kapitalistler tarihine başvurularak yapılabileceğini gösteriyor.

₺13,50KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil
“CHP Genel Sekreterliği örgütün merkeziydi. CHP merkezinin taşra teşkilâtıyla olan karşılıklı bütün irtibâtı, yazışmaları ve temasları, genel sekreterlik aracılığıyla gerçekleştirilirdi. Parti merkezinin örgüte ilettiği genelgeler de, partinin ana istikâmetini teşkilâta duyururdu.  
CHP Genel Sekreterliği’nin yegâne misyonunun bundan ibâret olduğunu düşünmek ise yanıltıcı olacaktır. Aksine, genel sekreterlik, yalnızca partinin taşra teşkilâtı ve yönetimiyle irtibat içinde olan bir organ değildi. Genel Sekreterlik bir yandan, örgütün ihtiyaçlarını bilmek ve öğrenmek için teşkilâtından gelen istekleri ve soruları karşılamaya çalışırken; diğer yandan da, teşkilâtına yön vermeye çalışıyordu. Fakat bunun yanında Genel Sekreterlik, önemli bir misyonu daha yerine getirmeye çalışıyordu; bu da, toplumun çeşitli kesimleriyle temâs etmek ve bağ kurmaktı.” 
–CEMİL KOÇAK
₺18,00KDV Dahil
₺24,00 KDV Dahil
Sir Isaac Newton, Batı’nın Bilim-Kültür-Uygarlık ekseninde yer alan önemli bir kişidir. Türkiye, Batı dünyası ile kendi axiologic (değerler sistemi) yapısını koruyarak ve geliştirerek buluşmak ve bunların arasından evrensellik özelliği taşıyan unsurları benimsemek ve gündelik hayata uygulamak arzusunu yaklaşık iki yüz yıldır ortaya koymuştur. İşte bu amaca hizmet edebilmek için Batı’nın Bilim ve Kültür dünyasında değerli bir yere ve haklı bir üne sahip olan Sir Isaac Newton’un bu çok az bilinen kitabını ilk kez Türkçeye kazandırmış olmanın mutluluğunu yaşıyorum. 
Aytunç Altındal
₺14,25KDV Dahil
₺19,00 KDV Dahil
“Bu kitabın amacı bizim ‘ulus’ olarak kavramsallaştırdığımız yoğun grup özdeşleşmesinin ortaya çıkışını araştırmaktır. Rastgele mekânsal yakınlık ya da üstün bir gücün baskısı dışında, bireyleri geniş kümelerde birbirine bağlayan nedir? Her şey bir yana, çok uzun bir süre boyunca grup kimliğinin devamını sağlayan çimento nedir?”
₺39,60KDV Dahil
₺49,50 KDV Dahil
Yıllarını Rus Devrimi tarihini araştırmaya adayarak birçok çalışma üreten Wade, yeni araştırmalar ışığında tarihin bu kesitinin yeni bir anlatısını, heyecan verici bir üslupla sunuyor. Rusya toplumunu devrime götüren nedenleri son derece akıcı bir şekilde aktarırken aynı zamanda bu devrime dair mitleri çürüterek, odağına 1917’nin bugüne kadar ihmal edilmiş kesimlerini alıyor. Kadınlar, köylüler, cephedeki askerler ve azınlıkların devrimde oynadıkları rollerin ayrıntılı bir panoramasını çiziyor. Bugüne kadar yazılanlardan farklı olarak devrimin Petrograd merkezli bir anlatısını sunmaktan kaçınan Wade Rusya gibi geniş bir coğrafyanın diğer kesimlerinde de devrime nasıl gidildiğini ve devrimin nasıl yankı bulduğunu ortaya koyuyor. Kurucu Meclis’in dağılmasıyla son bulan kitap, hedeflenen demokrasiye nasıl ve neden ulaşılamadığını da sorguluyor.
₺36,00KDV Dahil
₺45,00 KDV Dahil
Padişahı Devirmek, 1859 ve 1867 yıllarında İstanbul’da açığa çıkarılan iki isyan hazırlığı üzerinden iktidarın devrilmesi girişimlerinin Osmanlı siyasi hayatı ve zihniyet evrenindeki izdüşümlerini ele alıyor. Bu kapsamlı araştırmasında Burak Onaran, 17. yüzyıldan itibaren imparatorlukta yaşanan hal’ girişimlerinin seyrini, bu eylemleri düzenleyenleri ve taleplerini tarihsel bir bütünlük içine yerleştiriyor. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından (1826) sonraki dönemde, Kuleli Muahedesi ve Meslek Cemiyeti mensuplarının kalkıştığı padişahı devirmeye yönelik ilk iki girişimi ayrıntılı şekilde inceliyor. Sanıkların ifadeleri ve diplomatik yazışmalar gibi ilk kez kullanılan belgelerden de hareketle, hem olayları kendi tarihsel bağlamı içerisinde yeniden anlatıyor hem de “tarihsel anlatı”nın zaaf ve imkânlarını tartışmaya açıyor
₺37,60KDV Dahil
₺47,00 KDV Dahil

Yirminci yüzyılın sanat ve edebiyat dünyasına öncülük eden bir kent: Paris. Umut dolu yıllar ve umut dolu yaratıcı insanlar.

O zamanlar henüz kimsenin dönüp resimlerine bakmadığı Picasso, Matisse, Gris, Braque; savaş yaralarıyla ölen Apollinaire; yeniyetme bir yazar, Ernest Hemingway; biraz biraz ünlenmiş Sherwood Anderson ve daha niceleri...

Ve hep gözlemleyen, hep edebiyat denemelerine girişen, karizmatik kişiliğiyle bir efsaneye dönüşen öncü bir yazar: Gertrude Stein.

Yaklaşık elli yılını birlikte geçirdiği yakın dostu Alice B. Toklas’ın ağzından yazdığı bu renkli “özyaşamöyküsü”nde, Birinci Dünya Savaşı öncesi umut ve yenilik dönemini, savaşın yıkımlarını ve kendi edebiyat deneylerini tümüyle kendine özgü bir tarzda anlatıyor Gertrude Stein.

₺24,00KDV Dahil
₺32,00 KDV Dahil

 

Ünlü tarihçi Richard G. Hovannisian tarafından derlenen 14 ciltlik ‘Tarihi Kentler ve Ermeniler’ dizisinin dördüncü kitabı İzmir, bu kozmopolit liman şehrine, 13. yüzyılın ortalarından 1922 yılına dek İzmir’in ticari, kültürel ve sosyal hayatının en önemli aktörlerinden olan Ermenilerin tarihinden bakıyor. Kitapta, ticari ve etnik gruplar arası ilişkiler, eğitsel ve kültürel çalışmalar ve mimarinin yanı sıra, İzmir Ermenilerinin ‘Aydınlanma Dönemi’ne şekil veren matbaacılık faaliyetleriyle edebi eser ve çevirileri de mercek altına alınıyor. Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında İzmir’de yaşananlar ve 1922 Yangını bir makalede İzmirli Ermenilerin tanıklıklarında, başka bir makalede ise bu dönemde İzmir’de bulunan Henry Miller ve Ernest Hemingway’in yazılarında karşımıza çıkıyor.

Anadolu’nun çok katmanlı tarihini anlamamıza yardımcı olan Tarihi Kentler ve Ermeniler dizisi kapsamında daha önce ‘Bitlis ve Muş’, ‘Van’ ve 'Harput’ ciltleri yayımlanmıştı. 

₺27,00KDV Dahil
₺36,00 KDV Dahil
Toderini hem Avrupa’da yazılmış Türk tarihi, edebiyatı ve kültürüne ait kitapları elde etmiş hem de İstanbul’da kitapçılarda/sahaflarda bulduğu Farsça, Arapça el yazmalarını, İstanbul’da basılmış Türkçe eserleri satın almış ve onları incelemiştir. Ayrıca yazarın İstanbul’daki kütüphanelerde de çalıştığı eserdeki ifadelerinden anlaşılmaktadır. 

Türklerin 18. yüzyıldaki kültür ve edebiyat dünyasının hem medreseleri, kütüphaneleri, matbaası ve bastıkları kitapları ile yarattıkları maddi kültür değerlerini hem de İstanbul ve İstanbul dışındaki medreselerde, diğer sosyal çevrelerde ve sarayda çeşitli bilim, müzik, sanat ve felsefeye dair öğretilerle oluşan zihinsel, ruhsal, insanî değerlerini bir bütün hâlinde Toderini’nin eserinde bulmak mümkündür. Eserde aynı zamanda İstanbul’daki sosyal ve ferdî yaşantılar, hayat tarzları hakkında da bilgi edinilebilir. Çünkü Toderini sadece İstanbul’daki medreseleri, kütüphaneleri, matbaayı ve onlarla ilişkili tarihî olayları anlatmamış, kendi yaşantılarını, tanıştığı yerli ve yabancı kişileri, onlarla kurduğu ilişkileri, kendi merak alanlarını da anlatan âdetâ bir hatıra kitabı da kaleme almıştır. İşte bu yüzden Toderini renkli anlatımlarla, hayattan alınmış çeşitli kesintilerle, enteresan gözlemlerle dolu bir eser meydana getirmiştir. Eser, mütercim Mehmet Serdar Bekar’ın emeği ile akıcı, saydam ve kolay anlaşılır bir üslûba sahiptir. Ayrıca Toderini samimi bir üslûp kullanmış, düşündüğünü açıkça ifade etmekten çekinmemiş ve objektif bir gözlemci olarak Türklerin örf ve âdetlerini, zihinsel yapılarını, hayat tarzlarını tespit etmiştir. Türkleri övmüş olmasına rağmen Toderini zaman zaman onları tenkit eden objektif tespitler de yapmıştır. 

Gönül Tekin
₺26,25KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil
Kıtanın kökenlerinden günümüze, Avrupa’nın zengin tarihine bir bakış 
İster deneyimli bir tarih meraklısı ister yolun başında bir çaylak olun, Avrupa Tarihi For Dummies tutku, güç ve entrikayla dolu bir kıtanın tarihi için mükemmel bir rehberdir. Bildiğimiz Avrupa’yı meydana getirmiş olan felaketler, zaferler, güç mücadeleleri ve siyasetin içinde, Roma dönemi kalıntılarından ve Rönesans’tan dünya savaşlarına ve Eurovision’a uzanan büyüleyici bir seyahat yapın. Geçmişi tekrar canlandırmak için gerçeklerle ve hikayelerle dolu olan bu kitap Avrupa ve onun 21. yüzyıldaki dönüşümü hakkında güncellenmiş bilgiler sunuyor. Avrupa Tarihi For Dummies gerçeklerle eğlenceyi bir araya getirip geçmişi yeniden canlandırıyor. 

• Başlangıçta. Kıtanın kökenlerine bir bakış, ilk Avrupalılar ve Taş Devri’nde Avrupa. 
• Kadim tarih. Yunan şehir devletlerini keşfedin ve Roma İmparatorluğu’nun çalkantılı günleri hakkında bilgi sahibi olun. 
• Tünelin sonundaki ışık. Karanlık Çağlardan Kutsal Roma İmparatorluğu’nun, papaların ve Haçlıların Orta Çağ Avrupa’sına bir gezinti yapın. 
• Yeni fikirler ve yeni dünyalar. Osmanlı İmparatorluğu, Reformasyon, Rönesans ve Yeni Dünya. 
• En tepeye yükseliş. Avrupa’nın Sanayi Devrimi’ne öncülük edişini, kontrolünü ve hakimiyetini dünyaya yaymasını izleyin. 
• Paramparça. Devrimler ve dünya savaşları kıtayı lime lime ediyor. 

Kitabı açın ve 
• Taş Devri’nden 
• Bilgi Çağı’na uzanan kapsamı 
• Kontrolden çıkmış Yunan ve Romalıları 
• Kaleler, şövalyeler ve Kara Ölüm’ü 
• Reformasyon ve neden olduğu kargaşayı 
• Tabii ki, Napolyon’u 
• Fransız Devrimi ve milliyetçiliğin yükselişini 
• Avrupa ve imparatorlukları 
• İki dünya savaşı ve Rusya’da devrim çağını inceleyin.
₺20,25KDV Dahil
₺27,00 KDV Dahil
₺93,75KDV Dahil
₺125,00 KDV Dahil
Efelik zor iştir; haksızlığa, zulme, baskıya isyandır. Onurlu bir dik duruş, bir başkaldırı destanıdır. Ege’de efelik Umur Bey’le başlar, Mustafa Kemal Atatürk’le biter. Yedi yüz yıllık bir süreçte çeşitli aralıklarla Ege’de yaşar. Bazen Börklüce Mustafa, Birgili Cennetoğlu, Atçalı Kel, Sinanoğlu, Yörük Osman, Çakıcı olup dağlara çıkar. Bazen de Kurtuluş Savaşı yıllarında Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe olup Ege’de düşmana meydan okur. 
Umur Bey, efelerin efesidir. Ege’de efelik teşkilatını kuran kişidir. Hayatının tamamı cephelerde geçen Umur Bey, henüz on altı yaşındayken Aydınoğulları’nın başbuğu olan babası Mehmet Bey tarafından İzmir’e vali olarak atanmıştır. Döneminde pek çok kitap Türkçeye çevrilmiştir. Fatihten 115 yıl önce, Mora Yarımadası’nda gemileri karadan yürütmüş, Ege’yi Türk gölü haline getirmiştir. 
Efeleri yazmaya başlarken Umur Bey’den Atatürk’e efelik diyerek yola çıkmıştık. Atatürk’ün baba soyu da Aydınoğulları döneminde Ege’ye gelen, Yavuzköy, Söke yöresine yerleşen, Kızılhafızlar lakaplı bir yörük boyudur. Söke’den baba soyu Selanik’e, ana soyu ise Karamanoğullarından Selanik’e gelmiştir. Mustafa Kemal’in damarlarındaki efe kanı hep harlamıştır. Ölümünden önce Sarı Zeybek oyununu çaldırarak, bir yay gibi sıçrayıp efe oyunu oynaması kimbilir, belki de genlerin açığa vurmasıdır. 
Ege yöresinde, “Zefiros” diye bir söz vardır. “Ege’de esen gençlik rüzgârı” anlamında kullanılır. Bu rüzgâr insanları iri, diri, uzun ömürlü, dikbaşlı yapar. Umur Bey’le başlayan efelik tarihi, Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyetini kurmasıyla bitmiş, efelik efendiliğe dönüşmüştür. Efelik artık Atatürk’ün yolundan giderek, bilgili, çağdaş yurttaş olmaktan geçmektedir.
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil
Bu eser, Hindistan'ın ulusal kahramanı Mahatma Gandhi'den önce İngiliz işgaline karşı direniş başlatan ve daha sonrada yolu Gandhi ile kesişen Ebu'l Kelam Azad'ın tutsak alındığı İngiliz sömürge mahkemesinde yaptığı ve bugün dahi güncelliğini koruyan destansı savunmasını içermektedir. 

Müslümanların öncelikle Hindistan'da yöneten pozisyonunu kaybedip yönetilen pozisyonuna düşmeleri, Hindistan'ın İngiltere tarafından sömürgeleştirilmiş olması, Hindu-Müslümanlar gözünde oldukça önemli bir yere sahip olan Osmanlı Hilafetinin çöküş sürecine girmesi, dünya genelinde Müslümanların artık siyasi arenada kendilerini temsil edebilme imkânından yoksun hale gelmeleri, Hindistan'da tüm bu durumun sorumlusu olarak görülen İngilizlere karşı güçlü bir mücadele sürecini başlatmıştır.  

Ölümsüz Müdafaa, böylesi bir ortamda yetişmiş ve hayatını Hindistan'ın İngiliz sömürgesinden kurtarılmasına adamış bulunan Ebu'l Kelam Azad'ın İngiliz mahkemeleri karşısında yaptığı savunmanın metnidir. Azad bu savunmasında özellikle, İslam'ın esaslarını ve iyiliği emredip kötülükten sakındırma ilkesini, İngiliz yönetiminin Hindistan'da yapmış olduğu zulümleri ve Müslümanların hak uğrunda ortaya koydukları mücadeleleri işlemektedir. Eser, aradan geçen yıllara rağmen canlılığını ve güncelliğini korumaktadır.
₺9,00KDV Dahil
₺12,00 KDV Dahil

Yöre tarihi hakkında yapılmış araştırmalar ya sınırlı kal­mış ya da başlangıcından günümüze bir bütün olarak ele alınmamıştır. Bu eserde Gâvurdağı (Binboğa), Amik Ovası ve Çukurova’nın tarihi ve kültürü MÖ. 2000 yıllardan 1923 e ka­dar bir bütün olarak ele ortaya konulmuştur

Eser, İlk çağdan günümüze kadar; Çukurova Gâvurdağı, Amik ve Kınık Ovaları ( İskenderun Ayas arası) tarihi ile yöre­deki Türkmen aşiretleri hakkında yazılmış olan yegâne derli toplu bir kaynak olmaktadır. Eser Kinet ( İsos) Höyüğü, İsos Sa­vaşları, Kozanoğulları Derebeyliği Küçükalioğulları, Fırka- Is­lahiye, yöredeki Türkmen aşiretleri ve cemaatleri vb. hakkında keşif mahiyetinde pek çok bilgi içermektedir. Eserin oluşması için Osmanlı Arşivlerinde, Özerli, Azizli, Üzeyroğulları, Payas Sancağı, Üzerli Sancağı, Çaylı vb başlıklarında özetlenmiş, 628 belge ile Payas Sancağı ve İskenderun başlıklı 5600 Osmanlı arşiv belgesi ile 600 den fazla kaynak da taranmıştır.

Eser Türkmen Aşiretleri bağlamında Gâvurdağı âşık edebi­yatı arasındaki ilgiyi de ortaya koymaya çalışmış; Gâvurdağı âşıklık geleneğine zemin hazırlayan sosyal ve kültürel unsur­ları da ortaya koyacak şekilde hazırlanmıştır.

 

₺28,50KDV Dahil
₺38,00 KDV Dahil
Geçmişten bugüne  Hasan Sabbah ve Nizariler için gizemli, mistik ve efsanevi bir profil çizildi. Gerçeklik ve efsane arasında anlatılan tarihleri filmlere ve romanlara konu oldu. Birçok kişinin öğrendiği, okuduğu ve inandığı uydurma hikayelerin gerçekliği bu kitapta açıklanmaya çalışıldı. Alamut Kalesi’nde gerçekten cennet bahçesi var mıydı? Fedailer gerçekten ölüme atladılar mı? Haşhaş kullandılar mı? Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ve Nizamü’l Mülk arkadaş mıydı?  Hasan Sabbah tarafından kurulan yapı devlet mi teşkilat mı tarikat mı? Selçuklu Devleti ve ordusuna nasıl sızdılar? Alamut’taki suikast listeleri, hücre evleri vb. daha birçok merak edilen konunun iç yüzü tarih meraklılarına yeni bir bakış açısı kazandıracaktır.
₺13,50KDV Dahil
₺18,00 KDV Dahil

Milletler için sadece yurt tuttukları coğrafya değil seçemedikleri komşuları da kaderleridir. Bugünkü coğrafi konumları ve münasebetlerinden daha derin manalar ifade edecek şekilde Türkler ile Moğollar tarihin kadim iki komşularıdır. Cihan devleti kurmuş bozkırın kudretli iki kavminin kaderini tarih adeta birbirine bağlamıştır. Bu durum günümüzde farklı cevaplanan birçok sorunun ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bilinmezlik ve belirsizlik içeren konulara yaklaşımlar ve merak edilen, tartışılan meselelerin karşılıkları; tarihin başlangıç noktasında başka, tarihi süreçte ve günümüzde başka başka olmaktadır.

Türk ve Moğol tarihinin, dilinin, kültürünün bilinmesinin, anlaşılmasının ne kadar önemli olduğunu ülkemizdeki çeşitli anlayışlar bir kez daha göstermiştir. Bu bağlamda Türk ve Moğol araştırmacıların kaleminden hazırlanan Türk-Moğol Tarihi kitabı, merak edilen konulara ve sorulara ilmi verilerle açıklamalar getirmektedir. Kitap sadece geçmişe değil, stratejik açıdan dünyanın adeta kalpgâhı olan Türkistan'ın geleceğine de ışık tutmaktadır.

₺22,50KDV Dahil
₺30,00 KDV Dahil
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ilk ve tek eşi Latife Uşakizade ile 1922 yılında İzmir henüz düşman işgali altındayken Uşakizade Köşkü’ne yapılan bir ziyarette tanışır. Eğitimini özel okullarda ve yurtdışında tamamlayan Latife Hanım, Atatürk için gelecekte görmek istediği modern Türk kadını imgesinin karşılığı olur. 
İzmir’in ve Anadolu’nun Yunanlılardan kurtarılmasının ardından bu tanışlık 29 Ocak 1923’te evliliğe dönüşür. Bu nikâh, 1926’da yürürlüğe girecek olan Medeni Kanun’da yer alan resmi nikâhın ilk örneğidir. Gazi Mustafa Kemal Paşa ile Latife Hanım 5 Ağustos 1925 tarihine kadar evli kalırlar. Latife Hanım bu evlilik boyunca yapılan yurtiçi gezilerde Atatürk’e eşlik eder, onunla birlikte Anadolu’yu dolaşır. 
Latife Mustafa Kemal, Uşakizade Köşkü’nde başlayan ve Çankaya Köşkü’nde sonlanan bu evliliğe giden yolu, evlilik yıllarını ve Latife Hanım’ın Gazi’siz geçen 50 yıllık yaşantısını Uşakizade ailesinin, Atatürk ile Latife Hanım’ın o yıllarına tanık olan kişilerin ve bu konuda yapılan araştırmaların eşliğinde sergiliyor.
₺15,00KDV Dahil
₺20,00 KDV Dahil